Lösev
Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
3 sonuçtan 1 ile 3 arasý

Konu: Ben Niçin Peygambere Ýnanayým?

  1. #1

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Ben Niçin Peygambere Ýnanayým?

    Ben Niçin Peygambere Ýnanayým?
    Ölmüþ. Hem de öleli 1400 yýl olmuþ. Yaþarken aklý baþýnda olan insanlardan pek çok kiþi ona inanmamýþtý. Karþý çýkmýþtý. Hatta savaþmýþlardý bile onunla. Þimdi ben tarihi bir þahsiyetin peygamberliðini tasdik edersem bu ne anlama gelecektir? Ebu Leheb, Ebu Cehil, Velid Bin Mugire gibi Mekke’nin hem kodaman hem bilgili, kültürlü hem de zeki insanlarýndan daha mý doðru düþünmüþ olacaðým bu konuda?

    Peygambere iman bir zekâ, bilgi, kültür iþi olsaydý bu devirde herkesin ona inanmasý gerekirdi. Çünkü çaðýmýzda insanlar gördükleri eðitim sayesinde hem zekâlarýný geliþtirmiþler hem de çok bilgili ve kültürlüler. Peygamberimiz (s.a.s) zamanýnda ise pek az insan okuma yazma biliyordu. Onlar da aldýklarý özel bir eðitimle bunu elde ediyorlardý. Peygamberimiz (s.a.s) ve pek çok sahabe, ne okula gitmiþler ne de okuma yazama biliyorlardý.

    Peygambere iman bir bilgi ve kültür, zekâ iþi olsaydý bu dine önce Yahudiler girerdi. Hâlbuki Medine’de pek az Yahudi bu dine girdi. Ekseriyeti düþman kesildi. Oysa Kuran-ý Kerim’in ifadesiyle onlar peygamberimizi (s.a.s) kendi öz evlatlarýndan daha yakin bir þekilde tanýyorlardý (bk. Bakara suresi, 146).

    Peygambere iman bir zorunluluktur. Evrenin yasalarý, insanýn ruhsal yapýsý insaný buna zorlamaktadýr. Aslýnda ruhsal düzeyde her insan peygambere iman kabiliyetiyle donatýlmýþtýr. Ýnsanýn peygamberlere inanmamasý evrenin gerçekliðine ve kendi doðasýna aykýrý düþmektedir. Asýl þaþýlacak þey, insanlarýn peygamberleri inkâr etmeleridir.

    Evrensel olgular, insanlarýn peygamberlere inanmasýný gerekli kýlmaktadýr. Yeryüzünün en büyük fenomeni güneþtir. Ýnsanlýk tarihi boyunca binlerce insan topluluðu, kabile, millet ona taptý. Hâlbuki o bir ilah deðildi. Kuran-ý Kerim’in tabiriyle o bir ayetti. Yüce Allah’ýn pek çok güzel ismi onda tecelli etmektedir: El-Azim, El-Aliyy, En-Nur, El-Kadir, El-Kerim, Er-Rahman… Ay da Allah’ýn (c.c.) güneþten sonra en büyük bir baþka ayetidir. Ay, ýþýðýný güneþten almasý dolayýsýyla inanç dünyasýnda peygamberleri karþýlar. Peygamberler Allah’tan (c.c.) aldýklarý nuru (vahyi) insanlara ulaþtýrýrlar. Cehalet karanlýðýnda onlar insanlarý aydýnlýða çýkarýrlar. Onlarýn nuru kendilerinden deðildir, Allah’tandýr. Ýnsanlar ister bu bilgilerin farkýnda olsun isterse olmasýn ruhsal dünyalarýnda bu bilgi doðuþtan itibaren vardýr. Ýnsanlar rüyalarýnda dünyadaki fenomenleri anlamlarýna uygun olarak görürler. Ama uyanýnca bunlarý bilmezler. Örneðin insan rüyasýnda inek görür, bunun ne anlama geldiðini uyanýnca rüya tabirinden öðrenir. Hâlbuki ruhsal dünyasý rüya tabirinin bildirdiði bütün bilgilere daha önceden en üst düzeyde sahipti. Bunun için rüyada ilgili anlamla onu görmüþtü. Ama bunun bilincinde deðildi. Bunun gibi ruhsal evrende inanç dünyasýnda Cenab-ý Allah’ý temsil eden güneþ ile ayný þekilde peygamberleri temsil eden ay, gerçek birer fenomen olarak iman esaslarýný adeta evrensel bir dille her bir insana haykýrmaktadýr.

    Hz. Ebuzer (r.a.) peygamberimize (s.a.s) ilk iman eden sahabelerdendir. Ýslamiyet’ten önce de Ýslam’a yakýn bir inanca sahipti. Adeta Ýslam dininin arayýþý içerisindeydi. Hz. Ebubekir’le (r.a.) arasýndaki þu konuþma güneþin inanç dünyasýnda taþýdýðý sembolik dile açýklýk getirmesi açýsýndan ilginçtir:

    ‘Bir gün Hz. Ebubekir (r.a) peygamberin (s.a.s) huzurunda bulunduklarý sýrada kendisine: ‘Ebuzer,’ dedi. ‘Cahiliye döneminde herhangi bir þeyi tanrý olarak tanýr mýydýn?’ ‘Tabii,’ diye cevap verdi. ‘Hatýrladýðým kadarý ile güneþ ile birlikte kalkar ve harareti beni etkileyinceye kadar dua edip durur, etkileyence de kesilmiþ aðaç gibi düþerdim.’ Hz. Ebubekir, ‘Peki ne tarafa yönelirdin?’ diye sorunca þöyle cevap verdi: ’Bilmem, sadece Allah’ýn beni yönelttiði tarafa…’

    Ýnançsýz insanlar çok zeki, bilgili, kültürlü olabilirler. Ama evreninin inanç dünyasý açýsýndan þiirsel (sanatsal) diline kulaklarýný týkadýklarý için güneþle ayýn neyi temsil ettiklerini bilemezler. Oysa peygambere uyan ve insanlarýn köle, ayak takýmý diye küçümsediði Mekke’deki ilk Müslümanlar’ýn büyük çoðunluðu, görünüþte bilgi, kültür ve zekâca inançsýzlardan zayýftýlar, ama onlar evrenin inanç dünyasý açýsýndan sunduðu bu tür mesajlarýný dosdoðru algýlayabiliyorlardý. Bu sayede peygamberimize (s.a.s) hemen iman etmiþlerdi. Bu inançlarýnda o kadar sebatkâr idiler ki, her türlü iþkenceye raðmen de ondan asla taviz vermiyorlardý. Çünkü iman, özellikle peygambere iman bir zekâ, kültür, bilgi iþi deðil, günahlardan uzak durma meselesidir. Yani günahla kirlenen bir nefis evrenin inanç dünyasý açýsýndan sunduðu tebliði, mesajlarý algýlayamaz. Günahlar buna mani olur. Onun zekâsýnýn, bilgisinin, kültürünün önünde günahlarý adeta bir sis tabakasý gibi hak dine girmesinde, hususiyle peygambere iman etmesinde engelleyici bir rol oynar. Böyle birisi hemen inkâr yolunu tutar. Ýman etmesi için günahlarýna tövbe etmesi gerekir. Günahlar, inançsýz insaný inkârla kendisini savunmaya iter. Bu, bir kiþinin suç iþleyip de bundan kurtulmak için iþlediði suçu kabul etmemesine benzer. Peygamberleri inkâr eden insanlarýn zekâlarýnda, bilgi ve kültürlerinde bir problem yokken özel hayatlarýnda peygamberlere iman etmeyi engelleyen büyük bir günah veya günahlar, hatta zulümler söz konusu olabilir. Nitekim onlarca Kuran-ý Kerim ayeti bu sözlerimizi doðrulamaktadýr. Ama zulme uðrayan, nispeten daha az günahý olan kiþiler zekâ, bilgi, kültür açýsýndan aþaðý tabakadan da olsalar bile evrenin inanç dünyasý açýsýndan sunduðu mesajlarý eksiksiz, dosdoðru algýlayabilmektedirler. Bu sayede peygamberimizin (s.a.s) tebliðine hemen olumlu cevap verebilmektedirler. Ömründe bir kere bile yalan söylemeyen, yoksullarý ve yetimleri koruyup gözeten, kavmi tarafýndan güvenilir kiþi diye adlandýrýlan birisi (Muhammed’ül-Emin), Allah (c.c.) hakkýnda nasýl yalan konuþabilir? Bana vahiy geliyor diye insanlarý nasýl kandýrabilir? Böyleleri hemen onun gerçek bir peygamber olduðunu kavrarlar ve zerre kadar da onun peygamberliðinden þüphe duymazlar.

    Peygamberlerin hak olduðuna dair ikinci delil, insanýn doðasýndan gelir. Bu, rüyalardýr. Tabii konumuza giren rüyalar, hak olanlarýdýr. Bilindiði üzere rüyalar üç kýsma ayrýlýr. Bunlar: Þeytani rüya, nefsanî rüya, hak rüya olmak üzere. Hak rüyalarýn özelliði, olduðu gibi çýkmasýdýr. Yani bu rüyalar gelecekten haber verirler. Rüyayý gören kiþi, bir zaman sonra bunlarýn gerçekleþtiðini görür. Bu rüyalar tamamen gerçek olan sahnelerden olabileceði gibi sembollerden de meydana gelebilir. Ama ayýrýcý özelliði, geleceði haber vermesidir. Gelecek, gayptýr. Gayp, bilinmeyen demektir. Bilinmeyenden haber veren, yüce Allah’týr. Peygamberlere indirilen vahiy de böyledir. Vahiyde bilinmeyenden haberler yoðunluktadýr. Geleceðe dönük haberler, özellikle ölüm ötesi yaþam vahyin en temel bilgileridir. Bu açýdan vahiy ile hak rüyalar doðalarý gereði bazý noktalarda birbirine benzerler. Hak rüyayý gören kiþi, týpký bir peygamber gibi gayptan bilgi almaktadýr. Onun için peygamberimiz (s.a.s) ‘Hak rüya, peygamberliðin 46’da bir parçasýdýr.’ diye buyurmuþlardýr. Çünkü hak rüyayý gören kiþi bu delille vahyi hiç itirazsýz kabul edebilir. Bu noktada þöyle bir itiraz varit olabilir. Ama hak rüyayý herkes göremiyor ki? Doðru, herkes göremiyor. Ama ömründe bir kere de olsa gören pek çok kiþi var. Ayrýca belirtmek gerekir ki, ömründe bir defa da olsa pek çok kiþi böyle bir rüyadan yoksun kalabiliyor. Ama böyleleri de yakýnlarýndan, tanýdýklarýndan, eþ dostlarýndan pek çok kiþinin böyle bir rüya gördüðüne dair görmüþçesine bir kanaate sahip olabiliyorlar. Kýsacasý hak rüyalardan yoksun olsak bile pek çok kiþinin þahadeti ile bunlarýn gerçekliðine inanmaktayýz. Hak rüyalarýn varlýðý, peygamberlik kurumunun en büyük kanýtlarýndan birisidir.

    Peygamberimizin (s.a.s) hak oluþunu sadece bu iki delil, yani evrensel kanunlar ile insan doðasý ispat etmiyor. Peygamberimizin (s.a.s) peygamberliðinin en büyük delili Kuran-ý Kerim’dir. Kuran-ý Kerim her yönü ile bir mucizedir. Peygamberimizin (s.a.s) peygamberliðine sýnýrsýz delillerle iþaretlerde bulunur.

    Kuran-ý Kerim’in okumasýný, anlamýný bilmeyen insanlar, namaz kýlan, bu kitabý okuyan, onun kelimeleri ile zikir yapan insanlarýn yüzlerine þöyle bir baksýn. Göreceklerdir ki, bu insanlarýn üzerlerinde bir ruhaniyet vardýr. Nur Allah’ýn hediyesi olarak genellikle bu yüzlere sunulmuþtur. Elbette bu sözümüz Kuran’ý Kerim’den habersiz kiþileredir. Kuran-ý Kerim’in mucizesi en çok mesajlarýnda görünür. O gerek insanlarý gerekse toplumlarý hem dünyada hem ahrette kurtuluþa çaðýrmaktadýr. Sözün özü peygamberimizin (s.a.s) hak oluþunun en büyük kanýtý, kýyamete kadar sürecek delili, Kuran-ý Kerim’dir.

    Peygamberimizin (s.a.s) hayat hikâyesi de onun peygamberliðinin hak oluþuna delil binlerce iz taþýmaktadýr. Hele mucizeleri asla küçük görmemelidir. Onlarý tabiat kanuna aykýrý diye ret etmemelidir. Çünkü bu mucizeler hak olmasaydý, peygambere karþý çýkan insanlar tarafýndan daha o zamanda yalanlanýrdý. Ayrýca binlerce sahabe hadislerde söz birliði etmiþçesine deðiþik kanallarla bunlarý rivayet etmezlerdi.

    Allah (c.c.) her birimize peygamberimize (s.a.s) gereði gibi iman etmeyi ve zor günlerde onun þefaatlerini nasip eylesin. Âmin.
    Muhsin Ýyi

  2. #2

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Allah (c.c.) her birimize peygamberimize (s.a.s) gereði gibi iman etmeyi ve zor günlerde onun þefaatlerini nasip eylesin. Âmin.

  3. #3

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    aminnnn

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •