Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
9 sonuçtan 1 ile 9 arasý

Konu: Kýssadan Hisseler

  1. #1

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Kýssadan Hisseler

    PEYGAMBERE BAÐLILIK



    Mekke'nin fethinden sonra Ýslâm'ý kabul edenler arasýnda Hz. Ebû Bekir'in babasý Ebû Kuhâfe de bulunuyordu. Yaþý sekseni aþmýþ, âmâ bir kiþi olan Ebû Kuhâfe, Hz. Peygamber'in huzurunda hidayete ermekte geç kalmýþlýðýný telâfi edercesine aþkla kelimei þehadet getiriyordu. Bu esnada sevinmesi gereken "Sýddýyk" (yürekten tasdik edip, sorgusuz sualsiz baðlanan) lakaplý Ebû Bekir aðlýyordu. Fakat bu aðlayýþ bir sevinç aðlayýþý deðil üzüntü aðlayýþýydý. Bu, meclisteki herkesin hayretine sebep olmuþtu. Sordular:

    - Ey Ebû Bekir, neden sevinilecek bir günde gözyaþý döküyorsun? Cevap verdi:

    - Allah'ýn Resulünün en büyük arzusu amcasý Ebû Talibin müslüman olmasýydý. Fakat bu dileði bir türlü gerçekleþmedi. Ben isterdim ki þu anda benim babamýn yerinde þehadet getiren Ebû Talib olsun, babamýn Müslüman olmasýndan dolayý benim gönlüm hoþnud olacaðýna, amcasýnýn Müslüman olmasýndan dolayý Allah Rasûlünün gönlü hoþnud olsun. Ýþte bu olmadýðý için aðlýyorum.



    O NE YAPARSA DOÐRUDUR



    Peygamberimiz (s.a.v) azadlý kölesi Zeyd bin Hârise'yi çok severdi. Oðlu Üsame'yi de. Babayý da oðulu da gerektiðinde kollardý.

    Hz. Ömer bir gün ganimet malý daðýtýyordu. Oðlu Abdullah'a üç verirse Üsame'ye dört veriyordu. Abdullah bunun sebebini öðrenmek istedi:

    - Ben Üsame'nin katýlýp da benim katýlmadýðým tek gaza (savaþ, cihad) hatýrlamýyorum. Neye dayanarak ona benden fazla veriyorsun?

    Hz. Ömer þöyle açýklamada bulundu:

    - Hz. Peygamber onun babasýný senin babandan, Üsame'yi de senden çok sever ve kollardý. O'nun her iþinde muhakkak bir hikmet vardýr. Ben O'nun sevdiðini kendi sevdiðime tercih ederim.



    BAL ÞERBETÝ



    Bir Ramazan'da Medineli bir müslüman Halife Hz. Ömer'i iftar yemeðine davet etti. Yemek sýrasýnda yalnýz Hz. Ömer'e bir kab içinde bir içecek

    sunuldu. Hz. Ömer sordu: "Bu nedir?" Ev sahibi cevab verdi: "Bal þerbetidir efendim, sizin için ayýrmýþtýk da..." Hz. Ömer onu içmeyi reddederek þöyle dedi: "Benim yönetimini üstlendiðim halkýn çoðu içmek için henüz kuyu suyunu bile bulamazken ben burada bal þerbeti içemem."

  2. #2

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    EN BÜYÜK CÖMERT



    Önemli bir sefer hazýrlýðý yapýlýyordu. Peygamberimiz herkesten yapabileceði yardýmý en üst sýnýrda yapmasýný istedi. Hz. Ömer bu isteðe uyarak büyük miktarda bir yardýmla Hz. Peygamberin huzuruna çýktý. Hz. Peygamber sordu:

    - Ya Ömer, malýnýn ne kadarýný yardým olarak getirdin?

    Hz. ömer cevap verdi:

    - Tam yarýsýný getirdim ya Resulallah, size getirdiðim kadar da geride var.

    Biraz sonra Hz. Ebû Bekir geldi. O da büyük bir yardýmda bulundu. Hz. Peygamber ona da sordu:

    - Malýnýn ne kadarýný getirdin? Cevap verdi:

    - Tamamýný getirdim ya Resulallah, evimde Allah ve Resulünün sevgisinden baþka bir þey býrakmadým.

    Bunun üzerine Allah'ýn Resulü þöyle buyurdu: - Allah yolunda fedakarlýkta Ebû Bekir'i kimse geçemeyecek.



    BÝR MUSÝBET...



    Kumandanlarýndan biri bir zafer dönüþü Halife Hz. Ömer'in huzuruna çýktý. Yanýnda kýsa boylu, týknaz biri bulunuyordu. Hz. Ömer "Bu kim?" diye sordu. Kumandan anlattý: "Efendim bu benim sað kolumdur. Hangi görevi verdimse baþarý ile tamamladý. En gizli haberleri yerine ulaþtýrdý. Bazen bir orduya bedel hizmet gördü. Zaferlerimi onun sayesinde kazandým diyebilirim."

    Aradan zaman geçti, ayný kumandan halifenin huzuruna yeniden çýktý. Ama maðlup bir kumandan olarak Halife sordu:

    - Hani sað kolun nerede?

    - Sormayýn ya Ömer, ihanet etti, düþman tarafýna geçti.

    Hz. Ömer bu defa konuþtu:

    - Allah'tan baþka hiç kimseye dayanmamak gerektiðini geçen sefer söyleyecektim vazgeçtim. Bir musibet bin nasihattan yeðdir diye düþündüm.



    ADAMIN ÖNEMÝ



    Halife Hz. Ömer bir mecliste hazýr bulunanlara sordu:

    - Eðer dileðiniz hemen kabul ediliverecek olsa ne dilerdiniz?

    Birisi, "Benim falan vadi dolusu altýným olsun isterim. Onu harcayarak Ýslâm'a daha çok hizmet edeyim diye" dedi. Bir baþkasý, "Þu kadar sürüm (davar, koyun, keçi), mal ve mülküm olsun isterdim. Gerektikçe onlarý sarfederek dine yararlý olayým diye" dedi. Herkes buna benzer þeyler söyledi. Hz. Ömer hiçbirini beðenmedi. Bu defa meclistekiler, Hz. Ömer'e sordu:

    - Ya Ömer peki sen ne dilerdin? Cevap verdi:

    - Ben de Muaz, Salim, Ebû Ubuyde gibi müslümanlar yetiþsin isterdim. Ýslâm'a onlar vasýtasýyla hizmet edeyim diye.

  3. #3

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    GURURA KARÞI ÝLAÇ



    Halife Hz. Ömer bir gün kýrbasýný (su tulumu, su kabý) sýrtýna yüklenmiþ, Medine'nin en kalabalýk sokaklarýnda dolaþýyordu. Babasýnýn sýrtýnda kýrba ile dolaþtýðý oðlu Abdullah'ýn da gözüne iliþti ve kendisine yetiþip sordu:

    - Baba sen ne yapýyorsun, koskoca halife sýrtýnda kýrba taþýr mý, taþýtacak kimse mi bulamadýn?

    - Oðlum, bunu taþýtacak adam bulamadýðým için veya baþka bir mecburiyet dolayýsýyla taþýyor deðilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beðenir gibi oldum, sýrf onu küçültmek için bu yola baþvurdum.



    HZ. ALÝ'NÝN BÜYÜKLÜÐÜ



    Birgün ashab Peygamberimiz (s.a.v)'den Hz. Ali'yi niçin çok sevdiðini sordu. Hz Peygamber o anda mecliste bulunmayan Hz. Ali'yi çaðýrmaya adam gönderdi ve orada bulananlara sordu:

    - Birisine iyilik etseniz, o da size kötülük etse ne yapardýnýz? Cevap verdiler:

    - Yine iyilik ederiz.

    - Yine kötülük yapsa?

    - Biz yine iyilik ederiz?

    - Yine kötülük yapsa?

    Ashab cevab vermedi, baþlarýný öne eðdiler. Bunun anlamý kötülüðe kötülükle mukabele etmesek bile iyilik yapmaya devam etmeyiz, demekti.

    Bu sýrada Hz. Ali o meclise geldi. Rasulullah Hz. Ali'ye sordu:

    - Ya Ali, iyilik ettiðin biri sana kötülük etse ne yapardýn?

    - Yine iyilik ederdim.

    - Yine kötülük yapsa?

    - Yine iyilik yapardým.

    Hz. Peygamber soruyu tam yedi defa tekrarladý. Hz. Ali yedi defasýnda da "yine iyilik ederdim" diye cevap verdi. Ashab,

    - Ya Rasulallah, Ali'yi çok sevmenizin sebebini þimdi anladýk, dediler.



    HZ. ALÝ'NÝN RÜYA YORUMU



    Ashabtan (Peygamberimizin arkadaþlarý) Abdullah oðlu Cabir bir rüyasýnda, büyük ineklerin küçük inekleri saðdýðýný, hastalarýn saðlarý ziyaret ettiðini, kuru bir çay kenarýnda yemyeþil bahçeler bulunduðunu, minberde (camilerde imamýn hutbe okuduðu yer) koca koca putlar durduðunu gördü. Bu, sýradan bir rüyaya benzemiyordu. Bunun önemli bir mesajý olmalýydý. Bu rüyayý yoracak kiþi olarak ilk defa Hz. Ali aklýna geldi. Hz. Peygamberin "Ýlim beldesinin kapýsý" diye nitelediði Hz. Ali ancak güvenilir bir açýklama getirebilirdi. Bu düþüncelerle rüyasýný yordurmak üzere Hz. Ali'ye müracaat etti. Rüyasýný tane tane anlattý ve

    ne anlama geldiðini yormasýný rica etti. Hz. Ali "Yanlýþ yorumdan Allah korusun" diyerek söze baþladý ve þöyle devam etti. "Büyük ineklerin küçük inekleri saðmasý, yetki ve mevkilerini halký soymak için kullanan görevlileri (amir ve memurlarý); hastalarýn saðlarý ziyaret etmesi, yoksullarýn hallerini arzetmek için zenginlerin peþinde koþmasýný; kuru çay kenarýnda bulunan yemyeþil bahçeler, uzaktan veya dýþardan bakýldýðýnda çok büyük sanýlan ve öyle ünlenmiþ ama aslýnda içleri kupkuru çölden ibaret olan ilim adamlarýný; minberde duran koca koca putlar ise, layýk olmadýðý halde ilmin, dinin ve devletin yüce makamlarýna yükselmiþ kimseleri ifade eder."

  4. #4

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    GERÇEK NEDEN



    Hz. Ali'nin halifeliði sýrasýnda, Hz. Osman'ýn þehid edilmesiyle sonuçlanan fitne, fesad daha da arttý. Bu durumdan üzülen, þikayetçi olan bir mümin Hz. Ali'ye gelip sordu:

    - Ya Ali neden Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanýnda meydana gelmeyen bu olaylar senin zamanýnda meydana geliyor, müminler birbirine düþüyor?

    Hz. Ali cevap verdi:

    - Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanýnda biz vardýk, ama bizim zamanýmýzda onlar yok.



