Letaif Nedir, Letaiflerin Anlamý, Ýþlevi, Görevleri Nelerdir?
-Letaif nedir?
Ruh bedeni baþtan aþaðý kaplar. Ruhun bazý manevi organlarý vardýr. Bunlar bedende bazý yerlerde bulunurlar. Yerleri sabittir. Bunlara letaif noktalarý denir. Yani letaifler ruhun manevi organlarýdýr. Bunlar da bedende bazý yerlerde bulunur.
-Letaifler nelerdir, ne iþe yararlar?
Tasavvufta baþlýca letaif noktalarý þunlardýr: Kalp, ruh, sýr, hafi, ahfa. Ayrýca iki kaþ arasýnda bulunan nefis, kafanýn üst kýsmýnda bulunan letaif-i küll.
Kalp sol memenin dört parmak kadar altýnda, ruh (Bu, terminolojide bildiðimiz ruhtan farklýdýr, sadece aralarýnda isim benzerliði vardýr. Bu, ruhun manevi bir organýdýr. Kendisi deðildir.) sað memenin dört parmak kadar altýnda, sýr sol memenin iki parmak kadar üstünde, hafi sað memenin iki parmak kadar üstünde, ahfa boðazýn altýndaki çukurundan iki parmak kadar aþaðýda bulunur.
Kalp letaifi, bildiðimiz kalple alakalý deðildir. Bildiðimiz kalbin altýnda asýl manevi kalp bulunur. Kalp, letaiflerin birinci basamaðýdýr. Nurunun rengi kýrmýzýdýr. Ýlahi huzur yeridir.
Ruh, genel anlamý ile bildiðimiz ruh deðildir. Buradaki ruh letaifi, genel anlamý ile bildiðimiz ruhun sadece manevi bir organýdýr. Yani onun bir latifesidir. Bütün letaifler genel anlamý ile bildiðimiz ruhu meydana getirirler. Burada manevi bir organ ve bir letaif olan ruh, ilahi muhabbet ve sevgi merkezidir. Nuru sarýdýr.
Sýr ilahi vahdet (birlik) merkezidir. Nurunun rengi beyazdýr.
Hafi ilahi istiðrak (boðulma, gark olma) merkezidir. Nurunun rengi yeþildir.
Ahfa ilahi izmihlal (yok olma, kaybolma) merkezidir. Nurunun rengi siyahtýr.
Zikir ve rabýta ile bu letaif noktalarý çalýþmaya baþladýðýnda iman konusundaki iþlevleri de kendisini göstermeye, taklidi iman yavaþ yavaþ tahkiki seviyeye ulaþmaya baþlar. Ýman edilecek þeyler bellidir. Sýnýrlýdýr. Ama onlara iman etme gücü ve niteliði deðiþebilir. Ýþte bu noktada letaiflerin çalýþmasý ve yükselmesi belirleyici bir rol oynamaktadýr.
Kiþi kalp letaifi ile Allah’ýn huzurunda olma duygusu ile ibadet edebilmekte, ruh letaifi ile O’na karþý muhabbet duymakta, sýr letaifi ile bu muhabbet derinleþip baþka þeylere olan baðlýlýklardan azade kýlýnmakta, tek bir Allah’a yönelinmekte, hafi letaifinde bu ilahi muhabbet kiþinin bütün varlýðýný kaplamakta, adeta kara sevdaya dönüþmekte, ahfa letaifinde ise ilahi aþk tamamen karþýlýksýz, nefsin hiç bir hazzý düþünülmeksizin ve pay almaksýzýn gerçekleþmektedir.
Þayet bir kiþi letaiflerini yukarýda ifade ettiðimiz ilahi aþk yolunda kullanmazsa büyük bir sapkýnlýða düþebilir. Zira letaiflerde ilahi bir güç ve cezbe vardýr. Nereye yönlendirilirse oraya doðru akarlar. Örneðin bir insan parayý hayatýnda temel alýr, bütün ruhsal gücüyle ona yönelirse, letaifleri de ona göre çalýþmaya baþlar, paraya büyük bir deðer verirler. Kalbi daima paranýn huzurunda yer alýr. Ruhu bütün muhabbetini ona verir. Sýrrý tek gerçek olarak parayý görür. Hafi letaifi paranýn aþkýna gark olur. Ahfa letaifi ile kiþi para için her þeyini feda edebilir. Böyle birisi artýk parayý ilah yerine koymuþtur ve ona tapmak afatýna düþmüþtür. Böyle birisine nasihat da kar etmez. Hidayetin ulaþmasý ise çok zordur. Bütün diðer putlar da böyledir.
Þöyle bir çevrenize baktýðýnýzda insanlarýn letaiflerini nasýl deðiþik putlarýn hizmetinde kullandýklarýný görürsünüz.
Ýnsanlarýn büyük kýsmýnýn günahlara tövbe etmesinde ve hak yola girmesinde engel olan en etkili þeyin karþý cinse karþý olan gayr-i meþru arzu, zina isteði olduðu kolaylýkla müþahede edilebilir. Zina yapmak isteði manevi hayatta çok büyük tahribatlar yapar. Letaifleri adeta dumura uðratýr. Þayet bu ilgi ve arzu sýr letaifine kadar ulaþýrsa kiþinin hidayete ulaþmasýný daha çok zorlaþtýrabilir. Beri yanda bu vaziyet dinde, imani konularda þüphe ve inkâr oluþturmaya da baþlar.
Mecazi aþk da letaifler ile oluþmaktadýr. Eskilerin kara sevda diye adlandýrdýklarý mecazi aþk çeþidi, bütün letaiflerin karþý cinse yönelmesi ile meydana gelmektedir. Tasavvuf ehli kiþiler bu çeþit aþký ilahi aþka bir köprü olarak deðerlendirip ona pek hor nazarla bakmamýþlardýr. Çünkü insanda yüce Allah’ýn (c.c.) pek çok sýfatý ve güzel ismi tecelli etmektedir. Nihayetinde bu çeþit bir aþk her an ilahi aþka dönüþebilir. Elbette yarý yolda kalanlar da bulunabilir. Bu da acýnacak bir vaziyettir.
-Letaiflerin nurlarý hakkýnda kaynak kitaplar neden çeliþkili bilgiler vermektedir?
Ýlahi nurlarý görme nimetini yüce Allah, sadatlarýn himmeti ile bize nasip etmeden önce bu konu kafama çok takýlýyordu: Allah dostlarý bu ilahi nurlarý istedikleri zaman görebildikleri halde niçin bu konuda çeliþkili bilgiler vermekte idiler? Bu soruyu kendime çok soruyordum. Örneðin biri hafinin nuruna ‘yeþil’ derken diðeri niçin ‘siyah’ olarak adlandýrmaktaydý? Doðrusu hangisiydi? Daha sonra kendi tecrübemle anladým ki, bu nurlar her bir letaif yerinde toplu olarak görülmektedir. Yani kiþi eline tespih alýp bir letaif noktasýnda zikretmeye baþladýðýnda deðiþik renklerdeki nurlarýn hepsi orada cevelan etmeye baþlamakta, birbiri içerisinde dönmektedirler. Dolayýsýyla bu durumda ilgili letaif noktasýnýn nuru tam olarak tespit edilememekte, bu konuda farklý yaklaþýmlar olabilmektedir.
Ben yukarýda letaif noktalarýndaki nurlar üzerine doðru bilgileri verdiðime inanmaktayým. Zira kendime göre uyguladýðým bir takým özel tekniklerle bunun saðlamasýný çok kez yaptým. Tabii doðrusunu ancak yüce Allah (c.c.) bilir.
-Letaiflerin en temel iþlevi ve görevi nedir?
Yüce Allah (c.c.), Kuran-ý Kerim’de Hz. Âdem’i (a.s) yarattýktan sonra ona ruhundan üflediðini belirtmektedir (bk. Secde suresi,9). Yani letaifler ruhun manevi organlarý olduðuna göre çok büyük birer emanettir. Allah’tan insana verilmiþlerdir. Kuran-ý Kerim’in ifadesiyle bu emanet yerlere, daðlara, göklere tevdi edilmiþ, fakat onlar kabul etmemiþlerdir. Ýnsanoðlu cahilliði ve zalimliði nedeni ile bu emaneti kabul etmiþtir (bk. Ahzab suresi, 72).
Letaiflerin temel iþlevi, bu yaratýlýþ gerçeðinde gizlidir ve insaný Allah’a ulaþtýrmaktýr. Ýnsan bu dünyada hiçbir surette Allah’ý göremez. Bunu büyük evliyalar, hususiyle Ýmam-ý Rabbani Hazretleri (k.s) Mektubat’ýnda defalarca kez beyan etmiþlerdir. Müþahade, Allah’ýn cemalini seyretme ahrette gerçekleþecektir. Yalnýz imaný geliþtirme, tahkiki seviyeye ulaþtýrma yolu ile bazý ilahi tecellilere insan ulaþabilir. Fakat bunlar hiç bir suretle Allah deðildirler. Zat tecellisi sýrasýnda görülenler de bu cümledendir.
Letaifler Allah’a iman etmek için yaratýlmýþlardýr. Temel vazifeleri budur. Ýmana hizmet etmektir. Taklidi imaný tahkiki seviyeye yükseltmektir.
Günahlar neticesinde bu vazifelerinde bazý aksaklýklar yaþanabilir. Günahlar letaifleri asli vazifelerinden uzaklaþtýrabilirler. Onlarý baþka mecralara sokabilirler.
Letaiflerin asli vazifelerinden baþka yollara sapmasý, insaný büyük buhranlara, sapkýnlýklara, imansýzlýða, küfre sokar.
Letaifler Ýslami bir yaþantýyla, zikir ve rabýta ile uyarýldýklarýnda asli vazifelerine dönerler. Asýl yerleri olan emir âlemine doðru yükselirler. Bu yükselme çok korkunç bir hýzla gerçekleþmektedir. Tabii bu yükselmeyi yanlýþ anlamamak gerekir. Bu, bir el lambasýndaki ýþýk huzmesinin hareketi gibidir. Yani letaifler, içindeki nurlarý ile emir âlemine doðru bir yolculuða çýkarlar. Ýnsandan kopmazlar. Ama insanlar bunun farkýnda pek olamazlar.
‘Testi içindekini sýzdýrýr.’ diye çok güzel bir atasözümüz vardýr. Yani bir kiþinin letaifleri yükseliyorsa bu az çok yüzüne, ellerine akseder. Bu organlarý nurlanýr. Yüzdeki nurun temel nedeni budur. Ýslami bir yaþantýdan uzak kimselerin yüzlerinde görülen aydýnlýk ve parlaklýk da bundandýr. Onlarýn da bazý iyi niyetleri, iyilikleri ruhlarýnda böyle olumlu bir durum arz eder. Fakat tavþanýn koþmasý ile kaplumbaðanýn yürümesi birbiriyle karþýlaþtýrýlamaz bile. Kaldý ki letaiflerin belli bir hýzla da olsa yükselmesi o kiþinin Allah’ýn azabýndan emin olmasý, cehennemden kurtulmasý anlamýna gelmez. Elbette letaifleri yükselen insan bir þeyler kazanýyordur ama bir de bu iþin harcamalarý vardýr. Ýnsanýn kazandýðýnýn harcamalarýna yetip yetmeyeceði ayrý bir konudur. Harcamalarla kastettiðimiz þeyin günahlar olduðunu açýklamaya gerek yoktur sanýrým. Onun için insanlarýn yüzlerine bakýp da hüküm vermek doðru deðildir. Ýmtihan sýrrý tamamen gizlenmiþtir.
Çeþitli günahlarýn etkisiyle letaifleri yükselmeyen insanlarýn yüzlerinde ise zulümat görülür. Zulümat nur gibi maddi bir þeydir. Yani soyut bir düþünce deðildir. Demir pasýný andýrýr. Kiþi þayet günahlara içten bir þekilde gözyaþlarý ile tövbe edip hak yola girerse, Allah’ýn emirlerini yerine getirmeye baþlarsa bu zulümat, rüzgârýn etkisiyle bulutlarýn daðýlmasý gibi yok olur. Yüzü hemen nurlanmaya baþlar. Ýnanýlmaz bir mucize gerçekleþir.
Biz bu dünyaya imtihan için gönderildik. Üzerimizdeki emanet ise ruhtur. Daha doðrusu, ruhumuzu, letaiflerimizi yüce âlemlere yükseltmektir. Bu da ancak haramlardan kaçýnmakla ve Allah’ýn emirlerini yerine getirmekle olur. Sonuçta emanet olarak deðerlendirilecek olan þeyin ibadetler olduðu anlaþýlýr. Nitekim Hz. Ali (r.a) de emaneti ibadetler olarak tefsir etmiþtir.
-Ýnsanlar letaifler hakkýnda neden çok az þey biliyorlar?
Çünkü bunu yüce Allah (c.c.) böyle murat etmiþtir. Ayet-i celilede bu konu böyle hükme baðlanmýþtýr. ‘Sana ruh hakkýnda soruyorlar. De ki, Ruh Rabbimin emrindedir. Size bu konuda çok az bilgi verilmiþtir (Ýsra suresi, 85)’
Ýnsanlar çaðýmýzda genellikle bir ruhlarýnýn olduðundan bile kuþku duymaktadýrlar. Psikoloji, psikanaliz, psikoterapi gibi bilimler, disiplinler her ne kadar ruh terimini kullansalar da ruhtan bi-haberdirler. Ýncelediði, hakkýnda bilgi verdikleri þeyler, tamamen nefse aittir. Maalesef bu bilimler ve disiplinler ruhu, onun manevi organlarý olan letaifleri tanýmadýðý gibi tamamen de inkâr etmektedirler. Bu bilimlerle, disiplinlerle çokça uðraþanlarýn genellikle materyalist, ateist olmalarýnýn temel nedeni de budur. Ruhu inkâr eden Allah’ý da tanýyamaz ve inkâr eder. Bu durum birbirine sebep sonuç gibi baðlýdýr.
Nefis bir manyetik güçtür. Dünyaya baðlýdýr. Temel içgüdüler (susama, acýkma, cinsel dürtü …) nefsin kendisini gösterdiði alanlardýr. Bunlar hayatta birinci plana alýndýðýnda insanoðlu hayvanlaþmaktadýr. O zaman insanýn ruhu zayýflamakta, letaifleri asli iþlevlerinden uzaklaþmaktadýr.
Nefis kiþinin iç dünyasýnda hakim duruma geçtiðinde ruh ve dolayýsýyla letaifler onun emrine girmektedirler. Nefse hizmet etmektedirler. Kiþi o zaman imani konularda tereddütçü, kuþkucu, inkârcý bir tavýr takýnabilmektedir.
Ýnsanlarýn genelinin sandýðý gibi imansýzlýk, dini konularda inkâr ve kuþku, bilgi ve bilinç eksikliðinden kaynaklanmaz. Günahlardan meydana gelir. Günahlar insaný bu dünyaya baðlar. Kiþinin ruhunu, dolayýsýyla letaiflerini etkisiz kýlar. Onlarýn yükselmelerini engeller. Bu yüzden kiþi yavaþ yavaþ imani konulara þüphe ile bakmaya baþlar. Onlarý kolaylýkla inkâr eder.
Aslýnda ruh ve onun manevi organlarý letaifler, hiçbir zaman Allah’ý ve iman esaslarýný tamamen inkâr edemezler. Bu durum kiþinin iç dünyasýnda günahlarla çatýþtýðý için büyük bir sýkýntý ve bunalým meydana getirebilir. Kiþi günahlarý daha rahat bir þekilde iþlemek ve onlardan tam bir haz almak için ruhunun ve onun manevi organlarý olan letaiflerinin sesini susturma yoluna gidebilir. Ýmani konularda kuþku ve inkâra sapabilir. Bu yönde çevresindeki insanlara çeþitli konuþmalar ve sohbetler yapabilir. Yani kýsacasý, imani konularda kuþku ve inkâr, bir kendini savunma psikolojisidir. Günahlarý meþru hale getirmek için iç dünyada yapýlan bir düzenlemedir, savunmadýr.
Hiçbir insan % 100 bir oranla ve kesinlikle iç dünyasýnda Allah’ý ve iman esaslarýný inkar edemez.
-Letaiflerin çalýþtýðý nasýl anlaþýlýr?
Bir mürþid-i kâmile baþvuran sofiye günahlara tövbe etme ve biat merasiminden sonra genellikle iki vazife verilir: Zikir ve rabýta. Þayet sofi tövbesinde samimi ise ve Allah’ýn emirlerini yerine getirmeye baþlamýþsa bu iki vazife hemen kalp bölgesinde etkisini göstermeye baþlar. Ýki üç ay kadar sonra bu bölgede bazý emareler yaþanýr. Karnýnýn, hamile bir kadýnýn içindeki bebeðin oynamasý gibi, hareket ettiðini müþahede edebilir. Kalp ve letaif noktalarýnda sertleþme, batma, yanma, acý gibi duyumlar almaya baþlayabilir. Ayrýca feyzi hissetme nimetine eriþebilir.
Feyz, manevi enerji olarak tarif edilebilir. Rabýtanýn amacý buna eriþmektir. Mürþid-i kâmil adeta bir enerji kaynaðýdýr. Rabýta sýrasýnda ondan gelen feyz, kalp bölgesinde somut olarak hissedilir. Yani bu somutluk bir hoþ baský, çekim gibi þeylerle açýklanabilir.
Kalp bölgesi harekete geçtikten sonra zamanla diðer letaif noktalarýnda sertlik, batma, yanma, acý gibi duyumlar alýnýr. Bunlar zikrin ve rabýtanýn arttýrýlmasýný gerekli kýlan iþaretleri sayýlýr. Ayrýca bunlar kalp letaifinden diðer letaifler üzerinde zikre geçmenin belirtisi olarak da düþünülebilir.
Kalp zikrinden sonra gelen letaif zikrini ancak mürþidi kâmil verir.
Bir insanýn yalnýz baþýna, mürþitsiz letaif zikrine geçmesi doðru deðildir. Zira þeytanlarýn musallatlarýna maruz kalabileceði gibi bu tür durumlarda onlarýn oyuncaðý da olabilir, ne yapacaðýný da bilemez.
-Bazý kiþiler seneler geçtiði halde neden kalp veya letaif zikrinde bir ilerleme kaydedememekte, herhangi bir hal yaþamamaktadýrlar?
Kalp ve letaif noktalarýnda söylenen ‘Allah’ kelimesinin tesir etmesi, günahlara çokça içten tövbe etmekle mümkündür. Günahlarýn ve onlara tövbe etmenin sonu sýnýrý ise yoktur. Bir de nefiste yer alan kötü ahlaklara çok dikkat etmek lazýmdýr. Onlarý içten çekilecek estaðfirullahlarla her zaman temizleme yoluna gitmelidir. Bunlar kibir, ucup, haset, haksýz yere öfke (kin), cimrilik, korkaklýk, dünyaya ve þöhrete tutku düzeyinde baðlýlýk gibi þeylerdir. Ýnsan bunlarýn belirtilerini, kýpýrtýlarýný nefsinde hissettiði zaman zýtlarý ile hemen onlarýn önünü týkamalý ve piþmanlýk hali ile estaðfirullah çekmelidir. Bunlar nefs-i emmarenin huylarý olduðu için kolay kolay temizlenemezler. Temizlendiði sanýlsa bile mutlaka insan nefsinde izleri her zaman bulunur. Ýþte bu kötü huylar zikrin kalbe ve letaif noktalarýna iþlemesine çokça engel olurlar. Senelerce kalp zikri çekip de hiçbir hal yaþamamýþ kiþilerin temel handikabý bu noktalardadýr. Bu kötü huylarý kalplerinden atamamalarýdýr.
Aslýnda çekilen zikir ile bu kötü huylar eritilir. Ama bu kötü huylarýn giderilmesi için baþka gayretlerin de olmasý gerekir. Yoksa zikrin kalbe tesiri çok gecikir. Çokça zaman alýr.
Tabii günah sayýlan her fiil de kalp ve letaif noktalarýnda çok olumsuz etkilerde bulunur. Bunlarýn çalýþmalarýný engellerler. Ama sofiler genellikle açýkça yapýlan günahlardan uzak yaþarlar, fakat nefislerindeki söz konusu ettiðimiz kötü huylarý genellikle unuturlar. Bunlarýn neden olduðu olumsuz etkiyi pek düþünmezler. Ayrýca ileri zikirlerde bulunup da manevi ilerlemesi yavaþ olanlarýn da temel eksikliði de bu noktadadýr. Tasavvuf yolu daimi tövbe ve istiðfar halini gerekli kýlmaktadýr. Öyle ki, yapýlan ibadetler bile bu cümleden kabul edilmeli, ibadetlerin arkalarýndan mutlaka Allah’ýn (c.c.) þanýna yakýþmadýðý için samimi bir þekilde tövbe ve istiðfar yapýlmalýdýr. Yoksa bu yolda ilerlemek, istenilen düzeye ulaþmak mümkün deðildir.
-Evliya kerametleri nasýl meydana gelir ve neden kaynaklanýr?
Bazý insanlar vücutlarýný geliþtirmek için onca para ve emek harcarlar. Hâlbuki o geliþen vücut ona insani bir meziyet kazandýrmaz. Bir gün de ölüp toprak olacaktýr. Ruhu geliþtirmek ancak onun manevi organlarý olan letaifleri zikir ve rabýta sayesinde nur ve feyizle beslemekle mümkündür. Normalde her insanýn ruhu çok zayýftýr. Kendisini nefsin gölgesinde saklar. Pek belli etmez. Yukarýda sözünü ettiðimiz kara sevda örneðinde olduðu gibi durumlarda belli eder. Aþk ruhsal bir olaydýr. Þehvet nefsanidir. Bu iki olguyu karþýlaþtýrdýðýmýzda ruh ile nefsi daha yakýndan tanýmýþ oluruz.
Evliya menkýbelerine baktýðýnýz zaman akýl almaz, gerçeklik ötesi olaylara tanýk olursunuz. Bunlara keramet denir. Bazý insanlar gerçeklikle çatýþan bu kerametleri inkâr yoluna giderler. Oysa Allah dostlarý hayatlarýnda yalan söylemedikleri gibi kendileri hakkýnda yalan söylenmesine de asla izin vermezler. Bu bakýmdan kerametler haktýr. Amacý da insanlarý hak yola çaðýrmaktýr.
Elbette kerameti yaratan yüce Allah’týr. Ama yüce Allah (c.c.) her þeyi bir sünnetullaha göre yaratmaktadýr. Sünnetullah ilahi yasalar demektir.
Kerametler velilerin olgunlaþan ruhlarýyla meydana gelmektedir. Dolayýsýyla kerametlerin meydana gelmesinde letaiflerin birinci derecede rolleri bulunmaktadýr.
Ruh, Allah’tan ilahi bir soluk olduðu için yüce Allah’ýn (c.c.) izni ve taktiriyle letaifleri aracýlýðý ile kerametler gerçekleþmektedir. Kerametlerdeki sýr letaiflerde gizlidir.
Letaifler Lahut âlemine yükselip de Allah’ýn sýfatlarý ve güzel isimlerinin gölgelerine ulaþtýðýnda çeþitli kerametler için gerekli olan güç ve kudrete sahip olmaktadýrlar.
Kalplerde olaný keþfetme, kabirdekilerin ahvalini bilmek, hastalara þifa vermek, suda yürümek, ayný anda deðiþik yerlerde bulunmak hep Lahut âlemine, yüce Allah’ýn sýfat ve güzel isimlerinin gölgesine yükselmiþ olan ruh, dolayýsýyla letaifler aracýlýðý ile gerçekleþen ve bilinen belli baþlý kerametlerdir.
Tasavvuf yoluna keramet sahibi olmak için deðil Allah rýzasýna ermek için girilir.
-Çakralar ile letaifler arasýnda bir ilgi var mý?
Budizm, Hinduizm gibi dinlerin baþlangýçta hak temele dayanýp daha sonra týpký Hýristiyanlýk ve Yahudi dinlerinde olduðu gibi bozulduðundan Kuran-ý Kerim söz etmese de akýl ve mantýkla olaya yaklaþtýðýmýzda bu dinlerin de temelinin tevhide ve ilahi kitaplara dayanýp daha sonra tahrif edildiklerini rahatlýkla söyleyebiliriz.
Çakralar ile letaifler ayný konudan söz etmektedirler. Ruhun temel organlarýný konu almaktadýrlar.
Meditasyon adý altýnda yapýlan uygulamalar ise büyük sýkýntýlarý ve tehlikeleri taþýmaktadýrlar. Zira bu uygulamalar þeytanlara davetiye çýkarmaktadýrlar. Ýnsanlarýn itikatlarýný bozan pek çok yanlýþ bilgi bu meditasyonlarda zihinlere farkýna varýlmadan yerleþmektedir. Daha da kötüsü bir þeytan musallatýnda bu insanlarýn sýðýnacaðý bir limanlarýnýn bulunamamasý, kendilerini savunamamalarýdýr. Onlarýn ellerinde oyuncak olup kalmalarýdýr.
Bir mürþid-i kamile baðlý bilgili ve bilinçli bir zikir ehlinin, bilgi ve kültürünü artýrmak için meditasyon uygulamalarýný, çakralarý, söz konusu ettiðimiz dinleri incelemesini ve tanýmasýný tavsiye ederim. Bu, ona ufuk açacaktýr. Ama tabii bu da ancak kendi yolunu iyice öðrendikten ve belli bir seviyeye geldikten sonra mümkün olacaktýr.
-Nefis letaifinin ve letaif-i küllün vazifeleri nelerdir?
Nefis letaifinin içerisinde insanýn halk âlemindeki aslý olan dört unsur (anasýr-ý erba) bulunur: toprak, hava, su, ateþ. Nefis letaifi aslýnda bunlardan meydana gelir. Sütün üzerindeki kaymak gibi nefis de anasýr-ý erbanýn bir çeþit özüdür, bileþkesidir.
Zikir, rabýta, murakabe nefis letaifine de tesir eder. Yerinin iki kaþ arasý olduðunu yukarýda söyledik. Ýnsanýn beþeri vasýflarý, zaaflarý, günahlarý hep nefisten kaynaklanýr. Nefsi tezkiye etmek, ruhu saflaþtýrmaktan daha zordur.
Nefis en esaslý þekilde oruç, erbain, hizmet etme gibi ibadetlerle tezkiye olunur.
Nefis genellikle kiþinin þahsiyetinde anasýr-ý erbasýndan bir unsurunu belli etmesiyle kendisini gösterir. Tabii herkesin yaratýlýþý birbirinden farklýdýr. Bunda etken olan þey, bu unsurlardan birisinin diðerine göre daha aðýr basmasýdýr. Tabiatýnda toprak öðesi aðýr basan kiþi tembeldir. Çalýþma ve ibadet aðýrýna gider. Korkaktýr. Asalaktýr. Rahatýna ve ***fine düþkündür. Muhafazakârlar genellikle toprak öðesi aðýr basan cinstendir. Su öðesi aðýrsa dönektir. Verdiði sözleri çabuk bozar. Her renge girer. Kolayca yalan söyler. Münafýk tabiatlýdýr. Dedikoduya düþkündür. Her devrin adamý genellikle bunlardan çýkar. Hava öðesi aðýr basan kiþi çok duygusaldýr. Hemen kanar. Duygu ve coþkularý ile hareket eder. Hayatý ciddiye almaz. Deðiþkendir. Dünyasýný þarkýlar, aþklar oluþturur. Arzularýna göre yaþamak ister. Sanatçýlar genellikle bunlardan çýkar. Bunlarýn siyasetle hiç alakalarý yoktur. Ateþ öðesi öfke, hýrs, kibir, kin, þehvet gibi durumlara karþýlýk gelir ki bunlar sahibini cehenneme götürecek kadar tehlikelidirler. Hayatý çok ciddiye alýrlar. Daha doðrusu dünya hayatý dýþýnda baþka bir yaþamýn, ebedi hayatýn olacaðýný pek düþünmezler. Dava adamlarý genellikle bunlardan çýkar. Yani her insanýn yaratýlýþýnda bulunan nefis, evrenimizin de, dünyamýzýn da temelini oluþturan bu dört öðeden oluþmaktadýr. Adeta bunlarýn ruhuna nefis denir. Yani toprak, ateþ, hava, su kendi doðalarýný, özelliklerini insana vererek onda nefis dediðimiz varlýðý meydana getirmiþlerdir. Bu dört öðe bizi dünyaya, insanlara ve evrene baðlamaktadýr. Kiþiliðimizin çekirdeðini oluþturmaktadýr. Her insanýn nefsinde bu dört öðeden bir öðe diðerlerine göre biraz aðýr bassa da aslýnda insan nefsinde bunlarýn her biri belli oranda da bulunmaktadýr. Baþkalarýnda gördüðümüz her olumsuz ahlak, davranýþ bizlerde de tohum olarak mevcuttur. Uygun þartlar bulduðunda hemen nefis içerisinde kendisini göstererek yeþerir, boy atar. Onun için nefis küfür üzere yaratýlmýþtýr. Onun Ýslam’a girmesi, hidayeti kabul etmesi düþünülemez. Nefis ancak bir mürþid-i kâmilin elinde tövbe alarak zikir ve rabýta ile deðiþebilir. Mutmainne makamýna çýkarak ilahi kanunlara boyun eðebilir. Yoksa düþünce egzersizleri ile kendi ilahlýðýndan asla vazgeçmez.
Nefis zikir, rabýta, murakabe gibi yöntemlerle tezkiye olduktan sonra insanda iyi vasýflar, faziletler görülmeye baþlar. Toprak öðesi aðýr basan kiþide aðýrbaþlýlýk, mülayimlik görülür. Su öðesi aðýr basan kiþi uyumlu, hoþ görülü, anlayýþlý bir karakter sergiler. Hava öðesi aðýr basan kiþiler ise duygusal, empati kabiliyeti güçlü kiþiler olarak dikkati çeker. Ateþ unsuru aðýrlýklý olan kiþiler ise hizmet ve dava adamlarý olarak hayýrlara vesile olurlar. Önde koþarlar.
Ýleri derecede rabýtaya sahip olanlarýn sadatlarýn ruhlarýný görmeleri ve onlarla konuþmalarý nefis letaifinin tamamen tezkiye edilmesinden sonra gerçekleþmektedir.
Þeytanlarý görmek ve onlarla konuþmak, nefis letaifinin altýndaki letaiflerle (kalp, ruh, sýr…) mümkündür.
Letaif-i küll pek çok kerametin, daha doðrusu büyük kerametlerin gerçekleþmesinde rol oynar. Yerinin baþýn üstü olduðunu yukarýda söyledik.
Allah (c.c.) her birimize son nefese kadar rýzasý yolunda zikir yapmayý nasip eylesin. Âmin.
Muhsin Ýyi


Teþekkur:
Beðeni: 

Alýntý

Yer imleri