DÜNYANIN YEDÝ HARÝKASI
Ýnsanlarýn çaðlar boyunca hayran kaldýklarý büyük eserler, asýrlar boyu sanatçýlara ilham, onlara yaklaþma ve onlarý geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiþtir. Tarihi açýklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin tanýklarý olan bu þaheserlere ilgi duymayan nesiller, yaratýcýlýklarýný kaybetmiþler, içinde bulunduklarý nesillerin medeniyet yarýþýnda geri kalmalarýna sebep olmuþlardýr. Bu sebeple, bütün dünya için eþsiz birer kaynak ve hazine olan bu eserlerin bilinmesinde büyük faydalar vardýr.
Tarihçiler, yazarlar ve sanatkarlar, yüzyýllardan beri "Dünyanýn en büyük ve en güzel anýtlarý hangileridir, nerede, ne zaman ve niçin yapýlmýþlardýr?" sorularýna cevap aramýþlardýr.
M.Ö. 4. yüzyýlda Sidon'lu Antipatros ilk defa, kendi çaðýnda yeryüzünde mevcut olan yedi büyük ve güzel anýtý "Dünyanýn Yedi Harikasý" olarak adlandýrmýþtýr.
KEOPS PÝRAMÝDÝ
Dünyanýn yedi harikasýndan günümüze kadar ulaþan tek eser, Mýsýr'daki Keops Piramididir. Mýsýr'ýn baþkenti Kahire yakýnýndaki Nil Nehrinin batýsýnda bulunan Giza Yaylasýnda bulunmaktadýr.
Keops Piramidinin yanýnda biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadýr. Ayrýca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakýn yardýmcýlarýna ait mumyalarýn bulunduðu beþ piramit daha vardýr.
Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yýllarýna doðru hüküm süren Mýsýr'ýn 4. Sülale devri hükümdarlarýndan Keops'un mezarýdýr. Ýkinci büyük piramit, Keops'un kardeþi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yýllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir.
Mýsýr piramitleri yeryüzündeki anýt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunlarýn en haþmetlisi olan Keops Piramidi dýþ görünüþü ile de "Dünyanýn Birinci Harikasý" olma niteliðine hak kazanmýþtýr.
Piramitler, firavunun mumyasý ile hepsi birbirinden deðerli eþsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklýyordu ve bu eþsiz hazineleri saklamak için yapýlmýþlardýr.
Keops Piramidinin yüksekliði 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aþýnmýþtýr. Bazýlarý 10-15 ton aðýrlýðýnda olan 2.300.000 adet blok taþýn üst üste yýðýlmasýyla oluþturulmuþtur. Bir kenarý 227 metre olan dörtgen tabaný 50.524 metrekarelik bir alaný kaplar. Piramidin iç ortasýnda, tepeden 100 metre kadar aþaðýda ve tabandan 40 metre kadar yukarýda firavunun odasý vardýr. Firavunun mumyasý, hazinesi ve özel eþyasý bu odaya konmuþtur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre geniþlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardýr.
Tarihçi Herodot'a göre, aðýr granit bloklarý, piramidin üst bölümlerine çýkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre geniþlikte bir rampa yapýlmýþtýr. Sadece bu rampanýn yapýlmasý bile 10 yýl sürmüþtür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalýþmasýyla 30 yýlda tamamlanmýþtýr. Daha sonra da Keops'un ve eþinin mumyalanmýþ cesetleri bu mezara yerleþtirilmiþtir.
BABÝL'ÝN ASMA BAHÇELERÝ
M.Ö. 450'li yýllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diðer þehirlerin ihtiþamýný aþar." demiþtir. Herodot, þehrin dýþ duvarlarýnýn 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalýnlýkta ve 97 metre yükseklikte olduðunu ve 4 atlý bir arabanýn gezinmesine uygun olduðunu belirtmiþtir. Ýç duvarlar, dýþ duvar kadar kalýn deðildi. Duvarlarýn içinde som altýndan yapýlmýþ büyük heykeller bulunan kaleler ve tapýnaklar vardý. Þehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardý. Bu kule, Tanrý Marduk'a yapýlan bir tapýnaktý ve cennete ulaþmak için göðe doðru yükseliyordu.
Babil, M.Ö. 605'den itibaren 43 yýl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafýndan yapýlmýþtýr. Daha zayýf bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yýlýndan itibaren 5 yýl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafýndan yapýlmýþtýr.
Bahçeler Nebuchadnezzar'ýn sýla hasreti çeken karýsý Amyitis'i neþelendirmek için yapýlmýþtý.Amytis, Medes kralýnýn kýzýydý ve iki ülkenin müttefik olmasý amacýyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmiþti. Onun geldiði ülke yeþil, engebeli ve daðlýktý. Mezopotamya'nýn bu dümdüz ve sýcak ortamý onu depresyona itmiþti. Kral, karýsýnýn sýla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay daðlar ve sularýn akacaðý büyük teraslar yaptýrdý.
Yunanlý coðrafyacý Strabo'nun M.Ö. birinci yüzyýldaki tanýmlamasýna göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluþuyordu. Bunlarýn içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve aðaçlarýn yetiþebilmesi için toprakla doldurulmuþtu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar piþmiþ tuðla ve asfalttan yapýlmýþtý. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fýrat nehrinden zincir pompalarla su yukarýlara çýkarýlýyordu. Zincir pompa, biri yukarýda, diðeriyse su kaynaðýnda bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarýya çýkýyor içindeki suyu havuza boþaltýp tekrar nehre dönüyordu. Bu þekilde üst seviyelere taþýnan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aþaðýya doðru akýyordu.
Yunanlý tarihçi Diodorus'a göre bahçeler yaklaþýk 120 metre geniþlikte ve 120 metre uzunluðunda ve 25 metre yüksekliðindeydi.
Ninova'daki Asurbanipal kitaplýðýnda bulunan çivi yazýsý tabletlere göre Babil'de 53'ü büyük, 650'si küçük olan toplam 703 tapýnak, 360 sunak, 2 ayin yolu, 24 büyük cadde ve 3 kanal vardý. Þehir dörtgen bir plana göre kurulmuþtu. Biri iç, diðeri dýþ olmak üzere 16,5 kilometre uzunluðunda 2 surla çevriliydi. Surlarýn dýþýnda bütün þehri çevreleyen su hendekleri de vardý.
Ýstilalar yüzünden sönmeye baþlayan þehir, özellikle Pers Kralý Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye baþlamýþ, M.S. 5 ve 6. yüzyýllarda kumlara gömülmüþ ve bir kum daðý haline gelmiþtir. Bu þehrin, içindeki tapýnaklarýn ve asma bahçelerin kalýntýlarý ancak 20. yüzyýlda yapýlan kazýlarla meydana çýkarýlabilmiþtir.
ÝSKENDERÝYE FENERÝ
Mýsýr'da Ýskenderiye Limaný'nýn karþýsýndaki Pharos Adasý üzerine yapýlmýþtý. Romalýlar Mýsýr'ý ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anýlan bir devlet kurmuþlardý. Ýnþaasý M.Ö. 285-246 yýllarý arasýnda süren Fener, bu devletin ilk iki kralý Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafýndan yaptýrýlmýþtý.
Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliðinde olan fener, beyaz mermerden yapýlmýþtý. Tepesinde bulunan, tunçtan yapýlmýþ büyük bir ayna 70 kilometre uzaklýktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.
Üç bölümden oluþan fenerin mimarý Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen þeklinde ve yaklaþýk 55 metre yüksekliðindeydi. Orta bölüm, yukarýya doðru giden rampasý olan bir silindir þeklindeydi. Yaklaþýk 27 metre yüksekliðindeydi. Üst bölüm ise silindir þeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduðu bir odasý vardý.
Ýskenderiye Feneri, antik çaðýn yedi harikasý içinde günlük yaþam için kullanýlan tek eserdir. Ayrýca yedi harikanýn ve gelmiþ geçmiþ deniz fenerlerinin en yüksek olaný da bu fenerdir.
Üst kýsmý M.S. 955 yýlýnda bir deprem ve fýrtýnada kopan fenerin gövde kýsmý da 1302'de baþka bir depremde yýkýldý. 1500 yýlýnda ise bu yapýya ait kalýntýlar tamamen yokoldu.
Üzerinde inþaa edildiði adadan dolayý Pharos olarak anýlmýþ ve bu kelime bir çok dile yerleþmiþtir. Ýspanyolca, Fransýzca ve Ýtalyancada Pharos, deniz feneri anlamýna gelmektedir. Yýkýlmadan önce yapýlan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yýldan beri örnek olmuþtur.
ARTEMÝS TAPINAÐI
Bizanslý Philon "Babil'in asma bahçelerini, Olimpos'taki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusu'nu, yüksek piramitlerin kudretli iþçiliðini ve Mausoleus'in mezarýný gördüm. Ama bulutlara doðru yükselen Efes'teki tapýnaðý gördüðümde, diðerlerinin tümünün gölgede kaldýðýný hissettim." diye yazmýþtý.
Tanrýça Artemis adýna ilk türbe M.Ö.800'lü yýllarda Efes'teki nehrin yakýnýndaki bataklýk kýyýya yapýlmýþtý. Bazen Diana da denen Efes tanrýçasý Artemis, Yunan Artemis'iyle ayný deðildi. Yunan Artemis'i av tanrýçasýydý. Efes Artemis'i ise belinden omuzlarýna kadar birçok göðüsle resmedildiði gibi verimlilik, bereket ve doðurganlýk tanrýçasýydý.
Bu eski tapýnakta muhtemelen Jüpiterden düþen bir meteorit olduðu düþünülen kutsal birtaþ vardý. Tapýnak, sonraki yüzyýllarda birkaç kez tahrip olmuþ ve yeniden inþa edilmiþtir. M.Ö.600'lerde Efes þehri büyük bir ticaret limaný haline geldi ve Chersiphron adlý bir mimar yüksek taþ kolonlarý olan yeni ve büyük bir tapýnak inþaa etti.
Lidya kralý Croesus, M.Ö.550'de Efes'i ve Anadolu'daki diðer Yunan þehirlerini fethetti. Bu savaþ sýrasýnda mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus'a daha öncekilerin hepsini gölgede býrakan yeni bir mabet yaptýrdý. Yeni tapýnak öncekinin 4 katý büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre geniþlikteydi. Masif bir çatý, yüzden fazla taþ sütunla destekleniyordu
M.Ö. 356'da Herostratus adlý biri tarafýndan çýkarýlan bir yangýnda yanarak tahrip oldu. Bundan kýsa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltýraþý olan Scopas'lý Paros tarafýndan yeni bir mabet yapýldý. Romalý tarihçi Pliny'ye göre yeni tapýnak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre geniþlikteydi. Tavaný, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. Ýnþaat 120 yýl sürmüþtü. Büyük Ýskender M.Ö.333'de Efes'e geldiðinde tapýnaðýn inþasý hala devam ediyordu.
M.S. 57'de St. Paul Hýristiyanlýðý yaymak için Efes'e geldi. O kadar baþarýlý oldu ki bundan, þehrin demircisi ve tapýnaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapýldý. Çünkü Demetrius tapýnaktaki heykellerin bir kýsmýnýn sahibiydi ve her yýl tapýnaða hacca gelenlerden iyi bir geliri vardý ve insanlarýn dinini deðiþtirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamýna geliyordu. Birlikte ticaret yaptýðý diðer kiþileri de yanýna alan Demetrius heyecan verici ve "Yaþasýn Efesliler'in Artemisi" diye biten bir söylev yaptý ve halký galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul'un yardýmcýlarýndan ikisini tutukladýlar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardýmcýlarýyla þehri terketti ve Makedonya'ya geri döndü.
262'de Gotlarýn bir akýný sýrasýnda büyük Artemis tapýnaðý yakýlýp yýkýldý. Bir yüzyýl sonra Roma Ýmparatoru Constantine þehri yeniden inþaa ettirdi. Fakat hristiyan olduðu için tapýnaðý restore ettirmedi.Constantin'in çabalarýna raðmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediði liman yokolmuþtu. Nehrin taþýdýðý alüvyonlar tarafýndan deniz þehirden uzaklaþmýþtý. Zamanla þehir sakinleri kenti terkettiler. Mabetin kalýntýlarý baþka yapýlarýn ve heykellerin yapýlmasýnda kullanýldý.
British Museum'dan John Turtle Wood 1863'de tapýnaðý araþtýrmaya baþladý. 1869'da 6 metre derinlikte, çamurlarýn içinde tapýnaðýn temellerini buldu. Bulduðu heykelleri ve bazý kalýntýlarý British Museum'a götürdü.
1904'de yine ayný müzeden D.G. Hograth'ýn liderliðindeki bir ekip kazýlara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inþaa edilen 5 tapýnak olduðunu keþfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapýnaðýn yerini belli etmek için, bataklýk halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiþtir.
OLÝMPOS'TAKÝ ZEUS HEYKELÝ
Eski zamanlarda Yunanlýlar'ýn en büyük festivali, "Tanrýlarýn Kralý Zeus" onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarýydý. Bugünkü Olimpiyat oyunlarýna benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mýsýr, Yunanistan ve Sicilya'dan atletler yarýþýrlardý. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776'da baþladý. Oyunlar 4 yýlda bir düzenleniyordu ve Yunan þehir devletlerinin bütünlüðünü saðlamaya yardýmcý oluyordu. Yunanlýlar, Yunanistan'ýn batý kýyýsýnda Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos'ta Zeus adýna bir tapýnak yaptýrmýþlardý. Kutsal oyunlar süresince, þehir devletleri arasýndaki savaþlar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos'a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçiþ imkaný saðlanýyordu.
Oyunlarýn yapýldýðý yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardý. Yunanlýlar ilk zamanlarda basit bir yapýsý olan tapýnaðýn yerine, zaman içinde oyunlarýn öneminin artmasýyla, yeni ve tanrýlarýn kralýnýn adýna yaraþýr bir tapýnak yapmak istediler. Bunun için Elis'li Libon yeni bir tapýnak yapmaya baþladý ve M.Ö. 456'da Zeus tapýnaðý bitirildi.
Tapýnak dikdörtgen bir platform üzerine inþaa edilmiþti. Binanýn yanlarýnda yeralan 13 adet büyük sütun, tavaný destekliyordu. Her köþede 6 adet sütun vardý. Üçgen þeklindeki tavan heykellerle doldurulmuþtu. Kolonlarýn üzerindeki pedimentler, Heracles'in heykelleriyle süslüydü. Tapýnaðýn içerisinde tanrýlarýn kralý Zeus'un görkemli bir heykeli yeralýyordu.
Heykeli, Atina'daki Parthenon tapýnaðý için Athena heykelini yapan Phidias yapmýþtýr. Heykel tapýnaðýn batý ucuna yerleþtirilmiþti. 7 metre geniþlikte ve yaklaþýk 12 metre yüksekliðindeydi. Zeus, özenle hazýrlanmýþ tahtýnda oturur þekildeydi. Baþý neredeyse tavana deðiyordu. Sað elinde zafer tanrýçasý Nike'ý tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çeþitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asasý vardý. Altýn, abanoz, fildiþinden yapýlmýþ olan ve deðerli taþlardan kakmalarýn bulunduðu Zeus'un oturduðu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrýlarýnýn ve sfenks gibi mistik hayvanlarýn oyma figürleri yeralýyordu.
Heykelin derisi fildiþinden, sakalý, saçlarý ve elbisesi altýndandý. Tasarým, bir ahþap çerçeveye altýn ve fildiþi levhalarýn tutturulmasýyla yapýlmýþtý. Olimpos'un havasý çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildiþi levhalarýn çatlamamasý için tapýnaðýn altýndaki özel bir havuzda bulundurulan bir yað ile sürekli yaðlanýyordu.
Roma imparatoru Theodosius I, M.S.255 yýlýnda, bir dinsiz adeti olduðu gerekçesiyle olimpiyatlarý durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlýlar, heykeli Bizans'a taþýdýlar. Heykel, M.S.462 yýlýnda çýkan bir yangýnda yokoldu.
Olimpos'ta 1829'da Fransýzlar tarafýndan burada bulunan bazý heykel parçalarý Paris'te Louvre müzesinde sergilenmektedir.
Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmiþtir. Zeus tapýnaðýyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir þey kalmamýþtýr. Heykel ise tamamen yokolmuþtur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin þekli hakkýnda ipuçlarý elde edilebilmiþtir.
KRAL MAUSOLEUS'UN MEZARI
Bu mezar, Kraliçe Artemis tarafýndan kocasý Mausoleus (Mozoles) için yaptýrýlmýþtýr. Karia Kralý Mausoleus, o zamanki adý Halikarnas olan Bodrum (O zamanlar bu bölge Karia olarak anýlýyordu) bölgesinde, M.Ö. 377-353 yýllarý arasýnda hüküm sürmüþtür.
Pythea adlý bir mimarýn eseri olan bu mezar bugün ayakta deðildir. Ancak, tarihçi Plinius'un anlattýklarýna göre yapýlan bir resmi vardýr. Karia krallýðýndan kalma bazý sikkelerin üzerinde de bu anýtýn kabartmalarýna rastlanmýþtýr.
Mezarýn kaidesi 25 x 30 metre idi ve Ýyon stilinde sütunlarla süslenmiþti. Tepesinde 4 atlý bir zafer arabasý bulunuyordu. Basamaklý bir piramit görünümündeydi.
Anýtýn tepesindeki savaþ arabasýnda, Kral Mousoleus ve karýsýnýn yanyana oturmuþ heykelleri vardý. Dörtnala sürdükleri atlarýn çektiði o arabayla unutulmazlýða doðru yol alýyor gibiydiler.
Anýtýn, araba heykeliyle birlikte yüksekliði 45 metreyi geçiyordu. Duvarlarý kabartmalarla süslüydü. Sütunlar arasýnda birçok güzel heykel vardý.
150 yýl kadar önce Mozoleyi meydana çýkaran Ýngiliz arkeologlarý heykel ve kabartmalarý alýp gitmiþlerdir. Bu yüzden anýtýn yeri bile zor belli olmaktadýr. Þimdi bunlar British Museum'da sergilenmektedir.
Bugün Batýda sanat deðeri olan ve anýt niteliðinde bulunan mezarlara Karia kralý Mousoleus'un adý verilmektedir. Bu anýt bir depremde yýkýlmýþtýr. Yýkýlan sütun ve taþlarýn bir kýsmýný, Rodos þövalyeleri baþka bir yapýda kullandýlar.
RODOS HEYKELÝ
Rodos'un ilk sakinleri olan Dor'lar, Argos'tan gelen denizci bir kavimdi ve güneþ ilahý olan Helios'a taparlardý. Dor'lar Rodos'ta en parlak devrini M.Ö. 3. asýrda yaþayan bir medeniyet kurdular. Mýsýr ve Fenike'nin ürünlerini alýp satarak zengin oldular. Adayý kültür-sanat merkezi, güzel konuþma ve felsefe okulu haline getirdiler.
Dor'lar, Makedonya Kralý Demetrios'la yaptýklarý bir savaþý kazandýktan sonra, zafer anýtý olarak ve ilahlarý Helios'a þükran borçlarýný ödemek için, Rodos limanýnýn giriþine büyük bir Helios heykeli yaptýlar. M.Ö.281-280 yýlýnda yapýlan 32 metre yüksekliðindeki bu tunç heykel, elinde bir meþale tutuyordu. Bu haliyle Newyork limanýndaki Hürriyet Heykeli'ni andýrýyordu.
Rodoslular bu heykelin kendilerini ve adayý koruduðuna inanýrlardý. Bu nedenle her yýl "Helicia" denilen þölenler düzenler, bu heykelin dibinde dört atlý bir arabayý denize atarlardý. Ýnanýþlarýna göre, Helios böyle bir arabayla dünyayý dolaþarak insanlarý gözetlerdi.
Rodos heykeli ancak 50 yýl ayakta kalabilmiþ ve M.Ö. 223 yýlýnda bir depremde yýkýlmýþtýr. Rodos Kolossosu da denilen bu anýtýn heykeltýraþý Lindos'lu Khares'ti. Lindos, Rodos adasýnýn üç büyük kasabasýndan biridir.
Ne yazýk ki bu eserlerden günümüze sadece Mýsýr Piramitleri ulaþabilmiþtir. Diðerlerinin ise kýsmen kalýntýlarý bulunabilmiþ ve hatta bazýlarý tamamen yok olmuþlardýr.
Daha sonraki yüzyýllarda bazý tarihçiler "Dünyanýn Yedi Harikasý"na denk baþka eserler olduðunu ve bu sayýnýn arttýrýlmasý gerektiðini dile getirmiþler, Çin Seddi'ni, Ayasofya'yý, Maya ve Aztek tapýnaklarýný, Tac Mahal'i, Sultanahmet Camii'ni ve diðer bazý eserleri de harika sanat eserlerinin arasýnda saymýþlardýr.


Teþekkur:
Beðeni:







Alýntý

Yer imleri