Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
2 sonuçtan 1 ile 2 arasý

Konu: Baþbuð'dan Hayatý Ýle Ýlgili Verdiði Mülakat

  1. #1

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Baþbuð'dan Hayatý Ýle Ýlgili Verdiði Mülakat

    Baþbuð Atatürk'ün hayatý ile ilgili verdiði Mülakatlar

    Baþbuð Atatürk'ün Ýlk Hatýralarý

    ''Çocukluðuma dair ilk hatýrladýðým þey, mektebe girmek meselesine aittir. Bundan dolayý annemle babam arasýnda þiddetli bir mücadele vardý. Annem, ilâhilerle mektebe baþlamamý ve mahalle mektebine gitmemi istiyordu. Rüsumatta memur olan babam, o zaman yeni açýlan Þemsi Efendi'nin mektebine devam etmeme ve yeni usul üzerine okumama taraftardý.
    Nihayet babam iþi mâhirane bir surette halletti: Evvelâmerasim-i mütâde (alýþýlmýþ tören) ile mahalle mektebine baþladým. Bu surette anmemin gönlü yapýlmýþ oldu. Birkaç gün sonra da mahalle mektebinden çýktým. Þemsi Efendi'nin mektebine kaydedildim.
    Az zaman sonra babam vefat etti. Annemle beraber dayýmýn nezdine (yanýna) yerleþtik. Dayým köy hayatý geçiriyordu. Ben de bu hayata karýþtým. Bana vazifeler veriyor, ben de bunlarý yapýyordum. Baþlýca vazife tarla bekçiliði idi. Kardeþimle beraber bakla tarlasýnýn ortasýndaki bir kulübede oturduðumuz anlarý unutamam. Çiftlik hayatýnýn diðer iþlerine de karýþýyordum. Böylece biraz vakit geçince, annem mektepsiz kaldýðým için endiþe etmeye baþladý. Nihayet Selânik'te bulunan teyzemin evine gitmeme ve mektebe devam etmeme karar verildi. Selânik'te Mülkiye Ýdadisi'ne kaydoldum. Mektepte Kaymak Hafýz isminde bir hoca vardý. Bir gün sýnýfýmýzda ders verirken diðer bir çocukla kavga ettim. Çok gürültü oldu. Hoca beni derhal mektepten çýkardý.

    Ýlk Emrivaki

    Komþumuzda binbaþý Kadri Bey isminde bir zat oturuyordu. Oðlu Ahmet Bey askerî rüþtiyesine devam ediyor ve mektep elbisesi giyiyordu. Onu gördükçe ben de böyle elbise giymeðe hevesleniyordum. Sonra sokaklarda zabitler görüyordum. Bu dereceye vâsýl olmak için tâkip edilmesi lâzým gelen yolun, askerî rüþtiyesine girmek olduðunu anlýyordum.
    O sýrada annem Selânik'e gelmiþti. Askerî rüþtiyesine girmek istediðimi söyledim. Valide askerlikten mütehâþi idi (ürkmüþtü). Asker olmama þiddetle mümanaat ediyordu (karþý koyuyordu). Kabul imtihaný zamaný ona sezdirmeden kendi kendime askerî rüþtiyesine giderek imtihan verdim. Böylece valideye karþý bir emrivâki ihdas edilmiþ oldu.
    Rüþtiyede en çok riyaziyeye merak sardýrdým. Az zamanda bize bu dersi veren öðretmen kadar, belki de daha ziyade malûmat sahibi oldum. Derslerin fevkinde meselerle iþtigal ediyordum. Tahriri sualler yazýyordum. Riyaziye muallimi de tahriren cevap veriyordu.

    Öðretmenimin ismi Mustafa idi. Bir gün bana dedi ki: ''Oðlum, senin de ismin Mustafa, benim de... Bu böyle olmayacak. Arada, bir fark bulunmalý, bundan sonra adýn Mustafa Kemal olsun...'' O zamandan beri ismim filhakika Mustafa Kemal kaldý.
    Öðretmen sert bir adamdý. Sýnýfta birinci, ikinci tanýmýyordu. Bir gün bize: ''Aranýzda kendine kimler güveniyorsa kalksýnlar, onlarý müzakereci yapacaðým'' dedi. Evvelâ tereddüt ettim. Ayaða öyleleri kalktý ki ben kalkmamayý tercih ettim. Bunlardan birinin müzakeresi altýna girdim. Müzakerenin sonunda tahammülüm son dereceye geldi. Ayaða kalkarak: ''Ben bundan iyi yaparým'' dedim. Bunun üzerine öðretmen beni müzakereci yaptý, eski müzakereciyi benim müzakerem altýna verdi.
    Askerî rüþtiyesini ikmal ettiðim zaman merakým epeyce ileri gitmiþti. Manastýr askerî idadisinde riyaziye (matematik) pek kolay geldi. Bununla meþgul olmaða devam ettim. Fakat Fransýzcada geri idim. Muallim benimle çok meþgul olmuyor, acý ihtarlarda bulunuyordu. Bu ihtarlar benim pek gücüme gitti. Ýlk sýla zamanýnda çare aradým. Ýki, üç ay gizlice Frerler mektebinin hususî sýnýfýna devam ettim. Böylece mektep derslerine nisbetle fazla derecede Fransýzca öðrendim.

    Edebiyat Meraký

    O zamana kadar edebiyatla çok temasým yoktu. Þiir ve edebiyat diye bir þey olduðuna o zaman muttali oldum (öðrendim). Ona çalýþmaða baþladým. Þiir bana cazip göründü. Fakat kitabet öðretmeni diye yeni gelen bir zat, beni þiirle iþtigalden menetti. ''Bu tarz iþgal seni asker olmaktan uzaklaþtýrýr'' dedi. Maahaza güzel yazmak hevesi bende baki kaldý.
    Ýdadide iken muannidane (inatla) bir surette çalýþýyorduk. Sýnýfta birinci, ikinci olmak için hepimizde þiddetli bir gayret vardý. Nihayet idadiyi bitirdim. Harbiyeye geçtim. Burada da riyaziye meraký devam ediyordu. Birinci sýnýfta saf, gençlik hayallerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasýl geçtiðinin hiç farkýnda olmadým. Ancak dersler kesilince kitaplara sarýldým.
    Ýkinci sýnýfa geçtikten sonra askerlik derslerine merak sardýrdým. Þiir yazmak hakkýnda idadi hocasýnýn vazettiði memnuiyeti unutmuyordum. Fakat güzel söylemek ve yazmak hevesi baki idi. Teneffüs zamanlarýnda kitabet talimleri yapýyorduk. Saati ellerimize alýyor, ''bu kadar dakika sen, bu kadar dakika ben söyleyeceðim.'' diye müsabaka ve münakaþalar tertipliyorduk.

    Siyasî Ýþtigaller ve Yeni Fikirler

    Harbiye senelerinde siyaset fikirleri baþgösterdi. Vaziyet hakkýnda henüz nâfiz (içe iþliyen) bir nazar hâsýl edemiyorduk. Sultan Hamit devri idi. Namýk Kemal Bey'in kitaplarýný okuyorduk. Tâkibat sýký idi. Ekseriyetle ancak koðuþta, yattýktan sonra okumak imkânýný buluyorduk. Bu gibi vatanpervarane eserleri okuyanlara karþý takibat yapýlmasý, iþlerin içinde bir berbatlýk bulunduðunu ihsas ediyordu (sezdiriyordu). Fakat bunun mahiyeti gözlerimiz önünde tamamýyla tebellür etmiyordu (belirmiyordu.)
    Erkân-ý harp sýnýflarýna geçtik. Mutad olan derslere çok iyi çalýþýyordum. Bunlarýn fevkinde olarak bende ve bazý arkadaþlarda yeni fikirler peyda oldu.
    Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalýklar oldðunu keþfetmeye baþladýk.

    Mektepte Çýkarýlan Gazete

    Binlerce kiþiden ibaret olan Harbiye talebesine bu keþfimizi anlatmak hevesine düþtük. Mektep talebesi arasýnda okunmak üzere mektepte el yazýsiyle gazete tesis ettik.
    Sýnýf dahilinde ufak teþkilâtýmýz vardý. Ben heyet-i idareye dahildim. Gazetenin yazýlarýný ekseriyetle ben yazýyordum.
    O zaman Mekâtip (okullar) Müfettiþi Ýsmail Paþa vardý. Bu harekâtýmýzý keþfetmiþ. Tâkip ettiriyormuþ. Mektebin Müdürü Rýza Paþa isminde bir zattý. Bu zat Padiþah nezdinde Ýsmail Paþa tarafýndan tahtie edilmiþ (hatalý görülmüþ) ''Mektepte böyle talebe var. Ya farkýnda olmuyor, ya müsamaha ediyor.'' denilmiþ. Rýza Paþa mevkiini muhafaza için inkâr etmiþ.
    Bir gün, gazetenin icap eden yazýlarýndan birini yazmakla meþguldük. Baytar dershanelerinden birine girmiþ, kapýyý kapatmýþtýk. Kapý arkasýnda birkaç nöbetçi duruyordu. Rýza Paþa'ya haber vermiþler. Sýnýfý bastý. Yazýlar masa üstünde ve ön tarafta duruyordu. Görmemezliðe geldi. Ancak dersten baþka þeylerle iþtigal vesilesiyle tevkifimizi emretti. Çýkarken: ''Yalnýz izinsizle iktifa olunabilir'' dedi. Sonra hiçbir ceza tatbikýna lüzum olmadýýný söylemiþ. Böyle hareket etmesinde, kendine atfedilen kusuru meydana çýkarmamak gayretinin dahli olmakla berabre hüsn-i niyeti de inkâr edilemezdi.
    Eskân-ý Harbiye sýnýflarýnýn nihayetine kadar bu iþlere devam ettik. Yüzbaþý olarak mektepten çýktýktan sonra Ýstanbul'da geçireceðimiz müddet zarfýnda bu iþlerle daha iyi iþtigal için bir arkadaþ namýna bir apartman tuttuk. Ara sýra orada toplanýyorduk. Bu hareketlerimizin hepsi tâkip olunuyor ve biliniyordu.

    Aramýza Giren Hafiye

    Bu sýrada Fethi Bey namýnda eski arkadaþlardan zabit iken askerlikten terdolunmuþ bir zat karþýmýza çýktý. Kendisinin sefalet-i halinden (yoksul durumundan) muavenete (yardýma) muhtaç olduðundan, yatacak yeri bulunmadýðýndan bahisle bize iltica etti( sýðýndý). Biz de bu zatý malikolduðumuz apartmanda yatýrmaya ve muavenet (yardým) etmeye karar verdik. Ýki gün sonra kendisinin talebi üzerine bir yerde mülâki olacaktýk. Gittiðim zaman yanýnda mâbeyne mensup bir de yâver gördüm. Apartmanda yatan Ýsmail Hakký Bey namýnda bir zat vardý, derhal götürmüþler. Bir gün sonra da bizi tevkif ettiler. Fethi Bey meðer Ýsmail Paþa'nýn hafiyesi imiþ, bir müddet münferit surette mahpus kaldým. Sonra mâbeyne götürdüler. Ýsticvap edildim (sorguya çekildim). Ýsmail Paþa, baþkâtip, bir de sakallý bir adam hazýr bulunuyordu. Ýsticvaptan anladýk ki gazete çýkardýðýmýzdan, teþkilât yaptýðýmýzdan, apartmanda çalýþtýðýmýzdan, hulâsa bütün bu iþlerden dolayý maznun bulunuyorduk. Daha evvelki arkadaþlar itiraflarda bulunmuþlar. Birkaç ay böyle mevkuf tutulduktan sonra býraktýlar.

    Askerî Hayatýmýn Baþlangýcý

    Birkaç gün sonra Erkân-ý Harbiye Dairesine tekmil erkân-ý harp arkadaþlarý çaðýrdýlar. Mütesaviyen (eþit olarak) Edirne ve Selânik'e, yani o zamanki ikinci ve üçüncü ordulara gönderilmemiz mukarrerdi. Kur'a çekileceðini, fakat beynimizde (aramýzda) anlaþýrsak kur'aya lüzum kalmayacaðýný söylediler. Ben arkadaþlara iþaret ettim. Biraz konuþtuk. Filhakika ufak bir anlaþma neticesinde ikinci ve üçüncü ordulara gidecekleri ayýrdýk. Bu tarz hareketi aramýzda teþkilât bulunduðuna delil diye telâkki ettiler. Beni Suriye'ye nefyettiler (sürgün ettiler). Þam'da bir süvari kýt'asýnda staj yapmaya memur olunmuþtum. O sýralarda Dürzîlerle bir takým meseleler vardý. Dürzîler üzerine kýtaat sevkolunuyordu. Ben de bu meyanda gittim. Dört ay orada kaldým.

    Hürriyet Cemiyetinin Tesisi

    ''Hürriyet Cemiyeti'' namýnda bir cemiyet vücude getirdik. Bunu tevsi (geniþletmek) için aldýðýmýz tedbirler meyanýnda benim muhtelif sünufu askeriyede (askeri sýnýflarda) staj yapmak bahanesiyle Beyrut, Yafa ve Kudüs'e gitmem vardý.
    Böylece hareket ettim. Ýsimlerini saydýðým yerlerde teþkilât yapýldý. Yafa'da, daha fazlaca kaldým. Oradaki teþkilât daha kuvvetli oldu. Fakat Suriye'de arzu ettiðimiz derecede iþi taazzuv ettirmek (oldurmak) gayri mümkün görünüyordu. Bende iþin Makedonya'da daha sert gideceði kanaati vardý. Oraya gitmek için çare düþünmekte idim.
    Nefye (sürgüne) dair hakkýmda çýkan iradede ''vesait-i sehile ile memleketine gidemeyecek bir yere gönderilmesi'' kaydý vardý. Bu itibarla Makedonya'ya gitmek müþküldü. O esnada bir yanlýþlýk mahsulü olduðuna þüphe olmayan bir mezuniyet tezkeresi elimize geçti. Buna yanlýþlýk denebilir. Fakat bu yanlýþký þurada burada çalýþan komite erkânýnýn netice-i mesaisi (çalýþmalarýnýn sonucu) olarak icat edilmiþti.
    Bu tezkereye nazaran mezunen Ýzmir'e gidebilecektim. Ýþin içinde bir yanlýþlýk olduðunun meydana çýkacaðýný takdir ediyordum. Fakat o esnada Selânik'te topçu müfettiþi bulunan Þükrü Paþa'nýn gayet vatanperver bir zat olduðunu hikâye ediyorlardý. Kendisine bir mektup yazdým. Kendimi ve maksadýmý az çok açýkça anlattým. Bu maksatlarýn seri surette yapýlmasý Makedonya'ya gitmeme mütevakkýftý (baðlý idi). Kendi evsafý hakkýnda duyduðum þeyler doðru ise delâlet (yardým) etmesini rica ettim. Doðrudan doðruya cevap vermedi. Fakat ne þekilde olursa olsun kendiliðinden Selânik'e gidersem iþi temin edeceðini bilvasýta bildirdi. Tezkereyi cebimize koyduk. Makedonya'ya gitmek üzere hareket ettim. Fakat hareketi müteakýp meselenin meydana çýkmasý ihtimaline karþý izimi kaybettirmek için evvelâ Mýsýr'a, sonra Yunanistan'a gitim. Þayet bir malûmat olursa oralardan geçerken Yafa'da bildireceklerdi. Hiçbir þey yazmadýlar. Mütenekkiren (kýlýk deðiþtirerek) Selanik'e girdim. Bir gece Þükrü Paþa'yý gördüm. Benimle temastan tevahhus ediyordu (ürküyordu). Ben ciddî bir nokta-i istinat (dayanma noktasý) bulmaksýzýn dört ay kadar Selânik'te kaldým. Hürriyet Cemiyeti'nin bir þubesini tesis ettim.

    Makedonya'ya Resmen Nakil

    Selânik'te bulunduðumu Ýstanbul haber alarak, takibata baþladý. Oradan tekrar mütenekkiren (kýlýk deðiþtirerek) Yafa'ya geldim. O zaman bir Akabe meselesi vardý. Kendimi derhal hududa memur ettim. Arandýðým zaman hudut üzerinde isbat-ý vücut ettim.
    Cem'an (Toplam) iki buçuk, üç sene Suriye'de kalmýþtým. Bu müddet zarfýnda her þey unutulmuþtu. Makedonya'ya nakil için resmen müracaat ettim. Maksadýma nihayet vâsýl oldum.
    Selânik'e geldiðimde bizim Hürriyet Cemiyeti'nin ''Terakki ve Ýttihat'' namýný aldýðýný duydum. Doktor Nazým Bey, Paris'ten Selânik'e gelmiþ. ''Terakki ve Ýttihat Cemiyeti'nin tarihte yeri var. O nam altýnda çalýþýrsa daha iyi tesir eder'' diye arkadaþlarý ikna etmiþ. Cemiyet o nam altýnda çalýþmakta devam etti. Resmi memuriyetim, maiyet müþürü erkân-ý harbiyesinde idi. Ben bu vaziyette iken 1324 (1908) senesi geldi ve Meþrutiyet ilan olundu.

    Meþrutiyet'ten sonra

    Meþrutiyet'ten sonra bütün eþhas (þahýslar) meydana çýktý. O zamana kadar saf ve nezih (temiz) çalýþýyorduk. Ben herkesi öyle biliyordum. Þahsi nümayiþleri çirkin buldum.
    Bazý arkadaþlarýn harekâtýný þayan-ý tenkid gördüm. Tenkidden içtinap etmedim (çekinmedim).
    Bu fenalýklarý bertaraf etmek için ilk düþündüðüm tedbir ordunun siyasetten çekilmesi nazariyesi idi. Bunu diðer arkadaþlar caiz görmüyorlardý. Nihayet 31 Mart Vak'asý oldu. Bu vak'a üzerine Makedonya'dan giden kýtaatýn ve ilk devirde Edirne'den bunlara iltihak eden kuvvetlerin erkân-ý harbiye reisi olarak Ýstanbul'a gittim. Bidayette kumandan Hüsnü Paþa idi. ''Hareket Ordusu'' ismini ben buldum. O zaman bunun manasýný kimse anlamamýþtý. Mesele þundan ibaretti: Ýstanbul'a hitaben bir beyanname yazmak lazým geldi. Bunu ben yazdým. Sonra sefirlere hitaben ikinci bir beyanname yazdýk. Buna ne imza konulmasý münasip olduðunu düþündük. Bazý arkadaþlar ''Hürriyet Ordusu'' dediler. Halbuki bütün ordu hürriyet ordusu vaziyetinde idi.
    Hareket halinde bulunan kuvvetlerin vaziyetini göstermek için ''hürriyet ordusunun operasyon kuvvetleri'' denildi. Ben bu ''operasyon'' kelimesinin Türkçeye tercümesini düþünerek ''Hareket Ordusu'' tâbirini kullandým.

    31 Mart'tan sonra

    31 Mart meselesi halledilince tekrar Selânik'e döndüm. Ordunun cemiyetten ayrýlmasý ve siyasetle iþtigal etmemesi nokta-i nazarýný bu defa daha kuvvetle ileri sürmeye baþladým.
    Ýlan-ý meþrutiyetten (meþrutiyetin ilanýndan) sonra teþkilât yapmak için Trablusgarp'a gönderilmiþtim. Her defa orada Ýttihat ve Terakki Kongresi'ne murahhas (delege) intihap olunuyor, fakat gitmiyorduk. Bir defa yalnýz bu maksadý anlatmak için gittim. Maksadýmý kabul ettirdim. Fakat muvaffakiyet yalnýz kongrenin nazari kararýnda kaldý. Tatbik edilmedi. Ýttihat ve Terakki'nin bazý eþhasý (kiþileri) ile aramýzda Meþrutiyet'ten sonra baþlayan ihtilâf-ý efkâr (fikir ayrýlýðý) nihayet derecede þiddetlendi ve tamam bu ana kadar devam etti.
    Bundan sonra yeni ordu teþkilâtý yapýldý. Ýzzet Paþa Erkân-ý Harbiye Reisi idi. Ben bu teþkilâtta Selânik kolordusu Erkân-ý Harbiyesi'ne küçük rütbede bir zabit sýfatýyla dahil oldum. Henüz kolaðasý rütbesinde idim. Ordunun talim ve terbiyesi ile uðraþýyordum. Bu itibarla þifahi ve tahriri pek çok tenkitler yapmak mecburiyeti hâsýl oluyordu. Bun tenkidat bilhassa eski kumandanlarý rencide ediyordu. Bunun, benim ameliyattan ziyade nazariyatçý olduðumdan ileri geldiðine zahip olarak (kapýlarak) mücazat (cezalandýrma) kabilinden 38'inci piyade alayýna kumandan yaptýlar. Bu tâyin gazap yüzünden rahmet oldu. Alay Kumandanlýðý'ný ifa ettiðim sýrada, Selânik'te bulunan tekmil garnizon kýtaatý, alayýn tatbikatýna kendiliklerinden iþtirâke baþladýlar. Verilen konferanslara diðer zabitlerin iþtirâki görüldü. O zaman Selânik'te bu faaliyetten þüphelendiler. Beni Mahmut Þevket Paþa marifetiyle Ýstanbul'a çaðýrdýlar. Erkân-ý Harbiye-i Umumiye'de bir vazifeye tâyin ettiler.
    Selânik'te bulunduðum sýrada Arnavutluk harekatýyla meþgul olmuþtum. Evvela Þevket Turgut Paþa memur iken Mahmut Þevket Paþa bizzat Arnavutluk harekâtýný ele almýþtýr. Beni de erkân-ý harbiye reisi diye beraber götürdü.

    Trablus ve Balkan harpleri

    Ýstanbul'a çaðýrýldýðým sýrada Ýtalyanlar Trablusgarp'a hücum ettiler. Ben de tebdil-i nam (ad deðiþtirme) ve kýyafet ederek bazý arkadaþlarla beraber Mýsýr'a oradan Bingazi taraflarýna gittim. Bir sene kadar devam eden harp esnasýnda Bingazi Kuvvetleri Kumandanlýðý'nda bulundum.
    Asýl memlekette de Balkan Harbi baþlamýþtý. Bulgar ordusu Çatalca hattýna ve Bolayýr'ýn þimâline (kuzeyine) geldiði bir sýrada Ýstanbul'a avdet ettim (döndüm).
    Umumî harp

    Bu senenin nihayetinde Harb-i Umumî ilan olundu. Vâki olan müracaat ve talebim üzerine Tekirdaðý'nda henüz teþkil edilen 19'uncu fýrkaya kumandan oldum. Arýburnu'nda, Anafarta'da bulundum. Ýngilizler çekilip gittikten sonra bir ay Edirne'de 16'ncý Kolordu ile kaldým. Sonra Kolordu Kumandaný olarak Diyarbakýr ve havalisine gittim. Orada yaptýðýmýz mühim muharebelerden biri, Bitlis ve Muþ'un Ruslardan istirdadýdýr (kurtarýlmasýdýr).

    Harbin son safhasýnda

    Harbin son safhasýnda bazý fikirlerim kabul edilmeyince kumandayý da red ile Ýstanbul'a döndüm.
    O sýralarda idi. Veliahd ile birlikte Alman Karargâh-ý Umumîsi'ne gittik ve Alman garp cephesinin bazý aksamýný gördük. Bu müþahedatýmdan (gözlemimden) Hindenburg ve Ludendord ile mülâkatlarýmdan sona mutalebat-ý sâbýkamdaki (eski isteklerimdeki) isabete daha ziyade kani oldum.
    O zaman hâsýl ettiðim son kanaat, Harb-i Umumi'ye dahil olunduðu ilk anda söylemiþ olduðum fikrin ayný olarak tecelli etti (meydana çýktý).
    Binnetice vaktiyle istifa etmiþ olduðum 7. Ordu Kumandanlýðý'na tekrar baþlamak üzere Nablus'a gittim.

    Mütarekeden sonra

    Ayný sýralarda mütareke imza edilmiþti. Daha Halep'te iken, derhal kabineyi tebdil etmek (deðiþtirmek) ve yerine isimlerini sarahaten (açýkça) söylediðim zevattan (kiþilerden) mürekkep bir kabine geçirmek lüzumunu ve ayný zamanda benim Ýstanbul'a celbim faydalý olacaðýný açýktan açýða Ýstanbul'a bildirmiþtim. Vâkýa kabine tebeddil etti, fakat benim Ýstanbul'a celbime lüzum görülmedi. Nihayet bu kabine de düþtükten sonra Ýstanbul'a gittim.
    Ýstanbul'a muvasalatýmda (varýþýmda) benim nazarýmda vaziyet þu idi: Meclis-i Meb'usan nasýl hareket etmek lazým geleceðinde mütereddit (kararsýz) bulunuyordu.
    Yeni sukut etmiþ (düþmüþ) zevatla ve mes'uslarla ayrý ayrý görüþtüm. O zaman düþündüðüm þey, her ciheti tatmin ederek müdafaa-i memleket için kuvvetli bir vaziyet ihdas olunabileceði merkezinde idi. Fakat bu düþünce üzerinde lüzumu kadar çalýþmaya vakit kalmadan Meclis'in feshine þahit olduk.
    Ýstanbul erbabý hamiyetince (hamiyetli kimselerinden) muhtelif namlar altýnda programlar ve fýrkalar teþkil olunmak suretiyle çare-i halâs (kurtuluþ yolu) aranmakta idi. Bunlarýn her birini ayrý ayrý tetkik ettim. Hiçbiri bir kuvve-i teyidiyeye (inandýrýcý kuvvete) istinat etmiyordu (dayanmýyordu). Binaenaleyh hiçbiriyle teþrik-i mesâiden (iþbirliðinden) bir netice beklemedim. Kuvve-i teyidiyenin doðrudan doðruya millet olacaðý kanaati bende pek kuvvetli idi.

    Ýstanbul'dan ayrýlmak kararý

    Ýstanbul'da cereyan eden ahvalden, yapýlan teþebbüslerden, bilhassa vaziyetin vahamet (aðýrlýk) ve fecaatinden milletin haberi yoktu. Ýstanbul'da oturup milleti haberdar etmek imkâný da kalmamýþtý. Binaenaleyh yapýlacak þeyin Ýstanbul'dan çýkýp milletin içine girmek ve orada çalýþmak olduðuna karar verdim. bunun suret-i icrasýný (uygulama þeklini) düþündüðüm ve bazý arkadaþlarla müzakere ettiðim sýrada idi ki hükümet beni ordu müfettiþi olarak Anadolu'ya göndermeyi teklif etti. Bu teklifi derhal maalmemnuniye (sevinçle) kabul ettim ve tam Yunanlýlarýn Ýzmir'e girdikleri gün idi ki Ýstanbul'dan ayrýldým.
    Benim düþündüðüm þu idi: Her tarafta muhtelif namlar altýnda birtakým teþekküller baþlamýþtý. Bunlarý ayný program ve ayný nam altýnda birleþtirerek bütün milleti alâkadar etmek ve bütün orduyu da bu maksada hâdim (hizmet eder) kýlmak lâzýmdý. Anadolu'ya girdiðim zaman, daha ordu müfettiþi sýfat ve salâhiyeti üzerimde iken, bu noktadan iþe baþladým ve bu maksat az zamanda hâsýl oldu.
    Takip ettiðim tarz-ý mesai (çalýþma tarzý) Ýstanbul'da malûm olunca beni Ýstanbul'a celbetmek istediler. Gitmedim. Binnetice istifa ettim.
    Bir ferd-i millet sýfatýyla Erzurum Kongresi'ne iþtirak ettim. Erzurum Kongresi'nde tespit edilen esaslarý bütün memlekete teþmil (yayma) maksadýyla Sivas'ta da bir kongre akdolundu. Bu kongrelerin tevlit ettiði Heyet-i Temsiliye namýndaki heyetle kongrelerin esasatýný takip ettik.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi

    Meb'usanýn (milletvekillerinin) tekrar intihabý (seçimi) ve Meclis'in Ýstanbul'da küþadý (açýlmasý) temin olunmuþsa da Meclis'in duçar-ý tecavüz (saldýrýya uðramýþ) olmasý üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni vücude getirmeye teþebbüs olunmuþ ve bu suretle 23 Nisan tarihinde bu Meclis toplanýp iþe baþlamýþtý. Teþkilât-ý Esasiye Kanunu'nda mevcut olup mezkûr kanunun ruhunu ifade eden ve ilk projede zikrolunan prensiplerin menþeine gelince, esasen ötedenberi Hâkimiyet-i Milliye'nin en iyi temsili mümkün olacaðýna dair nazari olarak bazý tetkikat ve tetebbuat-ý nazariyeden benim çýkarabildiðim netice þu idi: Hâkimiyet-i Milliye'nin tamamýyla mütecelli olmasý (meydana çýkmasý), bunun sahib-i aslîsi (asýl sahibi) olan bütün insanlarýn bir araya gelip, bunu bilfiil istimal etmesiyle (kullanmasýyla) mümkündür. Fakat bütün Türkiye ahalisinin toplanmasý suretiyle bu maksadýn teminine amelî bir çare olsa olsa bunlarýn sahib-i salâhiyet vekillerinin bir araya gelip bu iþi yapmasý olabilirdi. Hâkimiyet-i Milliye'mizin bir zat veyahut eþhasý mahdut (sýnýrlý) kabine gibi bir heyet tarafýndan temsil edilmesi yüzünden memleketi ve milleti istibdattan kurtaramadýðýmýz vekayi-i tarihiye ile (tarihi olaylarla) müsbit (ispat edilmiþ) olduðundan herhalde bu hakký temsili mümkün olduðu kadar çok insanlardan mürekkep ve müddet-i vekâleti az bir heyette temsil ve tecelli ettirmek bence yegâne çare idi. Memleket dahilinde ve millet içinde evvel ve âhýr (sonra) yapmýþ olduðum tetkikat ve tetebbuat (araþtýrma) da bana bu fikrin kaabiliyet-i icraiyesinde (uygulamasýnda) büyük imkânlar ve isabetler olduðu kanaatini vermiþti. Herhalde halkýmýzý idare ile yakýndan alâkadar etmek yani idareyi doðrudan doðruya halkýn eline verebilecek bir tarzý idareyi tesis etmek hem Hâkimiyet-i Milliye'nin hakiki olarak temsili ve hem de bu sayede milletin benliðini anlamasý itibariyle elzem (çok lüzumlu) idi.
    Ýþte bu düþüncelerin bu tetkiklerin ilhamý olarak bu proje yapýlmýþtý.
    Teþkilât en ufak daireye kadar teþmil edildiði takdirde muhassalanýn (elde olunan sonuç) daha büyük ve feyznak (feyizli) olacaðýna þüphe yoktur. Memleket ve milletin içinde bulunduðu müþkülâtý ve hal-i harbi de (savaþ durumunu da) düþünürsek Meclis'in muhassala-i faaliyetini (çalýþmalarýnýn sonucunu) ve oradaki muvaffakiyetini takdir etmemek mümkün deðildir.

    Misak-ý Milli ve ondan sonrasý

    Misak-ý Milli sulh akdetmek için en mâkul ve asgari (en az) þeraitimizi (þartlarýmýzý) ihtiva eder bir programdýr. Sulhe vâsýl olmak için temerküz ettireceðimiz (toplayacaðýmýz) esasatý ihtiva eder. Fakat memleket ve milleti kurtarmak için sulh yapmak kâfi deðildir. Milletin halâs-ý hakikisi (gerçek kurtuluþu) için yapýlacak mesai ondan sonra baþlayacaktýr. Sulhtan sonraki mesaide muvaffak olabilmek milletin istiklâlinin mahfuziyetine (korunmasýna) vâbestedir (baðlýdýr). Misak-ý Milli'nin hedefi onu temindir. Memleket ve milletin âtisinden (geleceðinden) asýl emin olabilmesi, bir defa milliyetçilik esasýna istinat eden teþkilâtý idariyesinin bihakkýn teþmiþ ve taazzuv ettirilmesi ve tatbik olunmasýyla beraber ahval-i iktisadiyemizin (ekonomik durumumuzun) refah-ý millimizi (milli refahýmýzý) temin edecek tarzda ýslah ve ihyasýna (canlandýrýlmasýna) vâbestedir (baðlýdýr).
    Bu hakayiký (gerçeði), akîde-i milliye tanýyarak muhafaza edebilecek bir heyet-i içtimaiye olabilmemiz için de maarifimizi tamamen amelî ve ihtiyacat-ý hakikiyemize (gerçek gereksinmemize) muvafýk bir program dairesinde ihya etmek lazýmdýr. Bu noktalarda muvaffakiyet sayesinde memleket imar edilebilecek ve millet zenginleþtirilebilecektir.
    Ufak bir program kadrosu söylemek lazým gelirse: teþkilât baþtan nihayete kadar millet teþkilâtý olacaktýr. Ýdare-i Umumiye'yi milletin eline vereceðiz. Bu Heyet-i Ýçtimaiye'de sahib-i hak olmak, herkesin sahib-i sa'y (çalýþma sahibi) olmasý esasýna istinat edecektir (dayanacaktýr). Millet, sahib-i hak (hak sahibi) olmak için çalýþacaktýr.
    Islah olunacak þeyler, iktisadiyat ve maariftir. Bu sayede memleket imar edilecek, millet refah sahibi olacaktýr.
    Hiçbir millet ve memlekete karþý fikr-i tecavüz (tecavüz fikri) beslemeyiz. Fakat muhafaza-i mevcudiyet ve istiklâl için, bir de milletimizin bu dediðimiz sahada müsterihane ve kemal-i itminan (tam bir güvenle) çalýþarak müreffeh ve mesut olmasýný temin için her vakit memleket ve milletimizi müdafaaya kaadir (gücü yeter) bir orduya malikiyet de nuhbe-i âmâlimizdir (emellerimizin en kutsalýdýr).
    Teþkilâtý idaremizde bütün bu esaslarýn mahfuziyeti tabiidir. Buna nazaran hükümet doðrudan doðruya BMM'nin kendisidir. Böyle umur-u idareyi (idari iþleri) memlekette sahib-i icraat olan bir heyetin, muhtelif fikir ve içtihatlar etrafýnda toplanmýþ partilerden ziyade müþterek nukat-ý esasiyeye (esas noktalara) riayetkâr mümteziç (kaynaþmýþ) ve müstenit bir heyet olmasý þayaný arzudur. Ancak içtimai esaslarýmýzýn menbaý (kaynaðý) olan millette henüz hayat ve saadat-i hakikiyelerini kâfil (saðlayan) efkârý umumiye þâmil bir surette gayri mütebariz (belirsiz) olduðundan, bundan istifade ederek kendi fikir ve içtihatlarýnýn isabetli iddiasýnda bulunacak bazý insanlarýny ine bazý kimseleri kendi nokta-i nazarlarýna raptetmesi (baðlamasý) ve binnetice parti haline teþekküller vücude gelmesi baîdül ihtimal (uzak ihtimal) deðildir.
    Buna mukabil bazý hususi içtihatlarýn mevcudiyeti belki de müsademe-i efkâr (fikir çarpýþmasý) için faydalý olabilir. Fakat eskisi gibi millet ve memleketten memba ve nokta-i istinat (kaynak ve dayanak noktasý) almayan ve onun menafi-i hakikiyesiyle hiç münasebeti olmayacak surette ya sýrf nazari veya hissi ve þahsi programlar etrafýnda parti teþkiline kalkýþacak insanlarýn millet tarafýndan hüsnü telâkkiye mazhar olacaðýný zannetmiyorum.
    Benim bütün tertibat ve icraatta düstür-u hareket ittihaz ettiðim bir þey vardýr. O da vücuda getirilen teþkilât ve tesisatýn þahýsla deðil, hakikatle kaabili idâme (sürekli) olduðudur. Binaenaleyh herhangi bir program, filanýn programý olarak deðil, fakat ihtiyac-ý millet ve memlekete cevap verecek efkârý (düþünceleri) ve tedabiri (tedbirleri) ihtiva etmesi itibariyle haiz-i kýymet ve itibar olabilir.

    Þahsi emeller istinatgâh bulamaz

    Misak-ý Milli dairesinde temin-i mevcudiyet ettikten sonra gürültü çýkarýp fesatçýlýk edecek ve tevsii arazi fikrinde bulunacak adamlar ortaya çýkamaz. Bence buna imkân yoktur.

    (Baþbuð Atatürk - 1922)

    Derleme: Türkiye Atatürkçüler Birliði Teþkilatý
    Savaþan Atsýz
    Kaynak: Bu Linki Görmeniz Ýçin SupersatForuma Uye Olmanýz Gerekmektedir.

    (ALINTIDIR)

  2. #2

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    hocam arşivlik bilgileri değerlendirdim çok sağolasın

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •