Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
4 sonuçtan 1 ile 4 arasý

Konu: Makale : DEÐÝÞÝM

  1. #1
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart Makale : DEÐÝÞÝM

    DEÐÝÞÝM;

    EVRENÝN, TOPLUMUN VE BÝREYÝN ÞAÞMAZ DÜZENÝDÝR




    "Hatýrlar mýsýn? Sen doðduðunda aðlýyordun ve etrafýndaki herkes gülüyordu. Öyle bir hayat sür ki, sen öldüðünde herkes aðlasýn, senin yüzünde ise anlamlý bir gülümseme olsun.” (Ýnisiyatik kökenli bir mabedin duvar yazýsý)

    "Herkes dünyayý deðiþtirmeye çalýþýr, fakat kimse kendini deðiþtirmek istemez."



    Ýnsanoðlu, kendi varlýðýnýn bilincine eriþtiði andan günümüze deðin, yaþamýn sýrlarýna iliþkin þu üç temel sorunun yanýtýný aramýþtýr. Bunlar; “Ýnsanýn nasýl varolduðu?”, “Niçin yaratýldýðý?” ve “Ölünce nereye gideceði?” sorularýdýr.

    "Nasýl varolduðu" sorusuna çeþitli þekillerde yanýt ararken; daima insan üstü mutlak bir varlýk ve iradenin mevcudiyetiyle bunu açýklamaya çabalayan insanoðlu, böyle bir varoluþu hangi nedenle istediði sorusuna yanýtta ise güçlükle karþýlaþýnca, belirli bazý gerçeklere inanmaktan baþka bir yol bulamayacaðý kanaatine varmýþtýr. Bu inanýþýn sonucu olarak, yaþamýn gizem dolu derinliklerine indiðinde, varoluþun, dünyadaki bedensel yaþayýþla sýnýrlý olamayacaðý, ruhun varlýðý ve ölümsüzlüðüne ve ölümden sonraki hayatýn mevcudiyetine inanmasý zor olmamýþtýr. Sonraki hayatýn mevcudiyetine inanmak hiç de güç olmamýþ, ve sonuçta insanoðlu ruhun ölümsüzlüðüne inanmýþ, biz doðarken de sanki Evren bu olguyu kulaðýmýza fýsýldamýþtýr

    Çeþitli kültürlerde ve dinlerde insanýn kökenine iliþkin deðiþik öykülere rastlarýz. Örneðin, bir Çin öyküsüne göre insan ölen tanrýnýn pirelerinden oluþmuþtur. Ortadoðu’dan menþeli Semâvi Dinler de ise, insanýn kökeninin Tanrý tarafýndan yaratýlmýþ olan Adem ve Havva'ya dayandýðýný söylerler. Birbirinden ne kadar farklý olursa olsun bu öykülerin ve inançlarýn ortak yaný, insaný, doðadan ayrý bir yerde tutmalarýdýr.

    Evren, bir süreç içinde yaratýlmýþ olup, bu sürecin belirli bir noktasýnda da son bulacak fakat yok olmayacak, yepyeni ve geliþmiþ bir Evrenin yapý taþlarý ve temelini teþkil edecektir. Evrende her þeyin bir baþlangýç ve sonu vardýr. Zaman içersindeki bu sürekli deðiþimi, sürekli bir geliþim haline dönüþtüren, yaradýlýþýn ilksiz ve sonsuz oluþudur.

    Ýnsanoðlunun varoluþundaki kozmik gizemin baþlangýç noktasýnýn doðum, fiziksel bitiþ çizgisinin ise ölüm olduðu gerçeðinden yola çýktýðýmýzda; ölüm, geliþim ve deðiþimin bir parçasý olarak algýlanabilir. Ýnsanýn kendi varlýðýnýn ayýrdýna varmasýyla, son kaygý olarak nitelediði ölüm bilincinin doðmasý kaçýnýlmazdýr.

    Bu dünyaya kendi arzumuz olmadan, bilmeyerek gelir ve gene elimizde olmadan istemeden gideriz. Ýkisi arasýnda daima bir arayýþ içinde olduðumuz süreç bizim yaþamýmýzdýr ki, bu beþikten mezara kadar kýsam bir seyahat olup, Aþýk VEYSEL'in "iki kapýlý handayýz" tanýmlamasý ile özdeþleþtirilebilir.

    Biz öleni genelde topraða gömeriz, toprak da bize canlý yeþil bitkiler verir. Hz. Ýsa'nýn, deðiþimi vurgulayan; "Eðer topraða düþmüþ bir tohum ölmezse, yalnýz kalýr. Fakat eðer ölürse birçok meyve verir." özdeyiþi bu baðlamda; hiçbir þeyin ölmeyeceði, her þeyin yaþayacaðý gerçeðini yansýtýr. Týrtýl gibi basit yaratýklarda, solucanken ölüp, kelebek olarak yeniden doðuþtaki hayat çarkýnýn evrelerini nasýl kolayca izleyebiliyorsak, geliþmiþ yaratýklarda da, ayný çarkýn bir evresinin görülen madde alanýnda, diðer evresinin zihnin görünmeyen alanýnda olduðunu söyleyebiliriz. Kýsaca; doðum, ruhun fiziksel bedene giriþ iþlemi, ölümse o bedeni terk etmesidir. Eðer ölümü insan makinesinin durmasý olarak deðerlendirirsek, o zaman ölüm çok kiþinin inandýðý gibi ani bir olaydýr. Ama ölümü, yaþamýn bir safhasýndan öteki safhasýna geçiþ olarak algýladýðýmýzda düþünce yapýmýzla Ezoterik görüþü paylaþacaðýz demektir.

    Yaþamý, öncesi ve sonrasý ile bir bütün olarak ele aldýðýmýzda, dünyadaki dar kapsamý ile sýnýrlý kalmadýðýný, devamlýlýk arz eden bir geliþme süreci ve sonsuz bir deneyimin evrensel açýlýmý olduðunu görmek çok kolaylaþacaktýr. Belirli ölçüler içinde olan her deneyimin kendisine özgü bir anlamý, çýkarýlacak bir dersi, kazanýlacak bir gücü, ya da biz yolumuza devam ederken deðerliliðini kanýtlayacak bir geliþimi vardýr. Deðiþim; Evrenin, toplumlarýn ve bireylerin temel olgusu olup, Efes'li Yunan Doða Filozofu Herakleitos'un (ÝÖ 540-480) "Her þey akýp gider. Ýnsan ayný ýrmakta iki kez yýkanamaz, çünkü ben ýrmaða bir kez daha girdiðimde hem ýrmak hem de ben deðiþmiþimdir." ifadesinde vurguladýðý gibi "Deðiþmeyen tek þey, deðiþmenin deðiþmezliði yasasý"dýr.

  2. #2
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    ÝNSANIN GELÝÞÝM VE DEÐÝÞÝMÝ :

    YAÞAM IRMAÐI : Bir pýnar veya ýrmak gibi akarsu kýyýsýnda yürürken, bu akarsuyun yanýnda göllenmiþ, ya balýkçýlarýn ya da doðanýn kendi marifetiyle oluþturduðu su birikintilerini çoðumuz fark ederiz. Durmadan ayný kararda, derinlemesine ve geniþlemesine akan yaþam ve canlýlýk dolu pýnar veya ýrmaðýn aksine akarsu ile baðlantýsý kopmuþ, üzeri pislikten bir kabukla örtülmüþ, durgun ve hareketsiz duran bu su birikintileri ve geliþigüzel oluþmuþ havuzcuklarý fark etmemek olasý deðildir.

    Ýnsanlar da týpký bu þekilde, hýzla akan yaþam ýrmaðýnýn yanýnda, kendilerine küçük havuzlar kazar, o havuzlarda yaþamlarýný sürdürür, o havuzlarda ölüp giderler. Kimileri için varoluþ, bu durgunluktan gelen kokuþmuþluðun ve böyle bir yozlaþmanýn adýdýr. Bu benzetme ile vurgulanmak istenen; bizim istek ve arzuladýðýmýz bazý þeylerin hep ayný kalmasý, bazý istek ve hýrslarýmýzýn hiç deðiþmemesi, bize haz ve zevk veren þeylerin sürüp gitmesi, özetle sevdiðimiz, beðendiðimiz þeylerin hiç deðiþmeden öyle kalmasýdýr. Hýzlý akan bu yaþam selinden korunmak için küçük bir çukur kazýp, çevresine de barikatlar kurmaya çalýþýyoruz. O kazdýðýmýz çukurun içine de kendimizi, ailemizi, tutkularýmýzý, korkularýmýzý, kültür deðerlerimizi kapatarak yaþamýmýzý sürdürmeye çabalarken, yaþamýn yanýmýzdan akýp gitmesine seyirci kalýyoruz.

    Yaþam ýrmaðýnda, yaþam seli hiç durmadan öylesine hýzlý akar, öylesine derinlikleri, öylesine olaðanüstü canlýlýk ve ihtiþamý vardý ki, ýrmaðýn kýyýsýnda oturduðumuzda onun naðmelerini, kýyýlarýný yalayan, durmadan akýp giden suyun sesini duyarýz. Akan bu sularda her zaman, geniþliðine ve derinliðine kýmýltýlar mevcut olmasýna karþýn, yaþam ýrmaðýndan kopuk, durgun havuzcuklarýmýzda bir hareketsizlik, durgunluk hakimdir. Bu durgunluk ve deðiþmezlik belki de çoðumuzun istencidir! Hiçbir þeyin deðiþmemesini istemenin amacý; bize zevk veren, keyif veren þeylerin hiç deðiþmeden olduðu gibi kalmasý, bize zevk vermeyen þeylerin ise biran önce sona ermesidir. Ör: Soyadýmýzýn bilinmesi ve unutulmadan kalmasý, soyumuz aracýlýðýyla devam etmesi ve malýmýzýn mülkümüzün elde bulundurulmasý v.b. Ancak, bunun yaný sýra iliþkilerimiz ve etkinliklerimizde de tersine bir süreklilik ve deðiþimin olmasýný istemekte ýsrar ederiz.

    Ama yaþam hiç de böyle duraðan olmayýp, deðiþmeden kalan bir þey deðildir. Gerçek þu: yaþam týpký bir ýrmaða benzer. Durmadan akar, durmadan kýyýlarýna ulaþmak, onlarý keþfetmek, sürüklemek, taþmak için her oyuða girerek durmadan devinip durur.

    Ama biz biliriz ki, insanoðlunun en keskin ve etkili korunma silahý olan akýl ve bilinç; yaþamýn bizde de ayný þeyleri yapmasýna izin vermez, durmadan deðiþen bir ortamda yaþamýn tehlikeli ve sakýncalý olduðunu görerek gerekli önlemleri alýr. Bu önlemler baðlamýnda akýl; çevresinde geleneðin duvarýyla, örgütlenmiþ dinin duvarýyla, siyasal ve toplumsal kuramlarýn duvarýyla kendisini güvence altýna almaya çalýþarak devamlý deðiþen ortamlara set çekmeye, onlarý yok etmeye çalýþýr. Aile, ad, o küçük erdemler, sahip olduðumuz maddi varlýklar, mal mülk, bütün bunlar duvarýn içinde yaþamdan kopuk olgular olup, yaþam dýþarýda devamlý akar ve sürekli deðiþimi de birlikte sürükler.

    Hiç bir þeyin deðiþmeden olduðu gibi kalmasýný arzulayan bir akýl ve düþünce yapýsý, sonunda betimlemeye çalýþtýðýmýz, akan ýrmaðýn yanýnda göllenmiþ su birikintisi gibi durgunlaþýr. Bir süre sonra da kokuþur ve yüzeyi de pisliklerden bir kabuk baðlar. Ancak, su birikintisi ile dolu olan ve pislikten kabuk baðlayan bu havuzcuklarýn çevresine duvar örmeyen sýnýr, engel tanýmayan, sýðýnak aramayan yaratýcý bir akýl ve düþünce yapýsý ise tam anlamýyla yaþamla birlikte akabilir, zamandan baðýmsýz bir þekilde ileriye doðru yol alabilir.

    Bir insan kendini arýyorsa, kaybettiði yere bakmalýdýr. Ýnsan bilinçli olarak düþünebildiði, güvenle beklediði ve mümkün olduðuna inandýðý her þeyi yapabilir. Evren sýnýr koymaz; biz inançlarýmýzla sýnýrlarýz kendimizi.

    Herkes kendisini bulmaya çalýþýr, ama sadece olgun olanlar bunu baþarýr. Kararlý bir biçimde arayýþa girmek de olgunluðun ilk adýmýdýr.

    Durgunluk ve dinginlikten arýnmýþ, deðiþimle kucaklaþan insanýn yaratýcý aklý ve düþünce yapýsýnýn ötesinde, insanýn fiziksel yapýsýnda da deðiþimin kaçýnýlmaz oluþu bilimsel bir gerçektir. Þöyle ki; insan bedeni devingen bir kalýp olup, bedeni oluþturan bireysel hücrelerin hýzlý bir tempoyla sürekli olarak doðup ölmelerine, durmadan kendilerini yenilemelerine karþýn kalýp olduðu gibi kalýr. Kuþkusuz bu kalýp kendisini oluþturan hücrelerin bireysel yapýlarý olmadan var olamaz, ama onlarýn geliþ gidiþinden etkilenmeden var olmayý sürdürür. Týpký bir kayanýn içindeki elektronlarýnýn yapýsal devinimlerinin ve titreþimlerinin, kayanýn katý oluþumu ve deðiþmez görünümünü etkilememesi gibi bir þey bu.

    Gebelik esnasýnda bedenimizin yaratýlmasý, fiziksel olarak 9 ay olarak bilinmesine karþýn, logaritmik ölçeðe göre, bütün hayatýmýzýn üçte birini kapsar; geriye kalan üçte ikilik zaman ise doðumdan ölüme dek sürer. Hayatýmýzýn üçte birlik dönemi ise doðum anýndan, aile sistemi içinde kiþiliðimizi kazanýp geliþtirdiðimiz yedi yaþýna kadar sürer; bu esnada duygusal bedenimizi yaratýrýz. Çocukluðun bitiþinden ölüme kadar süren üçte birlik dönemde de dýþ dünyada duygusal bir beden yaratýrýz. Olgunluk esnasýnda beden ile kiþiliði birleþtirip bütünleþtiririz, bu kombinasyonu dýþ dünyaya yansýtýrýz ve çeþitli olasýlýklarýmýzý sonuçlandýrýrýz.

    Hayatýmýz ilerlerken metabolizmamýz (bedenimizin besini, oksijen ve algýlamalarý iþleme tutma hýzý) ve geliþme hýzýmýz yavaþlar; týpký dönen bir topacýn önce yavaþlamasý, sonra da durmasý gibi.

    Evrimin ham maddesi Mutasyonlardýr (Kalýtsal deðiþim) bu da, DNA molekülündeki kalýtsal talimatlarý düzenleyen özel nükleotid sýralanmalardaki, gelecek nesillere aktarýlabilir deðiþimlerdir. Mutasyonun nedenleri, çevredeki radyoaktivite, uzaydan gelen kozmik ýþýklar, ya da genellikle olduðu gibi istatistik yönden ara sýra ortaya çýkmýþ olmasý gereken, nükletoidlerin kendiliðinden rasgele yeniden düzenlenmesi olgusudur.

    Ýnsanlardaki zeka ile beyin aðýrlýðý veya büyüklüðü arasýnda sayýsal bir baðlantý bulunmaktadýr.(Beynin yoðunluðu da yaklaþýk suyunki kadar olduðuna göre, 1375 cm³ lük bir beyin hacmi, 1.5 litrenin biraz altýndadýr.)

    Çaðdaþ insanda ortalama bir beyin 1375 gram aðýrlýðýndadýr. Fakat günümüz kadýnýnýn beyni yaklaþýk 150 cm³ daha ufaktýr. Kültür düzeyi ve çocuk yetiþtirmeyle ilgili eðilimler dikkate alýndýðýnda, iki cins arasýnda zeka farklýlýðý bulunduðuna dair açýk bir kanýt bulunmamaktadýr. Deðiþik insan ýrklarýnýn yetiþkinleri arasýndaki kýyaslamada beyin büyüklüðü farklarý mevcuttur. (Ortalama olarak doðu ýrklarýnýn beyinleri beyazlardan hafifçe büyüktür.)

    Ýnsan vücudunda yaklaþýk 100 trilyon hücre mevcut olup, her dakikada 300 milyon hücre ölmektedir. Eðer hücrelerde bir yenilenme ve deðiþim programý olmasaydý, vücudumuzdaki hücrelerin tamamý 139 günde ölürdü. Ýnsan vücudundaki hücre yenilenme ve deðiþim programýnda bazen arzu edilmeyen, olumsuzluklara da rastlanabilir. Þöyle ki; yeni oluþan bazý hücrelerin bir kýsmý iyi huylu olmayýp, saðlýklý hücreleri yok edebilen kanserli hücreler olabilir. Bu durumda vücudun temel yapý taþlarýný oluþturan hücre sisteminde saðlýksýz bir geliþim ve deðiþim söz konusu olur. Bu baðlamda, insan vücudundaki temel ve deðiþmez fonksiyonun deðiþim ve yenileþme olduðu yadsýnmaz bir kuram olarak gözler önüne serilmektedir.

    Bu çerçevede, insan bedenindeki hücrelerin periyodik olarak yenilenmesi, sindirim ve boþaltým gibi sayýsýz doðal dönüþümler saðlayarak yaþamýna yön veren vücudumuzda, biyolojik düzeyde bedenimiz her yedi yýlda baþtan aþaðý deðiþir.

    Döllenmiþ her yumurta, biyolojik açýdan önceki kuþaklardan biriktirilen kromozomal bilgileri içerir. Biyologlara göre, atalarýmýzdan bize miras kalan bilgiler, sürekli olarak azalan bir oranda, kuþak sayýsýyla orantýlý bir miktarda bulunmaktadýr. Kromozomlarýmýzýn yarýsýný annemizden, dörtte birini anneannemizden, sekizde birini büyük anneannemizden alýrýz vb. Eðer bu mekanizmayý yüzyýllar öncesine kadar götürürsek, bütün atalarýmýzýn moleküler bir etkisini taþýdýðýmýzý görürüz.

  3. #3
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    TOPLUMUN GELÝÞÝM VE DEÐÝÞÝMÝ :

    Bir tohumun ve tomurcuklarýn tedricen açýlýp geliþmesi gibi, insanlýðýn da yaradýlýþýndan bugüne dek geçirdiði çaðlarýn karanlýðý içinden çýkýp, geliþme ve deðiþimin odaklandýðý Evrensel Zekânýn boyutlarýnýn algýlanmasý çabasýndaki insanoðlu, bu geliþim ve ilerlemedeki temel boyutlarýndan biri Din, diðeri ise Ýdari Yönetim / Müessese / Kurumdur.

    Doðadaki salýnýmý deðiþtirmeye, kimsenin gücü yetmediðinden, salýným, gece-gündüz, doðum-ölüm, yaðýþ-kuraklýkta olduðu gibi yaradýlýþtan itibaren sürer gider. Toplumsal olaylarýn deðiþiminde ise bu salýným; doðadaki diðer salýnýmlar gibi belli bir programa göre olmamakta, toplumu oluþturan bireylerin kendi fonksiyon ve görevlerini kendilerinin belirlemesiyle oluþmaktadýr. Bu belirlemede kiþinin kendi bilgi ve becerisinin etkisi olduðu kadar, toplumdaki yerleþik kültürün, bilgi birikiminin ve verilen eðitimin de etkisi olduðu bilinmektedir. Bu kiþisel ve toplumsal düzeydeki birikim ve deðiþim belli bir düzeye eriþtikten sonra, toplum yönetiminde de yansýmalarý olacaktýr. Böylece, baþlýca toplumsal kurumlar olan hukuk, siyaset ve ekonomide de bu deðiþiklikler yaþama geçebilecektir.

    Eðer iktidarda bulunan yönetim ve onu orada tutan etkili güçler kendi çýkarlarý için bu salýnýmý engeller ve bir süre durdurmaya çalýþýrlarsa bu toplumda bir sýkýntý yaratacak, bir süre sonra da toplum, bu engeli zorlayarak aþacaktýr. Bu olgu hemen her toplumun geçmiþinde görülmektedir. Toplum yönetiminin, bir eksende düþünenlerden, bir baþka eksende düþünenlere geçmesi olayý, yasalar ve toplumda oluþan görüþler doðrultusunda gerçekleþiyorsa, toplum saðlýklý yolda deðiþmesine devam ediyor demektir. Eðer deðiþim gerçekleþmiyorsa, toplumda ya bir deðiþim gücü eksikliði veya var olan bu gücün baský altýnda tutulduðu bir ortam söz konusudur. Her iki durumda da toplum hayatýnda sorunlar var demektir.

    Saðlýksýz bir geliþimin göstergesi olarak insan vücudunda oluþan kanser hücreleri gibi, toplumlarda da tutarsýz ve keyfi bir yönetim ve bunun sonucu olarak ortaya çýkan olumsuz bir deðiþim, o toplumun uygarlýk ve dünya sahnesinden çekilmesine ve son bulmasýna neden olur. Dünya Tarihi, böylesi örneklerle doludur. Ýþte bu nedenle, bir toplumun hayatiyetini saðlýklý olarak uzun bir süre tarih sahnesinde idame ettirebilmesi için, toplumun uygarlýk ve kültürünü oluþturan öðelerin doðru yönde kullanýlmasý, iyi yönetilmesi, ortaya çýkabilecek kanserli oluþumlarýn zamanýnda ve cesaretle ortadan kaldýrýlmasý gerekmektedir. Sonuçta; ilkel toplumlardan günümüz modern toplum yapýsýna dek geliþim ve bunun doðal sonucu olan deðiþim göreceli olarak sürekli bir þekilde oluþa gelmiþtir.

    Kuþaklar arasý çatýþma, davranýþ, kural ve eylemlerin ayný potada karýþtýrýlýp, homojenize þekilde yoðurulamamasý, toplumun evrim ve deðiþiminin devam ettiði ve edeceði olgusunun bir yansýmasý olarak deðerlendirilmelidir.

    Eski kuþaklar yaþam karþýsýnda kaderci ve kaderlerine razý bir tutum sergilerken, yeni kuþaklar, dünyaya yoksulluk içinde sürünmeye gelmediklerine, dünya nimetlerinin her çeþidini tatmaya haklarý olduðuna inanan atýlýmcý kiþilerdir. Duygu, düþünce ve inançlarý açýsýndan kuþaklar arasýndaki bu farklý çizgiler, eski kuþaklarca yenilerin ruhsal bir anarþi içinde olduklarýný düþündürmektedir. Gerçekte ise bu, eskilerin yeni durum ve ortamlara uyum saðlayamamalarýndan kaynaklanmaktadýr. Kýsacasý, ortalýkta bir kargaþa ve bir anarþi olmayýp, bu perspektif dikkate alýndýðýnda bir Deðiþimin, bir Evrimin varlýðý yadsýnmaz bir gerçektir.

    Ýnsanoðlunu bugünkü tarihle 60 yaþýnda kabul edersek;

    · 7 yaþýna kadar : Hayvandan farksýz yaþamýþtýr. 7 yaþýnda taþlarý yontmaya baþlamýþtýr.

    · 25 yaþýnda : Ateþi bulmuþtur.

    · 55 yaþýna kadar : Ýlkel bir hayat sürüp, 55 yaþamýnda ölülerini gömmeye baþlamýþtýr.

    · 58 yaþýnda : Çömlek yapmakta, topraðý iþlemekte, hayvan üretmektedir.

    · 59 yaþýnda : Madenlerden yararlanmakta, evler yapmaktadýr.

    · 59.5 yaþýnda Alfabeyi bulmuþ, 2 ay sonra Ýliada'yý yazmýþtýr. 25 gün sonra Hýristiyan olmuþ, bundan 1 ay sonra matbaayý icat etmiþ, 2 gün sonra buhar makinesini, 1 gün sonra da motoru yapmýþtýr.

    · Ömrünün son saatlerinde ise; telgrafý, telefonu, radyoyu, televizyonu bulmuþ, aya ayak basmýþ, bilgisayar ortamýnýn teknolojisinde sörf yapmaktadýr.

  4. #4
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    EVRENÝN FÝZÝKSEL DEÐÝÞÝMÝ. :

    Evrenin yaþýnýn 15 milyar yýl ve bunun minicik bir parçasý olan, Güneþ Sisteminin 5 milyar yýl ve bu sistemin içinde bulunan Dünyamýzýn yaradýlýþýndan günümüze kadar geçen sürenin ise takribi 4.6 milyar yýl olduðu göz önüne alýndýðýnda, Dünyamýzýn fiziksel yapýsýnda ki deðiþimin varlýðýnýn farkýna varmak kaçýnýlmazdýr. Þöyle ki; bir Dünya Günü her 100.000 yýlda 1 saniye uzamaktadýr. Dünya 4.6 milyar yýl önce ekseni etrafýndaki dönüþünü 10 saatte tamamlýyordu. 400 milyon yýl önce 1 gün 22.8 saat, 1 yýl ise 385 gündü. Dünyanýn ortalama sýcaklýðý 1880 yýlýnda 14.5 Cº idi, bugün ise 15.4 Cº derecedir.



    SONUÇ :

    Iþýðýn karþýsýnda karanlýklar nasýl kayboluyorsa; iyiliðin karþýsýnda da kötülüklerin yok olacaðýna inanýyoruz. Fakat denilebilir ki, her þeyin yaratýcýsý olan Tanrý her þeyi mükemmel yaratabilirdi. Ama böyle olsaydý evrensel hayatýn ve etkinliðin, çeþitliliðin, çalýþmanýn, geliþmenin ve deðiþimin amacý söz konusu olmazdý. Böylece evren, deðiþkenliði olmayan bir mükemmellik içinde donup kalýrdý…

    Bireyden topluma, sýnýrlarý bilinmeyen Evrenden, galaksiler arasýnda Güneþ Sisteminde yer alan ve uzaktan soluk-mavi bir nokta olarak fark edilmeyen, belki de Evrende matematik büyüklük bile ifade etmeyen bir zerre olan Dünyamýz üzerinde kýsacýk bir an yanýp sönen yaþam belirtileri olan insanoðluna kadar, her þeyin gerek maddesel gerek ruhsal boyutta bir deðiþim içinde olduðu, duraðanlýk ve dinginliðin söz konusu olmadýðý, "Iþýk taþýyan eller deðiþir, taþýdýklarý ýþýk ise ölümsüzdür." özdeyiþi ile vurgulandýðý gibi geliþimin ve bunun doðal sonucu olarak da deðiþimin sonsuza dek devam edeceði yadsýnamaz bir gerçektir.



    Halit YILDIRIM
    12.02.2002

    KAYNAKÇA

    1. ÝÇ ÖZGÜRLÜK, KÝÞNAMURTÝ
    2. ÖLÜMÜN KAPISINDAN GEÇÝÞ, DÝON FORTUNE
    3. %100 DÜÞÜNCE GÜCÜ, Jack Ensign ADDINGTON
    4. GEÇMÝÞ YAÞAMLARINIZI KEÞFEDÝN, Michael TALBOT
    5. YENÝDEN DOÐUÞ, A. T. MANN
    6. CENNETÝN EJDERLERÝ, Carl SAGAN

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •