TÜRKÝYE'NÝN ARKEOLOJÝK TAHRÝBAT RAPORU



Kültür ve Turizm Bakaný Atilla Koç, “Türkiye'de 2 bin 600 höyük, bin 365 termal merkez Ýtalya'dan daha fazla Roma eseri, Yunanistan'dan daha fazla da Grek ve Ýyon eseri ,115 tane de antik tiyatro” olduðunu söylüyor. Arkeoloji çevresine göre, bu sayýlar çok daha yüksek. Tarih boyu uygarlýklara beþiklik etmiþ, Trakya ve Anadolu topraklarýnýn her yerinden, arkeolojik yerleþimler adeta fýþkýrýyor. Ama her yeni buluntu, beraberinde tahribatý da getiriyor. Ya da tahribat , artýk , tarihi yerleþmeleri arkeolojik çalýþma yapýlamaz hale getiriyor. Kurumlar arasý koordinasyonsuzluk , tahribatýn önüne geçilmesine engel olurken, bir yandan Jandarma Genel Komutanlýðý kendi bölgelerinde fotograf ve bilgiye dayanan envanter oluþturmaya çalýþýyor, öte yandan yerel yönetimler tarihi yerleþmelere inþaat izni veriyor. Kimi höyüklerin üzerine siteler kuruluyor, kimi höyükler açýlan asfalt yollarla iki’ye bölünüyor. Silifke kalesine, belediye izniyle restoranlar yamanmaya çalýþýlýrken, Ýstanbul’daki 400,000 yýllýk tarihi geçmiþe sahip Yarýmburgaz maðarasý define avcýlarý sayesinde köstebek yuvasýna çevriliyor.

Arkeolojik tahribatýn korkunç boyutlara ulaþtýðý ülkemizde, her gün yeni bir tarihi eser kaçakçýlýðý olayýna þahit oluyoruz. Tarihi eserlere olan yüksek talep, defineciliði körüklüyor. Kimi define avcýlarý, izin alarak yasal kazýlar yaparken, kimileri de akla hayale sýðmayacak yöntemlerle tarihi yerleþmeleri köstebek yuvasýna çeviriyor. Ama, ne olursa olsun, sonuçta tahrip edilen, bu ülkenin bir daha geri dönmesi mümkün olmayan tarihi emanetleri. Yitik zaman peþinde sürüp giden tahribatýn öyküsü...

TÜRKÝYE DE ARKEOLOJÝNÝN PORTRESÝ

Türkiye gibi hýzlý bir kentleþme, endüstrileþme süreci içine girmiþ olan bir ülkede, hýzla yayýlan kentler, turistik ve endüstriyel tesisler, bunlar için gerekli olan, yol, su, havaalaný gibi alt yapý kuruluþlarý, mekanize tarým, arazi ýslah çalýþmalarý, yeni hammadde ocaklarý, doðal afetler vb. gibi araziyi etkileyen her faaliyet, ülkemiz kültür varlýklarýný hýzla yok etmekte, yeterince belgeleme olmadýðý için de tam nelerin gittiði bile bilinmemektedir. En son anda, kurulacak olan tesisin yapým aþamasýnda, önemli bir tarihi kalýntý, genellikle rastlantý sonucu fark edilmekte, bu da ya yatýrýmýn durmasý, engellenmesi, ya da tarihin feda edilmesi gibi, çözümsüz durumlara neden olmaktadýr. 400.000 yýl öncesine uzanan uygarlýklarý barýndýran Anadolu ve Trakya topraklarý üzerinde, 1800’lerin ilk yarýsýndan baþlayan (C. Texier [1835-49], J.W. Hamilton [1842], P. Tschihatscheff [1853-60], V. Langlois [1861] vd.) araþtýrmalarýn sonuçlarý ile çaðdaþ yüzey araþtýrmalarý ve kazýlarýn bilgileri daðýnýk ve çoðunlukla ulaþýlamaz durumdadýr. Birçok yerleþmenin yeri bilinmemekle birlikte birçoðu da tahribatýn/yapýlaþmanýn kurbaný olmuþ ya da olmaktadýr. Bu tahribata karþý þimdilik yapýlabilecek en önemli çalýþma kültürel verilerin merkezi bir yapý içinde toplanmasý ve derlenmesi gibi gözüküyor. Hemen hemen bütün geliþmiþ ülkeler bu sorunu, geliþmeyi sürdürmek ile arkeolojik kalýntýlarý koruma ve belgelemeyi, neredeyse çözmüþler. Burada, Türkiye’nin politikasýzlýðý tarihi yerleþimler konusunda geliþmiþ ülkelerin çok gerisinde kaldýðýmýzý gösteriyor.

YABANCI DOKTORDAN SONRA YABANCI ARKEOLOG ÝTHALATI

25. Uluslararasý Ýstanbul Film Festivali” Fransa Turizm Bakaný Leon Bertrand'ýn da katýlýmýyla baþladý. Festivalin açýlýþýnda konuþan Kültür ve Turizm Bakaný Atilla Koç, “Türkiye'de 2 bin 600 höyük bulunduðunu ve konuk bakandan bu höyükler için arkeologlarýnýn yardýmcý olmasýný istediðini” söylüyor. Arkeoloji çevresi “Yabancý doktordan sonra yabancý arkeolog ithalatý “ diyerek tepkilerini dile getiriyordu. Öte yandan Kültür ve Turizm Bakanýnýn yabancý arkeolog istediði saatlerde kültür ve Turizm bakanlýðý Türkiye de kazý yapan yabancý ekiplere daha sýký bir denetim uygulamaya hazýrlanýyordu. Kültür ve Turizm Bakanlýðý, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancý kazý ekiplerine sýký denetim getirmeye hazýrlanýyordu. Artýk, denetimsiz þekilde çalýþmalar yapan, bulduklarý birçok önemli eseri yurtdýþýna çýkaran ekipler artýk nereleri kazdýklarýný, neler bulduklarýný her üç yýlda bir bakanlýða rapor edecek; tarihî eserlerle ilgili ayrýntýlý bilgiler verecek. Türkiye'nin çeþitli yerlerinde kazý çalýþmasý yürüten 38 yabancý ekip bulunuyor. Ýtalyan, Ýsveç, Amerikan, Avusturyalý, Kanadalý, Belçikalý, Fransýz, Alman, Ýngiliz ve Japon ekipler Milas, Ulukýþla, Bor, Sorgun, Kaman, Fethiye'de çalýþýyor. Yabancý bilim adamlarýnýn çalýþma süreleriyle ilgili izinler, 1'er yýllýk ara ile Kültür ve Turizm Bakanlýðý'na baðlý Kültür Varlýklarý ve Müzeler Genel Müdürlüðü tarafýndan Bakanlar Kurulu onayý ile yenileniyor. Bugüne kadar süren uygulamaya göre, ekipler çalýþtýklarý yerleri bakanlýða bildirip kazýlara baþlýyordu. Ýstendiði takdirde gerekli bilgi veriliyordu. Yabancý kazý ekipleri, Osmanlý döneminden bu yana Anadolu topraklarýnda kazý yapýyor. Pek çok önemli eseri gün yüzüne çýkaran ekipler eliyle de önemli eserler yurtdýþýna yasadýþý veya yasal yollarla çýkarýlýyor. Bilinen bazý örnekler ise þunlar: 1906-1912 yýllarý arasýnda Alman ekip tarafýndan Çorum'da yapýlan kazýlarda iki adet Boðazköy Sfenksi ve 10 bin çivi yazýlý tablet çýkarýldý. Bunlar temizlenmek için Almanya'ya gönderildi; ancak birçoðu geri gelmedi. Alman Mühendis Carl Humann 1868-1878 yýllarý arasýnda kaçak kazýlar yaptý ve Bergama-Zeus Sunaðý'ný yurtdýþýna çýkardý. 1904 yýlýnda yasal kazýlar yürüten Fransýz arkeolog Paul Gaudin, Tiberius Portikosu'nda bulunan mermer baþýn gövdesini yurtdýþýna kaçýrdý. 1870-1890 yýllarý arasýnda Troya kentini kazan Heinrich Schliemann, 17 eseri yurtdýþýna kaçýrdý.

DEFÝNECÝLÝÐÝ YASALAÞTIRAN KANUN

Kültür ve Tabiat Varlýklarýný Koruma Kanunu’nun 50. maddesi uyarýnca define aramak isteyenlere, SÝT alanlarý dýþýnda olmasý koþulu ve ilgili bakanlýklardan temsilci bulundurma zorunluluðuyla define arama ruhsatý veriliyor. Defineci diye tarif edilen kiþi; tarihe ilgi duyan, onu korumaya çalýþan ve bazý buluntulara ulaþarak tarihi zenginliklere katkýda bulunmak istemenin dýþýnda hazine bularak köþeyi dönmeye çalýþan insan tipi. Bu nedenle; ister yasal, ister yasa dýþý olsun, tarihi yerleþim bu bilimsellik dýþý yapýlan kazýlardan zarar görmeden kurtulamýyor. Define arama çalýþmalarýnýn temsilci gözetiminde yapýlmasý zorunlu kýlýnsa da bilimsellikle baðdaþmayan bu kazýlarýn yarattýðý tahribata yasal zemin hazýrlanmýþ oluyor. Bunlardan biri, Muþ Ýli, Bulanýk Ýlçesi, Üçtepe Köyü’nde yer alan Deðirmentepe yerleþmesinde yapýlan kazý. 2002 yýlýnda müze ve jandarma denetiminde 10-15 gün süreyle, dozer kullanýlarak yapýlan yasal defineci kazýsýnda höyüðün güneybatý yamacý “U” þeklinde alýnmýþ ve buradaki tabakalanma yok edilmiþ. Yasayla tanýmlý hale gelen “yasal definecilik” kavramý yaygýnlaþarak önüne geçilemez bir soruna dönüþüyor. Tabii ki defineciliði kaçakçýlýktan ayýrarak düþünmek mümkün gözükmüyor. Kaçak defineciliðin ulaþtýðý her tarihi buluntu ayný zamanda tarihi eser kaçakçýlarýnýn sermayesini oluþturuyor. Tarihi eser kaçakçýlarýndan oluþan her talep de, defineciler için yeni kaçak kazýlarýn itici gücünü oluþturuyor. Ama dediðimiz gibi, olan, her durumda da bu topraklarýn 400,000 yýl öncesine uzanan uygarlýklardan kalan emanetlere oluyor...

ZEUGMA’DAN ÇALINAN DIONYSOS MOZAÐÝ ÝLANLA ARANIYOR

Tarihi eser kaçakçýlýðýný, define avcýlýðýndan; yabancý kazý yapan ekiplerin yasal ve ya yasa dýþý yollardan eserleri yurt dýþýna çýkarmalarýný, tarihi eser hýrsýzlýðýndan birbiriyle ilintili olaylar olmamasýna raðmen ayrý düþünmemek gerekiyor. Çünkü her biri tahribatýn farklý bir yüzünü sergiliyor. Talan edilen ve zarar gören bu topraklarda yaþayan uygarlýklarýn emanetleri...

“Gaziantep Nizip Ýlçesi Belkýs Köyünde Zeugma örenyerinde bulunan Roma Villasý salonundaki Mozaik döþeme çalýnmýþtýr...” Ýnternet üzerinden çalýnan tarihi eserleri arama ilaný... Biraz çaresizlik ve kýzgýnlýk dolu. Gaziantep Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Baþkaný Yrd. Doç. Dr. Rýfat Ergeç, Gaziantep'teki Zeugma ören yerinden 7 yýl once çalýnan Dionysos mozaiðini, internet sitesinde yayýnladýðý ilanla arýyor. Ergeç, 'www.zeugma.ergec.com' adresinden ulaþýlabilen web sitesinde yayýnladýðý ilanla, Dionysos mozaiðinin bulunmasý için, kültürel mirasa duyarlý insanlardan, belki biraz tesadüflere de kalsa umudunu yaþatmaya çalýþýyor...

Bu soygunlar tahribatýn bir diðer türü. Açýk alanlarda bulunan tarihi eserlerin çalýnmasý bir yana , en sýký korunan müzelerden bile tarihi eserler bir kuþ olup uçuveriyor. Türkiye'nin en iyi korunan müzelerinden biri olduðu iddia edilen Topkapý Sarayý Müzesi de 2005 yýlýnda soyuldu. Bu Topkapý Sarayýnda kayýtlara geçen üçüncü soygun. Saray gerçekten de görüntüde, sistemleri nedeniyle en iyi korunan müze. Ancak bu durum aniden, hem de "güpegündüz" soyulmasýna engel olmadý. Ana giriþ kapýsýndan en uzak nokta olan Baðdat Köþkü'nün arkasýnda, restorasyon nedeniyle ziyaretçilere kapalý alanda yer alan ve üçüncü derecede öneme haiz eserlerin yer aldýðý söylenen mühürlü müze deposu soyuldu.

DEFÝNE AVCILARINDAN YARATICI TAHRÝBAT YÖNTEMLERÝ
Define avcýlarý yakalanmamak için uyguladýklarý yöntemler kendilerince pek de yaratýcý. Buna yaratýcý tahribat demek de pek yanlýþ olmayacak. Ýstanbuldan bir ibretli vaka. Defineciler tarihi eser ya da altýn bulabilmek umuduyla Aþaðý Gureba Caddesi'ndeki otoparkýn yanýnda bulunan Ali M.'ye ait gecekondunun bahçesine naylondan derme çatma bir kulübe yaptý. Ardýndan gecekondunun içinden 15, kulübeden ise 20 metre uzunluðunda, bir buçuk metre geniþliðinde iki tünel kazmaya baþladýlar. Çalýþmalarý uzun süre fark edilmedi. Bahçede biriken topraklardan þüphelenen vatandaþlar ihbarda bulundu. Operasyonda gecekondu sahibi Ali M. ve diðer dört kiþi yakalanarak gözaltýna alýndý. Define avcýlarýnýn kullandýðý bir kazma, 3 kürek, bir kurusýký tabanca ve bir þarjör de suç aleti olarak ele geçirildi. Benzer bir olay da Aydýn Germencik Kýzýlcapýnar köyünde yaþanmýþ. Bir tepenin üstüne önce bir ev inþa edilmiþ. Sonra rahatça günlerce süren bir kazý gerçekleþtirilmiþ. Burasý bir Ýlk Tunç Çaðý höyüðü. Her yerinde çok sayýda defineci çukuru bulunuyor. Batý yamacý tarým yapmak amacýyla kesilmiþ. Höyüðün üzerindeki evin oturma odasýnýn ortasýna bile bir defineci çukuru açýlarak kaçak kazý yapýlmýþ.



TAY ( TÜRKÝYE ARKEOLOJÝK YERLEÞMELERÝ PROJESÝ
Kültür emanetleri üzerinde böylesine bir tahribat, talan sürerken bir gönüllüler grubu Türkiye Arkeolojik Yerleþmeleri, kýsaca, TAY adýyla anýlan bir proje hazýrlýðýna giriþiyorlar. Amaç bu topraklarda var olan tarihi emanetlerin bir envanterini çýkarabilmek...Çünkü belgelenme olmadan koruma olmaz düþüncesiyle hareket ediyorlar. 1993 yýlýnda çalýþmalarýna baþlayan TAY Projesi, özgünlüðü, boyutu ve kültürel emanetlerin belgelenmesine yaklaþýmý açýsýndan, türünün ilk ve þimdilik tek örneði. Oðuz Tanýndý koordinatörlüðünde baþlayan çalýþma pek çok arkeoloðu bir araya getirdi. Projenin fikir filizlenmesi Ýstanbul Üniversitesinde Oðuz Tanýnda ve Savaþ Harmankaya’nýn yaptýklarý ilk çalýþmalardan doðdu. Amaçlarýný þöyle özetliyorlar: “Türkiye Arkeolojik Yerleþmeleri (TAY) Projesi, dünya kültür emanetlerinin önemli bir parçasý olan Türkiye kültür varlýklarýnýn bulgularýnýn, kronolojik bir envanterinin çýkartýlmasý ve bu bilginin uluslararasý platformda paylaþýlmasý amacýna yönelik olarak tasarlanmýþtýr. En azýndan 400.000 yýl eskiye uzanan kültürel verileri barýndýran Anadolu ve Trakya topraklarý üzerinde, 1800'lerin ilk yarýsýndan baþlayan araþtýrmalarýn sonuçlarý ile çaðdaþ yüzey araþtýrmalarý ve kazýlarýn bilgileri daðýnýk ve çoðunlukla ulaþýlamaz durumdadýr. Birçok yerleþmenin yeri bilinmemekte, birçoðu da tahribatýn/yapýlaþmanýn kurbaný olmuþ ya da olmaktadýr. Bu tahribata karþý ve bu emanetleri korumaya yönelik öncelikle yapýlabilecek en önemli çalýþma, kültürel verilerin merkezi bir yapý içinde toplanmasý ve derlenmesidir: Belgeleme olmadan koruma olmaz. Ýlk kez bu projeyle, Türkiye arkeolojik yerleþmeleri, höyükler, tümülüsler, anýtlar, mezarlýklar, ören yerleri, yerleþme yerleþme, höyük höyük, tümülüs tümülüs belgelenmektedir.” Tarihi yerleþmelerin içinde bulunduðu durum ortada iken TAY ekibi yola çýkmadan þu tespitleri yapýyor:

1-Anadolu ve Trakya'nýn, insanoðlunun yerleþtiði ilk dönemlerden yakýn çaðlara dek derli toplu, ayrýntýlý bir yerleþme ve kültür envanteri yoktur;

2-Bu bölgelerdeki uygarlýklarýn kültürel geliþimini baþýndan sonuna dek inceleyebilmek için sistemli bir belge arþivi.hazýrlanmamýþtýr;

3-Anadolu ve Trakya kültürlerinin kronolojik süreç içerisinde birbirleriyle iliþkileri yeterince açýk deðildir.

Peki bu projeden kimlere yararlanacaktý? Kime yönelikti? Bu soruyu TAY þöyle açýklýyor:“Proje, kültür emanetlerimiz konusunda araþtýrma yapmak isteyen tüm arkeologlara, tarihçilere, tarih ve arkeolojiye yakýn bilim dallarýndaki araþtýrmacýlara; arkeoloji, tarih gibi alanlarda eðitim gören öðrencilere; çeþitli kademelerde ülkemizin tanýtýmýnda görev alan uzmanlara ve geçmiþe ilgi duyan, araþtýrýlmasýna inanan tüm kiþi ve kuruluþlara yöneliktir. Amaç, bu kiþi ve kuruluþlara, bilimsel bir baþvuru kaynaðý, bir "veri havuzu" sunmaktýr.” Bilginin evrensel olduðunu ve saklanmamasý gerektiðini savunan TAY ekibi envanterlerini tüm kamuoyuna açýyor. Aradan yýllar geçti Türkiye yi köy köy gezen ekip verilerini gerek basýlý gerekse digital ortama aktarýp tüm bilgilerini kamuya açtý.

Hala Türkiye yi adým adým gezip çalýþmaya devam ediyorlar. Anadolu ve Trakya'nýn tüm bölgeleri, 5 yýl boyunca, uzman bir ekip (arkeolog, jeolog, topoðraf, fotoðrafçý vd.) tarafýndan sistemli biçimde dolaþýldý; bugüne kadar yapýlmýþ yüzey araþtýrma alanlarý, kazý yerleri, çaðdaþ teknolojiler kullanýlarak, bilgisayar donanýmlý keþif araçlarý ile tarandý. Paleolitik Çað'dan Ýlk Tunç Çaðý sonuna kadarki dönemi kapsayan tüm yerleþmeler gezilip o anki durumlarý, tahribatýn boyutlarý gözlemlenerek herþey belgelendi. Bu arazi çalýþmasýnýn ilk Aþama'sýnýn üç temel amacý vardý:
1. Yayýný yapýlmýþ arkeolojik verilerin doðrulanmasý;
2. Buluntu yerlerinin, yerleþmelerin (höyükler, maðaralar, kaya sýðýnaklarý, düz yerleþmeler, tümülüsler, anýtlar vd.) o günkü durumlarýnýn ve tahribatýn boyutlarýnýn belgelenmesi;
3. Görsel bir Türkiye arkeolojik arþivinin oluþturulmasý. Bu amaçlar doðrultusunda, 4 yýl boyunca toplam
- 91.872 km yol yapýldý;
- 100 kiþiye yakýn bir ekiple tüm Türkiye’yi köy köy, ilçe ilçe, il il tarandý;
- 2800’ün üzerinde arkeolojik yerleþme belgelendi, koordinatlarý saptandý, rapor tutuldu, ölçüm yapýldý, tahribat izlendi ve kamuoyunu uyarýldý;
Türkiye görsel arkeolojik arþivinin tarihöncesi dönemi için
- 21.567 (14 GB) adet dijital fotoðraf,
- 11.102 analog saydam,
- 151 saatlik film arþivlendi. TAY ekibinin yürüttüðü çalýþmalarda konaklama ve ulaþým da çalýþmalarý aksatmayacak biçimde organize edildi. Gezi araçlarý, tasarýmý tümüyle proje tarafýndan TAYEx için yapýlan 7 m boyunda, 3 ranzalý, çalýþma mekaný, mutfaðý ve tuvaleti olan bir karavan ("TAYmobil") ile onu çeken bir minibüstür ("TAYvan"). Minibüsün içi de bu araþtýrma gezisi için özel olarak tasarlandý ve imal edildi. Karavan belirli bir yerde býrakýldýktan sonra minibüsteki ekip iþini yaptý ve akþam karavanda konaklandý. TAYEx'in yürütüleceði her bölge için kurulan ekipler, bölgenin özelliðine göre deðiþkenlik göstermiþ. Her ekipte, bir ekip baþýnýn yaný sýra iki arkeolog, bir bilgiiþlem uzmaný, bir fotoðrafçý, bazen bir yerbilimci, bir topograf yer almýþ. Þimdi sýrada Bizans Dönemi ve diðer çaðlarýn arazi çalýþmasý var...

ARKEOLOJÝK TAHRÝBAT RAPORU


Arazi çalýþmalarý sýrasýnda TAY project’in gözlemi þu oldu; görsellikleri ve günümüz anlayýþý içinde turizm getirileri olmasa da, en az toprak üstü ve daha geç dönem kalýntýlarý kadar kültürel öneme sahip olan höyük ve maðara gibi tarihöncesi çaðlara ait ören yerleri, yoðun olarak tahrip ediliyor. Buradan yola çýkan TAY, her yýl araþtýrma yapýlan bölgeyi kapsayan, Türkçe ve Ýngilizce olarak bir “Arkeolojik Tahribat Raporu” hazýrlamýþ ve bir basýn toplantýsýnýn ardýndan, 600 kiþi ve kuruma gönderilmiþ. Böylece tahribatýn nedenleri, çeþitliliði ve daðýlýmý hakkýnda elde edilen veriler düzenlenmiþ olarak kamuoyuna, bilim dünyasýna ve yetkililere duyurulmuþ. TAY sunduðu tahribat raporlarýnýn yanýnda yapýlmasý gerekenleri ve çözüm önerilerini de kamuoyu ile paylaþýyor. TAY projectin saptama ve önerilerinden bazýlarý ise þunlar:

-Höyük, maðara ve buluntu alanlarý gibi arkeolojik yerleþmelerin nasýl oluþtuklarý konusunda kamuoyu ve konuyla doðrudan ilgisi bulunmayan, ancak tahribata neden olan resmi kuruluþlar bilgilendirilmelidir.
- Bilinen ve görülür büyüklükteki tescili yapýlmamýþ höyüklerin iþlemlerine derhal baþlanmalý ve devam eden tescil iþlemleri hýzlandýrýlmalýdýr.
- Tescil edilmiþ yerleþmelerde korumaya yönelik önlem alýnmalý ve hiçbir koþulda tescil dereceleri düþürülerek buralardaki yapýlaþmanýn önünün açýlmasýna izin verilmemelidir.

- Tarihi deðerlerimiz yalnýzca turizm deðerleri düþünülerek gündeme getirilmemelidir.
- Kültürel emanetlerin korunmasýna iliþkin, ilgili birimler arasýnda koordinasyon saðlanmalýdýr.
- Toprak altýndan çýkan ve toprak üstünde bulunan eski uygarlýklara ait kalýntýlar, “kültür mirasý” kavramý ile, üzerinde sonsuz tasarruf yetkisine sahip olunan bir “mal” haline gelmesine neden olmaktadýr. Bunun yerine bu kültür deðerleri, gelecek nesillere korunarak aktarýlmasý için kültür ve tabiat varlýklarý olarak anýlmalý ve “emanet” olarak benimsenmelidir.
- Kültür ve Tabiat Varlýklarýný Koruma Kanunu’nun 50. maddesi uyarýnca define aramak isteyenlere, SÝT alanlarý dýþýnda olmasý koþulu ve ilgili bakanlýklardan temsilci bulundurma zorunluluðuyla define arama ruhsatý verilmektedir. Defineci þeklinde anýlan, define arayan insan tipinin özel bir profil arzettiði bu kiþilerin, özünde geçmiþe duyulan merak, köklerini araþtýrma, arkeoloji ve tarih aþkýndan ziyade, bulmayý umduðu definenin hayaliyle yaþadýðý, kolay para peþinde olduðu bir gerçektir. Define arama çalýþmalarýnýn temsilci gözetiminde yapýlmasý zorunlu kýlýnsa da bilimsellikle baðdaþmayan bu kazýlarýn yarattýðý/yaratacaðý tahribata yasal zemin hazýrlanmaktadýr. 2003 yýlý arazi çalýþmalarýnda da bu uygulamanýn birçok örneði görülmüþtür. Bunlardan biri, Muþ Ýli, Bulanýk Ýlçesi, Üçtepe Köyü’nde yer alan Adsýz-5 (Muþ) Deðirmentepe yerleþmesinde yapýlan kazýdýr. 2002 yýlýnda müze ve jandarma denetiminde 10-15 gün süreyle, dozer kullanýlarak yapýlan yasal defineci kazýsýnda höyüðün güneybatý yamacý “U” þeklinde alýnmýþtýr ve buradaki tabakalanma yok edilmiþtir (Bu yerleþmenin fotoðrafý ilerdeki sayfalarda yer almaktadýr). Yasayla tanýmlý hale gelen “yasal definecilik” kavramý yaygýnlaþarak önüne geçilemez bir soruna dönüþmektedir. Toplumdaki tüm sorunlarýn birbiriyle iliþkili olduðu düþünülecek olursa, kanýmýzca kaçakçýlýk zihniyetini beraberinde getiren definecilik olgusu, kültürel bilincin yerleþemediði, geçmiþleri kayýp insan profilleri yaratacaðýndan, toplumun saðlýklý bir geleceðe ulaþmasý yönünde önemli bir engeldir. Bunun içindir ki, —geçen senelerde de önerdiðimiz— Kültür ve Tabiat Varlýklarýný Koruma Kanunu’nda yer alan 50. maddenin külliyen ortadan kaldýrýlmasý, hiçbir definecilik faaliyetine ruhsat verilmemesi, bu kanunla korunmaya çalýþýlan deðerlerin bir baþka açýdan tahribatýný büyük ölçüde önleyecek, tahribatýn yasal bir boyut kazanmasýný da engelleyecektir.
- Jandarma Genel Komutanlýðý 2002 yýlýndan itibaren 17 ilde faaliyete geçen Çevre Koruma Timleri oluþturmuþ ve bu timler çevre kirliliði, kaçak kesim, çarpýk yapýlaþma gibi sorunlarla mücadeleye katkýda bulunmaktadýr. Bunun yaný sýna kültür varlýklarýnýn korunmasýna yönelik çalýþmalar da bu kapsamda yer almaktadýr. Jandarma Genel Komutanlýðý tarafýndan hazýrlanmýþ kapsamlý bir kitapla kültür varlýklarýnýn tanýmlanmasý ve korunmasý ile ilgili personele yönelik eðitici faaliyetler yapýlmaktadýr. Umarýz bu çalýþmalarýn devamýnda, çevre timleri bünyesinde veya oluþturulacak yeni birimlerle kültürel varlýklara sahip çýkýlmasý konusuyla ilgili özel uzmanlýk birimleri de kurulur ve arkeolojik yerleþmelerdeki tahribatýn engellenmesine yönelik bir denetim saðlanabilir.