Gerisi ayaklarını yalanlamayan bir yapı... Fakat en çarpıcı, en vurucu
tarafı, bütün uzuvlarını gayet soğukkanlı, ağır baslı bir disilik heybeti içinde idare edici edaları... En
sert küstahlık ve hâkimiyet tavrı altında o kadar narin ve hafiftir ki, Sair Fuzûli'nin visale ermek
için dilediği zaifliği vaadedebılir.
«Öyle zaif ki! tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola götürmek sabâ benî»
Soyundan geldiği asabi cümle farikasından ötürü daima bas ağrısı çeker. Üzülmesinde,
sevinmesinde, içinin her burkulusunda, kendisini, ruhunu her kaptırısında... Daha doğrusu
kaptırısında değil de kaptırır gibi olusunda... Çünkü o kendisini asla kaptırmaz, kaptırır gibi olunca
da hemen toparlanır ve siperine sığınır.
O, saadetini erkeğine mahkûm olmak yerine hâkim olmakta bulmus kadın tipinin son modeli... Ve
hayat onun için bu hâkimiyet sultasının zafer taklan ve sehrâyinler meydanı...
Naci bu kadınla karsılasır karsılasmaz gözlerinde okuduğu «bana gel!» cazibesine kapıldı ve
kendisince dünya çapında bir mücadeleyi kabul etti. Bakalım kim kime ve ne ölçüde hâkim
olacak?.. Hâkimiyet asıl Naci'nin idealidir.
20
Dünyada harplerin en incesi, en grifti, strateji ve taktikte büyük kurmay dehâsına en muhtaç olanı,
kadınla erkek arasındaki gizli savas... Bu savasın suurunu Naci'ye asılayan da Belmâ
Hanımefendi... Kadın bir ufuk gibi kaçmayı, yaklasıldıkça uzaklasmayı, ama adım bacında
vaadetmeyi, derken vaadini geri almayı, pesinden tekrar caymıs görünmeyi bilen, erkek de civa
damlası misali parmaklarından kaçıcı bu yaratığı bayıltıp durdurmayı ve parmağına yapıştırmayı becerebilen.
Hep bu kanunların çilesi altında geçen bütün bir mevsim... Henüz galip ve mağlûp belirsiz... Ama
Naci. için için, iflâsa gittiği kanaatinde...
Naci kafasıyla özlediği, fakat ruhuyla her defa alt üst ettiği kurmay ölçülerini boyuna imdadına
çağırıyor. Ama hiçbir zaman neticesini alamıyor.
Basını elleri arasına almıs, karsılıklı kıymetleri söyle sıralıyor:
Gençlik... Kuvvet kendisinde...
Servet... Onda...
Zekâ... Güya kendisinde...
Sezis... Onda...
Nefs hâkimiyeti... Yalnız onda...
Gizleme sanatı... Sadece onda...
Her noktadan hücum ve taarruz gücü... Kendisinde diyelim...
Açıkları yakalamak ve zaafları sömürmek hüneri: Mutlaka onda...
Kültür ve dünya görüsü... Kendisinde olmus, ne çıkar?
Her seyi ayaklarının altına serdiği içgüdü tavrı... Onda, onda, hep onda...
Bilançonun ana kıymet hükmü sudur: Naci hezimette, Belmâ ise muzaffer... O, Naci'yi kendi
kendisiyle ihtilâfa
21
sokmayı ve ikiye bölmeyi ve bir parçasını öbürüne yedirmeyi basaran kadın... Olanca (risk),
kendini varıs, hedef gösteris, yara alıs, yani gerçekte kuvvet ve ulviyet Naci'de... Belmâ'ya kala
kala, onun da haberli olmadığı son derece sanatlı bir süfliyet; ve âcizlerin âcizıyken güçlülerin
güçlüsü halinde bir sömürme melekesi kalıyor. Nasıl da belli seytanın kızı olduğu...
Naci'nin Mine'ye (paradoks) hissini verici konusmaları, Belmâ'ya yüzlerce merkebin sütüyle
doldurulmus bir havuzda banyo yapan Kleopatra zevkini tattırmaktadır. Zavallı Naci, hiçbir
madde zoruyla zaptedüsmez bu kadını, kafasından, ruhundan fethetme gayreti içindedir, ve pekâlâ
farketmektedir ki, çabaları bosuna... Disilikten hiçbir pay sahibi olmadığı için metoduna
samimiyetsizlik sokamayan, tam erkekliğini de kendisini dizginlemekle gösteremeyen Naci,
Belmâ ile oynadığı satrançta, onun bütün piyonlarım son çizgide vezir olmaktan ahkoyamamakta,
kendisi de yine kendi gözünde, bir köseye sıkıstırılmıs, mat olma vaziyetine getirilmiş
bulunmakta..