SupersatForum  

Dini Bilgiler Üzerine Konular (Başka Konu Açmayınız)

 SUPERSATFORUM ÇEŞİTLİ HABERLER Katagorisinde ve  İslamiyet Ve İnsan Forumunda Bulunan  Dini Bilgiler Üzerine Konular (Başka Konu Açmayınız) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Şunlardan Uzak Dur İyiliği başa kakandan uzak dur! Namazda riya gördüğünden uzak dur! Hayvana eziyet edenden uzak dur! Namazı sevmeyenden ...


Geri Git   SupersatForum > SUPERSATFORUM ÇEŞİTLİ HABERLER > İslamiyet Ve İnsan
Özel Arama

İslamiyet Ve İnsan İslamiyetle ilgili tum bilgiler.Peygamberimizin hayatı,Din alimleri hakkında bilgiler burada

Like Tree6Beğeni

Cevap
 
LinkBack Konu Araçları Gösterim Biçimleri
Eski 18-10-2015, 08:07   #61 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan


Şunlardan Uzak Dur

İyiliği başa kakandan uzak dur!



Namazda riya gördüğünden uzak dur!



Hayvana eziyet edenden uzak dur!



Namazı sevmeyenden uzak dur!



Baba ve annesine gülümsemeyenden uzak dur!



Münafık tipli insandan uzak dur!



Hakaret eden insandan uzak dur!



Dine, kitaba hakaret edenden uzak dur!



Cimri olandan uzak dur!



Merhametsiz insandan uzak dur!



Çocuk başı okşamayan, çocuk eli öpmeyenden uzak dur!



Kendinden büyüğüne el öptürenlerden uzak dur!



Ezanı duyduğunda istifini bozmayandan uzak dur!



Allah'ın ve dinin sıcaklığını istismar edenden uzak dur!



Yüce Allah'a ve dine kin besleyenden uzak dur!



Gücü varken fakire vermeyenden uzak dur!



Sözü ve özü bir olmayandan uzak dur!



Şu Müslümanlar var ya diye başlayıp kusur sayandan uzak dur!



Bize hadis ve sünnet, mezhep ve tasavvuf lazım değil, kabir azabı yok, kader yok, şefaat yok diyenden uzak dur!



Çamur atan, sahtekardan, dedikoducudan uzak dur!



Kısacası; vicdanın, aklın, imanın, vahyin onaylamadığı her şeyden ve herkesten uzak dur!



İçkiden, kumardan, zinadan, faizden uzak dur!
Merhametsiz insandan uzak dur!
Fitneyi, kaosu, iç kavgayı, destekleyenden uzak dur!
Bulunduğu yere göre kıvrılan şahsiyet düşkününden uzak dur.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-10-2015, 07:18   #62 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Bid'atleri ancak "ateş" temizler!
Kalp hastalıklarından en tehlikelisi, bid'attir. Yani yanlış, bozuk itikattır... Bilhassa zamanımızda Müslümanların çoğu, bu kötü hastalığa yakalanmışlardır. His organları ile anlaşılamayan, hesap ile ulaşılamayan şeylerde akıl yürütmek insanı bu hastalığa sürükler...
Aklın ermediği ve yanıldığı şeylerde akla uyarak hareket etmek cahilliktir. Böylelerini fen adamı, filozof sanarak onlara uymak felakettir. Onları taklit etmek ahirette çok büyük sıkıntılara sebeb olur...
İnsanın kendi aklı ile bu ince, hassas bilgileri bulması mümkün değildir. Herkes kendi aklı ile bu bilgileri bulmaya çalışırsa, yeryüzündeki insan sayısı kadar bozuk düşünce, itikat ortaya çıkar. Herkesin düşüncesi, anlayışı, fikir yapısı bir değildir. Dünyalık meselelerde bile insanlar başka başka düşünmektedirler. Dünya işlerinde böyle olunca, aklın ermediği ahiret bilgilerinde doğruyu bulmak hiç mümkün olur mu?
Bu durumda, inanmış her Müslümanın yapması gereken şey, kendi aklını devreye sokmadan, hakiki İslâm âlimlerinin bildiklerine tabi olmaktır. Onlar imanın nasıl olması lâzım geldiğini bildirmişlerdir. Doğrusu da budur.
Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) ve Eshabının itikatlarını, doğru olarak tesbit edip bizlere bildiren, sadece Ehl-i sünnet âlimleri olmuştur. Zaten ben "Ehl-i sünnet itikadındayım" demek, "Onlar nasıl inanmışlar ise ben de onlar gibi inandım" demektir.
Düzgün itikat çok önemlidir. Çünkü, yapılan bütün ibadetler buna bağlıdır. İtikadı bozuk olanın yaptığı bütün ibadetleri geçersizdir, kabul olunmazlar. Yaptığı ibadetleri onu cehennem ateşinden kurtaramaz.
Demek ki, önce doğru bir itikat sahibi olmak lâzım gelir. Yetmiş üç fırkanın tek kurtulanı Ehl-i sünnet inancına sahip olanlardır. Diğer yetmiş ikisi dalâlet fırkasıdır. Yetmiş üç "altın"ın içinde "hakiki" olanı budur. Öbürleri sahtedir!..
Bid'atleri ancak "ateş" temizler!
Kalp hastalıklarından en tehlikelisi, bid'attir. Yani yanlış, bozuk itikattır... Bilhassa zamanımızda Müslümanların çoğu, bu kötü hastalığa yakalanmışlardır. His organları ile anlaşılamayan, hesap ile ulaşılamayan şeylerde akıl yürütmek insanı bu hastalığa sürükler...
Aklın ermediği ve yanıldığı şeylerde akla uyarak hareket etmek cahilliktir. Böylelerini fen adamı, filozof sanarak onlara uymak felakettir. Onları taklit etmek ahirette çok büyük sıkıntılara sebeb olur...
İnsanın kendi aklı ile bu ince, hassas bilgileri bulması mümkün değildir. Herkes kendi aklı ile bu bilgileri bulmaya çalışırsa, yeryüzündeki insan sayısı kadar bozuk düşünce, itikat ortaya çıkar. Herkesin düşüncesi, anlayışı, fikir yapısı bir değildir. Dünyalık meselelerde bile insanlar başka başka düşünmektedirler. Dünya işlerinde böyle olunca, aklın ermediği ahiret bilgilerinde doğruyu bulmak hiç mümkün olur mu?
Bu durumda, inanmış her Müslümanın yapması gereken şey, kendi aklını devreye sokmadan, hakiki İslâm âlimlerinin bildiklerine tabi olmaktır. Onlar imanın nasıl olması lâzım geldiğini bildirmişlerdir. Doğrusu da budur.
Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) ve Eshabının itikatlarını, doğru olarak tesbit edip bizlere bildiren, sadece Ehl-i sünnet âlimleri olmuştur. Zaten ben "Ehl-i sünnet itikadındayım" demek, "Onlar nasıl inanmışlar ise ben de onlar gibi inandım" demektir.
Düzgün itikat çok önemlidir. Çünkü, yapılan bütün ibadetler buna bağlıdır. İtikadı bozuk olanın yaptığı bütün ibadetleri geçersizdir, kabul olunmazlar. Yaptığı ibadetleri onu cehennem ateşinden kurtaramaz.
Demek ki, önce doğru bir itikat sahibi olmak lâzım gelir. Yetmiş üç fırkanın tek kurtulanı Ehl-i sünnet inancına sahip olanlardır. Diğer yetmiş ikisi dalâlet fırkasıdır. Yetmiş üç "altın"ın içinde "hakiki" olanı budur. Öbürleri sahtedir!..
Allahü teâlâ, Müslümanlardan, Peygamber Efendimizin ve Eshabının inandığı gibi iman etmelerini istemektedir.
Sevgili Peygamberimiz aleyhisselâm vefât edince insanlar dinlerini Eshâb-ı kirâmdan (aleyhimürrıdvan) öğrendiler. Hepsi aynı imânı, Ehl-i sünnet itikâdını kendilerinden hiçbir şey katmadan, Resûlullah Efendimizden öğrendikleri gibi naklettiler.
Mezhep imanlarımız, Silsile-i âliye büyüklerimiz ve diğer büyük âlimlerimiz bu saf ve doğru imânı kitap haline getirerek bize intikal ettirdiler. Bu büyüklerimize ne kadar dua etsek yine de azdır. Onlara ait olan kitapları çok okumalı ve onların gösterdiği yolda yürümeye gayret etmeliyiz...
Çok tehlikeli bir asra rastladık. Bid'atlar o kadar arttı ki sakınmak oldukça zorlaştı. Çamurlu bir yolda yürüyüp üzerine çamur bulaşmaması ne kadar dikkat gerektiriyorsa, bid'atlerden sakınmak ondan daha çok önemlidir. Çamur sıçrayan elbise su dökmekle temizlenir. Bid'atleri ise ancak "ateş" temizler!
İmam-ı Rabbani (kuddise sirruh) buyuruyor ki:
"İyi biliniz ki, bidât sahibi ile konuşmak, kâfirle arkadaşlık etmekten, kat kat daha fenadır."
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-10-2015, 07:20   #63 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Zikrin Faziletleri Hakkında Hadis-i Şerifler

Allah'ı zikretmenin faziletleri çok büyüktür. Zikrin faziletleri hadis-i şeriflerde şöyle anlatılmıştır:

“Kim bir yere oturur ve orada Allah’ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah’tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allah’ı zikretmezse, ona Allah’tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnâda Allah’ı zikretmezse, Allah’tan ona bir noksanlık vardır.” (Ebû Dâvud, Edeb 31, 107, hadis no: 4856, 5059; Tirmizî, Deavât 8, hadis no:3377). Hadis, Tirmizî’de şu şekilde gelmiştir: “Bir cemaat bir yerde oturur ve fakat orada Allah’ı zikretmez ve peygamberlere salât okumazlarsa, üzerlerine bir ceza vardır. (Allah) Dilerse onlara azab eder; dilerse mağfiret eder.” (Tirmizî, Deavât 8, hadis no: 3377)

"Her şeyin bir cilâsı vardır; kalplerin cilâsı da Allah'ı zikretmektir. İnsanı Allah'ın azâbından en çok koruyacak şey, ancak zikrullahtır." 'Allah yolunda cihad da mı (zikirden hayırlı) değil?' dediler. "Hayır, kesilinceye kadar vuruşsa dahi" dedi. (Buhârî, Deavât 5)
“Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: ‘Ben kulumun Beni sandığı gibiyim ve Bana dua ettiği, Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Kim Beni kendi nefsinde zikrederse (içinden geçirirse), Ben de onu kendi nefsimde zikrederim (içimden geçiririm). Kim Beni kalabalıkta, bir cemaat içinde zikrederse, Ben de onu, ondan daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. O, Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın (adım) yaklaşırım. O Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim. Kim Bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, Ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” (Buhârî, Tevhid 15, 35, 50; Müslim, Zikir 2, hadis no: 2675, 4/2061, Tevbe 1; Tirmizî, Deavât 142, hadis no: 3598)

“Allah’ı zikredenle zikretmeyen, diri ile ölü gibidirler.” (Buhârî, Deavât 67)

“İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misali, diri ile ölünün misali gibidir.” (Buhârî, Deavât 66; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn 211, hadis no: 779)

"Allah'ı unutarak lüzumsuz konuşmalara dalmayın. Çünkü Allah hatırlanıp zikredilmeden yapılan uzunca konuşmalar, kalbi katılaştırır.
Allah'tan en uzak olan kimse, kalbi katı olandır." (Tirmizî, Zühd, 62)

“Kim akşamdan temizlik üzere (abdestli olarak) zikredip uyursa (uyku bastırıncaya kadar Allah’ı zikrederse) ve geceleyin de uyanıp Allah’tan dünya veya âhiret hayırlarından bir şey isterse, Allah Teâlâ, istediğini mutlaka ona verir.” (Ebû Dâvud, Edeb 105, hadis no: 5042; Tirmizî, Deavât 100, hadis no: 3525)

“Allah’ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allah Teâlâ’yı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini 'aradığınıza gelin' diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semâsına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar: ‘Kullarım ne diyorlar?’ ‘Seni tesbih ediyorlar, Sana tekbir okuyorlar, Sana tahmîd (el-hamdü lillâh) okuyorlar. Sana ta’zim (temcid) ediyorlar’ derler. Rab Teâlâ sormaya devam eder: ‘Onlar Beni gördüler mi?’ ‘Hayır!’ derler. ‘Ya görselerdi ne yaparlardı?’ ‘Eğer Seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta’zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı’ derler. Allah tekrar sorar: ‘Onlar ne istiyorlar?’ ‘Senden cennet istiyorlar.’ ‘Cenneti gördüler mi?’ der. ‘Hayır Ey Rabbimiz!’ derler. ‘Ya görselerdi ne yaparlardı?’ der. ‘Eğer görselerdi, derler, ‘cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi.’ Allah Teâlâ
sormaya devam eder: ‘Neden istiâze ediyorlar (sığınıyorlar)?’ ‘Cehennemden istiâze ediyorlar’ derler. ‘Onu gördüler mi?’ der. ‘Hayır Rabbimiz, görmediler!’ derler. ‘Ya görselerdi ne yaparlardı?’ der. ‘Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı’ derler. Bunun üzerine Rab Teâlâ şunu söyler: ‘Sizi şâhid kılıyorum, onları affettim!” Rasûlullah (s.a.s.) sözüne devamla şunu anlattı: “Onlardan bir melek der ki: ‘Bunların arasında falanca günahkâr kul da var. Bu onlardan değil. O başka bir maksatla uğramıştı, oturuverdi.’ Allah Teâlâ; ‘Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki, onlarla oturanlar da onlar sâyesinde bedbaht olmazlar’ buyurur.” (Buhârî, Deavât 66; Müslim, Zikr 25, hadis no: 2689; Tirmizî, Deavât 140, hadis no: 3595)

“Namaz, oruç ve zikir; Allah yolunda infak (harcama) üzerine yedi yüz misli katlanır.” (Ebû Dâvud, Cihad 14, hadis no: 2498) (Bu hadisin izahı sadedinde İbn Kayyim, zikir ile cihad ilişkisi konusunda üç mertebe olduğunu ifade ederek, hem zikir ve hem cihadın birlikte yapılmasının en üst mertebe olduğunu belirtir. Âyetten delil getirir: “Ey iman edenler, düşman bir grupla karşılaştınızmı sebat edin ve Allah’ı çok zikredin ki başarıya erişesiniz.” (8/Enfâl, 45) “İkinci mertebe, cihad etmeksizin zikretmek. Bu, önceki mertebeden düşüktür. Üçüncü mertebe ise, zikretmeden cihad etmek; Bu her ikisinden de düşüktür.
Çünkü cihad, zikir sebebiyle konulmuştur. Cihaddan maksat, Allah’ın zikri ve ibâdetin sadece O’na yapılması, O’nun bir bilinmesi, O’nun zikri, sadece O’nun ma’bud kılınmasıdır. Zikir, mahlûkatın yaratıldığı gâyeyi teşkil etmektedir” der. (K. Sitte, 13/251)

"Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları kendi (arş'ının) gölgesinden başka hiçbir gölge bulunmayan (kıyâmet) gün(ün)de (arş'ının) gölgesinde gölgelendirecektir. (Bunlar Âdil imam (yönetici), Allah'a ibâdet ede ede yetişen genç, kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah için sevişen, O'nun için bir yere gelen; O'nun için birbirinden ayrılan iki kimse, kendisini mevkî sahibi ve güzel bir kadın (fenâlığa) dâvet ettiği halde: 'Ben Allah'tan korkarım' diyen adam, sol elinin verdiğini sağ eli duymayacak derecede gizli sadaka veren kimse ve tenha bir yerde Allah'ı zikrederek gözleri boşanan kimsedir." (Müslim, Zekât 91, hadis no: 1031)

"Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin huzurunda en temizini ve derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlısını, düşmanla karşı karşıya gelip siz onların, onlar sizin boyunlarınızı vurmaktan daha iyisini söyleyeyim mi?" buyurdu. 'Evet' dediler. "Allah'ı zikir" dedi. (Tirmizî, Deavât 6)

beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-10-2015, 07:21   #64 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Nisa Suresinin Örtünme İle İlgili Ayeti

Kadının yüzü ve elleri de görünen zinet yerleridir. Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas (r. anhüm) demişlerdir ki, görünen zinet kadının sürmesi ve yüzüğüdür. Abdullah b. Abbas (r. a.) her ne kadar kadının yalnız ayakkabısının ve çarşafının görülebileceğini41 belirtmişse de yüzün ve ellerin görülebileceğine dair deliller kuvvetlidir.

Bir gün Hz. Ömer hutbede,

Dikkatli olun, kadınların mehirlerini artırmayın.dedi.

Bunun üzerine hemen yanakların esmerin kırmızı kadın söze karıştı ve dedi ki, “Bu senin görüşün mü, yoksa Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’den mi duydun. Biz Allah-ü Teâlâ’nın kitabında, senin söylediğinin aksini buluyoruz. Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer bir kadını boşayıp yerine başka bir kadını almak istiyorsanız, ilkine kantar yükü altın vermiş de olsanız hiç bir parçasını geri almayın.

(Nisa Suresi 20 ayet )


Tövbe İle İlgili Ayetler

Her Mümin günah ile eskimiş tövbe ile yamanmıştır;Bunların hayırlısı tövbe halinde ölendir.
Ne Mutlu Yaptığı suçtan tövbe edip ağlayana.

Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.

Kim Allaha dayanırsa Ona yeter.Allah onun işini sonuca ulaştırır.

Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir...

Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.

Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ

Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.TEVBE SÛRESİ


Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. NİSA SÜRESİ
Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.TEVBE SÛRESİ
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-10-2015, 07:24   #65 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Temizlik ile ilgili Ayet ve Hadisi şerifler

Dinimiz İslâmiyet, temizliğe büyük önem vermiş, onu bir kısım ibadetlerin vazgeçilmez şartı, mukaddimesi ve anahtarı yapmıştır.

Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyurur:

Namazın anahtarı taharet, yani temizlik, başlangıcı tekbir, tamamlayıcısı da selâm'dır."

Temizlik bâzı ibâdetlerin ön şartı olduğu gibi, sıhhat ve âfiyetin vazgeçilmez unsurudur. Ayrıca rızkın artmasına da sebebidir.

Hadis-i şerifte:, Temizliğe devam et ki, rızkına genişlik verilsin." buyurulmuştur. Temizliği, sadece beden temizliğine hasretmek yanlış olur...
. Beden temizliği kadar, hattâ ondan da önce kalbi temizliği, niyet dürüstlüğü, ahlâk güzelliği gereklidir. Nitekim niyeti temiz olmayanın ibadeti halis olmaz, dolayısiyle, Allah katında kabûl görmez. Bu sebeble Müslümanda kalp temizliği ile beden temizliği birleşmeli, her ikisinin de temiz tutulması halinde kâmil bir Müslüman olunacağı bilinmelidir. Beden ve kalp temizliği, İslâm'ın temeli ve en mühim bir esasıdır.

Nitekim Resûlüllah Efendimiz: "İslâm, temizlik temeli üzerine binâ edildi" hadis-i şerifleriyle bu iki hususa işaret buyurmuştur. "Allah temizdir, temizleri sever" ikazı da, İslâm'ın temizlik esasını hatırlatan diğer bir hadis-i şeriftir.

İslâm'ın temizliğe ne derece ehemmiyet verdiğini gösteren bâzı hadis ve Ayet meâlleri: "İslâm temizdir. O halde siz de temizleniniz. Çünkü Cennete ancak temiz olanlar girecektir."

(Hadis-i şerif meâli)."Temizlik imanın yarısıdır."

(Hadis-i şerif meâli). "Temizlik iman(ın kemâlinden ve nurun)dandır."

(Ayet meâli). "Şübhe yok ki, Allah, tevbe edenleri de, (maddi - mânevi kirlerden) temizlenenleri de sever." (el-Bakare, 222).

Ayet: "(Bu abdest ve teyemmüm emriyle) Allah sizin için güçlük dilemez, fakat sizi tertemiz etmek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Tâ ki şükredesiniz." (el-Mâide, 6).

Ayyet: "Allah, üzerinize gökten yağmur indiriyor; onunla sizi pisliklerden temizlesin, diye." (el-Enfâl, 11).

Ayet: "Ey iman edenler namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)

Ayet: Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak sizden şeytanın pisliklerini gidermek
kalblerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu. (8/11)

Ayet "Elbiseni temizle. (74/4)

Hadisi şerifler:

Dinimiz İslamiyet'te temizlik ile ilgili Hadisler


(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olan girer.) Deylemi

Mümin pis olmaz.) Buhari

Her şeyi iyi temizleyin! Temizlik imana, iman da Cennete götürür.) Taberani

Temizlik imanın yarısıdır.) Müslim

Namazın anahtarı temizliktir.) Tirmizi
Ağzınızı temizleyin, ağzınız Kur'an-ı kerim yoludur.) Ebu Nuaym

Cuma günü yıkanın, misvak kullanın ve güzel koku sürünün.) Buhari

Yemekten önce ve sonra el yıkamak, zenginliğe yol açar, fakirliği giderir.) Ebuşşeyh

Evinin hayrını isteyen, yemekten önce ve sonra, elini ve ağzını yıkasın!) İbni Ebi Şeybe

Ağzınızı temizleyin! Kiramen katibin melekleri için, ağızdaki yemek artıklarının kokusundan daha kötü bir şey yoktur.) Deylemi

Sarmısak yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın, insanın rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.) Taberani

Gece namaz kılmak için kalkan kimse, ağzını misvakla temizlesin! Çünkü bir melek namazda Kur'an okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.) Deylemi

Elbiselerinizi yıkayın, fazla kıllarınızı temizleyin, dişlerinizi misvakla temizleyin, temiz, güzel giyinin! Nezafet sahibi olun!) İbni Asakir

Tırnaklarınızı kesip gömün! Ağzınızdaki yemek kırıntılarını temizleyin ve misvak kullanın!
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-10-2015, 07:53   #66 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Fatiha Suresi'nde bulunan ince sırlar
Peygamberimiz (S.A.V) bir hadiste bu önemli gerçeği şöyle anlatıyor:

"Allahu Teâlâ buyurdu ki: Ben namaz suresi olan Fatiha'yı kendimle kulum arasında yarı yarıya paylaştırdım. Yarısı Benim, yarısı da kuluma aittir. Bu vesile ile kulum bütün istediklerine kavuşacaktır.

Kul, 'Elhamdü lillahi Rabbi'l-âlemîn' (Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Bana hamdetti' buyurur.

Kul, 'Er-Rahmâni'r-Rahîm' (O Rahman'dır, Rahîm'dir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Beni methetti' buyurur.

Kul, 'Mâliki yevmiddîn' (Din Gününün Sahibidir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Beni tazim etti, işlerini Bana havale etti' buyurur.

Kul, 'İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn' (Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım isteriz) dediği zaman, Allah, 'İşte bu kulumla kendi aramdadır ve kulumun dilediği de onundur' buyurur.

Kul, 'İhdine's-sırâta'l-müstekîme sırâtallezîne en'amte aleyhim ğayri'l-mağdûbi aleyhim veleddâllîn' (Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna ilet. Gazabına uğramış yahut sapmış olanların yoluna değil) dediği zaman, Allah, 'İşte bu kulumundur ve kulumun istediği de onun hakkıdır' buyurur."

***

Kur'ân'ın en faziletli suresi Fatiha olduğu gibi, en faziletli âyeti de yine Fatiha'nın bir âyetidir.

Fatiha, sevabı bakımından İhlas Suresi gibi Kur'ân'ın üçte birine denk geliyor:

İbn Abbas'ın rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) bu hususu şöyle dile getirmiştir:

"Fatiha sevap bakımından Kur'ân'ın üçte birine denktir."

Bir işe başlarken Bismillah denmesi gerektiği gibi, Fatiha okunması da tavsiye ediliyor.

Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Hayırlı bir iş Elhamdülillah ile başlamazsa sonu kısıktır, bereketsizdir."

***

Fatiha'yı okuduktan sonra "Veleddâllîn" deyince hemen arkasından "Amin" demek sünnettir. "Amin"in önemini ve Allah katındaki yerini Peygamberimiz'den (a.s.m.) öğreniyoruz.

"Amin, mü'min kullarının diliyle Rabbülâlemin'in mührüdür."

Fatiha muhtevası ve manası, zenginliği ve içinde barındırdığı derinlik itibarıyla da bambaşka bir güzelliğe sahiptir.

İmam Buhârî'nin rivayetine göre, Hasan Basrî bu konuda şöyle diyor:

"Allah bütün semavî kitapların ilmini Kur'ân'da; Kur'ân'da mevcut olan ilimleri de Fatiha Suresi'nde toplamıştır. Fatiha'nın tefsirini öğrenen bütün semavî kitapların tefsirini öğrenmiş gibi olur."

***

Fatiha maddi ve manevi her derde deva, her hastalığa şifa ve her sıkıntıya ilaçtır.

Abdülmelik bin Umeyr'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (a.s.m.) bu hakikati şu sözleriyle dile getirmiştir.

"Fatiha Suresi her derde devadır."

"Fatiha bütün dertlere karşı şifadır."

"Fatiha Suresi, zehirden kurtulmak için bir şifadır."

Fatiha nazara, göz değmesine karşı da bir şifa kaynağıdır.

İmran bin Husayn'ın rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Fatiha'yı ve Ayete'l-Kürsi'yi bir kul okursa, o gün ona insan ve cin nazarı değmez."
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-10-2015, 15:07   #67 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Günahı göz işler belasını gönül çeker.

Mahir İz Hocaya sormuşlar:

-Keskin bir hafızaya nasıl sahip olunur?

-Evladım biz Osmanlı mektebine gittik. Bize ilk gün "Yolda nasıl yürünür" bunun kaidesini öğrettiler. Göz ayağın ucunda olacak yürürken.

Gözümüz hep ayağımızın ucundaydı. Hep önümüze bakardık.

Sizler boyuna etrafınıza bakıyorsunuz.

Ona bak, şuna bak. Sizde hafıza olmaz.

Günahı göz işler de belasını gönül çeker.

Gözler bakar,gönül rahatsız olur ve hafıza zayıflar.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-10-2015, 18:39   #68 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Hazreti Ebubekir'in Büyüklüğü





Efendimiz Sallahu aleyhi vesellem'e bir yüzük hediye geldi. Hazreti Ebu Bekir'e (r.a.) verdi:

- Ya Atik! Bu yüzüğü bir kuyumcuya götür de "lâ ilâhe illâllah" yazdır buyurdu. Hazreti Ebu Bekir (r.a.)yüzüğü kuyumcuya götürüp üzerine "Lâ ilâhe illallah Muhammemmedürresûlüllah" yazdırdı.

