SupersatForum  

Dini Bilgiler Üzerine Konular (Başka Konu Açmayınız)

 SUPERSATFORUM ÇEŞİTLİ HABERLER Katagorisinde ve  İslamiyet Ve İnsan Forumunda Bulunan  Dini Bilgiler Üzerine Konular (Başka Konu Açmayınız) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. SupersatForumdaki Bu ...


Geri Git   SupersatForum > SUPERSATFORUM ÇEŞİTLİ HABERLER > İslamiyet Ve İnsan
Özel Arama

İslamiyet Ve İnsan İslamiyetle ilgili tum bilgiler.Peygamberimizin hayatı,Din alimleri hakkında bilgiler burada


Cevap
 
LinkBack Konu Araçları Gösterim Biçimleri
Eski 16-09-2015, 14:39   #21 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan


SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-09-2015, 14:39   #22 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-09-2015, 14:40   #23 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-09-2015, 14:42   #24 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-09-2015, 14:43   #25 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-09-2015, 14:46   #26 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-09-2015, 14:47   #27 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-09-2015, 14:50   #28 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-09-2015, 14:51   #29 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-09-2015, 11:02   #30 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Phone 43 Gıybet Hastalığı'ndan Nasıl Kurtuluruz...

Gıybet Hastalığı'ndan Nasıl Kurtuluruz...
SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

YİRMİ BEŞİNCİ SöZüN Birinci Şulesinin Birinci Şuaının Beşinci Noktasının, makam-ı zem ve zecrin misallerinden olan birtek ayetin, mu'cizane altı tarzda gıybetten tenfir etmesi, Kur'an'ın nazarında gıybet ne kadar şeni birşey olduğunu tamamıyla gösterdiğinden, başka beyana ihtiyaç bırakmamış. Evet, Kur'an'ın beyanından sonra beyan olamaz; ihtiyaç da yoktur.

İşte “Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” Hucurat Suresi, 49:12. ayetinde altı derece zemmi zemmeder, gıybetten altı mertebe şiddetle zecreder. Şu ayet bilfiil gıybet edenlere müteveccih olduğu vakit, manası gelecek tarzda oluyor.

Şöyle ki:
Malumdur, ayetin başındaki hemze, sormak, “aya” manasındadır.
O sormak manası, su gibi, ayetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede bir hükm-ü zımni var.

İşte, birincisi, hemze ile der:
aya, sual ve cevap mahalli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin birşeyi anlamıyor?

İkincisi “Hoşlanır mı?” lafzıyla der:
aya, sevmek ve nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever?

Üçüncüsü “Sizden biri.” kelimesiyle der:
Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimaiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder?

Dördüncüsü: “Etini yemek.” kelamıyla der:
İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı dişle parçalamayı yapıyorsunuz?

Beşincisi “Kardeşinin.” kelimesiyle der:
Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevisini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi azanızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?

Altıncısı: “ölü halde.” kelamıyla der:
Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?

Demek, şu ayetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delaletiyle, zem ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur.
İşte, bak, nasıl şu ayet icazkarane altı mertebe zemmi zemmetmekle, i'cazkarane altı derece o cürümden zecreder.

Gıybet, ehl-i adavet ve haset ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silahtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül edip istimal etmez.

Nasıl meşhur bir zat demiş:

Yani, “Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. çünkü gıybet, zayıf ve zelil ve aşağıların silahıdır.”

Gıybetin Tarifi ;

Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.

Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir:

Birisi: Şekva suretinde bir vazifedar adama der, ta yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın.

Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesai etmek ister, seninle meşveret eder. Sen de, sırf maslahat için, garazsız olarak, meşveretin hakkını eda etmek için desen: “Onunla teşrik-i mesai etme. çünkü zarar göreceksin.”

Birisi de: Maksadı tahkir ve teşhir değil, belki maksadı tarif ve tanıttırmak için dese: “O topal ve serseri adam filan yere gitti.”

Birisi de: O gıybet edilen adam fasık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak aşikare bir surette işliyor.

İşte bu mahsus maddelerde, garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir.
Yoksa, gıybet, nasıl ateş odunu yer, bitirir; gıybet dahi a'mal-i salihayı yer, bitirir.

Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit “Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zatı mağfiret et.” Suyuti, el-Fethu'l-Kebir, 1:87. demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, “Beni helal et” demeli.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-09-2015, 11:38   #31 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Phone 43 Her Gün Kelime-i Şehâdet Okuyalım ve Yazalım

Her Gün Kelime-i Şehâdet Okuyalım ve Yazalım...
SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.


أشْهَدُ أنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَأشْهَدُ أنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu

Anlamı:
"Şehâdet ederim ki; Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki; Hz. Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür."
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-09-2015, 11:39   #32 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-09-2015, 11:44   #33 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Phone 43 Gelin bu bölümde Efendiler Efendisine Salavat getirelim..

Gelin bu bölümde Efendiler Efendisine Salavat getirelim..
SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

Allah Resûlü'ne bir sahabi; bütün salavatımı senin için kılıyorum deyince, Bu senin hem dünya, hem de ahiret ile ilgili işlerin için kâfidir buyurmuştur.

Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.(el-Ahzâb, 56)

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed..
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed..
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed..
cafi bunu beğendi.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-09-2015, 11:47   #34 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
cafi bunu beğendi.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-09-2015, 16:11   #35 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

Nasıl bir Hızır bekliyordun?
Akşehir Kaymakamı Ahmed Ağa'ya:

- Ahmed Ağa, demiş siz hep görüşüyorsunuz, bir de bana göster Hızır Aleyhisselâmı!..

Ahmed Ağa, Kaymakamın talebine yuvarlak çerçeveli bir cevap vermiş:

- Oğlum, nasibse görürsünüz inşallah! demiş.

Ahmed Ağa'nın hayranlarından olan Kaymakam, bir Ramazan günü, iftara yakın, iftar sofrasına oturmuşlar, ailecek iftar topunu bekliyorlar... Kaymakam sigara tiryakisiymiş. Kaymakam tiryakiliğin verdiği ruh haliyetiyle beklerken, kapısı üç kez çalınmış. Çıkmış bakmış Kaymakam, kapıda bir adam:

-Biseciii! Bise alırmısınız efendiii?

Arkasında da bir deve, geviş getiriyor geve geve.

Ne desin Kaymakam?

- Ne bisesi be adam? Biseyi ne yapayım ben?

- Peki efendi kızma! Bizden sorması, sanki ısmarlamış gibiydiniz de... Hadi iftar-ı şerifler hayrolsun! demiş, çekmiş devesinin yularını:

- Biseciii! Bise alan, katran alan...

Kaymakam kapıyı kapatıp da sofraya dönerken, mırıldanıp kendi kendine içinden: Allah Allaaah! Bu saatte bise mi satılır be adam? Mübarek iftar vakti... Fesûbhanallah! çekmiş.

Bir müddet sonra tekrar Ladik'e gittiği zaman:

- Aşk olsun Ahmed Ağa, bize Hızır Aleyhisselâmı daha göstermeyecen mi Hacı Babam? diye sitem etmeye kalkınca, Ahmed Ağa:

- Size de aşk olsun hay guzum! Kapınıza gelen Hızır'ı kovarsınız, ondan sonra da gelir bize sitem yaparsınız! demiş.

Kaymakam şaşkınlık içinde:

- Ne demek o? Ne zaman geldi Hacı Babam? diye sorunca, Ahmed Ağa:

- Ramazanın son günlerinde, siz sofrada beklerken kapınıza bir Biseci geldi mi?

- Geldi?

- Devesinin semerindeki katran küplerine dikkat ettin mi, semere bağlı mıydı, değil miydi?

- Ben bu tiryaki kafasıyla nerden dikkat edecem ona Hacı Babam?

- İçeceksen sen iç cigarayı oğlum! Cigara seni içmesin!... Hem sen nasıl bir Hızır bekliyordun? Yakası kartlı, kravatlı birini mi bekliyordun? Kolalı gömlekli, ütülü pantolonlu birini mi bekliyordun? Neyse... Gördün işte gayrı... Görmedim diyemezsin! Kaçırdın ammaa, gördün işte yine de... demiş ve teselli etmiş Kaymakamı, Ahmed Ağa, ama.... Kaymakam epey eyvah çekmiş tabiii..
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-09-2015, 22:14   #36 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

Nasreddin hoca ve tasavvuf
Hocanın gerçek adı Nasreddin’dir.Daha sonra ‘hoca’ lakabını almıştır.
Babası Abdullah Efendi
Annesi Sıdıka hanımdır.

Babası köyde imam olup vefatından sonra bu görevi hoca yürütmeye devam etmiş, daha sonra molla Mehmet aadında birine bırakarak Akşehire gitmiştir.
Hoca ilk tahsilini babasından okuma yazma öğrenek yapmıştır.Daha sonra Arapça ve Farsça’yı öğrenen Nasreddin hoca, Sivrihisar ve Konya medreselerinde ilim tahsil etmiştir.Ayrıca hoca, fıkıh ilmini tahsil etmiş ve Kuranı ezberlemiş kuvvetli bir hafızdır.

Nükteli sözleri, zarif latifeleri ve hikmetli fıkraları ile şöhreti tüm dünyaya yayılan Nareddin Hocanın kişiliğini tanımak çok önemlidir.Hayatın yoksulluklarını üler yüzle karşılayan hoca Nasreddin, insanların bencil yönünü taşlarken merhametsiz, toplumun değersiz ve yanlış inançlarını alaya alırken de tavizsiz dir.Çünkü onun amacı halıyı yırtmak değil, silkelemektir.İnsanların nefsi heva ve heveslerini bir mürşid-i kamil olarak terbiye etmektir.

Nasreddin Hoca bazı fıkralarında olduğu gibi saf ve basit bir görünüm arzetmesine rağmen o, Kuran’ı hıfzetmiş, bir kaç kelam ve fıkıh kitabı okumuş, hatta hayatının bazı dönemlerinde bizzat kendiside müderrislik yapmış bir hocadır.Alında sadece ilim için büyük bir hürmet beslediği söylenemez.Nasreddin Hocanın sufilik yönüde vardır.Bir takım zahiri ilimler öğrenerek kendisini alim zannedenlerden değildir.Bir gün karısının çocuğunu uyutamadığını görünce, fıkıh meselelerini içeren Kudüri kitabını açarak yüksek sesle okumaya başlar.Hayretle bu hareketin sebebini soran karısına ”Camide bu kitabın okunduğu zaman mollaların uyuduğuna bakılırsa çocuğa afyon gibi tesir eder” der.

Dini görevi sebebiyle sık sık kudretli kişilerle de karşı karşıya gelen Nasreddin hoca’nın bunlarla mücadelelerinde huy ve karakterinde bir şey değişmediğini görüyoruz.Ne makam sahiplerinin makamlarıi ne zenginlerin varlıkları onun gözünü kamaştırmaz.

Nasreddin Hocanın Seyyid Mahmud Hayrani’ye intisab ettiği ve Hoca pir Ebi, Hoca Cihan, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Akşehirli Bilgin Sinaneddin vb. sufilerle aynı coğrafyada yaşadığıve onlarla temaslar kurduğu, şeriata bağlı hatta şeriat hadimi olduğu öteden beri bilinen bir gerçektir.

Nasreddin hocanın fıkraları, insanları kahkalara boğan ve sırf güldürmek maksadıyla söylenmiş sözler değildir.Aksine dinleyen ve gülen kişileri biraz sonra düşünmeye sevkeden birer hikmet pırıltısıdır.Hoca halkın cehaletinden kaynaklanan olayları ve yanlışları mizah yoluyla yerme ve düzeltme işlevini yapmıştır.

Asrın 20. asrın Yunus Emresi olarak belirtilen İsmail Emre sohbetlerinde sık sık Nasreddin Hoca’nın latifelerine yer vermiş, onun büyük bir mutasavvıf olduğunu ve latifelerin tasavvufi hakikat ile tasavvufi ahlakı telkin ettiğini söylemiştir.
Bu görüş aslında Nasreddin Hoca fıkralarını, taklitlerinden ayırmak için şaşmaz mihenktir.Emre’ye göre Nasreddin Hoca, hem isnat hemde istinat merkezi olmuştur. Arifler, mutasavvıflar kendi sözlerini tesir etsin diye Hoca’ya atfetmiştir.Hoca’ya bazende müstehcen fıkralar isnat edilmiştir ki, bunlar asla Hoca’nın değildir, uydurmadır, iftiradır.

Remzi Oğuz Arık, İsmail Emre’nin Nasreddin Hoca’nın fıkralarına getirdiği tasavvufi yorumu ilk etapta bir iddia olarak zannetmişse de aldığı cevaplarla hayretini gizleyememiştir.Söz konusu bu durum şöyle cereyan etmiştir.Remzi Oğuz Arık ile İsmail Emre, Adana’da Dr. İhsan Önal’ın delaletleriyle ilk tanışmalarında bu mevzu üzerine konuşulurken, Remzi Oğuz, Emre’ye ”Madem Nasreddin Hoca fıkralarının tasavvufi bir mana taşıdığını iddia ediyorsunuz, ben size bir fıkra anlatayım, siz bunu tasavvufa tatbik edin” diyerek şu fıkrayı anlatır:
Nasreddin Hoca’nın bir evi varmış.Hoca bir gün evine diyor ki: ”Sen artık adamakıllı eskidin, neredeyse yıkalacaksın.Gel seninle bir anlaşma yapalım.Sen bana ne zaman yıkılacağını söyle, bende senin altında kalmayayım.” Ev de ”peki” diyor.Aradan epey zaman geçiyor.Bir gün ev yıkılıyor.Bereket versin ki Hoca evde değilmiş.Akşam hoca eve geliyor; bakıyor ki ev yıkılmış, ona:”Hani sen bana ne zaman yıkılacağını haber verecektin?” diyor.Ev de, ”Ben sana çok söyledim ama, sen anlamadın.Bir gün duvarım çatladı, bir gün sıvalarım döküldü, bir gün tuğlam düştü.Bunlar hep sana benim yıkılacağımı haber veriyordu.Bizim dilimiz böyledir.” diyor.
Emre’de fıkrayı şöyle şerh ediyor: ”Evi insan vücuduna benzetsek olmaz mı? Evin yıkılması da ölüm olsun. Duvarın çatlaması, sıvaların dökülmesi, tuğlaların düşmesi de hastalanmamıza, saçlarımızın, dişlerimizin dökülmesine benzetilmez mi?” Emre bu izahı yaparken hikmeti ilahi Remzi Oğuz, ağrayan dişine aspirin istiyor. Bunun üzerine İsmail Emre: ”İşte bakın ev, size bir tuğlasının düşmek üzere olduğunu haber veriyor.” deyince bu izah ve bu örnek Remzi Oğuz’un hoşuna gidiyor. Daha sonra Emre, latifenin gerçek anlamını: ‘‘Bu vücud binası, bir gün nasıl olsa ölüm zelzelesiyle yıkılacaktır. İş, bu ev yıkılmadan ‘ölümden evvel ölerek’ ebedi eve ‘emin beldeye’ yani bir kamil insanın gönlüne göç etmektir.” şeklinde tamamlıyor.

İnsan hayatı, aydınlanmaya götüren deneme ve yanılmalardan geçerek anlam kazanır.Bizler de bu yolla, aydınlanmanın gerçek kaynağına yaklaştığımız sürece ve ölçüde mutluluk yolunda yol kat edebiliriz.Nasreddin Hoca’nın ”evinde kaybettiği yüzüğünü, dışarısı içeriden daha aydınlık” diyerek kapı önünde aramsının hikaye edildiği nüktesinde olduğu gibi, aydınlanmayı gerçek dışı kaynaklada arayan bir kimsenin çelişkisine dikkat çekilmektedir.

HOCANIN BAZI LATİFELERİNDE İŞLENEN TASAVVUFİ KONULAR VE ŞERHLERİ

Latife
Nasreddin Hoca’ya:”Her saba halkın kimi o yana, kimi bu yana gider, sebebi nedir?” Diye sromuşlar.Hoca:”Eğer hepsi aynı yöne gitseler, dünyanın dengesi bozulur, devrilirdi” cevabını vermiş.

Şerh
Hocamız Cenab-ı Hakkın Kuran’da ki:”Onlardan kimisi kendine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır.İşte büyük fazilet budur.”(Fatır 32) – ”Dünya hayatında onların geçimlerini biz paylaştırdık.Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık.Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.”(Zuhruf) ayetlerine işaretle insanların farklı farklı alanlarda çalıştığını, değişik duygu ve düşüncelere sahip olduğunu ve Hakk’a ulaşmak için farklı metodlar, yollar takip ettiklerini ifade etmektedir.Hocamız bu latifesi ile aynı zamanda tarikatlara işaret etmektedir.Çünkü Allah’ ulaştıran yollar çoktur.Ancak herkesin yapısı aynı değildir.Mesela Kadiri tarikatında nefis ile mücadele ön planda olurken, nakşibendi tarikatında nefis ikinci planda tutulmaktadır.Dolayısı ile insanların aynı yolada olmaları beklenemez.
<>

Latife
Nasreddin Hoca’nın iki karısı varmış.Bir gün birini bir kenara çekip kendisine mavi bir boncuk vermiş.”Al bunu sakla sakın ortağına bir şey söyleme” demiş.Bir başka zamanda ötekine de bir mavi boncuk verip aynı şeyi söylemiş.Bir gün kadınlar, Nasreddin Hocanın hangisini daha çok sevdiği hususunda bahse ve münakaşaya girmişler.Anlaşamayınca, meseleyi Nasreddin Hoca’ya sormuşlar.”Hangimizi daha çok seviyorsun?” Hoca ikisine de manalı manalı bakarak:”Mavi boncuk kimdeyse onu” demiş.

Şerh
Hoca, aile hayatında bile sergilemiş olduğu örnek yaşantısı ile bizlere nice ders ve öğüt vermektedir.Tasavvufta şeyhin saliklere olan mesafesi aynıdır.Ancak saliklerin aklında bazen ”şeyhimiz acaba hangimize daha çok yöneliyor” sorusu geçebilir.Belki bir başkasına dah çok iltifat ettiğini görerek yanılabilir.Ancak latife de olduğu gibi el vermek mavi bir boncuktur ve herkim de bu boncuk varsa şeyhin ona olan ilgisinde bir eksiklik yoktur, herkes bu konuda eşittir.Yeterki onda şeyhine karşı bir eksiklik olmasın…
<>

Latife
Bir gün ahibbasından birisi, Hoca’ya rica eder:
-Senin ifaden düzgündür, bize bir mektub yazıver.Hoca sorar:
-Mektub nereye gidecek?
-Bağdat’a
-Bu garip başım Bağdat’ı da mı görecek?
-Neden Bağdata gitmen icab ediyor?
-Bunu bilmeyecek ne var? Benim yazım gayet fenadır.Ancak ben okuyabilirim.Yazdığım mektubu yine ben okumalıyım ki münderecatı anlaşılsın.

Şerh
Nasreddin hoca bu latifesi ile Mürşid-i Kamilin gerekliliğini anlatmıştır.Hakikat, kitaplardan okumakla anlaşılsaydı, mürşide lüzum ve gerek kalmazdı.Bir okul talebesi okumayı öğrenmiştir ama, lise kitaplarını okuyup anlayabilir mi? Öğrenmek için mutlaka hocaya ihtiyacı vardır.Nasreddin hoca:”Ancak ben izah etmeliyim ki anlasınlar” demiştir.Yani tasavvuf, kitap okumaya, metin ezberlemeye dayanmaz.Akli sitidlal ile de ilgili değildir.Yani nazari değil tecrübidir.Bu özelliğinden dolayı ”tasavvuf, kal (söz) ilmi değil hal ilmidir” denmiştir. ”Tatmayan bilmez” sözü de buna işaret etmektedir.Yani bir kimse tasavvufi eserleri okuyarak sufi yada şeyh olmaz.Halbuki bir kimse tefsir ilimlerini okuyarak müfessir olabalir.
Tasavvuf ilminin bir mürşid nezaretinde talim edilmesi zorunluluğu, onun kitablardan öğrenilmesini imkansız kılmıştır.İnsan, mürebbiesinin karşısına geçecek, onun gözünden, sevgisinden gıda alacak ki istifade edebilsin.
Mürid, mürşidinin ruhaniyetine muhabbet yoluyla teveccüh edince mürşidin ruhaniyeti onun batınında feyz tesiri gösterir.Bu feyz, beşeri zaaf ve sıfatları izale ederek mürid, tedricen şeyhinin boyasına boyanır.Bu sevgi sonucu meydana gelen kalbi beraberlik, şahsiyet transferi ve aynileşmeyi doğurur.Yani mürid nefsinin kötü huylarından kurtularak şeyhinin iyi ve güzel vasıflarıyla donanır.
<>

Latife
Yedi kör bir nehrin kenarına gelmişler; karşı tarafa geçmek istiyorlar, fakat nehrin geçit yerini bilmiyorlar, göremiyorlar.Orada beklerken ayak seslerinden anlıyorlar ki bir adam suyun öbür yakasından kendilerine doğru geliyor.Soruyorlar:”Sen kimsin?” Adam:”Ben Nasreddin Hocayım” diyor. Körler:”Madem sen suyun geçidini biliyorsun bizi de geçir, sana para verelim.” diyorlar.Hoca onlara:”Olur, adam başına iki mangır alırım” diyor.Körler razı oluyorlar.Hoca onlara:”Gözü bir parça ışık gören elimden tutsun” diyor.Körler Hocanın dediği gibi yapıyorlar.Hoca önde, körler arkada, el ele nehrin ortasını bulunca, sondan iki körün ayakları kayıyor, suya gidiyorlar.Arkadaşları feryadı basıyor:”Aman iki arkadaşımız suya giti!” Nasreddin Hoca dönüyor bunlara:”Ne bağırıyorsunuz be!” diyor ”İki kör suya gittiyse dört mangır eksik verin.”

Şerh
Bu alem de hiç durmadan akan zaman nehri içinden geçen bir geçittir.Bizler Allah’a ulaşan yolu bilmiyoruz.Yolu bilmediğimiz için bir kör ile aynı değeri taşıyoruz.Kör gremediği için bulamaz, biz ise bilmediğimiz için bulamıyoruz.Eğer biz de bir Allah adamının yani mürşid-i kamilin elinden tutmaz isek bu geçidi geçemeyiz.Geçidi geçemeyenlerin kıymeti de iki mangır değerindedir.
Kısaca Nasreddin Hoca, insanların hakikate ulaşma yyönünden kör olduklarını bu sebeple de Hakka ulaşmak için bu yolun büyüklerine, mürşitlerine ihtiyaç olduğunu ve bunlara intisab edilmesi gerektiğinie işaret etmektedir.
<>

Latife
Akşehir çocukları, ceplerine birer yumurta alarak Nasreddin Hoca’yı da yakalayıp zorla hamama götürürler.Soyunurlar, yıkanırlar.Hoca göbek taşında yatarken evvelden anlaştıkları üzere içlerinden biri der ki:
-Çocuklar’ Gelin bir oyun oynayalım.Oyunda kazanamayan hamamın parasını geri versin, olmaz mı?
-Nasıl bir oyun?
-Herkes bir yumurta yumurtlasın.Yumurtlamayan, hepsinin hamam parasını versin.Nasıl?
Çocuklar hep bir ağızdan bağırırlar:
-Oluuur.
Nasreddin Hoca da kendileriyle beraber geldiği için ona sorarlar:
-Bu işe sen ne dersin?
Konuşmanın başından beri onları dikkatle dinleyen Hoca, sesini çıkartmamış.Onun sükutunu ikrar telakki eden çocuklar, birer birer gıdaklamaya başlarlar, peştemallarının arasına evvelce sakladıkları yumurtaları çıkarıp Hoca’ya gösterirler.
Bunun üzerine Hoca ayağa kalkar, ellerini, kollarını çırpıp sallayarak horoz gibi öter:
-Öörü’ ööööö!
Çocuklar bu ummadıkları hareket karşısında şaşırırlar:
-Ne yapıyorsunuz efendim amca?
-Ne yapacağım oğlum bu kadar tavuğa elbette bir horoz lazım…

Şerh
Tasavvuf yolunun salikleri masivadan sıyrılarak nefs terbiyesi hamamına girdiklerinde içlerinde onları hak ve hakikata ulaştıracak olgun bir yol gösterici, kamil bir mürşid bulunması gerekir ve salikler de bu kamil insanın kimya gibi tesirli nefesinin etkisiyle huzura ulaşmadıkça, kendi kendine latif şeyler, gerçekler, ledün ilmi ve sevgisi hasıl olmaz.

Sonuç olarak Nasreddin Hocamızın ilmi yönü kadar tasavvuf yönüde vardır.Kendisi Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim’e intisab ederek manevi yolda nasblenmiş bir insandır.Latifelerinde de nefs, nefs terbiyesi, fakr, mürşid, mürşidi kamilin gerekliliği, şeriat-tarikat-hakikat-marifet, rabıta, tevessül, erbain, irşad, zikir, sabır, kanaat, tevekkül, ihlas gibi tasavufi konular işlenmiştir.
…………………
Daha geniş malumat içn yazımızı alıntıladığımız Dr. Selami Şimşek’in Buhara yayınlarından çıkan Nasreddin Hoca ve Tasavvuf adlı eserine bakabilirsiniz…
SupersatForumdaki Bu Adresi (linki) Görmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-2015, 08:29   #37 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

Nefse Öğüt
Her gördüğün şeyi alma lisana!
İnsan, dili ile uğrar ziyana.

Görünüşte dilin cirmi küçüktür,
Fakat cürmü, yaptığı iş büyüktür.

Pişman olur, düşünmeden konuşan,
Kesilir nice baş, dökülür çok kan.

Kimi bir söz söyler düşer hataya,
Sözünü bilmeyen uğrar belaya.

Kâfir olur, bir sözüyle Müslüman,
Bir söz ile gider, kalbinden iman.

Diline sahip ol, boş söz söyleme!
Su-i zannı bırak, gıybet eyleme!

Elin ayıbını ağzına alma!
Sonra pişman olup, saçını yolma!

Bulunmaz, ayıpsız, kusursuz insan,
Ancak Rabbimizdir, kusursuz olan.

Nasıl kusur etmez, dünyada insan?
Ona düşman iken nefsiyle şeytan.

Kusur araştıran, hiç dost bulamaz,
Noksandır o, kâmil insan olamaz.

Kusursuz bir insan, olmaz muhakkak,
Kulunun yüzüne vurmaz onu Hak.

Hakiki dostluğa eyle riayet!
Hoca kusuruyla dostu kabul et!


Resul-i Ekrem’in öğüdünü tut!

(Ya hep hayır söyle yahut et sükût!)
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-2015, 08:32   #38 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

İlim Genç İken Öğrenilmeli
Peygamber Efendimiz (a.s.m.) "Gençliğinde ilim öğrenen taştaki damga gibi, yaşlılığında öğrenen ise, su üzerine yazı yazan gibidir" (Keşfü-l Hafâ, 2: 66) buyurarak, gençlikte öğrenilen ilmin daha kalıcı olduğunu belirtmiştir.
Gençlikte öğrenilen ilmin kalıcı olmasını sağlayan birkaç nokta vardır.

Bunlardan birincisi, gençlik yıllarında beynin ezberleme kabiliyetinin daha güçlü olmasıdır. Bunun için ilim öğrenmek çocukluk yaşlarından itibâren başlamaktadır. Kur'an ezberleme faaliyetine de çocuk yaşlarda başlanır. Süfyan bin Uyeyne (r.a.) dört yaşında iken Kur'an'ın tamamını ezberlemiştir. Bugün de 8-9 yaşında olup hafızlığını tamamlayan çocuklar vardır.

Gençlikteki ilmi kalıcı kılan diğer bir sebep, bu dönemin zaman bakımından elverişli olmasıdır. İlim öğrenmek, dikkat, tekrar ve üzerinde yoğunlaşmayı gerektirir. Kişinin zaman bakımından en rahat olduğu dönem ise, gençlik çağıdır. Yıllar ilerledikçe iş-güç, çocuk-çoluk sahibi olunmakta, ilme ayrılan zaman azalmakta, hattâ hiçe inmektedir.

Bir başka sebep, yıllar geçtikçe beynin ilgi ve dikkat alanlarının dağılmasıdır. Gençlikte ise, ilgi alanları daha azdır. Bunun için genç ilim üzerine yoğunlaşabilir. Yaşlılıkta ise aynı yoğunluk sağlanamaz.

Belki gençler karşılaştıkları birçok problemi sıralayıp, ilim öğrenmenin önündeki engelleri mazeret olarak gösterebilirler. Ancak gençlik devresi ne kadar sıkıntılı ve problemli de olsa, ilim öğrenmek için en elverişli yıllardır.

Bununla birlikte, Peygamberimizin bize tavsiyesi, "Beşikten mezara kadar ilim öğrenmek"tir. Çünkü yine onun buyurduğu gibi, "İlim öğrenmek kadın erkek bütün Müslümanlara farzdır."

Gençlerimizi ilim öğrenmeye teşvik eden bir başka hadis de şudur:

"Bir genç ilim ve ibâdet içinde yetişir, olgunlaşırsa, Allah Kıyâmet Günü ona yetmiş iki sıddîkın sevabı kadar sevap verir." (Taberânî'nin Kebir'inden)

Gençlere çok büyük bir müjde verilen bu hadiste, ilimle ibâdet birlikte zikredilmektedir. Buradan ilim öğrenmenin tek başına yeterli olmadığını, onun tatbik edilmesi gerektiğini anlıyoruz.

Nitekim Peygamberimiz (a.s.m.), "İnsanlar helâk oldu, âlimler müstesnâ. Âlimler de helâk oldu, ilmini uygulayanlar müstesnâ. Onlar da helâk oldu, ihlâslı olanlar müstesnâ. İhlâslılar da büyük bir tehlikenin üzerindedirler" buyurmuştur.

Demek ki tek başına ilim öğrenmek yetmemekte, bu ilmi ihlâsla tatbik etmek gerekmektedir.

Peygamberimiz (a.s.m.) bir başka hadislerinde, "Âlim ve ilim Cennettedir. Âlim ilmiyle amel etmeyince ilim ve amel Cennette olur; âlim ise Cehenneme gider" buyurarak, konuya dikkat çekmiştir.
Şu hadisten de, "ilmiyle amel eden kimseye Allah'ın bilmediğini de öğreteceğini" anlıyoruz:


"İlim İslâmın hayatıdır, îmanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini de öğretir."

Demek ki, öğrendiği ilmi ihlâsla tatbik eden, aynı zamanda yeni bilgileri daha kolay öğrenmiş olur.
Şüphesiz ki, "ilim öğrenme" faaliyeti, okullardaki eğitimden ibâret değildir. Okullardaki eğitim, dinî ağırlıklı olsa bile yetersizdir.


"İlim öğrenmek" ve sonuçta "âlim olmak" çok mühim ve çok zordur. Nitekim şu hadisler, "âlim" olmanın ne büyük bir makam olduğunu gösteriyor:

"Âlimler yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halifeleri, benim ve diğer peygamberlerin vârisleridir."

"Âlimler önderdirler. Takvâ sahipleri efendi ve reistirler. Bunlarla oturup kalkmak hayır ve iyiliği arttırmak demektir."

"Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Göktekiler onları sever. Öldüklerinde tâ Kıyâmete kadar denizdeki balıklar kendilerine Allah'tan mağfiret dilerler." (Câmiüssağîr: 5703-5704 ve 5705)

Bunlara, "Âlimin yüzüne bakmak ibâdettir" ve "Âlimin uykusu da ibâdettir" gibi hadisleri de eklediğimizde, "âlim" olmanın çok büyük bir makam olduğu anlaşılıyor. Nitekim Yüce Peygamberimiz (a.s.m.), "Ümmetimin âlimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidirler" diyerek bu yüksek rütbeye ulaşmanın pek kolay olmadığını gösteriyor.

Tabiî ki bizim hedefimiz, gücümüzün ve kabiliyetlerimizin elverdiği ölçüde çalışmak, ilmimizi arttırmak ve onunla amel etmek olmalıdır.

Hangi çağda olursa olsun, eğitim kurumları sadece ilim öğrenmenin yolunu gösterir, rehberlik eder. Yoksa bazı okullardan diploma almak ilmi hakkıyla öğrenmek değildir. Aslolan kişinin kendi gayretini de devreye sokmasıdır. Böyle bir kişi, sürekli öğrenme isteğiyle dolup taşar.

Burada önemli bir problem de hangi ilmin öğrenileceği hususudur.

Mü'minlerin öğrenebileceği ilim ikiye ayrılır. Birisi zarurî ve vazgeçilmez olan, diğeri zarurî olmayandır.

Zarurî ilim, dinin temel konularıdır. İnanç esaslarını, ibâdetlerin nasıl yapılacağını öğrenmek bunlardandır.

Diğer kısmı ise, nâfile olandır.

İlki, dini ilimleri özet olarak bilmekse, ikincisi teferruatlıca öğrenmektir.

Bir mü'min, bilhassa îmanla ilgili bilgileri çok iyi ve derinlemesine öğrenmelidir. Neye, niçin inandığını etraflıca kavramalıdır. Çünkü ilimlerin şâhı ve padişahı îman ilmidir.

Başta namaz olmak üzere ibâdetle ilgili konuları öğrenmek, nelerin helâl nelerin haram olduğunu bilmek şarttır.

Neyin sevap neyin günah olduğunu bilmeyen kişi, Allah'ın rızâsını nasıl kazanacaktır?

Kur'an okumasını öğrenmek ve belirli yerlerini ezberlemek, ilmihal bilgisi edinmek, hadis okumak ilim öğrenmenin besmelesidir. Bunların ileri kademesi ise, başta îman ilmi olmak üzere her bir dalda derinleşmektir.

İlimle amel arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için şu hadisi de aktaralım:

"Amellerin hangisi daha üstündür?" diye sorulan bir suale, Peygamberimiz (a.s.m.), şu cevabı vermiştir:

"Allah'ın isim ve sıfatlarını bildiren ilim her şeyden üstündür."

Suali soran sahabe, "Ya Resûlâllah, biz ilmin faziletini sormadık, amellerin en üstününü sorduk. Siz ise ilim diye cevap verdiniz, Peygamberimiz şöyle devam etti:

"Allah'ı bildiren ilimle birlikte olan amel, ne kadar az olursa olsun, insana fayda verir. Allah'ı tanımadan işlenmiş ameller ise insana fayda sağlamaz."

Burada unutulmaması gereken bir nokta vardır. İlimden murat, sadece dinî ilimler değildir. Dünya hayatımızla ilgili ilimler de çok mühimdir. Her bir ilim, Allah'ın isimlerinin tecellisini anlatır ve Onun bir ismine dayanır.

Bu bakımdan zarurî dinî bilgileri aldıktan sonra dünyevî ilimlerde derinleşen bir kimse de ilim öğrenme sevabı kazanmış olur. Özellikle bu çağda dünyevî ilimler çok ilerlediğinden, mü'minlerin de bu sahada dünya çapında başarılar elde etmesi gerekir. Çünkü, îmânın emrinde olan dünyevî ilimle mânânın yön verdiği madde çok mühim bir güçtür.

Konumuzu şu hadisle bağlayalım:

"Allah'tan faydalı ilim isteyiniz. Faydasız ilimden de Allah'a sığınınız." (Câmiüssağîr:4702)

Yazar:Cemil Tokpınar
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-2015, 08:35   #39 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

İslam Dini'nde Doğru Bilinen Yanlışlar - Gerçek Veli ve Dost Kimdir ?
Elimizden geldiğince doğruları sade ve öz bir biçimde açıklıyorum... İnsanları yanlış yola sevketmek çok zalimce bir davranış. Zira insanları "Şeyh" diye tabir edilen kişilerin etekleri altında Allah ile aracı yapıyorlar... Bu çok zalimce bir iş. Eskiden Mekkeli müşrikler de yaptıkları putları Allah ile arasındaki aracı olarak görüyorlardı. Bu hususta bir çok ayet eski devirdeki sapkınlığı gözler önüne sermiştir. Bir çok tasavvuf ehli de çıkıp diyordu ki orada işaret edilenler müşrik ve kafirdir. Biz değiliz. Bu olayı isterse Allah açıklamaz ve aydınlatmazdı ve biz de onşar gibi olabilirdik.

Buradaki maksat hem Allah'ın merhametini görmek hem de bizlere öğüt vererek onlar gibi duruma düşmemizi önlemesi... Kur'an'da ki bir çok ayet zaten öğüt amaçlıdır. Örnekler verilmesi de bu yüzdendir. Şimdi eski bir topluluğun günahını ve sapkınlığını Kur'an'ın açıklaması sadece o toplumu mu ilgilendiriyor. Tabi ki hayır.

Bize Kur'an yol gösterici olarak indirilmiştir o halde eski zamandaki olaylardan ders çıkarıp bir daha eskisi gibi olmayalım diye düşünüp tutalım diye öğüt almamızı Kur'an istemektedir. Bu manadan olaya baktığımız zaman insanlar eskide olduğu gibi "putları" değil de insanları veya ölüleri Allah ile aramıza aracı katma gayretindeler.

Bu eski müşrik inancı ile aynı ve benzer özellikte değil mi ? Put yerine canlı bir insanı veya ölmüşü aracı katmak... İşte Allah ibret alalım diye Kur'an'da buna benzer olayları açıklamış zira O çok merhametlidir ve olmuş ve olacakları bilir. Bu maksatla bize önceden 1400 sene öncesinden haber vermiş. Bizim de yapmamız gereken şudur ki böylesi oyunlara gelmeyelim. Kur'an'da Allah dostlarından elbet de bahseder. Lakin bir çok ayette Allah kendinden Veli yani dost olarak bahseder. Bu ayetleri inceleyelim;

Bakara Suresi 107. Ayette "Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır." der yüce Allah. Burada ki ayetin manası apaçıktır. "Size" derken iman eden insanlar kast ediliyor. Burada ki muhatap bizleriz. Allah muhatabı olan bizlere Kendinden başka "Veli" yani "Dost" olmadığını apaçık ifade ediyor. Ve ardın da bizlere Kendinden başkasının yardımcı olamayacağını da vurguluyor. Allah'ın "Veli" ile "Yardım" kelimesini aynı ayette kullanması bir tesadüf değildir. Burdaki yüksek mantık ve şuur ile insana öğüt vermektedir. Zira Allah ilimde herşeyin üstündedir. Bu ayette "Veli"'nin yani dostun bir insan olmadığını apaçık bildirmiş yardımın da bir insandan değil kendinden istenmesi gerektiğine de dikkat çekilmiştir...

Bakara Suresi 257. Ayette "Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar." der Yüce Allah. Bu ayette çok güzel yerlere değinilmiştir. Günümüzdeki tasavvuf inancında "Şeyh, gavs, veli" gibi kulların insanları karanlıktan aydınlığa çıkardığı söylenir. Lakin bu işin gerçek sahibi Yüce Allah'tan başkası değildir. Hiç kimse Allah'ın hidayete erdirmediği bir kulu karanlıktan aydınlığa yani doğru yola iletmesi mümkün değildir. Bu ayette biz iman edenlerin dostunun yani "velisinin" Allah olduğu vurgulanmış aynı ayette bizi doğru yola iletecek olan tek kişinin Yüce Allah olduğu apaçık gösterilmiştir. İnsanlar ancak ve ancak Allah'ın doğru yoluna yönelmesi ise yani Allah'ın bizi aydınlığa çıkarması O'nun ipine sarılmakla mümkündür. Lakin "Tağut" kelimesine değinnmek de istiyorum. Allah'ı dost edinmeyenlerin dostunun da tağut olacağı bildirilmiştir. Bir çok tasavvuf anlayışında ise "Şeyhi Dost edinmeyenlerin veyahut şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." denir... Lakin bu ayet o kadar manidar ve güzeldir ki... Ayette İman edenlerin Tek dostunun Allah olduğu apaçık bir şekilde bildirilmiş olup sadece ve sadece Allah'ı dost edinmeyenlerin dostunun ise "tağut" olduğu söylenmiştir. Tağut ise Allah'ın yolundan saptıran şeytan, şeytana dost olmuş kişiler demektir...O halde Şeyhe dost olmayan değil Allah'a dost olmayanın dostu şeytanmış! İnsanlar okumadıkları ve anlayamadıkları için o kadar kandırılmaya ve korkutulmaya müsait ki... Bakara Suresi 257. ayetini şu ayetle de bağdaştırmak istiyorum;

Âli İmrân 103. ayette "Toptan Allah'ın ipine (İslam'a, Kur'an'a) sarılın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini anın: Düşmandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar." der Yüce Allah. Bu ayetten de anlaşılacağı üzere bizleri doğru yola ileten "ip" diye tasvir edilen yol İslam ve Kur'an yoludur.

Bakara 257. ayette ise bizleri Doğru Yola iletenin ancak Allah olduğuna dikkat çekilmiş; Âli İmrân 103. ayette ise bunun nasıl olacağı açıklanmıştır... Buna göre Biz iman edenlerin rehberi ve doğru yolu Kur'an üzerine olmalıdır ki bizlerin "dostu" Allah olsun ve bizleri karanlığa düşmekten korusun...

Âli İmrân 103. ayette ise çok güzel yerlere dikkat çekilmiştir. Allah'ın rahmetinin kaynağının biz iman edenler için Kur'an olduğu apaçık bir şekilde "Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar." bu son cümlede açıklanır. Âli İmrân 103. ayetin son cümlesinde yüce Allah Kur'an ayetlerini biz doğru yola erişelim diye apaçık bir şekilde ayetlerini açıkladığını bildirmiştir. Bu da yüceler yücesi Allah'ın ne kadar merhametli olduğunu apaçık gösterir. Bu manalardan elde edeceğimiz sonuç ise şu olmalıdır;

Bizler Allah'ın ipine (Kur'ana, İslam'a) sımsıkı sarıldığımız müddetçe Allah'ın biz ile dost olacağını ve bizi ancak kendisinin doğru yola ileteceğini ve bu yolda bize merhamet ederek koruyacağını ve sadece dar zamanlarımızda değil her zaman kendinden yardım isteyeceğimizi anlamalıyız... Ayrıca "Şeyhi" ve bu gibi kişileri değil yalnızca Allah'ı dost edineceğimizi ve ayrıca sadece Allah'a dost olmayan kişilerin dostunun şeytan olacağını da unutmayalım...

"Veli" yani dost geçen başka ayetleri tekrar incelemeye geçelim.

Âli İmrân 3. Ayette "Doğrusu onların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur." der yüce Allah. Bu ayette de Mümin Kullara dostun Ancak ve Ancak Allah olduğuna dikkat çekilmiştir. Müminliğin göstergesi olarak da Peygamber (O dönemin Peygamberi Hz İbrahim) olan Hz İbrahim aracılığı ile Allah'ın emir ve yasalarına uymak olarak anlaşılıyor ayette. Buna göre Allah'ın emir ve yasaklarına uyanlar mümindir ve müminlerin Dostu da yüceler Yücesi Allah'ın ta kendisidir...

Nisa Suresi 45. ayette "Allah sizin düşmanlarınızı çok iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter. Ve yardımcı olarak da Allah yeter." der yüce Allah. Bu ayetten açık ve net olarak gerçek bir dost ve yardımcı olarak hiç kimse değil sadece Allah'ın yeter olması anlaşılıyor. Bu ayete göre mümin bir kulun yalnız ve yalnız dostu Allah'tır. Ve mümin bir kula sadece yardım edecek olan da Allah'tır. Zira yüceler yücesinden kim daha güçlü ve merhametli olabilir ki ?

Nisa Suresi 123. Ayette "Öteki alemdeki kurtuluş; ne sizin vahye dayanmayan kuruntularınızla, ne de bize de kitap verildi diyen, önceki toplumların kuruntularıyla gerçekleşecek değildir. Kim bir kötülük yaparsa, onunla cezalanır, kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı da bulamaz." der Yüce Allah. Bu ayette öteki alemdeki kurtuluşun vahye yani Allah'ın ayetine dayanmayan kuruntular ile olacağı ne de önceki toplulukların kendisine kitap verildiğini söyleyen topluluklarının kuruntusu ile olacağına vurgu yapılmaktadır. Yani burada ki asıl dikkatleri "vahye" dayanmayan kuruntulardan sözlerden bahsetmek istiyorum.

Burda apaçık bir şekilde Allah'ın ayetlerine dayatılmaya çalışılan ve doğru gösterilmeye çalışılan yalanlar olduğunu anlamaktayız. Bunu günümüzde de görebilmekteyiz ne yazıkki. Kur'an'da olmayan ibareleri varmış gibi cahil halka dayatarak onları kandıranların kuruntusu yani sözleri öteki alemdeki kurtuluş olmayacağı ve yüzden bu kötülüğü yapanların da cezalandırılacağı vurgulanmaıştır. Ve bu ceza görülürken de bir insan Allah'tan başka bir dost ve kurtarıcı da bulamayacaktır. Zira Fatiha Suresi bunun nedenini apaçık açıklamıştır; ""Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir." der yüce Allah... Buna göre "din gününün" yani "müminlerin hesaba çekileceği günün" tek sahibin yani tek söz ve hüküm sahibin Allah olduğunu bu ayetten anlarız.

Apaçık bir çok ayette de görüyoruz ki "Din gününde" ve "günlük yaşamımızda" Allah'tan başka ne bir dostumuz ne de yardım edenimiz vardır... Bu manada bizler yalnız ve yalnızca Allah'tan yardım dilemeli; ibadetimizi, tövbemizi, dileklerimizi aracısız olarak Allah'a karşı yapmalıyız... Lakin bu metinden de şu sonuç çıkarılmasın; bizler "Veli" kulları inkar etmiyoruz. Lakin "veli" kulların görevi sadece Allah'ın doğru yolunu göstermek ve tebliğ etmektir. Bu amacın dışındakiler ise birer tağuttur...

Zira Allah ile kul arasına aracı olmak, onları şirk batağına sürüklemek, Allah'tan başka kişileri aracı katarak şefaat dilemek, himmet (yardım) dilemek, ölülerden medet ummak insanları açıkça şirk bataklığına sürükler. Zira her işin sahibi yerin ve göğün tek sahibi, gaybı bilen insanın içindekileri gaybı bilenin Allah olduğunu asla unutmamamız gereklidir. Bunun dışında kendilerine "Allah'ın veli kulu" diyenler Kur'an'ı bence yeniden gözden geçirmelidirler
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-10-2015, 17:34   #40 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.384
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1174
Beğendikleri: 336
Varsayılan

Peygamberimiz Hz.Muhammed'in (s.a.v.) Şefkat ve Merhameti
Pek fazla merhametli olan Peygamberimiz (s.a.v), ümmeti hakkında son derece şevkatli, merhametli idi. Ümmeti hakkında daima kolaylık yönünü tercih buyururdu. Namazda iken bir çocuğun ağladığını işitse ona merhameten namazını hafifçe kılar (kısaltır), çocuğun sesini durdurmak isterdi. Hele haktan kaçınanların hallerine pek acır, hidayete ermeleri için dua ederdi.

O büyük peygamberin, O mukaddes râsulün merhameti yalnız insanlara değil, hayvanlara, ağaçlara, ekinlere de idi. Mûte savaşında bulunacak olan İslam ordusuna hitaben şu mealde öğütler vermiştir:

“Allahu Teâlâ’nın adına sığınarak O’nun ve sizin düşmanlarınızla harp ediniz. Fakat gideceğiniz yerlerde dünyadan soyulmuş rahipler göreceksiniz, onlara asla dokunmayınız. Kadınlar ile çocuklara şevkatle muamele yapınız, hurma ve diğer meyve ağaçlarını kesmeyiniz, evleri yıkmayınız.”

Hicretin onuncu senesinde idi ki, muhterem oğlu Hz. İbrahim, henüz on altı aylık bir masum olduğu halde vefat etmiş, kızı Fatımatü’z-Zehra (r.anha)’dan başka evladı kalmamıştı. Bir gül goncası gibi açılmadan solan o masumun haline acıyarak ağlamış, mübarek gözlerinden şebnemler gibi yaşlar serpilmişti. Orada bulunan İbn-i Avf (r.a) :”Ya Rasûlallah! Sen de mi ağlıyorsun?” deyince, şanı yüce Peygamber (s.a.v) Efendimiz:

“Gözümüz ağlar, kalbimiz mahzun olur. Fakat bizden Allah’ın rızasına aykırı bir söz çıkmaz.” (Buhari) diyerek ruhundaki yüce hassasiyetini göstermiştir.

Kısacası O Peygamberi Zişan’ın mukaddes varlığı, bütün kainat için Allah’ın büyük bir rahmetidir. Bunun içindir ki hakkında:

“Rasûlüm! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya Sûresi, ayet 107) ayet-i kerimesi nazil olmuştur.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali / Ömer Nasuhi Bilmen (r.a)
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Etiketler
(başka, açmayınız), bilgiler, bölümde, dini, efendiler, efendisine, gelin, getirelim.., gifler., gün, gıybet, hareketli, hastalığı'ndan, islami, kelime-i, konu, konular, kurtuluruz..., nasıl, okuyalım, salavat, yazalım, İslami, üzerine, şehadet


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Gösterim Biçimleri

Yazım Kuralları
Yeni konu açma izniniz yok.
Mesajlara cevap yazma izniniz yok.
Mesajlarınıza dosya / resim ekleme izniniz yok.
Mesajınızı değiştirme izniniz bulunmuyor.

BB kod - Açık
Yüz İfadeleri are Açık
[IMG] kodları Açık
HTML kodları Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Varsayılan Zaman Aralığı: GMT +3. Saat 17:58.



Powered by: vBulletin Version 3.8.10 Beta 1
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
Copyright © 2005-2016 SupersatForum İnternational®, All Rights Reserved



User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.2.2 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.
www.supersatforum.com Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız Bize Ulaşın linkinden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.