Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
Sayfa 1/3 123 SonSon
23 sonuçtan 1 ile 10 arasý

Konu: Dini Hikayeler...

  1. #1

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Dini Hikayeler...

    Cami ve Kilise
    Hazreti Fatih Ýstanbul'u fethettikten sonra, Avrupada fütuhata devam ediyordu. Bir seferinde Sýrbistan hududuna gelmiþ ve Sýrbistan'ýn fethi artýk an meselesi idi. Sýrp Kralý Brankoviç bir yanda Macaristan bir yanda da Türkler olduðu için arada zor durumda kalmýþtý. Her iki büyük devletten birine sýðýnmak, ondan yardým istemek düþüncesiyle, her iki tarafa da elçiler gönderdi.
    "Sýrbistan elinize geçer ve burayý fethederseniz nasýl muamele edeceksiniz?" diye fikirlerini öðrenmek istedi.
    Sýrplýlar ortodoks mezhebine mensup olduklarýndan, katolik Macar Kralý Hünyad tarafýndan þu cevabý aldý:
    -Eðer Sýrbistan bizim elimize geçer ve biz oralarý istilâ edersek, bütün Sýrplýlarý katolik edinceye kadar mücadele ederiz ve bütün kiliseleri yýkar, yerlerine katolik kilisesi inþa ederiz...

    Fatih Sultan Mehmet Hazretlerine giden elçi þu cevapla dönmüþtü:
    -Biz Sýrbistan'ý alýrsak, Ýslâmiyetin Allah indinde tek din olduðunu ilân ederiz. Ve bu arada hiç kimseyi, kendi dininden dönmeye zorlamayýz. Ýsteyen eski dininin icabý olan kiliseye gider, isteyen Allah indinde tek din olan Ýslâmiyeti seçer, dünya ve ahiret selâmetine kavuþur.

  2. #2

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Cafer-i Sadýk Ýle Rafizi



    Kûfede bir râfizî var idi. Adý Abdülmecîd bin Abdülgaffâr idi. Ca'fer-i Sâdýk 'kuddîse sirrûh' hazretlerinin hûzuruna vardý ve. aralarýnda þu konuþma geçti
    - Esselâmü aleyke yâ Resûlullahýn torunu. Resûlullah 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' hazretlerinden sonra en üstün olan kimdir?
    - Ebû Bekr-i Sýddîkdýr 'r.a'.
    - Böyle olduðunu nereden biliyorsun.
    - Hak sübhânehü ve teâlâ hazretleri ona, Resûlullahdan sonra, ikinci buyurdu. Üçüncüleri Allahü teâlâ olan iki kiþiden, ikincisi olmak kadar þeref olamaz
    - Hazret-i Alî 'radýyallahü teâlâ anh', Resûlullah 's.a.v.' hazretlerinin döþeðinde, kâfirlerden korkmadan yatmadý mý?
    - Ebû Bekr-i Sýddîk, Resûlullah hazretleri ile maðaraya girmedi mi?
    - Eðer korkmasa idi, girmezdi. Allahü teâlâ Resûlullaha haber verdi ki, Ebû Bekre korkma, dedi.
    - Onun korkusu, ondan idi ki, kâfirler onlarýn nerede olduðu hakkýnda bir haber duyup, gelirler. Resûl-i ekremi üzerler. Görmezmisiniz Ebû Bekr-i Sýddîk, kendi ayaðýný, maðarada bir deliðe koydu. Hattâ yýlan onu kaç def'a ýsýrdý. O acýya katlandý. Ayaðýný kaldýrmadý. Resûlullahý uyandýrmamak için, hiç ses de çýkarmadý. Kendinden korksaydý, zehrlenerek, cânýný Resûle fedâ etmezdi.
    - Mâide sûresinde, (Rükû'da iken sadaka verirler) meâlindeki 58.âyet-i kerîme ile medh olunan Alîdir.
    - Bu âyetden önce, bir âyet-i kerîme vardýr ki tahsîs rakamý ondan ziyâdedir. O Sýddîk þânýndadýr. (Allahü teâlâ, mürtedler ile cihâd eden bir kavm getirir. Allahü teâlâ bunlarý sever) meâlindeki âyet-i kerîme, Ebû Bekr Sýddîk içindir ve dahâ çok yükseltmekdedir. Resûlullah 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' hazretlerinin, öbür âleme göçmelerinden sonra, arablar, dedi ki, biz nemâz kýlarýz. Ammâ zekât vermeyiz. Ebû Bekr 'r.a.' buyurdu ki, Resûlullah hazretlerine edâ etdikleri zekât malýndan bir deve dizinin baðýný vermeseler ve ondan eksik verseler, ben onlar ile toprak ve kum sayýsýnca olsalar da muhârebe ederim.
    - Yâ Ca'fer. Hazret-i Alînin þâný için, meâl-i þerîfi, (Mallarýný, gece-gündüz, gizli ve gözönünde verenler) olan Bekara sûresinin 274.âyeti gelmemiþ mi?
    - (Sûre-i Velleyl), Ebû Bekr-i Sýddîkýn þânýnda nâzil olmuþdur. Þânýný çok yükseltmekdedir. Zîrâ Ebû Bekr-i Sýddîk kýrkbin altýn verdi. Kendisine býrakmadý. Bir kilime sarýndý. Cebrâîl aleyhisselâm geldi ve dedi ki, Allahü teâlâ buyurdu ki, ben Ebû Bekrden râzýyým. O benden râzý mýdýr? Ebû Bekr-i Sýddîk, ben Allahü teâlâdan râzýyým, râzýyým, râzýyým, dedi.
    - Meâli þerîfi (Hâcýlara su vermeði ve Mescid-i Harâmý binâ etmeði, îmân etmekle ve Allah yolunda cihâd etmekle bir mi tutuyorsunuz. Hâyýr, böyle deðildir) olan Tevbe sûresinin 20.âyet-i kerîmesi hazret-i Alînin þânýný bildirmek için nâzil olmadý mý?
    - Meâl-i þerîfi (Mekkenin fethinden önce, sadaka verip, cihâd eden ile, fethden sonra veren ve cihâd eden bir deðildir. Önce olanýn derecesi dahâ yüksekdir) olan Hadîd sûresinin 10.âyet-i kerîmesi ile Ebû Bekr-i Sýddîk medh olunuyor. Ebû Bekrin muhârebe etmesi önce idi ki, Ebû Cehl, Resûlullah hazretlerine vurmak istedi. Ebû Bekr-i Sýddîk, Ebû Cehle mâni' oldu.
    - Alî, hiç kâfir olmadý.
    - Öyledir, lâkin, Allahü tebâreke ve teâlâ hiç kimsenin, îmânýný, Ebû Bekrin îmâný gibi medh etmedi. Meâl-i þerîfi (Muhâcir ve Ensârýn önce gelenlerinden Allahü teâlâ râzýdýr. Onlara Cennetde sonsuz ni'metler vardýr) olan Tevbe sûresi 31. âyetinde ve meâl-i þerîfi (Doðru haber ile gelen ve Ona inanan için Cennetde istedikleri herþey vardýr) olan Zümer sûresi 33. âyetinde, Allahü teâlâ, Ebû Bekr-i Sýddîkýn 'radýyallahü teâlâ anh' îmânýný medh etmekdedir. Her ne vakt ki, Resûlullah 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' vahy ile bir haber verse idi, kureyþ, yalan söylüyorsun derdi. Ebû Bekr-i Sýddîk hemen yetiþip, doðru söylüyorsun yâ Resûlallah, derdi.
    - Meâl-i þerîfi (Uhud gazâsýnda, þeytâna uyup, daðýlanlar) olan Ýmrân sûresi 155.âyetinde, Allahü teâlâ þikâyet etmiyor mu?
    - Âyet-i kerîmenin sonunu oku. Meâlen (Onlarýn bu kusûrlarýný afv etdim) buyuruyor.
    - Hazret-i Alînin dostluðu farzdýr. Kur'ân-ý azîmüþþânda, Þûrâ sûresinde, 23.âyetinde meâlen (Size islâmiyyeti bildirdiðim ve Cenneti müjdelediðim için, bir karþýlýk beklemiyorum. Yalnýz yakýným olanlarý seviniz) buyuruldu ki, bunlar, Alî, Fâtýma, Hasen ve Hüseyindir.
    - Ebû Bekre 'radýyallahü teâlâ anh' düâ etmek ve Onu sevmek farzdýr. Allahü teâlâ, Haþr sûresinde 10.âyetinde meâlen (Muhâcirlerden ve Ensârdan sonra, kýyâmete kadar gelen mü'minler, yâ Rabbî! Bizi afv et ve bizden önce gelen din kardeþlerimizi afv et derler) buyuruyor. Hüseynî tefsîrinde diyor ki; (Âlimler buyurdu ki, Eshâb-ý kirâmdan 'radýyallahü teâlâ anhüm ecma'în' birini sevmiyen kimse, bu âyetde bildirilen mü'minlerden olmaz. Bu düâdan mahrûm olur).
    - Resûlullah 's.a.v.' (Hasen ve Hüseyn, Cennet gençlerinin üstünüdür. Babalarý dahâ üstündür) buyurmadý mý?
    - Ebû Bekr-i Sýddîk hakkýnda bundan iyisini buyurdu. Babam Muhammed Bâkýrdan iþitdim. Ceddim Ýmâm-ý Alî 'radýyallahü teâlâ anh' buyurdu ki, Resûlullahýn 's.a.v.' huzûrunda idim. Baþka kimse yok idi. Ebû Bekr ile Ömer 'radýyallahü teâlâ anhüm ecma'în' geldi. Server-i âlem ve Seyyid-i veledi âdem 's.a.v.': (Yâ Alî! Bu ikisi, Peygamberlerden baþka, Cennet erkeklerinin en üstünüdür.)
    - Yâ Ca'fer! Âiþe mi üstündür. Fâtýma mý üstündür?
    - Âiþe 'r.a.' Resûlullah hazretlerinin zevcesi idi. Onunla berâber olur. Fâtýma 'r.a.' hazret-i Alînin zevcesi idi. Onunla berâber olur. Allahü teâlâ hazretlerinin gadabý ve la'neti o râfizî ve mübtedi' üzerine olsun ki, Resûlullah 's.a.v.' hazretlerinin, mü'minlerin annesi olan ezvâc-ý tâhirâtýna 'rýdvânullahi teâlâ aleyhinnâ ecma'în' ta'n eyler.
    - Âiþe Alî ile muhârebe etdi. Cennete girer mi?
    - Allahü teâlâ Ahzâb sûresi, 53.ayetinde meâlen; (Resûlullahý incitmeyiniz. Ondan sonra, zevcelerini nikâh ile hiç almayýnýz. Bunlarýn ikisi de büyük günâhdýr.) buyuruyor. Beydâvî ve Hüseynî tefsîrlerinde diyor ki, bu âyet-i kerîme gösteriyor ki, Resûlullah 's.a.v.' vefât etdikden sonra da, ona saygý göstermek için, zevcelerine saygý lâzýmdýr.
    - Ebû Bekrin hilâfetini, Kur'ân-ý azîmüþþânda bana göstermeðe kâdir misin?
    - Gösteririm. Hem Kur'ân-ý kerîmde, hem Tevrâtda ve hem de Ýncîlde gösterebilirim. Kur'ân-ý kerîmde olan þudur: En'âm sûresi 165.âyetinde meâlen; (Allahü teâlâ sizi yeryüzünde halîfe yapdý) buyuruldu. Nûr sûresi 55.âyetinde meâlen; (Îmân eden ve emrlerimi yapanlarýnýzý, yeryüzüne hâkim kýlacaðýmý söz veriyorum. Ýsrâîloðullarýný halîfe yapdýðým gibi, sizi de birbiriniz ardý-sýra halîfe yapacaðým) buyuruldu. Beydâvî ve Hüseynî diyor ki, bu âyet-i kerîme gaybdan haber verip, Kur'ân-ý kerîmin, Allahü teâlânýn kelâmý olduðunu ve dört halîfesinin 'radýyallahü teâlâ anhüm ecma'în' meþrû; haklý olduðunu göstermekdedir.
    Tevrâtda ve Ýncîlde, Feth sûresinin son âyetinde meâlen, (Resûlullah ve onunla birlikde olanlar, birbirlerini her zemân ve çok severler ve her zemân kâfirlere düþmân olurlar!) bütün Eshâb bildirilmekde ve Ebû Bekrin þerefine iþâret edilmekdedir. Bu âyetin sonunda meâlen, (Eshâbýnýn misâlleri Tevrâtda ve Ýncîlde bildirildi) buyuruyor. Babam, ceddim Alî bin Ebî Tâlibden 'r.a.' ve onun da Resûlullah hazretlerinden bildirdiði hadîs-i þerîfde,
    (Allahü teâlâ, hiçbir Peygamberine vermediði kerâmetleri bana verir. Kýyâmetde mezârdan önce kalkarým. Allahü teâlâ dört halîfeni çaðýr, buyurur. Onlar kimdir, yâ Rabbî, derim. Ebû Bekrdir, buyurur. Yer yarýlýp, herkesden önce Ebû Bekr mezârdan çýkar. Sonra Ömer, sonra Osmân, sonra Alî kalkar) buyuruldu. Peygamberimiz 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' buyurdu: Ben yer þak olup, dýþarý gelenlerin evveli olurum. Allahü teâlâ bana kerâmetlerden verir. O nesne ki benden önce Nebîlerin bir ferdine vermemiþdir. Sonra Allahü teâlâ buyurur. Yâ Muhammed, yakýn getir o halîfeleri ki, senden sonra geldiler. Ben dedim, onlar kimlerdir. Buyurur, Ebû Bekr-i Sýddîk. Benden sonra yer þak olup, Ebû Bekr kabrden dýþarý gelenlerin evveli olur. Ýki hulle giydirirler. Tâ gelip, Arþ önünde durur. Ve hesâbýn az görürler. Ve arþ önünde ayak üzerine dururlar. Ondan bir münâdî seslenir; Ömer bin Hattâb 'radýyallahü teâlâ anh' nerededir. Onu getirirler. Cerâhetden kan revân olduðu hâlde gelir. Diye ki, yâ Ömer, bunu sana kim etmiþdir. Mugîre bin Þûbenin kölesi yapmýþdýr, der. Ona da buyururlar. Arþ önünde durur. Hesâbýný görürler. Ýki yeþil hulle giydirirler. Sonra Osmân 'radýyallahü teâlâ anh' hazretlerini getirirler. Damarlarýndan kan revân olduðu hâlde gelir. Derler ki, bunu sana kim yapdý. Der ki, filân yapdý. Arþ önünde durmasýný buyururlar. Hesâbý da kolay olur. Ýki yeþil hulle giydirirler.
    - Yâ Ca'fer, bunlar Kur'ân-ý azîmde var mýdýr.
    - Evet, okumadýn mý, Allahü teâlâ onlardan haber verdi. (Peygamberler ve bunlarýn þâhidleri, hesâb için getirilir!) buyuruldu. [Zümer sûresi 69.cu âyet-i kerîmesi meâli]. Yâhud þehîdleri getirilir, denildi. Ya'nî Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân ve Alîyi 'rýdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în' getirirler.
    - Yâ Ca'fer! Bu zemâna kadar ben onlarý sevmiyor idim. Þimdi piþmân oldum. Eðer tevbe edersem, Allahü teâlâ kabûl edermi?
    Ca'fer-i Sâdýk 'kuddise sirrehül'azîz' buyurdu ki,
    Çabuk tevbe et ki, se'âdetin alâmeti olsun. Eðer, Allahü teâlâ korusun, o i'tikâd üzere dünyâdan gitmiþ olsaydýn, senin dînin boþa giderdi.

  3. #3

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Cennet Komþusu


    Vaktiyle padiþahlardan biri þehri dolaþmaya çýkmýþtý. Tanýnmamak için kýyafetini deðiþtirmiþ, yanýna da bir kölesini almýþtý. Halkýn kendi yönetimi hakkýnda neler düþündüðünü öðrenmek istemisti.
    Mevsim kýþtý. Soðuk her yeri kasýp kovuruyordu.
    Yolu bir mescide düþtü.
    Ýki yoksul bir köþede titreyerek oturuyordu. Gidecek baþka yerleri yoktu.
    Onlarýn ne konuþtuklarýný merak eden padiþah yanlarýna sokuldu.
    Fakirlerden þakacý olaný soðuktan þikayet ediyordu:
    - Yarýn cennete gittiðimizde bizim padiþahý oraya sokmayacaðým! Cennetin duvarýna yaklaþtýðýný görürsem, pabucumu çýkarýp kafasýna vuracaðým.
    Öteki merakla sordu:
    - Onu niçin cennete sokmayacakmýþsýn?
    - Tabii sokmam. Biz burada soðuktan donarken o sarayýnda keyif sürsün. Bizim halimizden haberdar olmasýn. Sonra da kalkýp cennette bana komþu olsun. Ben öyle komþuyu istemem arkadaþ, dedi.
    Gülüstüler.
    Padisah kölesine:
    - Bu mescidi ve adamlarý unutma! dedi.
    Saraya dönünce mescide adamlarýný yolladý. Ýki fakiri alýp saraya getirdiler.
    Zavallýlar baþýmýza neler gelecek diye korkuyla bekleþirken onlarý dayalý, döþeli bir odaya yerleþtirdiler.
    - Burada yeyip, içip yatacak, padiþahýmýza dua edeceksiniz. Cennette size komþu olmasýna karþý çýkmýyacaksýnýz, dediler.
    Padiþah ne iyi kalpli imiþ, deðil mi? Peygamberimiz yoksula yardým edenleri þöyle övmüþtür:
    "Bir mü'mini dünya dertlerinden kurtaraný, Allah, ahiret dertlerinden kurtarýr."

  4. #4

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Cebrail (a.s.)'ýn Hocasý



    Birgün Server-i Enbiyâ 's.a.v.' mescidde oturmuþ idi. Cebrâîl aleyhisselâm geldi. Sultân-ý Enbiyâ, hazret-i Cebrâîl ile söyleþirdi. Eshâb-ý kirâm mescide gelip, Seyyid-i kâinâtý meþgûl görüp, bildiler ki, hazret-i Cebrâîl ile söyleþir. Sükût edip, oturdular. O sýrada hazret-i Alî 'r.a.' içeri girip, selâm verip, yerine oturdu. Hazret-i Osmân 'r.a.' gelip, selâm verip, yerine oturdu. Sonra Ebû Bekr 'r.a.' gelip selâm verdikde, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm ayak üzerine kalkdý. Sultân-ý Enbiyâ hazretleri de ayak üzerine kalkdý. Eshâb-ý kirâm, Server-i kâinâtý ayak üzere kalkdýðýný görüp, hepsi ayaða kalkýp, hayret etdiler. Zîrâ Fahr-i âlem, Eshâb-ý güzînden kimseye ayak üzerine kalkmamýþdýr. Sonra bu husûsu, hazret-i Resûl-i ekremden sordular.
    Buyurdular ki:
    - Ebû Bekr-i Sýddîk mescide girip, selâm verdiði zemân, Cebrâîl aleyhisselâm Ebû Bekr-i Sýddîka ta'zîm için ayak üzerine kalkdý. Ben de ayak üzerine kalkdým. Sonra, yâ kardeþim Cebrâîl, Ebû Bekre ne için ta'zîm etdiniz, diye sordum.
    Dedi ki:
    - Yâ Resûlallah! Ebû Bekre ta'zîm bana vâcibdir. Zîrâ Ebû Bekr benim hocamdýr. Ben sordum,
    - Neden dolayý hocandýr.
    Cebrâîl aleyhisselâm dedi ki:
    - Yâ Muhammed 'sallallahü aleyhi ve sellem'! Hak Sübhânehü ve teâlâ, Âdem aleyhisselâtü vesselâmý yaratdýðý zemân, meleklere, hazret-i Âdeme secde ediniz, diye emr etdi. Benim hâtýrýma geldi ki, secde etmiyeyim. Ben ondan efdalim. Zîrâ ki, o balçýkdan yaratýlmýþdýr, dedim. Bunun üzerine olmaða niyyet eyledim. O zemân ki, Ebû Bekrin rûhu arþ altýnda nûrdan bir köþk içinde idi. Köþkün kapýsý açýldý, Ebû Bekrin rûhu çýkdý.
    Bana dedi ki,
    - Yâ Cebrâîl secde eyle. Sakýn muhâlefet etme. Bunu üç kerre tekrârladý. Arkama üç kerre eliyle vurdu. O sýrada kalbimden kibr ve enâniyyet ve inâd gitdi. Âdeme secde eyledim. Benden kibr ve enâniyyet, iblîse intikâl edip, Âdeme secde etmedi. Ebedî tard edilip, mel'ûn oldu ve ben de ebedî se'âdete kavuþdum. Yâ Muhammed 'sallallahü aleyhi ve sellem'! Ebû Bekr bu þeklde bana hoca olmuþdur, dedi.

    Kaynak:
    Menakýb-i Çihar Yar-i Güzin

  5. #5

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Cehaletin tek ilâcý sormak...



    Câbir radýyallahü anh anlatýyor: Arkadaþlarýmla beraber sefere çýkmýþtýk. Ýçimizden birinin baþýna taþ isabet etti ve baþýný yaralayýp kemiðini kýrdý. Sonra ayný adam uykuda ihtilâm olduðu için, arkadaþlarýna:
    - Teyemmüm edebilir miyim, bu hususta benim için ruhsat buluyor musunuz? diye sordu.
    Arkadaþlarý da:
    - Hayýr, su mevcut oldukça teyemmüme ruhsat yoktur, diye cevap verdiler. Bunun üzerine o þahýs gusül abdesti aldý ve açýk vaziyetteki yaradan içeriye giren suyun tesiri ile vefat etti. Peygamber aleyhisselâmýn huzuruna geldiðimiz zaman, kendisine hadiseyi naklettiler.
    Bunun üzerine Resûlüllah aleyhisselâm:
    - Adamý öldürmüþler, Allah onlarý öldürsün, buyurdu.
    Ve «Bilmiyorlarsa sorsaydýlar ya; cehaletin ilâcý sormaktýr, o adama teyemmüm etmek kâfi gelirdi. Yarasýna da bir bez parçasý koyar, üzerine mesheder ve vücudunun diðer yerlerini de yýkardý» diye ilâve etti (Ebû Davud)

  6. #6

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart CÝmrÝlÝÐÝn Bu Kadarina Pes!




    Resûlüllüh (s.a.v.) bir adam gelerek:
    - Yâ Resûlüllüa! Falanca komþum, hurma saplarýný benim bahçeme koyuyor. Bana eziyet veriyor, dedi.
    Allah Resûlü o zâtý çaðýrarak, ona:
    - Filancanýn bahçesine koyduðun hurma saplarýný bana sat, teklifini yaptý. Adam:
    - Olmaz dedi. Allah Resûlü:
    - Öyle ise bana hediye et onlarý, dedi. Adam bu teklife de:
    - Olmaz dedi. Allah Resûlü son bir teklifte bulundu:
    - Peki, cennette karþýlýðý verilmek þartý ile onlarý bana ver! Adam, bu son derece câzip teklife de:
    - Olmaz, karþýlýðýný verince, Allah Resûlü, þöyle söylemekten kendini alamadý:
    - Selâm vermekten kaçýnan kimse dýþýnda, (bu güne kadar) senden daha cimrî bir kimseyi görmedim.

  7. #7

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Dað baþýna mý, þehir içine mi?..



    Ýki kardeþtiler. Biri köyde çobanlýk yapmayý tercih ederek diyordu ki: Bu zamanda þehre gitmek, oranýn günahlý hayatýna karýþmak çok kötü. Ýyisi mi, ben köyün çobanlýðýný yapayým, günahlardan uzak kalayým.
    Diðeri ise þehre gitti. Bir mahallede küçük bir tamir kulübesi açýp baþladý ayakkabý tamirine.
    Çoban daðda koyunlarý, keçileri otlatýyor, hiçbir namazýný kaçýrmýyor, hiçbir þekilde de nâmahreme nazar etmiyordu. Bütün gün ormanýn sessizliði içinde zikirle, fikirle, þükürle yaþayýp gidiyordu.
    Bu sebeple de manen bir hayli ilerledi, kerametlere mazhar oldu.
    Düþünüyordu ki, kardeþi þehirde bir sürü günah ve nâmahreme nazar ile manen sukût ediyor...
    Bir ara ona acýyarak ziyaretinde bulunmayý düþündü. Otlattýðý koyunlarýndan bir miktar süt saðýp bir bez torbaya doldurarak aðzýný baðlayýp þehrin yolunu tuttu.
    Sora sora bir mahalledeki eskici kulübesinde kardeþini buldu.
    Torbadaki sütünü duvardaki bir çiviye asýp oturarak hal hatýr sormaya baþladý. Bu sýrada bir haným geldi, ayakkabýsýný çýkarýp topuðunu gösterdi. Kardeþi baktý. Tamir edebileceðini söyledi. Haným çýplak ayakla beklemeye baþladý. Kadýn az sonra ayakkabýsýný giyip giderken ormanda görmediðini gören çobanýn zihnindeki temizlik de gitmeye yöneldi. Ýþte o sýrada yukarýdan bir þeyler dökülmeye baþladý. Baþlarýný kaldýrýp yukarýya baktýklarýnda bunun süt damlasý olduðunu anladýlar. Meðer o anda torbadaki süt de damlamaya baþlamýþ.
    Eskici kardeþ þöyle bir baktý ve söylendi:
    - Ýnsanlardan kaçarak dað baþýnda veli olmak kolay þey. Bütün mesele iþte bu insanlarýn içinde veli olabilmekte. Anladýn mý þimdi farký?
    Çoban baþýný sallayarak cevap verdi:
    - Sen haklýsýn þehirli kardeþim. Demek senin manen yükselmene mani bu gibi manzaralar. Bunun için düþüþ var sende.
    Eskici cevap verdi:
    - Nereden bildin bende düþüþ olduðunu?
    - Baksana, bir anda düþtüm senin yanýnda. Sen ise her gün bunlarla yüz yüze, göz gözesin. Düþmemen mümkün mü?
    Eskici cevap verdi:
    - Ýþte ben de onu söylüyorum sana. Asýl mesele bunlarýn içinde kendini muhafaza etmektedir. Rabb'ime þükürler olsun ben kendimi þimdiye kadar muhafaza ettim, bundan sonra da muhafaza ederim, inþaallah.
    Çoban buna itiraz etti.
    - Beni bir anda makamýmdan düþüren manzara seni her gün neden düþürmesin? Sen çoktan düþmüþsün de haberin bile yok.
    Eskici buna bir cevap vermek istiyordu. Bunun için þehadet parmaðýný aðzýna götürüp dilinin ucuyla ýslattýktan sonra doðruca torbanýn süt akan yerine Bismillah diyerek bastýrdý. Bir de baktýlar ki, þýp þýp diye akan süt anýnda kesildi.
    Birbirlerine bakýþtýlar. Bir anlýk sessizliði yine çobanýn feryadý bozdu. Kucakladýðý kardeþine þöyle diyordu:
    - Sen haklýymýþsýn þehirli kardeþim! Asýl mesele, dað baþýna kaçmak deðil, insanlar içine girmek, onlarýn arasýnda durumunu muhafaza etmekmiþ.
    Siz ne dersiniz bu olaya? Dað baþýna mý gitmeli, yoksa þehir içinde mi muhafaza olmalý?

  8. #8

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Delik Kova


    Bir zamanlar efendisinin evine her gün nehirden su taþýyan bir köle vardý. Köle boynunda taþýdýðý bir sopanýn iki ucuna birer kova asar, bu kovalarý nehirden aldýðý su ile doldurur ve eve getirirdi.
    Ancak kovalardan birisi birkaç yerinden delinmiþ eski bir kovaydý. Dolayýsýyla, nehirde aðzýna kadar doldurulan suyun ancak yarýsýný tutabilirdi eve kadar. Diðeri ise yep yeni ve saðlam bir kovaydý. Suyu hiç sýzdýrmadan taþýrdý. Tam iki yýl bu böylece devam etti. Sucu köle nehirde iki tam kova dolduruyor, efendisinin evine geldiðinde ise geriye sadece bir buçuk kova su kalýyordu.
    Deliksiz kova bu baþarýsýyla gurur duyuyor ve ?Ben iþimi tam görüyorum? diyerek böbürleniyordu. Zavallý delik kova kusurundan dolayý utanýyor ve kendisinden beklenenin sadece yarýsýný yapabildiði için hep üzülüyordu. Ýki yýl boyunca deliðinden su sýzdýrmayý içine sindiremediði için, bir gün dile gelip nehir kenarýnda sucuya þöyle dedi:
    -Ey sucu insan! Kendimden utanýyorum ve senden özür dilemek istiyorum.
    -Niye ki? diye sordu sucu.
    -Neden utanýyorsun?
    -Ýki yýl boyunca, yan tarafýmdaki çatlaklar yüzünden sular akýp gitti ve yükümün sadece yarýsýný efendinin evine götürebildim. Benim kusurum nedeniyle sen de gayretlerinin karþýlýðýný tam alamýyorsun.


    Sucu eski delik kovaya acýdý ve þefkatli bir sesle þöyle dedi:
    -Efendinin evine dönerken, yol kenarýndaki çiçeklere bir dikkat et istersen.
    Gerçekten de, tepeye çýkarken, delik kova yol kenarýndaki enfes yaban çiçeklerini gördü ve bu onu birazcýk neþelendirdi. Ama yolun sonunda yine kederlendi, çünkü yükünün yarýsýný yine çatlaklardan akýtmýþtý. Bu baþarýsýzlýðýndan ötürü sucudan yine özür diledi. Sucu kovaya þöyle dedi:
    -Yolun sadece senin tarafýnda çiçekler açtýðýný, diðer tarafýnda hiç çiçek olmadýðýný farketmedin mi? Bu neden böyle biliyor musun? Ben senin delik olduðunu baþtan beri biliyordum ve bundan faydalanmak istedim. Senin tarafýndaki yol kenarýna çiçek tohumlarý ektim. Ve her gün dereden dönerken onlarý sen suladýn. Ýki yýl boyunca bu güzel çiçeklerle efendimin masasýný süsleyebildiysem, bu senin sayende oldu. Senin sayende, efendimin odasý böylesine güzelleþti.

  9. #9

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart DelÝnÝn VelÝye TavsÝyesÝ



    Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün týmarhanenin önünden geçiyor. Týmarhane hizmetçisinin tokmakla birþeyler dövdüðünü görüyor:
    -Ne yapýyorsun?
    Hizmetçi:
    -Burasý týmarhanedir. Delilere ilâç yapýyorum.
    -Benim hastalýðýma da bir ilâç tavsiye eder misin?
    -Hastalýðýný söyle.
    -Benim hastalýðým günah hastalýðý... Çok günah iþliyorum..
    -Ben günah hastalýðýndan anlamam... Ben delilere ilâç hazýrlýyorum..
    Parmaklýðýnýn arasýndan konuþulanlarý duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:
    -Gel dede, gel! Senin hastalýðýnýn çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.
    Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanýna sokularak:
    -Söyle bakalým, benim derdime çare nedir? dedi.
    Deli(!) þu ilâcý tavsiye etti:
    -Tevbe kökü ile istiðfar yapraðýný karýþtýr... Kalb havanýnda tevhîd tokmaðý ile döv, insaf eleðinden geçir, göz yaþýyla yoður, aþk fýrýnýnda piþir... Akþam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalýðýndan eser kalmaz, dedi.
    Bu güzel ilâcý öðrenen Bayezid hazretleri:
    -Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmiþler, deyip oradan ayrýldý.
    Bu ilâç, halen günah hastasý olanlara tavsiye olunmaya deðer bir ilâçtýr. Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.

  10. #10

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Devlet Hazinesi



    Hazreti Ömer (r.a.). Halife. Bir gece. Makamýnda. Ashabtan biri ziyaretine gelir. Selam verir. Selamý alýnmamýþtýr. Oturur. Ömer iþiyle meþgul. Sahabe bekler. Ömer çalýþýr. Selam alýnmamýþ, yüzüne bile bakýlmamýþtýr.
    Ýþ biter. Ömer mumu söndürür. Bir baþka mumu yakar. O anda selamýný alýr. Konuþmaya baþlar.
    Sahabe sorar:
    - Ya Ömer, niçin hemen selamýmý almadýn ve niçin bir mumu söndürüp diðer mumu yaktýn ve ondan sonra benle konuþmaya baþladýn?
    Hazreti Ömer (r.a.):
    - Evvelki mum devletin hazinesinden alýnmýþdý.O yanarken özel iþlerimle meþgul olsaydým Allah indinde mes'ul olurdum. Seninle devlet iþi konuþmayacaðýmýz için kendi cebimden almýþ olduðum mumu yaktým, ondan sonra seninle meþgul olmaya baþladým. Sahabenin gözleri yaþarýr, ellerini kaldýrarak þöyle dua eder:
    -Ya Rabbi! Hattab oðlu Ömer'i bizim baþýmýzdan eksik etme!

Sayfa 1/3 123 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •