Letaif Nedir, Letaiflerin Anlamlarý, Ýþlevleri, Görevleri Nelerdir? (3)
Letaiflerin yükselmesi sýrasýnda bazý duygusal ve ruhsal durumlar yaþanýr. Bunlarýn bilincinde olmak veya bu konuda bilgilenmek kiþiye çok þey kazandýrabilir.
Letaiflerin baþýnda bulunan kalp letaifinin yükselmesi sýrasýnda yaþananlar ilgi çekicidir: Kiþi günahlara tövbe edip bir mürþid-i kâmilden zikir ve rabýta alýr almaz büyük bir deðiþim yaþar. Bu yoldaki samimiyetine göre bu hal derinleþir. Sürekli aðlar. Geçmiþte yapmýþ olduðu günahlarý, kaçýrdýðý ibadetleri düþündükçe gözyaþý döker. Öyle ki, her þey onu bir hüzne götürür. Aðlatýr. Gözyaþlarý sel olup akar gider. Gece ibadetlerine ve yalnýzlýða önem verir, bu sýralarda da sürekli aðlar. Aslýnda bu ruhsal durumun nedeni, görünüþte o veya þu etmen olsa da, hakikatte kalp letaifinin Allah’a (c.c.) doðru manevi bir yolculuða çýkmasýdýr.
Bir genç kýz düþünün, evlenip baba evinden koca evine gidecek. Bu kýz asýl kalýcý olduðu, ait olduðu yere gitmesine raðmen aðlar. Hüzünlenir. Kalp letaifi yükselen birisi de bunun gibidir. O bu fani dünyadan asýl geldiði, ait olduðu yer olan emir âlemine doðru manevi olarak sefer ederken böyle bir hüzün duygusu içerisinde bulunur ve daima aðlar. Bu ne mübarek bir aðlamadýr!..
Kalp letaifinin yükselmesi ile oluþan bu aðlama çok kutsaldýr. Hadis-i þeriflerde kast edilen aðlamanýn bu çeþit olduðunu düþünmekteyim. Bilindiði üzere Allah (c.c.) için aðlamanýn günahlarý sildiði, bu kiþilerin ahrette, tekrar diriliþ gününde arþýn gölgeliði altýnda bulunacaðý peygamberimizin (s.a.s) hadis-i þeriflerinde belirtilmektedir.
Bakýyorsunuz, insanlar bir aylýk tatil için bütün yýl çalýþýyorlar, bir þeyler biriktiriyorlar. Onu da o veya bu tatil beldesinde yiyip bitiriyorlar. Bu onlara elbette iyi geliyor. Biraz onlarý sakinleþtiriyor. Çünkü insanda seyahat etme, yeni mekânlarda bulunma ruhsal bir güdüyü doyurmaktadýr. Bu güdü aslýnda ruhun temel organlarý olan letaiflerin yükselme ihtiyacýndan gelmektedir. Fakat bu tür dünyevi ve nefsanî bir yolla meydana getirilen durum, yani seyahat etme ve tatil yapma, ruhu ve letaifleri biraz sakinleþtirse de tatmin etmemektedir. Ruh ve onun manevi organlarý olan letaifler, böyle nefsanî ve dünyevi seyahatlerle, tatillerle asla gerçek anlamda tatmin olamazlar. Daima bir arayýþ içerisinde bulunurlar. Onlar, iç dünyada meydana gelen pozitif deðiþikliklerle, hususiyle tövbe ile bir mürþid-i kâmile baðlanýp zikir, rabýta, murakabe gibi yollarla bir manevi yolcuða çýkýp makamlarý kat etmesiyle ancak hakiki bir doyuma ulaþýrlar.
