Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
Sayfa 1/6 123456 SonSon
60 sonuçtan 1 ile 10 arasý

Konu: Karýþýk Dini Hikayeler!!!!

Hybrid View

önceki Mesaj önceki Mesaj   sonraki Mesaj sonraki Mesaj
  1. #1

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Karýþýk Dini Hikayeler!!!!

    Sarayda Ýftar

    Harun Reþid bir Ramazan günü Behlül'e tembih etti:

    - Akþam namazýnda camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.

    Akþam oldu, namaz kýlýndý, namazdan sonra Behlül 5-10 kiþilik bir grupla çýka geldi. Harun Reþid þaþýrdý:

    - Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çaðýr diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasýndan bir sofralýk bile adam getirmemiþsin..

    - Efendimiz, siz bana camiye gelenleri deðil, namaza gelenleri iftara çaðýr dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapýsýnda durdum, çýkan herkese hocanýn namaz kýldýrýrken hangi sureyi okuduðunu sordum. Onu da yalnýz bu getirdiðim kiþiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnýz bunlarmýþ.
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  2. #2

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Gurura Karþý Ýlaç
    "Halife Hz. Ömer bir gün kýrbasýný (su tulumu, su kabý) sýrtýna yüklenmiþ, Medine'nin en kalabalýk sokaklarýnda dolaþýyordu. Babasýnýn sýrtýnda kýrba ile dolaþtýðý oðlu Abdullah'ýn da gözüne iliþti ve kendisine yetiþip sordu:

    - Baba sen ne yapýyorsun, koskoca halife sýrtýnda kýrba taþýr mý, taþýtacak kimse mi bulamadýn?

    - Oðlum, bunu taþýtacak adam bulamadýðým için veya baþka bir mecburiyet dolayýsýyla taþýyor deðilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beðenir gibi oldum, sýrf onu küçültmek için bu yola baþvurdum. "
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  3. #3

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Yapýlan Ýyilik Konuþulmamalýdýr
    "Vaktiyle bulunduðu küçük yerde geçim sýkýntýsý çeken dürüst ve temiz yaratýlýþlý genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir þehir merkezine giderek iþ bulup çalýþmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazýrlanýp yola koyuldu Genç adam bu yolculuðu sýrasýnda yorum ve açýklamasý kendisi için imkânsýz olan bir takým olaylarla karþýlaþtý

    Bunlardan biri þuydu: Bazý kimseler bir tarlaya buðday ekiyorlar, ekilen buðdaylar hemen yetiþip olgunlaþýyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunlarý ateþe verip yakýyorlardý

    Ýkinci olarak þuna þahit olmuþtu: Bir adam büyük bir taþý kaldýrmaya çalýþýyor, kaldýramýyor; ama bu taþa bir tane daha ekleyince kaldýrabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldýrabiliyordu

    Þahit olduðu bir baþka olay da þu idi: Bir adam bir koyuna binmiþ, onun üzerine birkaç kiþi daha binmiþ koþturuyorlar, arkalarýndan birileri de onlara yetiþmek için çabalýyor ama yetiþemiyorlardý

    Adam bunlarla kafasý Karýþmýþ birhalde uzun yolculuðun nasýl geçtiðini anlamadan þehrin kapýsýna geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiðini, niçin geldiðini yolculuðun nasýl geçtiðini sordu Adam herþeyi anlattý ve yolda karþýlaþtýðý alýþýlmamýþ hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadý Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladýðý olaylarý bir bir açýkladý:

    "Senin yolda ilk rastladýðýn buðday ekip hemen hasat eden ve sonra ateþe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu saðda solda konuþarak deðerini sýfýra indiren insanlarý simgeler

    Taþ kaldýrmaya çalýþan kimse de þunu anlatýr: Ýnsana ilk iþlediði günah aðýr gelir, onun altýnda ezilir Ama ona tevbe etmeden baþka günahlar iþlemeye devam ederse artýk o günahlar ona hafif gelmeye baþlar

    Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanýdýr Sýrtýndakileri cennete taþýmaktadýr Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her sýnýftan müminlerdir Bunlara yetiþmek için koþanlar ise inançsýzlardýr."
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  4. #4

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    En Büyük Keramet
    Türk asýllý mutasavvýflarýn en büyüklerinden birinin Aziz Mahmud Hüdayi olduðunda þüphe yoktur Bugün Üsküdar'da adýyla anýlan caminin avlusunda türbesi bulunan Aziz Mahmud Hüdayi I Sultan Ahmed'in de mürþidi idi Hükümdardan büyük saygý görüyor, kendi de hükümdarý seviyor ve sayýyordu Arayý pek fazla uzatmadan birbirini ziyaret ederlerdi Biri din ve maneviyatýn ulusu, diðeri devletin ulusu bu iki insan uzun süre birbirini görmeden duramazdý Sultan Ahmed'in en mutlu anlarý þeyhiyle beraber olduðu anlardý Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri ziyaretine geldiðinde onun hizmetini bizzat kendisi yapardý Aziz Mahmud'un Topkapý sarayýnda yine padiþahý ziyaret ettiði bir gün namaz vakti yaklaþmýþ, Aziz Mahmud Hazretleri de abdest alýp hazýrlanmak istemiþti Derhal leðen ve ibrik istendi Padiþah suyu kendisi dökerek þeyhinin abdest almasýna yardýmcý oldu Bu sýrada valide sultan (padiþahýn annesi) de kurulanmasý için havlu elinde bekliyordu Valide sultan bu sýrada içinden þunu geçiriyordu: "Ah þu mübarek insan bir keramet gösterse de gözümüz açýlsa ne olur?" Abdest almayý bitirmiþ, kurulanmak üzere valide sultanýn elindeki havluya uzanýrken, valide sultanýn içinden geçenlere vâkýf olan Hüdayi Hazretleri, "Dünyanýn en büyük devletinin hükümdarýnýn altýn ibrikle su döktüðü, annesinin en nadide iplikten dokunmuþ havlusunu tuttuðu insan, hiçbir sýfatý bu lunmayan, sýradan bir kul, bir abdi acizdir Bundan daha büyük keramet ne olabilir?"
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  5. #5

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Merhamet
    Tabiînden alim, fazýl, muhaddis ve sûfî Abdullah bin Mübarek, haccý ifa ettikten sonra Mekke'de Harem'de yakaza halinde iken semadan iki melek gelir. Biri diðerine:
    "Bu sene 600 bin kiþi haccetti. Hepsinin haccý, Þam'da Ali bin Muvaffak ismindeki bir ayakkabý tamircisinin yaptýðý amelin hürmetine makbul oldu. Bu kiþi hacca gitmeðe niyet etti, lakin gidemedi. Onun yaptýðý bir amel hürmetine bu kadar hüccacýn haccý kabul edildi." der.
    Abdullah bin Mübarek uyku ile yakaza arasý olan bu halden uyanýnca, merak ve hayret içinde kalýp Þam kervaný ile Þam'a gitti. O zatý bulup sordu:
    "Sen hacca gitmediðin halde ne amel iþledin?"
    Ali bin Muvaffak, Abdullah bin Mübarek gibi meþhur bir zatý karþýsýnda görünce þaþýrdý. Heyecanýndan bayýldý. Kendisine geldiðinde þöyle anlattý:
    "Otuz sene hacca gitmeyi arzu eder dururdum. Eskicilikten 300 dirhem para biriktirdim. Hac yolculuðuna niyet ettim. Hamile karým:
    "Komþudat et kokusu geliyor; bana bir parça et ister misin?" dedi. Komþuma gittim. Durumu anlattým. Komþum aðladý:
    "Yedi gün oldu ki, çocuklarým açtýr. Yolda ölü bir hayvan buldum. Ondan bir parça kestim. Þimdi onu kaynatýp onlarý avutuyorum. Helal bir gýda bulamaz isem, mecburi onu yedireceðim. Ýsterseniz vereyim, fakat bu kaynayan et, bunlara ölümle burun buruna geldikleri için helal, size ise haramdýr." dedi.
    Ali bin Muvaffak devamla:
    "Bunu duyunca, sanki içimden bir parça koptu. Birbir zorlukla biriktirdiðim bu 300 dirhemi ona verdim;
    "Ya Rabbi, hac niyetimi kabul et!... diye Rabbime iltica ettim." dedi.
    Bunun üzerine Abdullah bin Mübarek:
    "Rabbim bana rüyada doðruyu bildirmiþ!" dedi.

    Bu hadise, Rahman ve Rahim olan Rabbimizin bize gösterdiði bir merhamet bereketidir. Rüyadaki zuhûratla hacdan misal verilmesi, ibadet hayatýn da merhametin ne derece mühim bir rol oynadýðýný ifade etmektedir.
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  6. #6

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Neden Baþýmýza Bir Ömer Gelmez?

    Hazreti Ömer (ra) geçtiði yollardan taþlarý ayýklar, halkýn ayaðýna deðmesi muhtemel acýtýcý manialarý bizzat temizlerdi. Birgün yine yoldan giderken gözüne çarpan bir taþa ayaðýyla vurdu. Yolun kenarýna doðru yuvarlanan taþ, gelmekte olan bir sahabinin ayaðýna çarptý.
    Buna müteessir oldu; fakat bir þey söylemeden geçip gitti.
    Aradan bir sene geçmiþti. Hazreti Ömer, ayný yolda yürürken, rastladýðý taþlarý yine ayak ucuyla vurup kenara itmekteydi. Tam o sýrada, geçen sene ayaðýna taþ deðen sahabide oradan geçiyordu.
    Halife cebinden para dolu bir kese çýkartýp uzattý:
    - Buyur, bunu harçlýk et!
    Sahabi heyecanlandý:
    - Harçlýðým var, ya Emire'l-Mü'minin!
    - Biliyorum harçlýðýn var; fakat buna raðmen kabul etmeni istiyorum!
    - Ýhtiyacým yok.
    - Peki, sen bu sene hacca gitmeyecek misin?
    - Gideceðim.
    - Öyle ise bunu al da, yol harçlýðý yap!
    - Yol haçlýðým da var.
    - Biliyorum ki yol harçlýðýn da var. Fakat ben bu harçlýðý, bana olan hakkýný helal etmen için vermekteyim.
    Geçen sene bu yolda taþlarý ayýklarken, ayaðýmla vurduðum bir taþ, yuvarlanýp senin ayaðýna deðmiþ; ben de halkýmdan birinin ayaðýna taþ vurup acýttýðým için üzüntüye kapýlmýþtým. Beni bu üzüntüden kurtarman ve üzerime geçen hakkýný helal etmen için, bu harçlýðý vermeyi düþündüm. Alýr da hakkýný helal edersen, beni huzura kavuþturur, memnun edersin. Biliyorsun kul hakký baþkalarýna benzemez!
    Bu, o günkü devlet reisinden bir misal! Þimdi bir de o günkü halktan bir numune arz edeceðim:
    Biliyorsunuz Hazreti Ebu Zerr, komþusunun karný açken bir Müslüman'ýn kendi evinde tok olarak uyumayacaðýný söylüyor; elinde imkaný olan kimseleri, borç harç içinde inleyen din kardeþlerine yardým etmemeleri halinde, cehennemin þiddetli azabýyla ikaz ediyordu.
    Onun bu iddiasýnda samimi olup olmadýðýný anlamak için, bir gün kendisine bir kese dolusu para gönderip, hediye olarak kabul etmesini istediler.
    Ebu Zerr, bu parayý kabul edemeyeceðini, kendisinden daha fakir olanlara vermesi gerektiðini ýsrarla söyleyince, parayý getiren köle, "Bunu sen kabul edersen benim hürriyetime kavuþacaðýmý söylediler" diyerek kabul ettirdi.
    O gecenin sabahýnda köle tekrar gelerek:
    - Size akþam getirdiðim parayý yanlýþ yere getirmiþim. Baþkasýna vermem gerekmiþ; parayý geri istiyorum dedi.
    Ebu Zerr'in buna cevabý þöyle oldu.
    - Ben komþumun borç harç içinde kývrandýðý bir zamanda, evimde para biriktirip, zevk-u sefa içinde yaþamamýn doðru olmayacaðýna inandýðým için, sizin verdiðiniz parayý daha akþamdan fakir ve periþan kimselere daðýttým. Þu anda sana verecek param yoktur!
    Ýþte bu da o günkü Asr-ý Saadet halkýndan bir misal!...
    Þimdi biraz daha sonraya, hicretin yetmiþinci senelerine doðru geliyoruz. Tarihte zulmüyle þöhret yapmýþ Hacca-ý Zalim, birçok sahabenin boynunu vurmuþ; mancýnýkla Kabe'yi taþa tutup Beytullah'ý bile yaralamýþ; hayatta kalan az sayýdaki ashabýn da hayarýný zehir etmiþti.
    Ýþte bu adama bir gün þöyle dediler.
    - Sen Hazreti Ömer'in adaletini, halkýna karþý takýndýðý müþfik tavrýný biliyorsun. Ne olur, biraz da ona benze. Onun gibi ol! O, halkýnýn boynunu vurmak þöyle dursun, kazara ayaðýna bir taþ deðmesinden bile teessüre kapýlýyor; bir sene sonra da olsa, helallik diliyordu.
    Haccac'ýn bu isteðe tarihi cevabý þöyle oldu:
    - Doðru söylüyorsunuz! Fakat Ömer'in devlet reisliði zamanýda, Ebu Zerr gibi de halký vardý. Siz Ebu Zerr gibi hakperest ve din kardeþlerini düþünen bir Müslüman olun, ben de Ömer kadar adil, halkýný düþünen bir kumandan olayým! Siz Ebu Zerr olmadýkça benden de Ömer'e benzememi isteyemezsiniz. Çünkü size, ancak ben layýðým!
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  7. #7

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Yaþlý Kadýn ile Hz. Ömer

    Okuyacaðýnýz hikayeyi bize sahabilerin içinde en çok sayýda hadis rivayet etmiþ olan Ýbn-i Abbas anlatmaktadýr.
    Karanlýk bir geceydi; soðuk ve dondurucu bir kýþ gecesi. Ayaz insanýn iliklerine iþliyordu. Halife Hz. Ömer'i görüp onunla biraz konuþmak üzere evden çýktým. Her taraf ýssýz ve sessiz, bütün þehir uykularýnýn en derin rüyalarýnda soluyor olmalý. Sokaklarda in cin top oynuyor.
    Yolumun ortalarýna doðru önümde insan olduðunu tahmin ettiðim bir karaltý belirdi. Biraz daha yaklaþýnca gerçekten insan olduðunu gördüm. Karþýmdaki de verdiðim selamý almak üzere baþýný kaldýrýp yüzünü bana çevirince hayretten þaþakaldým. Çünkü önümde benim ziyaretine koyulduðum Hz. Ömer'den baþkasý deðildi. Gecenin bu saatinde herkes sýcak yataðýnda mýþýl mýþýl uyurken koca bir halifenin yapayalnýz sokaklarda dolaþmasýný bir sebebe baðlýyamýyordum.
    Üstelik bu dondurucu kýþ gecesinde. Merakýmý yenemeyerek, hemen söze baþladým; "gecenin bu saatinde yapayalnýz niçin dolaþýyorsun?"
    Hz. Ömer (r.a) bana sokularak koluma girdi ve iþin yoksa beraber yürüyelim diye teklif etti; "hem sana yürüken niçin yalnýz baþýma gezintiye çýktýðýmý da anlatýrým" diye ilave etti. Ben "zaten sana geliyordum; biraz görüþür, sohbet ederiz diye düþünmüþtüm. Madem ki böyle oldu; gezinirken konuþuruz." cevabýný verdim.
    Ýkimiz birlikte yola koyulmuþtuk; benim içim içime sýðmýyor, neredeyse meraktan çatlýyordum. Bir aralýk soru soran gözlerimi Halife'nin yüzüne diktim; haydi söze baþla; anlat bakalým niçin ayazlý bir gecenin bu saatinde tek baþýna sokaklarda dolaþtýðýný" demek istiyorum.
    Halife Hz. Ömer'de zaptedilmez merakýmý anlamýþtý. Ama baþka meselelerden konuþuyor, fakat bir türlü gecenin bu saatinde niçin dolaþmakta olduðuna lafý getirmiyordu. Birlikte gezinirken her evin kapýsý önünde epeyce bir müddet dikiliyor, kulaðýný kapýya dayayarak içerisini dinliyordu.
    Evlerin kapýlarýnda dikilip içerden bir ses geliyor mu, gelmiyor mu, diye dinleye dinleye sokak sokak Mekke mahallelerini dolaþtýk. Hiçbir tarafta çýt yoktu, herkes bölünmez uykularýnýn salýncaðýnda soluyordu. Belki de þu koca þehirde gecenin bu saatinde Halife Hz. ömer (r.a) ile benden baþka uyanýk olan tek kiþi yoktu.
    Yavaþ yavaþ Hz. Ömer'in neden gezintiye çýktýðýný anlar gibi oluyordum. Anlaþýlan þehir halkýndan herhangi birisinin bir derdi, bir sýkýntýsý yüzünden uykusuz kalýp kalmadýðýný yakalamak istiyordu. Bu yüzden sokak köpeklerine kadar þehrin bütün canlýlarý sýcak yuvalarýnda uyurken müslümanlarýn reisi sýfatý ile Hz. Ömer (r.a.) onlara bekçilik ediyor; onlarýn rahatý için uykuyu kendine haram ederek sokak sokak bu ayazda dolaþýyordu.
    Bütün mahalleleri kapý kapý dolaþýnca þehrin dýþýna çýktýk. Saðda solda tek tük çadýrlar vardý. Onlarýn da kapýlarý önünde durup aðlama sýzlama var mý diye içeriyi dinledikten sonra yolun en ucundaki bir çadýra sýra geldi.
    Diðerlerinde olduðu gibi bu çadýrýn kapýsýnda da dikilerek içeriyi dinledik; birbirine karýþmýþ durumdan aðlayan çocuk sesleri geliyordu.
    Epeyce dinledikten sonra Hz. Ömer (r.a.) kapýyý vurup selamla birlikte içeriye daldý. Evin içi karmakarýþýktý. Durmadan aðlayan çocuklarýn gözleri þiþmiþ; yüzleri akan yaþlarýn çizgileri ile benek benek kararmýþtý. Yaþlýca bir kadýn ocaðýn baþýna oturmuþ hem ateþin üzerinde kaynayan tencereyi karýþtýrýyor hem de halsizlikten dizinin dibine serilen minicik yavrularý susturmaya çalýþýyordu. Kadýn da bitkin ve halsiz görünüyordu. Bu haline raðmen Hz. Ömer'in (r.a.) selamýna gülümser olmasýna çalýþtýðý bir çehre ile aldý. Anlaþýlan evine gelenin Halife Ömer olduðunu bilmiyordu. Kim bilir Halife'yi tanýmýyordu bile. Zate gecenin bu ilerlemiþ saatinde þehir dýþýndaki bir çadýrýn kapýsýný Halife'nin çalacaðýný kim düþünebilirdi.
    Hz. Ömer (ra.) kendini tanýtamadan tatlý bir dille kadýna sordu "valide bu yavrular niye böyle durmadan aðlýyor?" Kadýn içini çekerek kýsaca "iki günden beri açtýlar da ondan" diye cevap verdi. Hz. Ömer (r.a.), "peki niye önlerine yemek koymuyorsun?" diye soracak oldu hýçkýrýklar birden kadýnýn boðazýna düðümlendi. Durmadan akmaya baþlayan gözyaþlarý arasýnda bize içini dökmek üzere söze baþladý.
    "Oðlum" dedi Halife Ömer'e "sen þu ateþte kaynayaný yemek mi piþiyor sandýn; ne gezer!.. Yavrularý avutabilmek için çakýl koydum tencereye; durmadan kaynatýyorum. Piþirecek hiçbir þey yok. Bu gördüðün yavrular benim, anasýz babasýz yetim torunlarýmdýr. Oðlum, kocam ve kardeþlerimin her biri bir muharebede þehit düþtüler. Evin geçimini temin edecek bir erkeðim yok. Ben de hem yaþlý ve hem de kadýn halimle halim kalmadý. Ýþte böyle aç ve periþan kaldýk.
    Soylu bir aileden varlýk için büyümüþ ve yokluk nedir hiç bilmemiþ bir kýzý olduðum için kimseye gidip halimi anlatmaya, el açýp bir þeyler dilenmeye de yüzüm tutmuyor. Her þeyi bilen yüce Allah (c.c.) bir sebebini yaratýp rýzkýmýzý gönderinceye kadar böyle aðlayýp beklemekten baþka çaremiz yok."
    Hz. Ömer (r.a.) kadýn dinlerken yanmakta olan bir mumu gibi eriyor, yüzü renkten renge giriyordu. Kadýnýn sözünü bölerek üzgün bir sesle "valide, þehirde oturan müslümanlarýn emirine, Halife Ömer'e neden baþvurup durumunu anlatmýyorsun?" diyebildi. O ana kadar kesintisiz olarak gözyaþý döken kadýnýn derin üzüntüsü yerini anlatýlmaz bir kin ve kýzgýnlýða býraktý. Hiddetten kararan bakýþlarýný Halifeye dikerek þu sözleri söyledi.
    "Dilerim ki o Halife Ömer daha dünyada iken bulsun Ahirette de elim yakasýndan kopmasýn." Hz. Ömer (r.a.) kekeleye kekeleye "Niçin Ömer'e böyle beddua ediyorsun valide! Onun bu iþte günahý nedir?" dedi. Kadýn ayný kýzgýnlýkla bu sözlerin cevabýný yetiþtirdi: "evladým!.. Ben þu ihtiyar halimle iki günden beri gece gündüz demeyip yetim avuturken o nasýl rahat yataðýnda uyuyabilir? O, müslümanlarýn reisi, baþ bekçisi deðil mi? Bizler evvela Allah'a sonra do onun eline emanetiz. Gelip de benim halimi nasýl sormaz. Müslümanlarýn reisi olmayý böyle kolay mý sanýyor!.."
    Hz. Ömer (r.a.) yavaþ yavaþ dolmaya baþlayan göz pýnarlarýný kadýndan saklayarak "valide haklýsýn, doðru söylüyorsun; ama zavallý Halife'nin iþi bir iki deðil ki. Kimbilir baþýný kaþýyacak kadar bile boþ zamaný yoktur. Hem sen gidip derdini anlatmadýktan sonra o senin halini bilmez ki, diye kadýnýn öfkesini dindirmeye çalýþtý. Fakat kadýn ayný kýzgýnlýkla sözlerine devam etti.
    "Madem ki dertlilerin derdini zamanýnda haber alýp çaresine koþmayacaktý, zamanýnda niye Halife olmayý, müslümanlarýn baþýna geçmeyi kabul etti? Böyle çürük bir mazereti hiç dinler miyim ben? Zavallýnýn iþi çokmuþ!.. Nedir iþi yine savaþ mý? Yanýnda inleyenlerin sesine kulak vermez. Þehrinde açlýkla pençeleþen yavrular yaþýyor.
    Halife bunlara göz yumarak uzak diyarlardaki þehirlere gaza, gaza diyerek asker yürütmekle; gencecik delikanlýlarýmýzýn kanýný yabancý topraklara akýtarak kadýnlarý býrakmayý marifet mi sanýyor? Benim babam, amcam, dayým ve gencecik oðlum hep onun ordularýnda þehit düþmedi mi? Þimdi kim bilir yine nice kadýn ve çocuklarý kocasýz ve babasýz býrakýp, aç ve çýplak bir sefaletin kucaðýna atacak. Böyle dertlerimize yeni dertler eklesin diye mi biz onu baþýmýza geçirdik?"
    Tam bu sýrada çocuklar sözleþmiþler gibi hep bir aðýzdan yanýk sesleri ile aðlaþmaya baþladýlar. Çocuklarýn bastýran çýðlýklarý kadýnýn öfkesini bir kat daha arttýrdý. Ellerini havaya kaldýrarak ve sesinin çýktýðý kadar baðýrarak sözlerine þöyle devam etti:
    "Bu evdeki canlýlarýn göðüslerinden boþalarak yükselen inilti ve çýðlýklarý þimþek ve yýldýrým eyleyerek Ömer kulunun baþýna yaðdýrmasýný dilerim. O varsýn dul bir kadýnla yetim yavrularýn beddualarýný yaðmur sansýn. Tez elden ona gönlümün dilediði bir bela ver de kývranýrken bizim neler çektiðimizi anlasýn. Sen iþini bilirsin, yüce Yaradanýmýz."
    Hz. Ömer (ra.) artýk dayanamadý. Dolu dolu olan pýnarlarýndan yaþlar damlamaya baþladý. Herkesin durmadan gözyaþý döktüðü bu kederli evde, gözyaþlarýný görmelerini istemediði için yüzünü herkesten saklamaya çalýþýyordu. Artýk orada oturamazdý. Hemencecik yerinden doðruldu. Bitkin bir sesle "valide haklýsýn sen yine avut çocuklarýný ben hemen dönerim" diyerek kapýya doðruldu. Arkasýndan ben de yürüdüm. Dýþarýya çýkýnca derin bir soluk çekti ciðerlerine. Kelimenin en geniþ manasý ile üzgün ve bitkin idi. Yol boyunca aðzýndan tek kelime çýkmadý. Var gücünü kullanarak hýzla yol almaya çalýþýyordu. Ona yetiþmekte güçlük çekiyordum. Doðruca devlet hazinesine vardýk. Halife, bir un çuvalý seçerek bir yana koydu. Benim elime de bir yað kabý tutuþturdu.
    Vakit geçirmeden koca un çuvalýný sýrtlanmaya koyuldu. Gözlerime inanamýyordum. Evet bu Ýslam Devletinin koca reisi un çuvalýný sýrtýna almak üzere idi. Hemen yanýna sokuldum; "aman ey mü'minlerin emiri!.. Ne yapýyorsun? Bari müsaade ver de çuvalý ben sýrtýma alayým." Hz Ömer (r.a.) hemen sözümü keserek belki bir saatten beri ilk defa aðzýný açýp þu sözleri söyledi. "hayýr, ey Ýbn-i Abbas, sevgili dostum!... Deðil yorgunluktan yere yýðýlsam, ölsem bile býrak; yükünü de kendi sýrtýnda götürsün. Bu dünyada yüküne yardým etmek isteyecek öz dostlar bulabilir, fakat her koyunun kendi bacaðýndan asýlacaðý Ahiret gününde kimse O'nun cezasýný paylaþmayacaktýr.
    Kadýn doðru söylemiþti. Ya vakti ile Hilafeti yüklenmemeliydim. Yüklendiðime göre idarem altýndaki tek tek her ferdin huzur ve emniyetini düþünmek zorundayým."
    Sevgili dostum, Dicle kenarýnda otlayan bir koyunu kurt kapsa ilahi adalet onu Ömer'den sorar. Þu yaþlý kadýn kimsesiz ve avuttuðu yavrular kimsesiz kalýr; sorumlusu Ömer'dir. Bakýmsýzlýk ve sefaletten bir ev çökse vebali Ömer'in omuzlarýndadýr. Talihsizlik neticesinde yere bir tek damla kan aksa o kan damlasý çoþkun bir derya olup dalgalarý ile Ömer'i yutar. Kýrgýn gönüllerin öfke þimþekleri Ömer'in baþýna boþalýr. Bütün matemlerin gözü göze göstermez dumanlarýnda boðulacak olan da Ömer'den baþkasý deðildir.
    Ömer her derdin devasý, her dileðin büyük kapýsý ve her lanetin ana ana hedefidir. Yüce Allah'ým aciz bir kul bu kadar aðýr ve çeþitli mesuliyet yükünün altýndan nasýl kalkabilir? Ey Ömer, bu kadar yükün altýna girmeyi nasýl kabul edebildin vakti ile...
    Sözünü bölüp bir parça kederini dindirmek istedim ve dedim ki; "o kadar da üzme kendini, ey mü'minlerin emiri... Halifelik yükünü sen üzerine almasan kim bu vazifeyi senin kadar titizlikle yüklenebilirdi. Sen de bütün üstün meziyet ve kabiliyetlerine raðmen nihayet bir insansýn. Her yerde vakit geçirmeden kendini gösteren ve yanýlmaksýzýn kýlý kýrk yaran ilahi adalete ulaþamazsýn. Kullara verilen bütün merhametler bir araya getirilerek temiz gönlüne dolsa bile bütün varlýklarý kanatlarý altýna alan yaygýn ilahi esirgeyicilikle yarýþamazsýn.
    Ey iyi yürekli Halife!... Sen þüphesiz ki bir melek deðilsin, ama adelet ve merhamet kervanýnýn ön safýndaki elinde bayrak tutanlardansýn. Senin bu eriþilmez adaletine kýyamet günü, hem yer, hem gök hemde þu sýrtýndaki un çuvalý ayný zamanda da ben þahitlik edeceðiz. Þüphesiz ki en büyük þahidin de karanlýk gecede kara taþ üzerindeki siyah karýncaya kadar her þeyi bilen yüce Allah'ýn bizzat kendisidir ne mutlu sana ki fani hayatýný böylesine ölmez deðerlerin sahibi olmak uðruna harcýyorsun. Ne mutlu biz müslümanlara ki dünyanýn baþka milletlerini, padiþah diye kan içen canavarlar idare ederken, senin gibi ipek yürekli ve geniþ görüþlü bir reisin þanlý adalet bayraðý altýnda gölgelenmenin tükenmez zevkini tadýyor ve bütün dünyaya karþý seninle haklý bir iftihar duyuyoruz."
    Bu sözlerim galiba Halife'nin üzgün gönlüne biraz neþ'e vermiþti. Aðýr çuval yükü altýnda iki büklüm olmuþ bedenine raðmen son gücünü kullanarak yokuþu soluk soluða çýkýyordu. Damarlarýndaki kaný bile donduracak kadar keskin ayaza raðmen alnýndan ve yüzünden akýp heybetli göðsüne süzülen terlere aldýrmýyordu bile.
    Nihayet koca karýnýn çadýrýna vardý ki nefes nefese içeri girip çuvalý yere býraktý ve ayný zamanda kendisi de yere serildi; iyice bitmiþ, takatinin son damlalarýný kullanarak çadýra girebilmiþti. Kýsa bir dinlenmeden sonra askýnlar gibi silkilenerek yerinden doðruldu; tencerede kaynamakta olan çakýllarý boþalttý. Yerine benim taþýdýðým kaptan yað koydu. Sonra eriyen yaða sýrtýnda getirdiði çuvaldan kendi eli ile un koyarak piþirmeye koyuldu.
    Sönen ateþi kadýndan çalý çýrpý isteyerek kendisi tutuþturdu. Böylece piþirdiði yemeði ayazda çabucak soðutarak yine kendi eli ile kurduðu sofraya koydu.
    Daha sonra anne ve baba þefkatini bile gölgede býrakacak gülümseyen bir yüz ve bal gibi bir sesle iki günden beri boðazlarýndan aþaðýya tek lokma geçirmemiþ olan öksüz yavrularý yemeðe oturttu; eli tutmayanlara kendi eli ile yemek verdi.
    Günlerden beri kara yaslara gömülmüþ olan çadýrý bir anda sýcak bir sevincin ýþýklarý aydýnlatmýþtý. Aðlamalar susmuþ, yaþlar kurumuþ; öfke dinmiþti. Öksüz yavrularýn gözleri sevinçten ýþýl ýþýl parlýyordu. Yaþlý kadýncaðýz Hz. Ömer (r.a.) sýrtýnda un çuvalý ile içeriye girdiði andan beri þaþkýnlýktan sanki dilini yutmuþtu, aðzýndan tek bir kelime bile çýkmadý.
    Fakat karný doyan öksüz torunlarýnýn neþesi odayý sarýnca aðýr bir uykudan uyanýr gibi silkindi; toplandý ve sevinç gözyaþlarý içinde kim olduðunu hala bilmediði Halifeye þu sözleri söyledi. "Dilerim ki yüce Allah (c.c.) tez elden seni Hz. Ömer'in Halifelik makamýna oturtsun. Oraya Ömer'den çok sen yakýþýrsýn."
    Yaþlý kadýnýn o karþýsýndakini tanýmadýðý için söylediði bu sözlere içinden güldüm; yan gözle Ulu Halife'yi aradým; bu akþam belki ilk defa bu sözler üzerine O da aydýnlýk bir çehre ile gülüyordu.
    Bana yaklaþýp gidelim artýk diye iþaret ettikten sonra kadýna döndü; "Valideciðim... Sen yarýn erkenden Halifelik makamýna gel; beni orada bul da sana emekli ve yetim maaþý baðlatayým. Þimdilik hoþçakal" dedikten sonra birlikte dýþarý çýktý gün aðarmýþtý. Müezzinin bütün mü'minleri sabah namazýna çaðýracak olan gür sesi nerdeyse ortalýðý çýnlatacaktý. Ulu halife uykusuz kalarak ve terler dökerek vazifesini yapmýþ insanlarýn gönül huzuru içinde rahattý.
    Bana gelince uykusuz gecemden fazlasý ile memnundum. Çok þeyler görmüþ, çok þeyler iþitmiþtim ve çok þeyleri öðrenmiþtim. Gördüklerim, iþittiklerim ve öðrendiklerim bende ömür boyunca tazelik ve canlýlýðýný yitirmeyecek izler býrakmýþtý. Ümit dolu sevinçler içinde Allah Resulü'nün þu sözlerini hatýrladým. "Sahabilerimin her biri tek tek gökteki yýldýzlar gibidir. Hangisinin peþinden giderseniz hidayetin yolunu bulursunuz." "Ey yüce Allah Resulü!.. dedim içimden" "senin Halifen Ömer'i gördünde mi söyledin bu altýn sözleri!...
    O gün kadýn, öðleye doðru Halifelik makamýna geldi. Ulu Halife zaten daha önce iþini maaþa baðlanmasý için gereken kimselere derhal emir vermiþti. Kadýn Hz. Ömer'i tanýmýþtý ama þaþkýnlýktan dona kaldýðý için dilini döndürüp hiçbir þey söylemiyordu. Ulu Halife onu saygý ile karþýlayýp bir yere oturttuktan sonra þöyle dedi:
    "Valideceðim!.. Ýþin oldu bundan sonra hem kendi adýna ve hem de þehit yavrusu öksüz torunlarýnýn her ay emekli maaþýný alacaksýn. Al bakalým þu ilk maaþýn" diyerek bir gümüþ kesesini kadýna uzattý ve "Artýk Ömer'i affediyor O'na ettiðin beddualarý geri alýp hakkýný baðýþlýyorsun deðil mi" diye sözlerini baðladý.
    Akþamdan beri olup bitenleri tümünü iyice anlýyan kadýn gayet ciddi bir ifade ile Halife'ye þu son cevabý verdi; "iþte böyle göster adaletini eline bakan bütün müslümanlara karþý."
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  8. #8

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Doðruluk

    Zalim bir vali vardý. Bu vali bir gün adamlarýný göndererek Hasan Basri Hazretleri'ni yakalatmak istedi. O da bir vakit ders verdiði Habib-i Acemi Hazretleri'nin kulübesine gelip saklandý. Valinin adamlarý geldi ve hýþýmla:
    - Hasan Basri'yi (r.a.) gördün mü? diye sordular.
    O gayet sakin:
    - Evet, dedi.
    - Nerede?
    - Ýþte þu kulübemde...
    Adamlar kulübeye daldý, fakat bir türlü Hasan Basri Hazretleri'ni bulamadýlar. Dýþarý çýkýnca tehdit edip:
    - Ya þeyh, niçin yalan söylüyorsun? dediler.
    - Ben yalan söylemedim, dedi. Siz göremedinizse, benim suçum ne?
    Tekrar girdi, aradý, fakat bulamadýlar. Onlar gidince, Hasan Basri Hazretleri:
    - Ey Habib! Biliyorum ki Rabb'im senin hürmetine beni onlara göstermedi. Fakat yerimi niçin söyledin, hocalýk hakký yok mudur? dedi.
    Hazreti Habib mahcub bir þekilde:
    - Ey Üstadým! Sizi bulamamalarý benim hürmetime deðil, doðru söylediðimizdendir. Çünkü bilirsiniz ki, Doðrularýn yardýmcýsý Allah'týr. Eðer yalan söyleseydim, sizi de beni de götürürlerdi, dedi.
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  9. #9

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Papaz ve Hz.Ali (r.a.)
    Hz. Ali r.a. ordusu ile harbe gitmekteyken uðradýðý son bir kaç konak yerinde su bulamaz. Sonunda bir kilise görür ve o yana yönelirler. Kiliseye varýr su isterler. Kilisedekiler:
    -10 mil uzakta su var.
    Hz. Ali r.a.
    - Oraya gitmeye gerek yok þurayý kazýn.
    Ýþaret edilen yer kazýlýr. Büyük bir taþ ortaya çýkar. Uðraþýrlar uðraþýrlar deðil taþý kaldýrmak oynatamazlar bile.
    Hazret-i Ali r.a. gelir. Mübârek parmaklarýný taþýn altýna sokarlar, sanki bire tüy misali kalkar. Taþýn kalkmasýyla beraber saf, tatlý ve soðuk bir su fýþkýrýr. Sevinç ve þükürle sular içilir, kaplar dolar
    Kilisenin Papazý diðer kilisedekiler uzaktan onlarý seyretmektedirler, durumu görünce, Sevinç içinde Hz. Ali'nin huzûruna gelir ve sorarlar::
    -Peygambermisiniz?. Yoksa...
    -Hayýr ben peygamber deðilim, ama son peygamberin dâmâdý ve halifesiyim!
    Papaz hemen kelime-i þehâdet getirerek Müslüman olup þöyle der:
    -Ey mü'minlerin emiri! Bu kiliseyi, bu taþý kaldýran zâtý bekleyip görmek için yapmýþlardýr. Kitaplarýmýzda yazar, büyüklerimiz anlatýrdý; burada bir kuyu vardýr. Üzerindeki taþý peygamber veya onun Halifesi kaldýrabilir. Bu taþý sizin kaldýrdýðýnýzý görünce, yýllardýr beklediðim arzuya kavuþtuk.
    Hazret-ü Ali buyurdu ki:
    -Allahü teâlâya hamd olsun!

    Ve râhib orduya katýlýp, þehit olmak saâdetine kavuþur...
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

  10. #10

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Hz. ZÜLKARNEYN (a.s) ve HÜKÜMDAR
    Zülkarneyn (a.s), ölüm endiþesi ve nefs engelini aþmaya çalýþan bir kavme uðradý. Oradaki insanlarýn elinde dünya serveti namýna bir þey yoktu. Rýzýklarýný sebzeden temin ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam gösterirlerdi. Ayrýca bu kavimde herkes kendi mezarýný kazar, hergün mezarýný temizler ve ibadetlerini burada yapardý. Zülkarneyn (a.s.), bunlarýn hükümdarlarýný çaðýrttý. Hükümdar:
    "Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanýma gelir." dedi.
    Zülkarneyn (a.s.), bu söz üzerine hükümdarýn yanýna giderek:
    "Ben seni davet ettim, niye gelmedin?" dedi.
    Hükümdar:
    "Sana bir ihtiyacým yok, olsa gelirdim." cevabýný verdi.
    Bunun üzerine Zülkarneyn (a.s):
    "Bu haliniz nedir? Sizdeki bu hali kimsede görmedim." deyince hükümdar:
    "Evet biz altýn ve gümüþe kýymet vermiyoruz. Çünkü baktýk ki, bunlardan bir miktar, bir kimsenin eline geçerse, bu sefer daha fazlasýný isteyecek ve huzuru bozulacak. Onun için dünyalýk peþinde deðiliz." dedi.
    Zülkarneyn (a.s):
    "Bu mezar nedir? Neden bunlarý kazýyor ve ibadetlerinizi burada yapýyorsunuz?" diye sordu.
    Hükümdar:
    "Dünyalýk peþinde koþmamak için bunu böyle yaptýk. Mezarlarý görüp de oraya gireceðimizi hatýrlayýnca, her þeyden vazgeçeriz." dedi.
    Zülkarneyn (a.s.):
    "Niçin sebzeden baþka yiyeceðiniz yoktur? Hayvan yetiþtirseniz, sütünden, etinden istifade etseniz olmaz mý?" dedi.
    Hükümdar:
    "Midelerimizin canlý hayvanlara mezar olmasýný istemedik. Bitkilerle geçimimizi saðlýyoruz. Zaten boðazdan aþaðý geçtikten sonra hiç birinin tadýný alamayýz." diye cevap verdi.

    Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su
    süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
    Ýþte Davet Linkin!!

    http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1

Sayfa 1/6 123456 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •