Gerçek Bilgisizler:
"Onlara... denilince" buyruğunda kastedilen Mukatil'in ve başkalarının görüşlerine göre münafıklardır.
"İnsanların iman ettiği gibi iman edin" yani Muhammed (s.a)'i ve şeri*atını muhacirlerin ve Yesrib ehlinden olup (hiçbir şekilde münafıklık etme*yen) hakiki imana sahip olanların doğruladığı gibi siz de doğrulayın.
İman edin" kelimesindeki elif kat' elifidir. Çünkü muzari fiili ( 0-Oi ) şeklinde gelir. Benzetme edatı olan (kâf) harfi de nasb mahallindedir. Çün*kü bu kelime hazfedilmiş bir masdarın sıfatıdır. Yani; insanların iman ettiği gibi iman edin, anlamındadır.
"Onlar: Biz de akılsızların inandığı gibi mi iman edelim derler." İbn Ab-bas'tan gelen rivayete göre akılsızlarla kastettikleri Muhammed (s.a)'ın asha*bıdır. Yine ondan gelen bir rivayete göre kastettikleri kitap ehlinden iman eden kimselerdir. Bu sözü söyleyenler münafıklardır. Onlar bunu, gizlice ve alay yollu söylüyorlardı.
Allah, Peygamberini ve mü'minleri bundan haberdar etti, asıl sefihliğin (akılsızlığın), hafifliğin ve basiretsizliğin onlar hakkında sözkonusu olduğu*nu, onların niteliği olduğunu tesbit etti ve gerçek sefihlerin (akılsızların) on*lar olduğunu haber verdi. Ancak onlar, kalpleri üzerindeki günah tabakası sebebiyle bunu bilememektedirler.
el-Kelbi'nin Ebu Salih'ten onun da İbn Abbas'tan rivayetine göre bu buy*ruk yahudiler hakkında nazil olmuştur. Yani Onlara -yahudilere- insanların, Abdullah b. Selam ve arkadaşlarının iman ettiği gibi siz de iman edin, denil*diğinde onlar: Biz sefihlerin -yani cahil ve eksik akıllıların- iman ettikleri gi*bi mi iman edeceğiz, derler.
Arap dilinde sefihliğin asıl anlamı: Hafiflik ve inceliktir. Kumaş kötü do*kunmuş ise ona denilir. Veya oldukça eskimiş ve incelmiş ise yi*ne bu tabir kullanılır. ifadesi, rüzgarlar ağaçları meylet*tirdi, anlamındadır. Zu'r-Rimme şöyle demiştir:
"Öyle bir yürüdü ki o kadınlar, sanki esen meltem rüzgarlarından
dolayı üst tarafları Hafif eğilen mızraklar gibi sallandılar."
Birşeyi hakir bulan bir kimse der. Sefeh: Akıllı olmanın zıddı-dır. Kişinin, çokça su içip susuzluğunun gitmemesi haline "sefeh" denilir de denilmiştir.
Bu buyrukta yer alan kelimelerinde yan yana gelen iki hem*zede dört okuma şekli caizdir. En güzel şekli birincisinin tahkik edilmesi, ikin*cisinin de katıksız bir vav'a dönüştürülmesidir. Bu, Medinelilerin okuyuşu*dur. Ebû Amr'ın da böyle okuduğu bilinmektedir. Arzu edildiği takdirde her ikisi de tahfif edilerek okunur. Ve ilk hemze hemze ile vav arası bir sesle oku*nur, ikincisi de katıksız bir vav olarak okunur. Arzu edilirse birincisi hafif*letilir, ikincisi tahkik edilir. Arzu edildiği takdirde de her iki hemze de tah*kik ile okunur.
"Fakat bilmezler" buyruğu "Fakat anlamazlar" (el-Bakara, 2/12) buyru*ğu gibidir. İlim ise bilinen birşeyi olduğu haliyle bilmek demektir.
Bir şeyi bildiğiniz takdirde: dersiniz. Onu bildim, an*lamındadır. Bir kimseyi ilim ile yendiğiniz takdirde: Adam ile ilim yarışına girdim ve ben ilimde onu mağlup ettim, demektir. ise, ilimde onu yeneceğim, anlamındadır.
14. İman edenlerle karşılaştıklarında "iman ettik" derler. Ama şey-tanlarıyla başbaşa kaldıklarında "muhakkak biz sizinle berabe*riz. Biz ancak alay edicileriz" derler. Bu Linki Görmeniz İçin SupersatForuma Uye Olmanız Gerekmektedir.
İkiyüzlülüğün Örnekleri:
"İman edenlerle karşılaştıklarında: 'İman ettik' derler" buyruğu müna*fıklar hakkında nazil olmuştur." karşılaştılar" kelimesinin aslı dır.
Ya harfi üzerindeki ötre kaf harfine taşındı, ya harfi de iki sakinin bir ara*ya gelmesi dolayısıyla hazfedildi. Muhammed b. es-Semeyka' el-Yemani, bu buyruğu şeklinde okumuştur. Bunun aslı, şeklin*dedir. Ya harfi harekeli ondan önceki harf ise üstün olduğundan dolayı eli*fe dönüştü. Bu sefer elif ve vav iki sakin olarak bir araya geldiğinden dola*yı elif hazfedildi, daha sonra vav harfi ötre ile harekelendi.
Eğer vav harfi kelimesinin başka bir kelime ile bitişik okunması halinde ötreli okunduğu buna karşılık kelimesinden bunun hazfedil-diği söylenip sebebi sorulacak olursa, cevap şudur: kelimesinde vav harfinin öncesindeki harf ötredir. Eğer vav ötreli olarak harekelenecek olur*sa, bunun söylenişi dile ağır gelir. Bundan dolayı hazfedildi, fakat kelimesinde hareke verildi, çünkü vav'dan önceki harfin harekesi fethadır.
"Ama şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında: 'Muhakkak biz sizinle bera*beriz..' derler." buyruğunda yer alan başbaşa kaldılar" kelimesi*nin vaslı "be" harfi cerri ile yapıldığı bilinen bir husus olmakla birlikte ne*den ile vasledildiği (geçiş yapıldığı) sorulacak olursa cevap şudur: Bu*rada yer alan Başbaşa kaldılar, buyruğu ayrılıp gitti, anlamındadır. Ferezdak'ın şu sözlerinde olduğu gibi:
"Kalkanımı tersine çevirmemi nasıl görürsün?
Ve ben işimi altüst ederim
Allah benim yerime Ziyad'ı katletsin."
Burada "katletsin" kelimesini "bertaraf etsin" yerinde kullanmıştır.
Bazıları da burada yer alan kelimesinin "ile, birlikte" anlamına gel*diğini söylemişlerdir. Ancak bu görüş bir derece zayıftır. Kimisi de burada yer alan kelimesi ba harfi cerrinin anlamını verir, ancak Halil ve Sibeveyh bu görüşü kabul etmezler.
Mananın şu şekilde olduğu da söylenmiştir: Mü'minlerden ayrılıp şeytan*larının yanına gittiklerinde.. O takdirde burada yer alan edatı, anla*mına uygun kullanılmış olur.
"Şeyatîn" kelimesi şeytan kelimesinin "kırık çoğuF'udur. Bu kelimenin tü*reyişi ve anlamı ile ilgili açıklamalar istiaze ile ilgili açıklamalarda daha ön*ceden yapılmıştı.
Müfessirler burada "şeytanlar"dan neyin kastedildiği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. İbn Abbas ve es-Suddi'nin açıklamasına göre, bunlar küfrün başkan ve önderleridir. el-Kelbi de, bunlar cinlerin şeytanlarıdır de*mektedir. Müfessirlerden bir grup da şöyle demiştir: Bunlar kahinlerdir. Bu*nunla birlikte imandan ve hayırdan uzaklık anlamına gelen "şeytanat (şey*tanlık)" lafzı sözü geçen bütün bu açıklama şekillerini kapsamaktadır. Doğ*rusunu en iyi bilen Allah'tır.
"Biz ancak alay edilcileriz, derler." Yani çağnldığımız şeyi yalanlayan kim*seleriz. "Alay eden kimseleriz" anlamına olduğu da söylenmiştir. İstihza, alay etmek ve oyuncak etmek demektir. Bu kelime, "b" harfi ile müteaddi (geçiş*li) kullanıldığı gibi lazım (geçişsiz) olarak da kullanılır. Şair der ki:
"Taysala'nın annesi benimle alay etti Ve dedi ki: Ben onu malı yok, yoksul görüyorum."
İstihzâ'nın asıl anlamının intikam olduğu da söylenmiştir. Bir başka şairin şu beyitınde olduğu gibi.
"İntikam aldılar onlardan ikibin silahlı savaşçı ile
Onların bölüğü ağaçsız kurak bir arazide ve yerlerinden ayrılmadılar." Bu Linki Görmeniz İçin SupersatForuma Uye Olmanız Gerekmektedir.
15. Allah onlarla alay eder ve azgınlıklarında basiretsizce dolaşma*larına mühlet verir.


Teşekkur:
Beğeni: 



Yer imleri