Allah’ýn (c.c.) Varlýðýnýn ve Birliðinin Delilleri
Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliði konusu, tarihin baþlangýcýndan beri insanlarý düþündürmüþtür. Bu konuda pek çok filozof, bilgin kuram üretmiþtir. Bunlarý derleme, sýnýflandýrma apayrý bir çalýþmayý gerektirmektedir.
Ýslam bilimleri arasýnda yer alan kelâm, Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliði konusu üzerinde de durmuþ ve bu konuda aþaðýdaki kuramlarý ortaya koymuþtur:
1. Kanýt Ýlkesi Delili :
Bediüzzaman Said Nursi’ye (rah.a.) göre var olan þeylerin kanýtlanýlabilirliði bunlarýn yokluðunu kanýtlamaktan her zaman kolaydýr. Bir incir familyasýnýn var olduðunu, bir tek inciri göstermekle kanýtlayabiliriz. Halbuki bu örnekteki varlýðýn (incir familyasýnýn) yokluðunu iddia eden kimsenin bütün yeryüzünü, hatta evreni araþtýrmasý gerekir. Bu ise olanaksýzdýr. Öyleyse þunu diyebiliriz: Yok olan þey, hiçbir zaman kanýtlanamaz. Bu açýdan Allah’ýn (c.c.) varlýðýna ve birliðine inanan bir insan için Allah’ýn (c.c.) evren kitabýndaki veya Kuran-ý Kerim’deki bir ayeti yeterli bir kanýtken, O’nun varlýðýný ve birliðini inkar eden insanýn iddiasý için atomdan yýldýza, mikroptan insana kadar evren kitabýndaki bütün canlý ve cansýz varlýklar, olgular, olaylar ve Kuran-ý Kerim’in ayetleri engel olmakta ve önüne dikilmektedir. Ýnanan bir insana her þey Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliði üzerine mesaj ve ders vermektedir. Bu mesaj ve dersleri görmezden gelmek, yok varsaymak, çürütmek, anlaþýlmaz kýlmak bir insanýn deðil tüm insanlýðýn bile üstesinden kalkamayacaðý güç bir iþtir. Bu nedenle Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliði için bir ayeti yeterli bir kanýt oluþtururken O’nun yokluðunu kanýtlamak tüm insanlýðýn ortak çabasý ile olsa bile yine olanaksýzdýr.
Kanýt ilkesi bilindiði üzere hukukun da temelini oluþturmaktadýr. Davalar kanýtla, kanýtlarla kazanýlmaktadýr. Öyle ise bir kanýt bile Allah’ýn (c.c.) varlýðý için yeterlidir.
2. Tanýk Ýlkesi Delili :
Bediüzzaman Said Nursi’ye (rah.a.) göre iki kiþi ayný doðruda birleþmiþse, binlerce insanýn kendi dar pencerelerinden, kiþisel kanýlarýyla onu inkar etmeleri hiçbir deðer ifade etmez. Bir sarayýn kapýlarýndan onlarcasý açýk, birisi kapalý olsa, kimse o saraya girilemeyeceðini iddia edemez. Ýþte Allah’ý (c.c.) inkar eden kimse devamlý surette kapalý olan o bir tek kapýya yönelerek oradan saraya girmek ister. Aslýnda o kapý, onun ve onun gibi olanlarýn gözlerine çekilmiþ bir perdedir; onlarýn ruh dünyalarýna kapalýdýr. Ýnançlý insan için kapalý bir kapý yoktur. Yeter ki bu konuda gözlerini gerçeklere yummasýn. Bulutlu bir hilal gecesinde gökyüzünde ayý gördüðünü söyleyen bir insanýn bu iddiasý, bu gözlemi yapamayan insanlarýn ileri sürebileceði “Hilal yoktur.” iddialarý karþýsýnda doðru, tutarlý, gerçeðe uygun bir önerme olarak kendisini gösterir. Çünkü ayý göremeyenlerin çeþitli mazeretleri olabilir: Gözlemcilerin gözleri bozuktur, ay bulutlarýn arkasýnda gizlenmiþtir, gözlemciler gözlemlerini tüm gece boyu sürdürememiþlerdir… gibi. Ama ayý gördüðünü iddia eden kimse, bu olumsuzluklarý aþýp bir gerçekliðe bir an da olsa ulaþtýðýný doðru ve tutarlý bir iddia ile ortaya atýyorsa bizim ona inanmamamýz için ortada bir neden kalmamýþtýr. Kaldý ki bu insan ömründe bir kere bile yalan söylememiþse ve çevresindekiler onu güvenilir bir kiþi diye adlandýrýp ona deðer vermiþse bizim o kiþiye inanmamamýz büyük bir saflýk, aldanýþ ve ahmaklýk olacaktýr. Bu açýdan Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliði konusunda insanlarýn ahlak bakýmýndan en üstünleri olan peygamberlerin, evliyalarýn, müminlerin ve Müslümanlarýn Allah (c.c.) vardýr ve birdir biçimindeki iddialarýný bir kýsým insanlarýn hem de ahlak açýsýndan pek çok kusuru bulunan kimselerin inkâr etmeleri bir deðer ifade etmez.
Tanýk ilkesi bilindiði üzere hukukun da temelini oluþturmaktadýr. Davalar tanýkla, tanýklarla kazanýlmaktadýr. Öyle ise bir tanýk bile (Hz. Muhammed [ s.a.s]) Allah’ýn (c.c.) varlýðý için yeterlidir.
Eleþtiri: Ýnanmayan kesim, þu örneðe benzer örneklerle kanýt ve tanýk ilkesine itiraz etmekteler:
Hýristiyan inancýna göre yetiþen bir çocuk yýlbaþýnda Noel babadan hediye alýr. Gerçekte Noel Baba yoktur. Hediyeyi anne ve babalar çam aðacýnýn altýna koyarlar. Ama hediye vardýr. Bütün çocuklar da benzer þekilde hediye alýrlar. Kendi aralarýnda da Noel Baba’nýn varlýðýna tanýklýk yaparlar. Aldýklarý hediyeleri de Noel Baba’nýn varlýðýna kanýt diye düþünürler.
Cevap: Bu eleþtiri görünüþte bütün Müslümanlarýn da týpký saf ve gerçekten habersiz Hýristiyan çocuklarý gibi bir duruma düþürmektedir. Eleþtiri, bir algý yanýlsamasýndan güç almaktadýr. Týpký sihirbazýn þapkasýndan tavþan çýkarmasý gibi bir zihin illüzyonuna benzemektedir. Görünüþte Allah da Noel Baba da yoktur. Müslümanlar tüm nimetleri Allah’tan, Hýristiyan çocuklarý da yýlbaþýndaki aldýklarý hediyeleri Noel Baba’dan bilmektedirler. Ama Noel Baba sadece yýlbaþýnda bir kere hediye veriyor. Bütün çocuklara verse de bu yalnýz yýlda bir kez oluyor. Yani yeterli bir kanýt oluþturmuyor. Oysa Allah bütün nimetlerin sahibidir. Her þey ona aittir. Evrende var olan ve bir nimet olarak insanýn önüne konan her þey Allah’ýn varlýðýna ve birliðine dair mührü ile insana nimet olarak verilmiþtir. Tek bir kanýt türü ile Noel Baba’nýn varlýðýna hükmedenler çocuklardýr. Onlarýn düþünce yetileri zayýftýr. Sonsuz nimetleri Allah’ýn varlýðý ve birliðine kanýt olarak düþünen ve bu konuda birbirlerine tanýklýk yapan Müslümanlar ise çocuk deðillerdir. Akýllý kimselerdir. Yetiþkindirler. Çocuklarý aldatýrsýn ama büyükleri aldatmak kolay deðildir.
Allahýn her bir nimetinde onun varlýðýna ve birliðine dair sonsuz kanýtlar adeta birer mühür gibi nimetlerin üzerine iþlenmiþken ve bunlar Allah’ýn güzel isim ve sýfatlarýna tercüman olmuþken Noel Baba adýna yýlbaþýnda çocuklara sunulan hediyelerde ise ona ait hiçbir iþaret yoktur. Adeta bunlar hýrsýzýn mülkü gibidirler. Yani Noel Baba’ya izafe edilen bu hediyeler de aslýnda her hediyenin de gerçek sahibi Allah’ýn nimetleridir. Onun sýfat ve güzel isimlerine tercümanlýk yaparlar.
Tek kanýt türü ve çocuklar ile tüm inananlar ve Allah’ýn nimetlerinin birbirlerine paralel gibi görünmesinde yatan zihin yanýlsamasýný þuna benzetebiliriz. Matematikte 1’den baþlayýp sonsuza giden pozitif sayýlar vardýr. Bunlarýn gerçek dünyada karþýlýklarý vardýr. Yani biz bu sayýlarla her þeyi sayabiliriz. Ama bir de -1’den baþlayýp sonsuza giden negatif sayýlar vardýr. Biz bunlarla nesneleri sayamayýz. Bu sayýlar sadece zihnin ürünüdürler. Nesneler bu sayýlarla sayýlmaz. Bu sayýlar, alýþ veriþ gibi durumlarda ortaya çýkan hesaplamalarda kullanýlýr. Yani zihinsel iþlemlerde yer alýrlar. Müslümanlara her bir nimet pozitif sayýlarýn adedince Allah’ýn varlýðý ve birliðine birer kanýt iken bir Hýristiyan çocuk için güya Noel Baba’dan yýlbaþýnda aldýðý hediye ise Allah’ýn nimetleri karþýsýnda kafasýnda sadece -1 sayýsý kadar þüphe uyandýracaktýr. Yani o çocuk yaþta bile bu hediye pozitif bir anlam ifade etmeyecektir. 1 sayýsý kadar bile bir deðere sahip olamayacaktýr. Ahalisi Hýristiyan olan yerde bulunanlar bilirler ki, çocuklar bu yýlbaþýndaki hediyelere raðmen yine de onun varlýðýndan kuþku duyarlar. Hediye, kuþkularýna karþý bir rüþvet iþlevi görse de durum böyledir. Allah’ýn varlýk ve birliði ile mühürlü her nimet önüne geldikçe çocuklar bu çocukluk yanýlsamasýndan kurtulup gerçeði bulacaklardýr. Kimse sonsuz kanýtlarýn karþýsýnda tek bir kanýtla çocukluk çaðýna ait bir yanýlsamaya baðlý kalamaz.
Eleþtiri: Bir Müslüman nasýl Allah’ýn varlýðýna ve birliðine þahitlik yapabilir? Ne Allah (c.c.) ne de Hz. Muhammed (s.a.s) duyu organlarý ile algýlanmamaktadýr. Öyle ise Ýslam dinine giriþte yapýlan þahadette ‘Eþhedü enla ilahe illallah ve eþhedü enne Muhammeden abduhü ve rasuluh’ta, bir Müslüman yalancý þahitlik yapmaktadýr. Duyu organlarý ile algýlamadýðý þeylere tanýklýk yapmaktadýr.
Cevap: Doðru, görünüþte böyledir. Bir Müslüman Allah’ý ve peygamberi hiçbir duyu organý ile algýlamadýðý halde bunlara dair þahitlik yapmaktadýr. Bu durumda yaptýðý yalancý þahitliktir. Ama bu reel dünyada geçerlidir. Hayat sadece reel dünyadan ibaret deðildir. Ýnsanýn bir de manevi dünyasý vardýr. Reel dünyada þahitlik gözle ve gördükleri ile olur. Göz eþekte de vardýr. Ama eþekliðini üzerinden almaz. Manevi dünyada ise þahitlik kalp gözü ile yapýlýr. Bu göz sadece insanda olur. Hayvanlarda olmaz. Buna sezgi de diyebiliriz. Kimse sezgiyi küçük görmesin. Bilim adamlarý buluþlarýný gözlerine deðil sezgilerine borçludurlar. Hayatýmýzý kolaylaþtýran her teknolojik ürün insandaki bu yeti sayesinde bulunmuþtur. Göz bunda baþlýca rolü oynamamýþtýr. Ýþte bir Müslüman þahitliðini eþekte de olan baþ gözü ile deðil sadece insana ait olan kalp gözü ile manevi dünyada yapmaktadýr. Dolayýsýyla þahitliði manevi düzlemde geçerlidir. Allah’ýn Kuran-ý Kerim’de pek çok ayette inançsýzlar için söylediði, ‘onlar kördürler’ ifadesi, bu kalp gözü ile ilgilidir.
Kalp gözünün açýlmasý ise hidayetle olur. Hidayet ise Allah’tandýr. Allah kullarýna hidayet vermeyi ise bazý þartlara baðlamýþtýr. Bunlarýn hepsini bir kul olarak bilmemize imkân yoktur. Allah’ýn ilminde saklýdýrlar. Yalnýz Allah’ýn sevdiði þeylere yönelenlere, yasaklarýndan kaçýnanlara hidayetinin ulaþabileceðini düþünebiliriz.
3. Ýmkan (Olasýlýk) Delili:
Evrenin var olma ile yok olma olasýlýðý birbirine eþittir. Þu anda duyu organlarý ile algýladýðýmýz evren ve içerisindeki her þey yaratýlmamýþ olabilirdi. Ama bunlarýn var oluþu, gerçekliði duyu organlarýnýn izlenimleri ile sabittir. Evrenin ve içerisindeki þeylerin var olduðunu kimse inkâr edemez. Var olan bir þeyin de kendi varlýðý dýþýnda bir yaratýcý nedeni bulunmaktadýr. Yani evren ve içerisindeki her þeyi yokluktan varlýða çýkaran bir neden bulunmaktadýr. Bu neden de ancak evreni ve içerisindeki her þeyi yoktan varlýk sahnesine çýkaran eþsiz bir güç ve kudret sahibi olan Allah’týr. Allah (c.c.) evren ve içerisindeki her þey yok iken bunlarý yaratma olasýlýðýný seçmiþtir.
Evrenin ve içerisindeki canlý ve cansýz varlýklarýn yaratýlma ve yaratýlmama olasýlýklarý birbirine eþit derecede iken yaratýlmýþ olmalarý, yani bunlar arasýnda var olma seçeneðinin tercih edilmesi, bunlarý yoktan var eden bir yaratýcýyý gerekli kýlmaktadýr. Bu yaratýcý, evreni ve içerisindeki canlý ve cansýz varlýklarý yoktan yarattýðýna göre sýnýrsýz bir güç ve kudrete sahiptir.
Eleþtiri: Var olan þeylere bakýp da akýl ve mantýk ilkeleri ile bunlarýn bir yaratýcýsý olduðunu düþünmek doðru bir çýkarsama ise buna göre Allah da varsa O’nu kim yaratmýþtýr?
Cevap: Allah’ý yaratýlmýþ bir varlýk görmek yanýlsamasý ile sorulmuþ bir sorudur. Bu bir trenin katarlarýna bakýp da bunlarý kim çekiyor diye düþündükten sonra ilk bölümdeki makineye de ayný gözle bakmaktýr. Onu çeken bir güç yoktur. O hareket kaynaðýdýr. Nedenidir. Bunun gibi Allah yaratýlmamýþtýr. Yaratýcýdýr. Allah için böyle bir soru sormak saçmadýr.
4. Hudûs (Sonradan Yaratýlmýþ Olma) Delili:
Evren ve içerisindeki her þey deðiþkendir. Durmadan bir halden diðer bir hale geçer. Kayalar çeþitli nedenlerle parçalanýr, farklý toprak oluþumlarýna neden olur. Ýçerisindeki enerjinin sürekli bir biçimde uzaya akmasý ile maddenin erimesi, güneþin süratle sönmeye doðru yüz tutmasý, evrenin sürekli bir biçimde geniþlemesi maddenin sonradan yaratýlmýþ olduðunu göstermektedir. Sonradan yaratýlan bir þeyin de bir baþlangýcý vardýr. Maddenin ezeli ve ebedi olmamasý onun zamanla birlikte bir yaratýcý tarafýndan yaratýldýðýný göstermektedir. Evrenin temelini oluþturan madde sonradan yaratýldýðýna ve bir yok oluþa doðru sürüklendiðine göre onu yaratan bir yaratýcýya gereksinim duymaktadýr. O da ancak her þeyi yoktan var edip varlýk sahnesine koyan yüce Allah’týr.
Dünya ve içerisindeki canlý ve cansýz bütün varlýklarýn yaþlarý bilimsel olarak aþaðý yukarý deðerlerle saptanabilmektedir. Hatta evrenin yaþý bile sayýsal bir deðerle ifade edilmektedir. Evrenin meydana geldiði büyük patlama sýrasýnda yayýlan radyasyondaki bazý elementler bilime bu konuda kanýt olmaktadýr. Bu durum evren ve içerisindeki her þeyin sonradan yaratýldýðýný ve ezeli olmadýðýný gösterir. Evren ve içerisindeki her þey, ezeli ve ebedi olan Allah’ýn (c.c.) bunlarý zamanla birlikte yoktan var ettiðini kanýtlamaktadýr.
Eleþtiri: Bir þeyin sonradan olmasý bir yaratýcýyý gerektirmez. Madde kendi kendine de var olmuþ olabilir. Maddeden de ilk hücre, ondan da deðiþik canlýlar zincirleme olarak evrimle var olmuþ bulunabilir.
Cevap: Madde kendi kendine de var olmuþtur, diye düþünen bir insan artýk bilimsel alanýn dýþýna çýkmýþtýr. Bu düþünce akýl ve mantýðýn, bilimin ilkelerinin haricindedir. Artýk bundan sonra manevi alan gündeme gelmektedir. Bu noktadan sonra insanýn Allah yerine yaratýcý güç veya güçler demesinden baþka bir seçeneði kalmamaktadýr. Sonunda evrenin büyük nizamý, akýl almaz ahengi karþýsýnda tek bir ilahta karar kýlýnacaktýr.
5. Ýntizam (Düzen, Kompozisyon) Delili:
Evren ve içerisindeki her þey belirli bir sistem içerisinde bulunmaktadýr. Bu sistemin temeli çok ince matematiksel hesaplara dayanmaktadýr. Örneðin gezegenimizin hayat kaynaðý olan güneþin büyüklüðü, dünyaya uzaklýðý, dünyanýn güneþ karþýsýndaki eðimi ve izlediði yörünge yeryüzündeki yaþamý saðlamak için çok ince hesaplarla düzenlenmiþtir.
Yeryüzündeki havanýn içerisindeki gazlar, bizim yaþamýmýzý sürdürecek oranda belirlenmiþtir. Ayrýca bu oranýn deðiþmemesi için bitkiler, hayvanlardan ve insanlardan havaya atýk madde olarak verilen karbondioksiti oksijene çevirme özelliði ile donatýlmýþtýr.
Bütün canlý ve cansýz varlýklar, adeta bir gereksinim zinciri ile birbirlerine baðlanmýþlardýr. Biri diðerinin yaþamsal amacýna hizmet etmektedir. Örneðin çöl ortamý için suyu vücudunda depo eden bir hayvana ihtiyaç vardýr. Deve bu özellikte yaratýlmýþtýr. Bu hayvan için çöl ortamý besinini de önceden hazýrlamýþtýr: Kurumuþ otlar ve diken. Baþka hayvanlarýn dönüp bakmayacaðý bu yiyecekler, deve için en ideal besinler olmaktadýr. Deve depoladýðý su ve çölde her yerde bulabileceði bu besin maddeleri ile üzerindeki bir insaný yada yükü aylarca süren bir yolculukta kendisi açýsýndan sýkýntýsýz bir þekilde ve rahatlýkla istenilen yere ulaþtýrmaktadýr. Ayrýca devenin sütü, eti, derisinden de yaralanýlmaktadýr. Her biri ile insanýn önemli bir yaþamsal gereksinimi karþýlanmaktadýr.
Her varlýk kendi parçalarýyla bir ahenk ve birlik içerisinde olduðu gibi, ayný biçimde evrenin bütünü de kendisini meydana getiren varlýk parçalarýyla bir ahenk ve birlik içerisindedir. Bu akýl almaz ve muhteþem nizam, bir düzenleyiciye iþaret etmektedir. O düzenleyici de ancak her þeye gücü ve kudreti yeten yüce Allah’týr.
Eleþtiri: Dünyadan baþka gezegenlerde yaþam yoktur. Demek ki bütün evren boþ yere yaratýlmýþtýr. Ayrýca bu durum dünyada yaþamýn olmasýnýn bir tesadüf sonucu olduðuna da iþaret etmektedir.
Cevap: Bilim sadece bugünkü bilgisi ile ancak güneþ sistemindeki diðer gezegenlerde yaþamýn bulunmadýðýný iddia etmektedir. Evren sadece bizim güneþ sistemimizden oluþmamaktadýr. Yýldýzlarýn her biri bir güneþtir. Güneþimizin de içinde bulunduðu Samanyolu galaksisinde en az iki yüz elli milyar yýldýz, evrende ise yine en az üç yüz milyar galaksi bulunduðu sanýlmaktadýr. Bu büyüklük karþýsýnda diðer yýldýzlarda da yaþayan canlý varlýklarýn bulunmadýðýný düþünmek büyük bir saflýk olacaktýr. Kaldý ki canlý varlýklarýn olmamasý ile evrenin nizamýndan bir þey eksik olmayacaktýr.
Evrenin büyüklüðü karþýsýnda sadece bir tesadüfle yeryüzündeki canlý varlýklarýn bulunduðunu düþünmek, iþlediði suçla polisten kaçan bir insanýn yakalanmamasýný gerekçe göstererek o suçu iþlemediðini sanmasý gibi saçma bir düþüncedir.
6. Sanat Delili:
Evren ve içerisindeki canlý ve cansýz varlýklar, çok ince bir düzen temeli üzerine kurulmanýn yanýnda týpký bir sanat eseri gibi de estetik (sanatsal güzellik) bir özellik arz etmektedir. Ýnsanýn güzellik duygusuna seslenmektedir. Elimize bir gülü alýp onun biçimi, rengi, kokusu üzerinde biraz düþündüðümüzde bunu yaratanýn büyük bir sanatçý olduðu gerçeðine ulaþýrýz. Ayný þekilde güzelliðine tutkun olduðumuz bir insanýn bu güzelliðe doðuþtan sahip olduðunu göz önünde bulundurduðumuz zaman yüce yaratýcýnýn sanatçýlýðýna hayran olmamamýz elde deðildir. Bir deniz, dað ve doða manzarasý da yüce yaratýcýnýn sanat kudretini estetik bir zevkle bizlere sunmaktadýr. Kýsacasý evrendeki tüm canlý ve cansýz varlýklarda yüce yaratýcýnýn ince sanatkârlýðý tüm insanlarý O’nun varlýðý ve birliði konusunda hayran býrakacak orandadýr.
Hücreden insana, atomdan galaksilere kadar bütün evrende ince ve baþ döndürücü bir sanat galerisi göze çarpmaktadýr. Bir baþtan bir baþa evrendeki her eser, çok büyük bir sanat deðerine sahiptir. Kýsa zamanda yani Allah’ýn (c.c.) bir “Ol!” emriyle meydana gelmiþtir. Çok sayýda, karýþýk ve çeþit çeþittir. Devamlýdýr. Hâlbuki kýsa zamanda, çok sayýda, kolay ve karýþýk yapýlan iþlerde deðerli bir sanat eserinin olmamasý gerekirdi. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her þey deðiþir ve bu tür bir sanat mucizesi gerçekleþmiþ olur.
Allah’ýn (c.c.) sanatýna hayran olmamak elde deðildir. Sanatýna kendi güzel isimlerini (esma-ül hüsna) eþsiz ve benzersiz bir kudretle yerleþtirmiþtir. Buna bir örnek vermek yararlý olacaktýr sanýrým: Allah’ýn (c.c.) el-Vâhid (c.c.) ve el-Ahad (c.c.) güzel isimleri birbirlerine yakýn birer anlama sahiptirler. Aralarýndaki anlam ayýrtýsýný þu örneklerde anlayabiliriz: Dünyadaki bütün aðaçlarýn yapraklarý ortak bazý nitelikler ve özellikler taþýrlar: biçim, renk, yapý, iþlev v.b. bakýmlarýndan. Bu durum bütün aðaç yapraklarýnýn “ tek yaratýcý (el-Vâhid [c.c.] )” tarafýndan yaratýldýðýný göstermektedir. Birbirlerine olan benzerliklerine karþýn, velev ki ayný aðaçta da olsa, dünyada birbirinin aynýsý iki yapraðýn bulunmamasý, bunlarýn “ benzeri olmayan yaratýcýnýn (el-Ahad [c.c.] )” eseri olduðunu kanýtlamaktadýr. Ayný durum insan yüzleri ve sayýsýný ancak yüce Allah’ýn (c.c.) bildiði bütün bitkiler ve hayvanlar… için de geçerlidir. En büyük sanatçý olan Allah (c.c.) her sanatçýnýn ömrünü verdiði ve ulaþmak için can attýðý özgünlüðü (yani bir elden çýkma ama farklý olma niteliðini), yarattýðý her varlýðýn biçimine bir mühür gibi kazýmýþtýr. Yüce Allah’ýn (c.c.) her bir sanatýna bu gözle baktýðýmýz zaman hayran olmamak elde deðildir.
Eleþtiri: Dýþkýnýn varlýðý Allahýn varlýðý ve birliðine kanýt olan sanat ilkesine aykýrý düþmektedir.
Cevap: Sadece dýþký deðil, çirkin þeyleri de buna katabiliriz. Hatta eksik þeyler de var. Çeþitli organlarýndan engelli insanlar gibi. Görünüþte onlar bu tablonun dýþýnda kalýyorlar. Ama estetiðin ana ilkelerinden birisi de zýtlýktýr. Yani güzellik anacak çirkinliklerin varlýðý ile anlaþýlabilir. Çirkin þeyler olmasaydý güzel þeyler anlaþýlamazdý. Kaldý ki çirkinlik ve güzellik görece kavramlardýr.
7. Hikmet (Olay ve Olgulardaki Neden - Sonuç Ýliþkisi) ve Amaç Delili:
Evrende bulunan her þeyin bir yaratýlýþ amacý vardýr. Hiçbir þey boþ yere yaratýlmamýþtýr. Bütün varlýk, olay ve olgularýn neden sonuç iliþkisi içerisinde birbiriyle olan baðlarý bulunmaktadýr. Üzerinde düþünüldüðü zaman tüm bu varlýk, olay ve olgularýn iliþki zincirini tasarlayan ve kuran bir yüce yaratýcýnýn varlýðý kendiliðinden ortaya çýkmaktadýr.
Evrenin tüm varlýk, olay ve olgularýnýn altýnda insanýn yaratýlýþ amacý ile ilgili düþüncelere ulaþýlabilir. Örneðin sonbaharda aðaçlarýn büyük kýsmý yapraklarýný dökerler, kýþ doðadaki çoðu varlýklar için bir ölüm ayýdýr. Baharda tüm doða canlanýr. Bunlar insan için ilahi birer mesaj içermektedir. Bu olay ve olgular, insanlarýn öldükten sonra ceza ve ödül (hesap) için tekrar dirilmelerini andýrmaktadýr. Gece ve gündüz de böyledir. Gece uyuruz, gündüz de uyanýrýz. Týpký ölen insanlarýn ahrette dirilmesi gibi. Aklýn, doðanýn ölüp dirilmesi ile insanýn ölüp dirilmesi arasýnda bu çeþit bir ilgi kurmasý “hikmet”e güzel bir örnektir. Evrendeki olay, olgu ve varlýklarýn içerisinde veya arasýnda bir neden sonuç iliþkisi kurulduðu taktirde zihin her þeye gücü yeten bir yüce yaratýcýnýn varlýðýný kabul etmek zorunda kalmaktadýr.
Evrendeki yaratýlmýþ olan her þeyin amacý bizi düþünmeye sevk etmektedir. Ýlgili þey ile amacýnýn altýnda yatan hikmet de insaný ruhsal açýdan doyurucu bir biçimde Allah’ýn (c.c.) varlýðý, sýfatlarý ve güzel isimleri ile açýklanabilmektedir. Bu yüzden günlük dilde hikmet “derin düþünce”, “bir þeyin asýl nedeni” anlamlarýnda kullanýlmaktadýr.
Evrendeki olay, olgu ve varlýklarýn asýl nedeni Allah’a (c.c.) dayanmaktadýr. Bunlarýn yaratýlýþ amacý yüce Allah’ýn (c.c) sýfatlarýna ve güzel isimlerine tercümanlýk yapmaktýr. Bunlara bu bakýþ açýsýyla ve araþtýrýcý, incelemeci bir gözle baktýðýmýzda týpký bir kitap gibi bunlarýn yüce yaratýcýsýný anlatmakta olduklarýný görürüz.
Evrendeki bütün olay, olgu ve varlýklar yaratýcýsýný bizlere anlatmaya çalýþan bir kitap gibi okunmayý beklemektedir.
Eleþtiri: Evrendeki varlýk, olay ve olgulardan ders çýkarmak bir bakýþ açýsýdýr. Evren bir kitap deðildir. Hiçbir mesajý yoktur. Ýnsanlar ona mesaj yüklerler. Bu mesajlardan Allah’ýn varlýðý ve birliðine dair bir objektif kanýt yoktur.
Cevap: Nasýl bir insan okuma yazma bilmeden kitap okuyamýyorsa evren kitabýnýn da harfleri, þifreleri vardýr. Bunlarý bilmeden evren kitabý okunmaz. Bunlar Kuran-ý Kerim’de gizlidir. Kuran-ý Kerim’e inanmadan bu mesajlara ulaþmak imkânsýzdýr. Nasýl okuma yazma bilmeyen kiþiler kitaplardaki harflere anlamsýz ve boþ bakarlarsa Kuran-ý Kerim’in Allah kelamý olduðuna inanmayan kimseye de evrendeki her varlýk, olay, olgu boþ ve anlamsýz görünür. Böyle birisi evren kitabýndan ders alamaz.
Okuma yazma bilmeyen kiþi, yazýlanlara boþ ve anlamsýz mesajlar yükler. Ama bunlar bir deðer ifade etmez. Önemli olan þifreleri çözüp doðruya ulaþmaktýr. Mesaj þifrelerin içeriðindedir. Ýnsanlarýn kafasýnda olan þey, önyargýlardýr. Evren kitabýný okumada objektiflik veya sübjektiflik söz konusu deðildir. Bilip bilmemek, anlayýp anlamamak söz konusudur.
8. Þefkat, Merhamet ve Rýzýk Delili:
Doðadaki canlýlarý ibret gözüyle incelediðimizde bir annenin yavrularýna olan þefkat ve merhamet duygusu dikkatimizi çeker. Tavuk yavrularýný savunmak için gerektiðinde kendisinden kat kat güçlü, anne olmadýðý dönemde sakýndýðý ve korktuðu bir köpekle büyük bir cesaretle mücadeleye girer. Baþka hayvanlarda da yavrularýna karþý ayný himaye edici tutum gözlenebilir. Yüce yaratýcý benzer þefkat ve merhamet duygusunu biz insanlara da vermiþtir. Bir kadýn ne kadar kötü kalpli olsa da bir anne olarak yavrusu için her türlü fedakârlýðý yapabilir. Yüce yaratýcý anne olacak canlýlarda merhamet ve þefkat duygusunu onlarýn içgüdüsel yapýlarýna yerleþtirerek kendisini savunmaktan mahrum yavrunun can güvenliðini adeta sigortalamýþtýr. Bu durum da sonsuz merhamet ve þefkat sahibi olan Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliðine bir delil oluþturmaktadýr.
Bütün yaratýklarýn ve özellikle insanýn ihtiyacý sonsuzdur. Gücü ve olanaklarý sýnýrlýdýr. Ýradesi ise adeta bir hiç hükmündedir. Böyle iken bütün insanlarýn ihtiyaçlarý hiç ümit edilmeyen çeþitli þeylerden, yerlerden karþýlanmaktadýr. Kimin neye ne kadar ihtiyacý varsa bütün evrendeki varlýklar adeta el ele vererek bu konularda üstüne düþen ödevi ve sorumluðu yerine getirmeye çalýþmaktadýr. Toplum hayatýndaki iþ bölümünün, yardýmlaþmanýn, ailedeki bireylerin ödev ve sorumluluklarýn temelinde Allah’ýn (c.c.) þefkatinin, merhametinin ve rýzýk daðýtýcý sýfatýnýn bulunduðu, bu iþlerin yüce bir yaratýcýnýn tasarrufu ve yönlendirmesi ile yapýldýðý anlaþýlmaktadýr. O da ancak her þeye gücü ve kudreti yeten, insana rýzký konusunda kefil ve sonsuz merhamet ve þefkat sahibi olan yüce Allah’týr.
Eleþtiri: Yýrtýcý hayvanlar Allah’ýn varlýk ve birliðine birer delil olan þefkat ve merhamet ilkelerine aykýrý düþmektedir?
Cevap: Evet, görünüþte böyledir. Yýrtýcý hayvanlar Allah’ýn varlýk ve birliðine birer delil olan þefkat ve merhamet ilkelerine aykýrý düþmektedir. Ama yýrtýcý hayvanlarýn bu biçim doðalarý da rýzýk ilkesini devreye sokmaktadýr. Þefkat ve merhamet ilkesini yalnýz baþýna düþünmemek gerekir. Þefkat ve merhamet ilkesi rýzýk ilkesinin içerisinde yer almaktadýr. Yýrtýcý hayvanlardaki rýzýk ilkesi þefkat ve merhamet ilkesine karþýt gibi görünse de aslýnda ikisi birbirini tamamlamaktadýr. Ayrýca o yýrtýcý hayvan rýzkýný bu yolla tedarik ederek zýtlýk prensibi ile þefkat ve merhametin ne olduðunu da bize öðretmektedir. Aksi taktirde doðada yýrtýcýlýktan daha çok iþlevi olan þefkat ve merhamet ilkesi göze çarpmayacaktý.
Yýrtýcý hayvan rýzkýný elde ettikten sonra þefkat ve merhametle yavrusuna yönelmektedir.
9. Fýtrat (Yaratýlýþ, Ýnsan Doðasý) Delili:
Ýnsanda iyiye, güzele, doðruya karþý bir yaklaþma; kötü, çirkin, yanlýþ þeylerden bir uzaklaþma eðilimi doðuþtan bulunmaktadýr. Bütün iyiliklerin, güzelliklerin ve doðru olan þeylerin kaynaðý yüce Allah’týr.
Ýnsan dünyaya doðuþtan temiz bir fýtratla gelir. Eðer bu fýtratý yaptýðý günahlarla bozulmasaydý hiçbir insan Allah’ýn (c.c.) varlýðýný ve birliðini kabul etmede bir sýkýntý yaþamayacaktý.
Her insanda doðuþtan iyi, güzel, doðru olan þeylere karþý bir sevgi, buna karþýlýk kötü, çirkin, yanlýþ olan þeylere karþý da bir nefret hissi bulunmaktadýr. Bu ortada olan bir gerçekliktir. Demek oluyor ki, bu duygular ahlaklý davranma ve iyi iþler yapma yönünde bir meyli ve ahlaksýzlýktan, çirkin davranýþlardan da nefret edip kaçýnmayý saðlamaktadýr. Bu fýtri yapý iþaret etmektedir ki, insana iyiyi, güzeli, doðruyu emreden ve onun kötü, çirkin, yanlýþ davranýþlarý yapmasýný yasaklayan bir sistemin sahibi bulunmaktadýr. Ýnsana bu eðilimi ve buna iliþkin duygularý veren yüce Allah’týr.
Allah’a (c.c.) inanmak bir zorunluluktur. Zira Allah (c.c.) inancý, insan fýtratýnda bir çeþit güdü, bir doðal arayýþ olarak bulunmaktadýr. Ýnsan fýtratýna bu ihtiyacý yerleþtiren yüce Allah 'týr.
Eleþtiri: Kötülükleri ne ile izah edeceksiniz?
Cevap: Biz genel eðilimden siz ettik. Ýnsandaki nefis kötülüðü, ruh iyiliði emreder. Ýnsan bu iki öðeden oluþur. Ýnsan nefsine uydu mu her kötülüðü iþleyebilir. Ama toplumsal yaþamda egemen olan þey iyiliktir. Kötülükler cezalandýrýlýr. Ýyilikler ödüllendirilir.
10. Tarih Delili:
Nasýl annesiz ve babasýz olarak bir insanýn dünyaya gelmesi mümkün deðilse ilk insaný yaratan bir yaratýcýnýn varlýðý da söz konusu olmadan insanoðlunun dünya üzerindeki varlýðý da öylece mümkün görünmemektedir.
Dinler tarihi þahittir ki, insanlýk hiçbir devrini dinsiz geçirmemiþtir. Batýl, hatta gülünç dahi olsa hemen her devirde bir dine inanmýþ ve bir manevi sistemi takip etmiþtir. Ateizm on sekizinci yüzyýldan itibaren felsefede kendisini göstermiþtir. Peygamberler Allah’ýn (c.c.) varlýðýný kabul etmeyen toplumlara deðil, Allah’a (c.c.) þirk (ortak) koþan kavimlere gönderilmiþtir. Bu açýdan peygamberimizin (s.a.s.) gönderildiði Araplar da Allah’ýn (c.c.) varlýðýný, yaratýcý, rýzýk verici sýfatlarýný kabul ediyorlardý. Ama bunun yanýnda kendilerini Allah’a (c.c.) yaklaþtýrsýn diye birtakým putlara tapýyorlardý. Batýl dinleri ayrýntýlý bir biçimde inceleyip temeline indiðimizde tevhide dayandýðýný ve sonradan bozulduðunu görürüz.
Eleþtiri: Bizim teorilerimize göre insanlar ilkel devirlerden önce maðaralarda yaþarken yýrtýcý hayvanlarýn korkusundan birtakým hayvanlarý kutsayarak totem kültürünü oluþturmuþlardýr, sonraki devirlerde Tanrý kavramýna ulaþmýþlardýr. Tarihi devirlerde kabileler putlarýn yanýnda Tanrý’nýn varlýðýný da kabul etmiþlerdir.
Cevap: Ýmam-ý Rabbaniye göre 313 resul gelmiþ. Resul kitapla gönderilen peygamber demektir. Her resul arasý 1000 yýldýr. 124.000 de nebi gelmiþ. Nebilerin sayýsý hakkýnda baþka rivayetler de vardýr. Nebiler resullere tabi olarak hizmet görmüþlerdir. Kitap verilmemiþ peygamberlerdir. Yalnýz Hz. Ýsa’nýn ezelde ruhlar âleminde yaptýðý dua, Muhammed’in (s.a.s) ümmetinden olma isteði neticesinde resullük ömrü bu ümmetin ömrüne eklenmiþ, kendisi de göðe kaldýrýlmýþ hali ile (lehçesi, kýyafeti v.s) ahir zamanda dünyaya teþrif edip ümmet-i Muhammed’in önderine tabi olacaktýr. Yani 313 bin yýldan beri sürüp gelen bir tevhit mücadelesi var. Kenarda köþede kalan birkaç yerli kabileyi inceleyip de insanlýk tarihinin dini hakkýnda genellemelere gitmek bilimsel bir tavýr deðildir.
Elbette kendisine resul ve nebi gelmemiþ kabileler vardýr. Afrika’daki kabileler gibi. Onlarýn ahretteki durumu, onlardan beklenen imtihan özellikleri kendilerine resul, nebi gönderilmiþ kabilelere ve uluslara göre farklý olacak elbette, onlar orada Allah’ýn mutlak adaleti, sýnýrsýz merhameti ile muamele göreceklerdir.
11. Ýttifak (Özde ve Sözde Birlik) Delili:
Bediüzzaman Said Nursi’ye (rah.a.) göre on tane yalancý birbiri ardý sýra gelip bize evimizin yandýðýný söylese bu adamlarýn hayatta bir defa dahi doðru söylediklerini duymamýþ olmamýza raðmen “Belki doðru olabilir.” diyerek onlara hemen inanýrýz. Zira ortada bir söz birliði olgusu vardýr. Hâlbuki burada bahsini ettiðimiz söz birliði konusu olan olgu, yani Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliði iddiasý binlerce peygamber, yüz binlerce evliya ve milyonlarca da inanan insan arasýnda meydana gelmektedir. Bütün bu insanlar, insanlýðýn deðer verdiði üstün ahlaki meziyetleri ve erdemleri kiþiliðinde toplamýþlardýr. Çeþitli zamanlarda ve ayrý ayrý mekânlarda yaþamýþ bu insanlarýn ittifak ettiði en birinci nokta “Allah (c.c.) vardýr ve birdir.” gerçeðidir. On yalancýnýn bir yalan üzerindeki söz birliðine önem verildiði halde, hayatlarýnda bir kere dahi yalan söyledikleri duyulmamýþ, sayýsýný ancak Allah’ýn (c.c.) bildiði peygamber, evliya ve inanan insanlarýn bu çaptaki söz birliðine iliþkin iddialarýna inanmak dýþýnda baþka bir seçenek söz konusu olabilir mi?



Teþekkur:
Beðeni:
Alýntý

Yer imleri