Halbuki Rasûlullah böyle emretmemişti ama, O Allah ismi şerifinin peygamberimizden ayrılmasını arzu etmemişti, onun için böyle yazdırdı. Hazreti Ebu Bekir yüzüğü kuyumcudan alıp Resûlüllah'ın huzuruna gelirken, Hak Teâlâ, Cebrail aleyhisselam'a :

- Yetiş, habibimin yüzüğüne Ebu Bekir' ismini de yaz. Çünkü o Benim ismimi habibimin isminden ayırmayı uygun bulmadı, ben de onun ismini habibimin isminden ayırmayı uygun bulmam,buyurdu. Cebrail aleyhisselam derhal yetişti ve Hazreti Ebu Bekir'in elindeki yüzüğe " Ebu Bekir Sıddık" yazdı. Hazreti Ebu Beki,r Huzur-u Saadete girip yüzüğü teslim etti. Okuduklarında: "Lâ ilahe illallah Muhammedürresûlüllah, Ebu Bekir Sıddık" yazılı olduğunu görüp Hazreti Ebu Bekir'den bu şekilde yazılmasının hikmetini sordular.

Hazreti Ebu Bekir (r.a.) yüzüğün üzerinde kendi isminin olduğunu bilmiyordu. Çok utandı, kızardı ve başını önüne eğdi terlemeye başladı. Orada Allah'ın izni ile Cebrail aleyhisselâm yine yetişip Hazreti Ebu Bekir'i müşkil durumdan kurtardı:

-Ebu Bekir'in yüzüğün üzerinde kendi isminin yazıldığından haberi yoktur. Allah'ın selâmı var, Habîbim üzülmesin, buyuruyor dedi ve olanları bir bir anlattı.

Orada bulunan ashab, Ebu Bekir Sıddık Hazretlerinin ne derece yüksek bir mertebede olduğunu anladılar ve gıpta ile seyrettiler.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-10-2015, 18:39   #69 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Hz.EBUBEKİR'İN YAKARIŞI


Yarabbi şu ahiret azığı az olan adama
Lütfunla cömert davran.
Hakikaten bu kulun,
Günahlarından dolayı iflas etmiştir,çaresizdir.
Senin kapına gelmiş,sana sığınmıştır.

Ey kudreti sonsuz Allah'ım!
Onu boş çevirme.
Şu kulunun günahları çoktur.
Kapına sığınmış bir fakirdir.
Hata üzerine hata ya...ptı
Sense sonsuzca verdin.
İsyankarlara bile verdin.

Ey cömert Allah'ım benim günahım çok büyüktür.
Sen büyük günahları bağışlayansın.
Bilerek yada bilmeyerek günah işlemekten beni koru!
Rabbim sende fazıl, bereket vardır.

Ey Rabbim benim günahlarım,
Kum taneleri kadar çoktur,sayılmaz!

Yarabbi günahlarımı affet!
Beni arınmış kıl!
Bilmiyorum ne olacak şu perişan halim.
Hiç hayırlı amelim yok.
Halbuki kötü işim ne çok.
Sana, beni getirecek ibadetim yok.
Sıkıntılarımdan beni kurtar.

Yarabbi benim hasta bir kalbim var.
Hastalara sen şifa verirsin.
Şu çaresiz hastaya şifa ver.
Hani, Hz.İbrahim'i yakacak olan ateşe dur dedin,
İbrahim'e zarar vermeyen bir soğukluğa dönüş buyurdun;
Benim içinde öyle buyur.

Allah'ım cehennemde beni yakacak olan ateşe dur de!
Sen yetersin her işlere.
Sen dostsun.
Sen çok verensin.
Sen şifa verensin.
Kuluna yetensin.
Bütün problemleri çözensin.
Sen benim Rabbimsin!
Sahibimsin.
Sen bana yetensin.
En güzel vekilsin.
Kalbimde olan şeyleri sen ver Allah'ım!
Çözemediğim hazinelerin kapılarını açıver!
İçimdekini düzelt Yarabbi.
Mahşer gününde Senin hakim,
Cebrail'in ise mübaşir olduğu o günde
Bizi korktuklarımızdan güvende kıl!
Korktuğum şeyden bana haber ver.
Beni en güzel yöne çeviriver.

AMİN..!.....
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:00   #70 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

HARAM VE HELAL
Şer’an caiz görülen herhangi bir şeydir ki, yapılmasından, istimal edilmesinden dolayı itap lazım gelmez, buna “HELAL” denir. Helalin her türlü şaibeden beri, saf, temiz kısmına “tıyb” veya “tayyib” denir. Dinimiz helal ve haram konularını bütün inceliklerine varıncaya kadar anlatmış ve insanlara huzur ve emniyetin yolunu göstermiştir. Aslında haram kılına hususlar, her bakımından insanların zararına olduğu ve insan haysiyetini tahrib ettiği içindir. Yoksa insanların ve insanlığın maddi ve manevi bakımından faydasına olan hiçbir husus, dinimizce haram kılınmış değildir. İnsanın imanın gerçek zevkine varabilmesi için, şu dört haslete sahip olması lazımdır. “Farzları, sünnetleriyle birlikte eda etmek, şüphelilerden çekinerek helal yemek, gizli ve açık her türlü haramlardan uzak kalmak, ölüm gelinceye kadar bu durumunu devam ettirmek.”

Peygamber Efendimiz (S.A.V.): “Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında, çok kimselerin bilmediği şüpheli şeyler de vardır. Bir kimse bu şüpheli şeylerden korunursa, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli iş işleyenler harama düşerler. DİKKAT EDİNİZ! Her hükümdarın bir korusu vardır. Uyanık olunuz! Allah’ın (C.C.) korusu da haram kıldığı şeylerdir” buyurdular.

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: “Kur’an-ı Kerim yedi harf üzerine nazil oldu. Yedi şey bildirmektedir. Zecr, emir, helal, haram, muhkem, müteşabih ve misaller. Bunlardan helali helal biliniz! Haramı haram biliniz! Emredilenleri yapınız. Yasak edilenlerden sakınınız! Misal ve kıssa olanlardan ibret alınız. Muhkem olanlara uyunuz! Müteşabih olanlara inanınız. “Bunlara inandık. Hepsini Rabbimiz bildirmiştir” deyiniz. Bu ümmetin alimleri iki türlü olacaktır: Birincileri ilimleri ile insanlara faydalı olacaktır. Onlardan bir karşılık beklemeyeceklerdir. Böyle olan insana, denizdeki balıklar ve yeryüzündeki hayvanlar ve havadaki kuşlar dua edeceklerdir. İlmi başkalarına faydalı olmayan, ilmini dünyalık ele geçirmek için kullananlara, kıyamette Cehennem ateşinden yular vurulacaktır. Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar ve ilmin azalması alimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi görüşleri ile fetva vererek fitne çıkarırlar. İnsanları doğru yoldan saptırırlar.”
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:00   #71 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Mal mü’minin yardımcısıdır; çalışıp helal kazanmalıdır. Resulullah (S.A.V.) “Elinin emeği, alnının teri ile ye. Dinini satıp yeme! Helala harama dikkat ederek çalışıp kazanan kimseyi Allahu Teala (C.C.) sever. Bir zaman gelecek ki, insanlar yalnız malın, paranın gelemsini düşünecek, helal mi haram mı diye düşünmeyecekler” buyurdular.

O halde bir Müslüman, her aldığını helal mi haram mı diye düşünmeli, haram ise almamalıdır. Aldığı şeyde hakkı olanlara vermeyi, fakirlere, gariplere yardım etmeyi düşünmelidir. Çünkü insanların iyisi, insanlara iyilik edendir.

Allah ( C.C.) El- Müminun Suresi, 51. ayet-i celilede “Helal şeylerden yiyiniz ve Salih amel işleyiniz” buyurmuşlardır. Bu ayet-i celileye göre, Salih amel yapmaktan evvel, helalden yenmesi emredilmiştir. Zaten Salih amelden gaye, helalden yemektir.

Hz. Ömer (R.A.) buyurur: “Helal kazanmaktan elinizi çekmeyiniz ve “Allahu Teala (C.C.) rızkımızı versin” demeyiniz. Allahu Teala (C.C.) gökten altın ve gümüş göndermez. Hz. Lokman (A.S.) oğluna vasiyet etti ve dedi ki: “Helal kazanmaktan el çekme. Fakir ve insanlara muhtaç olan kimsenin dini az, aklı zayıf ve mürüvveti yok olur. İnsanlar ona hakaret gözü ile bakarlar.”

Hz. Ömer (R.A.) buyurur: “Çarşıda, çoluk çocuğum için helal kazanarak hazırlanırken, ölümün bana gelmesini istemekten daha çok ölümü istediğim yer yoktur.”

Hz. Ali (K.V.) diyor ki: Resulullah (S.A.V.): “Yediğiniz şeylerin en temizi, kendi kazancınızdan olandır. Helal rızık kazanmak için yorulup da yatanlar, günahları afv ve mağfiret edilmiş olduğu halde uykuya varırlar” buyurmuşlardır.

Abdullah Bin Abbas (R.A.) diyor ki: “Bir mü’min için helalinden kazanmak, bir dağı diğer bir dağın yanına götürmekten daha güçtür.”
Ebu Ali En-Nücevrani (R.A.) bir gömlek satın alıp giymişti. Bir şahıs ona, “Bu elbiseyi ben satın almıştım. İçinde şüpheli bir dirhem var idi.”dedi. bunun üzerine o avret yerlerini örtecek derinlikteki suyun içine girmiş, üzerindeki gömleği çıkarıp atmış ve “Sudan çıkabilmem için bana bir gömlek tasadduk edecek yok mu?”diye seslenmiş, kendisine bir gömlek atmışlar da sudan çıkmış.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:01   #72 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

İbrahim Edhem (K.S.) ‘i gördüler ki, sırtında bir yığın odun götürüyor. “Niçin bu kadar sıkıntı çekiyorsun? Kardeşlerin seni hiçbir şeyde muhtaç bırakmıyor.” dediler. İbrahim Edhem (R.A.): “Öyle söylemeyin; çünkü Resulullah (S.A.V.): “Helal kazanmak için sıkıntı çekenlere Cennet vacib olur.” buyurdular.”
Yahya Bin Muaz (R.A.) şöyle buyurdu: “Taat bir hazinedir, anahtarı dua, anahtarın dişleri ise helal lokmadır.”

Sehl (K.S.) şöyle diyor: “Haram lokma yiyenin azaları isyan eder, yediği helal olan kimsenin de azaları kendisine itaat eder ve hayırlı işleri yapmaya muvaffak olur.”

Seleften bazıları şöyle diyor: İnsanoğlunun helalinden yediği ilk lokma sayesinde geçmiş günahları bağışlanır. Helal nafaka te’mini için yorulan kimsenin günahları, güzün dökülen ağaç yaprakları gibi dökülür.

Mutasavvıflardan İbrahim Bin Edhem (K.S.) şöyle buyurur: “Kemale erenler, ancak midelerine gireni kontrol etmekle kemale erebilmişlerdir.”Bu zat bir gün bir hurmacıya gidip, hurma satın aldı, hurma satın aldı. Hurmacı istenilen hurmayı teraziye koyup tarttıktan sonra, İbrahim Edhem bilmeyerek kendisinin sandığı bir hurmayı; kendi hurmaları arasına karıştırarak yedi. Bu yüzden kırk gün kıldığı namazlardan zevk almamıştı. Bunun sebebini düşünerek rahat ve huzuru kaçtığı için, Kudüs’e gidip, kırklar meclisine katıldı. Fakat aralarına girip sohbetlerinden faydalanmak istediğinde, kendisini kabul etmeyip, ona şöyle demişlerdi. “Sen hurmacının bir tek hurmasını yanlışlıkla alıp yediğin için kırk gündür ibadetlerinden hiçbir zevk alamıyorsun; ancak bu hakkı sahibine iade ettiğin taktirde, aramıza katılabilirsin. Bunun üzerine İbrahim Edhem Hazretleri, Medine’ye dönüp doğru hurma ağacının yanına gitti. Kendisine yanlışlıkla, haksız yere yediği tek hurmanın bedelini ödedi. Ve onunla böyle helalleşti. Ancak bundan sonra ibadet ve taatlerinde de eskiden olduğu gibi zevk ve huzura kavuştu.

Sehl Bin Tüsteri (R.A.) diyor ki: “İnsanların mübtela olduğu bela ve musibetlerden en büyüğü, ne dünya nede ahiret işiyle meşgul olmayıp, boş oturmaktır; fakat pek çok kimseler bunu bilmez.”
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:01   #73 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

İmam-ı A’zam Ebu Hanife (R.A.) şöyle buyurur: “Kazanç temin etmek helaldir ve helalden mal toplamak helaldir. Haramdan mal elde etmek haramdır.”

Süfyan-ı Servi (R.A.) diyordu ki: “Kişinin dindarlığı ekmeğinin helalliği nisbetindedir. Şu zamanda sofralarında helal ekmek bulunduran aileler cidden çok azalmıştır.”

Helalin ve haramın dereceleri aynı değildir. Mesela: Birinin malını fasidden gönül rızası ile almak haramdır. Fakat zorla gasb etmek daha haramdır. Yetimden ve fakirden almak ise, daha şiddetli haramdır. Faiz ile satın almak hepsinden ziyade haramdı. Haramlık bakımından hepsi haramdır. Haramın şiddeti ne kadar fazla ise, cezası da o kadar çok olur, af olmak ihtimali de o kadar az olur.

Fudayl Bin İyad (R.A.) diyor ki: “Sakın, şüpheli bir şeyle Mekke yoluna koyulalım demeyiniz! Biliniz ki, haram veya şüpheli şeylerden bir dirhemin altıda biri kadar bir hakkı sahibine iade etmek, içinde şüpheli kazanç bulunan malla yapılacak beş yüz hacdan, Allah (C.C.) yanında daha kıymetlidir.”

Yezid Bin Düreyc (R.A.), babası vefat ettiği zaman, geride bıraktığı çok miktardaki mala varis olmayı reddetmiştir. Bu hususta, o “Ben babamın kazancından şüphe ediyorum; çünkü babam, vali ve ümera takımı ile alış-veriş ederdi.” diyor. Muhammed Bin Şakiyk (R.A.) şöyle anlatıyor: “Bir çarşıya gidip annem için bir karpuz aldım, getirdim. Annem kendisi için aldığım karpuzu beğenmedi. Ben de ona dedim ki: “Anneciğim, sen kime kızıyorsun? Karpuzu satana mı, alana mı, yoksa yaratana mı? Yemin ederim ki, onu yaratan, yaratıcıların en güzelidir! Onu alan ile satan, senin için ezelden ayrılmış olanı veriyorlar.” Bu sözlerimi dinleyen annem, halinden tevbe ve istiğfar etti.”

Süfyan-ı Servi (R.A.) çağrıldığı düğünlere gittiği zaman, beraberinde ekmek de götürür ve ondan yerdi. Düğün sahibi ona: “Efendimiz, bizim ekmekten yemeyecek misiniz?” dediğinde, şu karşılığı verirdi: “Siz, ekmeğinizi nereden kazandığımı bilirim. Herkes, nerede kazanıldığı kendince malum olan şeyden yer.”
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:01   #74 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Adamın biri Süfyan-ı Sevri’ye: “Efendim, namazda birinci safta bulunmanın faziletini bize anlatır mısınız?” demiş. O şu karşılığı vermiştir: “Kardeşim sen, ekmeğini nereden kazanıyorsun? Ona bak! Sen helalinden gıdalan da, namazını hangi safta dilersen orada kıl’ bu hususta sana bir güçlük yoktur.”

Ey Kardeş! Şu zamanda sen, yiyeceğini nereden kazandığına dikkat et! Ve iyice açlığa katlanmasını bil! Zalim ve vurguncu kimselerin sofrasından bir şey yeme, aksi halde dinini telef etmiş olursun. Arkanda cübbe, başında sarıl olması, seni helak olmaktan kurtaramaz.

Ey Kardeş! Kendi haline bir bak! Bir de zamanımızın bazı dindar geçinenlerinin sözlerini düşün. Bunlar haram ve şüpheli şeyleri yemekten sakınmıyorlar; kıymeti yüksek elbiseler giyiyorlar; dillerinde en çok dolaşan söz ise: “ Allah ( C.C.) lütuf ve fadlı geniştir.” Cümlesi oluyor. Onlar, haramları yemekle beraber, makamlarının noksanlaşmayacağını sanıyorlar.

Ey Kardeş! Aklını başına al. Eğer nefsine söz geçirebiliyorsan, onunla münakaşa ve mücadele et. Halini iyileştir. Islah et!”

Ashab’dan İyaz Bin Hımar (R.A.) Resul-i Ekrem (S.A.V.)’nin şu sözlerini nakletmiştir: “Cennet ehli üç sınıftır: Adil ve başarılı hükümdar; hısım ve akrabasına ve Müslümanlara karşı yumuşak kalbli ve şefkatli olanlar; ailesi kalabalık olduğu halde harama el uzatmayan. Haramdan uzak kalmaya çalışanlardır.” (Riyazüs Salihin)

Bunlardan anlıyoruz ki, hak etmediğimiz bir kazanç, bizim için helal değildir. Öyleyse ticarette (alış-verişte) asla doğruluktan şaşmamalıyız. Helal olmayan kazanç yollarının başında, hırsızlık, kaçakçılık, dolandırıcılık, karaborsacılık, hileli işler gibi kötü fiilleri görmekteyiz.

Tüccarın haram mal kazanmaktan çok sakınması lazımdır. Çünkü bir kimse helalden kazanmadığı bir şeyi yemek isteyip, “Bismillah” deyince, şeytan, kendisine: “Sen bunu yerken ben de seninle beraber yiyeceğim; ben senin ortağınım” der. Şeytan haramdan kazananın ortağıdır. Nitekim Allah (C.C.) El- İsra Suresi 64. ayet-i kerimede:
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:01   #75 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

“(Haram kazandırmakla) mallarına, (zina yaptırmakla) evladlarına ortak ol; onlara (yalan yere) vaadlerde bulun; fakat şeytan, onlara yalnız bir aldanış vaad eder.” buyurmuşlardır.

İbni Mes’ud (R.A.)’den bildiriliyor. “Resulullah (S.A.V.) : “Bir kimse haramdan kazanıp, bu mal ve paradan sadaka verir, harcar, masraf eder v evindekilerine yedirirse veya kendinden sonrakilere bırakırsa; bu bıraktığı şey, kendisini Cehenneme sokacak azığı olur. Haramdan sakınan kimse, ancak kendisinin etine ve kanına şefkat ve merhameti olan kimsedir. Mü’min olan, haramdan ve haram işleyenlerden sakınsın, uzak dursun, haram işleyenlerle bir arada bulunmasın, arkadaşlık yapmasın, haram ile elde edilen şeyi yemesin, hiç kimseyi harama sevk etmesin, bir kimsenin haram işlemesine yol göstermekle ona ortak olmasın! Din ve ibadetin kuvvetli olması ve ahirete ait işlerin mükemmel bulunması, haramdan sakınmakla elde edilir.” buyurmuştur.

Resulullah (S.A.V.), hadis-i kudsi’de şöyle buyurur: “Şaşarım o kimseye ki, ahiret hesabına inandığı halde nasıl mal toplayabilir? Ey Ademoğlu! Her gün ömrün eksilir, sen bilmezsin! Her gün rızkın sana gelir, şükretmezsin. Halktan korkarsın, benden korkmuyorsun! Benden utanmazsın! Abidlerin sözlerini söylersin, münafıkların amelini işlersin! Ölüm haktır dersin; yine onu çirkin görürsün! Kim dünya malı yığarsa, onun hakkı yoktur. Kim dünya ile rahatlarsa, onun aklı, idraki yoktur. Kim dünya ile rahatlarsa, onun aklı, idraki yoktur. Kim dünya arzuları peşinde koşarsa, onun ma’rifeti yoktur. Benim kullarımdan herhangi birine bedeninde, malında veya evladında bir musibet verdiğim vakit, onu güzel bir sabırla karşılaşırsa, kıyamet günü onun için mizan ve hesap kurmaktan haya ederim.”

Tirmizi ve Hakim (R.A.) rivayet ederler: “Kim ki, helalinden yer, sünnet üzere amel eder, insanlar onun şerrinden emin olursa; Cennete girer” buyurulmuştur.

Ebu Hureyre (R.A.) rivayet: “Resulullah (S.A.V.) buyurur ki: “Uzak yoldan gelmiş, saçı sakalı dağılmış, yüzü gözü toz içinde bir kimse, ellerini göğe doğru uzatıp dua ediyor: “Ya Rab! (C.C.) “diye yalvarıyor. Halbuki yediği haram, içtiği haram, gıdası hep haram. Bunun duası nasıl kabul olunmaz buyurdular: “Haram ile gıdalanan beden Cennete giremez..
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:01   #76 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

.” Hadis-i şerife, MEKKAS (haksız şey’i alan): hain, hırsız, hilebaz, faiz yiyen ve yediren, yalancı şahidlik yapan, yetim malını haksız yiyen, bir şeyi ariyet alıp sonra inkar eden, rüşvet eden, ölçüyü tartıyı eksik yapan, bir şey satıp da malının ayıbını (kusurunu) gizleyen, kumar oynayan, sihir yapan, falcılık yapan, zina eden v.s. dahildir.”

Resulullah (S.A.V.): “Haram yiyenlerin ne farzları ne de sünnetleri kabul olmaz. Malın helalden mi, haramdan mı geldiğini düşünmeyenler, Cehenneme neresinden atılırsa atılsın; Allahü Teala (C.C.) onlara acımayacaktır. Haram ile beslenen vücudun ateşle yanması daha iyidir. Allahü Teala( C.C.) buyuruyor ki: “Haramdan kaçınanlara hesap sormaya utanırım”.

Bezzar (R.A.) rivayet eder: “Kim haram kazançla bir gömlek alıp giyinirse, bu gömlek üzerinde bulunduğu müddetçe Allah (C.C.) onun namazını kabul etmez.”

İbni Ömer (R.A.) der ki: “Kim ki 10 dirheme bir gömlek satın alır, bu paranın içinde bir dirhem haram olursa, o gömlek üzerinde bulunduğu müddetçe Allah (C.C.) onun namazını kabul etmez.”

“Vahidinin Cabirden rivayetine göre, “Adamın biri Resul-i Ekrem’e (S.A.V.) gelerek: “Ya ResulAllah (S.A.V.) “Ben haram olmadan evvel şarab ticareti yapardım; bundan para kazandım. Şimdi bu paraları yer ve Allaha (C.C.) itaat edersem (yani Allah (C.C.) yolunda sarfedersem) bu ibadetten bana bir mükafat var mı?” diye sordu. Resul-ü Ekrem (S.A.V.) şöyle cevaplandırdı. Sen bu şekilde kazandığın bütün servetini Hac ve Cihad yolunda harcasan veya hepsini sadaka olarak dağıtan bile, Allah (C.C.) katında sivrisineğin kanadı kadar bir değer taşımaz. Zira Allah (C.C.) temizdir.ancak temizi kabul eder” ve el-Maide Suresi 5. ayet-i celileyi okudu: “Ey Muhammed! De ki, helal ve haram eşit değildir.”

Hz. Hasan B. Ali (R.A.) çocuk iken zekat malından ağzına bir hurma koymuştu. Resulullah (S.A.V.) “Pis, pis, onu at” buyurmuştur, yani haram korkusu ile helali terk ederek muttakiler sevabına kavuşmak istediler.”
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:02   #77 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Ebulleys-Semerkandi, Zeyd Bin Erkam’dan (R.A.) naklen anlatıyor: “Hz. Ebubekir’in (R.A.) son zamanlarında, iftar yemeklerini bir kölesi getirirdi. Halife Hz.Ebubekir (R.A.) yemeğin nereden geldiğini, kimler tarafından hazırlandığını, hangi kazançla meydana getirildiğini sorar, ondan sonra yerdi. Bir akşam her nasılsa sormaksızın ağzına bir lokma attı. Köle durumu garipsemişti. “Efendim,” dedi. “Yemeğin ahvalini sormadınız mı?” Hz. Ebubekir: “Karnım çok acıkmıştı da acele ettim. Şimdi söyle bakalım” buyurdu. Köle, cahiliye devrinde oynadığı bir oyunun karşılığını yemek olarak ancak şimdi alabildiğini ve bu yemeğin o olduğunu anlattı. Hz. Ebu Bekir (R.A.) yuttuğu lokmanın haram yoldan kazanıldığını öğrenince çok üzüldü. Yemeği bırakmakla kalmadı, parmağını boğazına sokarak kustu. Orada bulunanlar, bir lokma için bu zahmet ve ızdıraba niçin katlandığını sorunca: “Resulullah (S.A.V.) dan duydum ki: “Cenab-ı Hak(C.C.) haram lokma yiyenlere Cenneti haram kılmıştır.” dedi.

Abdullah Bin Ömer (R.A.): “Kanbur oluncaya kadar namaz kılsanız ve kıl gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, haramdan kaçınmadıkça kabul edilemez, faidesi olmaz” buyurmuşlar.

Küfe şehrinin köylerini haydutlar basıp koyunları çalmışlardı. İmam-ı Azam (R.A.) bu çalınan koyunlar şehre getirilip satılır düşüncesiyle, (koyunun yedi sene yaşadığını bildiği için) yedi sene koyun eti yemedi.

İbrahim Bin Edhem (K.S.) ekseriya akşama kadar çalışır, akşam ücretini verdikleri zaman, bir düşünür ve arkadaşlarına şöyle derdi: “Patronun benden istediği işi, bihakkın yerine getirmemiş olmaktan, korkuyorum.” Sonra ücretini terk eder ve o geceyi karnı aç olarak geçirirdi. O, kalbin huzur-u ilahiyeden ayrılmamasını, helalinden olmak şartıyle sanatkarlıkta görüyordu. Huzur bulunmaksızın yaptığı işlerin ücretini almıyordu.

Amir-i El- Haradi Hazretleri şöyle buyurur: “Haram bir yiyeceği yerken, Besmele-i Şerife çekmek küfürdür. İçki içerken, Besmele-i Şerife çekmek küfürdür. Alay ederek Ezan-ı Muhammediye okumak küfürdür.”
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:03   #78 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Yusuf Bin Esbat Hazretleri şöyle der: Genç bir kimse Allahu Teala’ya (C.C.) ibadet ettiğinde, şeytan avanesine der ki: “Bakınız! Yediği, içtiği helalden mi?” Eğer yediği içtiği haramdan ise, “Bırakın boş yere yorulsun. Haram yemesi bize yeter.” Der. Zira haram yiyen kimsenin ibadeti kendine fayda vermez. Şu hadis-i şerif bunu te’yid etmektedir.” Çok kimseler vardır ki, yedikleri, içtikleri ve giydikleri haramdır.” Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul olunur? Bir kimse haram maldan Hac yapsa ve LEBBEYKE VE SA’DEYK (Sana karşılık yok) Haccın reddedilmiştir” buyurulmuştur.

İbrahim Edhem (K.S.) şöyle buyurur: “Haram yemek kalbi karartır. Kalbin kararmasının dört alameti vardır: 1. İbadetin tadını duymaz. 2. Allah (C.C.) korkusu hatırına gelmez. 3. Gördüklerinden ibret almaz. 4. Okuduklarını, öğrendiklerini anlamaz, koruyamaz.”

İmam-ı Azam (R.A.) Efendimizin babası Sabit Hazretleri delikanlılık çağında, henüz gençliğinin baharındayken, bir akarsu kenarında abdest alır. abdestini bitirir, dualarını okur, hem kurulanır, hem de suyun akışını seyrederken, bir de görür ki, kırmızılı, beyazlı, renkli bir elma, suyun üzerinde, yüzerekten geliyor. Elmanın güzelliği renk renk, al al, kah kayarak, kah dönerek, suda yüzerek, sallanarak gelişi İmam-ı Azam (R.A.) Efendimizin babasının çok hoşuna gider; elmayı alıp ısırır. Elmanın suyu dişlerine dokununca, birden bire kendini toparlar:

“Ben ne yaptım! Bu elmanın elbetteki bir sahibi var. Benim olmayan bir şeyi nasıl olur da sahibinden izinsiz ısırırım,” der. Bir anlık gafletinden uyanır ve suyun akıp geldiği tarafa yürümeye başlar. Biraz yürüdükten sonra, suya doğru uzanmış dalları, elmayla dolu ağaçları görür. Elindeki ısırdığı elmanın rengine bakar, daldaki elmalarla aynı. Bu ısırdığım elma, bu bahçeden diyerek, bahçe sahibini arar bulur. Helallik dilemek üzere: “-Efendim! Bu elma sizin ağaçlardan düşmüş olacak. Şu akan dereden abdest aldım, bu elmayı su alıp götürüyordu. Ben de bir anlık gaflet ile, elmayı suyun yüzünden alıp ısırdım. Fakat hemen kendime geldim, gafletimi hatırladım. Elmanın sahibi var, bulup helallik dileyeyim veyahut elmanın bedelini (ücretini) vereyim diye size geldim. Şimdi sizden rica ediyorum, ya elmanızın bedelini vereyim yahut da bu gafletimden dolayı sizden izin almadan yaptığım bu hatamı bağışlayın ve hakkınızı helal edin” diyerek rica eder, yalvarır. Bahçe sahibi:
“Hayır helal etmem! Niçin elmamı, benim malımı benden müsadesiz, izinsiz ısırırsınız?” der. İmam-ı A’zam’!ın babası:
“Aman efendim! Rica ederim. Elmanızın fiatı (bedeli) ne ise vereyim dedim veya bunun çaresi ne ise yapayım” diyerek yalvarır. Bahçe sahibi:
“-Üç sene bana hizmet edeceksin; burada benimle çalışacaksın; sonra bir düşünürüz. Helal etme çaresi budur.”imam-ı Azam’ın babası Hz. Sabit (R.A.) “peki” der. Bir anlık gafletle düşünmeden ısırması yüzünden tek kelimeyle bir elma suyuna, üç sene hizmet edecek! Ama başka çıkar yolu yok. Bir kere olan olmuştu; elmanın suyu dişinin dibine gitmişti. Bunun helal edilmesi lazımdı. Helallik ancak mal sahibi tarafından verilebilirdi. Bu da şartlı olacaktı. Üç sene hizmet edecek. Sonra mal sahibi yine düşünecekti.

İmam-ı A’zam’ın babası Hz. Sabit (R.A.) üç sene bu bahçede çalıştı. Son günleri iple çeker oldu; şu üç sene dolsa da helalleşip bir evime dönsem diye.

Üç sene dolup son günü gelince, bahçe sahibine gidip, “Efendim bugün son günümdür; üç sene doldu. Hakkınızı helal edin de gideyim.” Bahçe sahibi:
“Hakkımı bir şartla helal ederim! Üç sene sonra bir düşünürüz demiştim. Şimdi düşündüm; bir tek şartım daha var; onu da yaparsan hakkımı helal ederim. Benim bir kızım var. Gözleri görmez, kulakları işitmez, elleri tutmaz, ayakları yok, yürüyemez. Bununla evlenirsen, bu kızımı nikahın altına alırsan o zaman helal ederim, yoksa etmem! dedi.

İmam-ı A’zam’ın (R.A.) babası Sabit Hazretleri (R.A.) “peki) der. Düğün hazırlıkları yapılır, ziyafetler verilir, nikah kıyılıp damat gerdeğe girer. Bir de görür ki, sapasağlam bir gelin. “Olamaz!” der. “Bunda bir yanlışlık olacak. Birisi bir hile yapmış olacak. Bir yanlışlık var” diyerek hemen kayınpederine koşar. “Aman efendim! Siz bana, gözsüz, kulaksız, dilsiz, ayaksız bir kızım var demiştiniz. Halbuki sapa sağlam, dünya güzeli bir gelinle karşılaştım” der. Kızın babası:
“Evet evlat” der. “Bak iyi dinle! Benim kızım harama bakmaz, onun için gözü yok; haram olan şeyleri, kötülükleri dinlemez, kulağı yok; elini haram şeylere uzatmaz, eli yok, haram olan yerlere gitmez, yürümez, ayağı yoktur. Bütün bunları mecazi manada söyledim” der. “Ben kızıma senin gibi bir iman ehli arıyordum ki, kalbinde Allah (C.C.) korkusu olsun, kendini haramlardan korusun. Allah’ın (C.C.) yasak ettiği şeylerden kendini muhafaza etsin, kızıma ve ondan olacak torunlarıma haram yedirmesin, hak hukuk gözetir bir iman-ı kamil sahibi, senin gibi damat arıyordum. Allah’ım (C.C.) seni bana gönderdi. Sen bir diş elma suyunun helalliğini dileyince, senin cevher dolu, vicdanlı bir kimse olduğunu anlamıştım. Fakat seni imtihan etmem lazımdı. Üç sene gibi uzun bir müddet imtihan ettim. Senin her halini, hareketini iyiden iyiye gözetledim; bütün aradığım vasıflar sende mevcut. Onun için ciğer-pare yavrumu, biricik kızımı sana emanet ettim. Güle güle bir yastıkta ihtiyarlayasınız.” dedi.

İşte İmam-ı A’zam Efendimiz (R.A.) böyle bir anadan babadan meydana geldi. İmam-ı A’zam (R.A.) çocuk iken, üç günde Kur’an-ı Kerimi hatmetti ve koşa koşa eve geldi. Annesine: “-Anneciğim! Bugün Kur’an-ı Kerimi hatmettim” dedi. “Üç günde Kur’an-ı Mübini bitirdim” diyerek annesinin boynuna sarıldı. Annesi:
“-Oğlum! Eğer baban, o elmayı izinsiz ısırmasaydı, sen Kur’an-ı Kerimi bir günde hatmedecektin” dedi.

Dikkat buyurun! Bir diş elmaya üç sene hizmet ediliyor, helallik alınıyor. Ey koca İslam! Nerede o insanlık? Kızları için ehl-i namus, ehl-i vicdan arayan bahtiyarlar. Gelsinler de 20. asrın sözüm ona Müslümanlarına baksınlar. Kızını verecek; önce rütbesi, parası, hanı-apartmanı, taksisi var mıdır? Eh bunlar varsa, damat olacak olan ne olursa olsun! İster haramzade, ister beyzade! Yeter ki, bir zade olsun!...O bilmez ki:
İslam dininde şeref, kıymet, değer ölçüsü:
“İnne ekremeküm innallahi etkaküm” dür. Yani Allah (C.C.) buyurur: “Allah indinde en şereflileriniz, en çok Allah’tan korkanlarınızdır.” Çünkü: Allah’tan (C.C.) korkan, haram-helal tanır. Allah (C.C.) diyen, hak-hukuk bilir. Allah’ı (C.C.) bilen kendini bilir. Kendini bilen bir kimse, dinini sever, vazife yapar, vazife yaparak halka hizmet eder; halka hizmet eden Hakka (C.C.) hizmet etmiş olur.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:03   #79 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Süfyan-ı Servi (R.A.)’dan rivayet, “Haramdan infak eden, pisliği sidik ile yıkayan gibidir. Pis elbise, temiz su ile yıkanıp temizleneceği gibi, günahlar da helal maldan infak ile temizlenir” buyurmuşlardır
Haramla beslenen vücut ateşte yanacaktır. Yenilen haram bir şey, şekil bakımından bir nimet ise de, aslında insan için bir ateştir. Haram yiyenlerin haramla besledikleri çocuklar da, ilerde toplum için zararlı bir mahluk haline gelirler. Böylece haramla beslenip, haramla besleyen bir aile reisi, yalnız kendisinin değil, ailesinin felaketini de kendi elleriyle hazırlamaktadır. Haramla beslenen ve büyütülen kız çocukları, ekseriya cemiyet için zararlı olup; erkekleri de cinsi sapık, hırsız yahut haydut olup çıkmaktadırlar. Yazık değil mi bunlara!

İstanbul’da Süleymaniye ile Şehzadebaşı arasında, kendi ismiyle anılan VEFA semti, Vefa Hazretlerinin türbesinin de bulunduğu yerdir. Kendi zamanında da büyük şöhreti olan Vefa Hazretlerinin türbesinin de bulunduğu yerdir. Kendi zamanında da büyük şöhreti olan Vefa Hazretlerine, devlet adamlarından tutun da, ta halkın en aşağı tabakasına kadar herkes saygı gösteriyor.

Bir gün saka (sucu) gelip Vefa Hz. nin huzurunda diz çöker, oturur. Sakanın mahzun ve kederli duruşundan bir sıkıntısı olduğu belli olur. Vefa Hz. Saka’ya sorar.

“ -Evlat bir sıkıntın, bir derdin mi var?” der. Saka:
“-Yok efendim! Nasıl deyeyim?” der. Vefa Hz.leri:
“-Söyle evladım! Çekinme, derdini söyle.” Saka:
“-Efendim!” der, “sizin mahdum bizim kırbalara (su tulumlarına) dadandı (alıştı). Bugün altıncı kırbayı da çuvaldızla delmiş. Biliyorsunuz fakirlik de var; şaşırdım ne yapacağımı…” Vefa Hz. leri:
“Evlat, üzülme! Ben bir çaresine bakarım. Haydi, al şu parayı, sen kendine kırba al. Ben de bu kötülüğün bir çaresine bakayım.” der.

Saka, utana sıkıla, boyun büküp yere bakarak gider. Vefa Hz.leri de düşünür, taşınır, bir türlü çocuğun neden bu zararı yaptığını bulamaz. Karısını çağırır:
“-Hanım gel bakalım!” der. “Bizim oğlan kırbaları delermiş. Düşün bakalım, bu kötülük nereden geliyor?” Hanım: “Efendi! Sen getiriyorsun, biz yiyoruz. Haram getirdinse sen getirdin; suç, günah, hata senindir.” diyerek çıkışır. Vefa Hz. leri hanımların huyunu bildiği için, “Hanım, ben düşündüm, bulamadım hatamı. Şimdi git biraz da sen düşün, hem de çok düşün, acele etme düşün.” der. “Bu suç ya sende, ya bende!”
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-11-2015, 07:04   #80 (permalink)
 
Avatarı
 
Katılım Tarihi: 05-19-12
Mesajlar: 12.525
Üye No: 134026
Uydu Alıcısı: Next-NextStar
Tuttuğu Takım: Galatasaray
Aldığı Beğeni: 1370
Beğendikleri: 402
Varsayılan

Hanım gider, biraz sonra gelir.

“-Efendi! Efendi! Ben hatırladım…” der. “Ben bizim oğlana hamile iken, falanca hanımlara misafirliğe gitmiştim. O gün orada masanın üzerinde bir portakal duruyordu. Portakalı görünce canım çekti. Büyük hanımlardan da işitmiştim ki bir kadın hamile iken bir şeyi imrenirse, o şeyi tatmazsa, doğan çocuğun bir tarafında eksiklik olur, derlerdi! Hanımdan isteyemezdim, ayıp olurdu; doğacak çocuğun azasının eksik olacağından korktuğum için, ev sahibesi hanımdan bir su rica ettim. O mutfağa su almaya gidince, yakamdaki toplu iğneyi çıkarıp, masada duran portakala batırıp dilime değdirdim. O imrenmem geçti.” der. Vefa Hz.leri:
“-Aferin Hanım! İşte şimdi hatan meydana çıktı. Haydi git o hanımdan helallik dile.” Der. Hanım:
“-Aa Efendi, ayıp olmaz mı? Şimdi ben nasıl söyleyeceğim? Hem bu kadar şeyden ne olacakmış?” der. Vefa Hz.leri:
“-Hanım! Hanım! Hemen! Çabuk gito hanımdan helallik dile! Allah’ın (C.C.) yanında hakkın büyüğü küçüğü olmaz. Bak, nasıl? Bizim oğlan altı yaşında, 6-7 senedir, senin toplu iğne bizim oğlanın elinde çuvaldız oldu. O portakal da sakanın su tulumları oldu. O yaptığın kötülük devam ediyor.” der.

İşte bu menkıbeden ibret almamız lazımdır. Daima kendilerimizi, aile efradımızı haramdan korumalıyız. Çünkü haram büyük bir musibettir, velev ki, zerre kadar olsun!

Resulu Ekrem (S.A.V.) “Kim ki ihlas ile “LA İLAHE İLLALLAH” derse, Cennete dahildir.” Ashab-ı Kiram:” Ya Resulullah (S.A.V.) ihlas ne demektir?” Resulullah (S.A.V.) “ Allah’ın (C.C.) haram kıldıklarından korunmak demektir.” buyurdular.

Büyük alim, mutasavvıf, Mevlana Hazretlerinin (K.S.) hikmet dolu sözlerinden bazıları şunlardır: “Sünnet-i Seniyyeye harfiyen uymak lazımdır. Helal kazanıp, helalden yemeli, giyinmeli, çalışmalıdır. Her hareketini Resulullah’a (S.A.V.) uydurmalıdır. Dargınları barıştırmalıdır. Önce davranan, önce Cennete girer. Tenhada, yalnız kalınca da günahtan sakınmalıdır; nefsi mağlup etmek için, onu rahatsız etmelidir, istediği şeyi vermemelidir. Nefse en tesirlisi, gündüzleri oruç tutmak, geceleri az uyuyup namaz kılmaktır. Az konuşmalıdır. Altı yerde dünya kelamı ile meşgul olan, otuz yıllık ibadeti red
olunur. Bu konuşma yerleri: Mescidler, ilim meclisleri, ölü yanı, kabristanlar, ezan-ı Muhammediyye okunurken ve Kur’an-ı Kerim okunurkendir.”

Yine Mesnevi Şerif’ten, Mevlana Hazretleri şöyle diyor:
Her iki cins arı da aynı yerden gıda alırlar;
Fakat birisinden zehir, diğerinden bal alırHer iki ceylan da ot ve su ile beslenir;

Fakat birisinden gübre, diğerinden saf misk çıkar.
Her iki cins kamış da, aynı yerden sulanır;
Fakat biri boş olur, diğeri şekerle dolar,
Bunlar gibi 100 bin misal bulabilirsin;
Fakat ikisi arasında yetmiş yıllık mesafe vardır.
Biri yer ahmak olur, Allah’tan (C.C.) uzak düşer;
Diğeri ise yer, baştan aşağı onun nuru ile dolar.

Merhum Milli Şairimiz Mehmed Akif’in Safahat’ından:
Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır.
Fazilet hissi insanlarda Allah (C.C.) korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı yezdanın,
Ne irfanın kalır te’siri, kat’iyyen ne vicdanın.
Nerde Müslümanlık, geçmiş bizden insanlık bile,
Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir.
beaverss Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Etiketler
(başka, açmayınız), bilgiler, bölümde, dini, efendiler, efendisine, gelin, getirelim.., gifler., gün, gıybet, hareketli, hastalığı'ndan, islami, kelime-i, konu, konular, kurtuluruz..., nasıl, okuyalım, salavat, yazalım, İslami, üzerine, şehadet


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Gösterim Biçimleri

Yazım Kuralları
Yeni konu açma izniniz yok.
Mesajlara cevap yazma izniniz yok.
Mesajlarınıza dosya / resim ekleme izniniz yok.
Mesajınızı değiştirme izniniz bulunmuyor.

BB kod - Açık
Yüz İfadeleri are Açık
[IMG] kodları Açık
HTML kodları Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Varsayılan Zaman Aralığı: GMT +3. Saat 20:40.



Powered by: vBulletin Version 3.8.10 Beta 1
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
Copyright © 2005-2016 SupersatForum İnternational®, All Rights Reserved



User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.2.2 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.
www.supersatforum.com Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız Bize Ulaşın linkinden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.