    TÝTÝZLÝÐÝN BÖYLESÝ



    Ýslâm dünyasýnda Kur'an'dan sonra en güvenilir kaynak Sahih-i Buhari adýndaki hadis kitabýdýr. Ýsmail el-Buha-ri'nin Hz. Peygamberin hadislerini toplamaya kendini vakfettiði, yeni bir hadis duymak ve almak için dere tepe dolaþtýðý, günlerce, haftalarca yol katettiði sýralardaydý. Kendisine birçok sahabi ile görüþtüðü bilinen birinden söz edildi. Çok zaman yaptýðý gibi uzun bir yol katederek bahsedilen adamý buldu. Fakat adamý bulduðu sýrada kazýðýndan boþanmýþ olan devesini boþ torba ile aldatarak yakalamaya çalýþtýðýna þahit oldu. Bu halde hiçbirþey sormadan geri döndü. Niçin boþ döndüðünü, birkaç hadis not etmediðini soranlara þöyle cevap verdi:

    - Ben devesini aldatarak yakalamaya çalýþan adamýn rivayet edeceði hadise güvenmem.



    MAL SEVGÝSÝ KALBÝ KAPLAMAMALI



    Büyük fýkýh (hukuk) bilgini, Hanefi mezhebinin kurucusu Ýmam-ý Azam Ebû Hanîfe'nin (VIII. yüzyýl) ilmi faaliyetleri yanýnda ticaretle de meþgul zengin bir zat olduðu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öðleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öðleden sonra da ticari iþleri ile uðraþýrdý. Bir gün ders verdiði sýrada bir adam mescidin kapýsýndan seslendi:

    - Ya imam, gemin battý!... (Ýmamýn ticari mal taþýyan gemileri mevcut)

    Ýmam-ý Azam bir anlýk tereddütten sonra

    - Elhamdülillah dedi.

    - Bir müddet sonra ayný adam yeniden gelip haber verdi:

    - Ya imam, bir yanlýþlýk oldu batan gemi senin deðilmiþ.

    Ýmam bu yeni habere de:

    - Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kiþi hayrete düþtü:

    - Ya imam, gemin battý diye haber getirdik "Elhamdülillah" dedin. Batan geminin seninki olmadýðýný söyledim yine "Elhamdülillah" dedin. Bu nasýl hamdetme böyle?

    Ýmam-ý Azam izah etti:

    - Sen gemin battý diye haber getirdiðinde iç âlemimi, kalbimi þöyle bir yokladým. Dünya malýnýn yok olmasýndan, elden çýkmasýndan dolayý en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah'a hamdettim. Batan geminin benimki olmadýðý haberini getirdiðinde de ayný þeyi yaptým. Dünya malýna kavuþmaktan dolayý kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malýna karþý bu ilgisizliði baðýþladýðý için de Allah'a þükrettim.

  5. #5

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    ÝMAM-I ÂZAM VE KADILIK



    Zamanýnda Ýmam-ý Azam ile herhangi bir konuda tartýþmaya girip de galip çýkan görülmemiþtir. Hem derya gibi ilmi, hem de herkese nasip olmayan zeka ve mantýðý sayesinde hepsinden kendisi galip çýkýyordu.

    Abbasi Halifesi Me'mun Ýmam-ý Azam'ý Kufe'ye kadý yapmak istiyordu. Ýmamý çaðýrdý ve bu niyetini açýkladý. Ýmam-ý Azam yönetimin yanlýþlýklarýna alet olmamak için bu teklifi kabul etmedi.

    - Ben kadýlýk yapamam, dedi.

    Halife de herkes de kabul ederdi ki ondan iyi kadýlýk yapacak bulunamazdý. Bu nedenle Halife sert çýktý:

    - Yalan söylüyorsun, sen kadýlýk yaparsýn!

    Ýmam-ý Azam akan sularý durduracak þu cevabý verdi:

    - Eðer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediðim için kadýlýk yapamam, çünkü yalancýdan kadý olmaz. Eðer "yapamam" dediðim zaman doðru söylüyorsam, sözümün gereði olarak kadýlýk yapamam. O halde her iki halde de kadýlýk yapamam,





    KÂFÝR MÝ MÜMÝN MÝ?



    Ýmam-ý Azam'ýn da bulunduðu bir mecliste birisi þöyle bir soru sordu: "Bir adam ki, cenneti istemez, cehennemden korkmaz, ölü eti yer, rüküþüz secdesiz namaz kýlar, görmediðine þahitlik eder, fitneyi sever, hakký istemez, bu adam kafir midir, mümin mi?" Mecliste bulunanlar aðýz birliði etmiþçesine "Bunlar kafirin sýfatlarýdýr, böyle bir adam kafirin ta kendisidir." dediler. Ýmam-ý Azam susuyordu: "Ya imam sen ne dersin?" dediler. Ýmam-ý Azam, "Bunlar müminin sýfatýdýr, böyle biri müminin ta kendisidir" dedi. itiraz ettiler: "Ya imam nasýl olur, mümin cenneti istemez mi, cehennemden korkmaz mý?.." diye. Ýmam tek tek açýkladý: "Gerçek (bilinçli) mümin cenneti istemez, sahibini (Allah'ý) ister, cehennemden korkmaz, sahibinden korkar, ölü eti dediðiniz balýktýr, görmediðine þahitlik eder, çünkü Allah'ý görmez ama kesin inanýr, rükusuz secdesiz kýldýðý namaz

    cenaze namazýdýr, fitneyi sever, çünkü fitneden maksat mal ve evladdýr, (Kur'an'da mal ve evladýn müminler için fitne -imtihan- olduðu belirtilmiþtir); hakký istemez, çünkü haktan kasýt ölümdür, mümin de olsa ölümü temenni etmez."



    SEN BÝR KIZINI VERMEZSÝN DE...



    Kufe'de bir adam üçüncü Halife Hz. Osman için "Yahudiymiþ" diye tutturmuþtu. Herkes bunun asýlsýz olduðunu, imkansýz olduðunu söylüyor ama adam bir türlü ikna olmuyordu. Bu konu Ýmam-ý Azam'a da duyuruldu. "Adamý bu saçma inancýndan kimse caydýramadý, sununla bir de siz görüþseniz" dendi. "Hay hay" dedi Ýmam-ý Azam, bir akþam bu kýza dünürlüðe diye adamýn evine gitti. Dereden tepeden konuþtuktan sonra sözü esasa getirdi:

    - Biz Allah'ýn emri, Peygamberin kavliyle kýzýna dünür geldik.

    - Kime istiyorsunuz kýzýmý, öðrenebilir miyim?

    - Kýzýný istediðimiz kimse son derece ahlâklý, dürüst çok zengin ve alabildiðine cömert, Kur'an'ý ezbere biliyor ve sürekli okuyor... (Bunlarýn hepsi Hz. Osman'ýn nitelikleri)

    Adam sözünü kesti:

    - Yeter, bunlardan bir tanesi bile kýzýmý vermek için yeterli meziyettir.

    - Ama bu damat adayýnýn bir kusuru var, kendisi Yahudi.

    -Adam parladý:

    - Nasýl olur, benim kýzýmý bir Yahudiye istersiniz?

    Ýmam-ý Azam için artýk taþý gediðine koymanýn zamaný gelmiþti:

    - Sen bir kýzýný yahudiye vermezsin de Hz. Peygamber iki kýzýný birden bir Yahudiye nasýl verir? deyince adamýn artýk bir inat ve itiraza mecali kalmadý, bilinen gerçeði kabul etti.

    (Hz. Osman peygamberimizin damadýydý, önce bir kýzýyla evlenmiþ, o ölünce diðer bir kýzýyla evlenmiþti. Bunun için Hz. Osman'a "Zi'nNureyn'' (Ýki nur sahibi) denmiþtir.)

  6. #6

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    ATEÞ DÜNYADAN GÝDÝYOR



    Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reþid zamanýnda yaþamýþ olan Behlül Dana (VIII. yüzyýl) dönemin evliyasýndandý. Zaman zaman aklýndan zoru olan kimselere has tavýrlar takýnýr, herkes de bundan dolayý kendisini deli sanýrdý. Ama bunu maksatlý yapardý. Behlül daima Harun Rediþ'in yakýnýnda bulunur, çeþitli sebepler hasýl ederek onu uyarýrdý. Bir gün Behlül, üstü baþý toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiþ olmanýn belirtileri ile Harun Reþid'in huzuruna çýktý. Harun Reþid sordu:

    - Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun?

    - Cehennemden geliyorum ey hükümdar.

    - Ne iþin vardý cehennemde?

    - Ateþ lazým oldu da ateþ almaya gittim.

    - Peki, getirdin mi bari?

    - Hayýr efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüþtüm, onlar "Sanýldýðý gibi burada ateþ bulunmaz, ateþi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.



    BEHLÜL DÝVÂNE



    Birgün adamýn biri Behlül'e akýl danýþtý:

    - Ey Behlül Dana, ben zengin olmak istiyorum, bana ne tavsiye edersin?

    Behlül bir an düþünüp cevap verdi:

    - Demir al, demir sat.

    Demir ticareti eski çaðlardan beri kârlý bir iþ olarak biliniyordu. Çünkü demir hiç fire vermeyen, daima üstüne koyan bir maddeydi. Adam Behlül'ün tavsiyesine uyup demir ticaretine baþladý ve gerçekten kýsa zamanda dilediði gibi zengin biri oldu. Zengin olduktan sonra Behlül için "Bu ne budala adam, verdiði akýlla herkes köþeyi dönüyor,

    kendisi fakirlikten kýrýlýyor" diye düþündü. Bir zaman sonra Behlül'ün karþýsýna çýktý, yeni bir akýl danýþtý:

    - Ey Behlül Divâne (Dana yerine aptal yerine koyarak divane diyor) ben demir alýp satmaktan yeterince zengin oldum. Biraz da baþka bir iþ yapayým. Bu sefer ne tavsiye edersin?

    Behlül adamýn içini dýþýný bildiðinden onu kötü niyetine kurban edecek bir tavsiyede bulundu: - Soðan al, soðan sat.

    Soðan ticaretinin de riskli iþlerden biri olduðu bilinir. Soðan devamlý fire veren bir nesnedir. Adam soðan ticaretine baþlayýnca kýsa zamanda iflas bayraðýný çekti ve kötü kalbliliðinin cezasýný pahalý bir biçimde ödedi.



    ÇARÞI PAZAR AÐALIÐI



    Behlül Dana birgün Harun Reþid'den bir vazife istedi. Harun Reþid de ona çarþý pazar aðalýðýný (denetimini) verdi. Behlül hemen iþe koyuldu. Ýlk olarak bir fýrýna gitti. Birkaç ekmek tarttý hepsi normal gramajýndan noksan geldi. Dönüp fýrýncý ya sordu: "Hayatýndan memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuðunla aðzýnýn tadý var mý?" Adam her soruya olumsuz cevap verdi. Memnun olduðu bir þey yoktu. Behlül birþey demeden ayrýldý ve bir baþka fýrýna geçti. Orada da birkaç ekmek tarttý ve gördü ki bütün ekmekler gramajýndan fazla geliyor, eksik gelmiyor. Ayný sorularý bu fýrýnýn sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldý. Bundan sonra baþka bir yere uðramadan doðru Harun Reþid'in huzuruna çýktý ve yeni bir vazife istedi. Harun Reþid, "Behlül daha demin vazife verdik sana ne çabuk býktýn?" dedi.

    Behlül açýkladý:

    - Efendimiz çarþý pazarýn aðasý varmýþ. Benden önce ekmekleri tartmýþ, vicdanlarý tartmýþ, buna göre herkes hesabýný ödemiþ, bana ihtiyaç kalmamýþ.



    SARAYDA ÝFTAR




    Harun Reþid bir Ramazan günü Behlül'e tembih etti:

    - Akþam namazýnda camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.

    Akþam oldu, namaz kýlýndý, namazdan sonra Behlül 5-10 kiþilik bir grupla çýka geldi. Harun Reþid þaþýrdý:

    - Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çaðýr diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasýndan bir sofralýk bile adam getirmemiþsin..

    - Efendimiz, siz bana camiye gelenleri deðil, namaza gelenleri iftara çaðýr dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapýsýnda durdum, çýkan herkese hocanýn namaz kýldýrýrken hangi sureyi okuduðunu sordum. Onu da yalnýz bu getirdiðim kiþiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnýz bunlarmýþ.



    SENÝN ÝÞÝN DAHA ZOR



    Behlül Dânâ'nýn menkýbelerinden kitaplar meydana getirilmiþtir. Bunlarýn hepsi insanlarý iyiliðe, doðruluða, Allah rýzasýný kazanmaya özendirici bir nitelik taþýr. Türk halký arasýnda da bunlardan bir bölümü bilinmekte ve anlatýlmaktadýr.

    Bir hac ibadeti sýrasýnda Harun Reþid ve Behlül yüksekçe bir yere oturup oradan ibadet ve dua eden ve bu arada aðlayýp gözyaþý döken insan selini seyrediyorlardý. Behlül Dana halifeyi uyarmak için yeni bir fýrsat yakalamýþtý. Dedi ki:

    - Ey müslümanlarýn halifesi, bütün bu aðlayýp sýzlayan insanlar kendi nefislerinin günahlarýnýn hesabýný verip veremeyeceklerini bilmedikleri için aðlaþýyorlar. Halbuki sen kendi nefsinin hesabý yanýnda bütün bu insanlarýn da hesabýný vereceksin.

  7. #7

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    GERÇEK ZENGÝNLÝK



    Baþlangýçta Türkistan taraflarýnda bir bölgenin hükümdarý yani dünya sultaný iken vâkî olan bazý ikazlarla hükümdarlýðýný býrakýp maneviyat sultaný olmaya azmeden, bunu da gerçekten baþaran Ýbrahim Edhem (VIII. y.yýl) dünya malýna karþý o kadar tenezzülsüzdü ki kimseden bir þey istemez ve beklemezdi. Nefsini yokluða ve mahrumiyete o derece alýþtýrmýþtý ki bir benzerine

    rastlanamazdý. Birgün büyük velilerden çaðdaþý ve hemþehrisi Þakik Belhi ile karþýlaþtý ve ona sordu:

    - Ey Þakik nasýl geçiniyorsun? Þakik Belhi cevap verdi:

    - Bulunca yiyoruz, bulmayýnca sabrediyoruz. Ýbrahim Edhem:

    - Horasan'ýn köpekleri de ayný þeyi yapýyorlar, bulunca yiyorlar, bulmayýnca sabrediyorlar, diye karþýlýk verdi.

    Belhi sordu:

    - Peki siz ne yapýyorsunuz?

    - Biz bulunca daðýtýyoruz, bulmayýnca sabrediyoruz.

    Bizim Ýbrahim Edhem Hazretleri hakkýnda söylemek istediðimiz bu deðil. Ýbrahim Edhem'in, amaç edindiði ve ulaþmayý baþardýðý yokluk ve mahrumiyeti o derece aþikar, o derece göze batýcý idi ki görenlerde kendisine yardým hissi uyandýrýyordu.

    Varlýklý bir kiþi Ýbrahim Edhem'e yardým etmek istedi. Ýbrahim Edhem:

    - Yardýmýný gerçekten zenginsen kabul ederim, dedi.

    Adam gerçekten zengin olduðunu, bir þeye ihtiyacý bulunmadýðýný söyledi. Büyük veli sordu:

    - Ne kadar paran var?

    - Üç bin altýným var.

    - Dört bin olmasýný istemez misin?

    - Elbette isterim.

    - Beþbin olmasýný?

    - Ýsterim.

    - On bin altýnýn olsa çok sevinirsin deðil mi?

    - Þüphesiz çok memnun olurum.

    - Zengin olduðunu söylüyorsun ama, sen gerçekte züðürdün birisin. Sen, on bin deðil yüz bin altýnýn olsa yine kanaat etmez fazlasýný istersin. Kanaati olmayan insan zengin sayýlmaz. Gerçekten zengin olsaydýn yardýmýný kabul edecektim.



    TEVEKKÜL BÖYLE MÝ OLUR?



    Büyük velilerden Þakik Belhi (VIII. yyýl) bir kýtlýk senesinde, herkesin kara kara düþündüðü bir ortamda, zengin bir adamýn kölesinin þakýr þakýr oynadýðýna þahit oldu. Yanýna yaklaþtý ve sordu:

    - Herkes kýtlýkla, açlýkla karþý karþýya olmaktan inler dururken sen neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun? Köle cevap verdi:

    - Herkesten bana ne? Benim için bir tehlike söz konusu deðil. Benim efendimin 7-8 tane köyü var, her ihtiyacýmýz o köylerden saðlanýyor.

    Bu açýklama Þakik'i adeta bir þamar gibi sarstý. Çünkü kendisi de kýtlýktan dolayý endiþe içindeydi. Ama köle onu uyandýrdý ve kendi kendine þöyle dedi:

    - Hey Þakik kendine gel! Þu köle nihayet bir insan olan efendisine bunca güveniyor, kendini emniyet içinde hissediyor. Sen ki bütün canlýlarýn rýzkýný garanti eden Allah'a inanýyor, tevekkül ediyorsun, Bu nice tevekküldür ki rýzýk endiþesi içindesin?



    HEDÝYE


    En büyük velilerden biri olduðunda þüphe bulunmayan Bayezid-ý Bestâmi'yi ölümünden sonra bir dostu rüyasýnda gördü ve kendisine sordu:

    - Ýlahi huzurda seni nasýl karþýladýlar? Bayezid-i Bestami cevap verdi:

    - Bana, "ne getirdin?" diye sordular. Ben de dedim ki "Bir dilenci bir padiþahýn huzuruna çýkýnca ona ne getirdin diye sormazlar, dile bizden ne dilersen" derler.

    Sözüme Rabbimin cevabý eriþti: "Doðru söylüyor, doðru söylüyor."



    GÜVENE LÂYIK OLMAK



    Tasavvuf tarihinin önemli simalarýndan Zünnun Mýsri (IX. y.yýl) kendisine bir yýl mürid olup hizmet ettikten sonra Ýsm-i Azam'ý (Allah'ýn bütün vasýflarýný ifade eden en yüce adý) öðrenmek isteyen Yusuf bin Hüseyin'in arzusunu yerine getirmedi. Bu isteðe gülüp geçti. Aradan tam altý ay daha geçti. Yusuf bin Hüseyin sabýrla hizmete devam etti. Bir fýrsatýný bulup isteðini yine tekrarladý. Zünnun Mýsri bu defa Yusuf bin Hüseyin'e aðzý bir bezle baðlanmýþ bir testi vererek, "Bunun içindeki hediyeyi falan yerdeki filan zata götür" dedi. Dikkatle götürmesini, içindekine bir zarar gelmemesini de ayrýca hatýrlattý. Yusuf, hediyeyi aldý ve yola koyuldu. Yolda kendi kendine söyleniyordu: "Bir buçuk yýldýr hizmetindeyim, benim bir dileðimi yerine getirmeyen þeyhim, hizmetinde bulunduðum bir buçuk yýldýr bir defa ziyaretine bile gelmemiþ olan bir dostunu hediye ile taltif ediyor..."

    Yolculuðu sýrasýnda bir yerde dinlenirken, içini, özenle götürülmesi istenen bu hediye nedir diye þiddetli bir merak sardý. Merakýna maðlup olarak testinin aðzandýki bezi çözdü ve açtý. Açmasýyla birlikte bir fare fýrt diye atladý ve çalýlýklarýn, arasýnda kayboldu. Yusuf bin Hüseyin çok üzüldü, piþman oldu. Emanete hiyanet etmiþti. Artýk götürülecek hediye kalmadýðýna göre yoluna devam etmesi gereksizdi. Çaresiz üzüntülü ve mahcup bir halde geri döndü. Olacaðý kalbine malum olan Zünnun Mýsri "Sýradan bir hediyenin bile güvenilemeyeceði bir kimseye Ýsm-i Azam nasýl emanet edilir?" diyerek her isteyene her þeyin emanet edilemeyeceðini anlatmak istedi.



    YUNUS HÜRMETÝNE



    "Anadolunun iç aydýnlýðý" bütün Anadolu'nun sevgilisi insan sevgisinin, hoþgörünün sýnýrlarýný,

    Yaradýlmýþý hoþgör

    Yaradandarr ötürü

    Bir kez gönül yýktýn ise

    Bu kýldýðýn namaz deðil.

    gibi söyleyiþlerle kimseye nasip olmayacak ölçüde geniþleten Yunus Emre (1240-1320) Tapduk Emre'nin dergahýnda uzun süre zevk ve hevesle odun taþýmýþ, ayak iþleri yapmýþtý. Ama Tapduk bir türlü arzuladýðý gibi Yunus'u ele almýyor, eren lerin gönül deryasýndan bir katre sunmuyordu. Yunus bu konuda bir dilekte bulunsa "Sen hâlâ dünya kokuyorsun" deyip savuþturuyordu. Yunus "Herhalde benim nasibim burada deðil, bir baþka þeyhin kapýsýnda" diyerek Tapduk'a dahi haber

    vermeden dergahý terketti. Ama dergahtan uzaklaþtýkça içini bir hüzün kapladý. Tapduk Emre'nin kapýsýnda en basit iþleri yaparken bile gönlünde bir aydýnlýk, bir ferahlýk, bir yumuþaklýk vardý. Dergahtan ayrýlalý gönlü kararmýþ, katýlaþmýþtý, uzaklaþtýkça içini Tapduk'a ve dergaha karþý bir hasret kaplýyordu. Bu yolculuk sürerken bir akþam vakti yedi kiþilik bir baþka yolcu grubuna rastladý. Ýçini kaplayan hüzün ve hasrette belki bir hafifleme olur diye kendi de onlara katýldý. Yol arkadaþlarý ermiþ kýlýklý, yaþlýca insanlardý. Güven veren halleri vardý. Birlikte sürdürülen bu yolculuk sýrasýnda bir an geldi ki hiçbirinin çýkýnýnda (azýk çantasý) birþey kalmadý. Biryerde mola verdiler, açlýk canlarýna tak etmiþti. Bu yedi arkadaþtan bi ri ellerini kaldýrýp Yaradan'a niyazda bulundu. Bu dua ve yakarmanýn akabinde önlerinde türlü yiyeceklerle donanmýþ bir sofra peydah oldu. Yediler içtiler Rablerine þükrettiler. Bundan sonra bu yedi yolcudan herbiri yolda acýktýkça dua etti ve yemekleri ilahi bir lütuf olarak ikram edildi. Sonunda dua sýrasý Yunus'a gelmiþti.

    Yunus soðuk terler döküyordu. Ýþin içinde mahcup olmak vardý. Yol arkadaþlarýnýn her biri Allah katýnda makbul kiþilerdi ki dualarý kabul görüyordu. Kendinin böyle bir imtiyazý yoktu. Ama duayý yapacaktý, çaresi yoktu. Bütün varlýðý ve içtenliðiyle Allahla yalvardý: "Ya Rabbi, þu yol ar kadaþlarým sana kimin yüzü suyu hürmetine yalvarýyorlarsa ben de onun yüzü suyu hürmetine yalvarýyorum, beni mahcup etme..." Bu duanýn arkasýndan öncekilerin iki katý yiyecek içecek lütfedildi. Þaþkýnlýk sýrasý yedi yolcudaydý. Sordular:

    - Ey arkadaþ, sen kimin hürmetine dua ettin? Yunus,

    - Önce siz söyleyin dedi. Açýkladýlar:

    - Biz Tapduk Emre'nin dergahýnda Yunus adýnda çok makbul ve muteber bir derviþ varmýþ onun hürmetine Allah'a yakarmýþtýk.

    Yunus esas þimdi mahcup olmuþtu. Yunus'un kendisi olduðunu açýklamaya utandý. Tapduk Emre'ye karþý da kalbini bozmuþtu. Halbuki Tapduk ona Allah yolunda epeyi dereceler kazandýrmýþtý. Büyük bir piþmanlýk içinde, bedeninden sýyrýlmýþ bir ruh gibi akarak Tapduk dergahýna döndü ve þeyhine bu defa kendini kayýtsýz þartsýz teslim etti.

  8. #8

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    GÖREV ÞUURU



    Osmanlýlarýn ilk Þeyhülislamý Molla Fenari (1350-1431) Þeyhülislam olmadan önce Bursa kadýsý idi. Onun kadýlýðý sýrasýnda bir adam pazardan bir at satýn aldý. Fakat alýþ-veriþin hemen arkasýndan atýn hasta olduðunu farketti. Geri ver mesi gerekiyordu, ama satýn aldýðý adamý zorluk çýkartýr, atýn hastalýðýný kabul etmez diye önce kadýya gidip resmi kanaldan iþi saðlama baðlamak istedi. Mahkemeye gittiðinde kadýyý (Molla Fenari) yerinde bulamadý. Ýþini ertesi güne býraktý. Fakat at o gece öldü. Adam ertesi gün olanlarý kadýya anlattý, maðdur olduðunu, ne yapmasý gerektiðini sordu. Molla Fenari "Senin zararýný ben ödeyeceðim" dedi. Adam hayretle kadýya baktý, "Niçin siz ödeyeceksiniz, konuyla hiçbir ilginiz ve suçunuz yok ki..." dedi. Molla Fenari, "Evet öyle görünüyor ama aslýnda benim de suçum büyük. Eðer sen dün makamýma geldiðinde ben yerimde olsaydým, olaya müdahale eder, atý geri verdirir, paraný iade ettirirdim. At da sahibinin elinde ölmüþ olurdu. Bu imkân þimdi yok olmuþtur. Senin zararýna benim makamýmda bulunmamam sebep olduðu için zararýný ben ödeyeceðim" dedi ve ödedi.



    ARADAKÝ FARK



    Anadolu'nun yetiþtirdiði en büyük velilerden biri olan Hacý Bayram (XV. y.yýl) Anadolu kökenli baþka birçok bilgin ve erenin de üstadýdýr. Bunlardan biri de Fatih'in hocalarýndan Akþemseddin idi. Akþemseddin Hacý Bayram'a baðlanýþýndan kýsa bir zaman sonra zekasý, anlayýþý, kavrayýþý, en önemlisi de þeyhine tam teslimiyeti sayesinde icazet (diploma) aldý ve irþadla görevlendirildi. Akþemseddin'in bu baþarýsý Hacý Bayram'ýn diðer müridleri arasýnda kýskançlýða sebep oldu. Bunlardan biri Hacý Bayram'a sordu:

    - Efendi Hazretleri, kýrk yýldýr talebeniz olanlar

    henüz halifeliðe (sizi temsile) layýk görülmezken Akþemseddin'in kýsa zamanda bu rütbeye ulaþmasýnýn sebebi ne ola?

    Hacý Bayram, gerek maddi gerekse manevi hayatta yükselmenin veya yerinde saymanýn sebebini açýklarcasýna cevap verdi:

    - Bu köse (Akþemseddin) bizde ne gördü ve iþittiyse hemen inandý ve teslim oldu. Sebep ve hikmetini sonra kendi kendine bulup öðrendi. Kýrk yýldýr hizmetimizde bulunanlar ise bizde gördüklerinin ve duyduklarýnýn önce sebep ye hikmetini öðrenip sonra inandý ve teslim oldu. Ýþte aradaki fark budur.



    ÝKÝ ER KÝÞÝ ÝLE BÝR HATUN KÝÞÝ



    Hacý Bayram Veli, Sultan II. Murad'ýn saygý duyduðu manevi önderlerdendi. Hükümdarýn Hacý Bayram'a saygýsý o derece büyüktü ki ona mürid olanlardan vergi almýyordu. Ama gelin görün ki bütün Ankara halký Hacý Bayram'ýn müridi olduðunu iddia ediyordu. Ankara'da kimden vergi istense "Ben Hacý Bayram'ýn müridiyim" deyip iþin içinden sýyrýlýyordu. Bu durum hükümdara yansýtýldý. Hükümdar Hacý Bayram'a bir mektup gönderip, "Gerçek müritlerinizin sayýsýný bana bildiriniz, sizin bildirdiðiniz herkes vergiden mual tutulmak üzere kabulümdür"dedi.

    Hacý Bayram devletine saygýlý bir maneviyet büyüðü olarak kendisine baðlýlýðýn kötüye kullanýlmasýndan zaten þikayetçi idi. Mektubu fýrsat bilerek müridlik iddiasýndaki herkese haber saldý: "Falan gün falan yerde toplanýnýz" diye. O gün hemen bütün Ankara halký þeyhlerinin davetine uyarak bildirilen yere akýn ettiler. Hacý Bayraý ý bir tepeciðe kurdurduðu siyah kýl bir çadýrdan çýkarak kalabalýða sordu: "Beni seviyor musunuz?' Kalabalýk hep bir aðýzdan karþýlýk verdi: "Elbette seviyoruz." "Bana yürekten baðlý mýsýnýz? Ýstesem benim için canýnýzý verirmisiniz?" Kalabalýk cevab verdi: "Canýmýz senin yoluna feda olsun..." Hacý Bayram bunun üzerine "Bugün bana inananlarý þu çadýrýn içinde bir bir kurban edip

    canlarýný cennete göndereceðim. Þimdi bir kiþi çýksýn" dedi. Kalabalýktan bir kiþi çýktý. Hacý Bayram onu çadýra aldý. Çadýrda önceden hazýrlattýðý koyunlardan birini kestirerek, kanýný çadýrdan dýþarýya akýttýrdý. Dýþardakiler adamýn gerçekten kurban edildiðini sanarak ürperdiler. Hacý Bayram dýþarý çýktý, "Bir kiþi daha gelsin"dedi. Bir adam daha çýktý. Onu da çadýra alýp ayný iþlemi yaptý. Sonra dýþarý çýktý ve bir kiþi daha istedi. Ýþin þakayla gelir yaný yoktu. Giden gidiyordu. Bu defa bir þaþkýnlýk ve duraksama görüldü. Yine de bir haným ileri çýktý. Hacý Bayram onu da çadýra aldý. Ayný olay tekrarlandý. Dördüncü defa Hacý Bayram kurbanlýk isteyince tek kiþi çýkmadý. Hacý Bayram artýk hükümdara cevap verecek durumdaydý:

    - Sultaným, vergiden affedilmek üzere gerçek müridlerimi sormuþtunuz. Benim gerçek müritlerim iki er kiþi ile bir hatun kiþiden ibaret üç kiþidir.



    ALLAH HARAMDAN KAÇANI KORUR


    Ünlü hükümdar Timur'dan sonra yerine geçen oðullarýndan Þahruh (XV. y.yýl) babasýnýn tersine bilime ve bilgine deðer veren, dindar, halim, selim biriydi. Bilginlerle oturup kalkmaktan zevk alýrdý. Þahruh'un çevresindeki bilgin kiþilerden biri de Nimetullah Efendi idi. Ayný zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi'nin dilinden düþürmediði

    bir söz vardý: "Allah haramdan kaçaný korur" (Yani kiþi haramdan kaçarsa Allah ona haram yedirmez, nasip etmez, demek istiyordu.)

    Bu sözü sýk sýk tekrar eder, bununla biraz da hükümdar ve adamlarýný uyarmak amacý güderdi. Þahruh da bunun her zaman mümkün olmayacaðýný, insanýn bazen bilmeden de harama el uzatabileceðini ileri sürerdi. Þahruh bir gün sarayýnda özellikle Nimetullah Efendi'yi aðýrlamak üzere bir ziyafet düzenledi. Baþta hükümdar ve Nimetullah Efendi olmak üzere davetliler sofraya oturdular. Baþ yemek kehribar gibi kýzarmýþ bir kuzu çevirmesiydi. Herkes gibi Nimetullah Efendi de iþtahla yiyor, yedikçe "Allah haramdan kaçaný korur" sözünü tekrarlayýp duruyordu. Hükümdar ve

    adamlarý da býyýk altýndan gülüyorlardý. Nihayet yemek bitti. Þahruh Nimetullah Efendi'ye sordu:

    - Allah haramdan kaçaný her zaman ve her durumda korur mu?

    - Evet korur, haramdan kaçana Allah haram nasip etmez.

    - Ama hocam seni korumadý, sende bizimle birlikte haram yedin.

    - Hayýr, ben haram yemedim haramý siz yediniz.

    - Boþuna iddia etme hocam, sofrada yediðimiz kuzuyu benim adamlarým çalmýþtý, hýrsýzlýk malýydý o...

    - Olabilir, size haramdý, ama bana helaldi. Hükümdar lahavle çekti:

    - Nasýl olur hocam, çalýnmýþ bir kuzu bize haram, sana helal?

    Nimetullah Efendi sözünü baðladý:

    - Eðer inanmýyorsanýz, kuzunun sahibini bulun sorun...

    Gerçekten hükümdarýn adamlarý çaldýklarý kuzunun sahibini buldular. Yaþlý bir kadýndý kuzunun sahibi. Kuzuyu çaldýklarýný, piþirip yediklerini itiraf ettiler ve parasýný ödemek istediklerini söylediler. Kadýn parasýný almayý reddetti ve kendilerine beddua etti.

    - Ben o kuzuyu parasý için deðil, bu havalide Nimetullah Efendi diye mübarek bir zat varmýþ, ona ikram etmek için yetiþtiriyordum, diye açýklamada bulundu.



    GERÇEK TEDBÝR BUDUR



    Ýstanbul'un Vefa semtine adý verilen Þeyh Vefa, Fatih devrinin büyük alimlerinden ve evliyasýndandý. Akþemseddin, Molla Gürani gibi devrin manevi önderlerinden biriydi. Bu büyük zatýn oyun yaþlarýndaki bir oðlu kötü bir alýþkanlýk edinmiþti. Ucuna çivi çakýlmýþ bir sopa ile o devirde evlere içme suyu taþýyan sakalarýn kýrbalarýný deliyordu. Evcil hayvan derisinden yapýlmýþ su tulumu demek olan kýrba, sivri bir madde ile dokunuldu mu kolayca delinecek bir nesneydi. Þeyh Vefa'nýn oðlu da bunu yapýyordu. Sakalar, "Bir din ulusunun oðludur, çok sürmez geçer" diye bir müddet dayandýlarsa da baktýlar vazgeçeceði falan yok, Þeyh Vefa'ya þikayet ettiler. Vefa Hazretleri olanlarý duyunca hayretler içinde kaldý. Nasýl olur da bunca dikkat ve özenle yetiþtirilen, haram lokmadan uzak tutulan bir çocuk böyle bir þey yapardý? Þeyh Vefa sakalara, "Tamam" dedi. Konu anlaþýldý, gereken yapýlacak, sizin de zararýnýz

    ödenecektir. Önce kendinden iþe baþladý. "Acaba ben bu çocuða yanlýþlýkla da olsa haram yedirdim mi?" diye düþündü. Bir þey bulamadý. Hanýmýna sordu; "Sen bu çocuða hamileyken veya süt verirken haram bir þey yedin mi, çok iyi düþün, bana bildir, yoksa oðlanýn sonu kötü" dedi. Haným

    düþündü, taþýndý, rüyaya yattý, nihayet bir olay hatýrladý. Oðlana hamileyken oturmaða gittiði bir komþu evinde, masadaki bir tabakta portakallar varmýþ. Görünce caný çekmiþ ama istemeye de utanmýþ. Ev sahibi haným bulunduklarý odadan dýþarý çýktýkça yakasýndaki iðneyi portakallara batýrýp sularýný içmiþ. Bunu þeyhe anlattý. Þeyh Vefa "Aman hatun hiç vakit geçirmeden o komþuya git, olaný biteni dosdoðru anlat ve helallik dile" diye tenbihledi. Kendi de sakalarý çaðýrdý, kimin kaç tane kýrbasý delinmiþse hepsinin parasýný ödedi ve haklarýný helal ettirdi. Oðlana olayýn baþýndan sonuna kadar bir þey denmedi. Hakkýnda böyle þikayet var, bir daha yaparsan asarýz, keseriz yollu tehdit edilmedi. Ama çocuk bir daha çivili sopa ile kýrbalarý delmedi.



    DAHA SIRA GELMEDÝ


    Sultan Mahmud Sebüktekin (XI. y.yýlýn ilk yarýsý) tarihte ilk Müslüman Türk devletlerinden biri olan Gaznelilerin en büyük ve en dirayetli hükümdarý idi. Tarihte ilk defa "sultan" adýný kullanan Gazneli Mahmud Sebüktekin idi. Ýslam'ý yaymak için Hindistan'a 17 sefer düzenlemiþ olan Sultan Mahmud din ve ilim ulularýyla görüþür, hiç erinmeden ziyaretlerine gider, onlarýn tavsiye ve irþadlarýna göre kendini ayarlardý.

    Birgün vezirleri, kumandanlarý ile birlikte zamanýn tanýnmýþ evliyasýndan Þeyh Ebu'l-Hasen Harakani'nin ziyaretine gitti. Adamlarýndan bazýlarý önce gidip Þeyh'e, hükümdarýn kendisini ziyarete gelmekte olduðunu, karþýlamasý gerektiðini haber verdiler. Þeyh Harakani kös dinlemiþ gibi hiç aldýrmadý. Yerinden bile kýmýldamadý. Hükümdar ve adamlarý dergahýn kapýsýna kadar geldi. Baþ vezir rica etti: "Ey din ulusu, hiç deðilse bu deðerli hükümdarý odanýzýn kapýsýnda karþýlayýn!" Harakani bu kadarýný bile yapmadý. Vezir feryad etti. "Ey mübarek insan sen Allah'ýn Kur'an'da "Allah'a, Peygambere ve içinizden emir sahibi olanlara itaat edin" buyurduðunu hiç görmedin mi?"

    Þeyh Harakani cevap mahiyetindeki þu açýklamada bulundu:

    "Biz o sözünü ettiðin Allah emrinin 'Allah'a itaat ediniz' kýsmýna o kadar daldýk ki, henüz peygambere bile sýra gelmedi. Nerde kaldý hükümdara itaat edelim..."

    Sultan Mahmud bu açýklama karþýsýnda, Þeyh'in baþýndan beri takýndýðý tavra zerre kadar kýzmadýðý gibi, kendi de müritleri arasýna katýldý. Yanýndakilerle beraber büyük bir saygý göstererek huzurundan ayrýldý.



    ALTINI DÜÞMAN BELLE



    Sultan Mahmud imanlý, amelli, bilgin bir hükümdardý ama güzel yüzlü deðildi. Bundan müteessir de olmuyordu. Ne var ki halk güzel yüzlü hükümdarlarý daha çok severdi. Endiþesi bundan ileri geliyordu.

    Devrinin büyük velilerinden birine sordu:

    - Efendi Hazretleri, malumdur ki halk güzel yüzlü hükümdarlarý daha çok sever. Halbuki ben bundan yoksunum. Ama halkýmýn da beni sevmesini istiyorum, bana ne tavsiye edersiniz?

    Allah dostu þu tavsiyede bulundu:

    - Halkýn seni sevmesini istiyorsan altýný kendine düþman belle... (Halkýn refah ve mutluluðu için onu gözünü kýrpmadan harca).

  9. #9

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    ÝYÝLÝÐÝ DÜÞÜNMEK YAPMAK GÝBÝ SEVABTIR



    Geçmiþ peygamberlerden biri zamanýnda ortaya çýkan þiddetli bir kýtlýk, insanlarý kasýp kavuruyordu O kadar ki, bir lokma ekmek,bulmak, bir kese altýn bulmaktan daha sevindirici oluyordu

    Ýnsanlarýn çektiði açlýk merhamet sahibi kimselerin yüreklerini paralýyordu Böyle bir ortamda yoksul bir derviþ, çölde yaptýðý bir yolculuk sýrasýnda dað gibi bir kum yýðýnýna rastladý Kum yýðýnýnýn önünde durup içinden "Ey Rabbim, ne olurdu þu yýðýn kumdan oluþacaðýna undan oluþsaydý da ben onu büyük bir zevk ve cömertlikle aç insanlara daðýtsaydým" diye geçirdi Bunu o kadar samimi olarak düþünmüþtü ki, zamanýn peygamberine Allah Teâlâ þöyle vahyetti: "Falan derviþe haber ver ki' onun halisane niyeti, gördüðü kum yýðýný, ona ait bir un yýðýný imiþ de onu benim rýzam için açlara daðýtmýþ gibi kendisine sevap yazmama vesile olmuþtur"



    BASÝT BÎR TERCÝH



    ilk Müslüman Türk Devletlerinden biri olan Gazneliler devletinin en büyük ve deðerli hükümdarlarýndan biri olan ve tarihte ilk defa "sultan" adýný alan Sultan Mahmud, Ýslamý yaymak için Hindistan'a on sekiz sefer düzenlemiþti Ýþte bu seferlerden birinde çok þiddetli bir direnme ile karþýlaþmýþ, zafer kazanacaðýndan þüpheye düþmüþtü Tam bu zor durumda iken Allah'a þöyle yalvardý: "Ey Rabbim, bu savaþtan galip çýkarsam, aldýðým bütün ganimetleri yoksullara daðýtacaðým "

    Neticede Sultan Mahmud galip geldi ve çok kýymetli ganimetlere sahip oldu Gazne'ye döndüklerinde elde ettikleri bütün ganimetleri yoksullara, muhtaçlara daðýtmaya baþladý Fakat bazý vezir ve komutanlar araya girip, "Aman Sultaným ne yapýyorsunuz, bunca deðerli ganimetler, altýnlar, inciler fakir fukaraya daðýtýlýr mý? Hem onlar bunlarýn kýymetini ne bilecek? Üstelik devletin hazinesinin bunlara ihtiyacý var" diyorlardý Sultan Mahmut bunu Allah'a verdiði sözün gereði olarak yaptýðýný, kendisi için bir adak olduðunu söyledi Adamlarý yine itiraz ettiler: "Efendimiz önemsiz olanlarý daðýtýn, deðerli olanlarý hazineye ayýrýn, bütün memleketin bunlara ihtiyacý var" dediler Sultan Mahmut'un kafasýný karýþtýrdýlar O zamanda Gazne'de yaþayan, doðruyu ve hakki kellesi pahasýna söylemekten çekinmeyen âlim ve fâzýl büyük bir zat vardý Sultan Mahmud onu ça ðýrtýp durumu anlattý ve fikrini sordu O büyük zat þöyle dedi:

    "Sultaným bunda kararsýzlýða düþecek bir taraf yok Çok basit bir tercih karþýsýndasýnýz Eðer Allah'a bir daha iþiniz düþmeyecekse hemen adamlarýnýzýn dediðini yapýn, ganimetleri hazineye koyun Ama Allah'a tekrar iþiniz düþecekse verdiðiniz sözü tutun, adaðýnýzý yerine getirin, ganimetleri yoksullara daðýtýn"



    ARPA VE SAMAN



    Eski Ramazanlardan birinde iki molla âdet olduðu üzere Anadolu köylerine ramazan hocalýðý yapmaya çýktýlar Rahat birer köy bulmak için yollarýna devam ederken bir akþam vakti yollarý üzerindeki bir köyde misafir oldular Ev sahibi köylü irfan sahibi, umur görmüþ biriydi Mollalar akþam namazý yaklaþtýðý için hazýrlanmak istediler Biri abdest almak için dýþarý çýktý Ev sahibi köylü içerde kalana sordu:

    - Arkadaþýnýn tahsili, terbiyesi yeterli midir, Kur'an'ý iyi okur mu, tefsir ve hadis öðrenmiþ midir?

    Odada kalan cevap verdi:

    - Yok caným, ne tahsil ve terbiyesi, ne ilmi?

    Eþeðin biridir, bir þeyden anlamaz Biraz þarlatandýr, ona güveniyor

    Bu arada dýþarý çýkan içeri girdi ve içerdeki dýþarý çýktý Köylü içeri girene de arkadaþý için ayný soruyu sordu O da arkadaþý için þöyle dedi:

    - Sýðýrýn biridir Ýlim ve edepten hiç nasip almamýþtýr Ýstanbul'da boþuna kaldýrým çiðnemiþtir

    Mollalarýn hazýrlanmasý bitince birlikte akþam namazý kýldýlar Namazdan sonra ev sahibi akþam yemeði getirdi ve mollalarý sofraya buyur etti Sofrada aðzý kapalý üç tabak yemek vardý Ev sahibi bunlardan ikisini birer tane mollalarýn önüne, diðerini de kendi önüne koydu ve "Haydi buyurun" deyince herkes önündeki tabaðý açtý Mollalardan birinin tabaðýnda arpa diðerinin tabaðýnda saman vardý Ev sahibi köylünün tabaðýnda ise nefis bir tas kebabý bulunuyordu Mollalar þaþýrdýlar, kýzarýp bozardýlar Ev sahibi onlarýn bir-þey söylemesine fýrsat býrakmadan durumu aydýnlatmaya baþladý Önce önünde arpa olana dönüp þöyle dedi:

    - Arkadaþýn senin için eþeðin biridir dedi Bunun için sana arpa koydurdum Çünkü bir kimseyi en iyi arkadaþý tanýr Kiþiyi arkadaþýndan sorarlar

    Sonra önünde saman olana döndü ve,

    - Senin için de arkadaþýn "sýðýrdýr" dedi En iyi sýðýr yiyeceði saman olduðu için senin tabaðýna da saman koydurdum Buyurun, afiyet olsun, dedi



    ÝMTÝHAN



    Geçmiþin herkesin saygýsýný kazanmýþ derin hocalarýndan biri, yýllarca ders verdiði bir öðrencesini birgün karþýsýna aldý ve þöyle dedi:

    - Sen artýk yýllarýn tahsil ve terbiyesi sonucu belirli bir düzeye geldin Gerekli bilgileri nazari olarak kavradýn Ama bu öðrendiklerinden sonuç çýkaracak yorum yapacak, gerektiðinde bunlardan yararlanacak hâle geldin mi bunu öðrenmek için sana bir soru soracaðým Doðru cevap verdiðin takdirde sana icazet (diploma) vereceðim Öðrenci:

    - Peki hocam, sorunuzu sorun, bilirsem beni serbest býrakýn, ben de zaten bunu istiyorum, dedi

    Hoca sorusunu þöyle yöneltti:

    - Diyelim ben seni serbest býraktým, ilk önce bir sýla-i rahim (yakýn akraba ziyareti) yaparsýn Memleketine giderken elbette köylerden yaylalardan geçeceksin Yolun üstünde davar sürülerine, çoban köpeklerine rastlayacaksýn Varsayalým ki böyle bir yerde beþ altý tane köpek birden sana saldýrdý Nasýl kurtulursun?

    Öðrenci cevap verdi:

    - Elimdeki sopa ile karþý koyarým

    - Sopa ile beþ altý köpekle baþ edemezsin

    - Köpekleri taþa tutarým

    - Yine kurtulamazsýn

    - Silahýmý çeker öldürürüm

    - O zaman köpek sahipleri seni oradan sað salim býrakmazlar Öldürmeseler bile iyice döverler, pestilini çýkarýrlar ve köpeklerin parasýný da tazmin ettirirler

    Öðrenci pes etti:

    - Hocam bilemeyeceðim Anlaþýlýyor ki bir süre daha sizden feyz almam gerekecek Fakat nasýl kurtulabileceðimi siz söyler misiniz?

    Hoca açýkladý:

    - Daðda, bayýrda, yaylada nerede olursa olsun böyle birkaç köpeðin birden saldýrýsýna uðrayýnca ilk yapýlacak þey köpeklerin sahiplerine veya köpekler kimin denetiminde ise ona haber vermektir Çünkü köpekler daima sahiplerine yakýn yerlerde bulunurlar ve sahiplerinin bir sözüyle, bir ýslýðýyla saldýrýdan vazgeçerler



    ALLAH RIZASI



    Vakti zamanýnda odunculukla geçinen, çalýþ kan, dürüst, dindar bir adam vardý O zamanda yaþayan bazý insanlar, yakýn bir çevrede bulunan ve nadir yetiþen bir aðaca kutsallýk izafe etmiþlerdi Adaklarýný, dileklerini o aðaç aracýlýðýyla yapýyorlardý Bu oduncu anýlan aðacý þirk (Allah'a ortak koþma) sebebi olarak görüyordu ve bunun için kesmeye karar verdi O zamana kadar kimse buna cesaret edememiþti Oduncu bir gün baltasýný aldý ve verdiði kararý uygulamak üzere yola koyuldu Yolda karþýsýna acayip görünüþlü, insana güven vermeyen biri çýktý Oduncu "sen kimsin?" diye sordu, o da "Ben þeytaným" diye cevap verdi Oduncu "Vay alçak vay hain demek insanlarý yoldan çýkaran sensin, þimdi seni geberteyim" diye söylenip üstüne çullandý Bir anda þeytaný altýna alýp boðazýna abandý "Demek ki insanlarý kandýrýp o aðacý kutsallaþtýran da sensin alçak herif" dedi Þeytan, "Boþuna uðraþma, çabalama, beni öldüremezsin, çünkü Allah tarafýndan kýya mete kadar insanlarý saptýrmak için bana mühlet verildi Sen o aðacý kesmekten vazgeç sana bir öneride bulunacaðým" diye karþýlýk verdi Oduncu "Kabule þayan ne önerin olabilir muzýr herif?" diye çýkýþtý Þeytan þu öneride bulundu:

    - Sen o aðacý kesmekten vazgeçersen sana her sabah bir altýn getirir yastýðýnýn altýna koyarým Böylece seni geçindirmeye bile yetmeyen odunculuktan kurtulmuþ olursun

    Oduncu biraz yumuþar gibi oldu ve sordu:

    - Peki vadettiðin bir altýný getirmezsen ne olacak?

    - O zaman bana dilediðini yap

    Oduncu öneriyi, kabul etti, aðacý kesmeden geri döndü O gece yattý Sabah olunca yastýðýnýn altýna baktý ve gerçekten bir altýn konmuþtu Buna çok memnun oldu Merakla ertesi günü bekledi Ertesi gün oldu ama yastýðýnýn altýna para konmamýþtý Belki baþka bir yere koymuþtur diye her yaný alt üst etti yine altýn çýkmadý Buna çok içerleyen oduncu hemen býçaðýný baltasýný alýp þeytaný bulup öldürmek üzere yollandý Ayný yerde þeytanla yine karþýlaþtýlar Oduncu þeytaný görür görmez hemen üzerine atýldý Ama önceki nin tersine þeytan kendisini bir un çuvalý gibi savurdu Adam kalktý, þeytanýn üzerine yeni bir hamle yaptý Ama elini bile süremedi Artýk insiyatif þeytana geçmiþti Þöyle dedi:

    - Boþuna uðraþma arkadaþ, sen geçen sefer beni neredeyse haklýyordun, çünkü o zaman Allah rýzasý için yola çýkmýþtýn Þimdi ise bana kýzgýnlýðýn kendi nefsin için Bundan dolayý artýk bana gücünü geçiremezsin, aksine sen maðlup olursun



    UYARAN RÜYA



    Garibanýn biri, çevresinde cimriliði, eli sýkýlýðý ile tanýnan birinden kalabalýk bir yerde bir kase yoðurt parasý istedi "Çok caným istiyor" dedi Bu garibana yarý ermiþ biri diye bakýlýyordu Cimri adam garibaný tersledi Yine istedi Cimri yine yanýndan uzaklaþtýrdý Orada bulunanlardan birkaç kiþi bu yoksula para vermeye, yardým etmeye kalkýþtý Hiç birinden kabul etmedi Eli sýký adama gidip bir defa daha sýrnaþtý Adam da "Al þunu da defol!" der gibi, önüne birkaç lira atýverdi

    Bu olaydan kýsa bir zaman sonra cimri adam, bir gece rüyasýnda kendisini cennette gördü Her yanda, dünyada görmediði güzelliklerden oluþan bir manzara gözlerini kamaþtýrýyordu Bu arada acýktýðýný hissetti Kendisine hemen bir tabak yoðurt ikram edildi Adam bir tabak yoðurtla doymadý "Burada yoðurttan baþka birþey yok mu, bari bir-iki dilim de ekmek verseydiniz" dedi Kendisi ne þöyle söylendi: "Sen birkaç gün önce buraya yalnýzca yoðurt göndermiþtin O önüne çýktý Eðer baþka þeyler de gönderseydin onlar da seni karþýlar, sana ikram edilirdi"

    Bu rüyadan sonra adam cimrilikten, pintilikten tümüyle sýyrýldý Eli açýk, yediren, içiren, gerektiði zaman kesenin aðýzýný kolayca açan biri oldu



    GÖZ ÇUKURU



    Halinden yoksul olduðu anlaþýlan bir adam, deniz kenarýnda oltayla balýk tutuyordu Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin padiþahý bu

    gariban adamla ilgilendi ve ona, "Oltana ben burada iken ilk takýlan þey ne olursa sana onun aðýrlýðýnca altýn vereceðim" dedi Biraz sonra oltaya takýla takýla ortasý delik bir kemik takýldý Hükümdar balýkçýya, "Ne yapalým, þansýn bu kadar, oltana aðýr bir þey takýlmadý" diyerek alýp sarayýna götürdü Saraya varýnca adamlarýna, balýkçýya elindeki kemiðin aðýrlýðýnca altýn vermelerini emretti Kemiði terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altýn koymaya baþladýlar Beþ, on, yirmi, elli diyerek altýnlarý koydular ama kemik yerinden oynamýyordu Görünüþte dört beþ altýný zor tartar göründüðü halde, tahminlerin on misli üzerinde altýn koydular kemik bana mýsýn demedi Altýný doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taþtý ama kemik tarafý yerinden kýmýldamýyordu Bunda bir sýr olduðunu anladýlar Bir bilgeyi çaðýrýp bu sýrrýn ne olduðunu sordular Bilge kemiði eline alýp þöyle bir baktýktan sonra þu açýklamada bulundu:"Bu kemik açgözlü bir insanýn göz çukurudur Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanýz yine yerinden oynamaz Çünkü doymaz Ama bir avuç toprak bunu doyurur"

    Nitekim bir avuç toprak alýp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarý kalkýverdi



    EÐRÝ MÝNARE



    Süleymaniye Camiinin inþasý tamamlanmýþ, ibadete açýlacaðý gün ilan edilmiþti O gün gelince istanbul'un her yanýndan insanlar bu eþsiz eserin açýlýþýnda bulunmak için þehrin bu noktasýna akýn etmiþti Herkes hayranlýkla bu Türk mucizesini seyrediyordu Fakat bunlar arasýnda bulu nan bir çocuk, "Aaa þu minareye bakýn nasýl eðri!" diye baðýrýyordu Herkes de bakýyordu ama bir eðrilik görmüyordu Çocuðun minarelerden biri için eðri dediði Mimar Sinan'a kadar ulaþtý Koca mimar hemen çocuðun yanýna geldi ve ona, "Yavrum hangi minare eðri göster bana" dedi Çocuk da "Ýþte þu" diye minarelerden birini gösterdi Mimar Sinan hemen adamlarýný topladý Uzun halatlarý biribirine ekletip minareye baðlattý "Çekin yukarý doðru!" diye çektirmeye baþladý Çocuða da, "Oðlum, bak bu minareyi doðrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoðru olunca haber ver"

    dedi Adamlar gerçekten düzeltiyormuþ gibi çekiyorlardý Çocuk bir süre sonra, "Tamam, minare doðruldu" diye baðýrdý Ýþçiler çekme iþini býrakýp halatlarý çözdüler Baþýndan beri olaya tanýk olan Sinan'ýn ustalarýndan biri herkesin kafasýný kurcalayan soruyu Mimar Sinan'a yöneltti:

    - Ulu mimarbaþýmýz, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eðrilik falan yok O halde niçin düzeltmeye kalkýþtýn?

    Mimar Sinan'ýn cevabý inceliðin, anlayýþýn, hoþgörünün simgesi idi:

    - Ben bilmez miyim minarede eðrilik olmadýðýný Ama çocuðun kafasýndaki "minare eðri" intibaýný da öyle býrakamazdým Bu yönteme baþvurdum ki çocuðun kafasýndaki "eðri" kanaati silinsin Yoksa her yerde çocuk aklýyla minarenin eðri olduðunu söyler, sonra gerçekten eðri olduðu þeklinde bir inanç yayýlýrdý



    DOÐRU YOLDAN AYRILMAMAK



    Aylaklýktan, baþýboþluktan usanan, bunun çýkar yol olmadýðýný anlayýp doðru yola gelmeye karar veren mirasyedi bir adam, ülkesinin kralýna çýkýp, doðruluktan ayrýlmadan, dürüstçe yaþamak için kendisine bir yol göstermesini istedi Kral adama aðzýna kadar dolu bir fýçý zeytinyaðý verdi Bunu tek bir damla bile dökmeden þehrin bir ucundan öbür ucuna götürmesini, bir damla dahi döktüðü takdirde hemen orada boynunun vurulacaðýný söyledi Yanýna da kontrol için yalýn kýlýç iki gözcü verdi Adam fýçýyý kralýn buyruðuna uygun þekilde, bütün gücünü, dikkat ve zekasýný kullanarak bir damla bile dökmeden þehrin bir baþýndan öbürüne götürdü Sonra geri dönüp kralýn huzuruna yeniden çýktý Verilen görevi eksiksiz yerine getirdiðini söyledi Kral adama sordu:

    - Þehirde ne gördün, neye þahit oldun?

    O gün þehirde pazar kurulduðu, her yanýn iðne atýlsa yere düþmeyecek kadar kalabalýk olduðu bir gündü Buna raðmen adam þu cevabý verdi

    - Efendimiz, ucunda can kaygýsý da bulunduðundan fýçýdaki yaðý dökmemek için öylesine bir dikkat içindeydim ki, bir an bile gözümü fýçýdan ayýrýp çevreye bakamadým Bu nedenle ne kimseyi gördüm, ne de bir olaya þahit oldum

    Kral bu dersten sonra gönül rahatlýðý ile tavsiyesini yaptý:

    - iþte, yaptýðýn her iþte, sana verilen her vazifede böyle dikkatli olur, kendini iþine verirsen, Allah'ýn her an seni kontrol ettiðini de aklýndan çýkarmazsan, hiç bir zaman doðru yoldan ayrýlmazsýn



    HERKES SOYUNA ÇEKER



    Bir padiþah Hýzýr'ý görmek istiyordu Bir gün bunun için tellallar çaðýrttý "Kim bana Hýzýr'ý gösterirse onu armaðanlara boðacaðým" dedi Birçok oðlu uþaðý olan fakir bir adam bu iþe talip oldu Karýsýna dedi ki: "Haným ben padiþaha Hýzýr'ý bulacaðýmý söyleyip ondan kýrk gün müsade alacaðým Bu kýrk gün için padiþahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alýrým

    Kýrk günün sonunda Hýzýr'ý bulamayacaðým için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz"

    Adamýn karýsý kanaatkar biriydi "Efendi biz nasýl olsa alýþtýk böyle kýt kanaat geçinmeye Bundan sonra da idare ederiz Vazgeç bu tehlikeli iþten" dedi Ama adam kafaya koymuþtu Padiþaha gidip Hýzýr'ý bulacaðýný söyledi Bunun için kýrk gün izin istedi Hýzýr'ý bulmak için koþuþturacaðý kýrk gün zarfýnda ailesinin geçimi için sarayýn ambarýndan tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldý Bunlarý evine teslim edip kýrk gün ortalýktan kayboldu Kýrk günün bitiminde padiþahýn huzuruna çýkýp herþeyi itiraf etti: 'Benim aslýnda Hýzýr'ý falan bulacaðým yoktu Ailece sýkýntý çekiyorduk Hýzýr'ý bulacaðým diye sizden dünyalýk almak istedim" dedi Padiþah buna çok kýzdý: "Padiþahý kandýrmanýn cezasýný hayatýnla ödeyeceðini hiç düþünmedin mi?" diye baðýrdý Adam da her þeyi göze aldýðýný söyledi Bunun üzerine padiþah yanýnda bulunan üç veziriyle görüþ alýþ veriþinde bulundu Birinci vezire sordu:

    - Padiþahý kandýran bu adama ne ceza verelim?

    - Efendimiz, bu adamýn boðazýný keselim, etini parçalayýp çengellere asalým

    Bu sýrada peyda olan, nurani, ak sakallý bir ihtiyar I vezirin sözleri üzerine söyle dedi: Küllü þeyin yerciu ila asýhý"

    Padiþah ikinci vezirine sordu:

    - Bu adama ne ceza verelim?

    - Hükümdarým bu adamýn derisini yüzüp içine saman dolduralým

    Biraz önce ansýzýn ortaya çýkan ihtiyar yine "Küllü þeyin yerciu ila aslýný" dedi

    Padiþah üçüncü vezire sordu:

    - Ey vezirim sen ne dersin, beni kandýran bu adama ne ceza verelim?

    - Padiþahým bana göre, bu adamý affedin Size yakýþan, sizden beklenen budur Bu adam önemli bir suç isledi ama sanýldýðý kadar da kötü biri deðil Çünkü çoluk çocuðunun rahatý için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli

    Nurani ihtiyar yine söze karýþtý: "Küllü þeyin yerciu ila asýhý"

    Bu defa padiþah o yaþlý zata yöneldi:

    - Sen kimsin? Ýkide bir tekrarladýðýn o laf ne demektir?

    ihtiyar cevap verdi:

    - Senin birinci vezirinin babasý kasaptý Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bah setti Yani aslýný gösterdi Ýkinci vezirin babasý yorgancý idi Yorgan yastýk, yatak yüzlerine yün, pamuk vb doldururdu O da babasýna çekti

    Üçüncü vezirin ise babasý da vezirdi O da soyuna çekti, büyüklüðünü gösterdi Benim söylediðim söz "Herkes aslýna çeker" demektir Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) iþte vezir, Hýzýr istersen (kendini göstererek) iþte Hýzýr, bu adamý mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu



    TERBÝYE YARATILIÞA BAÐLIDIR



    Eski iran hükümdarlarýndan biri vezirine oðlunun hocasýndan yakýnýyordu:

    - Ben istiyorum ki oðlum ilim öðrensin, benim yerime iyi bir hükümdar olsun, o ise devamlý müzikle, sesle, sazla meþgul Demek ki hocasý buna iyi bir yön veremiyor

    Vezir ayný görüþte deðildi:

    - Hükümdarým hocanýn elinde mucize yok Çocuðun kabiliyeti neye ise hocasý ancak onda ilerlemesine, olgunlaþmasýna yardým edebilir Ýnsanýn tabiatý deðiþtirilemez Terbiye yaratýlýþa tabidir

    Hükümdar aksi görüþteydi Terbiye ile yaratýlýþa yön verebileceðini iddia ediyordu Bunu kanýtlamak için bir akþam sarayýnda bir eðlence düzenledi Bu eðlence sýrasýnda eðitilmiþ kedilerin bir gösterisi de yer aldý Bu kediler, sýrtlarýnda, bir tabak içinde yanan mumlarý taþýyorlar ve onlarý

    düþünmüyorlardý Hükümdar vezire bu kedileri göstererek:

    - Görüyorsunuz, terbiyenin nelere gücü yetiyor, dedi

    Vezir karþýlýk vermedi Olumlu, olumsuz bir þey söylemedi Yeni bir eðlence gecesini bekledi Bir baþka gecede düzenlenen eðlenceye gelirken yanýnda gizlice bir kaç tane fare getirdi Kediler gösteriye baþladýðý zaman bu fareleri kedilerin ortasýna doðru salýverdi Fareleri gören kediler sýrtlarýndaki tabaðý, mumu unutup farelerin peþine takýldýlar Mumlar, tabaklar hepsi bir yana yuvarlandý Yanan mumlardan yerdeki halýlar tutuþtu Ortalýk bir anda ana-baba gününe döndü Tam bu esnada vezir padiþaha yanaþýp iddiasýný kanýtlamanýn gururuyla þöyle dedi:

    - Gördünüz mü padiþahým terbiye yaratýlýþa tabidir



    SORUMLULUK



    Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasýna raðmen can sýkýntýsýndan, hayatýn yaþanmaya deðmez olduðundan yakman bir prens vardý Kardeþleri, arkadaþlarý gezer, ava gider, eðlenirken o odasýna kapanýr, sürekli düþünürdü Oðlunun bu haline hükümdar babasý çok üzülüyordu Birgün hükümdar, ülkesinin en bilge kiþisini sarayýna çaðýrtýp ona oðlunun durumunu anlattý ve buna bir çözüm bulmasýný istedi Bunun için bilgeye bir hafta mühlet verdi Bir hafta içinde bir formül bulamazsa bunun hayatýna mal olabileceðini de hatýrlattý

    Yaþlý bilge üç beþ gün düþünüp taþýndý; aklýna hiç bir çözüm gelmedi Bu nedenle canýný olsun kurtarmak için ülkeyi terketmeye karar verdi Üzgün, dalgýn bir þekilde ülkeyi terkederken, bir köyün yakýnýnda koyunlarýný, keçilerini otlatan küçük yaþta bir çobanla bir süre ahbaplýk etti Bundan cesaret alan küçük çoban yaþlý dostuna "Amca þu hayvanlarýma biraz göz kulak oluver de, ben de þu görünen köyden azýk alýp geleyim, bugün azýk almayý unutmuþum" dedi Bilge de zevkle kabul etti Bilge, kafasý, karþýlaþtýðý olaylarla meþgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir keçi yavrusu kenarýnda oynamakta olduðu uçurumdan aþaðý yuvarlanýverdi Aþaðý inip onu kurtarmadýkça kendi kendine kurtulmasý da mümkün deðildi Bilge küçük çobana verdiði sözü doðru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi Bu amaçla uçurumun dibine indi Önce kuzuyu sýrtýna baðladý, sonra týrmanmaya baþladý Birkaç týrmanma baþarýsýzlýkla sonuçlandý Ama bilge yýlmadý Uðraþtý, didindi, zorlandý ama sonunda kuzuyu yukarý çýkarmayý baþardý Küçük dostuna verdiði sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çýkarmak bir süre kafasýný öyle meþgul etti ki, kendini bu iþe o kadar

    verdi ki baþýndan geçmekte olan olayý, canýný kurtarabilmek için ülkeyi terketmekte oluþunu unuttu Fakat bu durum onun kafasýnda bir þimþek çakmasýna sebep oldu Þöyle düþündü: "Bir kimse ciddi olarak bir iþle meþgul olur, bir giriþimde bulunup onu baþarý ile sonuçlandýrmak arzusu benliðini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sýkýntýsý, eften püften olaylarý kafasýna takmak diye birþey söz konusu olamaz" Bu gerçek herkes, dolayýsýyla hükümdarýn oðlu için de geçerlidir Bilge artýk kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarýn huzuruna çýkarak þu çözümü sundu:

    "Hükümdarým, eðer oðlunuzun can sýkýntýsýdan kurtulmasýný, hayata baðlanmasýný istiyorsanýz ona bir sorumluluk yükleyin, zamanýný kaplayýcý bir meþguliyet verin Can sýkýntýsýnýn, yaþamaktan þikayet etmenin ana sebebi baþýboþluktur Oðlunuza yükleyeceðiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece aðýr olursa, kendini o ölçüde can sýkýntýsýndan kurtaracak, yaþama mücadele ve azmi o derece artacaktýr"



    DARI EKMEK



    Bir hükümdar maiyetiyle birlikte ülkesinde bir gezintiye çýkmýþtý Yolu üzerindeki bir köyde çok yaþlý bir adamýn tarlasýna fidan dikmekle meþgul olduðunu gördü Ýhtiyara uzaktan seslendi:

    - Baba, sen ne diye fidan dikmeye uðraþýyorsun? Maþallah yaþýný yaþamýþsýn, bu diktiðin fidanlarýn meyvesinden herhalde yiyemezsin

    Ýhtiyar cevap verdi:

    - Bu diktiðim fidanlarýn meyvesini bizim yememiz þart deðil evlat Biz nasýl bizden öncekilerin diktiði fidanlarýn meyvesinden yedikse, bizim diktiðimiz fidanlarýn meyvesini de bizden sonrakiler yer

    Bu cevap hükümdarýn hoþuna gitti ve ihtiyara bir kese altýn verilmesini emretti

    Ýhtiyar bu ihsaný karþýlýksýz býrakmadý:

    - Gördün mü evlat, bizim diktiðimiz fidanlar þimdiden meyve verdi

    Bu cevap da hükümdarýn hoþuna gitti, bir kese daha altýn verilmesini emretti

    Yaþlý köylü sýradan biri deðildi Çarýklý erkâný harp diye nitelenen kiþilerden biriydi:

    - Evlat herkesin diktiði fidan yýlda bir defa meyve verir, bizim diktiðimiz fidan yýlda iki defa meyva verdi

    Bu diplomatça cevap da hükümdarýn hoþuna gitti ve bir kese daha altýn verilmesini emretti Ama bu defa vezir araya girdi ve hükümdarý uyardý:

    - Aman sultaným bir an önce buradan uzaklaþalým Bu ihtiyar bu gidiþle tarlasýna fidan dikmek yerine, devletin hazinesine darý ekecek



    ANA GÝBÝ YAR



    Vaktiyle bir vezir, padiþah katýnda hatýrýnýn kýrýlmayacaðýna inanarak kendisinden þöyle bir ricada bulundu:

    - Sultaným benim iki tane karým, her birinden de üçer çocuðum var Karýlarýmýn hangisinin analýk duygularýnýn daha kuvvetli olduðunu merak ediyorum Malýmý da buna göre vasiyet edeceðim Þunlarý bu konuda bir sýnamanýz mümkün mü?

    Padiþah, veziri sevdiði için gönlünü yapmak istedi Hanýmlarýndan birini çaðýrttý ve dedi ki:

    - Ey hatun, benim vezirim olan senin kocan, gözdelerimden birini baþtan çýkarmýþ Bunun cezasý aslýnda ölümdür Ama sen kocaný affedersen idamdan vazgeçip onu sevgilisiyle beraber ülke dýþýna sürgün edeceðim

    Kadýnýn gözlerinde intikam alevi parladý:

    - istemem, bana yar olmayan baþkasýna da yar olmasýn! Asýn, ipini de bana çektirin!

    Padiþah daha sonra vezirin öbür karýsýný çaðýrttý Ona da ayný þeyi söyledi Vezirin ikinci karýsý tam tersine bir tavýr takýndý:

    - Aman sultaným, ben kocasýz kalmaya razýyým, ama çocuklarým babasýz kalmasýn, idam edeceðinize sürgün edin de çocuklarým babalarýyla bir gün kavuþma ümidini kaybetmesinler,



    ÝÞ BÝLENE CAN KURBAN



    Gazneli Sultan Mahmud, bir av merasiminden dönerken bir köyde, Ayas adýnda bir delikanlý ile tanýþmýþtý Ayas'ýn söz ve davranýþlarýndaki farklýlýk, bunlardan yansýyan zeka parýltýlarý karþýsýnda Sultan Mahmud, bu delikanlýda bir cevher olduðunu sezmiþ ve onu kendi rýzasý, ana-babasýnýn izniyle Gazne'deki sarayýna götürmüþtü

    Ayas, sarayda sultanýn emriyle yoðun bir eðitim ve öðretime tabi tutuldu Tahminlerin ötesinde zeki ve baþarýlý bir genç olduðu görüldü Her öðretileni hemen belliyor, köyden gelmiþliðini hissettirmemek için bir yanlýþlýk yapmamaya aþýrý dikkat gösteriyordu

    Sonuçta Ayas, Sultan Mahmud'un istediði nitelikte bir elaman olarak yetiþti ve sultanýn emrine girdi Kendisine hangi görev verilse hakkýndan geliyor, her iþte hükümdardan tam not alýyordu Sultan Mahmud Ayas'ý keþfettiðine içten içe memnun oluyordu

    Ayas, sarayda liyakat ve yetenek isteyen görevler için adý akla ilk gelen kimse olmuþtu Sultanýn bir paye verdiði kimseler içinde en güvendiði, en gözde kiþi Ayas'tý Bunun için Sultan'ýn maddi ve manevi iltifatlarýna mazhar oluyordu Bu durum Ayas'la ayný rütbedeki vezirler ve diðer yüksek dereceli memurlarýn kýskançlýðýna, Ayas hakkýnda ileri geri konuþmalarýna sebep oluyordu Ama Sultan Mahmud herþeyden haberdardý Bir gün vezirlerinin kumandanlarýnýn katýldýðý bir gezi düzenledi Bu gezi sýrasýnda yakýnlarýndan geçmekte olan bir kervan Sultan Mahmud'a, Ayas'ýn deðerini kanýtlamak için aradýðý fýrsatý verdi Sultan Mahmud, vezirlerinden birini çaðýrdý ve ona,

    - Git, þu kervan nereden geliyormuþ sor, dedi Vezir gitti sordu ve döndü:

    - Sultaným, bu kervan Çin'den geliyormuþ

    - Peki nereye gidiyormuþ?

    - Onu sormadým efendim

    Sultan Mahmud bunun için bir baþka vezir çaðýrdý ve ona,

    - Git þu kervan nereye gidiyormuþ öðren dedi Vezir öðrenip geldi:

    - Sultaným Mýsýr'a gidiyormuþ

    - Anlaþýldý, yükü neymiþ?

    - Onu öðrenmedim efendim

    Böyle kaç tane vezir denedi, kervan hakkýnda tatminkâr bilgi edinemedi Bunun üzerine mevcut vezir ve diðer yetkililere þöyle dedi:

    - Ayas'ý çekemediðinizi, hakkýnda ileri geri konuþtuðunuzu, gözden düþürmeye çalýþtýðýnýzý biliyorum Benim Ayas'a deðer veriþim sahip olduðu engin kabiliyetlerden, verilen her görevde gösterdiði ustalýk ve beceriklilikten dolayýdýr Beþinizin, onunuzun birlikte üstesinden gelemediði bir iþi tek baþýna hak edebilmesi sebebiyledir En basiti þu kervan hakkýnda hanginizi görderdimse yeterli bilgileri edinemediniz Halbuki daha önce böyle bir konuda Ayas'ý denedim, bir seferde tekmil bilgiyi, akla gelebilecek tüm sorularýn cevabýný öðrenip beni aydýnlatmýþtý Ýþte benim Ayas'ý tutmamýn, ona farklý muamele yapmamýn sebebi budur



    CENNET KÖÞKÜ



    Halife Harun Reþid döneminin ermiþlerinden Behlül Dana bir gün düzgünce kesilmiþ tahta parçalarýndan eve benzer birþey yapýyordu Bunu Harun Reþidin hanýmý Zübeyde görüp ne yaptýðýný sordu Behlül:

    - Cennet köþkü yapýyorum efendim, diye cevap verdi

    Dindar bir kadýn olan Zübeyde köþke müþteri çýktý:

    - Bu köþkü bana satar mýsýn?

    - Ýsterseniz satarým

    - Kaç paraya satarsýn?

    - Sana bir akçeye veririm

    Halifenin hanýmý hemen bir akçeyi verip köþkü satýn aldý

    Harun Reþid ve hanýmý o gece rüyalarýnda kendilerini cennette gördüler Zübeyde lüks bir köþkte oturuyordu Harun Reþid sordu:

    - Haným, sen bu köþke ne zaman sahip oldun?

    - Dün bir akçeye Behlül'den satýn almýþtým

    Sabah oldu, hükümdar hemen Behlül'ü çaðýrttý

    - Dün hanýma sattýðýn köþkten bir tane de bana yapsana, dedi

    - Olur, yaparým, dedi Behlül

    - Kaça yapacaksýn?

    - Bin akçeye yaparým

    - Ama hanýma bir akçeye vermiþsin

    - Evet bir akçeye verdim Ama o köþkün deðerini bilmeden aldý Sen ise dün gece onun nasýl görkemli bir köþk olduðunu gördün Ben buna göre fiat istiyorum



    ÝYÝLÝK ÝÇÝN SÖYLENEN YALAN



    Vaktiyle bir padiþah, ellerindeki esirlerden birini, diðer esirleri kýþtýrtýyor, isyana teþvik ediyor, diye cezalandýrmak istedi Bu tür suçlarýn cezasý da idamdý Esir bunu bildiði için, "Ölümden öte yol yoktur" felsefesiyle, kendi dilinde padiþaha sövüp saydý, iyice içini döktü

    Padiþah esirin dilinden anlayan bir vezire, "Neler söylüyor bu adam?" diye sordu Vezir, temiz yaratýlýþlý, iyilik yanlýsý biriydi Esirin küfürler savurduðunu deðil de "Ben bir hata ettim bir padiþah olarak sana yakýþan ise affetmektir Allah da baðýþlamayý ve baðýþlayanlarý sever, diyor" dedi Vezirin bu sözleri üzerine padiþah merhamete geldi ve esiri affetti Fakat esirin dilinden anlayan kötü yürekli bir baþka vezir müdahale etti:

    - Padiþahým, bu esir söylenenlerin tam tersine size en aðýr küfürleri savurdu, aðzýna geleni söyledi dedi

    Padiþah yerinde bir soyluluk gösterisinde bulundu Kötü yürekli vezire hitap ederek, "Önceki vezirimin söylediði yalan, senin söylediðin doðrudan daha çok hoþuma gitti Senin gammazlýðýna itibar etmiyorum" dedi ve af kararýný geri almadý



    YAPILAN ÝYÝLÝK KONUÞULMAMALIDIR



    Vaktiyle bulunduðu küçük yerde geçim sýkýntýsý çeken dürüst ve temiz yaratýlýþlý genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir þehir merkezine giderek iþ bulup çalýþmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazýrlanýp yola koyuldu Genç adam bu yolculuðu sýrasýnda yorum ve açýklamasý kendisi için imkânsýz olan bir takým olaylarla karþýlaþtý

    Bunlardan biri þuydu: Bazý kimseler bir tarlaya buðday ekiyorlar, ekilen buðdaylar hemen yetiþip olgunlaþýyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunlarý ateþe verip yakýyorlardý

    Ýkinci olarak þuna þahit olmuþtu: Bir adam büyük bir taþý kaldýrmaya çalýþýyor, kaldýramýyor; ama bu taþa bir tane daha ekleyince kaldýrabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldýrabiliyordu

    Þahit olduðu bir baþka olay da þu idi: Bir adam bir koyuna binmiþ, onun üzerine birkaç kiþi daha binmiþ koþturuyorlar, arkalarýndan birileri de onlara yetiþmek için çabalýyor ama yetiþemiyorlardý

    Adam bunlarla kafasý Karýþmýþ birhalde uzun yolculuðun nasýl geçtiðini anlamadan þehrin kapýsýna geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiðini, niçin geldiðini yolculuðun nasýl geçtiðini sordu Adam herþeyi anlattý ve yolda karþýlaþtýðý alýþýlmamýþ hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadý Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladýðý olaylarý bir bir açýkladý:

    "Senin yolda ilk rastladýðýn buðday ekip hemen hasat eden ve sonra ateþe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu saðda solda konuþarak deðerini sýfýra indiren insanlarý simgeler

    Taþ kaldýrmaya çalýþan kimse de þunu anlatýr: Ýnsana ilk iþlediði günah aðýr gelir, onun altýnda ezilir Ama ona tevbe etmeden baþka günahlar iþlemeye devam ederse artýk o günahlar ona hafif gelmeye baþlar

    Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanýdýr Sýrtýndakileri cennete taþýmaktadýr Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her sýnýftan müminlerdir Bunlara yetiþmek için koþanlar ise inançsýzlardýr

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •