Allah'ın Alay Ettikleri:
"Allah onlarla alay eder"; yani onlardan intikam alır, onları cezalandı*rır. Onlarla alay eder ve bu alaylarına karşılık onları cezalandırır. Burada ce*zaya işlenen günahın adı verilmiştir. Çoğu ilim adamının görüşü budur. Araplar bu şekildeki ifadeleri çokça kullanırlar. Amr b. Külsûm'ün şu beyi-ti bu türdendir:
"Dikkat edin! Kimse bize karşı bir cahillik etmesin
Bu sefer cahillerin cahilliklerinden daha fazla cahillik ederiz."
Burada alacağı intikama o da "cahillik" adını vermiştir. Halbuki akıl sa*hibi bir kimse cahillikle övünmez. Onun böyle bir ifade kullanması, aynı ke*limeleri tekrarlamasının farklı kelimeler kullanmaktan dile daha kolay gel*sin diyedir.
Araplar bir sözü bir başka sözün karşıtı ve cevabı veya cezası olarak zik*rettiklerinde aynı şekilde o sözü tekrarlardı. İsterse manası farklı olsun. İş*te Kur'ân-ı Kerim ve Sünnette de aynı durumu görüyoruz. Yüce Allah şöy*le buyurmaktadır: "Bir kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür." (eş-Şu-ra, 42/40); "Size kim saldırırsa siz de tıpkı onların size saldırdıkları gibi sal*dırın." (el-Bakara, 2/194) Kötülüğe karşılık vermek kötülük olamaz. Kısas da bir saldın olarak değerlendirilemez. Çünkü kısas yerine getirilmesi gereken bir haktır.
Yüce Allah'ın şu buyrukları da böyledir: "Onlar hilekârlığa saptılar, Al*lah da hilekarlıklarına karşılık verdi." (Al-i İmran, 3/54); "Gerçekten onlar bir hile yapıyorlar, Ben de bir hile yaparım" (et-Târık, 86/15-16); "Biz ancak alay edicileriz... Allah onlarla alay eder" (el-Bakara, 2/14-15). Şanı yüce Al*lah'ın hile yapması da alay etmesi de hilekarlık yapması da sözkonusu de*ğildir. O'nun bunu yapmasının anlamı sadece onların hilelerine, alaylarına ve hilekarlıklarına bir cezadır.
Yüce Allah'ın şu buyrukları da böyledir: "Allah'ı aldatmak isterler. Hal*buki O, onları aldatır" (en-Nisa, 4/142); "Onlarla alay ederler, Allah da on*larla alay eder" (et-Tevbe, 9/79).
Peygamber (s.a) da şöyle buyurmuştur: "Siz bitkinleşmedikçe Allah da bit-) kinlik göstermez, siz usanmadıkça Allah da usanmaz." Bu Linki Görmeniz İçin SupersatForuma Uye Olmanız Gerekmektedir. Denildiğine göre "Allah usanmaz, halbuki siz usanırsınız anlamındadır. Yine asıl usananlar siz*lersiniz denildiği gibi, anlamın şu olduğu da söylenmiştir: Sizler amellerini*zi bitirmedikçe, amellerinize devam ettikçe Allah da sizin sevabınızı kesmez, amellerinizin karşılığını yazar.
Bir grup da şöyle demiştir: Şanı yüce Allah, onlara öyle birtakım işler ya*par ki insanlara göre bunlar alaydır, aldatmadır ve hiledir. Şu rivayette oldu*ğu gibi: "Yağın donduğu gibi ateş de donar ve onun üzerinde yürürler. Ni*hayet kurtulacaklarını sandıkları bir sırada altlarından yer çöker (ateşe dü*şerler)."
el-Kelbi'nin Ebu Salih'ten, onun da İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre onun, yüce Allah'ın: "İman edenlerle karşılaştıklarında: 'iman ettik' derler" buyruğu hakkında: Burda sözü edilen kitap ehlinin münafıklarıdır, de*diğini rivayet etmektedir. Yüce Allah burada hem onları hem de onların alay*larını sözkonusu etmekte, şeytanlarıyla yani küfürde -az önce de geçtiği üze*re- önder ve başkanlarıyla bir araya geldiklerinde: Bizler sizin dininiz üze*reyiz. "Biz ancak alay edicileriz" derler. Yani Muhammed (s.a)'in ashabıy-la alay ederiz. "Allah" da âhirette "onlarla alay eder." Cehennemde onlara cennetten bir kapı açar, sonra onlara: Gelin, denilir. Ateş içerisinde yüzerek oraya doğru giderler.
Mü'minler ise, süslü çadırlar içerisinde tahtlar üzerinde onlara bakarlar. Kapıya doğru vardıklarında kapı üzerlerine kapatılır, müminler de onlara gü*lerler. İşte "Allah onlarla alay eder" buyruğunda anlatılan budur. Yani âhi*rette onlarla alay eder, demektir. Kapılar yüzlerine kapatılınca da müminler onlara gülerler. Yüce Allah'ın şu buyruğunda anlatılan da işte bu durumdur: "İşte bugün iman edenler kâfirlere gülerler. Tahtlar üzerinde (cehennem eh*line ) bakarlar. O kâfirlere işleyegeldiklerinin cezası verildi mi?" (el-Mutaf-fifin, 83/34-36)
Bazıları da şöyle demiştir: Allah'ın onları aldatması ve onlarla alay etme*si, onlara pek çok dünyevî nimetler vermek suretiyle onları derece derece azaba yaklaştırmasıdır. Şanı yüce Allah, âhirette onlar için gizlediği azaptan farklı olarak dünyada onlara birçok lütuf ve ihsanını izhar eder, âhiretteki azaplarını da gizler, göstermez. Onlar da Allah'ın kendilerinden razı olduğu*nu sanırlar.
Halbuki yüce Allah, kesinlikle onlara azap edecektir. İşte bu insanlar ta*rafından düşünüldüğü takdirde sanki bir alay, bir hile ve bir aldatma gibi gö*zükür. Nitekim buna Peygamber (s.a)'ın şu buyruğundan anlaşılan ifadeler de delil olabilir: "Aziz ve celil olan Allah'ın kula, Allah'a isyanı sürdürdüğü halde sevdiği şeyleri verdiğini görürseniz, bilin ki bu Allah tarafından bir is-tidrâcdır. (Derece derece azaba yaklaştırmaktır). Sonra şu âyet-i kerimeyi oku*du: "Bunlar kendilerine hatırlatılanları unutunca üzerlerine herşeyin ka- j pılarını açtık. Nihayet onlara verilenlerle şımarıp sevindiklerinde de ansı- i zın onları tutup yakalayıverdik. Artık onlar ümitsiz kalıverirler. Zalimler ı topluluğunun ardı arkası kesilmiş olur. Alemlerin rabbi olan Allah'a ham-J ^dolsun." (el-En'am, 6/44-45) Bu Linki Görmeniz İçin SupersatForuma Uye Olmanız Gerekmektedir.
Kimi ilim adamları da yüce Allah'ın: "... bilmeyecekleri bir taraftan onla*rı derece derece helake yaklaştıracağız." (el-A'raf, 7/182) buyruğu hakkın*da şöyle demişlerdir: Onlar her yeni bir günah ihdas ettikçe Allah da onla*ra yeni bir nimet verir.
"Onlara mühlet verir"; yani sürelerini uzatır, onlara süre tanır. Yüce Ailah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "Onlara mühlet vermemiz ancak günah*larını artırmaları içindir." (Al-i İmran, 3/178) Bu kelimenin aslı, fazlalık an*lamındadır. Yunus b. Habib der ki: Kötülükte onlara fazlalık verdi, hayırda fazlalık verdi" denilir. Yüce Allah da şöyle bu*yurmaktadır: "Mallarla, oğullarla sizin imdadınıza yetiştik."(el-İsra, 17/6); "Ve onlara arzu edecekleri meyve ve etleri fazlasıyla verdik."(et-Tur, 52/22) el-Ahfeş'in şöyle dediği nakledilmektedir: Birşeyi terkedip bıraktığın takdir*de denilir. Ancak birşeyi vermek halinde ise: denilir. el-Ferra ve el-Lahyani'den nakledildiğine göre, eğer birşeyin fazlalaştırılma*sı onun mislinden ise, "( coju ) artırdım" denilir. Mesela, nehir nehre ka*tıldı, denirken bu kelime kullanılır. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: "De*nizden sonra yedi deniz de ona katılsa" (Lukman, 31/27) Eğer yapılan fazla*lık başka türden olursa o vakit artırdım, denilir. Mesela: "Askere yardım ulaştırdım, anlamında: denilir. Yüce Allah'ın: "Rabbiniz beş bin melekle size yardım edecektir." (Al-i İmran, 3/125) buyru*ğu da böyledir. İrin yarada başka türden olduğundan dolayı yaranın irin top*lamasını ifade etmek üzere denilir. Orda irin toplandı, demektir.
"Azgınlıklarında" buyruğundan kasıt küfür ve sapıklıklarıdır. Azgınlık (tuğyan)ın aslı haddi aşmaktır.
Yüce Allah'ın: "Şüphesiz su haddini aştığı zaman Biz..." (el-Hakka, 69/11) buyruğu da bu anlamdadır. Yani su, yükselip tayin ve tesbit edilen mik*tarını aştığı zaman, demektir. Yüce Allah'ın Fir'avn hakkında: "Çünkü o pek azmıştır" (en-Naziat, 79/17) buyruğu, o ileri sürdüğü iddiasında çok aşırı*ya gitmiştir, demektir. Çünkü Fir'avn: "Ben sizin en yüce rabbinizim" (en-Na*ziat, 79/24) demişti.
Bu âyet-i kerimedeki anlamı ise şöyledir: Uzun ömür ile onlara mühlet verir. Ta ki tuğyanlarını artırsınlar, O da onların azaplarını artırsın, diye.
"Basiretsizce dolaşmalarına..." yani kör olarak dolaşmalanna mühlet verir. Mücahid der ki: Küfür içerisinde şaşkın şaşkın gidip gelirler. Dil bilginleri şunu nakletmektedir: Mazisi muzarii masdarı şeklin*de gelir. İsm-i faili ise, şeklindedir. Bu kelime şaşkınlık ifade ed*er. Şaşkın ve mütereddit kimse hakkında denilir. Çoğulu şeklinde gelir. Develerinin nereye gittiğini bilmeyen bir kişi hakkında: develeri bilmediği yere gitti" tabiri, kullanılır. Körlük, gözde olur. kalpteki körlüğü (basiretsizliği) ifade eder. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Gerçi gözler kör olmaz, fakat göğüs*lerdeki kalpler kör olur." (el-Hac, 22/46) Bu Linki Görmeniz İçin SupersatForuma Uye Olmanız Gerekmektedir.
16. İşte onlar hidâyete karşılık dalâleti satın almışlardır. Onların ticereti kazanç sağlayamamış, doğru yola da erememişlerdir.
Sapıklığı Satın Alanlar:
"İşte onlar hidâyete karşılık dalâleti satın almışlardır." Sibeveyh der ki: kelimesindeki "vav" harfinin ötreli olması, bu vav ile kelimenin aslından olan vav arasındaki farkı göstermek içindir. Yüce Allah'ın: "Eğer on*lar o yol üzere dosdoğru gitseler..." (el-Cinn, 72/16) buyruğunda olduğu gibi.
İbn Keysan der ki: Vav harfi üzerinde ötre diğerlerinden daha hafiftir. Çünkü ötre vav'ın cinsindendir.
ez-Zeccac da der ki: " Biz" kelimesinde olduğu gibi, ötre ile hareke-lenmiştir.
İbn Ebi İshak ve Yahya b. Ya'mer, iki sakinin yanyana gelmesi ile ilgili esas ilkeye uygun olarak "vav" harfini esreli okumuşlardır. Ebu Zeyd el-En-sari'nin Ka'neb Ebu Simmal el-Adevi'den rivayetine göre, o fetha (üstün)ın hafif olması sebebiyle vav'ı üstün okuduğunu rivayet etmektedir. İsterse on*dan öncesi fethalı olsun.
Kisai ise, vav harfinin ötreli bir hemze olarak okunmasını caiz görmüştür. kelimesinde olduğu gibi. kelimesi, satın almak anlamına gelendan gelmektedir. Bu kelime burada istiare yoluyla kullanılmıştır. Anlamı şudur: Onlar küfrü ima*na tecih etmişler ve küfrü imandan daha çok sevmişlerdir. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "Onlar körlüğü hidâyetten daha çok sevdiler (ter*cih ettiler)" (Fussilet, 41/17) Burada "satın almak" tabirinin kullanılması sa*tın almanın müşteri tarafından sevilen şeyler hakkında sözkonusu olması do-layısıyladır. Yoksa karşılıklı olarak değiş-tokuş yapmak anlamındaki "satın almak" manasında değildir.
Çünkü münafıklar hiçbir zaman mü'min olmazlar ki imanlarını satmaları sözkonusu olsun. İbn Abbas da der ki: Onlar dalâleti aldılar, hidâyeti bırak*tılar.
Yani: Küfrü imana tercih ettiler ve imanı alacak yerde küfrü aldılar. Alla-hu Teala'nın bu davranışlarını "satın almak" ile ifade etmesi, kelimeye ge*niş anlam kazandırmak itibarıyla olmuştur. Çünkü satın almak ve ticaret ke*limeleri nihâyetinde bir değişim işlemidir. Araplar ise bunu herhangi bir şe*yi herhangi bir şey karşılığında değiştiren her işlem hakkında kullanırlar. Ebu Züeyb de şöyle der:
"Eğer sen benim hakkınızda(sana olan sevgimle, meylimle)
cahillik ettiğimi sanıyorsan
Artık senden sonra ben cahilliği verip akıllılığı satın aldım."
"Dalâlet" asıl itibariyle şaşkınlık demektir. Unutkanlığın şaşkınlığa sebep olması dolayısıyla ona da "dalâlet" denilir. Nitekim yüce Allah da şöyle bu*yurmaktadır: "Ben o işi yaptığımda dalâlette olanlardan idim" (eş-Şuara, 26/20); yani unutanlardan idim.
Helak ve yok olmaya da "dalâlet" denilir. Nitekim yüce Allah şöyle bu*yurmaktadır: "Biz yerde kaybolup (dalalnâ) gittikten sonra mı (diriltileceğiz), dediler" (es-Secde, 32/10)
"Onların ticareti kazanç sağlayamamış." Arapların: Satışın karlı oldu, satışın zarar etti" şeklindeki sözlerinde olduğu gibi, onların adeti üzere yüce Allah da kârı ticerete isnad etmiştir. Yine araplar: kıyam eden bir gece (kişinin geceyi namaz*la geçirmesi anlamında)" oruçlu bir gün (kişinin gününü oruçla geçirmesi)" derler.
Bu ifadeler alışverişinde kar ettin, zarar ettin, geceni namazla geçirdin, gün*düzünü oruçla geçirdin, demektir. Yüce Allah'ın bu buyruğu da: Onlar bu ti*caretlerinde kâr sağlayamadılar, demektir. Nitekim şair de bu türden olmak üzere şöyle demektedir:
"Gündüzün şaşkın, gecen uyku (ile geçiyor)
İşte hayvanlar da dünyada böyle yaşıyor."
"Doğru yola da erememişlerdir." Yani, sapıklığı satın almakla doğruyu bulamamışlardır. Allah'ın ezelî ilminde onlar hidâyet bulmuş kimseler değil*dir, şeklinde de açıklanmıştır.
"Hidâyet bulmak" dalâlette olmanın zıddıdır. Buna dair açıklamalar da*ha önce geçmiş bulunuyor. Bu Linki Görmeniz İçin SupersatForuma Uye Olmanız Gerekmektedir.
17. Onların hali bir ateş yakanın hali gibidir. O ateş etrafını aydın*latınca Allah onların nurlarını giderip kendilerini karanlıklar içinde bırakır; görmezler.


Teşekkur:
Beğeni: 



Yer imleri