Evet, insanýn letaifleri, hususiyle kalp letaifi derin bir aðlama ihtiyacý içerisindedir. Bazý insanlar, bazen ruhlarýnýn derinliklerinden gelen bu ihtiyacý hissederler, aðlamak isterler, ama niçin gözyaþý dökemediklerini, aðlayamadýklarýný bir türlü çözemezler. Bunun için haklý olarak manevi dünyalarýnda içerisinde bulunduklarý sýkýcý iklimden ayrýlmak, göçmek isterler. Ýyi bir tatilin kendilerine güzel geleceðini düþünürler. Aslýnda aradýklarý þey, iç dünyada yaþamak istedikleri bir iklimdir. Seyahattir. Aðlamaktýr. Hüzünlenmektir. Ama bunu bir türlü akýl edemeyip dýþ dünyadaki seyahat ve tatillerle geçiþtirirler. Neþelenmeyi, doyasýya nefsanî zevkleri yaþamayý hayal ederler. Bunun kendilerine iyi geleceðini sanýrlar. Böylelerinin evleri ve iþ yerleri kendilerine dar gelir. Buralarda boðulur kalýrlar. Seyahatlerle, tatillerle kendilerine geleceklerini düþünürler.
Hâlbuki iç dünyada meydana gelen olumlu bir deðiþim ve kalp letaifinin yükselmesi ile meydana gelen bir hüzün ile gözlerin yaþarmasý, binlerce kez yapýlacak seyahatlerden ve tatillerden ruhsal dünyaya daha iyi bir etki yapacaktýr. Ruhsal dünyayý hoþ bir iklime sokacaktýr. Böylelerinin herhangi bir seyahate ve tatile de ihtiyaçlarý yoktur. Hapishane bile onlara cennetten bir bahçe gibi gelir. Böyle birisi gerek evinde gerekse iþ yerinde hoþ bir duygusal durumla büyük bir geniþlik ve rahatlýk yaþayacaktýr. Asýl seyahat ve tatil letaiflerin emir âlemine yükselmesi ile gerçekleþir. Diðer seyahat ve tatiller yalancý emziklerin çocuklarý uyutmasý gibi bir anlama sahiptir. Gerçeklikleri yoktur.
Dýþ dünyada olan bir þeyin iç dünyada olan bir þeyle mukayesesi mümkün müdür? Elbette aslolan iç dünyada gerçekleþen olgudadýr. Ýç dünyadaki bir seyahat ve tatil, ruhsal dünyada dýþ dünyada gerçekleþen binlerce seyahat ve tatilden daha evladýr, daha etkilidir.
Hz. Mevlana Mesnevisini kaleme almadan önce giriþteki on sekiz beyti inþa etmiþtir. Mesnevinin bu ilk on sekiz beyti adeta tüm mesnevinin bir özeti gibidir. Bu beyitlerde neyin hikâyesi konu edinilir. Ney hakikatte insan-ý kâmili sembolize eder. Neyden murat, bu dünyada hakikate ulaþan, ruhunu, letaiflerini Allah’a ulaþtýrýp döndüren ve yeryüzünde bazý esma-i hüsnasý ile Allah’ý temsil eden olgun insandýr. Neyin asýl vataný kamýþlýktýr. Daima orayý özler. Bunun için hüzünlü bir ses çýkar ondan. Ýnsanýn da asýl vataný emir âlemidir (ruhlar, melekût, lâhut âlemleri). Ýnsan bu dünyada gurbettedir. Bunun bilincinde olabilmesi için ney gibi bir olgunluða sahip bir insanla aþina, dost olmasý, sonra da ruhunu ve letaiflerini emir âlemine yükseltmesi gerekir.
Letaiflerin yükselmesi ile kendisini gösteren özgün bir baþka durum, halet-i ruhiye ise, dünyaya deðer vermemektir. Aslýnda insan nefsi dünyaya karþý çok açgözlü olarak yaratýlmýþtýr. Kimseye karþýlýksýz olarak bir þey vermemek üzere dizayn edilmiþtir. Tabii bu bir imtihan sýrrýdýr. Zekât insan doðasýna, yani nefsine aykýrýdýr. Ýnsan zekâtýný verirken kendisini aþmakta, nefsinin üzerine çýkmaktadýr. Hayvanlarla ortak olan bencil doðasýndan uzaklaþmakta, gerçek bir insan olmaktadýr. Varoluþunu ispat etmektedir. Çünkü nefsine raðmen, onu aþarak diðer bir insana Allah rýzasý için bir þeyler vermektedir. Bu durum, insanýn tabiatýný, nefsini göz önünde bulundurduðumuz zaman adeta bir mucizedir. Ýþte letaiflerin yükselmesi ile bu türden bambaþka bir mucize daha gerçekleþmektedir: O kiþi dünyaya deðer vermemeye, dolayýsýyla gözünü kýrpmadan elinde uvucunda nesi varsa Allah rýzasý için vermeye baþlar. Tabii bu durum yukarýda bahsedilen aðlama, hüzünlenme gibi bir hal olduðundan ileride geçebilir. Ortadan kalkabilir. Bu hal yüzünden elden çýkan mal mülke karþý kiþide ileride bir piþmanlýk meydana gelebilir. Dolayýsýyla tasavvuf yolundaki kiþilerin böyle bir hal neticesinde ileride piþman olmamak için daha dengeli ve ýlýmlý infakta bulunmalarý daha doðru bir hareket tarzýdýr. Zekât bir itidal, orta yoldur. Bunu ölçü alarak, yani biraz artýrarak hareket etmek daha saðduyulu bir hareket ve istikamettir.
Böyle, bir anda malýn mülkün hepsinin veya önemli bir kýsmýnýn infak edilmesinin gerçek nedeni, kiþinin letaiflerinin yükselmesi ile dünyaya deðer vermemesi ve bunun için Allah’a olan aþkýný ve sevgisini ispat etmek istemesidir.
Hz. Ebubekir’in (r.a) malýnýn tümünü, Hz.Ömer’in (r.a) malýnýn yarýsýný infakta bulunmalarý hep böyle bir hal neticesi olmuþtur. Yoksa insanýn elinden malýný, mülkünü almaya kalksanýz canýný verir de yine de beþ kuruþunu kimseye vermeye razý olmaz. Letaifler yükselmeye baþlayýnca bu dünya, dolayýsýyla mal mülk gözden düþer. Öyle ki, kiþi ona hiçbir deðer vermez. Daðýtýp savurmak, ondan adeta kurtulmak ister. Sanki göklere yükselmeye bunlar maniymiþ gibi bir hal yaþanýr.
Eskiden tarikatlara baþvuranlara þeyh efendiler, sanki ölmüþler gibi mal mülklerini mirasçýlarýna taksim etmelerini emir buyururlardý. Bu durum onlarýn letaiflerinin kýsa zamanda yükselmelerine olumlu bir katký saðlardý. Bizleri dünyaya baðlayan en önemli baðlar, mal ve mülktür. Bunlarý elde etme, elde tutma, artýrma arzusudur. Bu tür arzular letaiflerin yükselmesi ile çatýþýr. Çünkü ilgili arzular insaný dünyaya baðlarken letaifler dünyayý aþmaya, emir âlemine yükselmeye çalýþýrlar. Bu yüzden bunlardan birisinin tercih edilmesi gerekir.
Aslýnda önemli olan mal mülkün gönülde yer etmemesidir. Bunlardan ne kadar çok olsa da gönülde yer etmedikçe letaiflerin yükselmesine bir zararý olmayacaktýr. Ama bunu gerçekleþtirebilecek kiþi çok azdýr. Bunlarýn gönülde yer etmemesi için zekâtý, sadakayý artýrmak gerekir.
Malýnýn zekâtýný vermeyen kiþinin ruhu ve letaiflerinin yükselmesi þurada dursun maddeye, dünyaya bir daha kopmamacasýna kök salar gider. Bu da, Allah (c.c.) bizleri korusun, küfürle ölmeyi netice verir.
Letaifleri yükselmeyen kiþiler, bu dünyaya çakýlýp kalýrlar. Ýnsan olma, hususiyle insan-ý kâmil olma seviyesine ulaþamazlar. Materyalist olurlar. Ýçgüdülerinin sýnýrlarý içerisinde kalýrlar. Bu dünyaya taparlar. Mal mülk ilahlarý olur. Yasin suresinde bu tür kiþilerin infak ve fakirlere yardým meselesine bakýþ açýlarýný birlikte okuyalým: ‘Onlara Allah’ýn size rýzýk olarak verdiði þeylerden hayra harcayýn dendiði zaman o kâfirler, müminler için þöyle derler: Allah’ýn dilediðinde doyurabileceði kiþiyi biz mi doyuracaðýz? Siz apaçýk bir sapýklýk içinde deðil de nesiniz?’ Materyalist zihniyet sadakayý, zekâtý, fakirlere yardýmý içerisinde bulunduðu durum gereði bir sapkýnlýk olarak algýlar. Onun için ayetteki ifade bir durum deðerlendirmesidir. Çünkü letaifler dünyaya, mala mülke daldýðý için onu ilah olarak kutsarlar. Onlarýn zarar görmemesini arzu ederler. Onlarý baþkalarýna karþýlýksýz vermek bu tür kiþiler için mümkün olamaz. Eðer onlarda baþkalarýnýn haklarý olsaydý, Allah onlara bunlarý verirdi diye bir mantýk ve düþünce tarzý üretirler. Komünizm, materyalizmin bu acýmasýz yüzünü gizlemek, deþifre etmemek için icat edilmiþtir. Bütün üretim araçlarýnýn devlete teslim edilip insanlarýn çok sýnýrlý mal ve mülke sahip olarak materyalist kalmalarý için icat edilmiþ bir düzenin adýdýr komünizm.
Ýnsanlarýn büyük çoðunluðunun ruhsal sorunlarý, letaiflerinin yükselmemesinden kaynaklanmaktadýr. Dünyaya, insanlara aþýrý derecede deðer vermekten, tüm dikkatini, enerjisini bunlara yönlendirmesinden neþ’et etmektedir. Hâlbuki dünya da insanlar da fanidirler. Ýnsanýn ruhu ve letaifleri ise ebedidirler. Ebedi olan bir þeyin fani olan þeylerle bu derece ilgilenmesi, onlara deðer vermesi doðru deðildir. Yaratýlýþ amacýna aykýrýdýr. Böyle aykýrý bir durum pek çok ruhsal hastalýðýn temel nedenini oluþturmaktadýr. Bu hastalýk kökte, en dipte olduðu için insanlarýn, hatta bu sahada uzman kiþilerin bile dikkatinden kaçmaktadýr.
Yüce Allah (c.c.) ruhu ve letaifleri bu dünyada emir âlemine yükselmesi için yaratmýþtýr. Bu her insanýn yaratýlýþ amacýdýr. Yerine getirmesi gereken temel vazifesidir. Lakin insanlarýn çoðu dini böyle pek derin olarak algýlayamamakta, onun insan ruhuna uzanan yönünden haberi bile olamamaktadýr.
Uzaya roket, füze yollayarak boþ bir gururun pençesinde olan insanoðlu kendi ruhundan ve onun manevi organlarý olan letaiflerinden haberdar deðildir. Çaðdaþ insanýn ruhu ve lataifleri maddenin ve dünyanýn esiri olarak yere çakýlýp kalmýþtýr. Dolayýsýyla onun ruhen huzura kavuþmasý biraz zor görünmektedir.
Letaifler gerçek amacýna uygun olarak çalýþmaya baþladýðýnda kiþi büyük bir dönüþüm geçirdiðini algýlamakta, önceki yaþamý için büyük bir piþmanlýk duymaktadýr. Yepyeni bir insan olmaktadýr. Bu adeta yeni bir doðumdur. Birinci doðumumuz bizim irademiz dýþýnda gerçekleþirken bu ikinci doðum bizim sahip olduðumuz cüzi irade ile yakýndan ilgilidir. Onun için gerçek varoluþçuluk budur. Avrupa’daki varoluþçuluk felsefesi sahte bir düþünce jimnastiðinden baþka bir þey deðildir. Ruh ve letaifler emir âlemine yükselmedikçe insan kendisini bu dünyada gerçek anlamýyla var kýlamayacaktýr. Hz. Ýsa’ya atfedilen þu söz ne kadar manidardýr: ‘Ýkinci doðumunu gerçekleþtiremeyen insan, melekût âlemine yükselemez.’ Ýkinci doðumdan kasýt, tövbe ile dini bir yaþantýya yönelerek ruhunu ve letaiflerini yükseltmektir.
Letaiflerin emir âlemine doðru bu kutsal yolculuðu iki kelime ile adlandýrýlacak olursa, ‘ilahi aþk’týr denilebilir. Zaten ilahi aþkýn baþka bir yolu yoktur. Ýlla ki bu aþk letaiflerin Allah’a doðru yükselmesi ile gerçekleþir.
Letaiflerin yükselmesi sýrasýnda Cinler âlemi, Ruhlar âlemi, Misal âlemi, Melekût âlemi, Lâhut âlemi geçilmesi gereken köprüler gibidirler.
Letaifler Lâhut âlemindeki yerlerine vardýðýnda Allah’ýn sýfatlarý ve güzel isimlerinin gölgelerine ulaþýrlar. Bu noktaya kadar olan seyre yükseliþ (uruç, seyr-i ilallah) denir. Fenafillâh, yani nefsin Allah’ta fani olmasý bu yükseliþin tamamlanmasýndan sonra gerçekleþir. Allah’ýn sýfatlarý ve güzel isimlerinde olan seyir sýrasýnda (seyr-i fillah), nefis Allah’ýn güzel olan bazý ahlaklarýyla ve faziletleriyle donanýr. Bekabillahýn baþlangýç safhasý bu sýrada vuku bulur. Veliliðin derecesine göre Allah’ta seyir, Allah ile seyirle güçlendirilir (seyr-i maallah). Sonra letaiflerin bu dünyaya, yeryüzüne iniþ seyri baþlar (nüzul, seyr-i anillah). Bu kutuplara nasip olan bir þeydir.
Çoðu veli gerçek anlamda kemale ermeden bu dünyadan göçer. Yani letaifleri emir âlemine yükselir. Bu yükselme tamamlanmadan, ayrýca letaiflerin bu dünyaya dönüþü gerçekleþmeden ömür sermayesi biter. Elbette ölüm ile insanýn manevi ilerlemesi durmaz, kabirde de devam eder.
Letaiflerin yükselmesi sýrasýnda karþýlaþýlan en önemli duygusal durum, ayaklarýn yere basmamasýdýr. Verilen, alýnan kararlarýn gerçeklerle baðdaþmamasýdýr. Onun için ‘veliler’ ile ‘deliler’ bazen ayný kefeye konulabilir. Çünkü ayný þey deliler için de geçerlidir. Onlar da gerçeklikle çoðu kez çatýþýrlar. Ama letaiflerinin nüzulü gerçekleþmiþ bir veli öyle deðildir. Onun ayaklarý yere tam anlamýyla basar. Kendisini her zaman baþka insanlarýn yerine koyarak hareket eder ve konuþur. Çok güçlü, akýl almaz bir empati kabiliyeti vardýr. Allah (c.c.) tarafýndan ona bu minvalde yüksek kabiliyetler ihsan edilmiþtir.
Orta Asya’da pek çok ülkede sofilere divane (deli) isminin verilmesi çok hoþuma gitmiþti. Elbette onlar Allah’ýn delileridir. Dünya delisi deðillerdir. Bambaþka delidirler. Allah’ýn delileri ilahi aþkla o hale gelmiþlerdir. Her ne kadar bazý söyledikleri sözler, bazý davranýþlarý gerçeklikle çatýþsa da pek çok hikmete sahiptirler. Gerçeklikleri bir baþka boyutta tecelli eder. Allah (c.c.) onlarý pek yalancý çýkarmaz.
Letaifleri yükselen (kavs-i uruç) bir veli pek insanlara yardýmcý olamazken letaifleri dönmüþ (kavs-i nüzul) bir veli insanlar için ilaç gibidir. Her meselede þifa daðýtýrlar. Topluma, insanlara büyük yararlar saðlarlar. Çünkü onlar yeryüzüne dönmüþ letaifleri ile insanlarý, dünyayý, malý mülkü, her þeyi daha iyi anlarlar, yaratýlýþlarý istikametinde deðerlendirirler. Letaifler yükselerek Allah’ýn katýnda eðitilmiþlerdir. Bu dünya, içindekiler, insanlar Allah’ýn birer ayetleridirler. Birer anlama sahiptirler. Letaifler yükselmeden önce insan okuma yazma bilmeyen cahil bir kimse gibidir. Ayetleri okuyup anlayacaðýna, onun dýþ suretine tapmaktaydý, kanmaktaydý. Ama seyr u sülükle letaifler emir âlemine yükselince ruh ve onun manevi organlarý olan letaifler eðitildiler. Yeryüzüne, dünyaya döndükleri zaman hiçbir þeyin boþu boþuna yaratýlmadýðýný anlamýþ oldular. Her þey insanlara Allah ve iman esaslarý için birer mesaj vermekteydi. Bu, insanlarýn eliyle meydana gelen, getirilen þeyler için de geçerlidir. Ýþte letaifleri dönen veli bu mesajlarý güzel bir biçimde okuyup anlamlandýrdýðý için insanlara büyük yararlarý olur. Onlar gerçekleri daha doðru olarak görürler. Etkili ve doðru nasihatte bulunurlar.
Kiþi seyr u sülüðü sýrasýnda þeriatý temel aldýðýnda, ölçü olarak her zaman þeriata dayandýðýnda büyük sýkýntýlara düþmeyecektir. Daima itidali koruyacaktýr. Yanlýþ kararlar da almayacaktýr.
Cezbe ve vecd halleri letaiflerin yükselmeleri ile meydana gelir. Bunlarýn yüzlerce çeþidi vardýr. Letaifler yükselirken nefis onlarýn yükselmelerine mani olur. Bu sýrada bu iki güç kaynaðý arasýnda ruh sarsýlýr. Farklý tepkilerle bunu dile getirir. Ýþte cezbe ve vecd halleri bu farklý tepkilerin ürünü olarak ortaya çýkarlar. Kiþi elinden geldiðince bu cezbe ve vecd hallerini saklamalýdýr. Ama bu konuda kendisini çok kasmasýna da gerek yoktur. Baþkalarýnda görülen cezbe ve vecd hallerine karþý biraz hoþgörülü olmak gerekir. Sonuçta ilahi bir yolun ürünüdürler. Anlayýþý elden býrakmamak gerekir.
Kuran-ý Kerim’de söz konusu edilen Hz. Süleyman’ýn (a.s) vezirinin Seba melikesinin tahtýný bir anda getirebilmesinin nedeni, bu letaiflerde gizlidir. Vezir, ruh gücü ile o kerameti göstermiþtir. Yoksa sanýldýðý gibi bir sihirli sözü okuyup üfleyerek deðil. Yine Hz. Süleyman’ýn (a.s) kuþlarýn, karýncalarýn dilini bilmesi, onlarla konuþmasý da letaiflerle alakalýdýr. Tabii letaiflerin bu kabiliyetleri elde etmesi dini ibadetlerin yanýnda çile, zikir, rabýta, murakabe… ile gerçekleþmektedir. Letaifler yükselip Lâhut âleminde Allah’ýn sýfat ve güzel isimleri ile terbiye edilmeye baþlandýðýnda bazý özel kabiliyetlere, vasýflara sahip olabilmektedirler. Bu sayede velilerin birbirinden ayrý, özel kerametleri vuku bulmaktadýr.
Ruh ve onun manevi organlarý olan letaifler Allah’tan ilahi bir soluk (nefha) ile meydana gelmiþlerdir. Dolayýsýyla Allah’a (c.c.) yakýnlýklarý çok büyüktür. Onlarý ait olduklarý yerlere ulaþtýrmak gerekmektedir. Bu nefse çok aðýr gelmektedir. Nefis bu dünyanýn elementlerine baðlý olarak yaratýldýðý için ruha aykýrý bir dünya görüþüne sahiptir. Nefis, içgüdüleri ile dünyaya baðlýdýr. Ruhu ve letaifleri kendisi gibi yapmak ister. Ýçgüdülerin ve dünyanýn hizmetinde kullanmak için çalýþýr. Ruh ve letaifler bunlardan hiçbir surette huzuru bulamazlar. Ýbadetlere yönelmek isterler. Huzurun ibadetlerde olduðunu bilirler. Lakin nefis çok güçlüdür. Ruh ve letaiflerin ibadetlere yönelmesini engellerler. Her insanýn iç dünyasýnda bu çeþit bir çatýþma mutlaka vardýr. Ýbadetinde olan bir mümin bile böyledir. O da ibadetlerini artýrma yönünde nefsiyle çatýþýr. Kâfir birisi ruhunun ve letaiflerinin ibadet etme yönündeki seslerini susturmak için çok büyük bir enerji harcar. Bu uðurda hayatýný alt üst eder.
Ruh ve letaifler olaðanüstü yeteneklere sahiptir. Ezel bilgisi bir þekilde kendisinde dürülüdür. Hakký ve peygamberlerin davasýný bilir. Ama nefsine uyarak görmezlikten gelebilir. Bir müddet bu konuda kendisini kandýrabilir. Nefsin eðilimleri ve dünya onun hakka yönelmesinin önünde durabilir. Ruh rüyada peygamberi gördüðünde tanýr. Çünkü onda ezel bilgisi, hususiyle imani esaslar gizli bir bilgi halinde mevcuttur. Yani bir insanýn Allah’ý ve iman esaslarýný inkâr etmesi gerçekte mümkün deðildir. Bunun için çok özel bir çaba, her daim büyük bir enerji harcamasý gerekir.
Ruh huzuru ancak ibadetlerde bulur. Ýbadet hayatý olmayan bir insanýn bu dünyada huzuru elde etmesi mümkün deðildir. Bütün dünya ve içindekiler o kiþiye ait olsa da durum deðiþmez. Çünkü ruh bu dünyaya ait deðildir. O emir âlemine yükselmek ister. Çünkü asýl vataný orasýdýr. Bu isteði gerçekleþmedikçe de huzursuzluðu artar. Ruhi bunalýmlara girer. Ruhun emir âlemine yükselmesi alkol, uyuþturucu maddelerle olmaz. Bunlar yalancý, sahte, þeytani yollardýr. Ruh, emir âlemine ancak dini bir yaþantýyla yükselmeye baþlar. Dini yaþantý kiþiyi huzura götürür. Yüze, ellere letaiflerin yükselmesinin emaresi olan nurlarý serpiþtirir.
Yüce Allah (c.c.) bizlere rýzasý doðrultusunda yaþamayý ve ölmeyi nasip eylesin. Ruhumuzu ve letaiflerimizi emir âlemindeki yerlerine ulaþtýrýp döndürsün. Âmin.
Muhsin Ýyi



Teþekkur:
Beðeni:
Alýntý


Yer imleri