Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
2 sonuçtan 1 ile 2 arasý

Konu: Sa’d bin Ebî Vakkâs

Hybrid View

önceki Mesaj önceki Mesaj   sonraki Mesaj sonraki Mesaj
  1. #1

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Sa’d bin Ebî Vakkâs

    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Hz. Ebû Bekir vâsýtasýyla Müslüman olmuþ, Eshâb-ý kirâmýn büyüklerinden bir zâttýr. Ýlk Müslümanlarýn yedincisidir. Müslüman olmasý þöyle oldu: Onyedi yaþýnda idi. Bir gece deðiþik bir rü’yâ gördü. Rü’yâsýnda kendisini zifirî bir karanlýkta gördü. Çâresiz bir hâldeyken, birden ortalýk aydýnlanmaya baþladý. Sonra nûr saçan bir ay doðdu.
    Seni de aramýza alalým
    Ayýn doðduðu tarafa doðru ilerlemeye baþladý. Bir müddet ilerledikten sonra, birkaç kiþi gördü. Dikkatlice baktýðýnda, önlerinde Hz. Ebû Bekir, onun arkasýnda Zeyd bin Hârise ve Hz. Ali vardý. Onlara dedi ki:
    - Siz buraya ne zaman geldiniz?
    - Yeni geldik. Ýstersen seni de aramýza alalým. Aydýnlýða beraber gidelim.
    Sabahleyin bu rü’yâyý hatýrlayýnca, çok þaþýrdý. Üç gün bunu ta’bîr etmeye çalýþtý. Sonunda bir netîce çýkartamayýp, Hz. Ebû Bekir’in yanýna gitti. Ona sordu:
    - Yâ Ebâ Bekir, ben üç gün önce þöyle bir rü’yâ gördüm. Bunun ta’bîri nasýldýr?
    - Gel benimle, seni cihâný aydýnlatan nûra götüreyim! Rü’yânýn ta’bîri budur.
    Sonra beraberce, Peygamber efendimizin huzûruna gittiler. Peygamber efendimiz, kendisine kelime-i þehâdet getirmesini emir buyurdu. O da Resûlullahýn huzûrunda Müslüman oldu.
    Annesi, Müslüman olduðunu duyunca, çok kýzdý. Fakat yine de annesine karþý, gereken saygýyý gösteriyordu. Onu üzmemek için elinden geleni yapýyordu. Kendisine olan baðlýlýðýný bilen annesi, oðluna sordu:
    - Senin dînin, hýsým akrabâya iyi muâmele edilmesini, onlarý üzmemek lâzým geldiðini ve onlarýn emirlerine uymak gerektiðini emretmiyor mu?
    - Dînimiz, ana-babayý ve akrabâyý üzmemeyi emretmektedir.
    Bunun üzerine annesi esas maksadýný söyledi:
    - Yâ Sa’d! Vallahi, sen bu yeni dinden vazgeçip, atalarýmýzýn dînine dönünceye kadar, yiyip içmiyeceðim. Ölmüþ olsam bile bu ahdimden dönmiyeceðim. Anne katili olarak da herkes seni ayýplayacak!
    Ýster ye, ister yeme!
    O güne kadar, annesini üzmeyen, bir dediðini iki etmeyen Hz. Sa’d, Allahü teâlâya ve O’nun Resûlüne olan muhabbet ve îmânýnýn kuvvetli olmasý sebebiyle, bu teklîf karþýsýnda tüyleri ürpererek annesine þu cevâbý verdi:
    - Ey anne, senin yüz canýn olsa ve her birini Ýslâmiyeti býrakmam için versen, ben yine dînimden vazgeçmem! Artýk ister ye, ister yeme! Bu senin bileceðin bir iþtir. Benim kararým kat’îdir. Geri dönüþüm mümkün deðildir. Bunu böyle bil!
    Annesi, oðlunun Ýslâmiyete olan bu baðlýlýðýný görünce, çâresiz kalýp yemeye içmeye baþladý.
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretlerinin baþýndan geçen, annesiyle ilgili bu hâdiseden sonra, Allahü teâlâ, evlâdýn ana-babaya hangi hâllerde tâbi olacaðý, onlarýn hangi emirlerini yerine getireceði husûsunda, Ankebût sûresinin sekizinci âyet-i kerîmesini gönderdi.
    Bu âyet-i kerîmede meâlen buyuruldu ki:
    (Biz insana, ana-babasýna iyilikte bulunmasýný tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkýnda bilgi sahibi olmadýðýn, ilâh tanýmadýðýn bir þeyi bana ortak koþmak için sana emrederlerse, artýk onlara bu husûsta itâ’at etme! Dönüþünüz ancak banadýr. Ben de yaptýðýnýz amellerin karþýlýðýný size vereceðim.)
    Ýlk kan akýtan oldu
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Eshâb-ý kirâmýn en cesûr ve kahramanlarýndandýr.
    Ýslâmiyetin ilk yýllarýnda, Müslümanlar, müþrîklerden çok ezâ ve cefâ görüyorlardý.
    Ýbâdetlerini rahat bir þekilde yapamýyorlardý.
    Bir gün Hz. Sa’d ile birkaç sahâbî, bir vâdide namaz kýlmakta idiler. Bu sýrada, müþriklerin azýlýlarýndan ba’zýlarý, kendileri ile alay etmeye ve hakâret etmeye baþladýlar.
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, bunlarýn üzerine yürüdü.
    Eline geçirdiði bir deve kemiði ile, müþrîklerin elebaþýsýnýn kafasýný yardý. Böylece, "Allah yolunda, ilk müþrik kaný döken sahâbî" ünvânýný kazandý.
    Uhud savaþýnda çok kahramanlýklar gösterdi. Peygamber efendimizin yanýndan hiç ayrýlmadý.
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, ayrýca "Allah yolunda ilk ok atan sahâbî"dir. Okçularýn ya’nî kemankeþlerin reisidir. Uhud harbinde, 1000’den fazla ok attý. Peygamber efendimizin büyük iltifatlarýna mazhar oldu. O ok atarken, Peygamber efendimiz buyururdu ki:
    - At yâ Sa’d!
    Ayrýca onun için þöyle duâ buyurmuþtur:
    - Ýlâhî, bu senin okundur. Onun atýþýný doðrult! Allahým, sana duâ ettiðinde de, Sa’d’ýn duâsýný kabûl eyle!
    Bizden geri kalmazsýn!
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Vedâ haccýndan sonra, Mekke’de hastalandý. Kendisini ziyârete gelen Peygamber efendimize dedi ki:
    - Yâ Resûlallah, siz Medîne’ye döneceksiniz. Ben burada ölürsem, dostlarýmdan ayrý kalacaðým.
    Peygamber efendimiz, Medîne’ye beraber döneceklerini iþâret ederek buyurdu ki:
    - Hayýr, sen bizden geri kalmazsýn! Umarým, sen uzun zaman yaþayacaksýn. Öyle ki, senden birtakým kavimler faydalanacak, birtakýmý da mahrûm kalacaktýr.
    Peygamber efendimiz sonra da þöyle duâ ettiler:
    - Yâ Rabbî, Eshâbýmýn Mekke’den Medîne’ye dönüþünü tamamla!
    Bunun üzerine, Hz. Sa’d þifâ bulup, Medîne’ye döndü.
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Hz. Ömer zamanýnda, Hevâzin bölgesinde zekât toplamak için gönderilmiþti. Bu sýrada Ýran taraflarýndaki olaylar büyüyünce, hem bu olaylarý önlemek, hem de düþmana bir ders vermek için bir Ýslâm ordusu hazýrlandý. Bu ordunun baþýna kimin geçirilmesi gerektiði, yapýlan þûrâda görüþüldü.
    Ba’zýlarý bizzat bu ordunun baþýna, kumandan olarak, Halîfe Hz. Ömer’in getirilmesini istiyorlardý. Bir kýsmý da, bunun, çeþitli sebeplerle uygun olmayacaðýný, baþka birisinin kumandanlýða getirilmesini istiyordu. Bu sýrada Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretlerinin Hevâzin’den mektûbu geldi.
    Ýþte aradýðýn kimseyi buldun!
    Sa’d bin Ebî Vakkâs’ýn ismini duyan Eshâb-ý kirâmýn hepsi, ittifakla, Hz. Ömer’e dediler ki:
    - Ýþte aradýðýn kimseyi buldun!
    Bunun üzerine Hz. Ömer, Sa’d bin Ebî Vakkâs’ý Medîne’ye çaðýrdý. Onu, Ýslâm ordusuna baþkumandan tâyin ederek, þunlarý söyledi:
    - Yâ Sa’d, Resûlullahýn dayýsýyým diye sakýn gururlanma! Allahü teâlâ, kötülüðü, ancak iyilik ile yok eder. Allahü teâlâya kulluktan baþka bað yoktur. Ýnsanlarýn üstünlükleri, son nefeslerinde belli olur. Düþmanýn çokluðundan deðil, Allahtan kork!
    Namazlarýnýzý muntazam kýlýn! Ordunda, günâh iþleyen asker bulunmasýn! Günâh iþleyenleri hemen uzaklaþtýr! Allahýn Resûlü ne yaptýysa, nasýl hareket ettiyse, sen de öyle yap! Sabrý elden býrakma!
    Hz. Ömer bu þekilde nasîhat ettikten sonra, Sa’d bin Ebî Vakkâs, emrindeki askerle Medîne’den çýktý. Ýran topraklarýnda bulunan Ýslâm askerleri ile birleþerek, meþhûr Kadsiye zaferini kazandý.
    Kadsiye savaþý; Ýslâm ordusu ile Ýran ordusu arasýnda oldu. Ýslâm ordusu, Fýrat nehrinin bir kolu olan Atik nehrinin, Kadsiye denilen yerinde karargâh kurdu. Harpden önce Ýran’ýn baþþehri Medâyin’e elçiler gönderildi. Ýran Kisrâsý Yezd-i Cürd ile görüþtüler. Ýranlýlarý Ýslâma da’vet ederek dediler ki:
    - Ya Müslüman olursunuz, ya da cizye verirsiniz veya harp edersiniz!
    Yâ Sa’d, müjde!
    Ýran Kisrâsý buna sinirlenerek dedi ki:
    - Eðer benden önce elçi öldüren bir melik olsaydý, ben ikincisi olup, sizi öldürürdüm!
    Bundan sonra bir miktar toprak getirterek, sözlerine þöyle devam etti:
    - Bende sizin için baþka þey yok. En büyüðünüz kimse, bunu yüklensin de reisinize götürsün ve biliniz ki, cümlenizi Kadsiye hendeðine gömmek için, kumandaným Rüstem’i göndermek üzereyim.
    Bunun üzerine, elçiler arasýnda bulunan Âsým bin Amr kalkýp topraðý yüklendi, dýþarý çýktýlar. Arkadaþlarýyla beraber Hz. Sa’d’ýn yanýna döndüler ve dediler ki:
    - Yâ Sa’d, müjde! Allahü teâlâ onlarýn topraðýný bize verdi.
    Eshâb-ý kirâm, verilen bu bir parça topraðýn, daha sonra Ýran topraðýnýn tamamýnýn verileceðine dâir Allahü teâlânýn bir müjdesi olduðuna inandýlar.
    Hz. Sa’d’ýn elçilerinin teklîfini reddeden Kisrâ’nýn ordusu da, Atik nehri kýyýsýna gelip karargâh kurdu. 120 bin kiþi olan Ýran ordusunun 30 bini zýrhlý ve birbirlerinden ayrýlmamasý için de zincirle baðlý idiler. Ayrýca Ýran ordusunun ön saflarýna filler yerleþtirilmiþti. Ýslâm ordusu ise 34 bin kiþi idi.
    Hz. Sa’d, yine elçi göndererek, "Size üç gün müsaade. Bu üç gün içinde ya Müslüman olursunuz, ya cizye verirsiniz veya cenge hazýr olursunuz" diye bildirdi.
    Sebât ediniz!
    Onlar üç gün içinde, bu þartlarý kabûl etmediler. Dördüncü gün harp baþladý. Harp baþlamadan önce, Hz. Sa’d askerlerine þöyle hitap etti:
    - Mevkilerinizde sebât ediniz! Öðle namazýndan sonra, beþ-dört tekbîr alacaðým. Ýlkinde, siz de tekbîr alýrsýnýz, harbe hazýr olursunuz! Ýkinci tekbîrde siz de tekbîr alýr, silahlanýrsýnýz! Üçüncü tekbîrde, siz de tekbîr alýp, askeri harp için coþturursunuz! Dördüncü tekbîrde, düþman üzerine hücûm ediniz ve "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" deyiniz!
    Ýslâm askerleri, bildirilen emirle düþmana hücûm ettiler. Ýran ordusu, beraberinde getirdikleri fillerle karþýlýk verdiler. Ýlk gün þiddetli çarpýþmalar oldu. Sonraki günlerde Ýslâm ordusu uyguladýklarý dâhiyâne taktiklerle Ýran ordusunu bozguna uðrattýlar.
    Önce Ýran ordusu komutanlarý öldürüldü. Ýran ordusunun baþkomutaný Rüstem de öldürülünce, ordu daðýldý. Kaçýþmaya baþladýlar. Kaçmaya çalýþanlarýn çoðu da nehre düþerek boðuldu, kalanlar da esîr edildi. Bu harbde Müslümanlar 2000 þehîd verdi. Ýranlýlarýn tamamýna yakýný öldürüldü. Böylece, Müslümanlar büyük bir zafer kazandýlar.
    Daha sonra Hz. Ömer’in emriyle Sâsânî Devletinin baþþehri ve Ýran Kisrâsýnýn bulunduðu Medâyin þehrine hareket edildi. Ýslâm askerinin Medâyin’e hareket ettiðini, Ýran Kisrâsý Yezd-i Cürd duyunca, korkudan þehri terketti. Ýslâm ordusu Medâyin þehrine kolayca girerek, burayý fethetti.
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, bu fethi, þu mektupla Hz. Ömer’e bildirdi:
    Îmân edenlerin yardýmcýsýdýr
    "Rahmân ve Rahîm olan Allahü teâlânýn adýyla. Irak vâlisi Sa’d bin Ebî Vakkâs’tan, mü’minlerin emîri Ömer-ül Fâruk’a. Allahýn selâmý üzerine olsun! Kendisinden baþka hak ma’bûd olmayan, eþi, benzeri bulunmayan Allahü teâlâya hamd eder, O’nun habîbi olan Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm ederim.
    Allahü teâlâ, bize ihsâný ile, gözün görmediði meydanlarda at koþturmayý nasîb etti. Kisrânýn yurdunun büyük bir kýsmýný ele geçirdik. Ordu kumandanlarýnýn çoðunu öldürdük. Bu savaþta melekler onlarýn yüzlerine ve arkalarýna vuruyorlardý. Çünkü Allahü teâlâ îmân edenlerin yardýmcýsýdýr. Îmân etmeyenlerin yardýmcýsý yoktur.
    Yezd-i Cürd kaçtý. Kýzý, esîr olarak ele geçirildi. Bundan sonra ne yapacaðýmýz husûsunda, Medâyin þehrinde emirlerinizi bekliyorum. Allahü teâlânýn selâmý bütün Müslümanlarýn üzerine olsun!"
    Hz. Sa’d hayatýnýn sonlarýna doðru Medîne’ye yakýn Akik denilen yerde hastalandý ve orada 675 yýlýnda vefât etti. Mübârek cesedi Medîne-i münevvereye götürüldü. Namazýný Medîne vâlisi Mervân kýldýrdý. Vasýyetine uyularak Bedir harbinde giymiþ olduðu elbisesi ile defnedildi. Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Cennetle müjdelenen on sahâbîden, en son vefât edendir.

    Sa’d bin Ebî Vakkâs Cennettedir

    Hz. Sa’d, heybetli, orta boyda, esmer tenli, cesûr, sözü, özü doðru büyük bir zâttý. Çok cömert olup, sâdeliði severdi. Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Peygamberimize annesi tarafýndan dayý olurdu. Bunun için Peygamberimiz ona, "Bu benim dayýmdýr. Böyle bir dayýsý olan varsa bana göstersin" diyerek iltifâtlarda bulunurdu.
    Hz. Sa’d, Cennetle müjdelenen on sahâbeden biridir. Nitekim Peygamber efendimiz bir hadîs-i þerîflerinde buyurdu ki:
    - Ebû Bekir Cennettedir, Ömer Cennettedir, Osman Cennettedir, Ali Cennettedir, Talhâ Cennettedir, Zübeyr Cennettedir, Abdurrahman bin Avf Cennettedir, Sa’d bin Ebî Vakkâs Cennettedir, Sa’îd bin Zeyd Cennettedir, Ebû Ubeyde bin Cerrâh Cennettedir.
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri buyurdu ki:
    Resûlullah efendimiz, her namazýn ardýndan, muhakkak þöyle duâ ederdi: "Yâ Rabbi! Cimrilikten, korkaklýktan, erzel-i ömür denilen ihtiyârlýktan, bunaklýktan, dünya fitnesinden ya’nî Deccâlýn fitnesinden ve kabir azâbýndan sana sýðýnýrým."
    Hz. Sa’d buyurdu ki:
    Resûlullah efendimiz, Eshâb-ý kirâm arasýnda kardeþlik te’sîs ettikleri zaman, Hz. Ali’yi kendine seçerek buyurdu ki:
    - Yâ Ali! Sen benim dünyada da âhýrette de kardeþimsin. Yâ Ali, Mûsâ’nýn yanýnda Hârûn nasýl idi ise, sen de benim yanýmda öylesin. Yalnýz þu fark var ki, benden sonra Peygamber gelmeyecektir.

    Üç gün aðladým

    Resûlullaha bir köylü gelerek dedi ki:
    - Bana, söyleyebileceðim bir kelime öðret.
    Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
    - "Allah birdir, O’ndan baþka hiçbir ilâh yoktur ve O’nun ortaðý da yoktur. Allah her þeyden yücedir. Bütün hamdlerin hepsi Allaha mahsûstur. Âlemlerin Rabbi olan Allahýn þaný ne yücedir. Günâhtan kaçmaya kuvvet, ibâdet yapmaya kudret, ancak azîz ve hakîm olan Allahýn yardýmý iledir" de! Köylü tekrar dedi ki:
    - Bunlar Rabbim içindir. Kendim için ne söyleyeyim?
    Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
    - "Allahým beni baðýþla ve koru! Bana hidâyet ver ve rýzýklandýr" de!
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri buyurdu ki:
    - Mü’min, bir iyilikle karþýlaþsa, Allaha þükreder. Bir musîbetle karþýlaþtýðýnda da hamd ve sabreder. Böylece her iþinde sevâb kazanýr. Hattâ hanýmýnýn aðzýna koyduðu lokmadan dahî sevâb alýr.
    Bir kimse gündüz hatim okursa, melekler ona akþama kadar duâ eder. Gece okursa, sabaha kadar duâ eder.
    Kadsiye zaferinden sonra bir müddet Medâyin’de kalan Hz. Sa’d, þehrin havasýnýn ve suyunun askerlere iyi gelmediðini görünce, durumu Hz. Ömer’e bildirmiþti. Bunun üzerine Hz. Ömer, yeni bir þehir tesis edilmesini emretti. Hz. Sa’d da Kûfe þehrini kurdu ve þehre ilk vâli tayin edildi.

    Bana duâ et!

    Hz. Ömer, þehîd olmadan önce, kendisinden sonra yerine geçecek halîfeyi seçmek için altý kiþilik bir þûrâ teþkil edilmesini vasýyet etmiþti. Bildirmiþ olduðu altý kiþiden biri de, Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleriydi. Eðer Sa’d halîfe seçilmezse, ona bir vezirlik verilmesini de vasýyet etmiþti. Hz. Osman halîfe seçilince, Hz. Ömer’in tavsiyesine uyarak, Hz. Sa’d’ý tekrar Kûfe vâliliðine tayin etti.
    Ömrünün sonlarýna doðru, gözleri görmez olmuþtu. Bu hâlde iken Mekke’ye gelmiþti. Mekke halký etrafýna toplanýp, "Bana duâ et, bana duâ et" deyince, hepsine duâ etti.
    Abdullah bin es-Sâib anlatýr:
    "Ben genç idim. Bir ara ona yaklaþtým ve kendimi tanýtmaya çalýþtým. Beni tanýdý ve sordu.
    - Sen, Mekke’nin, Kur’ân-ý kerîmi en iyi okuyanlarýndan birisi deðil misin?
    Ben de, "Evet" dedikten sonra bir ara sordum:
    - Efendim, sizin duânýz makbûl olup, herkese duâ ediyorsunuz. Kendiniz için duâ etseniz de gözleriniz açýlsa, olmaz mý?
    Hz. Sa’d gülümseyerek buyurdu ki:
    - Oðlum, Allahü teâlânýn benim hakkýmdaki takdîri, ya’nî gözümün görmemesi, gözümün görmesinden daha güzeldir."
    Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, bir gün Peygamberimize dedi ki:
    - Yâ Resûlallah, duâ buyur da, Allahü teâlâ, benim her duâmý kabûl etsin!
    Resûlullah efendimiz cevâbýnda buyurdu ki:
    - Duânýzýn kabûl olmasý için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardýr ki, yedikleri ve giydikleri haramdýr. Sonra ellerini kaldýrýp duâ ederler. Böyle duâ nasýl kabûl olunur?

    Sâlih kimse

    Hz. Âiþe þöyle anlatýr:
    Resûlullah efendimiz gazvelerin birinde, geceleyin Medîne’ye dönüp geldiðinde buyurdu ki:
    - Ne olurdu, sâlih bir kimse çevremizde bekçilik yapsa...
    Birden bir ses duyduk. "Kim o?" buyurdu.
    Bu arada Sa’d bin Ebî Vakkâs’ýn sesi duyuldu:
    - Benim, Sa’d bin Ebî Vakkâs.
    Peygamberimiz sordular:
    - Buraya niçin geldin?
    - Ýçimden bir ses, "Resûlullah yalnýzdýr, korkarým ki, din düþmanlarý ona bir sýkýntý ve eziyet verirler" dedi. Bunun için hizmetinize geldim.
    Bunun üzerine Resûlullah efendimiz, ona hayýr duâ etti ve istirâhate çekildiler.
    Uhud savaþýnda bir ara müþrikler Uhud daðýna týrmanmaya baþlayýnca, Resûlullah efendimiz, yanýnda bulunan Hz. Sa’d’a buyurdu ki:
    - Onlarý geri çevir!
    Hz. Sa’d dedi ki:
    - Yâ Resûlallah, yanýmda bir tek okum kaldý. Onlarý nasýl geri çevireyim?
    Peygamber efendimiz emrini üç kere tekrarladý.
    Bundan sonrasýný Hz. Sa’d þöyle anlatýr:"


    Bir ok daha buldum

    Ok çantamda kalan bir oku aldým. Müþriklerden birine atýp öldürdüm. Sonra ok çantama el attýðýmda bir ok buldum. Baktýðýmda az önce attýðým oktu. Onu tekrar atýp baþka birini öldürdüm.
    Sonra bir daha baktýðýmda yine ayný oku buldum. Onu da atýp yine birini öldürdüm. Birkaç defa ayný þekilde oku attým. Bu durumu gören müþrikler, týrmanmaktan vazgeçerek geri döndüler.
    Ben de kendi kendime, "Bu mübârek bir oktur" dedim ve bu oku hep yanýmda taþýdým."
    Rivâyete göre Hz. Sa’d bu oku attýkça, bembeyaz yüzlü mübârek bir zât, bu oku geri getiriyordu. Hz. Sa’d der ki:
    "Uhud’da Resûlullahýn saðýnda ve solunda beyaz elbiseli iki kiþi gördüm ki, onlar en þiddetli þekilde çarpýþýyorlardý. Onlarý ne daha önce, ne de daha sonra gördüm.
    "Hz. Sa’d’ýn îmân etmeyen kardeþi Utbe, Uhud’da müþriklerin arasýnda idi. Hz. Sa’d bu kardeþi ile savaþmak için, onu çok aramýþtý. Buyurdu ki:
    "Vallahi, kardeþim Utbe’yi öldürmek için duyduðum hýrsý, hiçbir adamý öldürmeye karþý duymamýþýmdýr. Kardeþimi bulup öldürmek için, iki kere müþriklerin saflarýný yardým fakat gözümden kaçtý. Üçüncüsünde, Resûlullah bana buyurdu ki:
    - Ey Allahýn kulu! Sen ne yapmak istiyorsun? Yoksa sen kendini öldürtmek mi istiyorsun?
    Bunun üzerine, onu aramaktan vazgeçtim. Utbe’yi Hâtýb bin Ebî Beltea öldürdü."

    Harp hiledir

    Uhud savaþýnýn sonunda müþrikler, Uhud’u terkedip Mekke’ye dönme kararý aldýklarýnda, Resûlullah efendimiz, Hz. Sa’d’ý keþif vazîfesi ile gönderdi. Hz. Sa’d, müþriklerin gitme kararý alýp, dönüþ hazýrlýklarýný keþfedince, geri dönüp, yüksek sesle dedi ki:
    - Yâ Resûlallah! Müþrikler develerine bindiler, atlarý yedeðe aldýlar, Mekke’ye yöneldiler!
    Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
    - Yavaþ konuþ, þüphesiz harp hiledir. Zîrâ müþrikler geri dönerse, þu sevincinin bir benzerini göremezsin.
    Sonra, Peygamber efendimizin tekrar sormalarý üzerine, Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, gördüklerini ve iþittiklerini tekrarladý. Müþriklerin gittikleri kesinleþtiði hâlde, Sa’d’ýn yüzü üzüntülü idi. Resûlullah efendimiz, üzüntüsünün sebebini sordular. Hz. Sa’d dedi ki:
    - Müslümanlar zafer kazanmadan, müþriklerin gitmesine sevinmeyi hoþ görmedim.
    Resûlullah efendimiz de buyurdu ki:
    - Zaten Sa’d harb hastasýdýr.
    Hz. Sa'd 675 yýlýnda, vefât etti. "Aþere-i mübeþþere"den en son vefât edendir. Medîne-i münevverede medfûndur.

  2. #2

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    paylaşım için teşekkürler
    :welcome:

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •