Zikir ile Ýlgili Sýkça Sorulan Sorular, Sorunlar, Problemler
-Zikir bir mürþide intisap etmeden, kendi baþýna alýnýp veya edinilip çekilebilir mi?
Evet, zikir bir mürþide intisap etmeden, kendi baþýna alýnýp veya edinilip çekilebilir. Bunun dini bir mahzuru yoktur. Ýnsanlar hadis-i þeriflerden veya çeþitli kitaplardan faziletlerini duyduklarý çeþitli zikirlerden oluþan virtler yapýyorlar. Bunlarý ömürleri boyunca çekiyorlar.
Türkiye’de belki milyonlarca insan, böyle yani bir mürþide tabi olmadan, genellikle hadis-i þeriflerden veya çeþitli kitaplarýndan faziletlerini duyduklarý zikirlerden oluþan virtlere sahiptirler. Virt, günlük ev ödevi gibi zikir dersidir. Duruma hadis-i þeriflerin ýþýðý çerçevesinde bakýldýðýnda bunda bir teþvik de görülür. Zira hadis-i þerifler Müslümanlarý zikre teþvik ettiði gibi bu konuda bir mürþit þartý da aramamaktadýr.
Yalnýz zikir çok etkili bir ibadettir. Ýnsanlarda çeþitli haller oluþturabilir. Bunun için her zaman olmasa da bu tür haller yaþandýðýnda bir mürþide danýþmak ve ilgili hali anlatmak gerekebilir. Tabii bu çok sýk karþýlaþýlan bir durum deðildir. Zira günde birkaç yüz adet hatta bir iki bin gibi sayýlarla çekilen bir zikir insanda pek hal meydana getirmez.
Rahmetli babam da bir mürþide baðlý olmadan, kendi kendine bazý zikirleri virt edinmiþti. Bir ara kalbinin üzerinin yandýðýný söyledi. Telaþlandý. Doktora gitti. Ehil bir doktor muayeneden, tetkiklerden sonra hiçbir þeyinin olmadýðýný söylemiþ. Sonra da zikir ehli olup olmadýðýný sormuþ. Babam da 35 yýldýr þu kadar zikri günde çekiyorum deyince iþ meydana çýkmýþ. Babam ölünceye kadar o doktoru hayýrla anar ve dua ederdi. Onun söylediði içime öyle bir oturdu ki, beni öyle bir rahatlattý ki… derdi. Þimdi ben bu yolda bilgi ve tecrübe kazanýnca hem o doktora hem rahmetli babama hak vermekteyim. Elbette bu kalbin üzerinin yanmasý kalple alakasý olmayan bir durumdur. Oradaki letaif noktasýnýn zikrin hararetiyle harekete geçtiðini, zikrin artýrýlmasý lüzumunu gösteren bir durumdur. Yani manevi bir halin iþaretidir.
-Zikir Allah rýzasý için deðil de sevap kazanmak, cehennemden korunmak, cennete girmek… maksadýyla çekilebilir mi?
Sevap kazanmak, cehennemden korunmak, cennete girmek… maksatlarý Allah’ýn rýzasý kapsamýndadýrlar. Bundan dolayý bu maksatlarla yapýlan zikir de dinen makbuldür. Fakat bu daire aþaðýdadýr. Bu tür maksatlar yerine Allah rýzasý dairesinin yukarýsýnda Allah’ýn hoþnutluðu aranmalýdýr. Bu üst derecede zikir çekmek dinen daha faydalýdýr. Bu sayede bunun altýnda yer alan sevap kazanma, cehennemden korunma, cenneti elde etme… gibi nimetler de kendiliðinden kazanýlmýþ olur. Ayrýca Allah’ýn (c.c.) hoþnutluðu ile daha yukarý manevi hallere ve ileri nefis makamlarýna ulaþýlmýþ olunur.
Himmeti âli (yüce) tutmak gerekir. Ayný zikri yapan iki kiþiden niyeti, maksadý yüksek olan diðerini mutlaka geçer. Zikirde Allah (c.c.) rýzasýndan daha büyük bir gaye, kazanç olamaz.
-Zikir dünyevi bir gaye için çekilebilir mi?
Yüce Allah’tan (c.c.) dualarda ahreti unutmamak kaydýyla dünyevi her türlü þeyi isteyebiliriz. Ama zikir bir aþk halidir. Ayný kelimeleri arka arkaya hýzlý bir þekilde söylemek de bu aþk halini meydana getirmektedir, geliþtirmektedir. Zikri dünyevi bir maksatla çekmek bu aþk halini dünyaya yöneltmek demek olur ki bu her þeyden önce çok çirkin bir þeydir. Büyük bir edepsizliktir. Yüce Allah (c.c.) kulun kalbini sadece dünyaya yöneltmesinden razý deðildir. Dinin gayesi, ruhu ahrettir. Dünya bir ödül ve ceza yeri deðil bir imtihan yurdudur. Ayet-i celilede þöyle buyrulmaktadýr: “Kim ahiret mahsulü isterse onun ürünlerini fazla fazla artýrýrýz. Kim de sýrf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama ahirette onun hiç nasibi olmaz. (Þûrâ suresi, 20).”
Dünyevi maksatlarla zikir genellikle esma-i hüsnalarda mevzu bahis olmaktadýr. Hâlbuki kiþi zikirde Allah rýzasýný ölçü ve gaye edinirse yüce Allah (c.c.) fazl u ikramýyla ona kalbinden geçirdiði dünyevi hediyeleri fazlasýyla verecektir. Ayrýca bu nimetler, hediyeler hem dünya hem ahret hayatýnda hayýrlara vesile olacaktýr. Ama kiþinin zikirde niyeti sadece dünya olduðunda bu sefer yüce Allah (c.c.) o kiþiye o dünya nimetini bir imtihan kastýyla verecektir. Belki o dünyevi nimet ahrette imtihaný kaybetmesine sebep olacaktýr. Keþke verilmeseydi, diye ebedi bir piþmanlýðý getirecektir. Allah korusun. Onun için zikri hiçbir surette dünyevi amaçlarla çekmemek gerekir. Zikirde Allah (c.c.) rýzasýný gaye edinmelidir. Bu gerçek anlamýyla hem dünyevi hem uhrevi nimetlerin anahtarýdýr.
Kalp hadis-i þerifte de belirtildiði üzere saniyede halden hale girer, deðiþir. Onu bir yolda tutmak kolay deðildir. Zikri Allah rýzasý dýþýnda baþka bir gaye ile çekebilir. Hele bu durum esma-i hüsna zikrinde daha çok görülür. Onun için kalbi her zaman rotasýna sokmak gerekir. Bunu þu cümle ile yapabiliriz: ‘Ýlahi ente maksudi ve rýzake matlubi (Allah’ým Sen maksadýmsýn, Senin rýzaný talep ediyorum.)’.
Esma-i hüsna zikrinde veya baþka zikirlerde zikrin baþýnda, sonunda veya belli aralýklarla ‘Ýlahi ente maksudi ve rýzake matlubi (Allah’ým Sen maksadýmsýn, Senin rýzaný talep ediyorum.)’ demek, bu konudaki niyetimizi Allah’ýn (c.c.) izni ile istikamet üzere kýlacaktýr. Bu açýdan bu sözü daima zikrimizde virt edinmek gerekiyor. Hele kendi baþýna, mürþitsiz zikir edinenler buna daha çok önem vermelidirler. Çünkü þeytanlar ve nefis böylelerini yanlýþ yola daha kolay sürükleyebilirler. Ama zikirde gayesi Allah rýzasý olan kiþiye nefis ve þeytan aldatmak için girebileceði bir yol bulamaz.
Esma-i hüsna zikrinde Allah’ýn rýzasý þu noktalarla aranmalýdýr: O’nun güzel isimlerinin zikriyle O’nu övmek, yüceltmek, onlarýn manasý üzerinde derinleþmek, O’nun güzel isimlerinden bazýlarýnda ortaya konan güzel ahlaký ile ahlaklanmak, O’nun hoþnutluðunu kazanmak… gibi gayeler güdülmelidir. Bunlar olunca yüce Allah (c.c.) ilgili esma-i hüsnanýn dünyaya bakan hediyelerinden kulunu mahrum býrakmayacaktýr.
-Bir mürþitten virt alan bir sofi kendi baþýna virdine ara sýra ilaveler yapabilir mi?
Virt, zikir dersidir. Bu ders mürþitten alýnmýþsa bunun sayýsýný yaþanan hallere göre ancak mürþidin vekilleri veya mürþit artýrabilir. Virde ilave maksadýyla yapýlmayan, sayýya vurmadan çekilen zikirler serbesttir. Yani sofi bu þartla istediði kadar zikir çekebilir. Aslýnda virt arabanýn kontak anahtarýný çevirmek gibidir. Arabayý çalýþtýrýr sadece. Önemli olan sayýsýz zikirle, yani sürekli zikirle yol almaktýr. Gerçek kazanç buradan gelir. Çünkü virtten amaç sürekli zikre geçmektir. Sürekli zikirle ileri hallere ulaþmak, nefis makamlarýný aþmaktýr. Bu yolda hýz þeytanlarý da sindirir.
Cahil sofiler genellikle bu konuyu yanlýþ anlarlar. Sayýya vurmadan yapýlan zikirlerle virdin kendi baþýna artýrýldýðý düþüncesine kapýlýrlar. Onun için virtte sayýyý koruma, kendi baþýna artýrmama konusunda derin bir taassuba düþerler. Sürekli bu konuda etraflarýný da uyarýrlar. Onun için de bu yolda hiç bir ilerleme kat edemezler. Kabiliyetli kiþileri de engellemiþ olurlar. Hâlbuki sürekli zikir, sayýya vurulmadan yapýlan zikir, Allah’ýn emridir: ‘Ey iman edenler Allah’ý çokça zikredin! (Ahzab suresi, 41)’ Allah’ýn (c.c.) emri ve peygamberin sünneti olan hususlarda mürþitten izin alýnmaz.
Þayet bir sofi faziletine inandýðý bir zikri belli bir sayýda virt edinmek istiyorsa bu konuda þeyhinden müsaade almasý edebe uygundur. Þayet böyle bir izni alacak durumu yoksa o zaman sayýya vurmadan o zikri her gün istediði kadar çekebilir.
-Zikri alýp býrakmak, tamamen terk etmek doðru mu?
Zikir yoluna giren kiþinin zikri deðiþebilir. Azalabilir. Artabilir. Sofiyse, bunu mürþidi belirler. Þayet kiþi kendi baþýna, mürþitsiz zikre baþlamýþsa belli bir sayýyý korumasý tavsiye olunur. Bu konuda aç gözlü olmak yerine kiþinin kolayca, zahmetsiz bir þekilde yapabileceði, yani gücünün yettiði ve zamanýnýn elverdiði belli bir sayýda kalmasý daha doðrudur. Zira þeytanlar zikir ehlini çok kýskanýrlar. Bunun için çeþitli oyunlar oynarlar. Genellikle zikri býraktýrmak için onlarý sayýyý artýrmalarý konusunda çok teþvik ederler. Sayý artýnca bir süre sonra bu zikirler kiþiye aðýr gelmeye baþlar. O zaman onlar hepten zikri býrakýrlar. Bir daha dönüp arakalarýna bile bakmazlar. Çünkü nefis býktýðý, usandýðý bir þeyden kaçar. Þeytanlar nefsin damarlarýný insanlardan daha iyi bilirler. Damara göre þerbet verirler. Hâlbuki hadis-i þerifte hayýrlý amelin az da olsa devamlý olaný makbuldür, denilmektedir. Kiþi önce çok çekip de sonra bir miktar azaltabilir. Önce þu zikri çekip de sonra baþka zikirlere de yönelebilir. Ama zikri tamamen býrakmak, terk etmek hayra alamet deðildir. Bu þeytanlarýn oyununa gelmektir. Yüce Allah (c.c.) böyleleri için þöyle buyurmaktadýr: Kim Rahman olan Allah’ýn zikrinden yüz çevirirse biz ona bir þeytan musallat ederiz. Artýk o þeytan onun yakýn dostudur. (Zuhruf suresi, 36).’
-Zikir çekecek vakti olmayanlara ne tavsiye edersiniz?
Elbette iþ güç yoðunluðundan beþ dakikalarýný bile zikre ayýramayan insanlar olabilir. Böylelerine arabalarýna binecekleri yere gidinceye kadar, bazý bedeni iþleri yapma sýrasýnda belli zikirleri, özellikle peygamberimizin (s.a.s) sevabýný ve faziletlerini belirttiði zikirleri çekmelerini tavsiye ederiz. Bir Müslüman’ýn bir gününü hiçbir zikre ayýrmadan geçirmesi telafisi imkânsýz büyük bir zarardýr. Çünkü geçen zaman bitmiþtir. Asla geri gelmez.
Hadis-i þerifte cennet ehlinin her þeyden hoþnut olduðunun ama zikirsiz geçen anlarýndan büyük bir üzüntü duyduklarýný anlamaktayýz. Çünkü zikrin kazancý çok büyüktür. Cennet nimetleri de kiþilerin amellerine göre verilmektedir. Cennetteki müminlerin dereceleri bu açýdan birbirinden çok farklýdýr. Hatta peygamberimiz (s.a.s) bu farklýlýðý ifade sadedinde dünya ölçülerini kullanmamýþ, Süreyya yýldýzýnýn uzaklýðýný iþaret buyurmuþtur. Bundan dolayý ebedi hayatýmýzda ezilip büzülmemiz için zikre yönelmek akýl karýdýr. Günün belli bir vaktinde, yolda, arabada, yatmadan önce vs. bize göre zikredebileceðimiz bir anda az da olsa sayýya vursak da vurmasak da bir zikrimizin olmasý bizler için büyük kazançlar getirecektir. Þunu unutmamak gerekir ki her zikrin dünyaya bakan ufak bir hediyesi, hediyeleri de mutlaka vardýr.
Bir de peygamberimizin (s.a.s) Müflis Kimdir hadis-i þerifinden hisse almak gerekir. Peygamberimiz (s.a.s) sahabesine sormuþ ‘Müflis kimdir?’ diye. Sahabeler þöyle buyurmuþlar: ‘Elindeki sermayesini kaybeden kimse.’ Peygamberimiz (s.a.s) ise ‘Hayýr,’ demiþ ‘gerçek müflis, ahrete, mahþer meydanýna daðlar büyüklüðünde sevapla gelip de günahlarý yüzünden bunlarý daðýtan kiþidir. Çünkü o kimisinin gýybetini yapmýþ, kimisine iftira etmiþ, kimisinin hakkýný yemiþ, kimisine sövmüþ, kimisini dövmüþtür. Hak sahiplerine sevaplarý verilince elinden bir þeyi kalmayýp da onlarýn günahlarýný yüklenmiþtir. Bu yüzden cehennemlik olmuþtur.’ Þimdi bu hadis-i þerifi kimse pek üzerine almak istemez. Nefsimize sorsak, üzerinde hiç kul hakký var mý, diye. Nefis kendisini hemen temize çýkarýr. Hâlbuki her gün nice kiþinin günahýný bilerek veya bilmeyerek yüklenmeyen kiþi yoktur. Onun için bu hadis-i þerifi her insanýn kendi nefsi hesabýna almasý, anlamasý, sanki kendisi için söylenildiðini farz etmesi takvaya ve ihtiyata daha uygundur.
Gerçekte zikir her kiþi için lüks deðil, ekmek su gibi ahrette gerekli bir sermayedir.
Hadis-i þeriflerden anlaþýlmaktadýr ki, yüce Allah (c.c.) ahrette kul haklarýna karýþmamaktadýr. Bu durumda onlarýn Allah (c.c.) tarafýndan aflarý mümkün görünmemektedir. Ayrýca o çetin günde kimse hakkýný helal etmeye de yanaþmayacaktýr. Yakýnlar bile. Bu durum ayet-i kerime ile de sabittir. Bunun için kiþiler anne babalarýndan, evlatlarýndan, kardeþlerinden bile kaçacaklardýr (bk. Abese suresi 35). Allah’ýn karýþmadýðý kul haklarý için ahrette elimizde büyük bir sermayenin bulunmasý gerekir. Zikir hadis-i þeriflerde sevap yönü ile cihatla mukayese edilmektedir. Yani zikre o kadar büyük sevaplar verilmektedir ki onunla baþka bir amel pek kýyaslanamamaktadýr. Bunun için her fýrsatta zikre yönelmek, günün belli anlarýnda, boþ vakitlerde zikretmek kiþiye ahrette büyük sermaye kazandýracaktýr. Hele bir Müslüman’ýn, bir mürþide baðlý olmasa da, kendi baþýna peygamberimizin (s.a.s) çekilmesi konusunda faziletlerini zikrettiði belli bir sayýda az da olsa bir virt edinmesi, ahrette hesaplarýn görüleceði günde, dünyada kara gün için bir kenara konulan para gibidir. Þuna eminim ki, zikir çekmeye vakti olmayan Müslümanlar, iþin bu noktasýný kavrarlarsa buna vakit bulabileceklerdir. Sorun vakit bulmamaktan ziyade bir þuur ve önem meselesidir.
-Bazý kiþiler vakit namazlarýnda veya Cuma namazýnda tespihata ve duaya katýlmadan camiden çýkýyorlar. Bunlar ne kaybediyorlar?
Toplu, cemaatle zikrin ne getirdiðinden haberleri olmayan kiþilerdir bunlar. Sanýyorlar ki toplu, cemaatle zikirde herkes çektiði zikrin sevabýný almaktadýr. Oysa Allah’ýn (c.c.) toplu, cemaatle yapýlan ibadetlerde sevap taksimi farklýdýr. Böyle durumlarda herkese topluluðun, cemaatin sevabý kadar ayrý ayrý verilmektedir. Düþünün camide yüz kiþi varsa o birkaç dakikada herkes o kalabalýðýn çektiði zikrin sevabýna birden ulaþmaktadýr. Hâlbuki kiþi tek baþýna akþama kadar hiçbir iþ yapmadan zikretse o sevaba ulaþamayacaktýr.
Þimdilerde internet üzerinden çeþitli sitelerde yapýlan salât u selam getirme, çeþitli zikirleri çekme, Kuran-ý Kerim hatmi, çeþitli sure, ayet okuma kampanyalarýný vs. boþ görmemek, küçümsememek gerekir. Bu tür zikirleri ve ibadetleri bir topluluk ve cemaatle birlikte yapmak tek baþýna yapmaya göre çok daha kazançlýdýr. Ýnsaný topluluk ve cemaat sevabýna ulaþtýrabilir.
Haddizatýnda mürþitten alýnan zikrin de böyle gizli bir sýrrý olduðunu sanýyorum. Ama þeytanlar ve nefis insanýn bu gizli hazineye ulaþmamasý için bu yolu gözden çok düþürmektedir. Kendi baþýna, mürþitsiz zikri gözde daha çok büyütmektedir. Þu kesin ki her tarikatýn mutlaka bir toplu bir de ferdi olarak yapýlan zikir çeþidi vardýr. Toplu olarak yapýlan zikre topluluk ve cemaat sevabý verildiðinden zerre kadar kuþkumuz yok. Mürþit tarafýndan sofiye ferdi olarak verilen virt dersinde de böyle bir topluluk ve cemaat sevabý söz konusu olabilir diye düþünüyorum. Zira kiþi mürþide baðlý olmadan yýllarca zikir çektiði halde bir hal yaþamadýðý, manevi makamlarý kat edemediði halde aþaðý yukarý ayný miktarda bir zikri mürþide baðlý olarak çeken kiþi ise kýsa zamanda manevi halleri yaþamakta, ileri nefis makamlarýna geçmektedir. Bunun sýrrýnda mürþit tarafýndan verilen zikirde topluluk ve cemaat sevabýnýn da bir hissesinin olabileceðini ihtimal dahilinde görmekteyim.
-Vakit namazlarýnýn arkasýndan yapýlan ‘Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber’ tespihlerinin önemi nedir?
Vakit namazlarýnýn arkasýnda çekilen bu zikirlerin hikâyesini bildiðimiz zaman kendi baþýna, yani mürþitsiz de olsa zikir edinmenin deðerini ve önemini kavramýþ oluruz.
Bir grup fakir sahabe peygamberimize (s.a.s) gelip þöyle derler: Ya Rasulallah, zenginler bizi geçtiler. Bizler namaz kýlýyoruz, onlar da kýlýyorlar. Bizler oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar. Ayrýca onlar zekât ve sadaka veriyorlar. Biz bunlardan mahrum kalýyoruz. Onlara yetiþebilmemiz için bize bir amel gösterebilir misiniz?
Peygamberimiz (s.a.s) o zaman onlara bugün namaz sonlarýnda çekilen tespihatlarý öðretti ve bunu her vakit namazýnýn arkasýndan çekmelerini istedi. Yani namaz sonlarýnda bugün toplulukla ve cemaatle çektiðimiz 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber zikirleri önce böyle ferdi planda baþladý. Peygamberimiz (s.a.s) bu zikirlere devam ederlerse zenginlerin sadaka ve zekâtla elde ettikleri sevaptan daha ziyade sevaba kavuþacaklarýný da fakir sahabelere müjdeledi.
Hâlbuki bu vakit namazlarýnýn arkasýnda yapýlan zikirlerin hepsini bir iki dakikada herkes çekebilir. Ýþte zikir kýsa zamanda bu kadar büyük sevap getirmektedir! Tabii ashabýn zenginleri bu hadisten haberdar olunca onlar da bunu yapmaya baþladýlar. Bu sefer fakir sahabeler baþka zamanlarda peygamberimizden (s.a.s) duyduklarý baþka zikirleri çekme yoluna girdiler. Sahabenin çoðunun tahtadan kutularý vardý. Ýçlerinde taþ ve hurma çekirdekleri bulunurdu. Bunlarý çeþitli zikirleri çekmekte sayýyý bilmek maksadýyla tespih olarak kullanýrlardý.
Peygamberimiz (s.a.s) ayný namaz tespihatýný kendisinden bir yardýmcý, hizmetçi isteyen kýzýna, Hz. Fatýma’ya (r.anha) gece uyumadan önce tavsiye etmiþtir. Bunun hizmetçiden daha iyi olduðunu söylemiþtir. Bu durum, vakit namazý arkasýndan söylenen bu tespihatlarýn dünyevi hediyesine de iþaret etmektedir. Hz. Ali (r.a) bu tespihatý ömrü boyunca kendisine virt edinmiþ, uyumadan önce mutlaka okurmuþ. Hatta Sýffin savaþýnda bile bunu ihmal etmediðini belirtmiþtir.
Bakýn, görüyorsunuz ki, sahabeler ortalama çekme süresi iki üç dakika bile olmayan tespihatlara ne kadar önem vermiþler. Bunlardan ders çýkarmak gerekir. Sayýsý az da olsa zikre önem vermelidir. Özellikle vakit namazlarýnýn arkasýndaki tespihatlar çok önemlidir.
-Peygamberimizin (s.a.s) ümmetinden çekmesini istediði ve faziletlerine deðindiði zikirlerden bazýlarýný söyleyebilir misiniz?
Peygamberimiz (s.a.s) buyurmuþtur ki, besmele ile baþlanmayan iþin sonu yoktur (hayýrlý olmaz).
Onun için her iþin baþýnda besmele çekmek gerekir. Besmelede Allah’ýn üç güzel ismi zikredilir. Her iþte yapýlýnca bu Allah’ý günde onlarca kez zikretmek yerine geçer. Büyük sevap kazandýrýr.
Peygamberimiz (s.a.s) buyurmuþlardýr ki, bana salâvat getirenler bana yakýndýr. Bana salâvat getirene Allah (c.c.) on salâvat getirir. Sizin salâvatlarýnýz bana bu konuda hizmetli meleklerce ulaþtýrýlýr. Ben de alýrým, mukabelede bulunurum.
Salâvat peygambere dua etmek demektir. Hakikatte ise Allah’ýn ve peygamberin salâvat getiren kiþiye dua etmesidir.
Peygamberimiz (s.a.s) adým anýldýðýnda salâvat getirmeyenin burnu dürtünsün diye beddua etmiþtir.
Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki, size söylenmesi kolay ama terazide aðýr olan bir zikir öðreteyim mi? O, ‘Sübhanallahi ve Bi-hamdihi Sübhanallahi’l-Azim’. Kim bu zikri günde yüz kere söylemeye devam ederse günahlarý denizköpüðü kadar da olsa bile affolur. Kimse bu zikri yüz defa söyleyen kiþinin ameline ulaþamaz. Velev ki ondan fazla bu zikri çeken olsun.
Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki, ‘La havle vela kuvvete illa billahil-Aliyyül-Azim’ cennetin hazinelerinden birisidir. Bu zikir, 99 derde devadýr. Bu zikre devam edenlerden ayrýca en hafifi fakirlik olmak üzere 70 çeþit bela ve musibet üzerinden kaldýrýlýr.
Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki, ‘Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber’ zikrini söyleyen kiþi için cennette bir aðaç dikilir. Bir atlý beþ yüz yýl gölgesinde gitse bile gölgesini bitiremez.
Peygamberimiz buyurdular ki, ‘La ilahe ilallahu vahdehu la-þerike leh lehu’l-mülki ve lehu’l-hamdu ve hüve ala külli þey’in kadir’ zikrini her gün yüz kere söyleyen kimseye on köle azat etmeye denk sevap verilir. Ayrýca yüz iyilik mükâfatý yazýlýp yüz günahý silinir. Bunlarýn yanýnda günün akþamýna kadar þeytanýn þerrinden de korunur. Bu zikri günde on kez okuyan ise Hz. Ýsmail (a.s.) soyundan dört köleyi azat etmiþ gibi sevap kazanýr.
Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki, zikrin en faziletlisi La ilahe illallah’týr. Bu günahlarý yakar, yok eder. Günde yüz defa bunu zikredenlerin kýyamet günü yüzü ay gibi parlar.
Bir de zikir kelimelerinin baþýna Allahýn kelimeleri adedince, zerrelerin adedince, yeryüzündeki canlýlarýnýn adedince, aðaçlarýn, yapraklarýn adedince…. gibi sýfatlar konunca bu zikri daha çok zenginleþtirir, nemalandýrýr, sevaplandýrýr. Peygamberimizden (s.a.s) bu manada hadisler vardýr.
Allah (c.c.) zikrini gereði þekilde, rýzasýna uygun olarak yapmamýzý nasip eylesin. Âmin.
Muhsin Ýyi



Teþekkur:
Beðeni:
Alýntý

Yer imleri