-
Tanimak...
Yargıç Temel'e:
- Bu adamdan borç para almışsın, diyerek Dursun'u gösterdi. Neden ödemiyorsun borcunu?
- Ben bu adamı tanımayrum. Ondan da borç almuş değilum.
Dursun sinirlendi:
- Ula Temel, doğru söyle, beni tanımay misun?
- Tanımayrum.
- Ula sen beni tanımadığına göre ben de seni tanımayrum!
:puah: :puah: :puah:
-
Herkes Anlasin Dİye...
Nasreddin Hoca eşeğini pazara götürüp satılığa çıkarmış. Eşek pek huysuzlanmış. Kuyruğunu elleyeni tepmiş, dişine bakanın elini ısırmış... Tellal:
- Hoca, demiş. Bu huysuz eşeği kimse almaz. Geri götür.
Hoca, altta kalmamış:
- Zaten satmak için değil, bu eşekten neler çektiğimi herkes anlasın diye getirmiştim pazara!
:puah: :puah: :puah:
-
DÜŞÜnce...
- Şu anda ne düşündüğünü söyler misin, Recai?
- Senin düşündüğünü düşünüyorum, Belma...
- Hele bir dene! Hemen sesimi yükseltir, annemi çağırırım.
:puah: :puah: :puah:
-
Delİkanli OlmuŞ...
Mahmutpaşa'dan aldığı tişörtü çocuğuna giydirdi. Emineönü'ne doğru yürüdüler. Biraz sonra yağmur başladı. Islanan tişört çekti. Düttürü Leyla'nın giysisine döndü çocuğun üstünde. Çocuğu elinden tutup yeniden Mahmutpaşa'ya getirdi. Satıcının yanına yaklaştı, tişörtü işaret etti:
- Tanıdın mı?
Satıcı pişkin:
- Maşallah maşallah! Ne de çabuk büyümüş, delikanlı olmuş maşallah!
:puah: :puah: :puah:
-
Futbolu ÖĞrenmİŞ...
Küçük Ersin'le babası güç bela tribüne girdiler. Maç başladı. Ersin'in boyu yetişmediğinden dolayı sahayı göremiyordu. Babası, ensesine oturttu.
Ersin zaman zaman penaltı, korner, faul diye bağırıyor, gol olunca yerinde duramıyordu.
İkinci golden sonra babası ensesinden indirdi, birkaç tokat attı.
Yanlarında oturan adam:
- Ne vuruyorsun ahbap? Futbolu iyi öğrenmiş çocuk.
- Futbolu öğrenmiş de, çişim geldi demesini öğrenememiş!
:puah: :puah: :puah:
-
Fİyat Artiran...
Kafayı bulduktan sonra müzayedeye katıldı.
Satın almak istediği papağanın fiyatını sürekli artıran biri vardı. O kaç lira verirse, biraz daha fazlasını veriyordu. Sonunda papağanı yüksek bir fiyata satın aldı.
Müzayede salonundan çıkınca, birden aklına geldi ve mırıldandı:
- Bende de akıl yok ki. Bu kuşun konuşup konuşmadığını anlamadan saydım onca parayı.
Papağan sözünü kesti:
- Senin karşında sürekli fiyat artıran kimdi sanıyorsun?
:puah: :puah: :puah:
-
YanliŞlik...
Haçlı seferine hazırlanan şövalye, geleneğe uyarak karısına bekaret kemeri taktıktan sonra, en yakın arkadaşına gitti:
- Bu, karıma taktığım bekaret kemerinin anahtarı. Üç yıl içinde dönmezsem, kemeri aç...
Şövalye kutsal topraklara doğru yolculuğuna başlayalı bir saat olmuştu. Arkasından doludizgin bir atlı geldi. Geri dönüp de atın üzerindeki arkadaşını görünce:
- N'oldu, kötü bir haber mi var?
- Yanlış anahtar vermişsin de... Bu anahtar kilide uymuyor.
-
Fİtnat Hanim...
Koca Ragıp Paşa ile şair Fitnat Hanım karşılıklı oturmuş şarap içiyor, söyleşiyorlar.
Fitnat Hanımın üzerinde beyaz ipekliden bir giysi var.
Fitnat Hanım, arasıra çatalının sapıyla kadehine vurup kristalin sesini dinliyor.
Bir ara Ragıp Paşa:
- Kadeh kırılacak, Fitnat Hanım.
- Şarap içerken adetimdir efendim.
Çok geçmeden kadeh kırılıyor, kırmızı şarap Fitnat Hanımın beyaz giysisine dökülüyor.
Ragıp Paşa:
- Fitnat Hanım, diyor, adetinizi gördünüz mü?
:puah: :puah: :puah:
-
Karambol...
Otobüs gelince, durakta bekleşen kalabalık içindeki dar etek giymiş kadın fırlayıp kapıyı tuttu. Temel onun hemen arkasındaydı. Kadın, dar eteğinden dolayı otobüsün basamağından çıkamayınca, arkasındaki düğmelerden birini açtı. Yine çıkamadı, bir düğme daha, bir düğme daha. Duraktakiler homurdanmaya;
"Yürüsene be kadın!" diye bağırmaya başladılar.
Temel kadını kucakladı, merdivenden çıkarıp şoförün yanına bıraktı. Kadın öfkeyle Temel'e döndü:
- Bu ne biçim hareket? Benim kocam mısınız siz?
- Siz de penum karum misunuz peçi? Turmadan pantolonimun tüğmelerinu neden çözeysunuz?
:puah: :puah: :puah:
-
:puah: :puah: :) paylaşım için teşekkürler:wave: