Ýman, insanýn bir anne ve babasý olduðunu bilmesi gibi bir yaratýcýsý olduðunu kavradýktan sonra Allah’ýn (c.c.) bu dünya yaþamýnda kendisini yalnýz býrakmayýp gönderdiði peygamberlerle ve indirdiði kitaplarla yaþam biçimini belirlemeye hak sahibi olduðunu; hayýr ve þerrin O’ndan geldiðini, Allah’ýn (c.c.) ezeli ilmiyle kimlik bilgilerini, baþýna gelecekleri, yapýp edeceklerini kaderi olarak Levh-i Mahfuz’a kaydettiðini; bu dünyadaki yaþamý için ahirette diriltilip ödül ve ceza için sorguya çekileceðini kabul etmesidir. Ayrýca Allah’a (c.c.) yakýn varlýklarýn, yani meleklerin varlýðýný da kabul etmek gerekir. Kýsacasý imanýn altý rüknü eksiksiz bir þekilde kabul edilirse iman tamamlanmýþ olur.
Ýmanýn altý rüknünden birinde duyulan bir kuþku, Allah (c.c.) inancýnda da itikadi bir bozukluða neden olacaktýr. O zaman bu bozukluk, gerçek Ýslam dini yerine batýl bir dine veya inanca da neden olabilecektir.
Bazý insanlar Allah’ý (c.c.) yaratýcý olarak kabul etmekle O’na inanmýþ olduklarýný söylerler. Bu kadarcýk bir inancý da kafi görürler. Oysa Kuran-ý Kerim’in ifadesine göre Mekkeli Müþrikler de yaratýcý olarak Allah’ý (c.c.) tanýyorlardý ve bunun da ötesinde rýzýk verici güzel ismiyle (Er-Rezzak) Allah’a (c.c.) dua ediyorlardý: “Yemin olsun ki o putperestlere (Mekkeli Müþriklere) kendilerinin kimin yarattýðýný sorsan mutlaka ‘Allah’ diyeceklerdir. Öyle ise nasýl oluyor da dönüyorlar? (Ez-Zuhruf suresi, ayet 87).”, “(Putperestlere hitaben) De ki: ‘Size gökten ve yerden kim rýzýk veriyor? Yahut kulaklara ve gözlere kim malik bulunuyor? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çýkarýyor?’ Hemen, ‘Allah’ diyeceklerdir. Sen de ki: ‘O halde sakýnmaz mýsýnýz?’ (Yunus suresi, ayet 31)”
Allah’ý (c.c.) sadece yaratýcý sýfatýyla kabul etmek, yaþamýnda Kuran-ý Kerim’in buyruklarýna ve peygamberin (s.a.s.) sünnetine uygun biçimde Allah’a (c.c.) yer vermemek Allah’a (c.c.) iman etmede bir noksanlýða iþarettir. Öyleleri Ýslam dini yada ilahi bir dinle deðil de Teizm yada Deizm türü bir inançla Allah’a (c.c.) iman etmektedirler.
Gerçekte çaðýmýzda pek çok kiþi, bilinçsiz olarak Teist yada Deist türü bir inançla Allah’a (c.c.) iman etmekte, fakat kendisi bütün yaþamý boyunca bunun farkýnda olmamaktadýr.
Herkesin kendisine göre bir Allah (c.c.) inancý vardýr. Kimisi Allah’ý (c.c.) sadece yaratýcý olarak kabul eder. O’na bazen kendisini yarattýðý için þükran duyar. Ama bundan baþka yaþamýnda O’nunla pek bir iletiþime geçmez. Kimisi daha insaflýdýr. Ýbadet hayatýyla O’nu anmaya çalýþýr. Yine de buna karþýn O’nun çaðdaþ hayatta pek bir etkisinin olmasýna razý olmaz. Dinin insanýn vicdanýnda ve özel hayatýnda yerini kabul etmesine karþýn sokaða, halka, millete, dünyaya ulaþmasýný pek akýlcý bulmaz. Tabii bu konuda herkes farklý düþünecek, Allah’a (c.c.) imaný kendi penceresinden deðerlendirecektir. Demek ki Allah’a (c.c.) iman konusu, spekülasyona açýktýr. Ýnsanlarýn tanýmýnda birleþmelerine imkâný yoktur. Buna neden olan þey de Allah’ýn (c.c.) duyu organlarý ile algýlanamamasýdýr. Bu yüzden bazý insanlar O’nun varlýðýný bile inkâr etmektedirler.
Tabii Ýslam dininde Allah’a (c.c.) imanýn tanýmý, o yada bu kiþiye göre deðiþmez. Çünkü Ýslam dinine giriþ, Allah’a (c.c.) imanla baþlar. Hangi Allah’a (c.c.) nasýl iman edileceði de gayet açýktýr. Ayrýca Ýslam dinine giriþte söylenilen Kelime-i tevhitle (Kelime-i þahadetle) Allah’a (c.c.) imanýn bir mücadele ve dava konusu olduðu da hemen belirtilir. Daha doðrusu Allah’ýn (c.c.) tanýtýlmasýndan ziyade önce Allah’a (c.c.) imanýn bir mücadele ve dava konusu olduðu üzerinde durulur. Kiþinin yaþamýnda temiz bir sayfa açmasý beklenir. Ýslam dininin tam ve eksiksiz Allah (c.c.) inancý için önce sapkýn din, inanýþ, mezhep, kültür ve felsefelerden gelen yanlýþ, eksik Allah (c.c.) inancýnýn etkilerinin ortadan kaldýrýlmasýna çalýþýlýr. Namaz öncesi alýnan abdest gibi Ýslam dinine yeni giren kiþi de bu sayede manevi dünyasýnda bir temizlik iþleminden geçer. Bu yönüyle Ýslam dininin kapýsý olan Kelime-i tevhit doðru, eksiksiz bir Allah (c.c.) inancýnýn temelini oluþturur: Lâ-ilâhe illallah.
Kelime-i tevhit, iki cümleden meydana gelmektedir. Ýlk cümle þudur: Lâ-ilâhe (ilah yoktur). Bu yadsýnan ilahlar, insanýn hayatýnda Allah (c.c.) dýþýnda kutsanan her þeyi kapsamaktadýr. Bunlar, peygamberimiz (s.a.s) döneminde Kâbe’deki putlardý. Ayrýca Hýristiyanlardaki Hz. Ýsa’nýn (a.s.) Allah’ýn (c.c.) -hâþâ- oðlu oluþu, Yahudilerdeki Allah (c.c.) tarafýndan seçilmiþ ýrk olma inancý da yadsýnan ilahlardandý. Bunlarýn her birisi de gerçek Allah (c.c.) inancýnýn önündeki engellerdi. Peygamberimizin (s.a.s.) yaþamý iþte bu yadsýnan ilahlarla mücadele ile geçti. Kuran-ý Kerim de bu mücadelede ona yol gösterdi. Davasý oldu.
Bugün çaðdaþ insanýn yaþamýnda yadsýnmasý gereken ilahlar, biraz daha farklýlýk arz etmektedir. Bireyi, toplumu Allah’a (c.c.) ulaþtýrmayý engelleyen her þey yadsýnmasý gereken bir ilahtýr. Bizim burada önemle belirtmek istediðimiz nokta, Ýslam dinine giriþte parola olan Kelime-i tevhitte ilahlarýn yadsýnmasý mücadele ve davasýnýn ön planda yer almasýdýr. Halbuki kendi basit, alýþýldýk mantýðýmýzla Ýslam dinine giriþte duyu organlarý ile algýlayamadýðýmýz Allah’ýn (c.c.) önce bize kim olduðunu, sýfatlarýný ve güzel isimlerini açýklamasýný beklerdik. Ama Allah (c.c.), Kendi’ne imaný, yadsýnmasý gereken ilahlarla mücadele etmeye baðlamakta ve bu davayla Kendi’sine yaklaþmamýza izin vermektedir. Dinine bizi bu þartla kabul etmektedir. Allah (c.c.) düþünsel, metafizik, felsefi bir yaklaþýmla deðil, yadsýnmasý gereken ilahlarýn olmadýðý bir yaþam biçimiyle bize yönelmektedir. Daha doðrusu ilahlarýn yadsýndýðý bir yaþam biçimiyle O’na inanmaya baþlayacaðýmýz, yöneleceðimiz, O’nu tanýyacaðýmýz belirtilmektedir. Ýslam dininin temelini teþkil eden Allah’a (c.c.) iman kavramý ilk bakýþta Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliðinin düþünsel, metafizik, felsefi bir onaylamasý gibi görünürken Kelime-i tevhit yaþamýn gerçekliðine inmekte ve doðru ve eksiksiz bir Allah (c.c.) inancý ve buna engel oluþturan ilahlarýn yadsýnmasý için bizi mücadeleye ve davaya çaðýrmaktadýr.
Aðzý olan herkesin konuþmasý gibi her tür konuda da düþünmek, düþünce egzersizi yapmak, zorluðu þurada dursun, eðlenceli bir iþtir. Allah’ýn (c.c.) varlýðý ve birliði de böyle düþünsel, felsefi, metafizik bir konudur. Allah’ýn (c.c.) varlýðýný ve birliðini zihnen kabul etmek güzel bir olgu olmakla beraber Ýslam dinine böyle bir düþünce kalýbýyla girilmemektedir. Ýslam dinine Kelime-i tevhitle girilir. Bunun için de Allah’ýn (c.c.) varlýðýný ve birliðini zihnen kabul etmek yeterli deðildir. Önce, kiþinin yaþamýnda Allah’a (c.c.) iman etmede engel teþkil eden ilahlarýn yadsýnmasý mücadele ve davasý gelmektedir. Bu konu ise düþünsel deðil yaþamsal bir alaný gerekli kýlmaktadýr. Ýlahlarýn yadsýnmasý mücadele ve davasý pek çok kiþi ile çatýþmayý gerektirebilir. Toplumsal bozukluklar, haksýzlýklar içerisinde kime karþý vaziyet alacaðýmýzý bile þaþýrabiliriz.
Pek çok insan din adýna deðil de insanlýk adýna toplumdaki bozukluklarla, haksýzlýklarla mücadeleye girer. Yaþamlarý bizleri imrendirecek kahramanlýk sahneleri ile doludur. Hâlbuki bunlarýn çoðu ahirete bile inanmazlar. Oysa Allah (c.c.) bizden yadsýnmasý gereken ilahlar adýna toplumdaki bozukluklarla, haksýzlýklarla mücadele etmemizi istediði halde bizler çoðu kez din ve Ýslam adýna toplumdaki bozukluklardan ve haksýzlýklardan yana oluruz. Bazen de bu konularda tarafsýz kalýrýz. Gayrete gelip de bir þeyler yapanlar pek azdýr. Onlarýn da bu çabalarýný, çalýþmalarýný engellemek için uðraþýr dururuz. Hâlbuki bu iþ için Allah (c.c.) bize cennette akla hayale gelmeyecek nimetlerle ebedi bir hayatý vaat etmektedir. Bu tabii pek deþilmesini istemediðimiz bir yaramýzdýr.
Gelelim Kelime-i tevhidin ikinci cümlesine: illallah (ancak Allah (c.c.) vardýr/hâkimdir). Ama bu var ve hâkim olacak Allah (c.c.) kimdir? Ýþte bu soru Kelime-i tevhidin devamý olan þu cümle ile yanýtlanýr: Muhammed-ün rasûlullah. Yani Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimizin ve onun Allah’tan (c.c.) getirdiði kitabýn tanýmladýðý Allah. Artýk bu Allah (c.c.) o kadar açýk ki. Kimse bu konuda bir sýkýntý yaþamayacaktýr. Çünkü Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz hadislerinde Allah’ý (c.c.) tanýmlamaya, anlatmaya çalýþmýþ, Kuran-ý Kerim’in de en baþlýca konusu Allah (c.c.) olmuþtur. Allah (c.c.) bütün sýfatlarý ve güzel isimleri ile ortadadýr. Hadis kitaplarý ve Kuran-ý Kerim Allah’ý (c.c.) sýfatlarý ve güzel isimleri ile bizlere dosdoðru ve eksiksiz olarak tanýtmýþ ve anlatmýþtýr.
Buna karþýn çaðýmýzda pek çok kiþi Müslüman olduðunu söylediði halde niçin Allah’ý (c.c.) gerektiði þekilde tanýmamaktadýr? Çünkü bu kimseler Ýslam dinine giriþin ilk koþulu olan Kelime-i tevhidi gereði þekilde kabul etmemektedirler. Yaþamlarýnda yadsýnmasý gereken ilahlarla mücadele etmeyi ve böyle bir davayý üzerlerine almayý göze alamamaktadýrlar. Korku, kaygý, gaflet, haramlar, dünya zevkleri buna mani olmaktadýr. Hâlbuki Allah (c.c.) kimsenin sýrtýna taþýyamayacaðý yükü yüklemez. Ýmanýn en zayýf kýsmýnýn zulme, haksýzlýða karþý kalple buðzetmek (nefret hissi) olduðu hadislerde geçmektedir. Maalesef bu bile pek çok kimseye zor gelmektedir. Durum böyle olunca, yani ilahlar yadsýnmayýnca pek çok kimse gerçek Allah’ý (c.c.) tanýma, anlama, O’na inanma gereði de duymamaktadýr.
Ýnsanýn nefis (bilinçdýþý) ve ruhtan oluþtuðunu kutsal kitabýmýz þöyle ifade etmektedir: “De ki ruh Rabb’imin emrindedir (Ýsra suresi, ayet 85).”, “Nefis, daima kötülüðü emreder (Yusuf suresi, ayet 53).” Bu iki varlýðý, yani ruhu ve nefsi birer manyetik alana benzetirsek insanýn seçme yeteneðinin, daha doðrusu iradesinin, yani kutsal kitaba göre sýnanan yanýnýn bu iki manyetik alana eðilim gösterecek bir biçimde yaratýldýðýný anlamýþ oluruz. Kuran-ý Kerim’de yüce Allah, “Muhakkak biz emaneti göklere, yere, daðlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Zira sorumluðundan korktular. Ama insan onu yüklendi. Ýnsan gerçekten çok zalim, çok cahildir (Ahzab suresi, ayet 72).” Allah’ýn (c.c.) gökyüzüne, yeryüzüne ve daðlara sunup da onlarýn yüklenmekten çekindikleri emanetin insana verilen irade, yani seçme yeteneði olduðu tefsirlerde belirtilmektedir. Bilgiyi hafýzada tutma, iþleme, karþýlaþtýrma ve sonuçlar çýkarma gibi zihinsel melekeler de iradenin emri altýnda olan ünitelerdir. Demek ki kötülüðü temsil eden nefsimizle (bilinçdýþýmýzla) iyiliði temsil eden ruhumuz bizi (yani irademizi) etki altýna alan kaynaklardýr. Bizler iyiliði ve kötülüðü seçmede özgür býrakýlmýþ, yani ruhun ve nefsin manyetik etkisi altýna girebilecek irademizle yaþamýmýzý biçimlendirmekteyiz.
Ruhun ayýrýcý vasfý aþktýr. Güzel þeylere ve faziletlere tutkudur. Aþk, bu varlýk âleminde veya karþý cinste aþkýn (müteal) olan þeyler karþýsýnda duyulur. Yaratýlmýþ olan þeylerde aþka neden olan her türlü güzellik, kahramanlýk, üstünlük, erdem aslýnda Allah’ýn (c.c.) varlýk âlemindeki birer tecellisidir. Bir insan baþlangýçta bunlara gönül baðlasa da iþin aslýný düþündüðünde aþký bunlardan hareketle yüce Allah’a (c.c.) kadar ulaþabilir.
Ruhun ayýrýcý vasfý aþk olduðu gibi dostlarý da meleklerin ilhamlarý ve yüce Allah’ýn (c.c.) ayetleridir. Ruhun gayesi Allah’a (c.c.) ulaþmaktýr.
Nefsin ayýrýcý bileþenleri içgüdüler ve geçmiþ anýlardýr. Yani nefis hem bedene hem de yaþanýlan þeylere baðlýdýr. Ayrýca duygusal enerjileri ile bastýrýlmýþ kötü aný kümeleri de (yani kompleksler) nefsin en can alýcý noktalarýný teþkil eder. Freud, kutsal kitaplardan aþýrdýðý nefis kavramýný psikanalizde bilinçdýþý (sonra bunu id) terimi ile adlandýrmýþtýr.
Nefsin ayýrýcý vasfý bencillik, öfke, kin, kýskançlýk, cimrilik ve þehvet gibi kötülüklerin de kaynaðý olan þeylerdir. Allah (c.c.) nefsin bu eðilimlerinin önüne geçmek için peygamberler göndermiþ, kitaplar indirmiþ, ölçü ve kurallar belirlemiþtir. Böylelikle bu kötülük de doðabilecek eðilimlerden yaþam için nimetler, koþullar elde edilmiþtir. Allah’ýn (c.c.) kitabýndaki emir ve yasaklarýn en büyük hikmetlerinden birisi de nefsi hizaya sokmak, insanýn, toplumun hizmetine vermektir.
Nefsin arkadaþlarý dünya ve þeytandýr. Þeytan insan nefsini dünya ile kandýrýr. Þeytanýn elinde dünyanýn zevk ve eðlenceleri dýþýnda baþka bir güç yoktur. Ýnsanlarý vesvese yolu ile davet edip bunlardan haram helal demeden yararlanmaya, bu sayede azgýnlaþtýrmaya çaðýrýr.
Ýþte Lâ-ilâhe illallah insanýn bu manevi yapýsýna uygun bir yapýya sahiptir ve insaný bu manevi yapýsýyla kendi içerisinde mücadele etmeye çaðýrýr. Þöyle ki: Lâ-ilâhe (ilah yoktur) bir keskin kýlýç gibi nefsin üzerine indirilir. Nefsin þeytanýn etkisiyle ve dünyanýn gelip geçici arzularý sonucu oluþan ilahlarýný böylece kökünden kazýr. Ýnsanýn yaþamýnda Allah (c.c.), Allah’ýn kitabý, Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimizin sünneti amaç haline gelmediði zaman sahte ilahlar hemen boy gösterir. Týpký ekilmeyen bir tarlada her türlü otun bitmesi gibi insan yaþamý da yaratýlýþ gayesinden saptý mý hemen sahte ilahlar edinir. Bu bakýmdan insan doðasý ilah edinmede boþluk kabul etmez. Allah’a (c.c.) iman ile dolmayan yere þeytan sahte ilahlarý ile hemen biter. Ýlahlarýn olduðu bir yerde de Allah’a (c.c.) iman olmaz.
Lâ-ilâhe illallah ile nefsin þeytanýn etkisiyle ve dünyanýn gelip geçici arzularý sonucu oluþan sahte ilahlara karþý eðilimi kýrýlmaya çalýþýlýr. Aslýnda bu Kelime-i tevhit tek baþýna yeterli de gelmez. Kiþi gerçi bununla Ýslam dinine girer. Ama bu dinde kalabilmesi ve imanýný güçlendirmesi için Ýslam’ýn diðer þartlarýna da sarýlmasý gerekir: Haramlardan uzaklaþmak yanýnda namaz kýlmak, oruç tutmak, zekat vermek ve hacca gitmek gibi ibadetlerle de nefisle savaþýlýr. Ona aman verilmez. Ýþte nefis ancak haramlardan sakýnmak ve bu ibadetlerle tam anlamýyla ýslah olabilir. Ancak bu yolla Lâ-ilâhe bir kýlýç gibi nefsin üzerine inerek onu tesirsiz hale getirir. Nefsin eðilimleri, þeytanýn dünya aracýlýðý ile çeþitli oyunlarý yüzünden ara sýra bazý sýkýntýlar yaþanabilir. Tabii bu yüzden Allah’a (c.c.) ibadet yolunda bazen tökezlemeler olur, çeþitli günahlara bulaþýlabilinir. Tövbe etme ve istiðfarla gene derlenip toparlanýlýr. Yola devam edilir. Hedef son nefeste imaný þeytana kaptýrmamaktýr.
Ýnsanlarýn bir kýsmý, “Niçin günde beþ vakit namaz olmuþ, bir vakit olsa idi daha iyi olmaz mýydý?” diye düþünürler. Bir vakit namaz yeterli olsaydý Allah (c.c.) nefsimize onu uygun görürdü. Allah (c.c.) dinde, nefse her zaman en kolay geleni teklif eder. Hiçbir zaman bizim sýkýntýya girmemizi istemez. Ama demek ki, nefis o kadar azgýn ki, günde beþ kez ona Allah’ý (c.c.) anýmsatmayýnca yoldan çýkabilecek bir özellikte yaratýlmýþtýr. Çünkü nefsimizi yaratan onun ilacýný bizden daha iyi bilir.
Lâ-ilâhe kýlýcýnýn etkisiyle, haramlardan kaçýnmakla ve ibadetlere devam etmekle nefis dize geliyor ve illallah (ancak Allah (c.c.) vardýr/hâkimdir) diyerek imanýný tamamlýyor. Gerçi ruh Allah’tan (c.c.) geldiði için hiçbir zaman Allah’ý (c.c.) inkar etmez. Ama nefis bazen insanýn manevi dünyasýnda o kadar hakim hale gelebiliyor ki ruha teneffüs etme imkaný bile tanýmýyor, onu boðuyor. Ýþte illallah diyen nefis, ruh ile bir bütünlüðe kavuþunca büyük bir huzura erer (nefs-i mutmainne).
Demek ki nefis ile ruh arasýnda bir mücadele vardýr. Nefis, destekçileri olan kompleksleri, dünyanýn gelip geçici zevkleri ve þeytan ile insaný sahte ilahlara baðlanmaya çaðýrýrken ruh Allah’a (c.c.) yönelmekte, meleklerin ilhamlarý ile yüce, güzel þeylere tutkun (âþýk) olmaktadýr. Bu hal nefisle ruhu bir çatýþmaya ve mücadeleye sevk etmekte, bunun da karþýlýðý olarak Allah (c.c.) kulu imana davet ederken Kelime-i tevhitte Lâ-ilâhe (ilah yoktur) ile illallah (ancak Allah (c.c.) vardýr/hakimdir) arasýnda ayný çatýþma ve mücadeleyi göstermekte, bizi seçime ve eyleme çaðýrmaktadýr. Allah’a (c.c.) iman, sadece düþünsel, felsefi, metafizik bir olgu deðildir, daha ziyade bir yaþam tarzýdýr. Allah’a (c.c.) iman öyle bir yaþam tarzý ki, sadece dýþ dünyada deðil insanýn manevi yapýsýnda da þeytanýn etkisiyle ve dünyanýn gelip geçici arzularý sonucu oluþan ilahlarla Allah’ýn (c.c.) hâkimiyeti arasýnda kýran kýrana bir çatýþma ve mücadeleyi gerektirmektedir. Ýrade Allah’a (c.c.) iman için bu çatýþma ve mücadelede nefis aleyhine taraf tutmak zorundadýr. Tabii bu da büyük bir savaþým sonucu mümkün olmaktadýr.
Ýllallah (ancak Allah (c.c.) vardýr/hâkimdir), Allah’ýn (c.c.) vahdaniyetini (bir oluþunu) temsil eder. Ýslam dini, Allah’ýn (c.c.) bir oluþu temeli üzerine kurulur ve yükselir. Bu makama ulaþan bir insana, topluma dünya ve ahiret mutluluðu verilir. Yani bu mutluluk sadece bireysel bir anlam taþýmaz, onun toplumsal ve evrensel bir yönü de bulunmaktadýr.
Allah’ýn (c.c.) zati sýfatlarýndan vahdaniyet (bir oluþu) insanýn ebedi kurtuluþunda yada mahkumiyetinde belirleyici bir sýnav konusu olmasý itibariyle ayrý bir öneme sahiptir. Ýlahlarý yadsýdýktan sonra Allah’ýn (c.c.) tekliðine ve Hz. Muhammed’in (s.a.s.) O’nun kulu ve elçisi olduðuna tanýklýk eden kimse Ýslam dinine girer. Bu açýdan ilahlarý yadsýma ve Allah’ýn (c.c.) tekliðini onaylama dinin yarýsýna tekabül etmektedir.
Allah (c.c.) vahdaniyetini onaylama iþlemini ahiret yaþamýnda ödül yada cezada belirleyici bir ilke olarak deðerlendirdiðine göre O’nun vahdaniyetine iliþkin sýnýrsýz ayetlerin de bulunduðunu düþünebiliriz. Çünkü böyle önemli bir konu bir bulmaca yada bilmece gibi saklý tutulamaz. Ýnsanýn ebedi olarak ceza yada ödül aldýðý bir konu apaçýk bir özelliðe ve gerçekliðe sahip olmalýdýr. Bu nedenle yüce Allah (c.c.), kullarýna merhamet ederek vahdaniyetini sadece gönderdiði peygamberlerle, indirdiði kitaplarla duyurmamýþ, dünyadaki ve evrendeki pek çok olay, olgu ve varlýkla da deðiþik biçimlerde anlatmýþtýr. Bizzat insanýn vicdanýnda bile böyle bir vahdaniyeti görebilmekteyiz.
Allah’ýn (c.c.) vahdaniyetinin onaylanmasý insani açýdan deðerlendirildiðinde ne kadar önemli bir olay olduðu anlaþýlmakta, bir yaþam felsefesine karþýlýk geldiði görülmektedir. Ýnsanýn iyi yada kötü birisi olmasýný vahdaniyeti onaylayýp onaylamamasý belirlemektedir. Vahdaniyeti onaylama toplumda eþitlik ve kardeþlik ilkelerine sadýk kalýndýðýný temsil etmektedir. Þirk ise ayrýmcýlýða ve eþitsizliðe karþýlýk gelmektedir.
Ýlk Müslümanlardan olan Hz. Bilal (r.a.), Amerika’da ve Afrika’da bugün milyonlarca benzeri olan bir zenciydi. Üstelik hiçbir hakký olmayan bir köleydi. Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâmýn vahdaniyet çaðrýsýný duyunca hemen ona katýldý. Efendisi bu yeni dinden dönmesi için onu yere yatýrýp Arabistan’ýn kýzgýn çöllerinde güneþin karþýsýnda adeta alevden kor haline gelmiþ kayalarý vücuduna koyarak eziyet ediyordu. O mücadelesini Allah’ýn vahdaniyet sýfatýndan alýyordu ve “Ahad, Ahad ! (Allah (c.c.) bir, Allah (c.c.) bir!)” diyerek karþý koyuyordu. Aslýnda evrendeki ilahýn bir olmasý ile onun kurtuluþu, ilahlarýn çok olmasý ile de onun kendisine reva görülen insanlýk dýþý yaþamý arasýnda bir ilgi mevcuttu. Olaya bir baþka açýdan bakýldýðýnda Hz.Bilal’in (r.a.) insani özgürlük ve haklarýnýn mücadelesini verdiði görülür. Çünkü evrende tek bir ilahýn olmasý, ayný ebeveynin evlatlarý gibi, insanlarýn eþitliði ve kardeþliði anlamýna geliyordu. Birden çok ilah ise insanlar ve toplumlar arasýnda ayrýcalýklarýn ve savaþýn temsilcisiydi. Hz. Bilal (r.a.) bunun bilincindeydi. Ayrýca Mekkeli müþrikler, özellikle mevcut bozuk düzenden en çok yararlanan varlýklý kesim de bunu gayet iyi biliyorlardý. Onun için çarpýk düzenin devam etmesi için Hz. Bilal’in (r.a.) ve onun gibi yoksul, çaresiz ve sömürülen insanlarýn bu yeni dine girmelerini engelliyorlardý.
Bugün dünyada Allah’a (c.c.) pek taþtan, aðaçtan yapýlmýþ heykellerle þirk koþulmuyor. Ama yine ülkeler, toplumlar ve insanlar arasýnda sömürü, zulüm ve eziyet Ýslam’ýn ilk dönemlerindeki Arabistan’ý aratmayacak oranda vardýr. Ýnsanlarýn artýk Allah’a (c.c.) þirk koþtuðu ilahlarý soyut bazý kavramlar olabilmektedir. Örneðin bir ülkede ýrkçýlýk kavramýnýn kutsanmasýyla baþka ýrka mensup olanlara zulümler yapýlabilmektedir. Yine baþka bir ülkede para kutsanarak yoksul insanlarýn en doðal haklarý görmezden gelinebilmektedir. Hangi kavram olursa olsun Allah’ýn (c.c.) vahdaniyetine inanan birisi için insanlarýn eþitsizliðine ve kardeþliðine engel teþkil eden her þey bir put olarak görülür. Bir Müslüman’ýn Allah’ýn (c.c.) vahdaniyet sýfatý gereði bunlarla mücadele etmesi, toplumda eþitlik ve kardeþlik ilkeleri ve davasý için savaþým vermesi gerekir.
Tüm dünya insanlýðý Allah’ýn (c.c.) vahdaniyeti ile dünya ve ahiret mutluluðunu kazanmaya adeta susamýþ durumdadýrlar. Allah (c.c.) bizi bu konuda yalnýz býrakmamýþtýr. Peygamberlerle ve ilahi kitaplarla bizleri desteklemiþtir. Allah’ýn (c.c.) vahdaniyetinin birey ve toplum tarafýndan onaylanmasý, O’nun kitabýna ve Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimizin sünnetine baðlanmakla, bunlarýn gösterdiði yolu yaþam biçimi edinmekle gerçekleþir. Zaten bunlara yapýþmadýkça O’nun vahdaniyeti de onaylanamaz. Þirke ve küfre düþülür.
Muhsin Ýyi



Teþekkur:
Beðeni: 

Alýntý

Yer imleri