Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
3 sonuçtan 1 ile 3 arasý

Konu: Makale : DOÐADA EGEMEN OLAN VE HERÞEYÝ YÖNETEN YASA

  1. #1
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Makale : DOÐADA EGEMEN OLAN VE HERÞEYÝ YÖNETEN YASA

    Sayýn Güngör Kavadarlý'ya gönülden teþekkürlerimizle,

    ENTROPÝ

    DOÐADA EGEMEN OLAN VE HERÞEYÝ YÖNETEN YASA
    (YENÝ BÝR DÜNYA GÖRÜÞÜ)



    Konu baþlýðý pek iddialý ve yadýrgatýcý geldi mi bilmiyorum? Ama öyle de olsa belirttiði gerçeklik deðiþmez. Eðer baþlýk gibi bu son cümle de çok iddialý geldiyse hemen rahatlatayým. Bunu iddia eden ben deðilim, alimler. Einstein’a göre Entropi Yasasý bilimin birincil yasasýdýr. Yani o, entropi yasasýný, Yerçekimi Yasasý’ndan ve kendi bulduðu Görecelilik Kuramý’ndan bile daha kalýcý ve önemli görüyor. Einstein bir dönemde, bilimsel yasalarýn en önemlisi hangisidir diye düþündüðünde þu gözleme varmýþ: “Bir kuram iddialarýnda ne kadar yalýnsa, aralarýnda baðýntý kurduðu þeyler ne kadar farklý türlerde ise, ve uygulama alanlarý ne denli geniþse, o kadar etkileyicidir. Klâsik termodinamiðin üzerimdeki derin izleri bu yüzdendir. Eminim ki klâsik termodinamik, evrensel içerikli tek fiziksel kuram olarak, temel kavramlarýnýn uygulanabilirliði çerçevesinde hiçbir zaman yerinden edilemiyecektir.” Sir Arthur Eddington ise entropinin, “tüm evrenin en üstün metafizik yasasý” olduðunu düþünüyor. Durum gerçekten böyle ise insanlarýn çoðu entropi kelimesini neden ilk kez duymuþ oluyor? Bu arada, onu hiç duymadan yaþayarak göçüp gidenlerin sayýsýnýn büyük olduðu da kesindir. Bu durum þöyle açýklanabilir. Yakýn zamana kadar lise düzeyindeki fizik dersinde bile bahsedilmeyen entropi, üniversite ders programlarýnda bugün dahi sadece mühendislik, fizik, kimya öðrencilerine okutuluyor. Öðretildiðinde bile sýrf termodinamik alanýnýn bir konusu þeklinde iþleniyor ve yalnýzca problemler çözdürülüyor. Entropinin, düzensizlik veya kaosunun bir göstergesi olduðu, zaman boyutuyla iliþkisi, enerji ile ilgisi, ve nihayet, felsefî olarak evrenin bütününde nasýl içkin olduðu, yani o yapýnýn nasýl temel ve ayrýlmaz bir parçasýný oluþturduðu biraz muðlak geçilerek, bunlar meraklýsýna býrakýlýr. Bir diðer çok önemli neden, insanlýðýn son dört yüzyýlýna damgasýný vuran Newtoncu makina-dünya görüþünün, bugün bile egemenliðini sürdürmesi ve düþünceleri hâlâ kalýplaþtýrmasý sonucu, kiþileri saplantýlara ve tartýþmadan kabullere götürmesidir. Newtoncu dünya görüþü, temelinden yanlýþ olunca da, deðerlendirmeleri bu temel üzerine yapýlandýrýlmýþ modern çað insanýnýn evreni algýlayýþýndaki sakatlýk kaçýnýlmazdýr.

    Konuyu daha fazla açmadan, anlamayý kolaylaþtýrmak için modern dünya görüþündeki, yani makine-dünya yaklaþýmýndaki, yanlýþý özetle gözden geçirelim. Az önce termodinamiðe deðinilmiþti. Termodinamiðin Birinci Yasasý, “Evrendeki tüm madde ve enerjinin toplamý sabittir ve o ne yaratýlabilir ne de yokedilebilir,” der. Özünü, aslýný deðiþtiremez ancak þekil deðiþtirebilir. Termodinamiðin Ýkinci Yasasý, diðer adýyla Entropi Yasasý, “Madde ve enerjinin sadece bir yöne doðru deðiþebileceðini, bu yönün ise ‘kullanýlabilirden kullanýlamaza, elde edilebilirden elde edilemeze, düzenliden düzensize’ doðru olduðu”nu söyler. Ayný ifadeye biraz farklý açýdan yaklaþýnca Ýkinci Yasanýn temelinde bu fikir yatar. Evrendeki her þey belirli bir yapýya ve deðere sahip olarak baþladý, fakat geri dönülemez þekilde, geliþigüzel kaosa, ve ýskarta, ziyan veya atýða gidiyor. Entropi, evrenin bir altsistemindeki elde edilebilir enerjinin, elde edilemez enerjiye, veya kullanýlabilir enerjinin kullanýlamaz enerjiye ne ölçüde dönüþmüþ olduðunu belirtir. Yine Entropi Yasasý uyarýnca - ki bu nokta çok önemli - ne zaman dünyada ya da evrende düzenli bir durum oluþsa, bu, yakýn çevresinde daha büyük bir düzensizliðin oluþmasý pahasýna gerçekleþir. Satýr aralarýný dikkatle okursak, Entropi Yasasý, tarihin ilerleme demek olduðu fikrini yýkar. Bunun yanýnda, bilim ve teknolojinin daha düzenli bir dünya yarattýðý fikrini de reddeder.

    Bu noktada, bir dünya görüþünün temelde ne olduðunu ele alalým. Ýnsanlar tarih boyunca yaþamýn çeþitli yönlerini anlamak ve düzenlemek için gönderme yapabilecekleri bir ölçüt veya referans çerçevesi kurmayý gereksinmiþlerdir. Gündelik hayatýn nasýl ve niçinlerini açýklayacak bir düzeni kurma ihtiyacý, her toplumun kültüründe temel unsur olagelmiþtir. Bir toplumun sahip olduðu dünya görüþünün en ilginç yönü ise, onu paylaþanlarýn, bu görüþün onlarýn davranýþlarýný, bunun yanýnda, çevrelerindeki gerçekliði algýlamalarýný nasýl etkilediðinin bilincinde olmamalarýdýr. Herhangi bir dünya görüþü, bireylerin onu çocukluklarýndan beri içselleþtirdikleri ölçüde, yani doðruluðunu kabul edip kendi parçalarý yaparak, o bakýþ açýsýný sorgulamadýklarý ölçüde baþarýlýdýr.

    Batýlý modern insana göre, bilgi ve tekniðin birikimiyle dünya giderek daha deðerli bir konuma doðru ilerliyor. Bizler bireyin özerk bir varlýk oluþuna, doðanýn düzenli olduðuna, bilimsel gözlemin tarafsýzlýðýna, insanlarýn özel mülkiyeti hep arzulamýþ olageldiðine, kiþiler arasýndaki iliþkilerin baþýndan beri rekabetçi karakter taþýdýðýna inanýrýz. Hatta bunlarýn insanýn tabiatýnda bulunduðunu ve bu nedenle deðiþmez olduklarýný sanýrýz. Bu inanç elbette ki doðru deðildir. Zira tarihin farklý dönemlerinde baþka toplumlar ve uygarlýklar, bizim insan doðasýna baðladýðýmýz bazý fikirlerimizi akýllarýna bile getirmemiþlerdir. Bir dünya görüþünün gücü de zaten bundan kaynaklanýr. Gerçeklik konusundaki bakýþ açýmýz, üzerimizde o denli etkilidir ve bizi o derece þartlandýrýr ki, dünyaya baþka türlü bakabilme olasýlýðýný akla getiremeyiz. Böyle düþününce de tarihin geçmiþ çaðlarýnda farklý toplumlarýn deðiþik dünya görüþleri taþýmýþ olduðunu gözden kaçýrýrýz. Halbuki Entropi Yasasý þimdiki paradigmanýn geçersizliðini gösterince, yetiþtirildiðimiz eski paradigma ile, kendini giderek kanýtlayan yeni entropi yasasý arasýnda sýkýþýp kalacak bizim nesil, yanlýþlýðý bu kadar açýk olan ilke ve düþüncelere nasýl böyle körü körüne inandýðýmýza þaþacaktýr. Yeni paradigmayý kabullenmeye baþladýðýmýzda herhalde önce kendimizi yabancý diyardaki insan gibi rahatsýz hissedeceðiz. Baþka deyiþle, eski dünya görüþümüzden tamamiyle kurtulamayacaðýmýz için bu yeni dünya görüþünü, týpký bir ikinci lisanda olduðu gibi, onda kendimizi tümüyle rahat hissetmeden, ve günlük hayatýmýzda onunla kendimizi bütünüyle ifade edemeden benimseyeceðiz. Halbuki bizler entropik dünya görüþüne dönüþümü saðlayabilirsek, bu bakýþ açýsý torunlarýmýza çok doðal gelecektir. Onu hiç düþünmeden, ve onun üzerlerindeki etkisinin bilincinde olmadan onunla yaþayacaklardýr. Týpký Newton mekaniðinin bizi sarmalamasýnýn farkýnda olmadýðýmýz gibi.

    Þimdi konuyu biraz deðiþtirip Batý uygarlýðýný benimsemiþ toplumlarýn, Newtoncu dünya görüþünden önce hangilerini paylaþtýðýna deðinelim. Ýlk aþamada klâsik Yunan’daki dünya görüþü ile karþýlaþýrýz. Eflâtun, Aristoteles ve diðer Yunan filozoflarý bugünkü dünya görüþünün tamamen aksini düþünüyorlardý. Bugün, evrenin kuruluþunda bir kaosun hüküm sürdüðü, ve zamanla bu kaosun düzene dönüþtüðü görüþü (“ordo ab chao”) geçerlidir. Halbuki Grekler, evrenin “chao ab ordo” diye ifade edilebilecek “düzenden kaosa” sürüklendiðine inanýyorlardý. Çünkü onlara göre tarih, hep bozulmaya doðru giden bir süreçti. Romalý Horace, entropinin temel ifadesi olan Termodinamiðin Ýkinci Yasasýný hiç bilmezken, onu çok güzel özetleyen “Zaman, dünyanýn deðerini azaltýyor,” düþüncesine nasýl varabilmiþti? Yunan mitolojisi, tarihi, her biri bir öncekinden daha haþin, daha zorlu ve daha bozulmuþ olan beþ aþamaya ayýrýr. Ý. Ö. 8. yy.’da tarihçi Hesiod bunlarý Altýn, Gümüþ, Pirinç, Kahramanlýk ve Demir Çaðlarý diye adlandýrýr. Hesiod’a göre bereket ve huzur dönemi olan Altýn Çað bir zirveydi. O dönemde Olimpus tanrýlarý altýn bir insan nesli yaratmýþtý ve onlar yüreklerinde endiþe, aðýr iþ ve zorluktan uzak keyif içinde tanrýlar gibi yaþýyorlardý. Yaþlýlýðýn düþkün günlerini yaþamýyorlar, sanki gözkapaklarýna uykunun aðýrlýðý çökmüþçesine ölüp gidiyorlardý. Hesiod’un Altýn Çað betimlemesi Thomas Hobbes gibi biri tarafýndan peri masalý diye bir kenara atýlýrdý muhakkak ki. Çünkü Hobbes’a göre insanlýðýn doða içindeki baþlangýcý “yalnýz, fakir, kötü, kaba ve kýsa bir öyküydü.” Ancak bugün antropologlar Hesiod’un yorumuna daha yatkýnlar. Günümüzde kalan az sayýdaki avcý-toplayýcý insan gruplarýnýn incelenmesi Hesiod’un anlattýklarýný destekler yönde. Örneðin modern insan haftada sadece kýrk saat çalýþma zorunluluðuyla ve yýlda iki hafta veya daha fazla tatil yapabilmesiyle övünüyor. Halbuki avcý-toplayýcý toplumlarýn çoðu, haftada yalnýz on iki ile yirmi saat arasý çalýþtýklarýndan, her yýl haftalar veya aylarca hiç iþ yapmadýklarýndan, bizim koþullarýmýzý katlanýlamaz sayarlar. Bu insanlarýn günleri oyunlar, spor, sanat, müzik, dans, törenler ve yakýnlarýný, ziyaretle geçer. Ayrýca zannedilenin aksine, halen dünyadaki en saðlýklý insanlar arasýnda olduklarý, modern týbbýn yardýmý olmaksýzýn altmýþlý yaþlarýný tamamladýklarýndan bellidir. Bu tür topluluklarda iþbirliði ve paylaþma prim yaptýðý için, savaþa ve birbirlerine karþý saldýrganlýða eðilim azdýr. Hesiod, hayatýn kötülüklerini içeren kutunun kapaðýný Pandora’nýn açmasýyla Altýn Çaðýn ansýzýn sona erdiðini söyler ve þöyle devam eder: “Sonralarý nihayet Demir Nesli geldiðinde, gece-gündüz iþe, üzüntüye, olumsuz etkenlere mahkûm hayatlar baþladý. Artýk oðul babayla, baba oðluyla, arkadaþ arkadaþla ayný fikirde deðillerdi. Ebeveynler çabuk yaþlanýyor ve saygý görmüyorlardý. Dürüst ve iyi adam, sözünü tutan kiþi tutulmuyor, tersine kötülük yapanlar, gururlular ve edepsizler saygýnlýk görüyordu. Hak, güçlü olanýndý, gerçek ise dillerden uzaklaþmýþtý.” Hesiod’un kelimeleri eminim sizde de güncel çaðrýþýmlar yaptýrmýþtýr.

  2. #2
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Devami

    Yunanlýlar, Tanrý yarattýðý için dünyanýn mükemmel olup, ebedî olmadýðýna ve çürümenin tohumlarýný kendi içinde taþýdýðýna inanýyorlardý. Dünya Altýn Çaðda, yaratýldýðý ilk mükemmel hâlini korumuþ ama sonraki çaðlarda kaçýnýlmaz çürüme kanununa boyun eðmiþti. Evren, tohumunda bulunan bozulma süreci bitiminde son kaosa yaklaþýnca Tanrý müdahale ederek onu tekrar baþlangýcýndaki mükemmeliyet koþullarýna döndürüyor ve bütün süreç yeniden baþlýyordu. Böylece eski Yunan’ýn bu dünya görüþünce tarih, mükemmeliyete giden birikmeli bir ilerleme deðil, düzenden kaosa yol alan ve kendini sonsuza kadar yineleyen bir çevrimdi.

    Tarihi “çürüyen çevrimsel süreç” olarak görmek, Yunan’ýn toplumun nasýl düzenlenmesi gerektiði konusundaki fikrini derinden etkiledi. Eflâtun ve Aristoteles en az deðiþimin yaþandýðý sosyal düzenin en iyisi olduðunu düþünerek, dünya görüþlerinde “sürekli deðiþme ve büyüme” kavramlarýna yer vermediler. Çünkü büyüme, dünyada daha yüksek deðer ve daha fazla düzen deðil, tam aksi demekti. Eðer tarih, ilk mükemmel hâlin birbiri ardýna gelen çentiklerle bozulmasýný ve baþlangýçtaki bolluk ve varlýðýn kullanýlmasýný temsil ediyorsa, ideal hâlin, çürüme sürecini olabildiðince yavaþlatan hâl olmasý gerekirdi. Yunanlýlar deðiþim ve geliþmeyi hep artan bir çürüme ve kaosla iliþkilendirdiler. Böylece bu doðrultuda amaçlarý, dünyayý bir sonraki nesle mümkün olan en az “deðiþim” ile býrakmaktý.

    Batý Avrupa’da eski Yunan’ýn dünya görüþü, Ortaçaðda Hýristiyan dünya görüþü oluþuncaya kadar hükmünü sürdürdü. O dönemin Hýristiyan toplumlarý dünya hayatýna, sonrakine hazýrlayan bir aþama diye baktýlar. Hýristiyan görüþü Yunan’ýn çevrimler kavramýný terketmekle birlikte, aynen onlar gibi tarihe, çürüyen bir süreç þeklinde bakýþýný korudu. Hýristiyan teolojisine göre tarihte, Yaratýlýþ, Kurtuluþ ve Kýyamet’ten oluþan belirgin bir baþlangýç, orta bölüm ve son vardýr. Ýnsanlýk tarihi çevrimsel olmayýp bir düz çizgi þeklinde düþünülmesine raðmen herhangi mükemmel bir hâle doðru gittiðine inanýlmýyordu. Bunun aksine, kötülük güçlerinin dünyada kaos ve çözülme ektiðini düþünüyorlar ve tarihi, sürüp giden bir çatýþma olarak görüyorlardý. Ayrýca Yahudilik ve Ýslâm’da olmayan ilk günah doktrini, insanoðlunun yazgýsýný bu hayatta iyileþtirmesine zaten imkân tanýmýyordu. Bir kul olan insanýn tarihi yapmasý veya deðiþtirmesi nasýl düþünülebilirdi ki? Ortaçað bakýþ açýsýna göre dünya, Allah’ýn her bir eylemi kontrol ettiði, çok katý biçimde yapýlandýrýlmýþ bir düzendi. Tarihi ancak Allah yapardý, insanlar deðil. Kullarýn özgürlüðünden ve haklarýndan bahsetmek boþunaydý, onlarýn görev ve yükümlülükleri vardý ancak. Yunan’ýn tarih kavramýndaki gibi geliþme ve maddi kazanýma yer yoktu. Ýnsanýn amacý birþeylere eriþmek deðil, kurtuluþa varabilmekti. Bu çerçevede toplum da, her kiþinin bir rol üstlendiði, ilahî olarak yönlendirilen organik ve ahlâksal bir organizmaydý.

    Sorbonne Üniversitesi tarih hocasý Jacques Turgot 1750 yýlýnda ileri sürdüðü yeni kavramla dünya tarihinin yapýsýný temelinden deðiþtirdi. Bu görüþüyle Eflâtun, Aristo, Aziz Paul (Pavlos), Aziz Augustin yanýnda, Klâsik çað ve Ortaçaðýn tüm düþünsel dâhilerine meydan okuyup, modern zamanlarýn ilerleme ideolojisinin ilk önemli deðiþik yorumunu dile getirmiþti. Turgot hem tarihin çevrimsel karakter taþýdýðýný, hem de sürekli bozulma kavramlarýný reddetti. O, tarihin bir düz çizgide gittiðini ve tarihteki her aþamanýn, bir öncekinden daha fazla geliþmiþlik sergilediðini kesin bir ifadeyle ileri sürdü. Ona göre tarih, birikmeli olmanýn yanýnda ileriye gidici bir nitelikteydi. Yunan’ýn kararlý veya direþken hâl filozoflarý ve Roma Kilisesi dinadamlarýndan tamamen ayrýlarak, sürekli deðiþim ve hareketin erdemini belirtti. Bu arada ilerlemenin engebeli olduðunu, hep ayný tempoda gitmediðini, zaman zaman bataða saplandýðýný, hatta birkaç adým gerilediðini teslim ediyordu ama, tarihin genelde bu dünya hayatýnda genel çizgisiyle hep mükemmeliyete doðru ilerlediðine sarsýlmaz biçimde inanýyordu.

    Turgot' un bu geniþ çerçeve fikrini Bacon, Descartes, Newton, Locke, Adam Smith, Darwin, Spencer gibi bilimadamlarý kendi alanlarýnda doldurarak ona öz kazandýrýp modern görüþü, yani makine-dünya görüþünü þekillendirdiler. Anýlan isimlerin özellikle ilk üçü çok kimse tarafýndan modern görüþün mimarlarý sayýlýr. Þimdi onlarýn ileri sürdüðü ve modern Batý insanýnýn kolektif bilinçaltýna yerleþen fikirleri ile, bunlarýn anlam ve önemini gözden geçirelim. Yunanlýlar için bilimin amacý, þeylerle ilgili olarak daha ziyade metafizik yönü aðýr basan “niçin” sorusunu araþtýrmaktý. Modern çaðýn entellektüel devleri ise þeylerin “nasýl” sorusuna yanýt arýyordu. Örneðin, eminim her birimiz “Olaylarý ve dünyayý olmasýný istediðin gibi deðil, olduðu gibi kabul et ve ona göre davran,” nasihatýný duymuþ veya söylüyoruzdur. Bunu demekle biz farkýnda olmadan, “Ýnsan kavrayýþýnda kurulacak gerçek dünya modeli, kiþinin sandýðý gibi deðil, aslýnda olduðu gibi olmalýdýr,” diyen Bacon’dan alýntý yapýyoruz. Bacon burada çaðdaþ bilimsel yönteme gönderme yapýyor. Bu yöntem, gözlemciyi gözlemlenenden ayýran, ve böylece “nesnel bilgi”nin geliþmesini saðlayacak tarafsýz ortamý yaratan yaklaþýmdýr. Bacon nesnel bilginin insanlarýn doðal þeyler, yani cisimler, kimyasallar, mekanik güçler, bunlara benzer sonsuz sayýda baþka þeyler, üzerinde egemen olmasýna izin vereceðine inanýr. Bacon modern zamanlarýn ayaklarý yere basan pragmatistlerinin ilkidir. Onun için, bir dahaki sefere “Nesnel (objektif) olmaya çalýþ”, “Bunu bana kanýtla”, “Bana sadece gerçek verileri söyle”, sözlerini duyduðumuzda Bacon’ý hatýrlayalým. “Benzetmekte hata olmaz,” diyen atalarýmýz doðruysa, biz de þu benzetmeyi yapalým. Bilimsel filozof Bacon 1620’de yeni dünya görüþünün kapýsýný ancak aralamýþtý ki, matematikçi Descartes hýzla içeri dalýp yeni yerleþim plânýný bildirdi. Onu da az sonra matematikçi-fizikçi Newton izleyerek dükkâný açýp, iþe baþlamayý saðlayan tüm alet-edevatý getirdi. Descartes doðadaki her þeyi sadece hareket halindeki maddeye dönüþtürdü. Kaliteyi de kantiteye, yani niteliði niceliðe indirgedikten sonra kendinden emin biçimde, “Önemli olan yalnýzca alan ve konumdur,” dedi. Matematik, en temelinde düzen demek olduðuna göre, Descartes dünyada herhangi bir yönüyle karýþýk ve düzensiz olan þeylerle, canlý olan her þeyi eledi. Onun dünyasýnda her þeyin kendi yeri vardý ve tüm iliþkiler uyumluydu. Dünyada kesinlik ve duyarlýlýk mevcuttu, kargaþaya yer yoktu. Yunan’ýn tarih konusundaki “yayýlan kaos ve çürüme” düþüncesi matematiksel olmadýðýndan yanlýþtý. Hýristiyan düþüncesi hakkýndaki yargý ise bundan biraz daha iyiceydi. Tanrý yaþamýn olaylarýna durmadan karýþýrsa, doðadaki düzenin iþleyiþi hassas olarak bilinemezdi. Geçerli bir dünya görüþü olabilmesi için mekanik paradigma bütünüyle tahmin edilebilir olmalýydý. Demek ki burada, iþleyiþ kurallarýný dilediðince deðiþtirebilen bir Ulûhiyet düþünülemezdi. Böylece Tanrý dikkatlice ve nazikçe sahne arkasýna alýndý. Tabii ki bütün evreni plânlayan ve harekete geçiren, ama artýk kozmik sahnenin bir baþka etkinliðiyle meþgul olan en büyük matematikçi olduðu için O’nu kutlamak ihmal edilmiyordu. Fakat zamanla, daha sonraki nesillerde Tanrý, dünyanýn iþleyiþ düzeni içinde adeta tümüyle unutuldu.

    Bütün doðayý matematiksel yasalarla açýklama baþarýsýný gösteren Newton 1727’de öldüðünde ona kraliyet cenaze töreni yapýldý. Kendisi göçmesine raðmen, ona son þeklini verdiði makine-dünya görüþü, yerine iyice yerleþiyordu artýk. Mekanik görüþ yalnýzca hareket hâlindeki maddeyi konu alýyordu çünkü matematiksel yolla ölçülebilen tek þey hareketli cisimlerdi. Sýrf bu nedenle bile, getirilen ancak makinelere iliþkin bir dünya görüþü olabilirdi, insanlara uygun olamazdý. Ama olay ne yazýk ki bu doðrultuda geliþmedi. Yaþamýn niceliklerini tamamlayan nitelikler ayýklanýnca, mekanik paradigmanýn elinde tümüyle ölü maddeden ibaret, soðuk, cansýz bir evren kaldý. Fakat insanlarýn gözü, bütün o matematiksel formüller ve fiziksel açýklamalardan kamaþmýþtý bir kere. Bu arada yitirdiklerini deðil, sadece elde ettiklerini görüyorlardý. Çünkü nihayet çok uzun zamandýr aranýlan, evrenin nasýl iþlediði sorusunun yanýtý bulunmuþtu. Þeylerin gerçekten bir düzeni vardý. Ama hâlâ da etrafa bakýlýnca insanlarýn günlük eylemlerinin neden o denli karmakarýþýk olduðunu anlayamýyorlardý. Bunun cevabý da gecikmedi. Toplumdaki yanlýþlýklarýn sebebi, insanlarýn evreni düzenleyen mekanik(!) kanunlara uygun davranmamasýydý. Bu düþünceye dikkatinizi çekerim. Birer makine olmayan insanlardan, mekanik yasalara uygunluk bekleniyordu. Düþünebiliyor musunuz?..... Yine de, doða yasalarýnýn insana ve toplumsal kurumlara nasýl uygulanacaðýný bulmaya kararlýydýlar. Buldular da. Artýk insanlýðýn hayatta yeni bir amacý vardý. Öbür dünyada kurtuluþa ermek düþüncesi bitmiþti . Yerine geçen yeni fikir, bu dünyada mükemmelliði aramaktý. Bu arada, Bacon’ýn Tanrý’yý doðadan uzaklaþtýrmasý gibi, Locke da Tanrý’yý insanlarýn iþleri ve iliþkilerinden çýkardý. Böylece kadýnlar ve erkekler de donuk, mekanik bir evrende diðer madde parçalarýyla etkileþen yalýn, fiziksel olgulara dönüþtü. Locke düþüncelerini þöyle sürdürdü. Topluma egemen olmuþ gereksiz gelenek, görenek ve boþ inançlar ayýklanýrsa, görülür ki toplumu oluþturanlar, kendi anlamlarýný yaratan, sadece ve sadece kendilerinin maddî varlýklarýný korumak ve arttýrmak isteyen bireylerdir. Böylece, devlete þekil veren yegâne temelin kiþilerin çýkarlarý olduðu kabul edilince, toplum da kaçýnýlmaz olarak maddeci ve bireyci oluyor. Bu noktada artýk deðer yargýlarý kayboluyor ve toplum kiþisel çýkar üzerine kuruluyor. Locke’ýn mekanik dünya görüþünü, toplum ve devlet konusuna uyarlamasýný, Smith ekonomiye, Darwin biyoloji ve doða bilimlerine, Spencer sosyal felsefeye, onlarý izleyen bir çok bilimadamý da müspet ilimlere uygulayýnca ortaya, dünyada bugün þahit olduðumuz çarpýk ve tatsýz tablonun çýkýþý kimseyi þaþýrtmamalý. Bu düþüncelerin ve þartlanmalarýn mirasçýsý olan nesillerden dünyayý cennet bahçesine dönüþtürmesi herhalde beklenemezdi. Böylesi taþ ve harçla ancak böylesi bir yapý çýkar.

  3. #3
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Devamý

    Sürekli ilerleme fikrine dayanan makina çaðýnýn ana fikri, “Geliþme, doðanýn, ondaki düzensizliklerin insan aracýlýðýyla giderilmesi veya kontrol altýna alýnmasý yoluyla, daha düzenli maddî bir ortama dönüþtürülmesidir,” diye özetlenebilir. Farklý söylemek gerekirse, “Ýlerleme doðal dünyadan, ilk hâline kýyasla daha fazla deðer yaratmaktýr,” denebilir. Peki ne oldu da Newtoncu görüþün doðruluðu, geçerliliði tartýþýlýr oldu? Bunun en kestirme yanýtý, mekanik dünya görüþünün gücünün azalmasý, kendine temel yaptýðý ve onu besleyen enerji ortamýnýn kendi sonuna - güncel teknik deyimiyle, “ýsý ölümü”ne - yaklaþýyor olmasýdýr. Gelecek nesiller, yaklaþýk dört yüzyýllýk Modern Çað denilen döneme dönüp baktýklarýnda hayretle baþlarýný sallayacaklardýr. Zira Yunan’ýn tarihi beþ döneme ayýran dünya görüþü bize ne ölçüde bilinçsiz, safça ve çocukça geliyorsa, sonraki nesiller Modern Çaða ayný gözle bakacaklar.

    Entropik dünya görüþünün ana fikirlerini ele almaya baþlayalým. Aslýnda bunlar yepyeni, günümüze kadar hiç akla gelmeyen, temelden devrimci düþünceler deðil. Þimdiye kadarki toplumlar bu gerçekleri yarýbilinçli veya bilinçsiz hissederek kültürlerinin parçasý yapmýþlardýr. Demek ki insanoðlu entropi yasasýný resmen veya bilimsel olarak bilmese de, sezgisel olarak onun hep farkýnda olmuþ. Örneðin, þu lâflarý þimdiye deðin hiç duymayanýmýz var mý? “Suyu tersine akýtamazsýn” , “Her þeyin bir bedeli vardýr” , “Karþýlýksýz hiçbir þey olmaz” , “Almadan vermek ancak Allah’a mahsustur.” Bu sözler yeni görüþün, asýrlardan süzülüp gelen ve günlük hayatýmýza bilgece giren yansýmalarý. Yani entropik bakýþ açýsýnýn bilimsel olmayan ifadeleri. Amerikan Cree kýzýlderililerinin kehaneti þöyle der: “Ancak son aðaç kesildikten, ancak son ýrmak zehirlendikten, ancak son balýk tutulduktan sonra, parayý yemenin mümkün olmadýðýný anlayacaksýn.” Bu özdeyiþ sezgisel entropik yaklaþýma baþka bir misal. Halbuki sýrf Hýristiyanlýkta deðil, Ýslâm’da da geçerli görüþ, her þeyin, “yaratýlmýþlarýn en þereflisi” olan insan için olduðu deðil mi? Fakat bu inancýn ancak yarýsý doðru. Aslýnda yaratýlan her þey, yaratýlmýþ her diðer þey içindir. Yani doðada bir karþýlýklý etkileþim, karþýlýklý yararlanma ve baðýmlý olma vardýr. Bütün varlýklarýn, insanoðlunun onlarý sonsuz bir hýrsla, bilinçsizce talan etmesi için yaratýldýðý fikri bana saðlýksýz ve çok dar açýlý geliyor.

    Bu denemenin baþlarýnda belirtilen, termodinamiðin birinci ve ikinci yasalarý tek bir cümleyle ifade edilebilir: “Evrenin toplam enerji içeriði deðiþmezdir ve toplam entropi sürekli artar.” Bu, enerjinin yaratýlamýyacaðý ve yokedilemiyeceðini belirtir. Demek ki, evrendeki enerji miktarý zamanýn baþlangýcýnda sabitlenmiþ ve zamanýn sonuna, kýyamete dek sabit kalacaktýr. Mesela, bir miktar ýsý alalým ve onu iþe dönüþtürelim (yani onunla bir iþ yapalým). Böyle yapmakla ýsý yokedilmiþ olmaz. O enerji baþka bir yere aktarýlmýþ, veya baþka bir enerji biçimine dönüþtürülmüþ olur. Bunu daha somut bir örnekle açýklamak için bir otomobil motoru düþünelim. Benzindeki enerji, motorun yaptýðý iþ, artý açýða çýkan ýsý, artý ekzostan dýþarý atýlan enerjilerin toplamýna eþittir. Enerji yokolmayýp sadece þekil deðiþtirdiðine göre herþey enerjiden yapýlmýþtýr. Bunu hemen anlayabilmek, kabul edebilmek biraz zor olsa da gerçek budur. Var olan herþeyin biçimi, durumu ve hareketi, çeþitli enerji yoðunluklarýnýn ve dönüþümlerinin sonucudur. Bir insan, bir gökdelen, bir otomobil, veya bir ot parçasý hep bir durumdan bir diðer duruma aktarýlmýþ enerjiyi temsil eder. Bir varlýk veya cisim ortadan kalktýðýnda içerdiði enerji yokolmaz, çevredeki baþka bir yere transfer edilir. “Günýþýðýnýn altýnda yeni hiçbir þey yoktur,” sözü bu gerçekliði belirtir. Bunu kendimize her nefes alýþýmýzda kanýtlamamýz mümkün, çünkü bir zamanlar Socrates’in soluyup dýþarý vermiþ olduðu nefeste bulunan ayný azot moleküllerinden ikisini bugün bile her nefesimizde içimize çekiyoruz.

    Eðer gözönüne alýnmasý gereken termodinamiðin sýrf birinci yasasý olsaydý sorun çýkmazdý ve enerji tekrar tekrar kullanýlabilirdi. Maalesef iþler böyle yürümüyor. Örneðin, bir kömür parçasý yakýlýrsa, kömürün içerdiði enerji korunur fakat karbon monoksit, karbon dioksit ve kükürt dioksit gibi gazlara dönüþüp uzaya yayýlýr. Bu süreçte toplam enerji kaybolmamakla birlikte biliyoruz ki, yanmýþ bir kömür parçasýný yeniden yakarak ondan bir kez daha enerji saðlayamayýz. Ýþte bu gerçekliðin açýklamasýný termodinamiðin ikinci yasasý yapar. “Enerji bir durumdan baþka bir duruma dönüþtürülünce bir bedel veya ceza ödenir,” der. Bu bedel, daha sonra bir iþ yapýlmak istendiðinde kullanýlabilecek enerjideki azalma demektir. Bu azalma için kullanýlan terim entropidir. Yani entropi, artýk o “tekrar kullanýlarak iþe dönüþtürülemeyecek” enerji miktarý demektir.

    Burada biraz teknik olmak gerekiyor. Enerjinin iþe dönüþtürülebilmesi için bir sistemin deðiþik bölümleri arasýnda farklý enerji yoðunluðu olmasý gerekir. Ýþ yapýlýrken enerji mutlaka yüksek yoðunlukta olduðu bölgeden, alçak yoðunlukta olan yere akar. Tersi olamaz. Enerjinin bir düzeyden baþka bir düzeye gittiði her sefer, bir sonraki seferde kullanýlabilecek ve iþe çevrilecek enerji miktarý azalýr. Barajdan býrakýlan su bir nehir veya göle düþerken elektrik üretmekte veya bir çarký döndürmekte kullanýlabilir. Ama yüksekliðini kaybedip alt seviyede bir yere vardýðýnda artýk iþ yapabilecek durumda deðildir. Düz bir satýha yayýlan su en ufak bir çarký bile çevirebilip, yararlý iþ yapamaz. Bu iki tür enerji düzeyine, elde edilebilir yani serbest enerji hali, ve elde edilemez yani baðlanmýþ veya kýsýtlý enerji hali denir. Doðada herhangi bir þeyin meydana geldiði her an, bir miktar kullanýlabilir enerji, daha sonra kullanýlamýyacak duruma geçer. Kullanýlamýyan enerji, kirlenmenin diðer yüzüdür. Ýnsana ilk anda tuhaf geliyor çünkü olaya böyle bakmaya alýþmamýþýz. Çoðu insan, kirliliði üretimin bir yan ürünü olarak görür. Aslýnda çevre kirliliði, bu açýdan bakýlýnca, dünyada artýk kullanýlamýyacak hale dönüþmüþ enerjinin toplamý demektir. Iskarta veya atýk ise boþa harcanmýþ enerjiyi temsil eder. Entropi kelimesinin isim babasý Clausius adlý termodinamikçidir. Clausius, bir sistemdeki enerji düzeyi farklarýnýn daima eþitlenme eðilimi taþýdýðýný söyler. Denge hali, sistemdeki enerji düzeyleri arasýnda fark kalmadýðý durumdur. Denge halinin baþka bir ifade þekli, entropinin maksimuma ulaþarak, daha fazla iþ yapabilecek serbest, kullanýlabilir enerjinin tamamen yitirilmesidir. Clausius’un enerji düzeyi eþitlenmesi kuralý, “Dünyada entropi, yani kullanýlamaz enerji miktarý, daima maksimuma gider,” þeklinde de söylenebilir.

    Akla, “Entropi prosesi tersinebilir, yani geriye döndürebilir mi?” sorusu geliyor. Bu mümkün olmasýna raðmen, sevindirici bir þey deðil. Çünkü entropiyi belirli bir zaman ve yerde geri döndürebilsek bile bunun da bedeli ödenir. Bu bedel, o iþlem için ek enerji harcamaktýr ki, bu da çevrenin toplam entropisini arttýrýr. Bu açýklama, maddeleri gerikazanmanýn da ancak kýsmî çözüm olabileceðini gösteriyor. Çünkü, birincisi, gerikazanmada hiçbir zaman yüzde yüze yaklaþýlamaz. Ýkincisi, gerikazanýlmasý mümkün bölüm için de fazladan kullanýlabilir enerji harcayarak ortamýn toplam entropisini arttýrmak kaçýnýlmazdýr.

    Tekrar tekrar vurgulanmasý gereken konu, ne yaparsak yapalým, dünyadaki maddesel entropinin sürekli arttýðý ve sonuçta bir maksimuma eriþmesinin zorunlu olduðudur. Çünkü dünya bir kapalý sistem olduðu için etrafýyla, örneðin güneþle olduðu gibi, enerji alýþveriþinde bulunuyor ama madde alýþveriþi yok. Bu açýdan dünya evrenin kapalý bir altsistemi. Bazýlarý zanneder ki, güneþ enerjisini maddeye dönüþtürmek olanaklýdýr. Halbuki böyle bir þey müthiþ bir organizma olan evrende bile gerçekleþmiyor. Evrende sadece enerjiden yapýlan madde önemsenmeyecek kadar az. Fakat tersine, muazzam miktarlarda madde durmadan enerjiye dönüþüyor. Sanýrým bütün bu anlatýlanlarla entropik dünya görüþünün canalýcý noktasý ortaya çýktý. Dünyada sürekli maddî ilerleme ve sürekli üretim ve tüketim sýnýrsýz deðildir. Madde ve enerji tüketimini hýzlandýrdýkça, kullanýlabilir enerjiyi kullanýlamaza çevirmeyi de süratlendirmiþ oluruz. Yani, dünyanýn ýsý ölümü denilen, kullanýlabilir enerjinin sýfýrlanýp her þeyin hareketsiz kalacaðý maksimum entropi hâline daha çabuk varýrýz. Bu nedenle gereðinden fazla ve hýzlý, madde ve enerji tüketiminden kaçýnan yeni bir dünya görüþünün geçerli kýlýnmasý gereklidir. Görüldüðü gibi dünya, Newtoncularýn sandýðý gibi “yaðma Hasan’ýn böreði” deðildir. Kullanýlabilir serbest enerjiyi bitirdiðimiz an, hareket yeteneðimizi ve iþ yapabilme imkânýmýzý da tüketeceðiz. Bu nedenle “ýsý ölümü” deyimi, kýyametin diðer bir adý olabilir.

    Newtoncu makina-dünya görüþü taraftarlarýnýn taþýdýklarý at gözlüklerini artýk çýkarýp atmalarýnda hem kendileri hem dünya için yarar var. Zira Entropi Yasasý hükmünü týpký ölüm gibi ayrýcalýksýz sürdürür. Nasýl ölüm onu kabul edip etmememize baðlý deðilse, evrensel nitelik ve geçerliliðe sahip Entropi Yasasý da, onun gerçeðini idrak edemesek bile, bizleri iþleyiþine baðýmlý kýlar. Onun hükmü de kaçýnýlmazdýr. Bu nedenle bize ne denli uzak gözükse de, onu anlamaya çalýþma ve gerçekliðine uyma akýllýlýðý ve uzakgörüþlülüðünü tüm insanlýðýn içselleþtirmesi gerekir. Çünkü bazý gerçekler ama acele etmeden, ama þamata çýkarmadan, fakat mutlaka ona baþýný çevirenlere haddini bildirir. Denemeyi bir anekdotla baðlamak istiyorum. Adamýn biri yerçekimi yasasýnýn doðru olmadýðý konusunda ýsrar eder dururmuþ. Tanýdýklarý onu bu gerçekliðe inandýrmak için bin türlü dil dökmüþler. Bunlardan býkan adam, görüþünün doðruluðunu ve yüksekten yere düþse de ölmeyeceðini kanýtlamak için kendisini bir gökdelenden atacaðýný söyleyince arkadaþlarý vazgeçirmek için boþuna uðraþmýþlar. Nitekim bir gün adam kendini gökdelenin tepesinden aþaðý býrakmýþ. Bir yandan düþüp otuzuncu, kýrkýncý, ellinci katlarý geçerken diðer yandan hâlâ þöyle düþünüyormuþ, “Ýþte onlara gösterdim, buraya kadar her þey iddia ettiðim gibi gidiyor.” Umarým insanlýk makina-dünya görüþünün buna benzer aymazlýðýndan en kýsa zamanda kurtulur.

    Güngör Kavadarlý
    30.10.2002

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •