Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
2 sonuçtan 1 ile 2 arasý

Konu: Hz. ALÝ BÝN EBÎ TÂLÝB

  1. #1

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Hz. ALÝ BÝN EBÎ TÂLÝB

    Hz. Ali Resûlullah efendimizin amcasýnýn oðludur. Hâne-i saâdette büyüdü. 10-12 yaþlarýnda iken, birgün Resûlullah ile Hz. Hatice’nin beraber namaz kýldýðýný gördü. Namazdan sonra Resûlullaha sordu:

    - Bu nedir?

    - Bu Allahü teâlânýn dînidir. Seni bu dîne da’vet ederim. Allahü teâlâ birdir, ortaðý yoktur. Lat ve Uzza isimli putlarý terketmeni emrederim.

    - Önce babama bir danýþayým.

    - Ýslâma gelmezsen, bu sýrrý kimseye söyleme!

    Hz. Ali ertesi sabah, Resûlullahýn huzuruna gelerek dedi ki:

    - Yâ Resûlallah! Bana Ýslâmý bildir.

    Bunun için göremiyorum

    Böylece Müslüman oldu. Müslüman olanlarýn üçüncüsü, çocuklardan ise birincisidir.

    Peygamberimiz, bazen kuþluk vaktinde, Mekke vâdilerine doðru çýkýp gider, Hz. Ali de, babasý Ebû Tâlib’den, bütün akrabâlarýndan ve halktan gizli olarak Peygamberimizle birlikte gider, namazlarýný oralarda kýlarlar, akþamleyin de, dönerlerdi.

    Birgün, Hz. Ali’nin annesi Fâtýma hâtun, kocasý Ebû Tâlib’e dedi ki:

    - Ali’nin, Muhammed’in yanýna devam ettiðini görüyorum. Senin baþýna, Muhammed tarafýndan, oðlun hakkýnda, güç yetiremiyeceðin bir iþ gelmesinden korkuyorum!

    - Demek, oðlumu bunun için göremiyorum?

    Hemen, Peygamberimizle Hz. Ali’nin ardýna düþtü. Onlara, Batn-ý Nahle vâdisinde, namaz kýldýklarý sýrada, rastladý. Peygamberimize sordu:

    - Ey kardeþimin oðlu! Edindiðini gördüðüm bu din, ne dînidir?

    - Ey Amca! Bu, Allahýn dînidir. Allahýn meleklerinin dînidir. Allahýn peygamberlerinin dînidir. Babamýz Ýbrâhim’in dînidir ki, Allahü teâlâ, beni, Peygamber olarak bununla, bütün kullara gönderdi.

    Ey Amca! Doðru yola çaðýracaðým kimselerden, buna, en çok sen lâyýksýn! Bu yoldaki da’vetimi kabûl etmeye ve bana yardýmcý olmaya, sen, herkesten daha lâyýksýn!

    Peygamberimiz, amcasýný, Ýslâmiyete, tevhîde, Allahýn birliðine inanmaya ve putlara tapmaktan vazgeçmeye da’vet etti. Ebû Tâlib dedi ki:

    - Vallahi, yaptýðýnýz veya söyledikleriniz þeylerde bir mahzûr yoktur. Ey kardeþimin oðlu! Ben, atalarýmýn dîninden ve ona baðlýlýktan ayrýlmaya güç yetiremiyeceðim. Fakat, sen, gönderildiðin þey üzerinde dur!

    Ben sað oldukça

    Ebû Tâlib þöyle devam etti:

    - Vallahi, ben sað oldukça, yapmak istediðini tamamlayýncaya kadar, sana, hoþlanmýyacaðýn bir þey eriþmeyecektir!

    Hz. Ali’ye de, hoþlanmayacaðý bir þey söylemedi. Ona sordu:

    - Ey oðulcuðum! Üzerinde bulunduðun bu din, nedir?

    - Babacýðým! Ben, Allaha, Allahýn Resûlüne îmân ve onun, Allah tarafýndan getirdiklerini de, tasdîk ettim. O’na tâbi oldum!

    - O, seni, ancak, hayýr ve iyiliðe da’vet eder. Sen, onun yolunu tutmakta devam et! Yavrum! Amcanýn oðlunun da’vet ettiði þeye, senin de, istiyerek girmen, yaraþýr.

    Sevgili Peygamberimiz Allahü teâlânýn emriyle Mekke’den Medîne’ye hicret ederken Hz. Ali’ye kendi yataðýnda yatmasýný, býraktýðý emânetleri sahiplerine vermesini söyliyerek buyurdu ki:

    - Bu gece yataðýmda yat, uyu! Þu hýrkamý da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez!

    Hz. Ali, Peygamber efendimizin emrettiði þekilde yattý. Habîbullahýn yerine, hiç korkmadan, kendi nefsini fedâ etmeye hazýrdý.

    Burada ne bekliyorsun?

    Hicret gecesi müþrikler, Resûlullah efendimizin saâdethânelerinin etrafýný sarmýþlardý. Peygamber efendimiz, evlerinden çýktýlar. Yâsîn-i þerîf sûresinin baþýndan on âyet-i kerîmeyi okudular ve bir avuç toprak alýp kâfirlerin baþýna saçtýlar. Resûlullah efendimiz sýhhat ve selâmetle aralarýndan geçip, Hz. Ebû Bekir’in evine ulaþtý. Müþriklerden hiçbiri onu görememiþti.

    Bir müddet sonra müþriklerin yanýna biri gelip sordu:

    - Burada ne bekliyorsunuz?

    - Evden çýkmasýný bekliyoruz.

    - Yemîn ederim ki, Muhammed aranýzdan geçip gitti, baþýnýza da toprak saçtý.Müþrikler, ellerini baþlarýna götürdüler. Hakîkaten, baþlarýnda toprak buldular. Derhal kapýya hücum edip içeri girdiler.

    Hz. Ali’yi, Resûl aleyhisselâmýn yataðýnda görünce, Resûl-i ekremin nerede olduðunu sordular. Hz. Ali cevap verdi:

    - Bilmem! Beni, onun muhâfazasýna me’mur mu ettiniz?

    Bunun üzerine Hz. Ali’yi tartakladýlar. Kâ’be’nin yanýnda bir müddet hapsettikten sonra býraktýlar. Hz. Ali, Resûlullah efendimizin Kâ’be-i þerîfte devamlý bulunduklarý makâma oturdu. “Resûl-i ekremde kimin nesi var ise, gelsin alsýn!” diye nidâ ettirdi. Herkes gelip, niþânýný söyleyerek emânetini aldý. Böylece emânetler sâhiplerine teslim edildi.

    Mekke-i mükerremede kalan Eshâb-ý güzîn, Hz. Ali’nin kanadý altýna sýðýndýlar. Resûlullahýn saâdethâneleri Mekke’de olduðu müddetçe, Hz. Ali de orada kaldý. Allahýn arslaný Hz. Ali, Kureyþ kâfirlerinin toplandýklarý yere giderek dedi ki:

    - Ýnþâallahü teâlâ yarýn Medîne-i münevvereye gidiyorum. Bir diyeceðiniz var mý? Ben burada iken söyleyin!

    Nihâyet Ali'de hicret etti

    Hepsi baþlarýný eðip, hiçbir þey söylemediler. Sabah olunca, Hz. Ali, Resûl-i ekrem efendimizin eþyâlarýný toplayýp, Resûlullah efendimizin Ehl-i Beyti ve kendi akrabâlarý ile berâber yola koyuldu. Resûlullah efendimize, þiþmiþ olan ayaklarýndan kanlar akar vaziyette, Kubâ’da yetiþti.

    Gündüzleri saklanýp, geceleri yaya olarak yürüdüðü bu yolculuðun sonunda, Peygamberimizin huzûruna gidemiyecek bir hâle gelmiþti. Resûl-i ekrem efendimiz bunu haber alýnca, bizzat kendisi teþrif etmiþ, Hz. Ali’yi görünce hâline acýmýþ, Onu kucaklamýþ, mübârek elleriyle nârin, nâzik ayaklarýný okþamýþ, kendisine âfiyeti için duâ buyurmuþtu. Bunun üzerine; (Ýnsanlardan öyleleri vardýr ki, Allahü teâlânýn rýzâsý için nefsini fedâ eder) [Bekara 207] meâlindeki âyet-i celîlesi nâzil oldu.

    Peygamber efendimiz, bir gece eve vardýklarýnda buyurdu ki:

    - Yâ Âiþe! Hiç yemeðin var mýdýr?

    Sözleri biter bitmez kapý çalýndý. Kapý açýldýðýnda, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin gelmiþ olduðunu gördüler. Peygamber efendimiz sordu:

    - Bu vakitte gelmenizin sebebi nedir?

    - Yâ Resûlallah! Üç gündür birþey yemedik. Çok acýktýk. Mübârek yüzünüzü görerek açlýðýmýzý unutmak için geldik.

    Hasan ile Hüseyin de açtýr

    Hz. Ali ayrýca dedi ki:

    - Yâ Resûlallah! Hz. Fâtýma ile Hasan ve Hüseyin de üç gündür açlar.

    Peygamber efendimiz buyurdu ki:

    - Üç gündür ben de birþey yemedim.

    Sonra Hz. Ali dedi ki:

    - Yâ Resûlallah! Dün yoldan geçerken Mu’âz bin Cebel’in avlusundaki hurma aðacýnda, hurmalar gördüm.

    Peygamber efendimiz:

    - Kalkýnýz, Mu’âz’ýn evine gidelim. Bizi hurma ile misâfir etsin, buyurdu.

    Resûlullah efendimiz ve üç büyük Eshâbý, Hz. Mu’âz’ýn kapýsýna vardýlar. Hz. Ebû Bekir:

    - Yâ Mu’âz devlet kuþu baþýna kondu. Allahýn Resûlü evine teþrif etti, diye seslendi.

    Fakat, evde bu sesi kimse duymadý. Yalnýz Mu’âz hazretlerinin küçük kýzý duymuþtu. Annesine, Hz. Ebû Bekir’in kapýya geldiðini söyledi. Annesi inanmadý ve dedi ki:

    - Kýzým, bu vakitte Hz. Ebû Bekir’in kapýmýzda iþi ne?

    Tekrar yattýlar. Sonra Hz. Ömer ve Hz. Ali seslendi. Kýz çocuðu tekrar annesine gitti ise de annesini inandýramadý. Yine yatýp uyudular. Daha sonra Peygamber efendimiz, “Yâ Mu’âz!” diye seslenince, kýzcaðýz, bu sefer, babasýna gidip seslendi:

    - Babacýðým, ne duruyorsun, baþýmýza devlet kuþu kondu. Allahü teâlânýn Resûlü ve üç Eshâbý kapýya gelmiþler, seni çaðýrýyorlar.

    Hurmalar hiç eksilmedi

    Mu’âz hazretleri hemen kapýya koþtu. Misâfirlerini içeri aldý. Peygamber efendimiz buyurdu ki:

    - Yâ Mu’âz! Üç gündür ben ve Eshâbým hiç yemek yememiþiz. Dün Ali yoldan geçerken sizin avludaki hurma aðacýnda hurmalar görmüþ. Geldik ki bizi hurma ile misâfir edesin!

    Hz. Mu’âz çok üzülerek cevap verdi:

    - Yâ Resûlallah! Bugün hurmalarý toplayýp bir kýsmýný yedik, geri kalanýný da fakîrlere daðýttýk. Hiç hurmamýz kalmadý.

    Bunun üzerine Peygamber efendimiz, evde gördüðü büyük bir sepeti Hz. Ali’ye vererek buyurdu:

    - Yâ Ali, bu sepeti eline al! Hurma aðacýnýn yanýna var! Benden selâm söyle, Resûlullah senden hurma istiyor diye söyle!

    Hz. Ali emredildiði þekilde gidip, Resûlullahýn selâmýný söyleyince, aðaç hurma ile doldu. Sepeti doldurup getirdi. Herkes yediði hâlde hurmalardan hiç eksilme olmadý.

    Muhtaç olduðu hâlinden belli olan fakîr biri, Hz. Ali’nin huzûruna gelip oturdu. Hz. Ali kendisine sordu:

    - Benden bir isteðin mi var?

    Adam utancýndan, söz ile cevap veremeyip iþâret ile muhtaç olduðunu bildirdi. Hz. Ali yanýnda bulunan, giyecek ve yiyecekleri verdi.

    Muhtaç kimse çok sevindi, sonra da çok güzel bir beyit okudu. Okuduðu beyitten hoþlanan Hz. Ali, çocuklarý için ayýrdýðý üç altýný da verdi.

    Deðeri yaptýðýyla ölçülür

    Fakîr, sevincinden ne yapacaðýný þaþýrdý. Hz. Ali, Peygamber efendimizden iþittiði þu hadîs-i þerîfi ona nakletti:

    (Herkesin deðeri, söylediði güzel sözlere, yaptýðý iyi iþlere göre ölçülür.)

    Harbin birinde, Hz. Ali’nin ayaðýna bir ok saplandý. Ok, kemiðe girdiði için çýkarýlamadý. Sonra doktor çaðýrdýlar. Doktor dedi ki:

    - Bu oku çýkartabilirim. Fakat, çok aðrý yaptýðý için tahammül edilemez. Onun için bayýltmam lâzým.

    Hz. Ali þöyle cevap verdi:

    - Bayýltmana lüzûm yok. Biraz bekleyin, namaz vakti girince namaza duracaðým. O zaman ayaðýmdaki oku çýkartýrsýnýz.

    Dediði gibi yaptýlar. Namaza durunca ayaðýný yarýp oku çýkardýlar, hiçbir þeyi hissetmedi.

    Ýþte büyüklerimiz böyle namaz kýlarlardý.

    Hz. Ali buyurdu ki:

    - Müslümanlar, âhýrete inanýyor. Kitapsýz kâfirler, inkâr ediyor. Tekrar dirilmek olmasaydý, inanmýyanlar birþey kazanmaz, müslümanlar da, zarar etmezdi.

    Fakat, kâfirlerin dediði olmayýnca, sonsuz azâb çekeceklerdir.

    Peygamber aleyhisselâm, birgün kýzý Hz. Fâtýma’nýn evine teþrif etmiþti. Hz. Ali’yi evde bulamayýnca kýzýna sordu:

    - Amcamýn oðlu nerededir?

    - Babacýðým, aramýzda küçük birþey olmuþtu da, dýþarý çýktý.

    Ali nerededir?

    Resûl-i ekrem efendimiz, Hz. Ali’yi aramaya çýktý. Yolda rastladýðý Hz. Sehl’e sordu:

    - Ali nerededir, gördün mü?

    Hz. Sehl arayýp, mescidde olduðunu haber verdi.

    Resûlullah Hz. Ali’nin yanýna geldi. Hz. Ali, topraðýn üzerine yatmýþ, hýrkasý omuzundan düþmüþ, vücudu toz-toprak içinde kalmýþtý.

    Resûl-i ekrem bir taraftan topraklarý silkeliyor, bir taraftan da:

    - Kum, yâ Ebâ Türâb! Ya’ni kalk, ey topraðýn babasý, diyordu.

    Fahr-i kâinat efendimiz, Hz. Ali ile birlikte evlerine gittiler.. Hz. Ali kendisine, Ebû Türâb denilmesinden çok hoþlanýrdý.

    Çünkü bu lakâb, ona, Allah Resûlünün verdiði ma’nevî bir taltif idi.

    Bir gün Hz. Ali’nin annesi Fâtýma hâtun, Ebû Tâlib’e sordu:

    - Oðlun nerede?

    - Ne yapacaksýn onu?

    - Âzâdlý kadýn kölem, Ecyad’da, onu, Muhammed’le birlikte namaz kýlarken gördüðünü, bana haber verdi.

    Sonra da Ebû Tâlib’e, “Sen, oðlunun dînini deðiþtirmesini uygun görüyor musun?!” diye çýkýþýnca, Ebû Tâlib þu cevâbý verdi:

    Üstünlük sýrasý

    - Sus! Amcasýnýn oðluna arka ve yardýmcý olmak, elbet, herkesten çok, ona düþer! Eðer, nefsim, Abdülmuttalib’in dînini býrakmak husûsunda bana boyun eðmiþ olsaydý, ben de, muhakkak, Muhammed’e tâbi olurdum! Çünkü, o, halîmdir, emîndir, tâhirdir!

    Bu cevap üzerine, Fâtýma hâtun da, sustu.

    Osman-ý Zinnûreyn’den sonra üstünlük sýrasý Hz. Ali’dedir. Hilâfeti, ümmetin icmâ’ý ile sâbittir. Resûlullah, kýzý Hz. Fâtýma’yý ona nikâh etmiþtir. Daha önceleri de putlara saygý göstermediði için, “kerremallahü vecheh” lakâbý verilmiþtir. Allahýn, kerîm, þerefli, mübârek kýldýðý yüz, ma’nâsýndadýr.

    Hz. Ali buyurdu ki:

    Ben, Resûlullah efendimizden iþittim, þöyle buyurdu:

    (Akýllý insana yaraþan; geçim husûslarýnýn, âhýreti ilgilendiren hâllerin ve aîlevî mes’elelerin dýþýnda, konuþmamaktýr. Aklý baþýnda olana yaraþan, hâline bakmak, dilini ve karnýný faydasýz þeylerden ve harâmdan korumaktýr.)

    Hz. Ali bir kalabalýðý eðlence içinde görüp, böyle eðlenip neþ’elenmelerinin sebebini sorduðunda, onlar dediler ki:

    - Bugün bayramýmýzdýr.

    Bunun üzerine Hazret-i Ali de buyurdu ki:

    - Günâh iþlemediðimiz günler de bizim bayramýmýzdýr.

    Hz. Ali buyurdu ki:

    - Amellerin en fazîletlisi, iyiliði emredip kötülükten vazgeçirmek ve günâh iþliyeni sevmemektir. Kim ki iyiliði emrederse, mü’minin sýrtýný muhkemleþtirmiþ, saðlamlaþtýrmýþ olur. Kim de kötülüðü men eder ve ondan vazgeçirirse, münâfýðýn burnunu yere sürtmüþ olur.

    Hz. Ali Hendek savaþýnda, bir düþman askerini altedip, yere yatýrdý. Kýlýcýný çekti. Tam vuracaðý zaman, düþman askeri Hz. Ali’nin yüzüne tükürdü.

    Niçin öldürmedin?

    Hz. Ali kýlýcýný kýnýna koydu. Onunla savaþmaktan vazgeçti. Ölümünü bekleyen kimse, bu iþten bir þey anlamadý. Hayretle kendisine sordu:

    - Kýlýcýný çekmiþtin. Beni öldürmene hiçbir engel yokken neden vazgeçtin? Öfken birden yatýþtý.

    Hz. Ali þöyle cevap verdi:

    - Ben kýlýcýmý Allah için vuruyordum. Ben Allahýn arslanýyým. Nefsin esîri deðilim. Sen, benim þahsýma karþý yaptýðýn hareketten sonra seni öldürseydim, nefsim için öldürmüþ olabilirdim. Hâlbuki her yaptýðýmý Allah için yapmam lâzýmdýr.

    Hz. Ali, hayvanlarýný kuyudan su çekerek sulayan bir bedevî ile anlaþtý. Kuyudan çekeceði her kova su için, bedevîden bir avuç hurma alacaktý. Hz. Ali su çekmeye baþladý. Son kovayý çekerken, kovanýn ipi kopup, kova, derin kuyunun içine düþtü.

    Bedevî, kýzgýnlýkla Hz. Ali’nin mübârek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayý da verdi. Hz. Ali kovayý kuyudan çýkardý. Bedevîye verip oradan uzaklaþtý.

    Onun dîni haktýr

    Bedevî, Hz. Ali’nin, derin kuyudan kovayý çýkarmasýna hayret edip, kendi kendine, “Eðer onun dîni hak olmasaydý, bu derin kuyudan kovayý çýkaramazdý. Küstahlýk yapan el bana lâzým deðil” diyerek elini kesip Hz. Ali’nin evine gitti.

    Hz. Ali kapýyý açýp Bedevîyi görünce, içeride bulunan Resûlullaha haber verdi. Peygamber efendimiz, Bedevîye, niçin böyle hatâ ettiðini sordu. Bedevî, aðlayarak yaptýðý küstahlýktan özür dileyip îmâna geldi. Resûlullah, kesik eli yerine koyup duâ buyurdu. Hak teâlânýn izni ile eli sapasaðlam oldu.

    Hz. Ali, þehîd edileceði gün sabah namazýna giderken yolda þu beyiti okuyordu:

    Ölüme hazýr ol ki, ölüm elbet gecikmez,

    Ölüm gelince artýk feryâd fayda vermez.

    Ramazan-ý þerîfin 17. Cum’a günü sabah namazýna giderken, Ýbni Mülcem tarafýndan kýlýçla alnýna vurularak þehîd edildi. Kûfe’de, ya’nî Necef denilen yerde medfûndur. Diðer üç halîfe gibi Cennetle müjdelenenlerdendir.

    Hz. Ali’nin kýzý ve ayný zamanda Hz. Ömer’in hanýmý olan Ümmü Gülsüm, hâdiseyi duyunca dedi ki:

    - Babam da, kocam Ömer gibi sabah namazýnda suikaste uðradý.

    Hz. Ali, vefât etmek üzere iken buyurdu ki:

    - Yemînle söylüyorum ki, umduðuma kavuþtum.

    Sonra Kelime-i þehâdet getirerek vefât etti.

    Altý nasîhat

    Peygamber efendimiz Hz. Ali’ye buyurdu ki:

    - Yâ Ali! Altýyüz bin koyun mu istersin, yahut altýyüz bin altýn mý veya altýyüz bin nasîhat mý istersin?

    - Altýyüz bin nasîhat isterim.

    Peygamber aleyhisselâm buyurdu ki:

    - Þu altý nasîhata uyarsan, altýyüz bin nasîhata uymuþ olursun.

    1. Herkes nâfilelerle meþgul olurken, sen farzlarý îfa et. Ya’nî farzlardaki rükünleri, vacibleri, sünnetleri, müstehablarý îfa et!

    2. Herkes dünya ile meþgul olurken, sen Allahü teâlâyý hatýrla! Ya’nî din ile meþgul ol, dîne uygun yaþa, dîne uygun kazan, dîne uygun harca!

    3. Herkes birbirinin ayýbýný araþtýrýrken, sen kendi ayýplarýný ara! Kendi ayýplarýnla meþgul ol!

    4. Herkes, dünyayý imar ederken, sen dînini imar et, zînetlendir!

    5. Herkes halka yaklaþmak için vâsýta ararken, halkýn rýzâsýný gözetirken, sen Hakkýn rýzâsýný gözet! Hakka yaklaþtýrýcý sebep ve vâsýtalarý ara!

    6. Herkes çok amel iþlerken, sen amelinin çok olmasýna deðil, ihlâslý olmasýna dikkat et!

    Hz. Ali, Hendek savaþýnda müþriklerin en azýlýlarý ile savaþtý. Savaþýn iyice þiddetlendiði 22. gün, Amr bin Abdûd adlý müþriklerin en azýlýlarýndan biri, Hendek kenarlarýna gelip meydana er istedi. Müslümanlardan kimse Amr’ýn da’vetine cevap vermedi. Çünkü Resûlullahtan emir bekliyorlardý. Amr’ýn meydan okumasý yedi kere devam etti.Yedincide Resûlullah efendimiz, Hz. Ali’yi çaðýrýp huzûruna oturttu ve buyurdu ki:

    - Yâ Ali! Benim atýma bin, kýlýcýmý al, Amr bin Abdûd’un önüne yiðitçe, cesâretle var! Onun heybetinden, uzun boyundan endîþe etme! Ben, Hak teâlâdan sana yardým etmesi için, senin elinle Müslümanlarýn, bunun þerrinden kurtulmalarý için duâ ediyorum.

    Avýný gözetliyen arslan

    Hz. Ali kýlýcýný kuþandý. Atýna bindi. Avýný gözetliyerek giden bir arslan gibi, Amr’ýn önüne varýp dedi ki:

    - Yâ Amr! Duydum ki sen Kâ’be’nin karþýsýnda ahdetmiþsin ki, Kureyþten bir kiþi senden iki þey istese, birini yaparmýþsýn.

    - Evet öyle söz verdim.

    - Biliyorsun ben Kureyþ’tenim. Senden iki þey isteyeceðim. Hiç olmazsa birini kabûl et! Birinci isteðim, Allahýn birliðini ve Muhammed aleyhisselâmýn O’nun Resûlü olduðunu kabûl ve tasdîk etmendir.

    - Bunu kabûl etmiyorum, baþka ne istiyorsun?

    - Ýkinci isteðim, bu iki kuvveti hâllerine býrakýp, Mekke-i mükerreme’ye gitmendir.

    - Bunu kabûl ettim, yalnýz Ebû Bekir, Ömer ve Osman’ýn baþlarýný keserim.

    - Ey ahmak! Benim baþýmý kesmeden onlarýn baþýný nasýl kesersin?

    - Yâ Ali! Sen henüz gençsin, dünyanýn tadýný almamýþsýn, ben senin baþýný kesmek istemem.

    - Ben Allahü teâlânýn yardýmý ve Resûlünün duâsý ile senin baþýný kesmek isterim.

    Hz. Ali’nin bu sözü üzerine Amr, atýndan inip Hz. Ali’ye doðru yürüdü. Hz. Ali de atýndan indi. Birbirlerine hamle ettiler. Hz. Ali bir fýrsatýný bulup, Amr’ýn uyluðunu, bir kýlýç darbesiyle kopardý. Artýk iþi bitti, diyerek geriye dönmüþ gelirken, Amr, kendi kopmuþ bacaðýný Hz. Ali’ye fýrlattý. Hz. Ali de hemen geri dönüp Amr’ý öldürdü.

    Resûlullah efendimiz tekbîr getirip buyurdu ki:

    - Ali’nin Amr bin Abdûd ile bir kere karþýlaþmasý, ümmetimin kýyâmete kadar olan ibâdetinden hayýrlýdýr.

    Dünya aldatýr

    Hz. Ali’nin hikmetli sözleri çoktur. Bunlardan ba’zýlarý þunlardýr:

    Affetmek fazîlettir. Kararlý olmak metâ’dýr, sahip olunan maldýr. Kararsýz olmak ise zâyi olmaktýr. Yalancýlýk hýyânettir. Ýnsâf rahatlýk, þer küstahlýktýr. Güleryüzlülük ihsândandýr. Doðruluk kurtarýr, yalan felâkete sürükler. Kanâat insaný zengin yapar, yerinde kullanýlmayan zenginlik azdýrýr. Dünya aldatýr, þehvet kandýrýr. Hased yýpratýr, nefret çökertir.

    Akýllý kimse, günâhlarýný tevbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karþýlýk verendir.

    Âlim; sözü, iþine uygun olandýr. Âlim ilme doymaz.

    Hz. Ali, Hayber kalesinin fethinde, kalenin kapýsýný koparýp, kalkan olarak kullanmýþtýr. Bu savaþta Hz. Ali'nin gözleri aðrýyordu. Resûlullah efendimiz onu çaðýrtarak gözlerine üfledi ve þifa bulmasý için Allahü teâlâya duâ etti. Hz. Ali'nin gözlerinde bir aðrý sýzý kalmadý.

    Bu savaþta, yahudilerin meþhur pehlivaný Merhab:

    -Hayber halký iyi bilir ki: ben, gelip çatan harplerin tutuþtuðu, kýzýþtýðý zamanlarda, tepeden týrnaða kadar silâhlanmýþ, cesaret ve kahramanlýðý denenmiþ Merhab'ýmdýr. Ben, kükreyerek geldikleri zaman aslanlarý bile kâh mýzrakla, kâh kýlýçla vurup yere sermiþimdir, diyerek Müslümanlardan er diledi. Bunun üzerine Hz. Ali:

    -Ben oyum ki: anam bana Haydar, Arslan adýný takmýþtýr! Ben, ormanlarýn heybetli görünüþlü arslaný gibiyimdir. Sizi, geniþ ölçüde ve çarçabuk tepeleyici bir er kiþiyimdir, diye þiir söyleyerek Merhab'ýn karþýsýna dikildi.

    Bu þiir Merhab'a o gece gördüðü rüyâyý hatýrlattý. Rüyâsýnda kendisini bir arslanýn parçaladýðýný görmüþtü. Hz. Ali, Merhab'la karþý karþýya geldiðinde, Merhab'ýn tepesine öyle bir kýlýç indirdi ki, kýlýç, Merhab'ýn siperlendiði kalkanýný ve demirden miðferini kesti. Baþýný, ikiye ayýrdý. Merhab'ýn baþýna inen kýlýncýn çýkardýðý ses o kadar fazla idi ki, Hayber karargâhýnda bulunan Ümm-i Seleme:

    -Merhab'ýn diþlerine kadar inen kýlýcýn sesini ben de iþittim, demiþtir.

    Hz. Ali, o gün yahudilerin en namlý kiþilerinden sekizini öldürmüþtür.

    Hayber gazâsýndan dönen Hz. Ali'ye Peygamber efendimiz:

    -Yâ Ali, eðer halk, Îsâ'ya söylediklerini söylemiyecek olsalardý, senin hakkýnda çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, ayaðýnýn tozunu alýr, abdest suyunu þifâ için hastalarýna verirlerdi. Seni þehid ederler. Âhýrette havzýmýn üzerinde halîfemsin. Cennete en önce sen girersin. Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur, buyurunca, Hz. Ali þükür secdesi yaptý.

    Hz. Ali bir müfreze gönderdiði vakit baþýna tâyin ettiði kimseye þöyle derdi:

    -Sana Allahtan korkmaný tavsiye ederim. O, hem dünyaya, hem de âhirete mâliktir. Vazîfene sarýl. Seni Allaha yaklaþtýracak olana yapýþ. Çünkü dünyada yapýp da býraktýklarýný, yarýn karþýnda hazýr bulacaksýn.

    Sakif'ten bir zat anlatýr:

    Hz. Ali, beni vâli tâyin etti ve þehrin halkýnýn yanýnda bana þöyle dedi:

    -Vergiyi tam olarak al! Bu iþte sakýn sende bir zaaf görmesinler.

    Daha sonra bana þöyle dedi:

    -O sözü onlarýn yanýnda söylememin sebebi, onlar hîlekâr bir kavimdir. Onlara âit bir elbiseyi, yedikleri bir þeyi, taþýt olarak kullandýklarý bir hayvaný alýp satma. Para yüzünden onlarý kýrbaçlama ve ayakta da bekletme. Vergi olarak aldýklarýndan, onlara bir mal satma! Eðer bu sözlere muhâlefet edersen Allah benim yerime seni yakalar. Emre muhâlif bir hareketini duyarsam seni azlederim.

    Hz. Ali, Ýslamiyeti kabul ettikten sonra, bütün Mekke devrini teþkil eden on üç sene Peygamber efendimizin yanýnda, O’nun huzur ve hizmetlerinde bulundu. Peygamber efendimizin sevgi ve iltifatlarýna kavuþtu. Mekkeli müþriklerin bütün eza ve cefalarýna katlanarak Peygamber efendimizin en yakýn yardýmcýlarýndan oldu.

    Mescid-i Nebevi’nin inþaatýnda çok gayret gösterdi. Bedr, Uhud, Hendek ve diðer bütün gazalarda bulundu ve fevkalade gayret ve kahramanlýk gösterdi. Yalnýz Uhud Gazasýnda on altý yerinden yara aldý. Pekçok gazada Resulallah sallallahü aleyhi ve sellem sancaðý Hz. Ali’ye teslim etmiþtir.

    Vâhiy kâtipliði yaptý

    Hz. Ali, Hudeybiye Antlaþmasýnda sulh þartlarýnýn yazýlmasýnda vazife aldý. Hayber Gazasýnda bulunup, büyük kahramanlýklar gösterdi. Bu savaþta, aðýr bir demir kapýyý kalkan olarak kullanmýþtýr. Huneyn Gazasýnda da büyük kahramanlýklar gösteren Hz. Ali, Tebük Gazasýnda, Resulullah efendimiz tarafýndan vazifeli olarak Medine’de býrakýldýðý için bulunamadý. Daha sonra Yemen Muharebesinde ordu kumandaný olarak vazifelendirildi. Mekke-i mükerreme feth edilince, Kabe’deki putlarý imha vazifesi ona verildi.

    Peygamber efendimiz vefat edince, o yýkayýp kefenledi. Bu son mübarek vazife, ona ve Hz. Abbas, Üsame bin Zeyd, Fadl ve Kusem’e nasib oldu. Definden sonra halife seçilen Ebu Bekr’e biat edip onun devlet iþlerini yürütmede istiþare ettiði zatlardan oldu ve kadýlýk (hakimlik) görevlerinde bulundu. Hz. Ömer’in halifeliðine de biat edip, halifenin danýþmaný ve hakimliðini yaptý. Hz. Osman’ýn da halifeliðine biat edip, hilafet iþlerinde onun vezirliðini yaptý.

    Hz. Osman’ýn þehit edilmesinden sonra 656 Zilhicce ayýnda halife oldu. Hz. Osman’ý þehit edenlerin cezalandýrýlmalarý hususunda çýkan ictihad ayrýlýklarýndan dolayý karþý karþýya gelen iki ordu arasýnda tam anlaþma olmuþtu ki, Abdullah bin Sebe’ ismindeki Yahudi, gece karanlýðýnda grubu ile birlikte Basralýlarýn üzerine saldýrdý. Gece karanlýðýnda kimse ne olduðunu anlayamadý. Üç gün savaþ devam etti. Cemel (Deve) Vak’asý olarak bilinen bu hadisede Aiþe-i Sýddika esir alýnýnca, Hz. Ali hürmet ve ikram edip kendi askerleri arasýnda bulunan kardeþi Muhammed bin Ebu Bekr ile Medine’ye gönderdi. Bir sene sonra Sýffin denilen yerde Hz. Muaviye’nin ordusu ile yüz günde doksan meydan muharebesi yaptý. Askerlerinden yirmi beþ bin, karþý taraftan kýrk beþ bin kiþi þehid oldu. Karþý taraftan gelen sulh teklifi ile antlaþma olunca, ordusundan yedi bin kiþi ayrýldý. Bunlara harici denildi.

    660 senesinde Ramazan-ý þerif ayýnýn on yedinci Cuma günü sabah namazýna giderken Ýbn-i Mülcem adlý bir harici tarafýndan baþýna kýlýçla vurularak þehit edildi. Kabirleri Necef denilen yerdedir.

    Halifeliði devrinde zuhur eden fesatçýlarla mücadele ettiðinden, sükun ve huzur bulamamýþtýr. Hükumet idaresinde Hz. Ömer’in yolunu tutmuþtur. Her iþin emniyet ve istikamet dairesinde yapýlmasýna çalýþýr, halka þefkat gösterirdi. Her tarafta askeri birer merkez vücude getirmiþti.

    Hakkýnda bir kaç ayet-i kerime nazil olup, pek çok hadis-i þerifle medhedildi. Ehl-i sünnetin gözbebeði, evliyanýn reisi, kerametler hazinesidir. Adalet, ilim, cömertlik, merhamet ve diðer yüksek faziletleri kendisinde toplamýþtýr. Peygamber efendimiz Hz. Ali’ye cömertlerin sultaný manasýna Sultan-ül-eshiya buyurmuþlardýr.

    Buðday benizli, orta boylu, uzun gerdanlý, güler yüzlü, iri siyah gözlü, geniþ göðüslü, iri yapýlý ve sýk sakallý görünüþe sahib olan Hz. Ali, ilim ve amel bakýmýndan en yüksek derecede idi. Allah korkusundan devamlý aðlardý. Namaza durunca, alem alt-üst olsa, haberi olmazdý.

    Hz. Ali'nin Hz. Fatýma'dan Hasan, Hüseyin ve Muhsin adýnda 3 erkek, Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adýnda iki kýzý olmuþtur. Hz. Fatýma'dan sonra evlendiði hanýmlarýndan 15 erkek, 16 kýz çocuðu olmuþtur.

    Hz. Ali, fevkalade belið ve fasih konuþurdu. Peygamber efendimizden sonra, onun derecesinde belið hutbe okuyacak bir baþkasý yok idi. Arap lisanýnýn ilk kaidelerini koyan odur. Bu sebeple Kur’an-ý kerimin lisanýna herkesten çok aþina idi. Devamlý Peygamber efendimizin yanýnda bulunmasý ve onun feyizli nurlarýna ilk kavuþanlardan olmasý sebebiyle Kur’an'ýn hükümlerini en iyi bilen o idi. Tefsire dair birçok rivayetler bildirmiþtir. Bilhassa ayetlerin iniþ sebepleri konusunda birçok rivayetleri vardý. Bu konuda buyuruyor ki:

    -Sorunuz, bana ne sorarsanýz, size cevabýný veririm. Allahýn kitabýný bana sorunuz. Vallahi bir ayet yoktur ki, ben onun gecede mi, gündüzde mi, kýrda mý, daðda mý nazil olduðunu bilmiyeyim.

    Bu sebeplerden dolayý, hakkýnda birçok rivayet olup, anlaþýlmasý güç meselelerde, onun rivayeti tercih edilmiþtir. Hacc-ý Ekber’in kurban bayramý olduðuna dair olan rivayeti gibi.

    Hz. Ali, Ehl-i beytten olmasý sebebiyle, Peygamber efendimizin sünnetine herkesten daha fazla vakýftý. Bu hususta herkesin müracaat kapýsýydý. Bizzat Resulullah efendimizden duyarak yazdýðý bir hadis sahifesi vardý. Bu sahife, Sahifetü Ali bin Ebi Talib adýyla 1986’da yayýnlanmýþtýr. Kendisinden 586 hadis-i þerif bildirilmiþtir. Bunlardan 20 tanesi hem Buhari’de, hem de Müslim’de bulunur. Bundan baþka 9 hadis-i þerif Buhari’de, 15 hadis Müslim’de, tamamý da Ahmed bin Hanbel’in Müsned adlý kitabýnda vardýr.

    Hz. Ali, Eshab-ý kiramýn en büyük fýkýh alimlerindendi. Halledilemeyen mevzular ona havale edilirdi. Hatta Hz. Ömer buyurur ki:

    -Þayet Hz. Ali olmasaydý, Ömer helak olurdu.

    Fýkha dair bildirdiði hükümler, Mevsûatü Fýkhý Ali bin Ebi Talib adýyla yayýnlanmýþtýr.

    Hz. Ali’nin hikmetli sözleri birçok kitaplarda toplanmýþtýr. Bunlardan Emsalü Ýmam Ali, Gurer-ül-Hikem ve Dürer-ül-Kilem adlý eserler basýlmýþtýr. Bu kitaplardaki sözlerinde Hz. Ali buyuruyor ki:

    Affetmek fazîlettir. Kararlý olmak metâ'dýr, sahip olunan maldýr. Kararsýz olmak ise zâyi olmaktýr. Doðruluk emânet, yalancýlýk hýyânettir. Ýnsâf rahatlýk, þer küstahlýktýr. Emânete hýyânet etmemek, îmândandýr, güler yüzlülük ihsândandýr. Doðruluk kurtarýr, yalan felâkete sürükler. Kanâat insaný zengin yapar, yerinde kullanýlmayan zenginlik azdýrýr. Dünya aldatýr, þehvet kandýrýr. Lezzet oyalar, nefsin arzularý alçaltýr. Hased yýpratýr, nefret çökertir.

    Akýllý kimse, günâhlarýný tövbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karþýlýk verendir.

    Ýlim; güzel bir mîrâs, genel bir ni'mettir. Ýnsaf, ihtilâfý giderir, ülfeti getirir.

    Adâlet; îmânýn baþýdýr, ihsânýn birleþtiði noktadýr ve îmânýn en yüksek mertebesidir.

    Âlim; sözü, iþine uygun olandýr. Âlim ilme doymaz.

    Hikmet; akýllýlarýn bahçesi, ermiþlerin mesîresidir, gezinti yeridir.

    Akýllý; þehvetten uzaklaþan, âhýreti dünya ile deðiþmeyendir. Akýllý, yalnýz ihtiyâcý kadar ve delille konuþur, sâdece âhýretinin ýslâhý için çalýþýr. Akýllý, günâhlardan sakýnýr, ayýplardan uzak durur. Cömertlik günâhlarý siler, kalblere sevgi eker.

    Câhil; dayakla uslanmaz, nasîhatlerden payýný almaz.

    Ýlim; insaný akla götürür, kim ilim öðrenirse akýllanýr. Ýlim; rûhu ihyâ eder, diriltir. Aklý aydýnlatýr, cehâleti öldürür.

    Zulüm; ayaklarýn kaymasýna, ni'metin yok olmasýna, milletlerin helâkine sebep olur.

    Gerçek mü'minin sevgisi, kýzmasý, birþeyi almasý, yapmasý ve terki, hep Allah için olur.

    Kâmil mü'min gizli þükür eder, belâya karþý sabýr eder, ümîd hâlinde iken bile korkar.

    Akýllý kimse, ibâdetle, nefsin arzusuna karþý gelendir. Câhil kimse, günâh iþleyerek nefsin arzusuna uyandýr.

    Allaha kavuþmak, kötü insanlardan uzak durmakla olur.

    Ýhtiraslý kimse, bütünüyle dünyaya mâlik olsa bile yine fakîrdir.

    Doðruluk, Ýslâmýn direði, îmânýn desteðidir.

    Allahýn azâbýndan korkmak, müttekîlerin, takvâ sahiplerinin niþânýdýr.

    Dînin esâsý, emâneti yerine vermek, sözünde durmaktýr.

    Hased eden dâimâ hastadýr, cimri insan, dâimâ fakîrdir.

    Baþa kakan, nefret ateþini körükler.

    Kanâatkâr olmak, boyun eðme zilletinden daha hayýrlýdýr.

    Olgunluk üç þeyde gereklidir: Musîbetlere sabýr, isteklerde aþýrýya kaçmamak ve istiyene vermektir.

    Yumuþaklýk, durulmayý çabuk saðlar ve zor olan þeyleri kolaylaþtýrýr.

    Âlim, câhili hemen tanýr, çünkü daha önce o da câhildi. Câhil âlimi tanýmaz, çünkü daha önce âlim deðildi.

    Akýl ve ilim, birbirinden ayrýlmayan ve zýt olmayan iki kardeþ gibidir.

    Îmân ve hayâ, birbirinden kopmayan bir bütündür.

    Îmân ve ilim, ikiz kardeþ ve birbirinden ayrýlmayan arkadaþ gibidir.

    Öfke, tutuþturulmuþ bir ateþ gibidir. Her kim ki öfkesine hâkim olursa, onu söndürür ve her kim onu salýverirse, ilk yanan kendisi olur.

    Ahmaklýk, dermâný bulunmayan bir dert, þifâsý olmayan bir hastalýktýr.

    Allah için kardeþ olanlarýn sevgisi, sebebi dâim olduðu için devam eder. Dünya için kardeþ olanlarýn sevgisi, sebebi devam etmediði için, kýsa sürer, bir an gelir son bulur.

    Akýllý, sustuðu vakit tefekkür, konuþtuðu vakit zikir eder, baktýðý vakit de ibret alýr.

    Kendisi amel etmeksizin Allah yoluna çaðýran kiþi, oksuz yaya benzer.

    Sükût, sana vakar kazandýrýr ve seni özür dileme zahmetinden kurtarýr.

    Ýhtiras, gâfillerin kalbinde þeytanlarýn sultânýdýr.

    Hasedcilerin en ehveni, hased ettiði kiþinin elindeki ni'metlerin yok olmasýný ister.

    Ýlim, insaný Allahýn emrettiði þeylere götürür, zühd ise o þeylere eriþilmesini kolaylaþtýrýr.

    Korkaklýk, ihtiras ve cimrilik, Allaha karþý kötü zannýn bir araya getirdiði kötü arkadaþlardýr.

    Mal, harcandýðý kadar sâhibine ikrâmda bulunur. Kiþinin yaptýðý cimrilik kadar ona ihânet eder.

    Fakîh öyle biridir ki, insanlarý Allahýn rahmetinden ümitsizliðe düþürmez ve onlarý Allahýn rahmetinden yüz çevirtmez.

    Mal ve çocuklar, dünya hayâtýnýn zînetidirler. Sâlih amel de, dünyadan âhýrete götürülen mahsûldür.

    Allah için seven bir kardeþ, en yakýndan daha yakýn, anne ve babalardan daha merhametlidir.

    Amel eden câhil kiþi, yoldan baþka yerde yürüyen gibidir. Bu yürüyüþü ona, ihtiyâcýndan uzaklaþmaktan baþka birþey kazandýrmaz.

    Ýnsan, sözü ile tartýlýr veya iþi ile deðerlendirilir. Seni zînet yönünden aðýr getirecek þeyi söyle ve kýymetini artýracak þeyi yap.

    Yalancý, sözünde suçludur, isterse delîli kuvvetli ve aðzý lâf yapan biri olsun.

    Ýstiþâre, danýþma sana rahatlýk, baþkasýna yorgunluktur.

    Dünya mü'minin hapishânesi, ölüm hediyesi, Cennet de varacaðý yerdir.

    Dünya kâfirin Cenneti, ölüm korkulu rü'yâsý, Cehennem de varacaðý son duraktýr.

    Allaha tâatle uðraþmak en kârlý iþ, doðru konuþan dil ise, en güzelidir.

    Gaddarlýk, herkes için kötü bir þeydir. Þan, þeref sâhibi ve büyük zâtlar için daha çirkindir.

    Takvâ, dîni ýslâh, nefsi muhâfaza eder ve mürüvveti süsler.

    Akýllý; alçak dünyadan el çeken, Cennet-i a'lâya göz dikendir.

    Sabýr en güzel huy, ilim en þerefli süs eþyasýdýr.

    Kalblerin gafletine, gözlerin uyanýk olmasý fayda vermez.

    Sýkýntýya düþmeden önce emniyet tedbirini alan kimse, ayaðýný saðlam yere basmýþ olur.

    Sabýr, insanýn baþýna gelene katlanmasý demektir. Onu kýzdýrana karþý da kendisine hâkim olmaktýr.

    Korku kaderi deðiþtirmez, yalnýz sevâbýn yok olmasýna sebep olur.

    Ýhtiras, rýzký artýrmaz.

    Kârlý olan, dünyayý âhýretle deðiþtirendir.

    Cimri, dünyada kendi nefsine cömert davranmaz, bütün malýný mîrâsçýlara vermeye râzý olur.

    Mal, sâhibini dünyada yükseltir, âhýrette alçaltýr.

    Hased, bir dert ve hastalýk olup, hased eden veya olunan helâk olmadýkça çâresi bulunmaz.

    Günâhlar birer dert olup, devâsý istigfârdýr.

    Sabýr iki kýsýmdýr: Sevmediðin þeye sabretmek ve sevdiðin þeye sabretmek.

    Sabýr, en güzel îmân kisvesi ve insanlarýn en þerefli ahlâkýdýr.

    Þek ,þüphe, yakîni bozar, îmâný yok eder.

    Mürüvvet; insanýn, kendisini lekeleyecek þeylerden kaçýnmasý ve güzellik kazandýracak þeylere yaklaþmasýdýr.

    Cömertlik ve cesâret, þerefli maksatlar olup, Allahü teâlâ bunlarý sevdiði ve denediði kiþilere ihsân eder.

    Sýkýntýya karþý sabýr etmek, bolluk ânýndaki âfiyetten daha efdaldir.

    Akýllý, iyiliklerini canlandýran, kötülüklerini öldürendir.

    Tûl-i emel, fazla yaþama arzusu, serâb gibidir, bunu gören su sanýp aldanýr.

    Ýyiliði tamamlamak, yeniden baþlamaktan daha hayýrlýdýr.

    Kendi nefsinden râzý olan, aldanmýþtýr. Ona güvenen, maðrûr ve yolunu þaþýrmýþtýr.

    Gerçek dost, ayýbýný görüp nasîhat eden, gýyâbýnda seni koruyan ve seni kendisine tercîh edendir.

    Ahmaklýk; herþeyi fuzûliymiþ gibi hiçe saymak ve câhil insanlarla arkadaþlýk kurmaktýr.

    Allah için dost olan, kiþiye doðru yolu gösteren, fesattan uzaklaþtýran ve ibâdetlerinde yardýmcý olandýr.

    Ýlim, maldan daha hayýrlýdýr. Ýlim seni, sen de malý korursun.

    Fazîlet; çok mal ve büyük iþlerle deðil, güzel kemâliyet ve hayýrlý iþlerle olur.

    Ýslâmiyet, teslimiyettir. Teslimiyet, yakîndir. Yakîn, tasdîktir. Tasdîk, ikrârdýr. Ýkrâr, edâdýr, yerine getirmektir. Edâ ise ameldir.

    Fazîlet, en iyi maldýr. Cömertlik, en güzel mücevherdir. Akýl, en güzel zînettir. Ýlim, en þerefli meziyettir.

    Adâlet, halkýn dirliði ve düzeni, idârecilerin süsü ve güzelliðidir.

    Akýllý kimse; dilini kötü söz ve gýybetten koruyan, mü'min; kalbini þek ve þüpheden temizleyendir.

    Ýyilikle emretmek, insanlarýn en fazîletli amelleridir.

    Ýffet; nefsin koruyucusu ve kinlerden paklayýcýdýr.

    Sabýr iki kýsýmdýr; belâya sabýr iyi ve güzeldir. Bundan daha güzeli, harâmlara karþý sabýrdýr.

    Harâmlardan çekinmek, akýllýlarýn þâný, þereflilerin tabiatýndandýr.

    Allah korkusundan dolayý göz yaþý dökmek, kalbi nûrlandýrýr. Tekrar günâh iþlemekten insaný korur.

    Yaptýðý günâh bir iþle öðünmek, o günâhý yapmaktan daha kötüdür.

    Ârifin, yüzü nûr ve tebessüm, kalbi korku ve hüzün doludur.

    Dünya; güzel, aldatýcý ve geçici bir serâb, çabuk yýkýlan bir dayanaktýr.

    Sevgi, kalblerin birbirine yakýnlaþmasý ve rûhlarýn ünsiyetidir.

    Yumuþaklýk, öfke ateþini söndürür. Hiddet ise öfke ateþini körükler.

    Mü'min, baktýðýnda ibret alýr. Bir þey verilirse, þükür eder. Musîbet ve belâya uðrayacak olursa, sabýr eder. Konuþacak olursa, Allahü teâlâyý hatýrlatýr.

    Akýl, mü'minin dostu; ilim, vezîri, sabýr, askerlerinin komutaný ve amel ise silâhýdýr.

    Îmân ile amel, ikiz kardeþ olup, birbirinden ayrýlmazlar.

    Hased edenin sevgisi sözlerinde görülür. Kinini iþlerinde gizler. Adý dost, fiili düþmancadýr.

    Yumuþak baþlý olanlar; en sabýrlý, derhal affedici ve en güzel huylu olan kimselerdir.

    Allahü teâlâdan hayâ etmek, insaný Cehennem azâbýndan korur.

    Gaflet, insana gurûr getirir, helâke yaklaþtýrýr.

    Mü'min, dünyaya ibret gözü ile bakar. Ýhtiyâcý için karnýný doyurur. Dünyadan konuþulduðu vakit, nefret ve tenkid kulaðý ile dinler.

    Fazîlet, gücü yettiðinde affetmektir.

    Hayâ ve cömertlik, ahlâklarýn en efdalidir.

    Kötü insan, hiç kimseye iyi zan beslemez. Çünkü o, herkesi kendisi gibi görür.

    Kâmil olan kimse, aklý, arzu ve isteklerine galip gelendir.

    Söz ilâç gibidir. Azý faydalý, çoðu zararlýdýr.

  2. #2

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    paylaşım için teşekkürler
    :welcome:

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •