paylaþým için teþekkürler ustam .kolaygelsin
Teþekkur: 0
Beðeni: 0
paylaþým için teþekkürler ustam .kolaygelsin
FÝLYOS GAR ÞEFLÝÐÝ
bilgi ve paylaþým için teþekkürler...!
Hasýrcýzâde Mehmet Aða, bir gün Fuat Paþa'nýn yanýnda iken paþanýn pýrlanta
yüzüðüne dikkatle bakmaða baþlamýþ.
Fuat Paþa sormuþ.
"Yüzüðüme mi bakýyorsun?"
"Evet Paþam... Taþýný merak ettim."
"Elmastýr."
"Güzel. Fakat faydasý nedir?"
"Hiç..."
"Peki, ne gelir getirir?"
"Hiç."
"Yazýk. Benim de babadan kalma bir çift taþým var; bana senede elli altýn
getirir."
"Amma yaptýn ha! Ne taþý ki bu?"
"Deðirmen taþý! Zira bu taþ sayesinde hem nafakamý çýkarýyorum, hem hayýr
hasenat yapýyorum hem de insanlara bu taþ sayesinde hizmet ediyorum..."
süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
Ýþte Davet Linkin!!
http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1
taþ var taþcýk var harikaydý arkadaþým anlamýyla teþekkür.
Dostla Aldanan Aldanmaz
modules
Abdulla b. Ömer ra bir þeyi fazla sevdimi onu hemen Allah yolunda feda ederdi. Köleleri onun bu huyunu bildikleri için azatlanmak isteyen herhangi biri
elini sývayýp mescidde kendini ibadete verirdi. Oda onu güzel durumda görünce hemen azad ederdi.
Dost ve arkadaþlarý ona ;
- Ya eba Abdirrahman vallahi bunlar seni aldatýyor. dediler
Oda
- Allah yolunda bizi aldatanlara aldanmayý biz de kabul ediyoruz. dedi.
----------------------------------------------------------------------------------
Eski zamanlarda Baðdat'ta kendi halinde fakir, salih bir dokumacý yaþardý. Kurban bayramýnýn birkaç hafta öncesiydi. Þehrin ileri gelenleri hac için hazýrlýk
yapmaktaydýlar. Onlarýn bu tatlý telaþýný gören fakir dokumacýnýn içine bir ateþtir düþüverdi. Hacca gitmek istiyordu ama ne parasý vardý, ne yol azýðý.
Gönlünü yakýp kavuran bir sevda... Bütün sermayesi buncaðýzdan ibaretti.
Hani bir dem gelir, kulda kendi benliðinden eser kalmaz, içinden biri seslenir ya ötelere. Geri dönmez o anda dilekler, uzaklar yakýn olur, imkansýz diye
bir þey kalmaz ya... Ýþte öyle bir vakitte hacca niyetlendi dokumacý. Gecenin bir yarýsý gözyaþlarý içinde açtý ellerini:
- Ya Rabbi, nasip et ben de geleyim. Kullarýnýn malý-mülkü var, benim senden gayrý kimsem yok. Sana sýðýndým, sana dayandým. Sen de beni nimetlendirip bana
ihsan eyle...
Sabah olunca yol için hazýrlýklarýný yaptý, yenice yola çýkmýþ olan hac kafilesinin ardýna düþtü. Yaklaþýp selam verdi yolculara. Onu görünce þaþýrdýlar.
Ýçlerinden bir hoca yanýna gelip, periþan haline bakarak:
- Ne o komþu, sende mi hacca gidiyorsun, dedi dudak bükerek.
Sevinç içindeydi dokumacý. Bayram sabahýna uyanmýþ çocuklar kadar mutluydu.
- Ýnþallah hocam, dedi; Beytullah'ý tavaf etmeye, Ravza'ya yüz sürmeye gidiyorum. Rabbim nasip ederse...
Bu sözler üzerine arkadaþlarýna bakýp güldü hoca. Niyeti dokumacýyla eðlenmekti:
- Komþu, Allah mübarek etsin, ama bakýyorum da ne bineðin var, ne yol azýðýn. Bari cebinde birkaç bin akçen var mý?
Bayramýn ne olduðunu bile bilmeyen çocuklar kadar saftý dokumacý:
- Allah bana yeter, beni yedirir. Bütün alem onun elinden rýzýklanmýyor mu?
Kafiledekiler gülüþtüler, hoca arkadaþlarýnýn yanýna döndü.
Nihayet uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra mübarek topraklara ayak bastýlar. Tavaflarýný yaptýlar, Arafat'ta vakfeye durdular, hac görevini bitirip, gerisin
geri memleketlerine doðru yola koyuldular. Hac boyunca dokumacý ve kafiledekiler birbirlerini görmemiþlerdi.
Dokumacý kafileye yetiþtiðinde, onu ilk hoca fark etti. Arkadaþlarýný eðlendirmek maksadýyla yanýna yaklaþýp;
- Komþu, dedi, haccýný ifa ettin mi sen de? Bizimki ayný safiyetle cevap verdi:
- Þükürler olsun hocam, günahýma isyanýma bakmadý Rabbim. Fakir kuluna da nasip etti hacý olmayý.
- Hacý oldum diyorsun ama, hüccetini aldýn mý bari, berat verdiler mi sana da?
- Yoo, berat ne ola ki? Nasýl verirler?
- Amma yaptýn be komþu! Kim Beytullah'a yüz sürerse ona bir berat verirler. Cehennemden azat olduðunun niþanesidir o. Yoksa sen bunu hiç duymadýn mý?
Bak, iþte bizim beratýmýz...
Hocanýn cümlesi yarým kalmýþtý. Dokumacý birden feryat ederek Mekke'ye geri koþmaya baþladý. Ne hüccetten haberi vardý, ne berat almýþtý. Koþuyor, aðlýyor,
inliyordu.
Nihayet Mescid-i Haram'in kapýsýndan içeri girdiðinde periþan haldeydi. Kabe'nin kapýsýna varýp yapýþtý, eþiðe yüzünü sürüp yalvarmaya baþladý:
- Ey zenginler zengini Rabbim, ey ihsan edenlerin en cömerdi, ey alemlerin sahibi, senin lütfün, senin ihsanýn bütün cihaný kaplar. Kullarýn beratlarýný
almýþlar, azat olmuþlar cehennemden. Ben de senin kulunum, bana berat verilmedi. Yoksa ben azat olanlardan deðil miyim?
Gözlerinden sicim gibi yaþlar akýyor, kâh ellerini Kabe'nin eþiðine vurarak çýrpýnýyor, kâh semaya kaldýrýp dualar ediyordu. Bu halde kendinden geçti, kapýnýn
önüne yýðýlýp kaldý. O esnada yanýna birisi geldi, elinde tuttuðu þeyle dokumacýyý hafifçe dürterek, gülümseyen bir yüzle "býrak artýk inlemeyi" dedi;
"kaldýr baþýný, al iþte beratýn, var git arkadaþlarýna yetiþ."
Kaðýdý eline alýnca dokumacý, mis gibi bir koku yayýldý. Daha önce gördüðü kaðýtlar gibi deðildi bu. Yazýsý nur, rengi nur, kaðýdý nur... Öptü, baþýna koydu
beratýný. Þükürler edip, elbisesinin içine, kalbinin üzerine yerleþtirdi. Sevinçle arkadaþlarýnýn yanýna koþtu.
Hoca onun geldiðini görünce, arkadaþlarýný dürterek, iþte, dedi, geliyor bizimki. Biraz daha alay etmek istiyordu. Dokumacýnýn gülen yüzünü görünce sordu:
- Ne o komþu, beratýný almýþ gibisin...
- Aldým ya, bu fakiri de geri çevirmediler.
- Görelim hele þu beratý, bakalým bizimkine benzer mi?
- Buyur hocam, ben kaybederim belki, seninkinin yanýnda dursun, olmaz mý?
Hoca beratý eline alýnca bir çýðlýk atýp atýndan aþaðý düþtü. Kokladý, yüzüne gözüne sürdü yemyeþil bir kaðýdýn üzerine nurdan yazýyla yazýlmýþ, kokusu
insaný kendinden geçiren beratý. Aðlýyor, ah ah, diyordu, yazýk boþa geçirdiðim bu ömre, yazýk bütün bildiklerime, öðrendiklerime. Keþke ben de þu komþum
gibi saf ve samimi olaydým. Keþke beni de Allah ile aldatsalardý, ah...
Dokumacý olanlara anlam veremiyordu. Hem zaten bir þey düþünecek durumda da deðildi. Herhalde adet böyle olsa gerektir, diye düþündü. Baðdat'a vardýklarýnda
ayrýlacaklarý sýra beratý tekrar hocaya uzattý:
- Al bunu, sende kalsýn hocam. Ben ölünce kefenimin içine koyarsýn, sana vasiyetimdir.
Hoca beratý evine götürüp bir sandýða kilitledi. Her þey yine eskisi gibiydi Baðdat'ta. Hoca biraz deðiþmiþti, hepsi o kadar. Suskun bir adam olmuþ, talebelerini
daðýtýp ticaretle meþgul olmaya baþlamýþtý artýk.
Gel zaman git zaman, þehir dýþýndan döndüðü bir gün, dokumacýnýn vefatýný öðrendi. Aðlayarak evine gitti, vasiyeti yerine getiremedim diye üzülüp dövünerek
sandýðý açýp baktý ki, berat yerinde yok. Þaþýrdý, belki de bizim çocuklar vasiyeti yerine getirmiþlerdir, diye düþündü. Evde kimse yoktu, merakýný yenemeyip,
mezarlýða gitmeye karar verdi.
Kabrin baþýnda durup dualar etti. Dokumacýnýn simasý gözünün önünden gitmiyordu. Delice merakýna gem vuramayýp, mezarý açýp berat var mý yok mu diye bakmaya
niyetlenince bir ses iþitti:
- Mezarý açma. Biz birine berat verir de, sonra onu darda mý býrakýrýz? Verilen berat sahibini buldu. Bizimle aldanan aldanýr mý hiç?
süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
Ýþte Davet Linkin!!
http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1
Bir gün abid bir genç ile Basra çarşılarında beraber gezerken aniden bir tabibe rastladık,bir kürsüye oturmuştu.Yanında erkek,kadın,çocuk,birçok kişi vardı.Her biri elinde su dolu bir kab tutuyor,hastalığına deva olacak bir ilaç soruyordu:
Yanımdaki genç ileri geçerek:
-"Ey tabib!" dedi."Yanınızda günahları yıkayıcı,kalp hastalıklarına şifa verici bir ilaç bulunur mu?
Tabib"evet!"deyince,genç:
-"Getir görelim!"dedi.
Tabib:
-"Benden on şey al;Fakirlik ağacının köklerini,tevazu ağacının kökleriyle birlikte al,içine tevbe eriği kat.Rıza havanına koy,kanaat tokmağı ile döv.Takva tenceresine koy.Üzerine haya suyunu dök.Muhabbet ateşi ile kaynat,şükür kadehine dök.Reca yelpazesi ile soğut ve hamd kaşığı ile iç...
Söylediklerimi yaparsan,dünya ve ahiretin musibet ve hastalıklarına karşı korunursun."
HASAN BASRİ(r.a)
süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
Ýþte Davet Linkin!!
http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1
Ahsen-ül Kasas
Başlıkta okuduğumuz terkip, 'Kıssaların en güzeli' demektir. Bu tâbir, Kur'ân-ı Kerim'de, Hz. Yûsuf aleyhisselâmın kıssası için kullanılmıştır. Bu kıssayı, ya bir tefsirden, veya onunla alâkalı bir kitaptan okumanızı tavsiye ederiz.
Bildiğimiz sebeplerle Kenan diyarından Mısır'a getirilen Hz. Yûsuf, Yâkup aleyhisselâmın oğludur. Dedesi Hz. İshak, büyük dedesi de Hz. İbrâhim'dir. Hepsi de şirke karşı tevhîdi, küfre karşı îmânı tebliğ etmiş, Allâh'ın nûrunu kalplere nakşetmek için mücâdele etmişlerdir.
Böylesine muazzez, mukaddes ve müberrâ bir nesilden gelen Hz. Yûsuf, aristokrat bir hayat içinde yüzen Mısır saraylarında; hayâ, edep ve terbiye âbidesi olarak insanlara örnek olmuş, aslâ gayr-i meşrû tekliflere iltifat etmemişti. Hatta ahlâksızca yapılan îmâ ve baskılara karşı Cenâb-ı Hakka, bunlardan kurtarması için yalvarıp, 'Zindan, bunların beni dâvet ettiği şeyden iyidir Rabbim, dedi.' (S. Yûsuf, 33)
Sonra, Aziz ve arkadaşları, Hz. Yûsuf (a.s.)'un mâsûmiyetini isbat eden bütün o kat'î delilleri görmelerine rağmen, halkın dedi-kodusunu kesmek için onu zindana attılar. Hatta onunla beraber, biri hükümdârın sâkîsi, diğeri de ekmekçisi olmak üzere iki delikanlı daha hapse atıldı. Onlar, hükümdarı zehirlemeye teşebbüs etmek suçuyla itham olunuyorlardı.
Bunlardan biri,
- Ben rüyamda kendimi şarap için üzüm sıkıyor gördüm, dedi.
Öbürü ise;
- Ben de rüyamda kendimi başımda ekmek götürüyor, kuşlar da gagalayıp yiyor gördüm, dedi. Bize bunların tâbirini haber ver; çünkü biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz, dediler.
Dahhak rahımehullah hazretlerine;
- Yûsuf aleyhisselâmın iyiliği ne idi? diye sorulduğunda, şöyle cevap verdi:
- O, dâima iyiliği tercih eder, bütün hâl ve hareketlerinde güzel ahlâkını gösterirdi: Zindandaki hastaları ziyaret eder, mahzunlara dost ve arkadaş olup onları tesellî eder, yeri dar olanlara genişlik sağlar, muhtaç olanlara yardım toplayıp verirdi.
Yûsuf aleyhisselâm delikanlılara dedi ki:
- Size rüyanızda rızık olarak yiyecek bir şey gelecek oldu mu, ben muhakkak onun ne olduğunu, daha size gelmezden evvel rüyanızı tâbir eder, haber veririm.
Dikkat edilirse, Yûsuf aleyhisselâm onları, kendisine sorulanlara cevap vermezden evvel, tevhîde dâvet ve doğru yola irşad etmek istiyor. Bu dâvet ve tâbirinde doğruluğuna delâlet etmek üzere de, gaybden haber verme mûcizesini anlatıyor. Zira bütün peygamberlerin, peygamber olduklarını isbat için mûcize göstermeleri gerekir.
Yûsuf aleyhisselâm konuşmasına devam ederek şöyle diyor:
- Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben, Allâh'a inanmayan, âhireti de inkâr eden bir kavmin dînini terk ettim. Atalarım İbrâhim, İshak ve Yâkub'un dînine uydum. Allâh'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bizim için doğru olmaz. Bu tevhid, bize ve bütün insanlara Allâh'ın bir lûtfudur; fakat, insanların çoğu buna mukabil şükretmezler.
Ey Benim zindan arkadaşlarım, düşünün bir kere; darma dağınık birçok rabler mi iyi, yoksa her şeyi hükmü altında tutan ve kahredici olan bir tek Allah mı?
Sizin onu bırakıp taptıklarınız, kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları kuru, mânâsız ve boş isimlerden başkası değildir. Allah, onların gerçekliği hakkında hiçbir delil indirmemiş, onlara hiçbir güç vermemiştir. Hüküm, yalnız Allâh'ındır. O, yalnız kendisine ibâdet etmenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Ey zindan arkadaşlarım, rüyalarınıza gelince; biriniz efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılıp tepesinden kuşlar yiyecektir. İşte hakkında fetvâ istemekte olduğunuz mes'ele, böylece olup bitmiştir.
Bundan sonra Yûsuf aleyhisselâm, bu iki delikanlıdan, kurtulacağını bildiği kimseye yani sâkîye dedi ki:
-' Beni efendinin yanında an, benden bahset.
Fakat şeytan, efendisine onu anlatmayı unutturdu. Bu yüzden Yûsuf aleyhisselâm, daha nice yıllar zindanda kaldı. (S. Yûsuf, 35-42)
Yani Hz. Yûsuf, Allah'tan başkasından yardım istediği için, beş yıllık mahpusluktan sonra, yedi yıl daha hapiste kaldı. Zira böyle bir istek ümmetten herhangi bir fert için gayet normal olmakla birlikte, bir peygamber için münasip değildi.
Onun zindanda kaldığı 12 sene âyet-i kerimedeki 'üzkürnî ınde rabbik' kavl-i keriminin harflerinin miktarına müsâvidir. Bu 12 adedinde daha başka acâib sırlar da vardır:
Burçlar, aylar on ikidir. 'Lâ ilâhe illallah' ve 'Muhammedün Resûlüllah'ın asılları da on ikişer harftir.
Kezâ Yâkup aleyhisselâmın oğulları da 12 idi. (Rûhu'l-Beyan)
Yûsuf aleyhisselâm, Mısır'ın iktisadî bakımdan en kritik bir devresinde yani yedi sene süren kıtlık yıllarında hazînenin başına geçmiş ve önceden aldığı tedbirlerle ülkeyi bir bâdireden kurtarmıştır.
Hz. Yûsuf, bu güzel hizmeti yapmayı, bizzat kendisi tercih etmiştir. İlk bakışta, peygamberlik makamında bulunan bir zâtın Mısır Hükümdârı'nın emrinde (bugünkü tâbirle) Mâliye Bakanlığı yapması garip karşılanabilir; fakat, insanlığa iktisadî yönden bir hizmet verirken, kazandığı sevgi-saygı ve hüsn-i zanla en müessir bir şekilde İslâm'ı tebliğ, telkin ve tâlim etmesi, kısacası o milleti maddî-mânevî tehlikelerden beraberce kurtarması, ibret ve ders alınacak bir husustur.
Onun içindir ki, Kur'ân-ı Hakîm'de Yûsuf aleyhisselâmın kıssasına, kıssaların en güzeli mânâsında, 'Ahsenü'l-Kasas' tâbir edilmiştir.
süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
Ýþte Davet Linkin!!
http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1
Berat Kağıdı
--------------------------------------------------------------------------------
Abdullah-ı Rûmî, bir sohbetinde Ebülleys-i Semerkandî'den naklen şöyle anlattı:
Bir târihte Bağdât'ta, zenginler hacca gidiyorlardı. Peygamber efendimizin aşkıyla yanan bir fakîr de, o sene hacca gitmeye niyet etti ve hac kâfilesiyle yola çıktı. Kâfile hareket etmeden önce, herkes eşi-dostu ile helâllaştı.
Şehir dışına çıkıldığında, zenginlerden biri bir fakîrin de hacca gittiğini görünce;
"Bineğin yok, azığın yok. Sen hacca nasıl gideceksin? Bâri cebinde birkaç bin altının var mıdır?" diye alay etti.
Fakîr, bu zenginin alaylı sorusuna çok üzüldü ve;
"Allahü teâlâ ne güzel vekîldir. Mahlûkâtın rızkını o vermektedir. Hepimiz O'nun verdiklerini yiyoruz." diyerek, zenginin bulunduğu yerden mahzûn bir şekilde ayrıldı. Hac vazîfelerini yapana kadar da o zengine hiç görünmedi. Herkes Mekke-i mükerremeden, Medîne-i münevvereye yola çıktıkları zaman, o zengin, fakîri sağ sâlim tekrar karşısında görünce hayret etti ve;
"Komşu, sen de buraya kadar gelip hac vazîfeni yapabildin mi?" diye sormaktan kendini alamadı.
Fakîr de;
"Allahü teâlâya sonsuz hamdü senâlar olsun. Yüzümüzün karasına bakmayıp, bu mübârek makâmı ziyâret etmeyi nasîb etti. Geldim, Beyt-i şerîfi tavaf ettim. Sağ sâlim dönüyorum." dedi.
Zengin;
"Hacı efendi! Acabâ sana da berât verdiler mi?" diye sordu.
Fakîr; "Bu ne berâtıdır ki?" dedi.
Zengin;
"Beyt-i şerîfi ziyâret edenlere, Cehennem'den âzâd olduğuna dâir berât kâğıdı verilir." diyerek, koynundan herhangi bir kağıt çıkarıp fakîri aldattı.
Fakîr, berât kâğıdının kendisine verilmediğine çok üzüldü. Derhal geriye dönüp Harem-i şerîfe geldi. İki gözü iki çeşme hâlinde, kanlı yaşlar akıtarak çok inledi. Allahü teâlâya kırık bir gönülle duâlar etmeye, yalvarmaya başladı:
"Ey âlemleri yaratan yüce Rabbim! Sen herşeye kâdirsin, ganî bir pâdişâhsın. İhsânların bütün kullarına her ân yağmaktadır. Cehennem'den âzâd olup orada incinmemeleri için kullarının bâzısına berat vermişsin. Bu fakîr kuluna berât verilmedi. Yoksa bu garîb kulun âzâd olmadı mı?" deyip bayıldı. Baygın hâlde iken, mânâ âleminden yanına bir kimse gelip;
"Ey fakîr! Başını kaldır ve şu berâtını alıp arkadaşlarına yetiş!" diyerek elindekini ona verdi. O ânda fakîr kendine gelerek ayıldı. Elinde, dünyâ kâğıtlarına hiç benzemeyen, yeşil renkli nûrdan yazıları olan ve misk gibi kokan bir berât kâğıdı vardı. Kâğıdı defâlarca öpüp başına koyan fakîrin sevincinden neredeyse aklı gidecekti. Şükür secdesine kapandı. Ömründe hiç görmediği o berâtı, yüzüne ve gözüne sürdü, bağrına bastı ve koynuna sokarak arkadaşlarına yetişmek için hızlı adımlarla yürümeğe başladı. Arkadaşları, geriden fakîrin geldiğini görünce gülüşmeğe başladılar. Yanlarına soluk soluğa gelen fakîre alayla;
"Cehennem'den âzâd olma berâtını alabildin mi?" diye sordular.
Fakîr de koynundan berâtını çıkararak;
"İşte! Rabbimizin ihsânı olan berâtım!" diyerek, misk kokulu berâtını zengine sunuverdi. Herkes yerinde donakalmıştı. Berâtı alan zengin, nûrdan yazılarla fakîrin Cehennem'den âzâd olduğunu okuyunca, aklı başından gidip, atından düştü. Bir süre yerde baygın yatan zengini zor ayılttılar. Kendine gelen zengin, kâğıdı öpmeye, misk kokusunu koklamağa başladı. Kendi kendine de; "Vâh, vâh benim boşa geçen ömrüme! Keşke ben de bu fakîr gibi sâdık bir fakîr olsa idim. Onun kavuştuğu bu saâdete ben de kavuşsaydım. Bu fakîr, sadâkati sebebiyle bu mertebelere ulaştı. Ben ise zenginliğim sebebiyle gurûra kapıldım ve bundan mahrûm oldum. Bütün malımı versem, bu kâğıttakilerin bir noktasını alamam" diyerek âh eyledi. Gözlerinden kanlı yaşlar döktü.
Fakîr;
"Hacı efendi! Berâtım sende kalsın. Sakla. Ben öldüğüm zaman kefenimin arasına koyun da kabrimde suâl meleklerine onu göstereyim." dedi.
Hacı efendi berâtı büyük bir îtinâ ile koynuna koydu. Uzun yolculuktan sonra evlerine ulaştılar. Zengin olan hacı, berâtı sandığına koydu. Aradan günler geçti. Zengin, ticâret için başka memlekete gittiğinde, fakir vefât etti. Yıkayıp kefenlediler, fakat berâtını bulup kefenin içine koyamadılar. Fakîrin cenâzesini kabre defnettiler. Ancak birkaç ay geçtikten sonra, zengin ticâretinden döndü. Fakîri sorduğunda; "Sizlere ömür! Sen gittikten sonra vefât etti." dediler.
Zenginin sanki dünyâsı başına yıkıldı. Çok ağladı ve;
"O zavallının bende pek kıymetli bir emâneti vardı. Onu yerine getiremedim. Böylece vasiyetini yapamamış oldum. O âhirete göçtü, berâtı ise bende kaldı. Berâtını yanına koyamadım." dedi. Hemen sandığın yanına varıp ağzını açtı. Fakat berâtı koyduğu yerde bulamadı. Tekrar tekrar aramasına rağmen yine bulamadı. "Kabrine gidip bakayım. Belki, birisi beratı alıp ona vermiştir." dedi.
Kazma kürek alarak kabre gitti. Mezarını açmak istedi. O anda;
"Kabri açma! Biz ona o berâtı verdik, dışarıda bırakmadık!" diyen bir ses işitti. Nereden geldiği belli olmayan bu ses karşısında zengin, düşüp bayıldı. Mânâ âleminde fakîri gördü.
Fakîr;
"Ey hacı efendi! Allahü teâlâ sana selâmet versin. O berât bana verildi. Hamdolsun. Münker ve Nekîr meleklerine gösterdim. Onu görünce sorgu suâl bile etmediler. Bu berâtı almama hacdan dönerken sen sebeb olmuştun. Cenâb-ı Hak senden râzı olsun." deyip kayboldu. Zengin ayıldığında, doğru evine gidip, fakir için hatimler okuttu. Yemekler pişirtip, yetimleri, fakirleri doyurdu."
süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
Ýþte Davet Linkin!!
http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1
Beni Kendinle Meşgul Eyle
--------------------------------------------------------------------------------
Hazret-i Râbia, çok oruç tutardı. Bir defâsında bir hafta hiç yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlığı iyice şiddetlendi. Nefsine eziyet ettiğini düşünürken birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi, o da yemeği alıp, yere koydu. Mum getirmeğe gitti, gelince bir kedinin yemeğini dökmüş olduğunu gördü. Su bardağını almaya gitti. Mum söndü. Su içmek isterken bardak düşüp kırıldı.
O da;
"Yâ Rabbî! Bu zavallı kulunu imtihan ediyorsun, fakat âcizliğimden sabredemiyorum." diyerek bir âh çekti. Bu âhtan neredeyse ev yanacaktı.
Bir ses duyuldu:
"Ey Râbia, istersen dünyâ nîmetlerini üstüne saçayım. İstersen, üzerindeki dert ve belâları kaldırayım. Fakat bu dertler, belâlar ile dünyâ bir arada bulunmaz."
Bu sözü işitince;
"Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma." diye duâ etti.
Bundan sonra dünyâ zevklerinden öyle kesildi ki; kıldığı namazı;
"Bu benim son namazımdır." diye huşû ile kılar, hep Allahü teâlâ ile meşgûl olurdu. Hattâ birisi gelip kendisini Allahü teâlâ ile meşgûliyetten alıkoyar korkusuyla;
"Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle de, kimse senden alıkoymasın." diye duâ ederdi.
süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
Ýþte Davet Linkin!!
http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1
BEN TEDÜM, SEN DE TEMEYESUN HAA
Bir yaz eyyabında Akçaabat'da öyle bir dolu yağmış ki, âfât!... Bağ bahçe, tarla tapan, sebze meyve ve ne varsa hepsini darmadağan etmiş.
Dolu geçip de ortalık durulunca Veli (Haçkalı) Baba, dervişlerinden biriyle o perişanlığın, o darmadağınıklığının kenarından geçerken, etrafa şöööyle bir bakınarak:
-Ula yâ Rabbim, demiş ha bu senin yapduğunu bir kariş uşak yapmaz daa!
Ondan sonra da yanındaki dervişine dönerek:
-Ben tedüm, sen de temeyesun haa! Sakın ha sen de benim gibi konuşmayasun! demiş.
süper Teklif sende üye ol sende kazan!!!!
Ýþte Davet Linkin!!
http://www.superteklif.com/SuperUye/...9-f6001b6878a1
Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)
Yer imleri