CEMAZÝYELEVVELÝNÝ BÝLMEK...


Dilimize yerleþen ve konuþmalarýmýzda zaman zaman kullandýðýmýz “Biz onun cemâziyelevvelini biliriz” sözü, bir kiþinin geçmiþiyle ilgili olumsuzluklarýný anlatmak anlamýný içerir.

“Cemâziyelevvel”, hicri takvimdeki aylardan beþincisinin adýdýr. Onu izleyen aya da “cemâziyelâhýr” adý verilmiþtir.

Bu sözcüklerin aslý, Arapça “cumadu’l-ula” ve “cumadu’l-Ahire”dir. Arabistan’da takvimin yürürlüðe girdiði zamanlarda iki ay boyunca yaðmursuzluktan kaynaklar kurumuþ, bu duruma bakýlarak da bu kuraklýk aylarýna “cumadu’l-ula” (ilk kuraklýk) ve “cumadu’l-ahire” (son kuraklýk) adlarý verilmiþti.

“Cemâziyelevvel” ve “cemâziyelâhýr” aylarýný, halk arasýnda “üç aylar” olarak bilinen recep, þaban ve ramazan aylarý izler.

“Cemâziyelevvelini bilirim” sözünün kaynaðýndaki “cemâziyelevvel”in anlamý budur ve sözün öyküsü ise þöyledir:

“Bilinmesi gerektiði gibi, Osmanlýlar’da arþivciliðe büyük önem verilir ve devlete ait her belge titizlikle saklanýrdý. Þimdiki gibi dosyalama düzeninin olmadýðý o dönemde devlet dairelerinde bu iþ için çuvallar kullanýr ve her aya ait biriken belgeler bir torbaya doldurarak korunurdu. Arþive kaldýrýlan belgelerin birbirine karýþmamasýnýn ve arandýðý zaman kolay bulunabilmesinin saðlanmasý için torbalarýn üzerine iri yazý ile ait olduðu ayýn adý yazýlýr, bundan sonra torbalar mahzene indirilip, orada sýraya konulurdu.

Yýllardan birinde “cemâziyelevvel” ayýna ait belgelerin bir sandýða konulup, sandýðýn kapaðý mühürlenerek belgelerin baþka bir yere götürülmesi gerekmiþti.

Arþivde görevli dar gelirli bir memur, istenilen belgeyi sandýða boþalttýktan sonra boþ torbayý alýp evine götürmüþ. Bir süre sonra da yoksulluk nedeniyle bu torbadan kendine bir iç çamaþýrý diktirmiþ, onu giymeye baþlamýþ.

Torbanýn üzerindeki saf bezir iþi mürekkep, çamaþýrýn birkaç kez yýkanmasýna karþýn çýkmamýþ ve torbanýn üzerindeki “cemâziyelevvel” yazýsý, iç çamaþýrýn arka bölümünde olduðu gibi kalmýþ.
Bir gün iþyerindeki öteki memur arkadaþlarý, onun iç çamaþýrýnýn arka bölümündeki bu “cemâziyelevvel” yazýsýný görmüþler ve kendi aralarýnda gülüþmeye baþlamýþlar.

Bu dar gelirli memur, ilerideki yýllarda daha yüksek okullarda okumuþ ve iþinde daha yüksek makamlara yükselmiþ. Artýk kadife astarlý samur kürkler, mücevher iþlemeli kaftanlar giyer olmuþ. Eski arkadaþlarý kendisine gýptayla bakmaya ve hatta onu zaman zaman da kýskanmaya baþlamýþlar.

Bir gün onun baþarýlarýndan söz edilirken, onu kýskanan eski arkadaþlarýndan biri hemen söze karýþmýþ ve “Siz onun bugünkü durumuna bakmayýn” demiþ. “Biz onun cemâziyelevvelini biliriz.”

“Cemâziyelevvelini bilmek” sözü o günden sonra, herhangi bir kiþinin geçmiþteki bir kusurunun unutulmadýðýný “üstü kapalý bir biçimde” anlatmak için kullanýlmaya baþlandý.