Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
Sayfa 1/4 1234 SonSon
31 sonuçtan 1 ile 10 arasý

Konu: isimler ve anlamlarý

Hybrid View

önceki Mesaj önceki Mesaj   sonraki Mesaj sonraki Mesaj
  1. #1
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    isimler ve anlamlarý

    A


    ABADÎ: (Fars.) Er. - Þen, bayýndýr, mamurlukla ilgili. Abadý Mehmet Çe*lebi. Türk hukuk bilgini (1555).

    ABAKA HAN: (Tür.)- Ýlhanlý hü*kümdarý Hülagu'nun oðlu.

    ABAY (Tür.) Er. - Beceri. Sezgi, an*layýþ, dikkat. Abay Kunanbayoðlu. Kazak Türk þiirinin kurucusu.

    ABAZA: (Tür.) - Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaþayan müslüman bir halk. - Abaza Hasan Paþa, Os*manlý vezirlerinden.

    ABBAD: (Ar.) Er. -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluðunu hakkýyla yeri*ne getiren. Yasaklarýndan kaçýnan. -Abbad b. Biþr. Ashab'dan.

    ABBAS (Ar.) Er: 1. Sert, çatýk kaþlý kimse. 2. Arslan (bkz. Esed, gazanfer, þiir). - Abbas b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)'ýn amcasý, Mek*ke'nin fethinde müslüman olmuþtur.

    ABBASE: (Ar.) Ka. - (bkz. Abbas). Ahmed b. Hanbel'in hanýmýnýn ismi. Hz. Abbas'a mensup olan.

    ABBAZ: (Fars.) Er.- Yüzgeç, yüzü*cü.

    ABD: (Ar.) Ka. - Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna Allah'ýn isimleri getirilince bazý isimler meydana gelir. Abdullah, Abdurrahim, Abdulmelik gibi.

    ÂBDAR: (Fars.) Ka. - 1. Sulu, taze. 2. Parlak. 3. Saðlam vücutlu. 4. Nük*teli. 5. Zarif, güzel, hoþ. 6. Su veren hizmetçi.

    ABDÝ: (Ar.) Er. - Kulluk ve itaat eden.

    ABDULLAH: (Ar.) Er.- Allah'ýn ku*lu. Peygamber (s.a.s)'in en sevdiði isimlerden ayný zamanda babasýnýn adýdýr.

    ABDURRAHMAN: (Ar.) Er. - Rahman'ýn kulu. Rahman; dünyada her canlýya, mü'min-kafir ayýrdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah'ýn isimlerindendir. Abdurrahman Ýbn Avf: Sahabedendir.

    ABDURRAUF: (Ar.) Er. - Rauf olan Allah'ýn kulu. (bkz. er-Rauf).

    ABDUSSABUR: (Ar.) Er. - Sonsuz sabýr ve geniþlik sahibi Allah'ýn kulu. Allah'ýn isimlerinden, (bkz. es-Sabur).

    ABDÜDDAR: (Ar.) Er. - Zararlý þeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah'ýn kulu. ed-Dar. Allah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜLAFUV: (Ar.) Er. - Geniþ Avf ve maðfiret sahibi yüce Allah'ýn kulu. Allah'ýn isimlerinden, (bkz. el-Afuv).

    ABDÜLA'LA: (Ar.) Er. - En yüksek, en yüce ve yücelikte eþi olmayan Allah'ýn kulu. A'la kelimesi Kur'an-ý Kerim'in sýfatý olarak geçmektedir. Ünlü bir Ýslam bilgini.

    ABDÜLALÝ: (Ar.) Er. - Yüce, ulu, þan ve þeref sahibi Allah'ýn kulu. Ali kelimesi Kur'an'da Allah'ýn yüceliðini vasfetme anlamýnda kullanýlmýþtýr.

    ABDÜLALÝM (Ar.) Er. - Alim ve mükemmel bilgiyi uhdesinde bulun*duran Allah'ýn kulu. Alim kelimesi Allah'ýn 99 isminden birisidir.

    ABDÜLAZÝM: (Ar.) Er. - Azamet ve büyüklük sahibi Allah'ýn kulu. - Al*lah'ýn isimlerinden, (bkz. el-Azim).

    ABDÜLAZÝZ: (Ar.) Er. - Büyük ve aziz olan, izzet ve þeref sahibi Al*lah'ýn kulu. (bkz. Aziz). Aziz Allah'ýn isimlerindendi r. - Sultan Abdülaziz: 32. Osmanlý padiþahýnýn adý.

    ABDÜLBAKÝ: (Ar.) Er. - Sonsuz, ebedi olan ve ölmenin kendisi için sözkonusu olmadýðý. Allah'ýn kulu-Allah'ýn isimlerinden, (bkz. Baki).

    ABDÜLBARÝ: (Ar.) Er. - Yaratan, yaratýcý Allah'ýn kulu. Bari ismi, Al*lah'ýn isimlerindendir. "Abd" takýsý al*madan kullanýlmaz.

    ABDÜLBASIT: (Ar.) Er. - Geniþlik, ferahlýk ve kolaylýk verici olan Al*lah'ýn kulu. - Allah'ýn isimlerinden (bkz. el-Basýt).

    ABDÜLBASÝR: (Ar.) Er. - Her þeyi görüp gözeten ve gizliliðin kendisi için söz konusu olmadýðý yüce Al*lah'ýn kulu. - (bkz. el-Basir).

    ABDÜLBEDÝ: (Ar.) Er. - Allah'ýn isimlerinden.- Bedi'nin kulu. (bkz. el-Bedi).

    ABDÜLBERR: (Ar.) Er. - Berr'in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah'ýn isimlerindendir. (bkz. el-Berr).

    ABDÜLCEBBAR: (Ar.) Er. - Cebredici, zorlayýcý, kuvvet ve kudret sahi*bi Allah'ýn kulu. Cebbar, Allah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜLCELÝL: (Ar.) Er. - Büyük, ulu, yüce Allah'ýn kulu. Celil, Allah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜLCEMAL: (Ar.) Er. - Güzel*likleri kendinde toplayan Allah'ýn ku*lu.

    ABDÜLCEVAT: (Ar.) Er. - Cömert olan Allah'ýn kulu.

    ABDÜLEHAD: (Ar.) Er. - Þeriki ve ortaðý bulunmayan, tek olan Allah'ýn kulu. Ehad, Allah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜLESED: (Ar.) Er. - Aslan'ýn kulu.- Hz. Rasûlullah (s.a.s)'m reddet*tiði isimlerdendir. Müslümanlar kul*lanmazlar.

    ABDÜLEVVEL: (Ar.) Er. - Herþe-yin evveli, ilk olan, varlýðýnýn baþlan*gýcý bulunmayan Allah'ýn kulu.

    ABDÜLEZEL: (Ar.) Er. - Ezelden beri var olan varlýðý için baþlangýç söz konusu olmayan Allah'ýn kulu.

    ABDÜLFERÝD: (Ar.) Er. - Tek, eþ*siz, eþi olmayan, kýyas kabul etmez, üstün olan. Allah'ýn kulu. (bkz. Ferid).

    ABDÜLFETTAH: (Ar.) Er. – Zafer kazanmýþ, üstün gelmiþ, fetheden-açan, kullarýnýnýn kapalý-müþkil iþle*rini açan Allah'ýn kulu. (bkz. Fettah). Allah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜLGAFFAR: (Ar.) Er. - Kulla*rýnýn günahlarýný affeden Allah'ýn ku*lu. - (bkz. Gaffar). Allah'ýn isimlerindendir. "Abd" takýsý almadan kullanýl*maz.

    ABDÜLGAFUR: (Ar.) Er. - Kullarý*nýn günahlarýný tekrar tekrar baðýþla*yýcý olan Allah'ýn kulu. - (bkz. Gafur). "Abd" takýsý almadan kullanýlmaz.

    ABDÜLGANÝ: (Ar.) Er. - Zengin, varlýklý, bol, doygun olan Allah'ýn ku*lu.- Allah'ýn isimlerinden, (bkz. Ga*ni).

    ABDÜLHABÝR: (Ar.) Er. - Her þe*yin iç yüzünden, gizli ve saklýlýklarýndan haberdar olan Allah'ýn kulu. (bkz. el-Habir). Allah'ýn isimlerinden.

    ABDÜLHADÝ: (Ar.) Er. - Hidayet eden, doðru yolu gösteren Allah'ýn kulu. - Allah'ýn isimlerinden, (bkz. Hadi).

    ABDÜLHAFIZ: (Ar.) Er. - Herþeyi bütün ayrýntý ve inceliðiyle kayýtlayýp tutan ve dilediði zamana kadar bela ve afetlerden koruyan Allah'ýn kulu. -(bkz. el-Hafýz). Allah'ýn isimlerinden.

    ABDÜLHAK: (Ar.) Er. - Hak ve ger*çek olan, varlýðý hiç deðiþmeden du*ran Allah'ýn kulu. - Hak, Esmau'l-Hüsna'dandýr.

    ABDÜLHAKEM: (Ar.) Er. Bütün iþ*lerin kendisine döndürüldüðü, onun adalet ve kararýna baþ vurulduðu yüce Hakem Allah'ýn kulu. - (bkz. el-Ha-kem). Allah'ýn isimlerinden.

    ABDÜLHAKÝM: (Ar.) Er. - Her þe*ye hükmeden Allah'ýn kulu.- Hakim, Allah'ýn isimlerindendir. "Abd" takýsý almadan kullanýlmaz.

    ABDÜLHALÝK: (Ar.) Er. - Yaratan, yoktan vareden, yaratýcý Allah'ýn ku*lu. - Halik, Allah'ýn isimlerinden. "Abd" takýsý almadan kullanýlmaz.

    ABDÜLHALÝM: (Ar.) Er. - Tabiatý yavaþ olan, yumuþak huylu, hikmetli Allah'ýn kulu. - (bkz. Halim). Al*lah'ýn isimlerinden.

    ABDÜLHAMÝD. (Ar.) Er. - Hamdolunmuþ, övülmüþ, bütün varlýðýn di*liyle övülmüþ Allah'ýn kulu. - Hamid; Allah'ýn isimlerindendir. (bkz. Ha*mid).- Türk dil kurallarý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    ABDÜLHASÝB: (Ar.) Er. - Bütün varlýklarýn takdir edilen hayatlarý bo*yunca yaptýklarý bütün iþlerin ayrýntý*larýyla hesabýný en iyi bilen Hasib'in kulu. - Hasib; Allahýn isimlerinden*dir.

    ABDÜLHAY: (Ar.) Er. - Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her þeye gü*cü yeten Cenab-ý Allah'ýn kulu. -(bkz. el-Hay). Allah'ýn isimlerinden.

    ABDÜLKADÝR: (Ar.) Er. - Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her þeyi yapmaya gücü yeten Allah'ýn kulu.-Kadir; Allah'ýn isimlerindendir. (bkz. Kadir).

    ABDÜLKAVÝY: (Ar.) Er. - Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah'ýn kulu. -Kaviy kelimesi Esmau'l-Hüsna'dandýr. (bkz. el-Kaviyy).

    ABDÜLKAYYUM: (Ar.) Er. - Bu isim her þeyin bir varlýk olarak durabilmesi için neye ihtiyacý varsa onu veren, gökleri, yeri ve her þeyi tutan, baki, kaim Allah'ýn kulu. - Kayyum, Allah'ýn isimlerindendi. (bkz. el-Kayyum).

    ABDÜLKEBÝR: (Ar.) Er. - Kebir'in, büyüklük ve Azamette eþsiz olan Allah'ýn kulu. - Kebir; Allah'ýn isimlerindendi. (bkz. el-Kebir).

    ABDÜLKERÝM: (Ar.) Er. - Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Al*lah'ýn kulu. - Kerim; Allah'ýn isimle -rindendir. (bkz. Kerim).

    ABDÜLLATÝF: (Ar.) Er. - Latif, gü*zel, yumuþak, hoþ, nazik olan bütün olaylarýn ve eþyanýn inceliklerini bi*len Allah'ýn kulu. - el-Latif; Allah'ýn isimlerindendi. (bkz. Latif).

    ABDÜLMACÝD: (Ar.) Er. - Kadru þaný büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah'ýn kulu. - Macid kelimesi, Allah'ýn isimlerindendi. (bkz. el-Ma-cid).

    ABDÜLMALÝK: (Ar.) Er. - Sahip olan, her þeyin mülkiyetinin sahibi olan Allah'ýn kulu. - Malik; Allah'ýn isimlerindendi. "Abd" takýsý almadan kullanýlmaz.

    ABDÜLMECÝD: (Ar.) Er. - Þaný bü*yük ve yüksek olan, þan ve onur sahi*bi yüce Allah'ýn kulu. - Mecid kelime*si Allah'ýn 99 isminden biridir. Sultan Abdülmecid Han: 31. Osmanlý padi*þahý.

    ABDU'L-MELÝK: (Ar.) Er. - Her þey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek hükümdar Allah'ýn kulu. el-Melik, Allah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜLMENNAN: (Ar.) Er. – Çok ihsan eden, ihsaný bol olan Allah'ýn kulu. - Mennan kelimesi, Allah'ýn sýfatlarýndandýr.

    ABDÜLMESÝH: (Ar.) Er. - Hastala*ra þifa veren, mesih Ýsa'nýn kulu.-(bkz. Mesih). Ýsim olarak kullanýl*maz.

    ABDÜLMETÝN: (Ar.) Er. - Metanet*li, saðlam, dayanýklý olan Allah'ýn ku*lu. - (bkz. Metin). Allah'ýn isimlerin-dendir.

    ABDÜLMUCÝB: (Ar.) Er. - Kendisi*ne yönelip yalvaranlarýn isteklerine cevap veren, onlarýn dua ve tevbelerine icabet eden yüce Allah'ýn kulu. Mucib, Esmau'l-Hüsna'dandýr. - (bkz. el-Mucib).

    ABDÜLMUHSÝ: (Ar.) Er. - Bütün varlýklarýn sayýsýný tek tek bilen Al*lah'ýn kulu. - Muhsi, Esmau'l-Hüs*na'dandýr.

    ABDÜLMUHYÝ: (Ar.) Er. - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlý*larý ve hayatý diri tutan Allah'ýn kulu. - Muhyi, Allah'ýn 99 isminden birisi*dir, (bkz. Muhyi).

    ABDÜLMUÝD : (Ar.) Er. - Yaratýl*mýþlarý yokettikten sonra tekrar diril*ten Allah'ýn kulu. - Muid Allah'ýn 99 isminden birisidir, (bkz. el-Muid).

    ABDÜLMUÝZ: (Ar.) Er. - Muiz'in, izzet veren, þereflendiren Allah'ýn ku*lu. - (bkz. el-Muiz). Allah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜLMÜMÝN: (Ar.) Er. - Gönül*lerde iman nurunu yerleþtiren, kendi*sine yönelenlere, iman nasib ederek onlarý hidayetine alan, koruyan yüce Allah'ýn kulu. - Mü'min, Allah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜLVACÝD: (Ar.) Er. - Yoktan vareden, meydana getiren, dilediðini anýnda elde eden, zenginlik ve serve*tine nihayet bulunmayan Vacid'in ku*lu. Vacid, Allah'ýn isimlerindendir. -(bkz. el-Vacid).

    ABDÜLVAHÝD: (Ar.) Er. - Tek ve eþsiz olan, zatýnda sýfatlarýnda, hü*kümlerinde, iþlerinde asla benzeri ol*mayan Allah'ýn kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ý Hakk'ýn Kur'an'da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz. el-Vahid).

    ABDÜLVALÝ: (Ar.) Er. - Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olaylarý tedbir ve idare eden Allah'ýn kulu. - Vali, Esmau'l-Hüsna'dandýr. (bkz. el-Vali).

    ABDÜLVARÝS: (Ar.) Er. - Gerçek servet ve zenginliklerin mutlak sahibi. Bütün zenginliklerin son ve asýl sahi*bi olan yüce Allah'ýn kulu. - Varis ke*limesi Allah'ýn isimlerindendir. (bkz. el-Varis).

    ABDÜLVASÝ: (Ar.) Er. - Vasi'nin kulu.Geniþlik sahibi ve müsade edici, darlýk, fakirlik ve sýkýntýdan münez*zeh olan Allah'ýn kulu. - Vasi kelime*si, Allah'ýn isimlerindendir. (bkz. el-Vasi).

    ABDÜLVEDUD: (Ar.) Er. - Vedud'un kulu.- Allah'ýn isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarýný se*ven, onlara rahmet ve rýzasýný yönel*ten, sevilmeye ve sayýlmaya, dostluðu kazanýlmaya yegane layýk olan yüce Allah anlamýndadýr.

    ABDÜLVEHHAB: (Ar.) Er. - Çok çeþitli nimetleri daima baðýþlayan Allah'ýn kulu. Vehhab, Allah'ýn isimle-rindendir. - "Abd" takýsý almadan kul*lanýlmaz.

    ABDÜLVEKÝL: (Ar.) Er. - Kendisi*ne tevekkül edilen, kudretiyle kullarý*nýn iþlerini halleden, onlara yardýmcý olan yüce Allah'ýn kulu. - Vekil. Al*lah'ýn isimlerindendir. (bkz. el-Vekil).

    ABDÜLVELÝ: (Ar.) Er. - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardýmcýsý. Yarattýklarýna mütevelli ve nazar edi*ci olan Allah'ýn kulu. - el-Veliyy keli*mesi Allah'ýn isimlerindendir. (bkz. el-Veli).

    ABDÜNNAFÝ: (Ar.) Er. - Yararlý þeyleri ve sebeplerini kudretiyle yara*tan Allah'ýn kulu. - Nafý kelimesi, Al*lah'ýn isimlerindendir. (bkz. en-Nafý).

    ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. - Yardým eden, Yardýmcýlarýn en hayýrlýsý, mü'minlere nusrct ve zafer veren Allah'ýn kulu. - Nasýr, Allah'ýn sýfatla-rýndandýr.

    ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. - Yardým*cý, yardým eden Allah'ýn kulu.

    ABDÜNNUR: (Ar.) Er. - Nur sahibi, aydýnlýk, parlaklýk sahibi olan Al*lah'ýn kulu. - Nur, Allah'ýn isimlerin*dendir.

    ABDÜRRAFÝ: (Ar.) Er. - Rafý'nin kulu. (bkz. er-Rafi). Allah'ýn isimle*rinden

    ABDÜRRAHÝM: (Ar.) Er. - Merha*metli, esirgeyen, koruyan, acýyan, ahirette mümin kullarýna merhamet eden Allah'ýn kulu.- er-Rahim, Al*lah'ýn isimlerindendir.

    ABDÜRRAUF: (Ar.) Er. - Çok lütuf, þevkat ve rahmet eden. Onlarý belli nimetlerle dengeli yaþatan, seviyelendiren Allah'ýn kulu. (bkz. Rauf).

    ABDÜRREÞÝD: (Ar.) Er. - Allah'ýn isimlerinden. Reþid'in kulu.- (bkz. er-Reþid).

    ABDÜRREZZAK: (Ar.) Er. - Bütün mahluklarýn rýzkýný veren Allah'ýn ku*lu. - Rezzak, Allah'ýn isimlerindendir. "Abd" takýsý almadan kullanýlmaz.

    ABDÜSSAMED: (Ar.) Er. - Kimse*ye hiçbir þeye muhtaç olmayan, Al*lah'ýn kulu. - Samed, Allah'ýn isimle*rindendir. "Abd" takýsý almadan kul*lanýlmaz. Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    ABDÜSSELAM: (Ar.) Er. - Barýþ, rahatlýk, selamete çýkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah'ýn ku*lu. - es-Selam kelimesi, Allah'ýn isim*lerindendir. "Abd" takýsý almadan kullanýlamaz.

    ABDÜSSEMÝ: (Ar.) Er. - Her þey*den arýnmýþ olarak bütün sesleri, söz*leri ve kelimeleri iþitip ayýrdeden yü*ce Allah'ýn kulu. (bkz. es-Semi').

    ABDÜSSETTAR: (Ar.) Er. - Günah*larý örten, gizleyen Allah'ýn kulu.

    ABDÜÞÞAHÝD: (Ar.) Er. - Þahid'in kulu. Görünen ve görünmeyen eþya*nýn hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her þeyi müþahade altýnda bu*lunduran Allah'ýn kulu. - Þahid, Al*lah'ýn isimlerindendir. (bkz. eþ-Þahid).

    ABDÜÞÞEKÜR: (Ar.) Er. - Emrine uyan, yasaklarýndan sakýnan kullarýný seven ve çok ikramda bulunan Al*lah'ýn kulu. - Þekür, Allah'ýn isimle*rindendir. "Abd" takýsý almadan kullanýlmaz.

    ABDÜZZAHÝR: (Ar.) Er. - Varlýk ve birliði sonsuz sayýda eserler ve delil*lerle belli olan Allah'ýn kulu. - ez-Za*hir, Allah'ýn isimlerindendir. (bkz. ez-Zahir).

    ABER: (Ar.) Er. - Hz. Nuh'un erkek torunu.

    ABENDAM: (Fars.) Ka. - Güzel vü*cutlu, güzellik.

    ABGUN: (Fars.) Er. - 1. Mavi renk. Gök. 2. Parlak. 3. Niþasta.

    ABHER: (Ar.) Er. 1. Nergis çiçeði. 2. Yasemin. 3. Zerrin kadehi çiçeði. 4. Dolu kab.

    ABILAY HAN: (Tür.) Er. - Orta cüz Kazak Haný. Ülkesini Çinlilere, Hive hanlýklarýna karþý ustaca savundu (1711-1781).

    ABIÞKA NOYAN: (Tür.) Er. - Ýlhan*lý komutan. (XIII-XIV. yy.) bkz. Abuþga.

    ABHÝZ: (Fars.) Er. 1. Büyük dalga. 2. Kaynak. 3. Su yolu.

    ABÝD: (Ar.) Er. Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. Kullar, köle*ler.

    ABÝDE: (Ar.) Er. - Anýt. Önemli ve deðerli yapýt.

    ABÝDÝN: (Ar.) Er. - Ýbadet edenler-Zeyne'l-Abidin'den kýsaltma isim ad. Zeynelabidin: Hz. Ali'nin torunlarýn*dan biri, ibadet edenlerin ziyneti.

    ABÞAR: (Ar.) Ka.- Þelale.

    ABUÞKA: (Tür.) Er. - Koca, zevc, yaþlý erkek.

    ABUZER: (f.a.i.) Er. - Altýn suyu. Altýn suyu gibi parlak ve görkemli. Yahut Ebu Zer (el-Gýfarî) isminin fo*netik deðiþikliðe uðramýþ þekli.

    ABUZETTÝN: (Ar.) Er. - Din yolun*da çabuk, hýzlý giden

    ACA: (Tür.) Er. 1. Amca, aðabey. 2. Güçlü kuvvetli, baþladýðý iþi bitiren. 3. Büyük

    ACABAY: (Tür.) Er. - (bkz. Aca).

    ACAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Aca).

    ACAR: (Tür.). 1. Becerikli. 2. Atýl*gan, ele avuca sýðmaz. 3. Halk. 4. Ye*ni, taze- Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr (örfte). Acar, Sýrrý: 1967 Dünya Güreþ þampiyonu Türk.

    ACARALP: (Tür.) Er. - Yiðit, bece*rikli, cesur kiþi.

    ACARBAY: (Tür.) Er. - Doðan Acarbay, olimpiyatlarda yarýþmýþ Türk atlet, 1948.

    ACARER: (Tür.) Er. - (bkz. Acaralp).

    ACARKAN: (Tür.) Er. - (Acaralp).

    ACARMAN: (Tür.) Er. - Çevik, be*cerikli, giriþken.

    ACARÖZ: (Tür.) Er. - Özünde yiðit*lik bulunan.

    ACARSOY: (Tür.) Er. - Yiðit, soylu.

    ACEM: (Ar.) Er. 1. Arap olmayan milletlerin hepsi 2. Açýk ve doðru Arapça konuþamayan kimse 3. Özel*likle Ýranlý, Ýran halkýndan biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü'l-Küttab, 1723.

    ACER: (Ar.) Ka. - Hz. Ýsmail (a.s.)'in annesi (bkz. Hacer).

    ACLAN: (Ar.) Er. - Hýzlý, çabuk, telaþlý. Osman Bey ile çaðdaþ olan 14. yy. ortalarýnda yaþamýþ Karasi Beyi.

    ACUN: (Ar.) Er. - Dünya, varlýk.

    ACUNAL: (Tür.) Er. - Dünyayý kap*sayan, dünyayý fetheden.

    ACUNALP: (Tür.) Er. - (bkz. Acunal).

    ACUNMAN: (Tür.) Er. - Dünyaca ta*nýnmýþ, ünlü.

    AÇANGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Gül).

    AÇE: (Tür.) Ka. - Sumatra adasýnýn en kuzey kýsmý. Önceleri burada Açe Ýslam devleti hüküm sürerdi. Þimdi ise Hollanda sömürgesidir.

    AÇELYA: (Yun.i.) Ka. - Kokusuz, fundagillerden çeþitli renklerde çiçek*ler açan bir bitki.

    AÇIL: (Tür.) Ka. - Açýlmak eylemin*den emir; serpil

    AÇILAY: (Tür.) Ka. - Ayýn dolunay halinde olmaya baþlamasý

    AD: (Ar.) Er. - Çok eskiden Yemen taraflarýnda bulunan ve Hud peygam*ber tarafýndan imana getirilemediði için Allah tarafýndan yok edildiðine inanýlan bir kavmin adý. Kur'an-ý Ke-rim'de bu kavim ayný isimle anýlmýþ ve baþlarýndan geçen hadiseler geniþ*çe ele alýnmýþtýr.

    ADAHAN: (Tür.) Er. - Adanýn haki*mi, yöneticisi.

    ADAL: (Tür.) Er. - "Adýn yayýlsýn, ün kazan" manasýnda.

    ADALEDDÝN : (Ar.) Er. - Dinin adaleti- Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    ADALET: (Ar.) Ka./Er. - 1. Hakka riayctkarlýk, hak tanýrlýk, haklýlýk, doðruluk. 2. Haksýzlýktan uzaklaþma. 3. Düzenli ve dengeli davranma. 4. Hakkaniyet.

    ADANIR: (Tür.) Ka./Er. - Þanlý, þöhretli

    ADEM: (Ýb.h.i.) Er. 1. Allah'ýn yarat*týðý ilk insan, insan soyunun atasý ve ilk peygamberi. 2. Adam. 3. Ýyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlýk. Kur'an'da Hz. Adem'in 25 yerde ismi geçer.

    ADETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn kanunu, ilahi sünnet.

    ADEVÝYE: (Ar.) Ka. 1. Ýyilik, yar*dýmseverlik. 2. Ünlü haným mutasav-výfe.

    ADIGÜZEL: (Tür.). Ka./Er. - Güzel isim. Verilen ismin güzel olmasý.

    ADÝL: (Ar.) Er. 1. Doðruluk göste*ren. Doðru. 2. Eþit, eþ, müsavi. 3. Adaletli davranan. Kur'anî bir isimdir. Allah'ýn emirlerini hakkýyla uygula*yan anlamýna gelir. Raþid halifelerin 2. cisi Ömer b. el-Hattab'ýn meþhur lakabý.

    ADÝLE: (Ar.) Ka. 1. Doðruluk göste*ren. 2. Doðru- Her iþinde adalet, doð*ruluk bulunan hükümet. 3. Adile Sul*tan; Osmanlý döneminde Baðdat'ta valilik yapan Süleyman Paþa'nýn haný*mý. Adýna bir cami bir de kervansaray yapýlmýþtýr.

    ADÝLHAN: (a.t.i.) Er. - Adil yöneti*ci.

    ADÝL GÝRAY: (a.t.i.) Er. - Kýrým ve-liahtý. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray'ýn oðlu. Osmanlý-Ýran savaþýnda Osmanlýlara yardýmcý oldu. Ýkinci Þa-

    mah savaþýný kazanan Ýranlýlarca tut*sak edildi ve Kazvin'de öldü.

    ADÝN: (Ar.) Er. - Cennet (Adn).

    ADÝY: (Ar.) Er. - Savaþçý, savaþtan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Ha*tim et-Tai: 630 yýlýnda müslüman ol*du. Babasý gibi cömertti. Kabilesinde Ýslam'dan dönme eðilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasýnda Hz. Ali*nin yanýnda yer aldý.

    ADNAN: (Ar.) Er. - Cennette ölüm*süzlüðe kavuþan kimse.

    ADNÝ: (Ar.) Er. 1. Adýn'a mensup, (bkz. Adnan). 2. Cennete girmeye hak kazanan. Adni Recep Dede. Türk mu*tasavvýf, þair. (Belgrat 1688).

    ADNÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Adni).

    AFAFET: (Ar.) Ka. 1. Afýflik, temiz*lik, temiz olan. 2. Fenalýktan, günah iþlemekten kaçýnma. 3. Namuslu ol*mak.

    AFET: (Ar.) Ka. 1. Büyük felaket, bela, musibet. 2. Çok güzel kadýn, dil*ber

    AFFAN: (Ar.) Er. - Kötü þeylerden kaçýnan, kötülüklerden uzaklaþan, te*miz. Ashab'dan bu ismi kullananlar olmuþtur.

    AFGAN: (Ar.) Er. - Heyecanlý, çabuk öfkelenen. Orta Asya'da yaþayan müslüman bir kavim. Cemalettin Af-gani: Müslüman alimlerden.

    AFÝF: (Ar.) Ka. 1. Ýffetli, namuslu, ýrz ve namus sahibi kadýn. 2. Doðru, haramdan sakýnan, yolsuzluða sap*maz kiþi.

    AFÝFE: (Ar.) Ka.. - (bkz. Afif). IV. Mehmed'in hanýmý.

    AFÝL: (Ar.) Er. 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneþ, yýldýz). 2. Görün*mez olan, kaybolan

    AFÝTAB: (Fars.) Ka.l. Güneþ, gün ýþýðý. 2. Çok güzel, dilber, parlak yüz.

    AFRA: (Ar.) Ka. 1. Ayýn onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanýmlardan.

    AFÞAR: (Tür.) Er. 1. Oðuz Türkleri*nin 24 boyundan biri. Türkiye, Iran, Azerbaycan ve Afganistan'da daðýnýk olarak yaþamaktadýrlar. 2. Çabuk iþ gören, çevik, atýlgan

    AFÞÝN: (Tür.) Er. - Zýrh, silah. Afþin bey: Selçuklu komutaný. ( XI. yy.). Gümüþtigin'le birlikte Anadolu savaþ*larýna çýktý. Malatya'da Bizans ordula*rýný yendi. Marmara kýyýlarýna kadar ilerledi (1079).

    AFTABE: (Fars.) Ka. - 1. Su kabý. 2. Güneþ biçiminde yapýlan mücevher.

    AFUV: (Ar.) Er. - Daima affeden, merhametli. Esmaü'l-Hüsna'dandýr. "Abd" takýsý alarak kullanýlýr.

    AGAH: (Fars.) Er. - Bilgili, haberli, uyanýk, afif. Vakýf olmuþ, malumatlý. Agah Efendi: (1744-1824). Türk dev*let adamý.

    AÐAN: (Tür.) Ka.- Akanyýldýz, aðma

    AGER: (Tür.) Er. - Temiz, doðru kimse

    AGRA: (Ar.) Er. - Çok sevimli, çok yakýþýklý.

    AÐA: (Tür.) Er. 1. Yaþlanma manasý*na gelen "aðmak"tan. Büyük, efendi. Büyük kardeþ, aðabey. 2. Amir, baþ, reis. Eski devlet teþkilatýmýzda bazý idarecilere verilen unvan. 3. Osmanlý devletinde okuma-yazma bilenlere verilen þeref unvaný. 4. Halkýn saygý*sýný kazananlara verilen unvan. 5. Er-kek, eþ, koca. 6. Eski büyük konaklar*da çalýþan hizmetlilerin baþý. Eski Türklerde soylu aileye mensup kadýn*lar da bu unvaný kullanmýþlardýr.

    AÐAHAN: (Tür.) Er. - Nizari Ýsmaili imamlara verilen unvan. Doðu Türk-çesinde aðabey anlamýnda da kulla*nýlmýþtýr. Türk kökenli Kaçarlarýn onur unvanýydý. Aða Han: Nizari Ýsmailîlerin dini önderi.

    AÐAR: (Tür.) Er. - 1. Beyaz renkli. 2. Açýk tavýrlý, samimi. 3. Asil, onur*lu, þerefli.

    AÐANER: (Tür.) Er. - Saf, temiz, duru insan.

    AÐCA: (Tür.) Ka. - Beyaz tenli ka*dýn.

    AÐGÜL: (Tür.) Ka. - Beyaz gül, ak gül.

    AHAD: (Ar.) Er. 1. Bir, kiþi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan sayýlar. 3. Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey (Umur bey donanmasýn*dan).

    AHAVÝ: (Ar.) Er. - 1. Kardeþçe, dostça. Kardeþ gibi.

    AHBARÎ: (Ar.) Er. - Haber veren, ri*vayet eden.

    AHDÝ: (Ar.) Er. - Ahd, and icabý ve*ya ahd ve ahda müteallik. Ahdî, Türk tezkire yazan ve Divan þairi (Baðdat 1593).

    AHENK: (Fars.) Ka. 1. Uygun, uyum düzen, armoni. 2. Renkler arasýnda uygunluk. Sesler arasýnda uygunluk, düzen, makam. 3. Çalgýlý eðlence-Saz takýmýnca icra edilen beste. 4. Kasýt, niyet.

    AHFA: (Ar.)- Kalb, ruh, sýr, hafi, ah-fa þeklinde sýralanan "Ietafet-i hamse" sonuncusuna verilen ad.- Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AHFAZ: (Ar.) Er. - 1. Belleði çok kuvvetli. 2. Kur'an'ý en iyi hýfzetmiþ kiþi. 3. Alçak gönüllü.

    AHFEÞ: (Ar.) Er. 1. Küçük gözlü, zayýf bakýþlý. 2. Yalnýz gece gören kimse. Ahfeþ lakabýnda üç büyük Arap alimi vardýr. Abdülhamid, Said b. Mes'ade, Ali b. Süleyman.

    AHÝ: (Ar.) Er. 1. Ahi ocaðýna mensup olan kimse. 2. Cömert, eliaçýk. Ahi Benli Hasan. Türk þairi. Yavuz döne*minde yaþamýþ ve Þirinu Perviz mes*nevisini yazmýþtýr.

    AHÝD: (Ar.) Er. 1. Bir þeyin yerine getirilmesini emretmek. 2. Söz ver*mek. Emir, talimat, taahhüt, anlaþma, yükümlülük.

    AHKAF: (Ar.) Er. 1. Kum fýrtýnasý 2. Kur'an-ý Kerim'in 6. suresi. Araplar bu ismi, Arabistan'ýn güneyinde, kim*senin bilmediði ve giremediði çöle vermiþlerdir.

    AHLA: (Ar.) Ka. - Çok tatý. Pek þi*rin.

    AHLAS: (Ar.) Er. - 1. Saf, halis, ka-rýþýmsýz. 2. Ýyi yürekli, temiz kimse. 3. Kur'anî ýstýlahta, Allah'a halis ola*rak yönelip ihlaslýlýkta ileri bir dere*ceye varmýþ kul.

    AHMED: (Ar.) Er. - Çok, en çok övülmüþ, methedilmiþ. Kur'an-ý Kerim'de Saf suresinin 2. ayetinde: Hz.Ýsa, Ýsrailoðullarýna: "...adý Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici ola*rak geldim" þeklinde geçen isimlen*dirme ile Peygamberimizin isimlerin*den birisi olarak anýldý ve kullanýlma*ya baþlandý.- Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr. Ahmed-i Muh*tar, Hz. Muhammed (s.a.s).

    AHMER: (Ar.) Er. - Kýrmýzý, kýzýl.

    AHNEF: (Ar.) Er. 1. Ayaklan çarpýk ve eðri büðrü olan. Daha çok lakap olarak kullanýlýr. Ahmet b. Kays, as-habdan.

    AHNES: (Ar.) Er. - Basýk ve sivri bu*runlu. Daha çok lakap olarak kullaný*lýr.

    AHRA: (Ar.) Ka. - Daha layýk, mü*nasip, uygun

    AHSA: (Ar.) - Arabistan'ýn Kuveyt-Katar kýsmýna verilen isim- Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr

    AHSEN: (Ar.) - Daha güzel, çok gü*zel, en güzel. Erkek ve kadýn adý ola*rak kullanýlýr. Ahsen-i takvim: En gü*zel þekil. Kur'an-ý Kerim'in Tin sure*sinin 3. ayetinde insanýn ahsen-i tak*vim üzere yaratýldýðý beyan buyurulmaktadýr. Ahsen kelimesi, Kur'an'da 16 yerde zikredilmiþtir.

    AHTER: (Fars.) Ka. - Yýldýz.

    AHU: (Fars.) Ka. 1. Ceylan, karaca, gazal. 2. Güzel, ince alýmlý kadýn. 3. Gözleri ceylan gözüne benzeyen ka*dýn. 4. Kardeþ, dost

    AHVER: (Ar.) Er. -1. Müþteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2. Zeki, akýllý.

    AHVES: (Ar.) Er. - Cesur, kahraman, yiðit.

    AÝÞE: (Ar.) Ka. - 1. Yaþayan, zen*ginlik ve bolluk gören. Yaþayýþ. Aiþe binti Ebu Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)'in hanýmlarýndan. Muhterem annelerimizden biri olan Aiþe (r.a.) Ýslami bilgisi ve fakihliði ile de meþ*hurdur (bkz. Ayþe).

    AJDA: (Tür.) Ka. 1. Filiz sürgün. 2. Çentik çentik olan þey

    AKABE: (Ar.) Er. 1. Sarp geçit, çý*kýlmasý zor yokuþ. 2. Tehlike. Atlatýl*masý zor güçlük, muhtýra.

    AKAD: (Tür.) Er. - Doðruluðuyla, dürüstlüðüyle tanýnmýþ kimse.

    AKALP: (Tür.) Er. - Doðruluðu ve dürüstlüðüyle tanýnan kimse.

    AKALIN: (Tür.) Er. - Alný açýk, suçu olmayan, onurlu. Akalýn (Besim Ö-mer Paþa). Türk hekim.

    AKANAY: (Tür.) Ka. - Yýldýz küme*si.

    AKANSEL: (Tür.) Er. 1. Akarsu. 2. Uzun mesafeler geçerek denize dökü*len akarsu.

    AKAR: (Tür.) Er. 1. Akýp geçen. 2. Gelir getiren.

    AKASMA: (Tür.) Ka. - Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren yabani, týrmanýcý bir bitki.

    AKASOY: (Tür.) Er. - Sevilen, sayý*lan soydan gelen

    AKASYA: (Yun.i.) Ka. - Küçük sýra yapraklý, gölgeli küçük cinsleri süs için yetiþtirilen baklagillerden bir aðaç. Salkým aðacý da denir.

    AKAY: (Tür.)- Beyaz ay, ayýn tam bir daire olarak dolgun, parlak görün*düðü evre. Ak ve ay kelimelerinden

    birleþik isim. Erkek ve kadýn adý ola*rak kullanýlýr.

    AKBATU: (Tür.) Er. - Yiðit erkek.

    AKBATUN: (Tür.) Er. - (bkz. Akbatu).

    AKBEHMEN: (Tür.) Er. Peygamber çiçeðinin eþanlamlýsý.

    AKBÝLGE: (Tür.) - Alim, bilgili, dü*rüst kimse.- Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AKBOÐA: (Tür.) Er. - Boða gibi güçlü ve temiz þahsiyetli. Akboða Celayir: Moðol emir ve komutaný.

    AKBORA: (Tür.) Er. - (bkz. Bora)

    AKBUDUN: (Tür.) Er. - Temiz, ta*nýnmýþ soydan gelen

    AKBURAK: (Tür.) Er. - (bkz. Bu*rak)

    AKÇAN: (Tür.) Ka. - Temiz, dürüst kimse

    AKCEBE: (Tür.) Er. - Beyaz zýrh sa*hibi yiðit.

    AKÇA: (Tür.) Ka. 1. Oldukça ak, be*yazca. 2. Eskiden kullanýlan küçük gümüþ para, nakit. 3. Temiz, saf, iyi niyetli kiþi.

    AKÇAKÝRAZ: (Tür.) Ka. - Bir kiraz çeþidi.

    AKÇAKOCA: (Tür.) Er. - Temiz ve namuslu erkek. - Osman Gazi ve Or*han Gazi'nin silah arkadaþý.

    AKÇALI: (Tür.) Er. - Varlýklý, zen*gin.

    AKÇAM: (Tür.) Er. - Kuzey Ameri*ka'da yetiþen bir çam türü.

    AKÇAR: (Tür.) Er. - iyi ruhlar.

    AKÇIL: (Tür.) - Beyazýmsý, solgun Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AKÇÝÇEK: (Tür.) Ka. - Beyaz çi*çek- Daha çok örfte kullanýlýr.

    AKÇORA: (Tür.) Er. - Ýyi ruhlar.

    AKDA: (Ar.) Ka. - Himaye altýnda olan cariye, kadýn, köle.

    AKDEMÝR: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiðit.

    AKDES: (Ar.) Er. - En kutsal.

    AKDÝL: (Tür.) Er. - Ýyi, doðru, güzel konuþan kiþi.

    AKDOÐAN: (Tür.) Er. - (bkz. Doðan).

    AKDORU: (Tür.) Er. - Doruðu bulutlu dað.

    AKEL: (Tür.) Er. 1. Doðru, dürüst iþ*ler yapan kimse. Dürüst, güvenilir er*kek.

    AKERGÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Akerman).

    AKERMAN: (Tür.) Er. - Dürüst, soylu, temiz kiþi.

    AKGÝRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Akergin)

    AKGÜL: (Tür.) Ka. - Beyaz gül.

    AKGÜN: (Tür.) Er. - Mutlu, sevinçli gün.

    AKHAN: (Tür.) Er. - Dürüst hakan.

    AKALP: (Tür.) Er. - Cömert, eli açýk yiðit.

    AKIMAN: (Tür.) Er. - Cömert, eli açýk kimse.

    AKIN: (Tür.) Er. - Her engeli aþan, güçlüklerden yýlmayan, hýzlý hareket kabiliyetine sahip.

    AKINALP: (Tür.) Er. - Akýn yapan yiðit. Yiðit.

    AKINCI: (Tür.) Er. -Osmanlýlarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düþman*larýnýn moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.

    AKINER: (Tür.) Er. - (bkz. Akýnalp)

    AKINTAN: (Tür.) Er. - Tan yeri aða*rýrken yapýlan akýn

    AKÝF: (Ar.) Er. 1. Bir þeyde sebat eden. 2. Ýbadet eden, ibadet maksa*dýyla mübarek bir yere çekilen. Ý'tikafa giren. 3. Direnen. M. Akif Er soy: Ünlü þair ve yazarýmýz. Safahat'ýn ya*zan. Ýstiklal marþýný telif etmiþtir.

    AKÝFE: (Ar.) Ka. 1. Bir þey üzerinde azimle duran, sebatlý, kararlý. 2. Ýba*det eden haným.

    AKÝL: (Ar.) Er.- Akýllý, akýl sahibi. Uslu, kavrayýþlý. Ali b. Ebi Talib'in kardeþi. Akil b. Ebi Talib.

    AKÝLE: (Ar.) Ka.- (bkz. Akil)

    AKÝPEK: (Tür.) Ka. - Ýpek gibi ka*dýn.

    AKÝS: (Ar.) Ka. 1. Yanký. 2. Iþýðýn veya bir þeklin bir satha çarpýp orada görünmesi, yansý. 3. Zýt, ters, muhalif.

    AKKOR: (Tür.) Ka. - Iþýk saçacak aklýða varýncaya kadar ýsýtýlmýþ olan.

    AKKIZ: (Ar.) Ka.- Beyaz kadýn.

    AKMAN: (Tür.) Er. 1. Temiz, beyaz, güzel insan. 2. Yaþlý kimse.

    AKMANER: (Tür.) Er.- (bkz. Ak*man).

    AKMAR: (Ar.) Ka. - Aylar, yýldýzlar.

    AKMER: (Ar.) Ka. - Ay gibi beyaz (yüz)

    AKNUR: (t.a.i.) Ka. - Beyaz nur.

    AKÖZ: (Tür.) Er. - Özü sözü doðru kiþi, temiz kiþilikli.

    AKPINAR: (Tür.)- (bkz. Pýnar).

    AKSAN: (Tür.) Er.- Ýyi ve temiz ta*nýnmýþ kimse.

    AKSEN: (Tür.) Ka.- Sen aksýn, te*mizsin, doðru ve namuslusun.

    AKSEVÝL: (Tür.) Ka. - (bkz. Sevil).

    AKSIN: (Tür.) Er.- Temiz, doðru, dü*rüstsün.

    AKSOY: (Tür.) Er. - Temiz soylu.

    AKSUN: (Tür.) Er. - (bkz. Aksu).

    AKSUNA: (Tür.) Ka. -Ak renkli ya*ban ördeði.

    AKSUNER: (Tür.) Er.- (bkz. Aksungur).

    AKSUNGUR: (Tür.) Er.-Doðan cin*sinden bir nevi av kuþu. - Aksungur b. Abdullah. Melikþah zamanýnda Halep'in hakimliðini, yöneticiliðini yapan Türk Emiri.

    AKSU : (Tür.) Ka. 1. Temiz, pýrýl pý*rýl su gibi. 2. Nehir

    AKSÜYEK: (Tür.) Er. - Eski Türk*lerde soylu anlamýnda kullanýlýrdý.

    AKÞEMSEDDÝN: (t.a.i.) Er.- Dinin güneþi.- Türk din bilgini ve hekim. (Þam 1389-Göynük 1459). Fatih'in hocasýdýr. Ýstanbul'un fethinde bulun*du. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari'nin mezarýný bulduðu söyle*nir. Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    AKÞIN: (Tür.) 1. Az ak, akýmsý.2. Derisinde, kýllarýnda ve gözlerinde doðuþtan boya maddesi bulunmadýðý için her yaný beyaz olan (insan, hay-

    van). Erkek ve kadýn adý olarak kulla*nýlýr.

    AKÞÝT: (Tür.) Er. - Kutlu uðurlu. 2. Ak. 3. Güneþ, nur, aydýnlýk. Akþit Muhammed b. Tugac: Ýhþidiler devle*tinin kurucusu.

    AKTAY: (Tür.) Er. - Beyaz tay. Türkler'de çok kullanýlan bir isimdi.

    AKTAÇ: (Tür.) Er. - Beyaz taç.

    AKTAN: (Tür.) - Aydýnlýk, mehtaplý gece.

    AKTAR: (Tür.) Er. - Parlak, aydýnlýk sabah.

    AKTAÞ: (Tür.) Er. - Mermer.

    AKTEKÝN: (Tür.) Er. - Parlak, gör*kemli, temiz huylu yiðit.

    AKTEMÜR: (Tür.) Er. - Akdemir.

    ARTÝMUR: (Tür.) Er. - (bkz. Aktemur).

    AKTOLGA: (Tür.) Er. - (bkz. Tol*ga).

    AKTUÐ: (Tür.) Er. - (bkz. Aytuð).

    AKYIL: (Tür.) Er. -Temiz, güzel se*ne. - Erkek ve kadýn adý olarak da kullanýlýr.

    AKYILDIZ: (Tür.) - Akþama doðru doðan parlak yýldýz. Çoban yýldýzý, sa*bah yýldýzý.

    AKYÝÐÝT: (Tür.) Er.- Dürüstlüðü ve temizliðiyle tanýnmýþ yiðit.

    AKYOL: (Tür.) Er. - Dürüst, doðru ve iyi yol.

    ALAADDÝN: (Ar.) Er. -Dini yücelt*mek için din uðruna çalýþan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultaný. - Türk dil kurallarý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    ALACAN: (Tür.) Er. - (bkz. Akan).

    ALAGÜN: (Tür.) Ka. - Yazýn güneþ buluta girdiði zamanki gölgeli hava.

    ALAMET: (Ar.) Ka. 1. Ýþaret, iz, ni*þan. 2. Remiz, sembol. 3. Belirti, emare. 4. Çok iri, þaþýlacak büyüklük*te (mec.).

    ALANALP: (Tür.) Er. - Ülke alan, fetheden, fatih.

    ALANAY: (Tür.) Er. - (bkz. Alanalp).

    ALANER: (Tür.) Er. - (bkz. Alanalp).

    ALANGOYA: (Moð.) Ka. 1. Altýn geyik. 2. Ünlü Moðol destanýnýn kut*sal sayýlan kadýn kahramaný.

    ALANGU: (Tür.) Er. -Altýn geyik.

    ALANUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Nur).

    ALAPINAR: (Tür.) Ka. - (bkz. Pý*nar).

    ALATAN: (Tür.) Er. - Güneþ doðma*dan önce ufukta beliren karýþýk renk*ler.

    ALATAY: (Tür.) Er. - Derisinde be*nekler olan tay.

    ALCAN: (Tür.) Ka. - Can alýcý güzel. Can alan, cesur, yürekli.

    ALEMDAR: (a.f.i.) Er. 1.Bayrak ve*ya sancak tutan, taþýyan, bayraktar, sancaktar. 2. Ýþe önderlik eden. Alem*dar Mustafa Paþa: Osmanlý veziri.

    ALEV: (Tür.) Ka. 1. Ateþten ve yaný*cý cisimlerden çýkan parlak, çeþitli þe*killere giren gazlardan meydana gelen þeffaf dil, yalým. 2. Aþk ateþi, sevda. 3. Alýmlý, cazibeli kadýn.

    ALEVÝ: (Ar.) Er. - Hz. Ali soyundan, Hz. Ali'ye hususi ilgi gösteren, ona taraftar olan. Þii mezhebinin kollarýn*dan biri.

    ALGAN: (Tür.) Er. - Alan, fetheden, fatih.

    ALGIN: (Tür.) Er. 1. Güçlü, iyi, gü*zel, sýcakkanlý, sevimli. 2. Sevdalý, aþýk, vurgun. 3. Hýzlý akan su. 4. Renksiz, cýlýz, zayýf.

    ALGUHAN: (Tür.) Er. - Çaðatay hanlýðý hükümdarý. (1266). Orta Asyayý ele geçirip Harezmden Afganis*tan'a kadar sýnýrlarýný geniþletti. Cengiz'in yasalarýný þiddetle uyguladý.

    ALGUN: (Fars.) Ka. 1. Aklý alýnmýþ. 2. Al renginde, koyu ve parlak pem*be. 3. Tümsek, tepe.

    ALGUNE: (Fars.) Ka. 1. Serap. 2. Allýk.

    ALGÜL: (Tür.) Ka. - Kýrmýzý gül.

    ALÝ: (Ar.) Er. 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Hz. Ali: Ebu Talib'in oðlu. Pey*gamberimizin amcazadesi ve kýzý Fat*ma (r.anha)'nýn kocasý. Dördüncü ha*life.

    ALÝCAN: (a.f.i) Er. - Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmiþtir. - (bkz. Ali ve Can).

    ALÝCENGÝZ: (a.t.i.) Er. - Akla gel*mez, þeytanca, beklenmedik ve umul*madýk tarzda anlamlan ile "Alicengiz oyunu" deyiminde geçer.

    ALÝGÜHER: (a.f.i.) Er. - Yaratýlýþý ve mayasý yüce ve deðerli olan.

    ALÝ HAN: (a.t.i.) Er. - Yüce han.

    ALÝKADR: (Ar.) Er. 1. Yüksek kýymette olan, çok kýymetli, çok takdir edilen, çok saygýdeðer. 2. Meþhur bir çeþit lale.

    ALÝM: (Ar.) Er. 1. Çok okumuþ, bilgin.,2. Çok bilen. 3. Sonsuz. Ýlim sa*hibi. Allah'ýn sýfatlarýndandýr. Kur'an'da Cenab-ý Hakk'ýn ismi olarak 13 yerde geçer. "Abd" takýsý alarak da kullanýlýr.

    ALÝME: (Ar.) Ka. - (bkz. Alim).

    ALINAK: (Tür.) Er. - Doðru, güve*nilir.

    ALÝÞAH : (a.f.i.) Er. - Hükümdarla*rýn en yücesi. Aliþah Taceddin. (?-1324). Ýlhanlý veziri.

    ALIÞAN: (a.f.i.) Er. - Þan ve þerefi yüce ve yüksek olan çok deðerli.

    ALÝYAR : (a.f.i.) Er. 1. Yar, dost, sevgili. 2. Alinin dostu, sevgili adý. 3. Yüce dost. - Birleþik isim

    ALÝYE: (Ar.) Er. - Yüce, yüksek, bir þeyin en yukarýsý, tepesi. - (bkz. Ali).

    ALKAN: (Tür.) Er. - Kýrmýzý kan. Alkan bey: Türk denizci. Selçuklula*rýn egemenliðindeki Ýznik'te Ebu'l-Kasým'ýn donanma komutaný.

    ALKIM: (Tür.) Er. - Gökkuþaðý. Al*kým (Uluð Bahadýr) Türk Arkeolog.

    ALKIN: (Tür.) Er. 1. Sevdalý, aþýk, vurgun. 2. El çýrpma, övme.

    ALKUR: (Tür.) Er. - Hep, bütün, herkes.

    ALLAHVERDÝ: (a.t.i.) Er. - Ýran'da yaþayan bir Türkmen kabilesinin adý.

    ALP: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde kahraman, yiðit, cesur, bahadýr, pehli*van. 2. Seyfi kola mensup, savaþçý, fütüvvct ehli. Alperen, Alpgazi. Bu isim Ýslam'dan sonra da Türkler ara*sýnda kullanýlmaya devam etti.

    ALPAGU: (Tür.) Er. 1. Tek baþýna düþmana saldýran yiðit. 2. Eski Türk*lerde bir rütbe adý. 3. Eski Türklerde bir kurt adý.

    ALPAÐAN: (Tür.) Er. - Cesur, yiðit, kahraman.

    ALPAK: (Tür.) Er. - Dürüst, kahra*man, yiðit.

    ALPARTUR: (Tür.) Er. - Kendine güveni olan yiðit.

    ALPASLAN: (Tür.) Er. - Arslan gibi cesur ve yiðit, savaþ beyi. Büyük Sel*çuklu hükümdarý. Selçuklularýn en büyük zaferi sayýlan Malazgirt zaferi onundur (l071).

    ALPAY: (Tür.) Er. - Cesur, yiðit kimse.

    ALPAYDIN: (Tür.) Er. - (bkz. Al*pay).

    ALPBÝKE : (Tür.) Er. - genç, deli*kanlý, (bkz. Alp).

    ALPÇETÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Al*pay).

    ALPDE.MÝR: (Tür.) Er. - (bkz. Al*pay).

    ALPDOÐAN: (Tür.) Er. - Doðuþtan yiðit olan.

    ALPER: (Tür.) Er. - (bkz. Alp).

    ALPEREN: (Tür.) Er. - Yiðit, baha*dýr.

    ALPERTUNGA: (Tür.) Er. - Efsane*vi Türk hükümdarý ve destan kahra*maný. M.Ö. 626 yýllarýnda yaþayýp Ýranlýlarla uzun savaþlara giren Turan (Saka) hükümdarý olduðu söylenir.

    Türk, Ýran, Arap, Hint, Eski Yunan ve Asur kaynaklarýnda kendisinden deði*þik adlarla bahsedilir.

    ALPGÝRAY: (Tür.) Er. - Yiðit hü*kümdar. Kýrým veliahtý. Bir ara Kýrým Haný da oldu.

    ALPHAN: (Tür.) Er. - Yiðit hüküm*dar.

    ALPKAN: (Tür.) Er. - Yiðit soydan gelen.

    ALPKIN: (Tür.) Er. - Keskin kýlýç.

    ALPMAN: (Tür.) Er. - Yiðit, cesur, kahraman.

    ALPNUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Alp).

    ALPSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Alpkan). Yiðit ve cesur soya mensub.

    ALPTEKÝN: (Tür.) Er. - Kahraman þehzade. Birleþik isim. Alp: Kahra*man, Tekin: Þehzade.

    ALTAN: (Tür.) Er. 1. Sabahýn güneþ doðarkenki zamaný. 2. Hakanlara ve*rilen unvan, sultan, padiþah.

    ALTAY: (Tür.) Er. 1. Asya'da Batý Sibirya ile Moðolistan'ý ayýran daðlýk bölge. 2. Altay daðlan bölgesinde ya*þayan Türklerin genel adý.

    ALTIN: (Tür.) Ka. 1. Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay iþlenebi*len, ziynet eþyasý olarak da kullanýlan maden, zer, zeheb. 2. Örfte kadýn adý olarak kullanýlýr. Zerrin (bkz. Zerrin).

    ALTINBAÞAK: (Tür.) Ka. - Deðerli kimse.

    ALTINBÝKE: (Tür.) Ka. - (bkz. Altýnbaþak).

    ALTINIÞIN: (Tür.) Ka. - Iþýðýn en güçlü aný.

    ALTINÝZ: (Tür.) Ka. - (bkz. Altýnýþýk).

    ALTINTAÇ: (Tür.) Ka. - Altýndan taç.

    ALTUÐ: (Tür.) Er. - (bkz. Tuð).

    ALTUNAY: (Tür.) Er. - Ay'ýn san renkli hali

    ALTUNÇ: (Tür.) Er. 1. Bakýr alaþý*mý. 2.Kýrmýzý bakýr. 3. Kýrmýzý, al gözlü.

    ALTUNER: (Tür.) Er. - Deðerli kim*se.

    ALTUNHAN: (Tür.) Er. - Zengin ha*kan. Türklerin, Çin'de hüküm süren Türk-Moðol hükümdarlarýna verdik*leri ad.

    ALYA: (Ar.) Er. 1. Yüksek yer, yük*seklik. 2. Gök, sema.

    AMANULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn baðýþlamasý. Allah'ýn korumasý.

    AMÝD: (Ar.) Er. 1. Çok hasta. 2. Aþk hastasý. 3. Baþlýca nokta. 4. Önder, þef, komutan. 5. Diyarbakýr'ýn eski adý. Ortaçað'da Ýslam Türk devletle*rinde kullanýlan bazý unvanlar ve me*muriyet isimleri.

    AMÝL: (Ar.) Er. 1. Fail, yapan, iþle*yen. 2. Ýslam devletlerinde zekat, ver*gi tahsildarý veya valiler ve devlet memurlan.

    AMÝNE: (Ar.) Ka. - Gönlü emin, kal*binde korku olmayan. - Peygamber'in (s.a.s) annesinin adý. (bkz. Emine).

    AMÝR: (Ar.) Er. 1. Mamur eden, þen*lendiren. 2. Ýmar olunmuþ. 3. Devlete ait. 4. Kendisine baðlý görevliler bu*lunan. Amir b. Abdullah b. Mes'ud: Tabiindcndir. Ýslam fýkýh bilgini.

    AMÝRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Amir).

    AMMAR (Ar.) Er. 1. Memur eden. 2. Bayýndýrlaþtýran. (bkz. Amir). - Ammar b. Yasir. Sahabeden. Ýlk müslüman olanlardandýr. Çok iþkence gör*dü. Habeþistan'a hicret etti. Annesi ilk Ýslam þehidcsi Sümeyye (r. anha)'dir.

    AMR: (Ar.) Er. - Uzun yaþamak, uzun ömürlü olmak. Amr b. Madikerib: 631'de Medine'ye gitti ve müslüman oldu. Çok yaþlýyken bile iyi sa*vaþtý.

    AMRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Amr).

    AMUZ: (Fars.) Er. - Bilen, öðrenmiþ, öðreten.

    ANBER: (Ar.) Ka. 1. Ada balýðýnýn baðýrsaklarýnda toplanan yumuþak, yapýþkan ve misk gibi kokan, kül ren*ginde madde. 2. Güzel koku. 3. Gü*zellerin saçý.

    ANDAK: (Tür.) Er. - Hemen, o anda. - Erkek ve kýz adý olarak kullanýlýr.

    ANGIN: (Tür.) Er. 1. Tanýnmýþ, ünlü, namlý. 2. Bayýndýr.

    ANI: (Tür.) - Yaþanmýþ olaylardan belleðin sakladýðý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ANIL: (Tür.) Ka. 1. Anýlmak eylemi. 2. Meþhur, ünlü. 3. Hatýrlanan.

    ANÝF: (Ar.) Er. 1. Sert, þiddetli. 2. Haþin. 3. Geçmiþte, pek yakýnda, bur*nun ucu denecek kadar yakýndan ge*çen. 4. Biraz önce, belirtilen, bahsedi*len.

    ANÝFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Anif).

    ARAF: (Ar.) Er. 1. Cennet ile cehen*nem arasýndaki yer. 2. Sert, tepe. 3. Adetler, usuller. Arafat: Mekke'nin yakýnýnda bulunup hacýlarýn arefe gü*nü durduklarý yerdir. Bu duruþ haccýn rükünlerindendir.

    ARAL: (Tür.) - Birbirine yakýn ada*lar topluluðu. Orta Asya'da bir göl.

    ARAM: (Fars.) Ka. 1. Dinlenme, sü*kun, karar. 2. Rahat, huzur, istirahat. 3. Oturma, eðlenme, ikamet etme.

    ARAMCAN: (Fars.) Ka. -1. Gönül rahatý. 2. Sevgili, sevilen güzel.

    ARAMDÝL: (Fars.) Er. 1. gönül ra*hatý. 2. Sevilen güzel. 3. Yer mekan.

    ARCA: (Ar.) Ka. -1. Temiz, namus*lu. 2. Aksak, topal.

    ARDA: (Tür.) Er. 1. Eskiden bazý ça*vuþlarýn elde tuttuklarý uzun deðnek. 2. Ýþaret için dikilen deðnek. -3. Çýk*rýkçý kalemi. 4. Sonra gelen.

    ARDALI: (Tür.) Er. - (bkz. Arsal).

    ARDAN: (Tür.) Er. - (bkz. Arsal).

    AREF: (Ar.) Er. 1. Pek maruf, çok bilinen. 2. Arif, anlayýþlý ve bilgili.

    AREFE: (Ar.) Ka. 1. Arife, dini bay*ramlardan bir evvelki gün. 2. Bir ön*ceki gün.

    AREL: (Tür.) Er. - Temiz, dürüst kimse.

    ARGU: (Tür.) Er. 1. Ýki dað arasý, uçurum. 2. Orta Asya'da Issýk gölü çevresinde Çu ve Talaþ havzalarýnda yaþamýþ Kýrgýzlarýn en büyük boyu. Argu Türkleri.

    ARGUN: (Tür.) Er. 1. Zayýf, güçsüz, düþkün, dermansýz, zebun. 2. Yanyana iki kamýþ düdüðünden veya kartal kemiðinden yapýlmýþ kaval. - Argun: Ýlhanlý hükümdarý. Abaka Han'ýn oð*lu.

    ARGÜN: (Tür.) Er. - Temiz, aydýnlýk gün.

    ARGUN ÞAH: (Tür.) Er - (bkz. Argun). Argunþah. (Nizameddin) Ana*dolu Selçuklu Sultaný Kýlýç Aslan II'nýn oðlu. Babasý ülkeyi oðullan ara*sýnda pay edince, hissesine Amasya düþmüþtü.

    ARHAN: (Tür.) Er. - Üstün nitelikli, gururlu bakan.

    ARICAN: (Tür.) Er. - Temiz, doðru kimse.

    ARIÇ: (Tür.) Er. - Barýþ, asayiþ.

    ARIER: (Tür.) Er. - Çalýþkan kimse.

    ARÝF: (Ar.) Er. 1. Meþhur, çok tanýn*mýþ, mütearif. 2. Bilgi sahibi. Bilen, bilgili, irfan sahibi. 3. Sýbyan mektebi hocasý veya kalfasý.

    ARÝFE: (Ar.) Ka. - Bilgi ve irfan sa*hibi kadýn. Uyanýk, ince ruhlu, latif.

    ARIHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Arhan).

    ARIKAL: (Tür.) Er. - Temiz, doðru, dürüst kal.

    ARIKAN: (Tür.) Er. - Temiz soy.

    ARIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Arhan)

    ARIN: (Tür.) Er. 1. Temiz, arý, saf. 2. Alýn. 3. Yüz, cephe. Daðlarýn, tepele*rin yüzü.

    ARINÇ: (Tür.) Er. 1. Temiz, saf, arý. 2. Barýþ.

    ARISAL: (Tür.) Er. - An gibi çalýþ*kan kimse.

    ARISAN: (Tür.) Er. - Temiz, doðru tanýnmýþ kimse.

    ARISOY: (Tür.) Er. - (bkz. Arýsan).

    ARITAN: (Tür.) Er. - Temizleyen, arý duruma getiren.

    ARKAN: (Ar.) Er. 1. Temiz, ari kan*dan gelen. 2. Üstün galip. Arkan (Seyfý) Türk mimar (1903-1966).

    ARKIN: (Tür.) Er. - Yavaþ, aðýr, sa*kin, gelecek yýl.

    ARKUT: (Tür.) Er. - Temiz, uðurlu, kutlu.

    ARMAÐAN: (Fars.) 1. Hediye, peþ*keþ, tuhfe, bergüzer. 2. Birinin gördü*ðü iþe veya baþarýsýna karþýlýk olarak verilen þey, mükafat.3. Bir ilim ada*mýný tanýtmak veya çalýþmalarýndan ötürü mükafatlandýrmak maksadýyla adýna çýkarýlan ilmi eser. (Köprülü Armaðaný). - Erkek ve kadýn adý ola*rak kullanýlýr.

    ARMAN: (Fars.) Er. 1. Hasret, özle*me. 2. Zahmet, sýkýntý. 3. Teessüf. 4. Piþmanlýk.

    ARMÝNE: (Ýbr.) Ka. - Ýbranice isim. (bkz. Emine).

    ARRAF: (Ar.) Er. l Falcý, kahin. Müneccim. 2. Hekim. 3. Göçebe Arap aþiretlerinin örfe vakýf umumi bilgile*ri.

    ARRAFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Arraf).

    ARSAL: (Tür.) Er. - Temiz huylu, namuslu.

    ARSEBÜK: (Ý.) Er. - 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Toy. 3. Namus konusun*da titiz.

    ARSLAN: (Tür.) Er. 1. Kuvvet ve saldýrganlýðýyla tanýnan hayvan, esed, þir. 2. Cesur adam, bahadýr. 3. Bir çe*þit çiçek. Arslan Argun: Alpaslan'ýn oðlu (1097).

    ARSLANGÝRAY: (Tür.) Er. Cesur, korkusuz han. Arslan Giray: Kýrým haný (1702-1767).

    ARSLANÞAH: (Tür.) Er. - Arslan gibi cesur ve yiðit þah, kral. Cesur ko*mutan. Arslan Þah: Kirman Selçuklu hükümdarý (l 145). ,

    ARTAN: (Tür.) Er. 1. Yarar, fayda. 2. Üstünlük, meziyet, nitelik.

    ARTUÇ: (Tür.) Er. - Ucu sivri de*mirle donanmýþ mýzrak.

    ARTUK: (Tür.) Er. - Selçuklu Emiri. (XI. yy.). Selçuklularýn ünlü hakaný Alpaslan'ýn emrinde Malazgirt savaþý*na katýldý.

    ARÜSEK: (Fars.) Ka. 1. Gelin, kü*çük gelin. 2. Bebek gibi güzel kýz. 3. Ýþlemecilikte kullanýlan yeþil parlak sedef. 4. Ateþ böceði. 5. Küçük bir mancýnýk çeþidi.

    ARZIK: (Tür.) Er. - Dindar, sofu.

    ARZU: (Ar.) Ka. 1. Ýstek, bahþiþ. 2. Emel, heves, meyl. 3. Özlemek, müþ*tak olmak. "Arzum" olarak da kulla*nýlýr. Meþhur halk hikayelerinde Kamber'in sevgilisi.

    ARZUMAN: (Ar.) Ka. - (bkz. Arzu).
    AS: (Ar.) Er. 1. Mersin aðacý. 2. (Fars.) Deðirmen.

    ASAF: (Ar.) Er. 1. Vezir. 2. Erdem, ileri görüþlülük, yönetimde baþarý. Hz. Süleyman'ýn ünlü veziri. Süley*man (a.s.)'ýn en çok güvendiði kiþiydi. Neml suresinde anlatýlanlar Asaf üze*rine yorumlandý. Daha sonra padiþa*hýn vezirlerine Asaf unvaný verildi.

    ASAL: (Tür.) Er. - Baþlýca, esaslý, te*mel.

    ASALET: (Ar.) Er. - Soy temizliði, soyluluk.

    ASENA: (Tür.) Er. - Kurt.

    ASFA: (Ar.) Er. - Çok saf, en temiz, halis.

    ASGAR: (Ar.) - En küçük, daha kü*çük. - Erkek ve kadýn adý olarak kul*lanýlýr.

    ASHAB: (Ar.) Er. 1. Sahib'in çoðu*lu. 2. Hz. Muhammcd (s.a.s)'i görüp ona tabi olan kiþiler. Ýnsanlýk alemi*nin en seçkin simalarý ve örnek nesli*dirler. Haklarýnda varid olan naslarla korunmuþlar, Allah'ýn yardýmýný müþahade etmiþler ve büyük peygambe*rin öðretilerini harfiyyen yaþamýþlar*dýr. Ashab-ý Kiram: Yüce sahabeler.

    ASIF: (Ar.) Er. - Pek sert, pek þiddet*li, þiddetle esen.

    ASIFE: (Ar.) Ka. - Þiddetle esen rüz*gar. Kur'an'da Yunus 22, Ýbrahim 18 ve En'am suresi 81. ayetlerde geçer.

    ASÝL: (Ar.) Er. 1. Saðlam. 2. Ýyice kökleþmiþ, yüksek duygularla hareket eden. 3. Kendi kendine hareket eden. 4. Soyu, sopu belli. Necip.

    ASIM: (Ar.) Er. 1. Yasak, yanýna yaklaþýlamayan. 2. Günahtan, haram*dan çekinen. 3. Ýffetli, afif, ismetli, perhizkar. Asým b. Umeyr: (749). Ýs*lam komutanlarýndan. Maveraünnehir fethine katýldý ve yiðitliðiyle ün saldý.

    ASIMA: (Ar.) Ka. - (bkz. Asým).

    ASÝME: (Fars.) Er. - Akýlsýz, beyin*siz, þaþkýn, sersem. - Ýsim olarak kul*lanýlmaz.

    ASÝYE: (Ar.) Ka. 1. Sütun, direk, ko*lon. 2. Mersingiller, mersin aðacý tü*ründen aðaçlar. 3. Ýsyan eden, itaatsiz, baþkaldýran, serkeþ, bagi. 4. Allah'ýn emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5. Haydut, þaki. -Bu isim Rasulullah tarafýndan yasaklanmýþtýr. Ýçer*diði anlam Ýslami anlayýþa terstir.

    ÂSÝYE: (Ar.) Ka. - 1. Kederli üzün*tülü. Musa (a.s.)'ý daha bebekken Nil'den kurtarýp sarayda büyüten ve sonra onun peygamberliðine iman eden kadýn. Kur'an'da Fir'avun'un ka*rýsý olduðu belirtilmiþtir. Fakat ismi zikredilmemiþtir. - (bkz. Kasas: 9; Tahrim: 11). Firavun'a karþý gelerek müslüman olmuþtur. Tahrim suresin*de mü'mine bir kadýnýn en son nokta*da yapmasý gerekenlere örnek olarak gösterilen haným.

    ASKER: (Ar.) Er. 1. Ordu, ordu ör*gülüyle ilgili. Vazife yapan. 2. Ülke savunmasýnda istihdam edilmek üzere eðitilip donatýlan kimse. 3. Rütbesiz asker, er.

    ASKERÎ: (Ar.) Er. - Orduya mensup. Orduyla alakalý. Askeri (Ebu Ahmed el-Hasan b. Abdullah el): Zamanýnýn ünlü alimlerdendir (903-993). Ebu Davud esSicistani'nin talebesiydi.

    ASLI: (Ar.) Ka. 1. Asýl, tek, dip, kü*tük, temel, esas, kaide, kural, hakikat. 2. Soy, sop, nesep. 3. Bir þeyin belli baþlý kýsmý, baþlangýç, baþ yer, sýhhat. 4. Hakiki, esaslý, halis, safi. 5. Esasen, zaten, baþlýca, en ziyade, hakikaten.

    ASLIHAN: (a.t.i.) Ka. - Aslý ve Han kelimelerinden türetilmiþ birleþik bir isimdir. Kerem ile Aslý hikayesinin kadýn kahramanýdýr. Güzelliðinin ya*nýnda saçlarýnýn uzunluðu ve gürlü*ðünden bahsedilir.

    ASRÝ: (Ar.) Er. - Zamana uygun, çaðdaþ.

    ASUDE: (Fars.) Ka. 1. Rahatlamýþ, sükuna ermiþ, keder ve sýkýntýdan uzak, müsterih. 2. Sakin, sessiz.

    ASUMAN: (Fars.). - Gök, sema, fe*lek. Asuman ile Zeycan hikayesinin erkek kahramaný. Doðu Anadolu'da yaygýn olarak anlatýlýr. Erkek ve ka*dýn adý olarak kullanýlýr.

    ASUTAY: (Tür.) Er. - Hýrçýn tay.

    ASYA: (Tür.) Ka. - Dünyadaki kýtala*rýn en büyüðü.

    AÞIK: (Tür.) Er. 1. Bir baþkasýný aþk*la seven. 2. Dalgýn, unutkan. 3. Ta*savvufta Allah'a muhabbet duyan kiþi. Aþýk Çelebi (1520-1572) Osmanlý þa*ir ve yazarlardan.

    AÞÝR: (Ar.) Er. 1. Ondabir, onuncu. 2. Samimi dost ve arkadaþ. 3. Koca. 4. Aþar toplayan. 5. Kur'an-ý Kerim'den 10 ayetlik bir bölümü okuma. Aþir Efendi (Mustafa). Osmanlý Þey*hülislamý (1728-1804).'Bursa, Mekke ve Ýstanbul kadýlýklarýnda bulundu. 1758-1800'de Þeyhülislamlýk görevi*ni ifa etli.

    AÞKIN: (Tür.) 1. Geçkin, aþmýþ olan. 2. Ölçüyü kaçýran, coþkun. 3. Fazla. 4. Sonra. 5. Benzerlerinden da*ha üstün. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AÞKINAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Aþkýn).

    AÞKINER: (Tür.) Er. - (bkz. Aþkýn).

    ATA: (Tür.) Er. 1. Baba. 2. Soyun geçmiþte yaþamýþ ferdi. 3. Vermiþ, veriþ. Baðýþlama, ihsan. 4. Yesevi ta*rikatýnda mürþid. Ata b. Ebi Rabah: Fýkýh alimi (Mekke 733). Ebu Meysere b. Ebu Hüseyin el-Fikri'nin azatlý kölesiydi. Birçok hadis rivayet etmiþtir.

    ATABEK: (Tür.) Er. 1. Selçuklu devletinde þehzadelerin terbiyesiyle vazifeli þahýs. 2. Lala. Devlet idare*sinde yetki taþýyan naip.

    ATABEY: (Tür.) Er. - Devlet yönetiminde bir san. Lala.

    ATACAN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATAÇ: (Tür.) Er. - Atalardan gelen, atalarla ilgili olan.

    ATAERGÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATAKAN: (Tür.) Er. -1. Düþünmek*sizin her iþe sokulan adam. 2. Ýleri atý*lan.

    ATALAY: (Tür.) Er. - (bkz. "Ata"). Ünlü, namlý, þöhretli. Atalay Mah*mut, Türk güreþçi. Balkan, Avrupa, Dünya ve Meksika Olimpiyatlarý þampiyonu oldu (1968).

    ATAMAN: (Tür.) Er. - (bkz. "Ata"). 1. Ata kiþi, baþkan, önder. 2. Don ka*zaklarýnýn önderlerine verilen ad.

    ATANER: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATASAGUN: (Tür.) - Eski Türkler*de hekimlere verilen isim.

    ATASAN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATASEVEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATASOY: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATATUÐ: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATAULLAH: (Ar.) Er. - Birleþik isim. - Allah'ýn baðýþladýðý, hediye et*tiði, ihsaný, lütfü. Ataullah Efendi. (Arapzade). Osmanlý Þeyhülislamý (1719-1785) Þam, Mekke, Ýstanbul kadýlýklarýnda bulundu.

    ATAY: (Tür.) Er. - Bilinen, tanýnmýþ.

    ATIF: (Ar.) Er. 1. Çevirme, meylet*tirme, imale. 2. Yükletme, birinin iþi veya sözü olduðunu iddia etme, hami, isnad. 3. Yüzünü çeviren, meyleden, mail, müteveccih. 4.Merhamet sahibi, þefkatli, acýyan. 5. Beðenen. Atýf Efendi (Mehmet Kuyucaklý. (-Ýst. 1847). Osmanlý matematik bilgini. Þam ve Ýstanbul kadýlýklarýnda bulun*du.

    ATIFA: (Ar.) Ka. - (bkz. Atýf).

    ATIFET: (Ar.) Ka. 1. Birine iyi niyet ve sevgi ile yönelme, teveccüh, meyi. 2. Karþýlýk beklemeden gösterilen sevgi, ihsan.

    ATÝK: (Ar.) Er. 1. Sýrtýn üst kýsmý. 2. Berrak, saf, karýþmamýþ, kýymetli. 3. Eski, kadim, kühen, dirin. 4. Azatlý, hür. 5. Güzel genç kýz. 6. Çok hare*ketli, çevik, hýzlý hareket eden. 7. Asil. 8. Hz. Ebubekir'in lakabý. Pey*gamber (s.a.s)'in "Sen ateþten kurtul*muþ kimsesin" müjdesine kavuþmuþ olmasýndan ötürü bu lakapla anýldýðý söylenir.

    ATÝKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Atik). Atike: Kureyþ kabilesinden Zeyd b. Amr'ýn kýzýdýr. Hicretten önce Ýslamiyeti kabul etmiþtir. Medine'ye hicret edenler arasýndadýr. Hz. Ebubekir'in oðlu ile evlenmiþtir. Abdullah, Taif te þehid olunca Hz. Ömer'le O þehid edi*lince Zübeyr b. el-Avvam ile, o da þe*hid edilince Hz. Hüseyin ile evlendi. Ve Hz. Hüseyin de þehid olunca þehid zevcesi olarak anýldý.

    ATIL: (Tür.) Er. - Giriþken ol, ilerle*mek için çaba göster.

    ATILAY: (Tür.) Er. 1. Ünlü, namlý, þöhretli. 2. Atilla'dan sonra tahta geçen ünlü hükümdar.

    ATILGAN: (Tür.) Er. 1. Karþýsýna çýkabilecek engellerden ve tehlikeler*den korkmadan her zaman ileriye atý*lan. 2. Karþý çýkan, çekinmesi olma*yan, cüretkar. 3. Hevesli.

    ATÝLLA: (Tür.) Er. 1. Büyük, ünlü. 2. Babacýk. 3. Savaþçý, fatih. 4. Hun Türklerinin büyük imparatoru (400-453).

    ATÝYE: (Ar.) Ka. 1. Baðýþ, bahþiþ, ihsan. Hediye. 2. Gelecek, istikbal.

    ATKIN: (Tür.) Er. - Atýlmýþ. Kumaþ dokumada kullanýlan tabir.

    ATLAN: (Tür.) Er. - Ata bin.

    ATLAS: (Tür.) Er. 1. Üstü ipek, altý pamuk kumaþ, diba. 2. Düz, havasýz, tüysüz. 3. Büyük harita. 4. Atlas ok*yanusu. 5. Kuzey Afrika'da Fas, Ce*zayir'i geçerek Tunus Körfezi'ne ka*dar uzanan sýradaðlara verilen ad.

    ATLIHAN: (Tür.) Er. - Ata binmiþ süvari. - Birleþik isim. Atlýhan: Alýn*ca Hanýn oðlu. Tatar'ýn kutsal göbek soyundan sekizinci kuþak.

    ATSAN: (Ar.) Ka. - Susuz, susamýþ, teþne.

    ATTAB: (Ar.). - Yumuþak huylu. Sertlik yanlýsý olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valili*ði yapmýþtýr. Rasulullah tarafýndan atanmýþtýr.

    ATTAR: (Ar.) Er. 1. Güzel kokulu bitki özleri, yaðlan vb. satan, güzel koku ticareti yapan kimse. 2. Ýlaç maddeleri vb. þeyler satan adam. 3. Mahalle aralarýnda bazý baharatlar ile iðne, iplik vb. satan dükkan sahibi. Attar: Meþhur Ýranlý þair.

    ATUF: (Ar.) Er. - Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah'a karþý sevgi du*yan.

    ATUFET: (Ar.) Ka. - Þefkat, merha*met.

    ATYEB: (Ar.) Ka. - Çok güzel, pek güzel.

    AVCI: (Tür.) Er. l. Avlanan, av spo*ru yapan kiþi. 2. Bir þeyi elde etmeye uðraþan. 3. Osmanlý sarayýnda þikariler diye adlandýnlan askeri grup.

    AVFÝ: (Ar.) Er. Arap düþünür (Bas*ra- ? ) Ýhvanu's-Safa denilen Ýslam felsefe akýmýnýn kurucularýndan biri.

    AVNÝ: (Ar.) Er. 1. Yardýmla ilgili, yardýma ait. 2. Fatih Sultan Mehmed'in þiirde kullandýðý mahlas.

    AVNÝYE: (Ar.) Ka. 1. Yeniçeriler ta*rafýndan ve daha sonra Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanlarýnda giyilen bir çeþit yaðmurluk. 2. Yardým etmiþ. Yardýmla ilgili.

    AVNULLAH: (Ar.) Er. Allah'ýn yar*dýmý. - Birleþik isim.

    AVÞAR: (Tür.) Ka. - Oðuzlarýn önemli bir kolu. Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulmasý ve yakýndoðunun Türkleþmesinde büyük rol oyna*mýþlardýr.

    AVVAD: (Ar.) Er. - Ud çalan, udçu. Avvad (Tevfik Yusuf): Lübnanlý yazar, gazeteci. Diplomat.

    AY: (Tür.) Er. 1. Yýlýn on iki bölü*münden biri. 2. Dört hafta, 29-30, 31 günden oluþan zaman dilimi. 3. Kut*sal kitapta adý geçen kent. Kudüs'ün kuzeyi. 4. Dünyanýn uydusu. Ay: Mý*sýr kralý. Amarnada memurdu. Genç kral Tutank Hamon'un danýþmaný oldu. Daha sonra o ölünce dul karýsýyla evlenip tahta çýktý (Ý.Ö. 1320).

    AYABA: (Tür.) Er. - Muhammed Tapar'ýn oðlu. Büyük Selçuklu Sultaný Sancar'ý Oðuzlarýn elinden tutsaklýk*tan kurtarýp tahtýna oturttu. Selçuklu*larý istila etmek isteyen Harizm Þah*lan uzun süre engelledi.

    AYALP: (Tür.) Er. - Ay kadar parlak ve güzel, yiðit.

    AYANA: (Tür.) Er.-Saygý.

    AYANFER: (Ar.) Ka. - Gözün ýþýðý, nuru.

    AYANOÐLU: (Ar.) Er. - Ayan: Açýk, belirli. Ayan'ýn oðlu.

    AYAS: (Ar.) 1. Dolunay, mehtap. 2. Ýskenderun Körfczi'nin batý kýyýsýnda Ceyhan nehrinin aðzýnýn vücuda ge*tirdiði Yumurtalýk limaný veya Ayaþ koyunun kuzeydoðu kenarýnda, Ada*na ilinin Yumurtalýk ilçesinin idare merkezidir. Ayaþ Paþa: Osmanlý sad*razamlarýndan birinin adý.- Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYASUN: (Tür.) Ka. - (bkz. Aysun).

    AYAYDIN: (Tür.) Er. - Ay ýþýðý, ay*dýnlýðý.

    AYAZ: (Tür.) Er. - Soðuk ve Durgun hava. Dondurucu soðuk. Ayaz: Selçuklu emin (Öl. 1105).

    AYBAR: (Tür.) Er. 1. Gösteriþli, hey*betli, görkemli. 2. Korku veren.

    AYBEG: (Tür.) Er. -Ay gibi temiz ve aydýn yönetici, ileri gelen, bey. Abeg Kutbeddin (Öl. 1210): Delhi Memlükler Devleti'nin kurucusu. Ýslam'ýn Ortaasya'da yayýlmasýnda bü*yük baþarýlar gösteren, Gazne sultaný Muiziddin'le birlikte savaþýp onun ölümüyle Delhi sultanlýðýna gelen ün*lü komutan.

    AYBEK: (Fars.) - Put, sanem. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    AYBEN: (Tür.) Ka. - Ay benizli.

    AYBER: (Tür.) - Ay meyvasý. - Er*kek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYBERK: (Tür.) Er. 1. Saðlam ay, saðlam kiþilik. 2. Þimþek, ay'ýn þim*þek gibi parlaklýðý. 3. Yaprak, ay yap*raðý.

    AYBÝGE: (Tür.) - Büyük ay, dolu*nay. - Erkek ve kadýn adý olarak kul*lanýlýr.

    AYBÝKE: (Tür.) Ka. - (bkz. Ayben).

    AYBÝKEN: (Tür.) Ka. - Eski Türk hükümdarlarýndan birinin hanýmýnýn ismi.

    AYCA: (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel, ýþýklý, parlak.

    AYÇAN: (Tür.) Ka. - Ay gibi parlak güzel ve sevimli.

    AYCÝHAN: (a.f.i.) - Cihaný aydýnla*tan ýþýk. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYÇA: (Tür.) Ka. 1. Ayýn yeni doð*duðu günlerdeki þekli, yeni ay, hilal. 2. Cami kubbelerine ve minare külah*larýna konulan hilal þeklindeki süs. 3. Ay kadar güzel, aydýnlýk.

    AYÇETÝN: (Tür.) Er. - Zor, güç ay.

    AYÇIL: (Tür.) Ka. 1. Iþýk saçan, sü*rekli parlaklýk veren ay. 2. Ay gibi.

    AYDAN: (Tür.) Ka. - Ay'a dahil olan. Ay gibi.

    AYDANUR: (Tür.) Ka. - Ay'ýn ýþýðý, aydan yayýlan ýþýk.

    AYDEMÝR: (Tür.) Er. - Marangozla*rýn kullandýðý kavisli bir keser çeþidi.

    AYDERUSÝ: (Ar.) Er. - Güney Ara*bistan'ýn eski ve tanýnmýþ bir derviþ ailesinden olup (1722-1778) yýllarý arasýnda yaþamýþ, Hindistan, Mýsýr, Taif, Suriye ve Ýstanbul'a ziyaretler yapmýþtýr.

    AYDÝLEK: (Tür.) Ka. - Ay ve dilek isimlerinden oluþmuþ birleþik isim. -Ay'a ait arzu, istek.

    AYDIN: (Tür.) 1. Aylý gece, mukmin. 2. Aydýnlýk, ýþýklý, parlak, ruþen, ziyadar, münevver. 3. Açýk, belli, or*tada, vazýh, aþikar, bahir. 4. Kutlu, uðurlu, mübarek, mesut. 5. Okumuþ, kültürlü ileri fikirli, münevver. Kýlýçarslanýn hanýmýnýn ismidir. Erkek ve kadýn ismi olarak kullanýlýr.

    AYDINALP: (Tür.) Er. - Münevver, bilgili, yiðit, kahraman kiþi. Konya Selçuklulan'ndan ünlü bir komutan.

    AYDINAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Ay*dýn).

    AYDÝNÇ: (Tür.) Er. - Cesur, aydýn.

    AYDINER: (Tür.) Er. - (bkz. Aydýn).

    AYDINTAN: (Tür.) Er. - Þafak vak*ti.

    AYDINTUÐ: (Tür.) Er. - (bkz. Ay*dýn).

    AYDOÐDU: (Tür.) Ka. - Doðmakta olan ay. Ay doðdu Bey. Ertuðrul Gazi'nin oðlu veya torunu (1302).

    AYDOLUN: (Tür.) Er. - Dolunay, mehtap.

    AYETULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ýn ayetleri. 2. Özellikle Þii mollalarýnýn kullandýðý isimlerdendir. Allah'ýn göndrermiþ olduðu yasalar ve emirler. 3. Mucizeler, hikmetler. 4. Ýz, niþan.

    AYFER: (t.f.i.) Ka. 1. Ayyüzlü, ay gibi güzel, parlak ýþýk saçan. 2. Þan, haþmet sahibi.

    AYGEN: (Tür.) Ka. 1. Dost, arkadaþ. 2. Sevgili, yar. 3. Temiz yaratýlýþtý.

    AYGUT: (Tür.) Er. - Karþýlýk, müka*fat.

    AYGUTALP: (Tür.) Er. - (bkz. Aygut). Aygutalp: (XIV. yy.) Türk ko*mutan. Osman Gazi'nin silah arkada*þý. Ýlk Türk denizcisi Ýmralý fatihi Ka*ra Ali'nin babasý. Yýldýrým Bayezid'le birlikte Timur'a esir düþen Timurtaþ Paþa'nýn dedesi.

    AYGÜL: (Tür.) Ka. - Ay'ýn gülü.

    AYGÜN: (Tür.) Ka. - Gösteriþli, ay ve güneþ kadar güzel anlamýnda.

    AYHAN: (Tür.) Er. - Ay sahibi, ay hakimi. Oðuz Kaðan Destaný'na göre, Oðuz'un altý oðlundan biri. Efsanede bahsedilen, Oðuz'un ýþýktan doðan ka*rýsýndan olan 3 oðlundan biri. Ay*han'ýn 4 oðlu 24 Oðuz boyunun 4'ünü oluþturur. Bunlar Bozoklu soyudur.

    AYHATUN: (Tür.) Ka. - Ay yüzlü kadýn. Ay ve hatun kelimelerinden birleþik isim.

    AYÝLKÝN: (Tür.) Ka. - Ýlk çocuklara takýlan isim.

    AYKAÇ: (Tür.) Er. 1. Söyleyen, ko*nuþan. 2. Akýl veren. 3. Ozan, þair.

    AYKAN: (Tür.) Er. - Soylu, asil, te*miz kiþi.

    AYKE: (Ar.) Ka. - Sýk koruluk.

    AYKUT: (Tür.) Er. 1. Kutlu, uðurlu ay. 2. Karþýlýk, mükafat.

    AYKUTALP: (Tür.) Er. - Mükafat veren kahraman, iyi karþýlýk veren ba*hadýr.

    AYLA: (Tür.) Ka. - Ay'ýn ve güneþin etrafýnda bazý zamanlarda görülen halka, ayla. Beyaz ýþýk. (bkz. Hale).

    AYLÝN: (Tür.) Ka. - Ay'a ait.

    AYMAN: (Tür.) Er. - Ay gibi güzel, ýþýklý kimse.

    AYMETE: (Tür.) Er. - (bkz. Mete).

    AYMUTLU: (Tür.) Er. - (bkz Mut*lu).

    AYNAMELEK: (t.a.i.) Ka. - Melek gibi, melek görünüþlü kadýn.

    AYNDÝLGE: (a.t..i.) - Pýnar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasýnda, Suriye sýnýrýna çok yakýn bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayýsýyla önemli yerleþim bölgesi olmuþtur. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYNÝ: (Ar.) Er. 1. Ayn'a ait. 2. Pýnar, kaynak, göz. 3. Karþýlýðý mal olarak ödenmiþ. el-Ayni, (1360-1451) yýllan arasýnda yaþamýþ Ýslâm âlimi.

    AYNIHAYAT: (Ar.) Ka. – Hayatýn gözü, hayat pýnarý.

    AYNÞEMS: (Ar.) 1. Güneþ kaynaðý. 2. Mýsýr'da bir kasaba. 3. Bir cins de*ðerli taþ. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYNUR: (t.a.i.) Ka. - Ay ýþýðý.

    AYNÜDDEVLE: (Ar.) Er. - 1. Dev*letin gözü. 2. Devletin kaynaðý. Aynüddevle (Öl. 1152). Daniþmendli hükümdar. Melikþah'ýn oðlu.

    AYPARE: (f.t.b.i.) Ka. - Ay parçasý.

    AYPERÝ: (t.f.i.) Ka. - Ay yüzlü güzel, dilber.

    AYRAL: (Tür.) - Benzerlerinden farklý olan, kendine özgü, deðiþik. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYSAL: (Tür.) - Ay gibi, ay'a ben*zeyen. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYSAN: (Tür.) - Ay gibi, ay yüzlü. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYSEL: (Tür.) Ka. 1. Bol ýþýk saçan, ay. 2. Ay'ýn en parlak zamanýnda do*ðan.

    AYSEMA: (t.a..i.) Ka. - Ay gözlü.

    AYSEN: (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel. Parlak ve nurlu.

    AYSEV: (Tür.) - Ay gibi sevgili. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYSEVEN: (Tür.) Ka. - (bkz. Aysev).

    AYSU: (Tür.) Ka. - Su gibi berrak ay.

    AYSUDA: (Tür.) Ka. - Suya yansý*yan ay.

    AYSUN: (Tür.) Ka. - Ay gibi ýþýltýlý ve güzelsin anlamýnda.

    AYSUNA: (Tür.) Ka. - (bkz. Aysu).

    AYSUNAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Aysu).

    AYSUNGUR: (Tür.) Er. - (bkz. Sun*gur).

    AYÞAN: (Tür.) - Ay gibi þanlý, gör*kemli, parlak. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AYÞE: (Ar.) Ka. - Yaþayan. Rahat yaþayan. (Geniþ bilgi için bkz. Aiþe).

    AYÞEN: (Tür.) Ka. - Neþeli ay, gülen ay.

    AYÞENUR: (Ar.) Ka. - Nurlu, ýþýltýlý hayat.

    AYÞIL: (Tür.) Ka. - Ay gibi ýþýl ýþýl. - Ay ve þýl kelimelerinden birleþik isim.

    AYÞÝN: (Tür.) Ka. - (bkz. Ayþýl).

    AYÞÝRÝN: (Tür.) Ka. - Sevimli ay, ay gibi sevimli. Þirin.

    AYÞULE: (t.a.i.) Ka. 1. Ay kývýlcýmý. 2. Ay ýþýðý.

    AYTAÇ: (Tür.) Er. - Baþa takýlan ay þeklinde taç.

    AYTEK: (Tür.) Er. - Ay gibi (Eski Türkçede tek/teg olarak kullanýlmýþ*týr).

    AYTEKÝN: (Tür.) Er. - Ay þehzade*si, ay prensi.

    AYTEN: (Tür.) Ka. 1. Ay yüzlü. 2. Teni beyaz ve parlak olan. 3. Güzel vücutlu.

    AYTÝGÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Tigin).

    AYTOLUN: (Tür.) Er. 1. Dolunay. 2. Ay'ýn ondördü gibi güzel.

    AYTUÐ: (Tür.) Er. 1. Mýzraðýn ucu*na yapýlmýþ ayýn üstüne yapýlan tüy. 2. Tuð, tüy, fars gibi.

    AYTUNA: (Tür.) - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr, (bkz. Tuna).

    AYTUNCA: (Tür.) - (bkz. Tunca).

    AYTÜL: (Tür.) Ka. - Ay ve tül keli*melerinden oluþan birleþik isimler*den. - Son zamanlarda yapýlmýþ, uy*durma bir isimdir.

    AYTÜN: (Tür.) Er. - Ay ve gece.

    AYVAZ: (Ar.) Er. 1. Arapça ivaz ke*limesinin bozulmuþ þekli. 2. Eskiden kibar konaklarda yemek servisi yapan ve sokak iþlerinde kullanýlan Vanlý Ermenilere verilen ad. Ermeni uþak. 3. Karagöz perdesinin belli baþlý tip*lerinden biri. 4. Köroðlu destanýnda bir kahraman.

    AYYÜKSEL: (Tür.) Ka. - Yükselen ay.

    AYZER: (l.a.i.) 1. Altýn renginde ay. 2. Ay'ýn altýn rengini aldýðý an. - Er*kek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AZAD: (Fars.) Er. l. Hür, serbest. 2. Kimseye baðýmlý olmayan. 3. Kurtul*muþ. 4. Müberra. 5. Zarif, nazik. -Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    AZADE: (Fars.) Ka. - (bkz. Azad).

    AZAM: (Ar.) Er. - En büyük, daha büyük, ulu. Ýmam-ý Azam Ebu Hanife: Hanefi mezhebinin kurucusu. Bü*yük alim ve müctehid.

    AZAMEDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin ulu*luðu, emaneti. - Türk dil kuralý açýsýn*dan "d/t" olarak kullanýlýr.

    AZAMET: (Ar.) Er. - Büyüklük, ulu*luk.

    AZER: (Fars.- Ýbr.) Er. - Ateþ. Ýbra*him (a.s.)'in babasý olduðu söylenir.

    AZÝM: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu, ce*sim, iri, muhteþem. 2. Kuvvetli, þid*detli, derecesi yüksek. 3. Ehemmiyet*li, mühim, müthiþ.

    AZÝME: (Ar.) Ka. 1. Kesin kararlýlýk, niyet, sebat. 2. Cin, yýlan ve benzeri þeylerin þerrinden kurtulmak için okunan dua. 3. Büyük iþ, büyük gü*nah, büyük bela.

    AZÝMET: (Ar.) Ka. 1. Kuvvetli bir iradeye dayanan karar, yemin anlamý*na gelmektedir. 2. Herhangi bir ko*laylýða baþvurmaksýzýn bütün güçlüklerin irade gücüyle yenilerek yapýlma*sý gerekli olan dini vecibeler.

    AZÝZ: (Ar.) Er. 1. Muhterem, sayýn. 2. Sevgili. 3. Veli, evliya, ermiþ. 4. Az bulunur. 5. Allah'ýn izzetli kýldýðý, mü'min. - Aziz (Ýmadettin Abulfeth Osman el-Aziz): Selahaddin Eyyubi-'nin II. oðlu. Kardeþi el-Efdal, Melik iken kendisi Þam'ý terkederek Mýsýr Eyyubileri hükümdarlýðýný ilan etti. Fakat daha sonra kardeþiyle barýþtý.

    AZÝZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Aziz).

    AZÝZÝ: (Ar.) Er. - Aziz'e ait. - XVI. yy.'da yaþamýþ Türk þairi. "Yedikuleli Azizi' lakabýyla tanýnýr. Asýl adý Mus*tafa'dýr.

    AZMÝ: (Ar.) 1. Kasýt, niyetlilik ka*rar. 2. Kemikli. 3. Güçlü, kuvvetli. Azmi Pir Mehmet (-1583): Þehzade Mehmed'in ve III. Mehmed'in hocalý*ðýný yapmýþtýr.

    AZMÝDÝL: (a.f.i.) Ka. - Gönül yüceliði.

    AZMÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Azmi).

    AZMUN: (Fars.) Er. - Deneme, sýna*ma, tecrübe.

    AZRA: (Ar.) Ka. 1. Bakire, kýzoðlan kýz. 2. Ayak deðmemiþ kum. 3. Delinmemiþ inci. 4. Hz. Meryem'e verilen adlardan. 5. Medine þehrinin adlarýn*dan biri. 6. Masal kahramaný "Vamýk"'ýn sevgilisi.

    AZRAF: (Ar.) Er. 1. Zarif. 2. Pek in*ce, pek nazik. 3. Çok zeki.

    AZREF: (Ar.) 1. Çok zarif, en zarif. 2. Çok zeki. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    AZZAM: (Ar.) Er. - En büyük, en ulu. Abdullah Azzam: Afganistan Ýslâmî hareketinin siyasi liderlerinden. Bir suikast sonucu þehit olmuþtur.

    AZZE: (Ar.) Ka. 1. Diþi ceylan yav*rusu. 2. Yüce, þerefli.

  2. #2
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    B

    BABA: (Tür.) Er. 1. Kendi dölünden çocuðu olan erkek. 2. Birinci dereceden erkek akraba. 3. Koruyucu, velinimet. 4. Saygý ifadesi olarak yaþlýlara verilen unvan. 5. Ecdad, Ata. 6. Tekke büyüðü. 7. Zencilerde görülen saraya benzer bir hastalýk. - Baba Oruç. Oruç Reis. Türk denizcisi Barbaros Hayrettin Paþa'nýn lakabý.

    BABÜR: (Tür.) Er. 1. Böbürlenme. 2. Hükümdar. - Babürþah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan'daki Türk-Hint Ýmparatorluðu'nu kuran kiþi.

    BADE: (Fars.) Ka. - Þarap, içki. Ýsim olarak kullanýlmaz.

    BADEM: (Fars.) Ka. 1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetiþen aðaç. 2. Bu aðacýn yaþ ve kuru yenen meyvesi.

    BADÝ: (Fars.) Er. 1. Rüzgara veya havaya ait. 2. Geçici. Badi Ahmed (1839-1908). Türk yazar ve þair.

    BADÝYE: (Ar.) Ka. - Çöl, kýr.

    BAÐATUR: (Tür.) Er. - Cesur yiðit.

    BAÐDAGÜL: (Tür.) Ka. - Deðeri ölçülemeyen gül.

    BAÐDAÞ: (Tür.) Er. - Yakýn arkadaþ, dost.

    BAÐDAT: (Ar.) Ka. - Ýrak'ýn baþken*ti olan tarihsel kent. Baðdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban'ýn güzelliðiyle ünlü kýzý. Ýlhanlýlar devletinin son hükümdarý Ebu Said Bahadýr Han ile evlenmiþtir. Bahadýr Han'ýn ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafýndan öldürüldü.

    BAÐIÞ: (Tür.) 1. Baðýþlanan þey, ihsan. 2. Sýçrayýþ, atlama. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BAÐIÞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baðýþ).

    BAÐIÞHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baðýþ).

    BAÐLAM: (Tür.) 1. Cinsleri ayrý ya da birbirlerine yakýn olan þeylerin bir arada baðlanmýþý, demet, deste. 2. Bir koþuttaki dörtlüklerin herbiri. 3. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar iliþkiler örgüsü ya da baðlantýsý. 4. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü. -Erkek veya kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BAHA: (Ar.) Er. 1. Güzellik, zariflik. 2. Parýltý. 3. Alýþma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.

    BAHADDÝN: (Ar.) Er. - Dinin güzelligi. Dinin deðerlisi. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    BAHADIR: (Fars.) Er. - Cesur, yiðit, baðatur. Timur soyundan Hindistan'da hükümdarlýk yapmýþ Türk lider.

    BAHADIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bahadýr).

    BAHAEDDÝN: (Ar.) Er. - (bkz. Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlý dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadýlýk yaptý.

    BAHAMRA: (Ar.) - Irak'ta bir yer. -

    Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BAHAR: (Fars.) Ka. 1. Kýþla yaz arasýndaki mevsim. 22 Mart'la Haziran arasý, ilkyaz. 2. Güzellik, güzel. 3. Sýðýr gözü, papatya, sýðýr papatyasý, sarý papatya. 4. Put, çelipa, sanem. 5. Atýlmýþ pamuk. 6. Ölçek. 7. Karanfil, tarçýn, karabiber gibi kokulu þey.

    BAHAULLAH: (Ar.)Er. - Allah katýnda deðer ve kýymet sahibi.

    BAHÝR: (Ar.) Er. 1. Deniz, derya. 2. Yalancý, ahmak, alýk. 3. Ekin sulayýcý, sulayan. 4. Belli, besbelli, açýk, apaçýk. 5. Iþýklý, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) Ýst. 1688-1746). Osmanlý dönemi kadýlarýndan. Þair, bestekar.

    BAHÝRA: (Ar.) Ka. 1. Kulaðý yarýk diþi deve veya koyun. Hayvan yavru doðurduðunda veya 5 yavru diþi olduðu zaman hayvanýn kulaðý kesilerek belirtilirdi. - Kur'an-ý Kerim, bu adetleri kaldýrmýþtýr.

    BAHÝRE: (Ar.) Ka. 1. Iþýklý, parlak, güzel. 2. Dikenli aðaç. 3. Açýk, apaçýk. 4. Çok koþan cins deve. 5. Vapur.

    BAHÝSE: (Ar.) Ka. - Söz eden, bahseden.

    BAHÝT: (Ar.) Er. - Bahtý açýk þanslý.

    BAKÝYE: (Ar.) Ka. - Þehvetli kadýn. Ýsim olarak kullanýlmamasý uygundur.

    BAHRA: (Ar.) Er. - Timur devletinin güney sýnýrýný koruyan eski bir sýnýr kalesi.

    BAHRÝ: (Ar.) Er. 1. Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2. Denizci, levent. 3. Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagasý kaþýða benzer bir çeþit deniz ördeði.

    BAHRÝYE: (Ar.) Ka. 1. Donanmaya ait (bkz. Bahri). 2. Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mýsýr'ýn büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aþýrý verimli vahalardýr. 3. Gönlü geniþ, cömert vaha gibi verimli.

    BAHTEVER: (Tür.) Er. - Þah Avrangzeb'in gözde kadýnlarýndan biri.

    BAHTI: (Ar.) Er. 1. Bahtla, kaderle ilgili. 2. Kimi Divan þairlerinin ortak mahlasý.

    BAHTINUR: (Ar.) Ka. - Talihli, þanslý, yazgýsý parlak.

    BAHTÝSER: (a.f.i.) Ka. - Talihli, þanslý, iyi yazgýlý. Ýþleri baþýndan beri iyi giden.

    BAHTÝÞEN: (a.f.i.) Ka. - Talihi, kaderi, kýsmeti þen. (bkz. Ýkbal).

    BAHTÝYAR: (a.f.i.). 1. Bahtlý, talihli. 2. Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebu Mansur) (942-978). Büveyhilerin hükümdarlarýndan biri.- Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BAKANAY: (Tür.). – Gökyüzünde duran ay, açýk seçik. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BAKIR: (Fars.) Er. l. Ýnceleyen, tetkik edip açýklayan. 2. Arslan. 3. Hz. Hüseyin'in Zeyne'l-Abidin'den torununun adý.

    BAKÝ: (Ar.) Er. 1. Allah'ýn isimlerindendir. Genellikle "abd" takýsý alarak kullanýlýr, (bkz. Abdülbaki). Kalýcý, sürekli, devamlý. Varlýðýnýn sonu olmayan. Ölümsüz. 2. Artan, kalan, geriye kalan. 3. Korunmuþ. Baki: - Ünlü Türk þairlerinden olup asýl adý Abdül*baki Mahmud'dur.

    BAKÝNAZ: (Fars.) Ka. - Sürekli nazlanan, çok nazlý.

    BAKÝYE: (Ar.) Ka. - Aðlayan kadýn. Hüzünlü kadýn.

    BAKYAZI: (Tür.). - Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BALA: (Tür.) Er. 1. Çocuk yavru. 2. Yüksek, yüce, yukarý, (bkz. Ali). 3. Azat. 4. Yedek atý.

    BALABAN: (Tür.) Er. 1. Çocuk bekçisi. 2. Gürbüz canlý, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gýyasu'd-Din Uluð Hanýn IV. yy. baþlarýnda Aybek tarafýndan Ýltutmuþ'dan sonraki en büyük hükümdar.

    BALAHATUN: (Tür.) Ka. - Üstün, asil kanlý. Deðerli soy mensubu. Balahatun: Þeyh Edebali'nin kýzý ve Osman beyin karýsý.

    BALAMAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).

    BALAMÝR: (Tür.) Er. - Eski bir Türk kaðaný. (IV. yy.) Alanlarý ve Ostrogotlarý yenerek batýya sürdü.

    BALATEKÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).

    BALCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baldan).

    BALDAN: (Tür.) Ka. - Bal gibi tatlý, þirin, hoþ.

    BALDEMÝR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, þirin.

    BALER: (Tür.) Er. - Tatlý dilli, cana yakýn kimse.

    BALGIN: (Tür.) Ka. 1. Bal'a doymuþ. 2. Çok tatlý, bal gibi.

    BALHAN: (Tür.) Ka. - Hazar denizi sahilinde Anuderyanýn eski yataðýnýn denize vardýðý yerde bir dað silsilesi.

    BALIM: (Tür.). 1. Kardeþ. 2. Çok sevgili, samimi arkadaþ. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BALIN: (Tür.) Ka. - (bkz. Balým).

    BALÝ: (Ar.) Er. - Eski, koca, köhne.

    BALÝBEY: (a.t.i.) Er. - Osmanlý beylerinden. Bosna beyi olarak Kanuni'nin Belgrad Seferine katýldý. Mohaç savaþýnda (1526) düþmaný iki yandan çevirerek zaferin kazanýlmasýnda büyük payý oldu.

    BALÝSOY: (a.t.i.) Er. - Eski, köklü soydan gelen.

    BALK: (Tür.) Er. - Þimþek.

    BALKAN: (Tür.) Er. 1. Sarp ve ormanlýk sýradaðlarý. 2. Avrupa'nýn güneydoðu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya'yý içerir.

    BALKAR: (Tür.) Er. 1. Kuzey Kafkasya'da yaþayan bir Türk boyu. Kýpçaklann bir kolu. 2. Bu boya mensup kiþi.

    BALKI: (Tür). 1. Parýltý, ýþýk. 2. Güzel parlak, süslü. 3. Þimþek. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BALKIR: (Tür.) Er. - Parýltý, ýþýk, þimþek. Balkýr Rýza: (Öl. 1945). Türk Karagöz oyunu ustasý.

    BALKIZ: (Tür.) Ka. - Þirin, tatlý, hoþ. Belkýs adýnýn örfte söyleniþi.

    BALKOÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Balký).

    BALSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balým).

    BANGU: (Tür.) Er. 1. Haykýrýþ, baðýrýþ. 2. Gökgürültüsü, yanký.

    BANU: (Fars.) Ka. 1. Kadýn hatun, haným. 2. Kraliçe, prenses. 3. Gelin. 4. Þarap ve gül suyu gibi þeylerin þiþesi. 5. Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadýn kahramaný. - Banu Haným (Cevheriye Banu). Türk halk þairi. (1864-1914 Çankýrý). Kadiri tarikatý baðlýlarýndan.

    BANUGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).

    BANUHAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).

    BARAK: (Tür.) Er. - Oðuzlarýn Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaþarlar. - Barak Han: Çaðatay hükümdarý (1266-1271).

    BARAN: (Fars.) Ka. 1. Yaðmur. Mevsim-i Baran, yaðmur mevsimi.

    BARANSEL: (f.t.i.) Er. - (bkz. Baran).

    BARAY: (Tür.) Er. - Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.

    BARBAROS: (Ýtal.) Er. Kýrmýzý sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ý derya. Oruç Gazi'nin Ýtalyanlarca meþhur olan ismi. Kanuni döneminde yaþayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.

    BARÇIN: (Tür.) Ka. - Bir tür ipekli kumaþ.

    BARIK: (Tür.) Er. 1. Sivri tepeler arasýndaki uçurum, yüksek kayalýklardaki çatlaklýklar. 2. Yeþillik, çayýrlýk yer.

    BARIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barýk).

    BARIM: (Tür.) Er. - Varlýk, servet, zenginlik.

    BARIN: (Tür.) Er. 1. Bütün, hep. 2. Güç kuvvet. 3. Göðüs. 4. Moðol devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri.

    BARIÞ: (Tür.) Er. 1. Savaþsýzlýk durumu. 2. Savaþtan sonra silah býrakma, uzlaþma sulh. 3. Dirlik, düzenlik.

    BARIÞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barýþ).

    BARÝK: (Ar.) Er. 1. Parýldayan. 2. Nazik, dakik, ince. Fikr-i Barik Ýnce düþünce.

    BARÝKA: (Ar.) Ka. - Þimþek, yýldýrým parýltýsý.

    BARKAN: (Tür.). 1. Çöllerde rüzgarýn esme yönüne dikey doðrultuda oluþan ay biçimindeki küçük kumsal külle. 2. Hareketli kumul. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BARKIN: (Tür.) Er. - Yolculuk eden, yolcu gezgin.

    BARLAS: (Tür.) Er. - Kahraman, savaþçý.

    BARS: (Tür.) Er. l. Kaplana benzeyen yýrtýcý hayvan. 2. Arý oðulu. -Ýsim olarak kullanýlmaz. Barsbay: (el-Melikü'1-Eþref (Öl. 1438). Mýsýr Memluklan sultaný. Çerkez hanedanýndandýr.

    BARTU: (Tür.) Er. - En eski Türk kaðanlarýndan biri.

    BAÞAK: (Tür.) Er. - Saðlam, dayanýklý.

    BASÝR: (Ar.) Er. 1. Göz. 2. Görme. 3. Allah'ýn sýfatlarýndan, herþeyi gören ("Abd" takýsý almadan kullanýlmaz).

    BASÝRET: (Ar.) Ka. 1. Göz açýklýðý, inceden inceye etraflý derin görüþ. 2. Ön görüþ, seziþ.

    BASRÝ: (Ar.) Er. - Basralý, Basra þehrinde oturan. Hasan'ý Basri'ye izafeten kullanýlmýþtýr.

    BASRÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Basri).

    BAÞAK: (Tür.) Ka. 1. Tahýl tanelerini taþýyan kýsým, sünbüle: Buðday baþaðý. 2. Hasattan artakalan þey. 3. Okun uç kýsmýndaki sivri demir.

    BAÞAR: (Tür.) Er. - Baþarýlý ol, iþi sonuçlandýr.

    BAÞARMAN: (Tür.) Er. - Yaptýðý iþi baþarýyla sonuçlandýran.

    BAÞAY: (Tür.). - Birinci, ilkay. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BAÞBUÐ: (Tür.) Er. - Baþkumandan, hükümdar. - Eski Türklerde orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..

    BAÞEÐMEZ: (Tür.) Er. - Buyruk altýna girmeyen, kiþilikli.

    BAÞER: (Tür.) Er. - (bkz. Baþar).

    BAÞÝR: (Ar.) Er. 1. Müjdeci. 2. Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz. Beþir).

    BAÞKAYA: (Tür.) Er. – Kayalarýn baþý, güçlü, kuvvetli.

    BAÞKAYNAK: (Tür.) Er. - Ýlk kaynak. Ana kaynak.

    BAÞKUR: (Tür.) Er. - Türk çadýrlarýnýn çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafýna baðlanan ve 18 cm eni olan kuþak.

    BAÞKURT: (Tür.) Er. - Ural daðlan bölgesinde yaþayan ve Türklerin Kýpçak kolundan olan bir boy. Asýl ismi Baþkýrt'týr. Ural daðlannýn güneyinde yerleþiktirler

    BAÞKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, talihli kimse.

    BAÞOK: (Tür.) Er. - Önde olan yiðit.

    BAÞOL: (Tür.) Er. - Baþta ol, önder ol.

    BAÞÖZ: (Tür.) Er. - Önemli soydan gelen.

    BAÞSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Baþöz).

    BAÞTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Baþok).

    BAÞTUÐ: (Tür.) Er. - (bkz. Baþman).

    BATIBOY: (Tür.) Er. - Türklerin göç sonucu batýya yerleþen oymaklarý.

    BATIGÜL: (Tür.) Ka. - Batý'da açan yetiþen gül.

    BATIHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batý).

    BATI: (Tür.) - Güneþin battýðý yön ve bu yöndeki ülkeler. Erkek ve kadýn adý, birleþik isim yapýlarak kullanýlýr.

    BATIR: (Tür.) Er. - Yiðit, kahraman, bahadýr.

    BATIRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batýr).

    BATIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batýr).

    BATTAL: (Ar.) Er. 1. Cesur, kahraman. 2. Pek büyük. 3. Ýþe yaramaz, hantal. 4. Ýþsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans'a düzenledikleri sefer ve savaþlarda ün salmýþ komutaný.

    BATU: (Tür.) Er. - Üstün gelen, gücü yeten, galip.

    BATUÐ: (Tür.) Er. - (bkz. Batu).

    BATUHAN: (Tür.) Er. - Altýnordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han'ýn torunu.

    BATUR: (Tür.) Er. - Kahraman, yiðit, cesur, bahadýr.

    BATURALP: (Tür.) Er. - Yiðitler yiðidi.

    BATURAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).

    BATURHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).

    BAVER: (Fars.) Er. - Tasdik, inanma. Saðlam, pek doðru.

    BAYAR: (Tür.) Er. 1. Ulu, yüce saygýn, soylu. 2. Ekilmemiþ toprak.

    BAYAZID: (Ar.) Er. - (bkz, Bayezid).

    BAYBARS: (Tür.) Er. - Bahri Memlüklerin sultaný olup Kýpçak ülkesinde doðmuþtur. Baybars (el-Melikü'l-Zahir Rüknettin). (1223 Þam - 1277). Eyyubi hanedanýný ortadan kaldýrýp Abbasi halifeliðinin yeniden kurulmasýný saðladý.

    BAYBAÞ: (Tür.) Er. - Zengin, ileri gelen, saygýn.

    BAYBEK: (Tür.) Er. - (bkz, Baybaþ).

    BAYBORA: (Tür.) Er. - Fýrtýna.

    BAYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baybaþ).

    BAYÇA: (Tür.). - Zengin, varlýklý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BAYDAK: (Tür.) Er. - Bayrak.

    BAYDAN: (Tür.) Er. - Þýmarýk, gururlu, kendini beðenmiþ.

    BAYDAR: (Tür.) Er. - Kýrým yarýmadasýnda Sivastopol þehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.

    BAYDIR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.

    BAYDU: (Tür.) Er. - Ýlhanlý devleti hükümdarý Hulagunun torunu. 11 ay Ýlhanlý devleti hükümdarý oldu.

    BAYDUR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, cesur.

    BAYDURALP: (Tür.) Er. - (bkz. Baydur).

    BAYER: (Tür.) Er. - Zengin, varlýklý kimse.

    BAYEZÝT: (Ar.) Er. - Çeþitli zamanlarda yaþamýþ Osmanlý þehzadelerinin genel adý. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaþehir 1403). Yýldýrým, Osmanlý padiþahý. I. Murat'ýn Gülçiçck Hatun'dan olma oðlu.

    BAYGÜÇ: (Tür.) Er. - Zengin ve güçlü kimse.

    BAYKAN: (Tür.) Er. - (bkz, Baygüç).

    BAYINDIR: (Tür.) Er. - Ýmar edilmiþ, mamur.

    BAYKAL: (Tür.) Er. - Yaban kýsraðý Orta Asya Türk ülkelerinde yaþar.

    BAYKAM: (Tür.) Er. - Hekim, doktor.

    BAYKAN: (Tür.) Er. - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk þairi. Timur'un 1386'da Kars'ý Karakoyunlular'dan almasý üzerine ünlü bir destan yazdý. Anadolu-Azerbaycan sahasýnýn en eski aþýðýdýr.

    BAYKARA: (Ar.) Er. 1. Helak olma, mahvolma. 2. Böbürlene böbürlene, salýnarak yürüme. 3. Malý çok olma. Baykara: Timuroðullan þehzadesi. Timur'un torunu Þeyh Ömer'in oðludur.

    BAYKOCA: (Tür.) Er. - Varlýklý, saygýn.

    BAYKURT: - (bkz. Baykoca).

    BAYKUT: (Tür.) Er. - Kutlu talihli.

    BAYKUTAY: - (bkz. Baykut).

    BAYLAN: (s.) Ka. 1. Nazlý, þýmarýk. 2.Bayla büyüdü bir dediði iki edilmedi.

    BAYMAN: (Tür.) Er. - Varlýklý, saygýn.

    BAYRAM: (Tür.) Er. 1. Neþe ve sevinç günü. Dini bakýmdan hususi deðeri olan ve milletçe kutlamalar yapýlan gün veya günler.

    BAYRI: (Tür.) Er. - Çok eski zamanlarda var olmuþ, eskiden beri var olan.

    BAYRU: (Tür.) Er. - (bkz. Bayrý).

    BAYRUALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).

    BAYRUHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).

    BAYSAL: (Tür.) Er. - Soylu, ünlü kiþi.

    BAYSAN: (Tür.) Er. - Zengin, tanýnmýþ.

    BAYSU: (Tür.) Er. - (bkz. Baysan).

    BAYSUNGUR: (Tür.) Er. - Akkoyunlu hükümdarlarýndan. Gýyase'd-Din Baysungur. Timur'un torunu ve Þahruh Mirzanýn oðlu. Büyük bir hattattýr ve resim ve sanatýn koruyucusu olarak tanýnmýþtýr.

    BAYTAL: (Tür.) Er. 1. Kýsrak. 2. Bayýr, yokuþ.

    BAYTEKÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Baytal).

    BAYTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Tugay)-

    BAYTÜZE: (Tür.) Er. - (bkz. Tüze).

    BAYTÜZÜN: (Tür.) Er. - (bkz. Tüzün).

    BAYÜLKEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ülgen).

    BEDAHÞAN: (Fars.). - Amu-derya'nýn kaynaðý olan Perc'in yukarý mecrasýnýn sol sahilindeki daðlýk memleket. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BEDAHÞÝ: (Fars.) Ka. - (bkz. Bedahþan).

    BEDAYÝ: (Ar.) Er. - Eþi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni þeyler.

    BEDEL: (Ar.). 1. Deðer, kýymet. 2. Bir þeyin yerine verilen, yerini tutan þey, karþýlýk. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BEDÝ: (Ar.) Er. 1. Bir þeyi örneði olmadýðý halde meydana getiren. 2. Yoktan vareden. Allah'ýn 99 isminden birisidir. 3. Söz estetiði, halin muktezasýna uyan delilleri açýk þekilde belirtme ve sözü güzelleþtirme yollarýna ait bilgiler toplamý. 4. Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fýkýh alimi (Sivas-1223). El-Bahru'1-Muhit adlý bir fýkýh eseri vardýr.

    BEDÝA: (Ar.) Ka. 1. Yüksek estetik deðerde, sanat eseri. 2. Beðenilen ve takdir edilen þey. Eþi az bulunur güzellikte. 3. Ülkü, ideal.

    BEDÝD: (Fars.) Er. - Meþhur, görünür, açýk meydanda. (Hüveyda).

    BEDÝH: (Ar.) Er. - Þan ve þerefi büyük olan.

    BEDÝHE: (Ar.) Ka. 1. Düþünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2. Baþlangýç.

    BEDÝHÝ: (Ar.) Er. - Besbelli, açýk-apaçýk.

    BEDÝNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Bedi).

    BEDÝR: (Ar.) Er. - Dolunay, ondört gecelik ay.

    BEDÝRAN: (Fars.) Ka. 1. Ýþleri kötü idare eden. 2. Çapkýn kadýn.

    BEDÝRHAN: (Fars) Er. - Ýleri görüþlü, aydýn lider.

    BEDÝÜZZAMAN: (Ar.) Er. 1. Zamanýn harikasý. 2. Asrýn mükemmel insaný. - Daha çok lakab olarak kullanýlýr. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meþhur müslüman alimlerindendir. Hayatýnýn önemli bir kýsmý Ýslami düþüncelerinden ötürü hapislere girip çýkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatý'ný telif etmiþtir.

    BEDRAN: (Fars.) Ka. 1. Sert baþlý at.2. Daima. 3. Hoþ latif, yakýþýklý.

    BEDREDDÝN: (Ar.) Er. 1. Din'in nuru, ýþýðý. 2. Dinin aydýnlýðý, dinde bilgelik. Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    BEDREKE: (Fars.) Ka. - Yol gösteren, kýlavuz.

    BEDRÝ: (Ar.) Er. 1. Ýçi altýn dolu kese. Bedr-i Dilþan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Þeban: (XV. yy. il yarýsý) Türk þairlerinden. Murat II. adýna yazdýðý Murat namesi ünlüdür. 2. Ayla ilgili, ayýn ondördü gibi güzel.

    BEDRÝYE: (Ar.) Ka. 1. Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait. 2. Sühreverdiyye tarikatýnýn altý þubesinden biri.

    BEDRULCEMAL: (Ar.) Er. 1. Ay yüzlü. 2. Fatými devleti vezir ve serdarlarýndandýr. 2 defa Þam valisi olmuþtur. (1013-1094).

    BEDRUNNÝSA: (Ar.) Ka. - Dolunay yüzlü kadýn.

    BEDÜK: (Tür.) Er. - Büyük, yüce, gösteriþli, önemli.

    BEGÜM: (Fars.) Ka. - Kadýn hükümdar, prenses. Doðu Türk hükümdarlarýnýn harem ve kýzlarýna isim olarak verilirdi.

    BEHÇET: (Ar.) Er. 1. Sevinç. 2. Güzellik, güleryüzlülük. 3. Þirinlik. Bu kelime Kur'an-ý Kerim'in Neml suresi 60. ayetinde geçmektedir.

    BEHÝCE: (Ar.) Ka. - Þen, güzel, güleryüzlü kadýn. (bkz. Behiç).

    BEHÝÇ: (Ar.) Er. - Þen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur'an-ý Kerim'de adý geçen kelimelerdendir. - (bkz. Hac, ayet 5).

    BEHÝRE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadýn. Soyu-sopu temiz kadýn. 2. Þiþmanlýktan dolayý nefes darlýðý olan.

    BEHÝÞT: (Fars.) Er. 1. Cennet. 2. Uçmak.

    BEHÝYE: (Ar.) Ka. - Beha'dan güzel.

    BEHLÜL: (Ar.) Er. 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayýr sahibi, çok iyi adam. 3. Bir Ýslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reþid'in kardeþinin adý olup, delice hareketleriyle meþhur olmuþtur.

    BEHMAN: (Fars.) Er. 1. Filan filanca. 2. Fars takviminde 11. ay'a ve her ayýn 2. gününe delalet eder.

    BEHMAR: (Fars.) Er. - Çok ziyade, fazla. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BEHMENYAR: (Fars.) Er. - Ýbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). Ýbn Sina'nýn kitaplarýný þerhetmiþir.

    BEHNAN: (Ar.) Er. - Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.

    BEHNANE: (Ar.) Ka. - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadýn.

    BEHRA: (Fars.) Ka. l. Onun için ondan dolayý. 2. Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasýnda yerleþmiþlerdir.

    BEHRAM: (Fars.) Er. 1. Merih yýldýzý. 2. Her ayýn 20. gönü. 3. Acem pehlivanlarýndan birinin adý. 4. Ýran hükümdarlarýndan birkaçýnýn adý ki en meþhuru yaban eþeði avýna pek düþkün olan "Behram Gûr"dür.

    BEHRAMÞAH: (Fars.) Er. 1. (bkz. Behram). 2. Gazne sultaný. 3. Kirman Selçuklularý hükümdarý.. 4. Eyyubilerin büyük þairi.

    BEHREM: (Ar.) Ka. - Asfur çiçeði kýrmýzý gül.

    BEHZAD: (Ar.) Er. - Ressam, minyatürcü. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    BEKATA: (Tür.) Er. - Ýleri gelen, saygýn. Soylu, isim yapmýþ sülaleden.

    BEKBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).

    BEKDEMÝR: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).

    BEKDÝL: (Tür.) Er. 1. Doðru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin. Baygönüllü.

    BEKÝL: (Ar.) Er. - Yakýþýklý, süslü delikanlý, genç.

    BEKÝR: (Ar.) Er. 1. Sabahlarý erken kalkmayý alýþkanlýk edinen kimse, bakir. 2. Yeni doðmuþ. 3. Öncesi, Ýsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.

    BEKRÝYE: (Ar.) Er. 1. Her þeyin evveli, ilk çocuk. 2. Genç ve taze kýz. 3. Diþi deve yavrusu.

    BEKSAN: (Tür.) Er. 1. Tanýnmýþ, ünlü, saygýn. 2. Bey ünvaný taþýyan.

    BEKTAÞ: (Fars.) Er. 1. Akran. 2. Eþ, müsavi. - Bektaþi: Hacý Bektaþ Veli tarikatýna mensubolan kiþi, Horasan'da gelip Anadolu'ya yerleþen Hacý Bektaþ Veli tarafýndan kurulduðu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan bilinmeyen bu tarikat, sonradan batýni bir hüviyet kazanmýþtýr.

    BEKTÖRE: (Tür.) Er. - Güçlü, deðiþmez töreleri olan, törelerine baðlý.

    BEL'AM: (Ar.) Er. 1. Terbiyesiz, aç gözlü, pisboðaz, obur. 2. Hz. Musa hakkýnda Ýsrailoðullarýný kandýrarak yalan söyleyip dünya menfaatýndan ötürü gerçeðe sýrtýný dönen, bilge olmasýna raðmen küfrü tercih edip Hz. Musa'ya beddua etmesiyle tanýnmýþ olan "Bel'am b. Baura" adýnda Ýsrail kabilesinden bir zatýn adý. Ýsim olarak konulmaz.

    BELAZURÝ: (Ar.) Er. - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiþ ve þuurunu kaybederek öldüðü için kendisine bu ad verilmiþtir.

    BELEK: (Tür.) Er. 1. Hediye, armaðan. 2. Selçuklularýn Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.

    BELEN: (Tür.) 1. Dað beli, daðýn aþýlacak yeri, daðlýk yer. 2. Akdeniz bölgesinde Ýskenderun'da Suriye'nin Kuzeye ulaþan büyük yolun Amanos daðlarým aþtýðý geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadýn adý ola*rak kullanýlýr.

    BELGE: (Tür.) Er. - Bir gerçeðe tanýklýk eden þey.

    BELGÝN: (Tür.) Ka. 1. Alamet, niþan, marka. 2. Tam ve kesin olarak belirlenmiþ, sarih.

    BELHÝ: (Ur.). - Belh þehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BELÝÐ: (Ar.) Er. 1. Fasih ve düzgün konuþan. 2. Açýk, yeterli, tam.

    BELÝK: (Tür.) Ka. - Saç örgüsü.

    BELÝN: (Tür.) Ka. - Gözlerini açýp baka kalmýþ þaþkýn.

    BELKIS: (Ar.) Ka. - Müslümanlarýn seba melikesine verdikleri isim. - Güneþe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz. Süleyman'a biat ederek kendisiyle evlenmiþ ve müslüman olmuþtur. Kur'an'da ismi lafzen geçmemiþtir. Fakat Hz. Süleymanla arasýnda geçen olaylar Neml suresinde anlatýlýr. Kur'an'da bahsedilen kadýnýn o olduðu rivayet edilir.

    BENDE: (Fars). 1. Baðlanmýþ kimse, tutsak. 2. Kul, köle. 3. Yürekten baðlý. 4. Büyük aþkla seven. Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BENDER: (Fars.) Er. - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limaný.

    BENGÝ: (Tür.) Er. - Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.

    BENGÝALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).

    BENGÝSAN: (Tür.) Er. - (Bengi).

    BENGÝSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).

    BENGÝSU: (Tür.) Ka. - Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Ab-ý hayat.

    BENGÜ: (Tür.) Ka. - Ebedi, sonu olmayan.

    BENNA: (Ar.) Ka. - Yapý yapan, mimar, kalfa, dülger.

    BERA: (Ar.) Er. - 1. Fazilet. 2. Seçkin olma vasfý. 3. Olgunluk. el-Bera' b. Azib: Ashabdandýr. (Küfe-691). Bedir gazasý dýþýnda bütün savaþlara katýldý. Rey ve Kazvin'i fethetti. Kufe'de vefat etti.

    BERAT: (Ar.). 1. Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2. Osmanlýda bir kimseye verilen niþan, rütbe veya toprak imtiyazýný gösterir belge. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BERCA: (Fars.). - Yerinde tam doðru ve münasip. - Kadýn ve erkek adý olarak kullanýlabilir.

    BERCESTE: (Fars.) Ka. 1. Seçilmiþ, beðenilmiþ. 2. Güzel, hoþ, latif.

    BERCÝS: (Ar.) Ka. 1."Müþteri" denilen yýldýz, Jüpiter gezegeni. 2. Sütü çok olan deve.

    BERÇÝN: (Fars.) Ka. - Toplayýcý.

    BEREKET: (Ar.) Ka. 1. Bolluk. 2. Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.

    BEREN: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, akýllý.

    BERFÝN: (Fars.) Ka. 1. Kardan yapýlmýþ. 2. Tertemiz, kar gibi beyaz.

    BERGÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Berkin).

    BERGÜZAR: (Fars.) Ka. - Hediye, hatýra, andaç.

    BERGÜZÝN: (Fars.) Ka. - Seçkin, beðenilmiþ makbul.

    BERHUZ: (Fars.) Er. - Daðarcýk, torba.

    BERÝ: (Ar.) Er. 1. Salim, kurtulmuþ. 2. Temiz, Arýnmýþ.

    BERÝA: (Ar.) Ka. - Olgunluk ve güzelliðiyle akranlarýndan üstün olan sevgili.

    BERÝD: (Ar.) Er. 1. Haberci. 2. Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adý.

    BERÝN: (Fars.) Er. 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.

    BERÝRE: (Ar.) Ka. - Ýnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan haným.

    BERK: (Tür.) Er. 1. Saðlam, kuvvetli. 2. Katý, sert. Þiddetli. 3. Hýzlý. 4. Orman. 3. Arý, þimþek, yaprak.

    BERKA: (Ar.). - Kuzey Afrika'da eski bir þehir. - Kadýn ve erkek adý olarak kullanýlýr.

    BERKAN: (Ar.) Er. 1. Þakýma, parýldama. 2. Kývýrcýk tüylü kuzu postu kürkü.

    BERKANT: (Tür.) Er. - Güçlü, bozulmaz, yemin.

    BERKAY: (Tür.) Er. - (bkz. Berk).

    BERKE: (Tür.) Er. 1. Kama. 2. Altýnordu hükümdarý. Cengiz Han'ýn torunu ve Cuci'nin 3. oðludur.

    BERKEL: (Tür.) Er. - güçlü el.

    BERKER: (Tür.) Er. - Güçlü, saðlam kiþilikli.

    BERKÝ: (Tür.) Er. - Þimþek gibi parlak.

    BERKÝN: (Tür.) Er. - Saðlam güçlü kuvvetli.

    BERKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.

    BERKMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, saðlam, kiþilikli.

    BERKSAN: (Tür.) Er. - Güçlü tanýnan kimse.

    BERKSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Berksan).

    BERKSU: (Tür.) Er. - Soðuk ve keskin su.

    BERKÜN: (Tür.) Er. - Saðlam, güçlü tanýnmýþ.

    BERK YARUK: (Tür.) Er. - Selçuklu Sultaný. (Öl. 1104). Melikþah'ýn oðlu.

    BERMAL: (Fars.) Ka. - Dað tepesi, doruk. - (bkz. Þahika, zirve).

    BERNA: (Fars.) - Genç delikanlý, yiðit. - Kadýn ve erkek için kullanýlýr.

    BERRA: (Ar.). - Doðru sözlü, hayýr iþleyen kimse. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BERRAK: (Ar.) Ka. 1. Duru, saf, bulanýk olmayan, nurlu. 2. Þimþek, parýltý. 3. Kulaða hoþ gelen ses.

    BERRAKA: (Ar.) Ka. - Aydýnlýk görünüþlü güzel kadýn.

    BERRAN: (Fars.) Ka. - Kesen, kesici, keskin.

    BERRÝN: (Fars.) Ka. - Yüksek yüce.

    BERÞAN: (Fars.) Ka. - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabýný kabul ve tasdik eden kimse.

    BERÞE: (Tür.) Ka. - Hep, bütün, çok.

    BERTER: (Fars.) Er. - Üstün, yüksek nitelikli, deðerli.

    BERZALÝ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Kasým b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.

    BERZEN: (Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BESALET: (Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BESAMET: (Ar.) Ka. - Güleryüzlülük, þenlik.

    BESÝM: (Ar.) Er. - Güleryüzlü, güleç adam.

    BESÝME: (Ar.) Ka. - (bkz. Besim).

    BESTE: (Fars.) Ka. 1. Kapalý, baðlý, bitiþtirilmiþ baðlanmýþ. 2. Müzikte, þarkýnýn makam ve ahengi.

    BEÞUÞ: (Ar.) Ka. 1. Okþadýkça süt veren deve. 2. Araplarca çok meþhur ve meþ'um bir kadýn.

    BEÞAREDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin müjdesi. Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    BEÞARET: (Ar.) Ka. 1. Müjde, muþtu, iyi haber. 2. Güler yüzlülük, gülümseme.

    BEÞÝR: (Ar.) Er. 1. Müjde getiren müjdeci. 2. Güleryüzlü güleç adam. Kur'ani bir kavramdýr. Ýnsanlara Allah'ýn emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatý haber veren peygamberler ve Kur'an için kullanýlmýþtýr.

    BEÞÝRE: (Ar.) Ka. 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güleryüzlü, güleç haným

    BETÝK: (Tür.) Er. - Yazýlý olan þey, yazýlmýþ yapýt.

    BETÝM: (Tür.). 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açýk bir biçimde, söz ya da yazýyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir þeyin resmi ya da heykeli.

    BETÜL: (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaþmayan namuslu kadýn. 3. Ayrý kök salan fidan. 4. Hz. Meryem'in lakabý. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)'in kýzý Hz. Fatýma'nýn lakabý.

    BETÜLAY: - (bkz. Betül).

    BEYAN: (Ar.). 1. Bildirme, söyleme, açýklama. 2. Belagat ilimlerinden ikincisi. 3. Belli apaçýk. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BEYATÝ: (Ar.) Er. 1. Gece uyuma, gece iþ görme, geceyi iþiyle geçirme. 2. Türk müziðinin en eski makamlarýndan olup, hala kullanýlmakta olan bir makamdýr.

    BEYAZ: (Ar.) Ka. 1. Ak, en açýk renk. 2. Aydýnlýk. 3. Deri rengine göre bir insan ýrký. 4. Yumurta aký. -Mahalli yerlerde kadýn adý olarak kullanýlmakladýr.

    BEYAZIT: (Ar.) Er. - Ebu Yezid, Yezid'in babasý, kýsaltýlmýþtýr. - Arapça'dan Türkçeleþmiþ.

    BEYBOLAT: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü, saygýn kimse.

    BEYBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Baybars).

    BEYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beybolat).

    BEYDA: (Ar.) Ka. 1. Tehlikeli yer. 2. Sahra, çöl. 3. Mekke ile Medine arasýnda düz bir yer.

    BEYHAK: (Ar.) Er. - Horasan'ýn Niþabur eyaletinde bir bölge.

    BEYHAKÝ: (Ar.) Er. - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Þafii fakihlerindendir.

    BEYHAN: (Tür.) Ka. - Hükümdarlarýn üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kýzý.

    BEYKAL: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).

    BEYKAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).

    BEYREK: (Tür.) Er. 1. Çok nazik, efendi, bey. 2. Hüzünlü.

    BEYSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).

    BEYSUN: (Tür.) Ka. - Nazik insan.

    BEYTÝYE: (Ar.) Ka. - Eve ait, evle ilgili.

    BEYTÖRE: (Tür.) Er. - Baþ adet, adetleri yerine getiren.

    BEYZA: (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçýnmýþ. Günahla kirlenmemiþ.

    BEYZADE: (Tür.) Er. 1. Beyoðlu. 2. Soylu kimse. - Farsça'dan birleþik isim olarak Türkçeleþtirilmiþtir.

    BEYZAVÝ: (Ar.) Er. - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). Ýran'da yaþamýþ Tefsir ve Kelam alimi. Þafii mezhebindendir. Tefsirin yanýnda fýkýh usulü, kelam ve irab hakkýnda eserler vermiþtir.

    BEZEN: (Tür.) Ka. - Süs, benek, zinet.

    BEZMÝ ALEM: (Ar.) Ka. - Dünya meclisi, sohbet toplantýsý. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid'in annesi.

    BÝCAN: (Fars.) Er. 1. Cansýz, ruhsuz. 2. Canýný esirgemeyen, þehit.

    BÝDAYET: (Ar.) Ka. - Baþlama, baþlangýç.

    BÝDÝL: (Tür.) Er. - Hindistan'da yerleþmiþ Farsça yazan büyük Türk þairi.

    BÝGE: (Tür.) Ka. - Evlenmemiþ, çouðu olmamýþ.

    BÝHRUZ: (Fars.) Ka. - Ýyi gün, güzel gün anlamýnda. Bihruze Hatun: Þah Ýsmail'in zevcesi. Çaldýran'da yenilip her þeyini býrakan Þah Ýsmail'in zevcesi.

    BÝHTER: (Fars.) Ka. - Pek iyi, daha iyi.

    BÝHTERÝN: (Fars.) Ka. - En iyi, pek iyi.

    BÝKE: (Tür.). - Benzersiz, eþsiz. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BÝLAD: (Ar.) Er. - Þehirler bölge, eyalet, memleket isimlerini ifade için terkiplerde kullanýlýr.

    BÝLAL: (Ar.) Er. - Su gibi ýslatan, ýslatýþ, ýslaklýk. Bilal b. Raba: Ýslamýn ilk müezzini, Habeþ asýllý olup Ýslamý köle olarak ilk kabul edenlerden birisidir.

    BÝLAN: (Tür.) Er. - Süslü ve iþlemeli kýlýç kemeri.

    BÝLAY: (Tür.). - Ay gibi asil ol. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BÝLDAR: (Fars.) Er. 1. Bel, belleyen, yer kýran, kürek çeken. 2. Ýstihkam neferi.

    BÝLEK: (Tür.) Er. - Güç, kuvvet.

    BÝLEN: (Tür.) Er. - Bilgili, görgülü, anlayýþlý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BÝLGE: (Tür.). - Bilgili, iyi geniþ, derin, bilgi sahibi kimse. - Kadýn ve erkek adý olarak kullanýlýr.

    BÝLGEALP: - (bkz. Bilge).

    BÝLGEHAN: (Tür.) Er. - Göktürk hakaný (683-734). Babasý Kutluð Ýlteriþ Han'dýr.

    BÝLGE HATUN: (Tür.) Ka. - Kutluk Han'ýn annesi. Türk hükümdarý (VIII.yy-).

    BÝLGEKAÐAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bilge). Bilge Kaðan (683-734). Göktürk hakaný. Ýkinci Göktürk hanedanlýðýnýn kurucusu.

    BÝLGEKAN: (Tür.) Er. - Bilgin soydan gelen.

    BÝLGEN: (Tür.) Ka. - (bkz. Bilge).

    BÝLGER: (Tür.) Er. - Akýllý, bilgili, bilge, bilgin.

    BÝLGÝN: (Tür.). - Bilgili kiþi (alim, karþýlýðý olarak da kullanýlmaktadýr). -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BÝLGÝNUR: (t.f.i.) Ka. - Bilginin ýþýðý, bilginin aydýnlýðý.

    BÝLGÝSER: (t.f.i.) Ka. - (bkz. Bilginer).

    BÝLGÝYE: (Tür.) Ka. - Bilgin haným.- Yanlýþ yapýlmýþ isimlerdendir.

    BÝLGÜN: (Tür.) Ka. - (bkz. Bilgin).

    BÝLKAN: (Tür.) Er. - Bilgili.

    BÝLLUR: (Ar.) Ka. 1. Bazý cisimlerin tabi olarak aldýklarý geometrik þekil. 2. Duru, berrak, kesme cam, kristal. 3. Necef taþý. (Mec.) Temiz, pýrýl pýrýl insan.

    BÝLMEN: (Tür.) Er. - Bilen, anlayan, bilgili.

    BÝLSEN: (Tür.) Ka. - Kendini bil.

    BÝLTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Bilmen).

    BÝNALÝ: (Ar.) Er. - Ali'nin oðlu.

    BÝNALP: (Tür.) Er. - Yiðitler.

    BÝNAY: (Tür.) Ka. - Bin tane ay, çok kuvvetli ýþýk.

    BÝNHAN: (Tür.) Ka. - Hanlarýn haný.

    BÝNKAN: (Tür.) Er. - Soylu kanlar.

    BÝNNAZ: (Tür.) Ka. 1. Nazlý. 2. Cilveli. 3. Allah'a yalvaran.

    BÝNNUR : (Tür.) Ka. 1. Nurla özdeþleþmiþ. 2. Bin tane nur.

    BÝNTUÐ: (Tür.) Er. - (bkz. Binkan).

    BÝRANT: (Tür.) Er. 1. Özel, tek yemin. 2. Özelliði olan yemin.

    BÝRAT: (Tür.) Er. 1. Asil, soylu, bir aileye mensup. 2. Ýlk erkek çocuða verilen isim.

    BÝRAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi tek, eþsiz.

    BÝRCAN: (Tür.) Er. - Tek, eþsiz. Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BÝRCE: (Tür.) Ka. - Tek, eþsiz, biricik.

    BÝRCÝS: (Ar.) Ka. - Gezegen, Jüpiter, müþteri yýldýzý, bercis.

    BÝRDAL: (Tür.) Er. - Bir tane, tek dal.

    BÝRGE: (Tür.) Er. 1. Kamçý. 2. Birlikte, beraber.

    BÝRGÝ: (Tür.) Ka. - Batý Anadolu'da Ýzmir ilinin Ödemiþ ilçesinin merkezi, Bozdað eteklerinde kurulmuþtur.

    BÝRGÝT: (Tür.) Er. - Birleþik, birleþmiþ, birlik almýþ.

    BÝRGÝVÝ: (Tür.) Er. - Birgivi: Büyük din ve dil alimi (d. 1522) Ýmam Birgivi lakabýyla þöhret olmuþ, vasiyetnamesi ve ilmihali o dönem halkýnýn ihtiyacýný karþýlamýþtýr.

    BÝRGÜL: (Tür.) Ka. - Bir tane, tek gül. Kýymetli gül.

    BÝRHAN: (Tür.) Er. - Tek yönetici.

    BÝRÝM: (Fars.) Ka. - Bir tanem, biriciðim.

    BÝRKAN: (Tür.) Er. - Soylu.

    BÝRKE: (Ar.). 1. Büyük havuz. 2. Gölcük. 3. Göðüs. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BÝRMA: (Hint.). - Çin Hindi'nde bir yer. Birmanya diye de tanýnýr. Birmanya müslümanlarý ülkelerinin % 30'una ulaþmýþlardýr. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BÝRMEN: (Tür.) Er. - Tek olan, benzeri olmayan kimse.

    BÝROL: (Tür.) Er. - Tek ad, bir ol.

    BÝRSEN: (Tür.) Ka. - Sadece sen, tek sen.

    BÝRSEV: (Tür.) Ka. - Tek sevgili.

    BÝRSÝN: (Ar.) Ka. - Yonca.

    BÝRTAN: (Tür.) Er. - Bir tane, tek.

    BÝRUN: (Fars.) Er. 1. Dýþarý. 2. Dýþ harici. 3. Osmanlý Devleti'nde saray dýþýnda vazifeli memurlar.

    BÝRÛNÎ: (Fars.) Er. - Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Biruni: Büyük Ýslam bilgini (973-Gazne 1048). Ýbn Sina'dan ders altý. Hindistan'a gitti. Sanskritçe öðrendi. Pozitif ilimlerin hepsiyle ilgilendi ve bu konuda birçok kitap yazdý.

    BÝSTAMÝ: (Fars.) Er. - (bkz. Bistem). - Bayezid Bistami: Ünlü mutasavvýf, hayatý hakkýnda çok az þey bilinmektedir.

    BÝSTEM: (Fars.) Er. - Horasan eyaletinde El-Bürz eleklerinde bir þehir. Hüsrev 2. Pervizin dayýsý Bistam tarafýndan kurulduðu için bu ismi almýþtýr. Elmaslanyla ünlüdür.

    BÝÞAR: (Fars.) Er. 1. Esir tutsak. 2. Altýn, gümüþ kakmalý iþlemeler. 3. Saçýlan þey, saç. 4. Güçsüz, dermansýz.

    BÝÞR: (Ar.) Er. - Güler yüzlü kiþi, güleç, sevimli. Biþr b. Bera': Sahabedendir. Babasý Bera' b. Marun Akabe beyatýna katýlanlardandý. Biþr, iyi bir savaþçý ve okçuydu. Yahudi bir kadýnýn verdiði zehirli eti yiyince zehirlenerek þehid oldu.

    BÝTENGÜL: (Tür.) Ka. - Güllerin bitmesi.

    BOÐAÇ: (Tür.) Er. - Küçük yaþta boða öldürdüðü için kendisine bu ad verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han'ýn oðlu.

    BOÐAÇHAN: - (bkz. Boðaç).

    BOÐATAÞ: (Tür.) Er. - Ünlü Türk beylerinden biri.

    BOLGAN: (Tür.) Er. - Eski Türk adlarýndan.

    BOLHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bolgan).

    BORA: (Ýtal.) Er. - Araziden çýkan þiddetli rüzgar.

    BORAN: (Tür.) Er. - Rüzgar, þimþek, gökgürültüsü, saðanak yaðmurun birlikte olduðu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me'mun'un zevcesi.

    BORANALP: - (bkz. Boran).

    BORATAY: - (bkz. Boran).

    BOYLA BAÐA TARKAN: (Tür.) Er. - Anlamý iyice bilinmemekle birlikte. Orhun yazýtlarýnda vezir Tonyukuk'a verilen unvan olarak geçer.

    BOYLA KUTLUG YARGAN:

    (Tür.) Er. - Eski Türklerde birleþik rütbe unvaný. Suci yazýtýnda Kýrgýz kabilesinden Yaplakar Kan Ata'nýn ünvaný olarak geçer.

    BOYLAN: (Tür.) Er. - Kibirli, maðrur.

    BOYRAZ: (Tür.) Er. - Kuzey rüzgarý.

    BOYSAN: (Tür.) Er. - Uzun boylu, yakýþýklý delikanlý.

    BOYSEL: (Tür.). - Uzun boylu. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BOZAN: (Tür.) Er. - Büyük Selçuklu Emiri. Selçuklu Sultaný Melikþah'a büyük yardýmlarý dokundu. Kazanýlan birçok zaferde etkin rol oynadý.

    BOZBEY: (Tür.) Er. - Kýr beyi, gri.

    BOZBORA: (Tür.) Er. - Fýrtýna.

    BOZDOÐAN: (Tür.) Er. - Bir þahin türü.

    BOZER: (Tür.) Er. - Beyaz tenli.

    BOZKAYA: (Tür.) Er. - (bkz. Bozer).

    BOZKURT: (Tür.) Er. - Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan.

    BOZUN: (Tür.) Er. 1. Büyük Selçuklu emirinin adý. 2. Sürülmemiþ tarla.

    BOZYEL: (Tür.) Er. - Yaðmur getiren lodos rüzgarý.

    BOZYÝÐÝT: (Tür.) Er. - (bkz. Bozer).

    BÖKE: (Tür.) Er. 1. Kahraman, güçlü kimse. 2. Önder, baþkan, reis. 3. Kabadayý, cesur efe. 4. Güreþçi, pehlivan.

    BÖRÇETÝN: (Tür.) Er. - Eski tarihçilere göre Türkleri Ergenekon'dan kurtaran demircinin adý.

    BÖRÝTÝGÝN: (Tür.) Er. - Karahanlý hükümdarý. Maveraünnehir'e hakim oldu. Bastýrdýðý paralarda Ýbrahim b. Nasr adýyla anýlýr (XI. yy.).

    BUDAK: (Tür.) Er. 1. Aðacýn dal olacak sürgünü. 2. Dal. 3. Dalýn göv*de içindeki sert bölümü.

    BUDUN: (Tür.) Er. - Halk, kavim, ahali.

    BUDUNALP: - (bkz. Budun).

    BUÐRA: (Fars.) Er. 1. Büyük erkek deve, iki hörgüçlü deve. 2. Turna kuþu, turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. 3. Harizm hükümdarlarýndan birinin lakabý.

    BUÐRAHAN: (f.t.i.) Er. 1. X. yy.'ýn baþlarýnda Orta Asya'daki yaðma boyundan çýkan ve ilk Ýslam devletinin Türk hükümdarlarýnýn birçoðuna verilen ünvan. 2. Ýlið ve Karahanlý sülalesinden birçok hükümdarlarýn unvanýdýr. - Tarýk Buðra, Saltuk Buðra.

    BUHAYRA: (Ar.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Mýsýr'ýn kuzeybatýsýnda bir þehir.

    BUHRÝ: (Ar.) Er. 1. Tütsüye ait. 2. Denize ait.

    BUHTAN: (Ar.). - Yalan, iftira. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    BUKA: (Ar.). - 1. Ülke, yer. 2. Büyük bina. 3. Ben, benek. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr. Buka Han: Altýnordu devletinin Bayagut boyundan Nogay Yarguçi adlý prensin oðlu.

    BUKET: (Fars.) Ka. - Çiçek demeti.

    BUKLE: (Fars.) Ka. - Kývrýlmýþ, küçük lüle þeklinde saç.

    BULAK: (Tür.) Er. - Kaynak, pýnar, çeþme.

    BULGAR: (Tür.) Er. - Olgun, bilgili, görgülü, hoþgörülü kimse.

    BULUT: (Tür.). - Su buharlarýnýn yoðunlaþmasýyla meydana gelen ve gökyüzünde mahiyetine göre farklý yükseklikte bulunan hava kütlesi. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BUMÝN: (Tür.) Er. - Göktürk devletinin kurucusu (Öl. 552). Avarlarla arasý açýlýnca, savaþarak onlarý çökertti ve merkezi Ötüken olmak üzere Göktürk devletini kurdu (552). Ayný yýl öldü.

    BUMÝNHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bumin).

    BURAK: (Ar.) Er. - Berk-Yýldýrýmdan türetilmiþtir. - Hz. Muhammedin Mirac'daki bineði. Kur'an'da böyle bir isim geçmemekle beraber, Ýslam kaynaklarýnda böyle bir binitin olduðuna dair rivayetler vardýr. Burak Reis: (Öl. 1499). Osmanlý denizcilerinden.

    BURCU: (Tür.) Ka. - Güzel koku.

    BURÇ: (Ar.) Er. 1. Süryanice Burgus kelimesinin Arapçalaþtýnlmýþ hali. 2. Kalenin köþelerine yapýlan daha yüksek ve daha kalýn çýkýntý kule. 3. Yuvarlak bina. 4. Güneþin ayrýldýðý oniki kýsýmdan herbiri. 5. Tek hisar.

    BURÇAK: (Tür.). - Baklagillerden, taneleri yemiþ olarak kullanýlan bir bitki. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BURÇHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Burç).

    BURÇÝN: (Tür.) Ka. - Diþi geyik.

    BURHAN: (Ar.) Er. 1. Delil hüccet. 2. Hakký batýldan, doðruyu yanlýþtan ayýran delil. 3. Ýlahi aydýnlýk.

    BURHANEDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fýkýh alimi. Önemli yapýtý. el-Muhit el-Buhari'dir. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    BURKAN: (Tür.). - Uygur Türklerinin Budaya verdikleri ad. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    BURKHAN: (Tür.). - Put, heykel, Buda heykeli. - Ýsim olarak kullanýlmasý yanlýþtýr.

    BUSE: (Fars.) Ka. - Öpüþmek, öpmek. - Ýslâmî ahlâka aykýrý olduðu için isim olarak kullanýlmaz.

    BUYAN: (Tür.). 1. Mutluluk, uður, talih. 2. Ýyi biliþ, sevab. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BUYRUK: (Tür.) Er. 1. Belirli bir davranýþta bulunmaya zorlayýcý güç. 2. Egemen. 3. Emir. 4. Kendi baþýna hareket eden.

    BUYRUKALP: - (bkz. Buyruk).

    BÜKLÜM: (Tür.) Ka. - Bükülmüþ kývrýlmýþ þeylerin oluþturduðu halka.

    BÜLBÜL: (Ar.) Ka. 1. Sesinin güzelliðiyle ünlü ötücü kuþ. 2. Sesi çok güzel olan kimse. Bülbül Hatun: Bayezid II.'in eþi. (Öl. Bursa 1515). Þehzade Ahmed'in annesi.

    BÜLENT: (Fars.) Er. - Yüce yüksek, ala, ulu.

    BÜNYAMÝN: (Ar.) Er. - Yakub peygamberin en küçük oðlu.

    BÜRDE: (Ar.) Ka. 1. Hýrka, Araplarýn gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbise. 2. Ka'b b. Züheyrin yazdýðý kaside. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) tarafýndan beðenilmiþ ve Peygamberimiz hýrkasýný çýkararak þaire giydirmiþtir. Bu yüzden bu kaside "Kaside-i bürde" olarak tanýnýr.

    BÜRGE: (Tür.). - Bir yerde duramayan canlý, taþkýn kimse. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    BURKAN: (Ar.) Er. - Yanardað, volkan.

    BÜRKE: (Ar.) Ka. 1. Martý. 2. Havuz, gölcük.

    BÜÞRA: (Ar.) Ka. - Müjde, sevinçli haber.

    BÜTE: (Tür.) Ka. - Fidan.

    BÜTEYRA: (Ar.) Ka. 1. Güneþ. 2. Sabah

  3. #3
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    C

    CABBAR: (Ar.) Er. - (bkz. Cebbar).

    CABGU: (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. Ýleri gelen, saygýn kimse.

    CABÝR: (Ar.) Er. - 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah'ýn hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kýrýkçý, kýrýk sancý. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey'atýndan sonra müslüman oldu. Rasulullah'ýn bulun savaþlarýna katýldý. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayýda hadis rivayet edilmiþtir.

    CABÝRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cabir).

    CABÝYE: (Ar.) Ka. 1. Hazine (bkz. Semahat). 2. Þam'ýn güneybatýsýnda, Çavlan'da bir yer. 3. Havuz.

    CAFER: (Ar.) Er. - Küçük akarsý. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabý es-Sadýk olup 12 imamýn 6.'ncýsýdýr. Muhammed b. el-Bakýr'ýn yerine imamete geçmiþtir. Cafer-i Tayyar: Hz. Alinin kardeþi olup, Mute savaþýnda bayrak tutarken iki elini de kaybederek þehid olmuþtur. Bugün Mute civarýnda kabri bulunmaktadýr.

    CAHÝD: (Ar.) - Er. - Cehdeden, elinden geldiði kadar çalýþan. Bu kelime Kur'an-ý Kerim'de "cihad et". "Allah yolunda savaþa çýk" anlamýnda kullanýlmýþtýr. - Dil kuralýnda "d/t" olarak kullanýlmaktadýr.

    CAHÝDE: Ka. - (bkz. Cahid).

    CAHÝZ: (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanýlmýþtýr. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcýlarýnýn ileri gelenlerinden. Bir köle olduðu halde ilimde ilerlemiþ ve devrinin ünlü simalarýndan olmuþtur.

    CAÝZ: (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, Ýslam'ýn mumaleta taalluk eden 5 ahkamýndan biridir. 3. Ýþlenmesi, yapýlmasý "müsaade alýnabilir" anlamýnda olup, þeran yasaklanmayan her fiili içerir.

    CAÝZE: (Ar.) Ka. 1. Armaðan, hediye. 2. Yol yiyeceði, azýk. 3. Eski þairlere yazdýklarý methiyeler için verilen bahþiþ.

    CALÝB: (Ar.) Er. - Çekici, celbedici, cazib.

    CALÝBE: (Ar.) Ka. - Kendine çeken, celbeden, çekici.

    CALP: (Ar.) Er. - Güçlü, kuvvetli, gayretli.

    CALUT: (Ar.) Er. - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandýr. Hz. Ýsmail'den evvel bir müddet Beni Ýsrail'e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin'de yaþayan Berberilerin krallarýna Calut adý veriliyordu. Filistinlilere yaptýðý zulümden dolayý Hz. Davud tarafýndan öldürülmüþtür. Kur'an-ý Kerim'da üç yerde ismi geçmektedir (el-Bakara, 249-250-251). Ýsim olarak tercih edilmez.

    CAMÝ: (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. Ýçine alan. 3. Cuma namazý kýlýnan mescid. 4. En az sekiz bablýk hadis kitabý. - Molla Cami: Ýranýn XV. asýrda yetiþmiþ büyük mutasavvýf, mütefekkir, alim ve þairi. Asýl adý Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin'dir. Birçok manzum ve mensur eserleri vardýr.

    CAN: (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakýn dost, çok sevilen arkadaþ. 4. Mevlevi ve Bektaþi tarikatlarýnda derviþlerin birbirlerine hitabý. 5. Kiþi, fert. 6. Sevgili.

    CANAL: (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CANALP: (Tür.) Er. - Özünde yiðitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakýn yiðit.

    CANAN: (Fars.) Ka. - Sevgili, gönül verilmiþ, sevilen kadýn.

    CANAY: (Tür.). - Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CANAYDIN: (Tür.) Er. - Özü temiz, aydýnlýk ruhlu kimse.

    CANBEK: (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kiþilikli kimse. Canbek Giray (1568-1636): Kýrým haný. Devlet Giray'ýn torunu. Þakay Mübarek Giray'ýn oðlu. Selamet Giray'ýn son zamanlarýnda kalgay (veliaht) oldu. Arkasýndan han oldu. IV. Murat tarafýndan Rodos'a sürüldü.

    CANBERK: (Tür.) Er. - Güçlü, saðlam kimse.

    CANBEY: (Tür.) Er. - Caným gibi sevgili.

    CANBULAT: (Tür.) Er. - Canbulat en-Naþirî. Mýsýr Memlûk sultaný. Yaþbekin kölesiydi. Yaþbek, Canbulat'ý Sultan Kayýtbay'a sattý. Kayýtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Þam valiliðine kadar yükseldi. 1500 yýlýnda sultanlýðý ele geçirdi.

    CANDAN: (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakýnlýk belirten davranýþ.

    CANDANER: (Tür.) Er. - Ýçten, samimi, dost kimse.

    CANDAR: (Tür.) Er. 1. Silah taþýyan, can ve dar isimlerinden müteþekkil birleþik isim. 2. Osmanlý'da, hassa askeri, kýlýç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafýz.

    CANDEÐER: (Tür.) Er. - Uðrunda can verilecek kadar güzel, deðerli, sevilen.

    CANDEMÝR: (Tür.)Er. - Özü güçlü, demir gibi saðlam kiþilikli.

    CANDOÐAN: (Tür.) Er. - Cana doðan.

    CANEL: (Tür.) Er. - Ýçten uzatýlan el, dostluk eli. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CANER: (Tür.) Er. - Delikanlý, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleþik isim.

    CANFEDA: (Fars.). - Canýný veren, özverili kimse. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr. Canfeda Hatun: III. Murad'ýn annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalýðýna getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandý.

    CANFER: (Fars.) Er. 1. Aydýn bilgili. 2. Güçlü saygýn.

    CANFEZA: (Fars.) Ka. - Can artýran, cana can katan.

    CANGÝRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Giray).

    CANGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlý. 2. Güzel, temiz kimse.

    CANGÜN: (Tür.) Er. - Doðduðu gün çok sevinilen kimse.

    CANGÜR: (Tür.) Er. - Canlý, neþeli kimse.

    CANÝB: (Ar.) - Ön taraf, cihet. -Türk dil kuralýna göre "b/p" olarak kullanýlýr.

    CANÝPEK: (Tür.) Ka. – Yumuþak huylu (kimse).

    CANKAN: (Tür.) Er. - Soyu temiz, asil kimse.

    CANKUT: (Tür.) Er. 1. Kiþinin mutluluðu talihi, þansý, uðuru. 2. Mutlu talihli kimse.

    CANNUR: (Tür.) Ka. - Özü aydýnlýk, nurlu kimse.

    CANOL: (Tür.) Er. - Caným ol, can gibi içten ol.

    CANRUBA: (Fars.) Ka. - Gönül alan, sevgili.

    CANSAL: (Tür.) Er. - (bkz. Can). -Can ve sal kelimelerinden birleþik isim.

    CANSEL: (Tür.) Ka. - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleþik isim.

    CANSEN: (Tür.). - Sen cansýn, sevilensin. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CANSER: (Tür.). - (bkz. Can). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CANSES: (Tür.) Ka. - (bkz. Canser).

    CANSET: (Tür.) Ka. - Küçük kraliçe, prenses.

    CANSEVER: (Tür.) Ka. - (bkz. Cansýn).

    CANSIN: (Tür.) Ka. Caným gibisin, canýmsýn.

    CANSOY: (Tür.) Er. - Asil, soylu, cana yakýn.

    CANSU: (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.

    CANSUN: (Tür.) - (bkz. Cansu). -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CANTEKÝN: (Tür.) Er. - Tek can, eþsiz can.

    CANTEZ: (Tür.) Er. - Tez canlý, aceleci.

    CANTÜRK: (Tür.) Er. - Ýyi hasletlere sahip Türk.

    CANVER: (Tür.) Er. - Canlý, haþere.

    CARULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a yakýn. Allah dostu. Carullah Zemahþeri: Müfessir, alim.

    CAVÝD: (Fars.) Er. - Baki, daimi, ebedi.

    CAVÝDAN: (Fars.) Ka. - Daimi kalacak olan, sonrasýz, ebedi.

    CAVÝDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Cavidan).

    CAVÝT: (Fars.) Er. - (bkz. Cavid).

    CAZÝM: (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlý. Cazim Mehmed: Türk þair (1725).

    CEBBAR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayýcý. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahýn isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yýldýz kümesi.

    CEBE: (Ar.) Er. 1. Zýrh. 2. Osmanlýda silah ihtiyacýný karþýlayan aracýn adý. Cebeci ocaðý, Yeniçeri ocaðýnýn kaldýrýlmasýyla ilga edilmiþ, kaldýrýlmýþtýr. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) Ýstanbul'un fethine kendi sipahileriyle katýldý. Ele geçirdiði kapý kendi adýyla anýldý. Cibali kapýsý.

    CEBEL: (Ar.) Er. 1. Dað. 2. Tarýma elveriþsiz arazi.

    CEBERUT: (Ýbr.) Er. - Ýbranice "kudret" anlamýna gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile iþraki felsefesine tabi olan mutasavvýflara verilen ad.

    CEBÝR: (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kýrýk veya çýkýk bir kemiði yerleþtirip sarmak.

    CEBÝRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cebir).

    CEBRAÝL: (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, Ýbranice Allahýn kulu. 3. Az çok zorla olgunlaþtýrmak. Cebrail b. Ömer. Batý Karahanlý hükümdar (1099-1102).

    CEDÝS: (Ar.) Er. - Arabistanýn yerli kabilelerinden birinin adý.

    CEHDÝ: (Ar.) Er. - Uðraþan, çalýþan. Çaba ve gayret gösteren.

    CEHÝD: (Ar.) Er. - Çalýþma, çabalama, uðraþma. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    CEHM: (Ar.) Er. - Cehm b. Safvan: Ýslam kelamcýsý. Mürcie ve Mutezile kelamýndan kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akým geliþtirmiþtir. Öðrencileri II. yy.'a kadar Cehmiye inancýný taþýyarak, Tirmiz'de yaþadýlar. Daha sonra Eþ'ariye mezhebine girmiþlerdir.

    CEHVEN: (Ar.). - Kurtuba'da yerleþmiþ, birçok alim, fakih, vezir yetiþtirmiþ meþhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CELADET: (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiðitlik. 3. Kahramanlýk.

    CELAL: (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3. Allah'ýn "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sýfatlarý. Kur'an'da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.

    CELALEDDÝN: (Ar.) Er. 1. Dini savunan. 2. Dinin ululadýðý, övdüðü. Celaleddin Harizmþah: Son Harizm hükümdarý (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvýfý, Mevlana. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlmaktadýr.

    CELASUN: (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlý, yiðit. 2. Genç saðlýklý, gürbüz.

    CELAYÝR: (Tür.) Er. - Moðol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamýþtýr. Celayirliler devleti, kendisine Ýlhanlýlar devletini örnek almýþtýr.

    CELÝL: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sýfat olarak kullanýlýr. 2. Osmanlý devletinde vezir ve müþir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sýfat kullanýlýrdý. 3. Güzel sanatlarda bir yazý stili.

    CELÝLAY: (a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CELÝLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Celil).

    CELVET: (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun, Allanýn sýfatlarýyla halvetten çýkýþýna ve fena fillahda fani oluþuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi'nin kurduðu tarikatýnýn adý.

    CEM: (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yýðma. 2. Hükümdar, þah. 3. Süleyman Peygamberin lakabý. 4. Büyük Ýskender'in lakabý. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed'in Çiçek hatundan olma oðlu (1459-1495).

    CEMAL: (Ar.) Er. - Yüz güzelliði, zahiri ve batýni güzellik. Allah'ýn rahmetle tecellisi. Allah'ýn lütuf, ihsan, rýza sýfatlarýnýn karþýlýðý.

    CEMALLEDDÝN: (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok þeref unvaný olarak kullanýlmýþtýr. el-Cevad el-Ýsfahani tarafýndan ilk defa kullanýlmýþtýr.

    CEMALULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn lütfü, baðýþý.

    CEMÝL: (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. Ýyilikle anma. 3. Eskiden okullarda verilen baþan kaðýdý.

    CEMÝLE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadýn. 2. Gönül almak amacýyla yapýlan davranýþ. 3. Ýlk Emevi devrinde yaþamýþ meþhur Arap þarkýcýsý.

    CEMÝNUR: (Ar.) Ka. - Iþýk, nur topluluðu, çok nurlu, aydýnlýk kimse.

    CEMRE: (Ar.) Er. 1. Ateþ. 2. Kor halinde ateþ. 3. Þubat ayýnda azar azar artan sýcaklýk. 4. Hacýlarýn Mina'da þeytan taþlamasý. Küçük taþ parçasý. Arafat'ta hacýlarýn þeytan taþlamalarý.

    CEMÞASB: (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemþid'in oðlu.

    CEMÞÝD: (Fars.) Er. - Cemþasb'ýn babasý.

    CENAB: (Ar.) Er. - "Yan"manasýna gelir. Þeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanýlýr. Hazret, Cenab-ý Hakk, Cenab-ý Halik, Allah. - Dil kuralý açýsýndan "b/p" olarak kullanýlmaktadýr.

    CENAN: (Ar.) Ka. - Kalb, yürek, gönül.

    CENGAVER: (Fars.) Er. Savaþçý, silahþor. Savaþý seven, savaþkan, dövüþken.

    CENGEL: (Fars.) Er. - Orman.

    CENGER: (Fars.) Er. - (bkz. Cengaver).

    CENGÝZ: (Tür.) Er. - Cengiz Han. Moðol Ýmparatorluðu'nun kurucusu, asýl adý Timuçin'dir. Moðolcada Çing sýfatýnýn çoðulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamýndadýr. Ýslam ülkelerine düzenlediði seferlerle acýmasýz ve gaddarca müslümanlarý katletti. Ýslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.

    CENK: (Fars.) Er. - Harp, savaþ, kavga. - Ýsim olarak kullanýlmasý uygun deðildir. Hz. Peygamberin deðiþtirdiði isimlerden birisi.

    CENKER: (f.t.i.) Er. - Ýyi savaþan, savaþçý.

    CENNET: (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4. Firdevs. - Allah'ýn insanlara müjdelediði, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah'a inanan, günah iþlememiþ veya günahlarýndan temizlenmiþ olanlarýn gireceði fevkalade güzel yer. 8 cennet olduðu rivayet edilmiþtir. Daru'1-Celal, Daru's-Selam, Cennetü'l-Me'va, Cennetü'1-Huld, Cennetü'n-Naim, Cennetü'l-Firdevs, Cennetü'l-Karar, Cennetü'1-Adn.

    CEREN: (Tür.) Ka. - Halk aðzýnda "ceylan" anlamýna gelir.

    CERÝB: (Ar.). - Hububat için kullanýlan bir ölçek. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CERÝR: (Ar.) Er. Ýp, halat. Yular anlamýnda. Sahabeden bu ismi taþýyanlar vardýr.

    CERÝT: (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.

    CESARET: (Ar.) Ka. - Yüreklilik, korkusuzluk. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CESÝM: (Ar.) Er. - Ýri, büyük, kocaman, ulu, mühim.

    CESÝMÝ: (Ar.) Er. - Ýri, büyük.

    CESUR: (Ar.) Er. - Cesaretli, yürekli, yiðit, gözüpek, atýlgan.

    CEVAD: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açýk. 2. Ýhsan eden. - Dil kurumuna uygun olarak "d/t" ye dönüþtürülür.

    CEVAHÝR: (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kýymetli taþlar. 2. Mayalar, özler. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CEVAN: (Fars.) Er. - Genç, taze, delikanlý. - Cüvan þeklinde kullanýlabilir, (bkz. Civan).

    CEVDET: (Ar.) Er. 1. Ýyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4. Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paþa: Osmanlý devlet adamý. Tarihçi ve hukukçu (1822-1895).

    CEVHER: (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Baþlý baþýna, kendiliðinden olan. 3. Týynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kýymetli taþ. 5. Ebcet hesabýnda yalnýz noktalý harfleri hesaplamaya dayanan tarih düþürme þekli. 6. Kýlýç namlusuna yapýlan meneviþli süs. - Kadýn ve erkek adý olarak kullanýlýr.

    CEVHERE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cevher). Hicri 5. asýrda Baðdat'ta yaþamýþ meþhur bir Ýslam hanýmý.

    ÇEVRÝYE: (Ar.) Ka. 1. Haksýzlýk. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.

    CEVVAL: (Ar.). - Koþan, dolaþan, hareket eden, canlý.

    CEVZA: (Ar.) Er. - Güneþin Mayýs ayýnda girdiði ikizler burcu. Ebced.

    CEYDA: (Ar.) Ka. - Uzun boyunlu ve güzel.

    CEYDAHAN: - (bkz. Ceyda).

    CEYHAN: (Tür.). - Güney Anadolu'da Toroslar'dan doðan ve Akdeniz'e dökülen nehir. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CEYHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da Amu-Derya'ya Arap ve Farslýlarýn vermiþ olduðu ad. 2. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.

    CEYLAN: (Tür.) Ka. - Hýzlý koþan, biçimli bacaklarý olan ve güzel gözleriyle tanýnan bir gazel cinsi.

    CEZLAN: (Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CEZMÝ: (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kat-i karar ve niyete ait. 3. Kesmek.

    CEZMÝYE: (Ar) Ka. - (bkz. Cezmi).

    CEZRÝ: (Ar.) Er. - Kökle ilgili, kökten.

    CEZZAR: (Ar.) Er. - Deve kasabý. -Daha çok lakab olarak kullanýlýr. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlý vezirlerindendir.

    CÝHAD: (Ar.) Er. 1. Din uðrunda düþmanla savaþma. 2. Ýslam uðrunda çalýþma. Cihad müslümanlara farz kýlýnmýþtýr. Mallarýyla, canlarýyla savaþan mü'minler övüldüðü gibi, bu mücadele uðruna canýný veren kiþi þchidlik makamýyla yüceltilip taltif edilmiþlerdir. Kur'an'da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - Dil kuralýna uygun olarak "d/t" olarak kullanýlmaktadýr.

    CÝHAN: (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada yaþayan insanlarýn tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarý Þahcihan ile adýna Taç Mahal'in yapýldýðý Mümtaz Mahal'in kýzý. Dindarlýðý ve ihlaslý oluþu sebebiyle "Zamanýn Fatýmasý" olarak anýldý. - Kadýn ve erkek adý olarak kullanýlýr.

    CÝHAN BANU: (Fars.) Ka. - Dünyaca tanýnmýþ kadýn.

    CÝHANDAR ÞAH: (Fars.) Er. - Delhi, Türk-Hind Ýmparatorlarý'nýn 13.'sû olup Þah Alem Bahadýr'ýn büyük oðludur.

    CÝHANDÝDE: (Fars.). - Dünyayý gezip görmüþ. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CÝHANEFRUZ: (Fars.). - Dünyayý parlatan, aydýnlatan.

    CÝHANER: (Fars.) Er. - Dünyaya bedel kiþi, yiðit.

    CÝHANFER: (Fars.) Ka. - Cihaný, dünyayý aydýnlatan, nurlu, ýþýklý.

    CÝHANGÝR: (Fars.) Er. - Dünyaya egemen olan, dünyayý zabteden kimse. Fatih. Osmanlý þehzadelerinin ortak adýdýr.

    CÝHANGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Cihan).

    CÝHANMERT: (Fars.) Er. - (bkz. Cihaner).

    CÝHANNUR: (Fars.). - Dünyayý aydýnlatan, nurlu, ýþýklý. - Türk-Hind padiþahý Ekber'in büyük oðlu. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    CÝHANSER: (Fars.). - Cihan'ýn baþý. - Kadýn ve erkek adý olarak kullanýlýr.

    CÝHANSUZ: (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznelilerden Buhran Þahý maðlup edip, Gaznice ve Bust þehirlerini yakýp-yýkan, gaddar vahþi Alaeddin-Hüseyin'e verilen ad.

    CÝHANÞAH: (Fars.) Er. - Cihan'ýn þah'ý. - Kara-Koyunlu padiþahlarýndan Timur'un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almýþtýr.

    CÝLASUN: (Tür.) Er. - Babayiðit, boylu, boslu, delikanlý, gürbüz.

    CÝLVE: (Ar.) Ka. 1. Hoþa gitmek için yapýlan davranýþ. 2. Ýþve, naz. 3. Yeni gelin duvaðýnýn kaldýrýlmasý merasiminin ve bu münasebetle güveyin geline verdiði hediyenin (Türk yüz görümlüðü) adýdýr.

    CÝNAN: (Ar.). - Cennetler, yedi göðün üstünde ve Arþ ile Kürsi'nin altýndaki sekiz cennet. - Kadýn ve erkek adý olarak kullanýlýr.

    CÝNUÇEN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmýþ.

    CÝRYAL: (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kýrmýzý boya. 2. Altýnýn kýrmýzýlýðý. 3. Temiz renk. 4. Saf.

    CÝVAN: (Fars.) Er. - Genç, delikanlý, yakýþýklý. - (bkz. Cevan, cuvan).

    CÝVANBAHT: (Fars.) Er. - Mutlu, þanslý (kimse).

    CÝVANMERT: (Fars.) Er. - Cömert, eli açýk genç, delikanlý.

    COÞAN: (Tür.) Er. - Coþku duyan, heyecanlý (kimse).

    COÞAR: - (bkz. Coþan).

    COÞKUN: (Tür.) Er. 1. Coþmuþ, galeyana gelmiþ. 2. Duyarlý, aþýn hareketli.

    COÞKUNER: (Tür.) Er. - Coþan kimse.

    COÞKUNSU: (Tür.) Er. - Sel, gürültüyle akan su.

    CÖMERT: (Tür.) Er. 1. Elinde olaný harcayan, eli açýk. 2. Baþkalarýna yardýmdan kaçýnmayan.

    CUDÝ: (Ar.) Er. l. Cömert, eli açýk. 2. Ýyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kýyýsýnda bir dað. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu daðýn üzerinde durduðu söylenir.

    CUDÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cudi).

    CUMA: (Ar.) Er. 1. Haftanýn beþinci günü. 2. Müslümanlarýn ibadet ve Bayram günü. 3. Cuma günü kýlýnan öðle namazý. 4. Toplanma. Sure-i Cuma Kur'an'ýn 62. suresi.

    CUMALÝ: (Tür.) Er. - Cuma günü doðan.

    CUMHUR: (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalýk, baþýboþ kalabalýk. 3. Takým, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafýndan okunan ilahi.

    CÜBEYR: (Ar.) Er. - Küçük kahraman, küçük yiðit. Sahabe isimlerindendir.

    CÜHEYNE: (Ar.) Er. - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kýzýldeniz-Vadi'l-Kura arasýnda yaþamaktadýrlar.

    CÜMANE: (Ar.) Ka. - Tek inci anlamýnda. Hz. Ali (r.a.)'nin kýzkardeþi ve Rasulullah'ýn amcasýnýn kýzý olan haným sahabi.

    CÜNEYD: (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Baðdadi: Ünlü mutasavvýf.

  4. #4
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    Ç
    ÇAÐA: (Tür.). - Çocuk.

    ÇAÐAÇAR: (Tür.) Er. - Çað açacak kimse.

    ÇAÐAKAN: (Tür.) Er. - Çaðý yakalayan, çaðdaþ.

    ÇAÐAN: (Tür.) Er. - Bayram, þenlik.

    ÇAÐANAK: (Tür.) Er. - Körfez, liman.

    ÇAÐAR: (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalýn ve kuvvetli deve kösteði. 3. Doðan kuþu.

    ÇAÐATAY: (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doðu Türklerine, lehçelerine dayanýlarak verilan ad. - Çaðatay Han: Cengiz Han'ýn 2. oðlu Çaðatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karþý politika uygulamakta ve Moðol yasasýný tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamýþtý. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiðini kaydetmiþtir.

    ÇAÐILI: (Tür.). 1. Çaðla ilgili. 2. Çakýl. 3. Çaðla. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇAÐIN: (Tür.). - Yýldýrým, þimþek. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇAÐKAR: (Tür.) Er. - Canlý, dinamik, çalýþkan.

    ÇAÐLA: (Tür.) Ka. - Olgunlaþmamýþ meyve, bazý meyvelerin olgunlaþmadan, henüz yeþilken yenen hali.

    ÇAÐLAR: (Tür.). - Çaðlayan, þelale (bkz. Þelale). - Erkek ve kadýn adý olarak da kullanýlýr.

    ÇAÐMAN: (Tür.) Er. - Çaðýn insaný.

    ÇAÐNUR: (Tür.) Er. - Çaðýn nuru, zamanýn nuru. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇAÐRI: (Tür.) Er. 1. Çakýr gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çaðrý bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarý Tuðrul beyin kardeþi. Çaðrý bey müslüman olduðunda Davud ismini aldý. Kardeþi Tuðrul ise Muhammed ismini almýþtýr.

    ÇAKA BEY: (Tür.) Er. - Oðuzlarýn Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarýsýnda Ýzmir bölgesinin hakimi oldu.

    ÇAKAR: (Tür.) Er. - Parýldayan, ýþýk veren.

    ÇAKIR: (Tür.). - Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kiþi. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇAKMAN: (Tür.) Er. 1. Amacýna eriþen, ulaþan kimse. 2. Süt mavisi.

    ÇAKMUR: (Tür.) Er. 1. Yarý uykulu bakýþ. 2. Sert taþ. 3. Pinti.

    ÇALAP: (Tür.). 1. Tanrý. 2. Ateþ. -Ýsim olarak kullanýlmaz.

    ÇALAPKULU: (Tür.) Er. - Tanrý kulu- Abdullah.

    ÇALAPÖVER: (Tür.) Er. - Tanrý'nýn övgüsüne mazhar olmuþ kiþi.

    ÇALGAN: (Tür.) Er. - Yataðý taþlýk olan ve gürültüyle akan su.

    ÇALKIN: (Tür.) Er. - Alev.

    ÇAPAN: (Tür.) Er. - Tatar, ulak, postacý.

    ÇAVAÞ: (Tür.) Er. 1. Güneþ. Güneþli yer. 2. Güney.

    ÇAVLAN: (Tür.). - Büyük çaðlayan. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇAVLI: (Tür.). - Ava alýþtýrýlmamýþ doðan. Çavlý Çandar: (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlý iþler yaptý.

    ÇAYKARA: (Tür.). - Küçük akarsu, yazýn kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇELEBÝ: (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Þehir terbiyesi almýþ okuryazar kimse. 3. Osmanlý devletinin ilk devirlerinde þehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatýnýn baþý bu adla anýlýrdý. Mevlana veya Hacý Bektaþ soyundan olan kimse.

    ÇELEN: (Tür.) Er. 1. Yakýþýklý delikanlý. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açýkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dýþýnda bulunan saçak.

    ÇELGÝN: (Tür.) Ka. - Yaralanarak kaçan av hayvaný.

    ÇELÝK: (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleþtirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kýsa kesilmiþ dal.

    ÇELÝKEL: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü el.

    ÇELÝKER: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü kimse.

    ÇELÝKHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hakan, yönetici.

    ÇELÝKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen kimse.

    ÇELÝKÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).

    ÇELÝKSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).

    ÇELÝKYAY: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.

    ÇEMAN: (Fars.) Ka. 1. Salýna salýna yürüyen. 2. Nazlý sevgili.

    ÇEMENZAR: (Fars.) Ka. - Otlak. Çimenlik.

    ÇERAÐ: (Fars.) Er. 1. Yað kandili, lamba, mum. 2. Atýn þaha kalkmasý. 3. Çýrak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.

    ÇERME: (Tür.) Er. 1. Çay kýyýlarýnda sulu ve yeþil yer. 2. Akarsularýn topraktan çýkan sýzýntýsý. 3. Kaynak.

    ÇEÞMAN: (Fars.). - Gözler. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇEÞMÝAHU: (Fars.) Ka. - Ahu gözlü kadýn, ceylan gözlü güzel.

    ÇEÞMÝNAZ: (Fars) Ka. 1. Süzerek bakma, bakýþ. 2. Nazlý nazlý bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.

    ÇEÞPAN: (Fars.). - Layýk, uygun, münasip, yakýþýr. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇERÝ: (Tür.). - Asker, savaþçý.

    ÇETÝN: (Tür.) Er. 1. Sert, iþlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müþkil. 2. Ýnatçý, azimli, þedid.

    ÇETÝNALP: Er. - (bkz. Alp).

    ÇETÝNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇETÝNEL: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇETÝNER: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇETÝNÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇETÝNSOY: - (bkz. Çetin).

    ÇETÝNSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇEVÝK: (s.) Er. - Çabuk davranan, hýzlý ve hareketli.

    ÇEVÝKCAN: - (bkz. Çevik).

    ÇEVRÝM: (Tür.) Er. 1. Sýnýr. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli deðiþme.

    ÇIDAM: (Tür.) Er. - Sabýr, tahammül.

    ÇINAR: (Fars.) Er. - Çýnar aðacý.

    ÇINAY: (Fars.) Ka. - Soylu ay, ayýn en parlak zamaný.

    ÇIRAÐ: (Fars.). - Meþale, ýþýk, kandil (bkz. Çerað). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇÝÇEK: (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarýný ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kýsýmlarý (bkz. Þükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazý þeylerin toz haline getirilmiþ özü, kükürt çiçeði. 4. Kumaþ veya baþka þeyler üzerine yapýlan renkli veya renksiz süsleme.

    ÇÝÐDEM: (Tür.) Ka. - Zambakgillerden, soðanlý otsu, çeþitli renklerde çiçek açan kýr bitkisi, mahmur çiçeði.

    ÇÝLAY: (Tür.) Ka. - Ayýn üzerinde beliren açýk renk lekeler.

    ÇÝLE: (Fars.), l. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapýlan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sýkýntý. 3. Ýbriþim, yün vs. demeti. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇÝLTAY: (Tür.) Er. - Üzerinde benekler bulunan tay.

    ÇÝNEL: (Tür.). - Doðru, dürüst, namuslu kimse. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇÝNER: (Tür.). - (bkz. Çinel).

    ÇÝNTAR: (Tür.) Er. - Sabah vakti.

    ÇÝNTAY: (Tür.) Er. - Soylu at.

    ÇÝNUÇÝN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmýþ.

    ÇÝRAY: (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliði. 2. Beniz, yüz. 3. Ýnsan resmi. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇÝRE: (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiðit. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ÇÝTRA: (Fars.) Er. - Afganistan'da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ýrktan olup narin yapýlý, güzel gözlü ve gür saçlý, hoþ ve cazip tavýrlý olmalarýna raðmen haþin, sert yapýlý ve gaddar olarak bilinmektedirler.

    ÇOÐA: (Tür.) Er. - Çocuk, yavru.

    ÇOÐAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Çoða).

    ÇOÐAN: (Tür.) Er. - Kökü ve dallarý sabun gibi köpüren bitki, çöven.

    ÇOÐAÞ: (Tür.) Er. - Güneþ.

    ÇOÐUN: (Tür.). - Çok defa, ekseriya.

    ÇOKAY: (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eþkýya.

    ÇOKMAN: (Tür.) Er. - Topuz, gürz.

    ÇOLPAN: (Tür.) Ka. 1. Çoban yýldýzý. 2. Aciz, beceriksiz, zavallý. 3. Zühre, venüs

  5. #5
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    D

    DADAÞ: (Tür.) Er. 1. Erkek kardeþ. 2. Delikanlý, babayiðit.

    DAFÝ: (Ar.) Er. l. Defeden, gideren. 2. Savan, savuþturan, iten.

    DAÐAÞAN: (Tür.) Er. - Daðaþan.

    DAÐDELEN: (Tür.) Er. - (bkz. Daðaþan).

    DAÐHAN: (Tür.). - Eski Türklerde dað tanrýsý. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    DAÐTEKÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Daðaþan).

    DAHHAK: (Ar.) Er. - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanýlýr.

    DAHÝ: (Ar.) Er. - Üstün zeka sahibi.

    DAHÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Dahi).

    DAÝM: (Ar.) Er. - Devamlý sürekli, her zaman.

    DALAN: (Tür.) Er. 1. Biçim, þekil. 2. Ýnce, narin, zarif.

    DALAY: (Tür.) Ka. - Deniz.

    DALAYER: (Tür.) Er. - Deniz adamý.

    DALDAL: (Tür.) Er. - Kahraman, yiðit-

    DALGA: (Tür.). 1. Denizin yel esince oynayýp kabarmasý. 2. Denizde hareketli su kütlesi. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DALOKAY: (Tür.) Er. - Çok beðenilen.

    DALYA: (Tür.) Ka. - Yýldýz çiçeði.

    DAMAN: (Fars.) Er. 1. Etek. 2. Bir dað silsilesinin eteðinde uzanan bölge.

    DAMLA: (Tür.) Ka. 1. Bir sývýdan ayrýlarak düþen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akýtýlarak kullanýlan ilaç.

    DANA: (Fars.) Er. 1. Bilen, bilici, bilgin.

    DANÝÞ: (Fars.) Er. 1. Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniþ: Bilgi sahipleri. Daniþ-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadýlarýn yanýnda stajer olarak çalýþan kimse. - Daniþmend: Sultan Melikþah'ýn alimlerinden emir Daniþmend'in kurmuþ olduðu bir Türk devlet ve sülalesi.

    DANÝYAL: (Ýbr.) Er. - Ben-i Ýsrail peygamberlerinden biri. "Tanrý benim yargýcýmdýr" anlamýna gelir. Ýki tane Daniyal vardýr: a) Babillilcre esir olmuþ genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz. Ýbrahim arasýnda geçen zamanda yaþayan Daniyal.

    DARCAN: (Tür.) Er. 1. Aceleci, sýkýntýlý. 2. Serçe.

    DAREKUTNÝ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Hasen Ali b. Ömer. Tanýnmýþ muhaddislerdendir (917-995) yýllan arasýnda yaþamýþ 80 yaþýnda Baðdat'ta vefat etmiþtir. Hadis sahasýnda kýymetli eserleri vardýr.

    DARGA: (Tür.) Er. - Baþkan, lider.

    DARÝMÎ: (Ar.) Er. - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu Ýsa hadislerini Darimi'den aldýklarýný söylerler. En meþhur eseri Camiu's-Sahih'dir.

    DAVUD: (Ýbr.) Er. Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiði büyük peygamberlerden biri. Kur'an-ý Kerim'de 16 yerde ismi geçer. - Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    DEDE: (Tür.). 1. Ana ve babanýn babasý. 2. Ced, ata. 3. Çok yaþlý kimse. 4. Mevlevilikte çile doldurmuþ, derviþlik gayesine eriþmiþ ve dergahta hücre sahibi olmuþ kimse. 5. Bektaþilerde þeyh, baba. - Örfte isim olarak kullanýlýrken, daha çok lakap olarak kullanýlýr.

    DEFÝNE: (Ar.) Ka. 1. Yere gömülmüþ, kýymetli eþya. 2. Kýymet ve deðeri olan kimse veya mal.

    DEFNE: (Yun.) Ka. - Akdeniz ikliminde yetiþen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açýk sarý çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir aðaç.

    DEÐER: (Tür.). 1. Bir þeyin tam karþýlýðý, kýymet, baha. 2. Layýk. 3. Bir þeyin sahip olduðu yüksek vasýf. 4. Ehliyet, kabiliyet. 5. Kadir, itibar. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DEHNA: (Ar.). - Kýzýl. Kumun rengi dolayýsýyla Arabistan'da ýssýz iller adýyla anýlan bir çölün adý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DEHRÝ: (Ar.). - Dünyanýn sonsuzluðuna inanýp öteki dünyayý inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüðüne inanan. Materyalist. Ýsim olarak kullanýlmaz.

    DELAL: (Ar.). - Ýnsana hoþ, sevimli görünen hal, naz, iþve. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DELFÝN: (Yun.). - Yunus balýðý. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DELÝSTAN: (Tür.) Ka. - Ýlkbaharda birdenbire kabarmýþ bahçe. Geliþmiþ, içinde her türden bitki bulunan, karýþýk bahçe.

    DEMET: (Tür.) Ka. 1. Baðlanarak, oluþturulan deste. 2. Biçilip baðlanmýþ ekin. 3. Bir kaynaktan çýkan ýþýklarýn meydana getirdiði ýþýk destesi, hazne.

    DEMÝR: (Tür.) Er. - Dayanýklý ve kullanýþ sahasý geniþ, mavimsi esmer renkli bir maden.

    DEMÝRAÐ: (Tür.) Er. – Demirden að.

    DEMÝRALP: (Tür.) Er. - Demir gibi saðlam ve yiðit.

    DEMÝRAY: (Tür.) Er. - Demir gibi.

    DEMÝRCAN: - (bkz. Demirað).

    DEMÝRDELEN: - (bkz. Demirað).

    DEMÝREL: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü eli olan.

    DEMÝRER: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü kimse.

    DEMÝRHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.

    DEMÝRKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.

    DEMÝRMAN: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü saðlam kimse.

    DEMÝRÖZ: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü olan.

    DEMÝRÞAH: - (bkz. Demirhan).

    DEMÝRTEKÝN: - (bkz. Demirhan).

    DEMÝRTUÐ: - (bkz. Demirtekin).

    DEMREN: (Tür.) Er. - Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçasý.

    DENGÝZ: (Tür.) Er. - (bkz. Deniz).

    DENGÝZER: (Tür.) Er. - Denizci.

    DENÝZ: (Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.

    DENÝZALP: (Tür.) Er. - Yiðit denizci.

    DENÝZCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Denizalp).

    DENÝZER: (Tür.) Er. - Deniz adamý, denizci.

    DENÝZHAN: (Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrýsý. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    DERBEND: (Ar.) Er. - Kapýlar kapýsý.

    DEREM: (Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DEREN: (Tür.) Ka. - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.

    DERÝM: (Tür.). - Çadýr. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DERKAVA: (Ar.) Er. - Afrika'nýn kuzeybatýsýnda, Fas-Cezayir'i içine alan müslüman tarikatlarýn genel adý.

    DERKAVÝ: (Ar.) Er. - Derkava'ya mensup. - (bkz. Derkava).

    DERMAN: (Fars.) Er. 1. Ýlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.

    DERSU: (Tür.). - Hepsi, kamilen, baþtan baþa hep. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DERVÝÞ: (Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülüðü ve fukaralýðý kabul eden veya bir tarikata baðlý bulunan kimse. 2. Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak kullanýlýr.

    DERYA: (Fars.) Ka. - Deniz, büyük nehir.

    DERYAB: (Fars.). - Akýllý, anlayýþlý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DERYACE: (Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.

    DERYADÝL: (Fars.) Ka. - Gönlü geniþ, herþeyi hoþ gören.

    DERYANUR: (f.a.i.) Ka. - Nur denizi, deryasý.

    DESEN: (Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaþ þekli.

    DESTAN: (Fars.) Ka. 1. Hikaye, kýssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in babasýnýn lakabý.

    DESTE: (Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takým. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklýk altýn varak defteri.

    DESTEGÜL: (Fars.) Ka. - Gül demeti, destesi.

    DEVA: (Ar.). - Ýlaç. Çare, tedbir. – Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DEVAN: (Fars.) Er. 1. Koþan, seðirten, hýzlý yürüyen. 2. Koþmak. Süratle, hýzla gitmek.

    DEVLEDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin mutluluðu, uðuru, büyüklüðü. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullaný*lýr.

    DEVLET: (Ar.). - Bir hükümet dairesinde teþkilatlandýrýlmýþ olan siyasi topluluk. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr. Devlet Giray: Kýrým haný (1530-1577). Mübarek Giray'ýn oðlu.

    DEVLETÞAH: (Fars.) Er. - XV. yy. yetiþen en tanýnmýþ Ýran edebiyatçýsý.

    DEVRAN: (Ar.) Er. 1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgý.

    DEVRÝM: (Tür.) Er. 1. Hareket halinde bir þeyin bir eðri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü deðiþiklik, inkýlap. 3. Eski olduðu fark edileni yýkýp yerine yeni olduðu farz edileni koymak. 4. Ýhtilal.

    DÝBA: (Fars.) Ka. 1. Alacalý ipek kumaþ. 2. Atlas.

    DÝBACE: (Fars.) Ka. 1. Kitabýn baþlangýç kýsmý, önsöz. 2. Kitaplarýn süslü sayfalarý.

    DÝCLE: (Tür.). - Yakýndoðu'nun Türkiye'den doðan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DÝCLEHAN: (Tür.) Er. - Dicle'nin hükümdarý.

    DÝDAR: (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüþme. 3. Görüþ kuvveti. 4. Açýk meydanda.

    DÝDE: (Fars.) Ka. 1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeði. 4. Gözucu.

    DÝDEM: (Fars.) Ka. - Gözüm.

    DÝHYE: (Ar.) Er. - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ýn ticaret ortaðý. Hoþ tavýrlý, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen Dihyetü'l-Kelbi suretinde vahiy getirdiði rivayet olunur.

    DÝKÇAM: (Tür.) Er. - Çam gibi uzun. Metanetli.

    DÝKMEN: (Tür.) Er. 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Daðlarýn en yüksek yeri. 3. Yayla.

    DÝLAN: (Fars.). - Gönüller, yürekler. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DÝLARA: (Fars.) Ka. 1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okþayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneði olmayan eski Türk mürekkep makamlarýndan biri.

    DÝLAVER: (Fars.) Er. - Yiðit, yürekli.

    DÝLAVÝZ: (Fars.) Ka - Gönlün takýldýðý, gönüle takýlan.

    DÝLAY: (Fars.) Ka. - Gönlü aydýnlatan ay.

    DÝLAZAD: (Fars.) Er. - Gönlü bir þeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.

    DÝLBAZ: (Fars.) Ka. 1. Gönül eðlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoþ görünen.

    DÝLBER: (Fars.) Ka. - Gönül alýp götüren, güzel.

    DÝLBERAN: (Fars.) Ka. - Dilberler, güzeller.

    DÝLBESTE: (Fars.) Ka. - Gönül baðlamýþ, aþýk.

    DÝLDAR: (Fars.) Ka. 1. Birinin gönlünü almýþ, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib ettiði 7 makamdan biri.

    DÝLDEREN: (Fars.) Ka. - Sevgi toplayan, gönül alan, beðenilen.

    DÝLEFRUZ: (Fars.) Ka. - Gönül aydýnlatan. - (bkz. Dilfüruz).

    DÝLEK: (Tür.) Ka. 1. Dilenen þey, arzu, istek. 2. Ýsteme, arzu etme, dileme.

    DÝLEM: (Fars.) Ka. - Gönül ilacý.

    DÝLERCAN: (Fars.) Er. - Dilekte, istekte bulunan.

    DÝLFERAH: (Fars.) Ka. - Gönlü ferah, sevinçli.

    DÝLFEZA: (Fars.) Ka. - Gönlü geniþleten, gönlü artýran.

    DÝLFÜRUZ: (Fars.) Ka. - Gönüle ferahlýk veren, sevindiren.

    DÝLGE: (Tür.). - Güzel konuþan kimse. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DÝLHAN: (Fars.) Er. - Gönülden söyleyen, içten konuþan.

    DÝLHUN: (Fars.) Er. - Ýçi kan aðlayan.

    DÝLKESTE: (Fars.) Ka. - Gönül çekici.

    DÝLMAN: - (bkz. Dilmen).

    DÝLMEN: (Fars.) Ka. 1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuþan, söz söyleyen.

    DÝLNUR: (Fars.) Ka. - Gönlü nurlu.

    DÝLRAH: (Fars.) Ka. - Gönül yolu.

    DÝLRUBA: (Fars.) Ka. 1. Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asýrlýk bir makam.

    DÝLSAFA: (Fars.) Er. - Gönlü þen, rahat, dertsiz.

    DÝLSAZ: (Fars.) Er. - Gönül yapan.

    DÝLSUZ: (Fars.) Ka. - Gönül yakan, yürek yakýcý.

    DÝLÞAD: (Fars.) Ka. - Gönlü hoþ, sevilmiþ.

    DÝLÞAH: (Fars.) Er. - Gönül hükümdarý, þahý.

    DÝLÞÜKUFE: (Fars.) Ka. - Gönül çiçeði.

    DÝNÇ: (Tür.) Er. - Gücü kuvveti yerinde ve saðlýklý.

    DÝNÇAY: (Tür.) Er. - Kuvvetli ay.

    DÝNÇER: (Tür.) Er. - Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiðit.

    DÝNDAR: (f.a.i.) Er. - Allah'a inanmýþ, baðlanmýþ olan kimse.

    DÝRAHÞAN: (Fars.) Ka. - Parlak, parlayan.

    DÝRAYET: (Ar.). - Zeka, bilgi, kavrayýþ. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DÝREM: (Fars.) Er. 1. Akça, para. 2. Gümüþ para.

    DÝRENÇ: (Tür.) Er. - Karþý koyan kuvvet, mukavemet.

    DÝRÝCAN: (Tür.) Er. - Güçlü, canlý kimse.

    DÝRÝÐ: (Fars.) Er. - Esirgeme, acýma.

    DÝRSEHAN: (Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocuðu olmadýðý için hor görülen sonra da Boðaç Han adýnda yiðit bir oðula sahip olan kahramanýn adý.

    DÝZDAR: (Fars.) Er. - Kale muhafýzý.

    DOÐA: (Tür.) Er. - Tabiat karþýlýðý olarak kuraldýþý uydurulmuþ kelime.

    DOÐAN: (Tür.) Er. - Kartalgillerden, alýþtýrýlarak kuþ avýnda kullanýlan, yýrtýcý bir kuþ.

    DOÐANALP: - (bkz. Doðan).

    DOÐANAY: (Tür.) Er. - Ayýn ilk günleri.

    DOÐANBEY: (Tür.) Er. - Doðan gibi atik ve cesur bey. Doðan bey: Niðbolu kalesini haçlýlara karþý koruyan Osmanlý beyi Yýldýrým Bayezid dönemi.

    DOÐANBÝKE: - (bkz. Doðan).

    DOÐANER: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, yiðit.

    DOÐANGÜN: (Tür.) Er. - Sabahýn ilk ýþýklan.

    DOÐANHAN: - (bkz. Doðanbey).

    DOÐANNUR: (Tür.) Ka. - Nurun doðmasý.

    DOÐANTEN: (Tür.) Er. - Þafak vakti.

    DOÐAY: (Tür.) Er. - Ayýn doðmasý.

    DOÐU: (Tür.) Er. 1. Doðma bölgesi. 2. Güneþin doðduðu yön, þark.

    DOÐUHAN: (Tür.) Er. - Doðu ülkesinin hükümdarý, hakimi.

    DOÐUKAN: (Tür.) Er. - (bkz.. Doðuhan).

    DOLUNAY: (Tür.). - Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedr-i tam. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DORUK: (Tür.) Er. - Tepe, aðaç tepesindeki körpe filiz.

    DOYUM: (Tür.) Ka. - Ganimet almýþ.

    DÖNDÜ: (Tür.) Ka. 1. Henüz evlenmemiþ kýz. 2. Örfte devamlý erkek çocuðu olan ailenin son doðan çocuðu kýz olursa döndü adýný koyarlardý.

    DÖNE: (Tür.) Ka. - Karþý ziyarette bulunma. - (bkz. Döndü).

    DUCÝHAN: (Fars.) Ka. - Ýki cihan, dünya ve ahirct.

    DUDU: (Fars.) Ka. 1. Haným, küçük kardeþ. 2. Papaðan, tuti. Bir papaðan cinsi. 3. Abla, yaþlý ermeni kadýn.

    DUHA: (Ar.). 1. Kuþluk vakti. 2. Kur'an-ý Kerim'de 93. surenin ismi. -Kýz ve erkek adý olarak kullanýlýr.

    DUHTER: (Fars.) Ka. - Kerime, kýz.

    DUMRUL: (Tür.) Er. - Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanýn adý.

    DURALÝ: - (bkz. Dursunali).

    DURAK: (Tür.) Er. 1. Yolu taþýyan araçlarýn düzenli olarak durduklarý yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.

    DURAN: (Tür.) Er. - Hareketsiz halde bulunan, sabit.

    DURANAY: (Tür.) Ka. - Ayýn en uzun süre gökyüzünde kaldýðý zaman.

    DURCAN: (Tür.) Er. - Canlý kal, ömrün uzun olsun.*

    DURDU: (Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*

    DURHAL: (Tür.) Er. - Hal üzere kal, olduðun gibi kal*

    DURKADIN: , Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*

    DURKAYA: (Tür.) Er. - Çocuklarý devamlý ölen ailelerin yeni doðan çocuklarýna verdikleri isim.*

    DURMUÞ: (Tür.) Er. - (bkz. Dursun).*

    DURNA: (Tür.) Er. - Bir cins kuþ. Turna.

    DURSALÝHA: (t.a.i.) Ka. - Erkek çocuðu olmayan ailelerin en son doðan kýz çocuklarýna verdikleri ad.*

    DURSUN: (Tür.) Er. - Çocuklarý devamlý ölen ailelerin yeni doðan çocuklarýna verdikleri ad. *

    DURSUNALÝ: (t.a.i.) Er. - Kýz çocuðu olmayan ailelerin en son doðan erkek çocuklarýna verdikleri isim.*

    DURU: (Tür.) Ka. - Saf, berrak.

    DURUALP: (Tür.) Er. - Özü temiz yiðit.

    DURUCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Durualp).

    DURUGÜL: (Tür.) Ka. - Temiz, saf gül.

    DURUHAN:. - (bkz. Durualp).

    DURUKAN: - (bkz. Durualp).

    DURUL: (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken þey, tortu.

    DURUSAN: (Tür.) Er. - Temiz olarak tanýnmýþ kimse.

    DURUSOY: - (bkz. Durusan).

    DUYGU: (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, iþitilen, hissedilen þey.

    DUYSAL: (Tür.) Ka. - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.

    DÜCANE: (Ar.) Er. - sahabe-i kiramdan önemli bir þahsiyetin adý.

    DÜDEN: (Tür.). 1. Yer altýnda akan sularýn kireçli tabakalarý eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklýk, girdap. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DÜLFÝN: (Ar.) Ka. - Arap astronomlarý tarafýndan Delphinus yýldýz kümesine verilen isim.

    DÜNDAR: (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarý. 2. Arkayý gözeten, koruyan asker.

    DÜRDANE: (Fars.) Ka. 1. Ýnci tane*si. 2. Sevgili, kýymetli.

    DÜREFÞAN: (Fars.) Ka. 1. Ýnci serpen. 2. Ýnci gibi söz söyleyen aðýz.

    DÜRÝYYE: (Ar.) Ka. 1. Ýnci gibi parlayan, parlak. 2. Parýltýlý yýldýz.

    DÜRNUR: (Fars.) Ka. - Ýnci ýþýðý.

    DÜRRE: (Ar.) Ka. - Ýnci tanesi.

    DÜRÜST: (Fars.) Er. 1. Doðru, düzgün, saðlam. 2. Bütün, tam.

    DÜRVEÞ: (Fars.) Ka. - Ýnci gibi.

    DÜZEY: (Tür.). - Seviye karþýlýðý olarak uydurulmuþ olmayan. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    DÜZGÜN: (Tür.). 1. Girintisi, çýkýntýsý, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiþ, tesviye edilmiþ. 3. Ýyi düzen verilmiþ. 4. Ýntizamlý, nizamlý. 5. Yolunda, rayýnda. 6. Kadýnlarýn yüzlerine sürdükleri beyaz veya kýrmýzý boya. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

  6. #6
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    E
    EBAN: (Ar.) Er. - Eban b. Osman b. Affan: Hz. Osman'ýn üçüncü oðlu olup valilik etmiþtir. Cemel vakasýnda Hz, Aiþe'ye refakat etmiþtir.

    EBBEDULLAH: (Ar.) Er. - Allah ebedi eylesin, daim eylesin.

    EBECEN: (Tür.) Er. - Akýllý çocuk.

    EBED: (Ar.). - Sonu olmayan gelecek. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    EBER: (Ar.). - Hayýrlý, þerefli, faziletli. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EBHER: (Ar.) Er. - En parlak.

    EBRA: (Ar.) Er. 1. Ürkme, kaçma. 2. Birden bire ölme.

    EBRAR: (Ar.) Er. 1. Hayýr sahipleri. 2. Ýyiler, dindarlar, özü sözü doðru olanlar. Þeþ Ebrar: Altý hayýr sahibi, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin.

    EBRU: (Fars.) Ka. 1. Kaþ. 2. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalý, bulutlu. 3. Kaðýt üzerine kendine has usulle yapýlan, mermer, damarlarý gibi dalgalý þekilli süsleme. Ciltçilikte ve hüsn-ü hat'ta kullanýlýr.

    EBU: (Ar.) Er. - Baba, ata. (bkz. Ebi, peder).

    EBU ALÝ SÝNA: (Ýbn Sina). Ali Sina'nýn babasý anlamýnda. Ünlü Türk bilgini.

    EBUBEKÝR: (Ar.) Er. - Deve yavrusunun babasý. - Hulefa-i Raþidin'in ilkidir. Hz. Ebubekir'in lakabý. Rasûlullah (s.a.s)'ýn nübüvvetinden önce de sonra da en yakýn arkadaþý olmuþtur.

    EBU CEHÝL: (Ar.) Er. - (Ebu'l-Hakem Amr b. Hiþam b. el-Muðire) Ýs*lam'ýn doðuþunda müslümanlarýn en büyük düþmanlarýndan. Mekkeli müþrik. Müslümanlara en büyük iþkeneler onun tarafýndan yapýldý. Cehalet ve bilgisizliðin babasý anlamýnda Ebu Cehil denildi. Hakkýnda ayetler indi. Bedir savaþýnda Ýslam mücahidi Ýbn Mes'ud tarafýndan öldürüldü.

    EBU DAVUD: (Ar.) Er. - Süleyman b. el-Eþas es-Sicistani. Kütüb-i Sitte'den birisi olan Sünen-i Ebu Davud'un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasýndan seçtiði 4800 hadisten oluþan Sünen'i, ahlak, tarih ve fýkýhla ilgili meseleleri içerir.

    EBU EYYUB EL-ENSARÝ: (Ar.) Er. - Asýl adý Halid b. Seyd'dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine'ye geldiðinde ilk önce onun evinde misafir oldu. Ýstanbul'a kadar gelip Bizanslýlarla savaþtý.

    EBU HANÝFE: (Ar.). (Nu'man b. Sabit). Hanefi mezhebinin kurucusu. Müetehid, alim. (Küfe 699-Baðdat 787). Kabil'den gelen büyük babasý Kufe'ye yerleþti. Ýslami ilimler sahasýnda mükemmel bir eðitim gören Ýmam-ý Azam ictihad edebilecek seviyeye geldi. Devrinin en meþhur bilginidir. Küfe kadýlýðý teklifini reddedince Halife Mansur onu hapse attýrdý. Hapishanede iken vefat etli.

    EBU HUREYRE: (Ar.) Er. - Suffe ashabýndandýr. Birçok hadis rivayet etmiþtir.

    EBU UBEYDE B. EL-CERRAH: (Ar.) Er. - (571-639) (Amr b. Abdullah). Ýslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiþtir. Çeþitli cephelerde ordu komutanlýðý yaptý. Suriye'de vefat elti.

    EBU ZER: (Ar.) Er. - Altýn sahibi, servet ve zenginlik sahibi.

    EBU ZER EL-GIFARÝ: (Ar.) Er. -Sahabedendir.

    EBYAR: (Ar.) Er. - Pek ak, pek beyaz. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ECE: (Tür.) Ka. 1. Baþ reis. 2. Kraliçe. 3. Ana. 4. Yaþlý kadýn.

    ECEGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Ece).

    ECEHAN: (Tür.). - (bkz. Ece).

    ECEMÝÞ: (Tür.) Er. - Çok bilmiþ.

    ECER: (Tür.) Er. - Yeni, güzel, iyi.

    ECHER: (Ar.) Ka. 1. Son derece güzel kadýn. 2. Gündüz iyi görmeyen karmaþýk gözlü.

    ECÝR: (Ar.) Er. 1. Bir iþ ya da emek karþýlýðý verilen þey. 2. Sevap. 3. Aziz sevgili.

    ECMEL: (Ar.). - En güzel, en yakýþýklý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ECVED: (Ar.) Er. 1. En iyi olan. 2. Eli açýk cömert. - Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak okunur.

    EDA: (Ar.) Ka. - 1. Naz, cilve. 2. Kurum, caka. 3. Alýnan þeyi geri ödeme. 4. Bir vazifeyi yerine getirmek.

    EDAGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Eda).

    EDEBALÝ: (Tür.) Er. - (Öl: 1325). Osman Gazi'nin kayýnpederi ve hocasý. Osmanlý imparatorluðunun kuruluþunda önemli bir rolü oldu.

    EDGÜ: (Tür.) Er. - Ýyi.

    EDGÜALP: (Tür.) Er. - Ýyi yiðit.

    EDGÜER: (Tür.) Er. - (bkz. Edgü).

    EDGÜKAN: (Tür.) Er. - (bkz. Edgü).

    EDHEM: (Ar.) Er. Karayaðýz at. -Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr. Ýbrahim Edhem: Ýslam tarihinde meþhur sofi

    EDÝB: (Ar.) Er. 1. Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. 2. Edebiyatla uðraþan kimse. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr. Edip Ahmet Yükneki: (XII. yy.) Türk þair yazar. Tek ve önemli yapýtý Süleymaniye kütüphaneside mevcut olan Atabetul Hakayýk isimli eserdir.

    EDÝBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Edip).

    EDÝM: (Ar.) Er. - Fiil, amel.

    EDÝZ: (Tür.) Er. 1. Yüksek, yüksek yer. 2. Ulu, yüce, deðerli.

    EDRÝS: (Ar.) Er. - (bkz. Ýdris).

    EDVÝYE: (Ar.) Ka. - Devalar, ilaçlar, çareler.

    EFADÝL: (Ar.) Er. - Pek mümtaz olanlar, çok bilgililer.

    EFAHÝM: (Ar.) Er. - En ulu, pek büyük ve saygýya layýk kimseler.

    EFAZIL: (Ar.) Er. - (bkz. Efadýl).

    EFDAL: (Ar.). 1. Çok faziletli, yüksek derecede. 2. Tercihe þayan, müreccah. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EFE: (Tür.) Er. 1. Aðabey, büyük kardeþ. 2. Yiðit, cesur. 3. Kabadayý.

    EFEKAN: (Tür.) Er. - Efe soyundan gelen.

    EFGAN: (Fars.) Er. - Figan, aðlayýp inleme, feryat.

    EFGEN: (Fars.) Er. 1. Düþüren, yýkan, yere atan. 2. Alýcý, yakýcý, düþürücü. - (bkz. Figen).

    EFHEM: (Ar.) Ka. 1. Çabuk anlayan. 2. Zihni açýk olan. 3. Daha ulu, çok büyük þeref sahibi fehametli. - (bkz. Fehamet).

    EFÝDE: (Ar.) Ka. - Yürekler, kalpler, gönüller.

    EFÝL: (Tür.) - Rüzgar, dalgalanma. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EFKAR: (Ar.) Er. 1. Düþünceler. 2. Ýç sýkýntýsý, kaygý.

    EFKEN: (Fars.) Er. - Düþkün.

    EFLAK: (Ar.) Er. 1. Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. 2. Bahtlar, talihler, kaderler.

    EFLAKÝ: (Ar.) Er. - Gökte oturan melek. - Eflaki Þemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlý sufi ve yazar. Mevlana'ya dair Menakýbü'l-Arifin adlý eserin müellifi.

    EFLATUN: (Yun.) Er. 1. Açýk mor. 2. Aristo'nun hocasý, Sokrat'ýn talebesi, ünlü Yunan filozofu.

    EFRAHÝM: (Ýbr.) Er. - Hz. Yusuf un ikinci oðlu. Orta Filistin'de yerleþen Ýsrail kabilesine adýný verdiði söylenir. Bu kabile Hz. Süleyman'ýn ölümünden sonra asýl Ýsrail topluluðunun 12 kola ayrýlmasýnda etken oldu.

    EFRAS: (Ar.) Er. - Atlar, beygirler, kýsraklar.

    EFRASÝYAP: (Fars.) Er. - Turan Türkleri büyük kahraman kaðanýnýn Farsça adý. Alp er Tonga asýl adýdýr. Büyük Ýskender'den evvel yaþamýþtýr. Kaþgar'daki ilk müslüman Türk sülalesi Karahanlýlarýn Afrasiyab neslinden geldiði söylenmektedir. Alper Tonga Hüsrev tarafýandan öldürülmüþtür.

    EFRAZ: (Fars.) Ka. - Kaldýran, yükselten. - Firar. Yükselten, mümtaz, büyük, meþhur, maruf.

    EFRÝDUN: (Fars.). - Cemþid soyundan anlayýþ ve zekasýyla meþhur bir Ýran hükümdarý.

    EFRUG: (Fars.). 1. Parýltý, ýþýk. 2. Nur. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EFRUZ: (Fars.) Ka. 1. Þule, parýltý. 2. Aydýnlatan, parlatan. 3. Tutuþturan, yakan. Gösteriþli güzel.

    EFSANE: (Fars.) Ka. 1. Asýlsýz hikaye. 2. Masal, boþ söz, saçma sapan lakýrdý. - Dillere düþmüþ, maþhur olmuþ hadise.

    EFSER: (Fars.). 1. Taç. 2. Subay. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr, (bkz. Ýklil).

    EFSUN: (Fars.) Ka. 1. Efsun, büyü, sihir, gözbaðcýlýk, (bkz. Füsun).

    EFÞAN: (Fars.) Ka. - Eklendiði kelimelere "saçan, daðýtan, serpen, silken" manasý verir.. - Gülefþan: Gül saçan.

    EFZA: (Fars.). - Artmak, çoðalmak. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EGE: (Tür.) Ka. 1. Bir çocuðu koruyan, iþlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. 2. Yaþça büyük, ulu. 3. Sahip.

    EGEMEN: (Tür.) Er. - Hakim, hüküm süren karþýlýðý olarak kullanýlan bu kelime, hem kök, hem de ek olarak yanlýþtýr. Türkçe'de ne "eðe" kökü, ne de "man-men" þeklinde isim yapým eki vardýr.

    EGENUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Ege).

    EGESEL: (Tür.) Er. - (bkz. Ege).

    EÐÝLMEZ: (Tür.) Er. - Baþkalarýnýn baskýsýný ve üstünlüðünü kabul etmeyen, baþ eðmeyen.

    EÐÝN: (Tür.) Er. - sýrt, arka.

    EHAD: (Ar.). 1. Bir, tek. 2. Ýlk sayý. 3. Allah'ýn isimlerinden, bir ve tek olan Allah. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    EHÝL: (Ar.) Er. 1. Sahip, malik. 2. Becerikli, yetenekli. 3. Karý-kocadan her biri.

    EHLÝMEN: (Ar.) Er. - inançlý inanan kimse.

    EHLÝYET: (Ar.) Ka. 1. Ýþe yarar halde bulunuþ, bir iþi hakedebilecek durumda bulunuþ, selahiyet, yetki. 2. Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3.Ýktidar, kabiliyet ve liyakat vesikasý.

    EHLULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ýn adamý, veli, evliya. 2. Allah'a teveccüh etmiþ, kulluðunu yanlýz ona yöneltmiþ. Küfür ehlinden, ve þirkten kaçýnan.

    EKABÝR: (Ar.) Er. - Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali.

    EKBER: (Ar.) Er. - Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. -Allah'ýn sýfatlanndandýr. Kur'an-ý Kerim'de 23 yerde geçer. Ýsim olarak kullanýlmasý iyi deðildir. Hindistan'a hakim olan Türk hükümdarý.

    EKE: (Tür.) Er. 1. Bilgili, deneyli, olgun. 2. Kurnaz, açýkgöz. 3. Bilmiþ çocuk. 4. Dahi.

    EKEMEN: (Tür.) Er. - (bkz. Eke).

    EKER: (Tür.) Er. - Toprakla uðraþan.

    EKÝM: (Tür.) Ka. 1. Topraða ürün ekme iþi. 2. Yýlýn onuncu ayý.

    EKÝN: (Tür.) Ka. 1. Ekilmiþ tahýlýn sürmüþü, tarlada bitmiþ tahýl. 2. - Kültür.

    EKÝNER: (Tür.) Er. - (bkz. Ekin).

    EKMEL: (Ar.) Er. l. Daha, pek kamil, mükemmel ve kusursuz olan. 2. En uygun, en eksiksiz. 3. Ekmel-i Enbiya: Hz. Rasûlullah (s.a.s). 4. Dinin tamamlanmasý. Maide suresi ayet, 3.

    EKMELEDDÝN: (Ar.) Er. 1. Dinin en olgunu, en olgunlaþtýrdýðý isim. 2. Dinin tamamý. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr. - (bkz. Ekmelettin).

    EKREM: (Ar.) Er. 1. Daha, en kerim. 2. Çok þeref sahibi, pek cömert, çok eli açýk. Ekremü'l-Ekremin: Cenab-ý Hak. (Alak suresi: 3 ).

    EKVAN: (Ar.) Er. - Varlýklar, alemler, dünyalar. - (bkz. Evren).

    ELA: (Ar.) Ka. - Sarýya çalan kestane rengi, göz rengi.

    ELANUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Ela).

    ELBURZ: (Fars.). - 1. Kafkaslarda en yüksek dað. 2. Uzun boylu yakýþýklý kimse. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ELÇÝ: (Tür.) Er. 1. Baþka bir devlet nezdinde devletini temsil eden kiþi. 2. Sefir. 3. Allah'ýn gönderdiði rasul ve nebiler.

    ELDEMÝR: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü el.

    ELFAZ: (Ar.) Er. - Sözler, sözcükler.

    ELFÝDA: (Ar.) Ka. - Feda etme, gözden çýkarma, verme.

    ELFÝYE: (Ar.) Ka. l- 1000 mýsralýk manzume. 2. Manzum risaleler.

    ELGÝN: (Tür.) Er. - Garip, yurdundan ayrýlmýþ.

    ELHAN: (Ar.). - Naðmeler, ezgiler. -erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ELÝF: (Ar.) Ka. 1. Ýslami alfabenin ilk harfi. Ebccd hesabýnda deðeri birdir. 2. Musikide "la" notasýný ifade için kullanýlýr. 3. Ülfet eden, dost, tanýdýk. 4. Alýþmýþ, alýþkýn, alýþýk. - Ýki kelimeli isimler yapýlabilir (Elif Beyza, Elif Nur v.s.).

    ELÝFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Elif).

    ELMAS: (Yun.i.) Ka. 1. Bilinen kýymetli taþ. 2. Pek sevgili ve kýymetli. 3. Billurlaþmýþ saf ve þeffaf karbon. 4. Ucunda sivri bir elmas parçasý bulunan ve cam kesmekte kullanýlan alet.

    ELVAN: (Ar.) - Levnler, renkler, çok renkli, polikrom. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ELVÝDA: (Ar.) - Allah'a ýsmarladýk. Allah'a emanet olun yollu ayrýlýk hitabý, (bkz. el-Firak, el-Veda). - Erkek ve kadýn ismi olarak kullanýlýr.

    ELYESA: (Ar.) Er. - Kur'an-ý Kerim'de adý geçen bir peygamber.

    EMAN: (Ar.) Er. 1. Emniyet. 2. Himaye, masuniyet. Güvence. - Müslüman her ferde eman verebilir.

    EMANET: (Ar.) Ka. 1. Emniyet edilen kimseye býrakýlan þey, eþya veya kimse. 2. Osmanlý devletinde bazý devlet dairelerine verilen isim.

    EMANETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn emaneti.

    EMANULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ýn emaneti. Devletin tebasý, halk, millet.

    EMEÇ: (Tür.) Er. 1. Hedef. 2. Yamaç. 3. Henüz memeden kesilmemiþ buzaðý.

    EMEK: (Tür.) Er. 1. Uzun, yorucu ve özenli çalýþma. 2. Bir iþin yapýlmasý için harcanan beden ve kafa gücü.

    EMEL: (Ar.) Ka. 1. Ümit. 2. Þiddetli arzu, hýrs, tamah. 3. Uzun zamanda gerçekleþebilecek arzu. 4. Ýnsan ömrünün yetmeyeceði hülyalar, kuruntular.

    EMÝN: (Ar.) Er. 1. Korkusuz kimse. 2. Emniyette olan. 3. Ýnanan, güvenen. 4. Ýnanýlýr, güvenilir. 5. Þüpheye düþmeyen, kati olarak bilen. 6. Emanet olarak idare edilen dairelerin baþý. - 7. (Hz. Muhammed (s.a.s) ve Cebrail'in adý.

    EMÝNE: (Ar.) Ka. - 1. Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçeleþtirilmiþ þeklidir. 2. Peygamberimizin annesi.

    EMÝR: (Ar.) Er. 1. Bir kavmin, bir þehrin baþý. 2. Büyük bir hanedana mensup kimse. 3. Peygamberimizin soyundan gelen. 4. Kumandan. 5. Abbasi devletinde baþkomutan. 6. Osmanlý devletinde beylerbeyi ve Tanzimat'tan sonra sivil paþalýðýn ilk derecesi.

    EMÝRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Emir).

    EMÝRHAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Emir). - "Emir" kelimesine "han" eki getirilerek iki isimden meydana gelmiþtir.

    EMÝR SULTAN: (Ar.) Er. I. Beyazýd zamanýnda Buhara'dan Bursa'ya hicret eden mutasavvýf.

    EMRAH: (Tür.) Er. - Anadolu saz þairlerinden.

    EMRAN: (Ar.) Er. - Kürkler, hayvan derileri.

    EMRE: (Tür.) Er. - Aþýk. Mübtela. Vurgun.

    EMREDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin emrettiði. - Türk dil kurallarý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    EMRÝ: (Ar.) Er. - Emirle ilgili.

    EMRÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Emri).

    EMRULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn emri.

    EMSAL: (Ar.) Er. 1. Kýssalar, hikayeler, destanlar. 2. Numuneler, örnekler. 3. Eþ benzer. 4. Yatýþ denk. 5. Katsayý.

    ENAM: (Ar.) Er. 1. Bütün mahlukat, yaratýlmýþ her þey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü'l-Enam: Halkýn ulusu Rasûlullah (s.a.s). 3. Kur'an-ý Kerim'in 6. Suresinin adý. 4.Bazý ayet ve dualarý içeren dua kitabý.

    ENBÝYA: (Ar.) Er. - Peygamberler.

    ENDER: (Ar.) Er. - çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir.

    ENER: (Tür.) Er. - En yiðit, en kahraman kiþi.

    ENERGÝN: (Tür.) Er. - En olgun, çok olgun.

    ENES: (Ar.) Er. 1. Ýnsan. 2. Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)'den çok hadis nakleden sahabelerdendir. Hicretten sonra annesi onu, 10 yaþýndayken Rasûlullah (s.a.s)'ýn hizmetine vermiþtir. Rasûlullah (s.a.s)'ýn vefatýna kadar yanýnda kalmýþtýr. 97-107 yaþýna kadar yaþadýðý rivayet edilmektedir.

    ENFA: (Ar.) - Çok yararlý, daha çok faydalý, (bkz. Nafi). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ENFAL: (Ar.) Er. 1. Ganimet. 2. Kur'an-ý Kerim'in 8 suresinin adý.

    ENFES: (Ar.) Ka. - Çok güzel, en güzel.

    ENGÝN: (Tür.) Er. 1. Ucu, bucaðý görünmeyecek kadar çok geniþ. 2. Denizin kýyýdan çok uzaklarda bulunan geniþ bölümü, açýk deniz. 3. Deðer ve fiyatý düþük olan. 4. Yüksekte olmayan, alçak yer.

    ENGÝNALP: (Tür.) Er. - Deðerli yiðit.

    ENGÝ A Y: (Tür.) Er. - (bkz. Engin).

    ENGÝNER: (Tür.) Er. - Ýyi, güzel, deðerli insan.

    ENGÝNÝZ: (Tür.) Er. - Ýz býrakacak kadar deðerli insan.

    ENGÝNSOY: (Tür.) Er. - Geniþ soydan gelen.

    ENGÝNSU: (Tür.) Er. - Açýk deniz.

    ENGÝNTALAY: (Tür.) Er. - Büyük deniz, okyanus.

    ENGÜR: (Tür.) Er. 1. Çok gür. 2. Bereketli.

    ENHAR: (Ar.) - Irmaklar, çaylar. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr. Enhar. Kur'an-ý Kerim'de cennetlerin altlarýndan akan ýrmaklar.

    ENÝS: (Ar.) Er. 1. Dost arkadaþ. 2. Yar, sevgili.

    ENÝSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Enis).

    ENSAR: (Ar.) Er. 1. Yardýmcýlar, muavinler, müdafiler, koruyucular. 2. Medine'ye hicretle Mekkeli muhacirlere yardým eden, Medineli müslümanlara verilen ad. Kur'an-ý Kerim'de çok geçen kelimelerden birisidir.

    ENSARULLAH: (Ar.) Er. - Allah yolunda Rasûlullah (s.a.s)'a yardým edenler.

    ENVAR: (Ar.) Er. - Ziyalar, aydýnlýklar, ýþýklar, parlaklýklar. - (bkz. Ziya).

    ENVER: (Ar.) Er. - Daha nurlu, en nurlu, çok parlak.

    ERACAR: (Tür.) Er. - Becerikli erkek.

    ERAKALIN: (Tür.) Er. - Alný ak, dürüst erkek.

    ERAKINCI: (Tür.) Er. - Yiðit akýncý.

    ERAKSAN: (Tür.) Er. - Temiz adlý yiðit.

    ERALKAN: (Tür.) Er. - Al kanlý yiðit.

    ERALP: (Tür.) Er. - Yiðit erkek.

    ERALTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Eralp).

    ERANDAÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Eraltay).

    ERANIL: (Tür.) Er. – Yiðitliðinle anýl, tanýn.

    ERASLAN: (Tür.) Er. - Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek.

    ERAVEND: (Fars.) Er. 1. Þevk, arzu, istek. 2. Þan, þeref.

    ERAY: (Tür.) Er. - Erken ay, ilk ay, ayýn ilk günlerinde doðan. - (bkz. Ýlkay).

    ERBAÞAT: (Tür.) Er. - (bkz. Eralp).

    ERBATUR: (Tür.) Er. - Cesur, yiðit.

    ERBAY: (Tür.) Er. - Soylu, ünlü aileye mensup erkek.

    ERBELGÝN: (Tür.) Er. - Açýk yürekli erkek.

    ERBEN: (Tür.) Er. - (bkz. Eralp).

    ERBERK: (Tür.) Er. - Þimþek gibi yiðit.

    ERBOÐA: (Tür.) Er. - Boða gibi güçlü erkek.

    ERBOY: (Tür.) Er. - Yiðit soydan gelen.

    ERCAN: (Tür.) Er. - Canlý, diri, sýhhatli erkek.

    ERCÝHAN: (t.f.i.) Er. - Cihanýn tanýdýðý erkek.

    ERCÝVAN: (t.f.i.) Er. - Genç erkek.

    ERCÜMENT: (Fars.) Er. - Muhterem, þerefli, itibarlý, haysiyetli, seçkin, saygýn, deðerli.

    ERCÜVAN: (f.a.i.) 1. Erguvan çiçeði. 2. Kýzýl þey. 3. Kýrmýzý kadife. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ERÇELÝK: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü erkek.

    ERÇETÝN: (Tür.) Er. - Sert, güçlü erkek.

    ERÇEVÝK: (Tür.) Er. - Çevik, hýzlý erkek.

    ERÇÝN: (Fars.) - Merdiven, basamak. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ERDA: (Ar.) Ka. - Beyaz karýnca.

    ERDAL: (Tür.) Er. - Tek erkek, dal gibi uzun erkek.

    ERDEM: (Tür.) Er. 1. Fazilet. 2. Maharet, hüner. 3. Liyakat. 4. Usta gemici. 5. Ýnsanýn ruhsal yetkinliði.

    ERDEMALP: (Tür.) Er. – Erdemli yiðit.

    ERDEMAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Erdem).

    ERDEMER: (Tür.) Er. – Erdemli kimse.

    ERDEMÝR: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü erkek.

    ERDEMLÝ: (Tür.) Er. - Erdemli, faziletli.

    ERDENÝZ: (Tür.) Er. - (bkz. Deniz).

    ERDEÞÝR: (Tür.) Er. - Cesur, kahraman, aslan yürekli.

    ERDÝ: (Tür.) Er. 1. Amacýna ulaþan, eriþen. 2. Olgunlaþmýþ erkek. 3. Ermiþ veli.

    ERDÝBÝKE: (Tür.) Ka. - Olgunluða eriþmiþ, deneyimli kadýn.

    ERDÝM: (Tür.) Er. - (bkz. Erdem).

    ERDÝN: (Tür.) Er. - (bkz. Erdi).

    ERDÝNÇ: (Tür.) Er. - Duru, güçlü kuvvetli erkek.

    ERDOÐAN: (Tür.) Er. - Yiðit doðan.

    ERDÖNMEZ: (Tür.) Er. - Sözünden dönmeyen, doðru sözlü.

    ERDURAN: (Tür.) Er. - (bkz. Erdönmez).

    ERDURMUÞ: (Tür.) Er. - (bkz. Erduran).

    ERDURSUN: (Tür.) Er. - (bkz. Erdurmuþ).

    EREK: (Tür.) Er. - Gerçekleþtirilmek için tasarlanan ve eriþmek istenilen þey, amaç, gaye, hedef.

    EREKEN: (Tür.) Er. - (bkz. Erek).

    EREL: (Tür.) Er. - Erkek eli, güçlü el.

    EREN: (Tür.) Er. 1. Yetiþen, ulaþan, vasýl olan. 2. Ýyi yetiþmiþ kiþi. 3. Cesur, yiðit adam. 4. Ermiþ. 5. Koca, zevc. 6. Kiþi, þahýs.

    ERENALP: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENAY: (Tür.) Er. - (bkz Eren).

    ERENCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENDÝZ: (Tür.) Er. - Gezegenlerin en büyüðü ve güneþe yakýnlýk bakýmýndan beþincisi Jüpiter.

    ERENGÜÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Eren). - Eren ve gül isimlerinden birleþik.

    ERENÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENSU: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENTÜRK: (Tür.) Er. - Eren-türk.

    ERER: (Tür.) Er. - Ulaþýr, kavuþur.

    ERETNA: (Tür.) Er. - XIV. yy. Orta Anadolu'da Sivas ve Kayseri'de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkleri'nden olup Küçük Asya'da Anadolu Selçuklularýna ait yerleri idarelerine almýþ olan Ýlhanlýlarýn emirlerinden biri. Adil yönelimi sayesinde halkýn övgüsünü almýþ ve kendisine "köse peygamber" lakabý verilmiþtir.

    EREZ: (Ar.) Er. - Acýbadem aðacý.

    ERGALÝP: (t.a.i.) Er. - Üstün, yenen kimse.

    ERGAZÝ: (t.a.i.) Er. - (bkz. Ergalip).

    ERGE: (Tür.) Ka. - Þýmarýk, nazlý.

    ERGENÇ: (Tür.) Er. - Genç erkek.

    ERGENER: (Tür.) Er. - (bkz. Ergenç).

    ERGÝ: (Tür.) Er. - Ýyi, güzel bir þeye eriþme.

    ERGÝN: (Tür.) Er. 1. Olmuþ, yetiþmiþ, kemale ermiþ. 2. Haklarýný kendi kullanmak için yasanýn gösterdiði yaþa gelmiþ olan kimse ( bkz. Reþid).

    ERGÝNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Ergin).

    ERGÝNCAN: (Tür.) Er. - Olgun ruhlu kimse.

    ERG ÝNER: (Tür.) Er. - Olgun erkek.

    ERGÝNSOY: (Tür.) Er. - Olgun kiþilerin soyundan gelen.

    ERGÝNTUÐ: (Tür.) Er. - (bkz. Ergin).

    ERGÝNALP: (Tür.) Er. - (bkz. Ergin).

    ERGÖK: (Tür.) Er. - (bkz. Ergin).

    ERGÖKMEN: (Tür.) Er. - Mavi gözlü, sanþýn kimse.

    ERGÖNÜL: (Tür.) Er. - Gönül eri, iyi insan.

    ERGUN: (Fars.) Er. - Sert baþlý, oynak ve hýzlý giden at. Ergun Celaleddin Çelebi: Türk sufý. Mevlananýn soyundandýr. Kütahya mevlevi hanesine de þeyhlik yapmýþtýr.

    ERGUNALP: (f.t.i.) Er. - Hýzlý, çevik, yiðit.

    ERGUNER: (f.t.i.) Er. - Hýzlý, çevik erkek.

    ERGUVAN: (Fars.) Er. - Kýrmýzýmtrak bir çiçek.

    ERGÜÇ: (Tür.) Er. - Erkek gücü.

    ERGÜDEN: (Tür.) Er. 1. Yiðitlik eden erkek. 2. Sevk ve idare kabiliyeti olan, lider.

    ERGÜDER: (Tür.) Er. - (bkz. Ergüden).

    ERGÜL: (Tür.) - Nadide gül, tek gül. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ERGÜLEÇ: (Tür.) Er. - Güleryüzlü erkek.

    ERGÜMEN: (Tür.) Er. - Amacýna, isteðine kavuþan.

    ERGÜN: (Tür.) Er. 1. Yumuþak uysal kimse. 2. Sulu kar, sulu saf kar.

    ERGÜNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Ergün).

    ERGÜNER: (Tür.) Er. - Yumuþak huylu, uysal erkek.

    ERGÜVEN: (Tür.) Er. - Kendine güvenen.

    ERGÜVENÇ: (Tür.) Er. - Güven duyulan kimse.

    ERHAN: (Tür.) Er. - Ýyi, adaletli hükümdar.

    ERÝB: (Ar.) Er. - Akýllý, zeki kimse.

    ERÝBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Erib).

    ERÝKE: (Ar.) Ka. - Taht.

    ERÝKER: (Tür.) Er. - Becerikli, yürekli adam.

    ERÝM: (Tür.) Er. 1. Bir þeyin erebileceði uzaklýk. 2. Vakýf olmak, yetmek.

    ERÝMEL: (Tür.) Er. - (bkz. Erim).

    ERÝMÞAH: (Tür.) Er. - (bkz. Erim).

    ERÝNÇ: (Tür.) Er. - Rahat, huzur.

    ERÝNÇER: (Tür.) Er. - Huzur veren kimse.

    ERÝPEK: (Tür.) Er. - Yumuþak, uysal erkek.

    ERÝS: (Fars.) Er. - Zeki, uyanýk, azýlý.

    ERKAL: (Tür.) Er. - Erkek kal, adam olarak kal.

    ERKAN: (Ar.) Er. 1. Bir topluluðun ileri gelenleri, büyükler, üstler. 2. General ya da amiral aþamasýndaki askerler. 3. Yol, yöntem, adet, usûl. 4. Temel esaslar. Rükünler, direkler.

    ERKAM: (Ar.) Er. - Rakamlar, sayýlar, yazýlar. Erkam b. Erkam: Ýlk müslüman olan sahabilerden birinin adý. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalýþmalarýný gizlice Erkam'ýn evinden yürüttükleri için, evi Ýslâm tarihinde meþhur olmuþ ve günümüze Daru'l-Erkam olarak ulaþmýþtýr.

    ERKE: (Tür.) 1. Ýþ baþarma gücü. 2. Nazlý serbest büyütülmüþ çocuk. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ERKEL: (Tür.) Er. - Güçlü, kudretli el.

    ERKILIÇ: (Tür.) Er. - Kýlýç gibi keskin güçlü yiðit.

    ERKINAY: (Tür.) Er. - Çalýþan erkek.

    ERKÝN: (Tür.) Er. - Serbest, hür.

    ERKÝNER: (Tür.) Er. - Baðýmsýz, özgür insan.

    ERKMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, etkili, sözü geçen kimse.

    ERKOÇ: (Tür.) Er. - Güçlü, iriyan erkek.

    ERKOÇAK: (Tür.) Er. - bkz. Koçak.

    ERKSAN: (Tür.) Er. - Güçlü, etkili san, tanýnmýþ ad.

    ERKSOY: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.

    ERKSUN: (Tür.) Er. - Gücünü, kudretini göster.

    ERKUL: (Tür.) Er. - Erkek kul, güçlü kuvvetli adam, kul.

    ERKUT: (Tür.) Er. 1. Güçlü, dayanýklý erkek. 2. Mübarek insan, kutlu insan.

    ERKUTAY: (Tür.) Er. - Uðurlu ayda doðan erkek.

    ERMA: (Ar.) Ka. - Çok güzel ve cilveli olan.

    ERMAN: (Fars.) Er. 1. Arzu, istek. 2. Yerinme, piþman olma.

    ERMÝN: (Fars.) Er. - Keykubat'm dördüncü oðlu.

    ERMÝÞ: (Tür.) Er. 1. Allah'a yönelmiþ ve bu yolda merhale katetmiþ kimse. 2. Veli, aziz.

    ERMÝYE: (Ar.) Er. - Dolu yaðdýran kasýrga.

    ERNOYAN: (Tür.) Er. - Yiðit baþkomutan.

    EROÐUZ: (Tür.) Er. - Yiðit kimse.

    EROKAY: (Tür.) Er. - Seçkin, beðenilen erkek.

    EROL: (Tür.) Er. - Erkek ol. - "Er" ve "ol" kelimelerinden birleþik isim.

    ERONAT: (Tür.) Er. - Dürüst, güvenilir, iyi erkek.

    EROZAN: (Tür.) Er. - Erkek ozan, þair.

    ERÖZ: (Tür.) Er. - Özü erkek, yiðit olan.

    ERSAL: (Tür.) Er. - Yiðitliðinle tanýn.

    ERSALMIÞ: (Tür.) Er. - (bkz. Ersal).

    ERSAN: (Tür.) Er. l. Adýyla, sanýyla ünlenmiþ erkek. 2. Güzel, güçlü san býrakmak.

    ERSAVAÞ: (Tür.) Er. - (bkz. Ersal).

    ERSAYIN: (Tür.) Er. - Saygý deðer kimse.

    ERSEÇ: (Tür.) Er. - Seçkin ol.

    ERSEN: (Fars.) Er. - Meclis, kurultay, kongre.

    ERSERÝM: (Tür.) Er. - (bkz. Serim).

    ERSEVEN: (Tür.) Er. - Seven erkek.

    ERSEVER: (Tür.) Er. - (bkz. Erseven).

    ERSEVÝM: (Tür.) Ka. - Sevimli, sempatik erkek.

    ERSEZEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ersezer).

    ERSEZER: (Tür.) Er. - Kavrayýþý güçlü erkek.

    ERSÖZ: (Tür.) Er. - Yiðit sözlü.

    ERSU: (Tür.) Er. - (bkz. Ersöz).

    ERSUNAL: (Tür.) Er. - (bkz. Ersu).

    ERÞAD: (t.f.i.) Er. - Sevinçli, mutlu erkek.

    ERÞAHAN: (Tür.) Er. - Þahin gibi güçlü yiðit.

    ERÞAHÝN: (Tür.) Er. - Erkek þahin, kuþ.

    ERÞAN: (Tür.) Er. - Yiðitliðiyle tanýnmýþ, ünlenmiþ erkek.

    ERÞED: (Ar.) Er. - Er reþid, ergin olan, doðru yola daha yakýn, hareket hattý daha iyi olan. (bkz. Reþid).

    ERSEN: (Tür.) Er. - Mutlu, neþeli erkek.

    ERTAN: (Ar.) Er. - Dericilerin,, yapraðýyla sahtiyan (deri) boyadýklarý bir nevi aðaç.

    ERTAÞ: (Tür.) Er. - Taþ gibi erkek. -Er ve taþ kelimelerinden birleþik isim.

    ERTAYLAR: (Tür.) Er. - Uzun boylu, yakýþýklý erkek.

    ERTE: (Tür.) Er. 1. Gelecek þafak, þafak sökme zamaný. 2. Yarýn. 3. Herhangi bir iþte ilk baþarý.

    ERTEK: (Tür.) Er. - Tek, eþsiz yiðit.

    ERTEKÝN: (Tür.) Er. - Soylu erkek. - Er ve tekin kelimelerinden birleþik isim.

    ERTEN: (Tür.) Er. 1. Sabah güneþin doðduðu zaman. 2. Gün.

    ERTÝNGÜ: (Tür.) Er. - Olaðanüstü görülmemiþ.

    ERTOK: (Tür.) Er. - Gözü, gönlü tok yiðit.

    ERTÖRE: (Tür.) Er. - Töreleri olan yiðit.

    ERTUÐ: (Tür.) Er. - Sorguç tutan erkek.

    ERTUÐRUL: (Tür.) Er. - Dürüst, doðru, yiðit. - Ertuðrul Gazi: Osmanlý hanedanýnýn kurucusu. Osman Bey'in babasý.

    ERTUNA: (Tür.) Er. - (bkz.Tuna).

    ERTUNÇ: (Tür.) Er. l. Tunç renkli erkek. -2. Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek. - Er ve tunç kelimelerinden birleþik isim.

    ERTUNGA: (Tür.) Er. 1. Yiðit hakan. 2. Uygur yazýtlarýnda geçen Türk adý.

    ERTÜZE: (Tür.) Er. - (bkz. Tüze).

    ERÜSTÜN: (Tür.) Er. - Üstün erkek.

    ERVA: (Ar.) Er. 1. Çok güzel genç. 2. Son derece cesur ve yiðit adam.

    ERVÝN: (Fars.) Ka. 1. Tecrübe, sýnama, deneme. 2. Þeref ve itibar.

    ERYALÇIN: (Tür.) Er. - Sert, güçlü, boyun eðmez yiðit.

    ERYAMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, becerikli.

    ERYAVUZ: (Tür.) Er. - Yürekli, korkusuz.

    ERYETÝÞ: (Tür.) Er. - Erken gel.

    ERYILDIZ: (Tür.) Er. - Yýldýz gibi parlak yiðit.

    ERYILMAZ: (Tür.) Er. - (bkz. Yýlmaz).

    ERZADE: (t.f.i.) Er. - Yiðit oðlu.

    ERZAN: (Fars.) Er. 1. Ucuz, bol. 2. Uygun, münasip, layýk. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ESAD: (Ar.) Er. 1. Oldukça mutlu, daha saadetli. 2. Çok hayýrlý. – Türk dil kurallarýna göre "d/t" olarak kullanýlýr. Esad b. Zürare: Sahabedendir. Künyesi Ebu Umame'dir. Akabe bey'atmdan önce müslüman oldu. 1.2. ve 3. Akabe bey'atlarýnda hazýr bulundu. Medine'ye Ýslamý ilk teblið eden sahabidir. Hicretin II. yýlýnda Þevval ayýnda (Bedir öncesi) vefat elti.

    ESED: (Ar.) Er. - Arslan. Gazanfer. Haydar. Cesur ve kahraman kiþi anlamýnda kullanýlmýþtýr.

    ESEDÜ'D-DÝN: (Ar.) Er. - Dinin arslara. - Þeref lakabýdýr.

    ESEDULLAH: (Ar.) Er. - (Allah'ýn arslaný) Hz. Ali, Hayber'in fethinde gösterdiði kahramanlýktan dolayý Rasûlullah (s.a.s), Hz. Ali'ye bu ismi vermiþtir. Astronomi'de: Güneþin rumi, temmuzun 9'unda ve Efrenci temmuzun 23'ünde içine girdiði ve semanýn kuzey yarýmküresi eteðinde bulunan birçok parlak yýldýzdan müteþekkil 5. burç.

    ESEN: (Tür.) Er. - Sað, salim, saðlýklý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ESENBOÐA: (Tür.) Er. - (bkz. Esen).

    ESENDAÐ: (Tür.) Er. - Dað gibi güven verici ve saðlam yaptý.

    ESENER: (Tür.) Er. - Saðlýklý, rahat kimse.

    ESENGÜL: (Tür.) Ka. - Canlý, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül.

    ESENTÜRK: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, saðlýklý Türk.

    ESER: (Ar.) Er. 1. Niþan, alamet, iz. 2. Etki, tesir. 3. Yok olmuþ bir nesneden kalma parça. 4. Bir kiþinin ortaya koyduðu mahsul, telif. 5. Hadis, hadis ilmi. 6. Ýmal, icat. 7. Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ESÝN: (Tür.) Ka. -1. Rüzgar, sabah rüzgarý. 2. Ýlham, çaðrýþým.

    ESLEK: (Tür.) Er. 1. Çalýþkan, gayretli. 2. Yumuþak baþlý, uysal. 3. Atik, çevik.

    EÞLEM: (Ar.) Er. 1. En selamatli, en emin, en doðru yol. 2. Kendisini bütünüyle Allah'ýn dinine adamýþ, Silm'e girmiþ mü'min. - Kadýn ve erkek adý olarak kullanýlýr.

    ESMA: (Ar.) Ka. 1. Adlar. 2. Kulaklar, iþitme. - Esmaü'l-Hüsna: Allah'ýn güzel isimleri. - Hz. Esma: Hz. Ebu Bekir'in kýzý, Hz. Aiþe'nin ablasýdýr.

    ESMAHAN: - (bkz. Esma).

    ESMAN: (Ar.) Ka. - Bedeller, kýymetler, deðerler.

    ESME: (Tür.) Ka. - Esmek fiili.

    ESMER: (Ar.) Ka. - (bkz. Esved).

    ESMERAY: (a.t.i.) Ka. - Siyah ay, buðday renkli, karayaðýz.

    ESRA: (Ar.) Ka. - Daha hýzlý, daha çabuk, en çabuk.

    ESVED: (Ar.) Ka. - Siyah, kara.

    EÞ'ARÝ: (Ar.) Er. - Ebu Musa Abdullah b. Kays el-Eþ'ari (Öl. 935). Ünlü kelam alimi, Eþ'ari mezhebinin, kurucusudur. 40 yaþýna kadar Mutezile görüþü benimsemiþ, daha sonra Basra camiinden de herkese ilan ederek Mutezile'yi býraktýðýný açýklamýþtýr.

    EÞAY: (Tür.) Er. - Ay kadar güzel.

    EÞCA: (Ar.) Er. - En cesur, en yiðit kiþi.

    EÞFAK: (Ar.) Er. - Daha þefkatli, çok merhametli.

    EÞÝR: (Ar.) Er. - Çok sevinçli.

    EÞRAF: (Ar.) Er. 1. Þerefli, saygýn kimseler. 2. Bir yerin zenginleri, sözü geçenler.

    EÞREF: (Ar.) Er. - Daha þerefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. Eþrefi: Akkoyunlular devrinde kullanýlan bir çeþit gümüþ para. Yavuz Sultan Selim'in Mýsýrý fethettikten sonra burada bastýrdýðý para. Eþrefoðlu Rumi: Kadiri tarikatýnýn bir kolu olan Eþrefîyye adlý ekolün kurucusu.

    ETEM: (Ar.) Er. - Daha tam daha noksansýz, mükemmel. - (bkz. Ekmel).

    ETHEM: (Ar.) Er. - (bkz. Edhem).

    EVCAN: (Tür.) Er. - Evdeki insan evcimen.

    EVCÝMEN: (Tür.) Er. - Evine, ailesine baðlý. Ev iþlerinde becerikli.

    EVDEGÜL: (Tür.) Ka. - Güzel kýz.

    EVFA: (Ar.) Er. Daha vefalý, cana yakýn, sözünde duran.

    EVÝN: (Tür.) Ka. - Tohum, tane, öz cevher.

    EVÝRGEN: (Tür.) Er. - Ýþini bilen, tedbirli kimse.

    EVLA: (Ar.) Ka. - Daha uygun, daha layýk, daha iyi üstün. Hayýrlý amel.

    EVLÝYA: (Ar.) 1. Veliler. 2. Allah'ýn dostlarý. 3. Ýman edip salih amel iþleyenler. 4. Allah yolunda mallan ve canlarýyla cihad edenler. 5. Allah'ýn emaneti olan dinini ve hükümlerini yeryüzünde tevelli ederek korumaya çalýþanlar.

    EVNUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Evdegül)

    EVRA: (Fars.) Ka. - Hisar.

    EVREN: (Tür.) Er. 1. Büyük yýlan, ejderha. 2. Felek, zaman. 3. Kainat, dünya. 4. Yaþanýlan vasat.

    EVRENSEL: (Tür.) Er. - "Alemþümül" karþýlýðý olarak. - Fransýzca "Universal'e benzetilerek kullanýlýr.

    EVSAN: (Ar.) - Pullar, harçlar (bkz. Esnam). - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    EVVAH: (Ar.) Er. 1. Çok ah eden. 2. Çok dua eden. 3. Merhametli. 4. Ýmaný saðlam. 5. Din bilgisi çok geniþ olan kimse. 6. Kur'an-ý Kerimde bu isimle Hz.Ýbrahim vasýflandýrýlmýþtýr.

    EVVEL: (Ar.) 1. Ýlk baþlangýç, ilkin. 2. Allah'ýn 99 isiminden biri.

    EYGÜL: (Tür.) - Ýyi. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EYLÜL: (Ar.) Ka. - Sonbahar'ýn ilk ayý.

    EYMEN: (Ar.) Er. 1. Daha uðurlu, çok talihli, hayýrlý, kutlu. 2. Sað taraftaki. Eymen b. Hureym:. Sahabedendir. Mekke'nin alýnýþý sýrasýnda müslüman oldu. Babasý ve amcasý Bedir þehitlerindendir. Hadis rivayctiylc ün kazandý.

    EYÜB: (Ar.) Er. 1. Sabýrlý. 2. Dönen, piþman olan, günahlarýna tevbe eden demektir. Kur'an'da adý geçen peygamberlerden. Güzel sabýr sahibi. Allah'ýn imtihanýna güzellikle sabredip mükafat ve ihsana ulaþmýþtýr. -Türk dil kuralý açýsýndan "b/p" olarak okunur.

    EZAMET: (Ar.) Ka. - (bkz. Azamet). 1. Büyüklük, ululuk. 2. Çalým, kývrým.

    EZELHAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Ezel).

    EZFER: (Ar.) Ka. - Güzel kokulu.

    EZGÝ: (Tür.) Ka. 1. Belli bir kurala göre yaratýlan ve kulakta haz uyandýran þeþname. 2. Makamla söylenen manzum söz. 3. Beste (bkz. Beste).

    EZGÜ: (Tür.) - Makam, hava. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EZHAN: (Ar.) - Ýnsanda akýl, fikir, zeka, hafýza anlayýþ, kavrayýþ, kudretleri. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EZHERAN: (Ar.) - Ay ve güneþ. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EZNEV: (Fars.) - Yeni baþtan, yeniden. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    EZRA: (Ar.) Ka. 1. Pek fasih, sözü düzgün adam. 2. Beyaz kulaklý siyah at.

    EZRAK: (Ar.) - Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

  7. #7
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    F
    FADALE: (Ar.) Er. 1. Faziletli. 2. Rasulullah'a tabi olmuþ sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandýr. Birçok hadis rivayeti mevcuttur.

    FADIL: (Ar.) Er. - (bkz. Fâzýl).

    FADÝLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fazýl).

    FADÝME: (Tür.) Ka. - (bkz. Fatma).

    FADL: 1. Ýyilik. 2. Fazilet. 3. Erdemlilik. Fadl b. Abbas b. Abdülmuttalib: Rasulullah'ýn amcasý Abbas (r.a.)'ýn oðludur.

    FAHAMET: (Ar.) Ka. 1. Fahimlik, ululuk. 2. Ýtibar, kýymet, deðer.

    FAHHAR: (Ar.) Er. 1. Çok övünen, kendini çok metheden. 2. Çanak, çömlek, toprak testi. 3. Saksý.

    FAHÝM: (Ar.) Er. 1. Akýllý, anlayýþlý, kavrayýþlý.2. Ulu, büyük, sayan.

    FAHÝME: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahim).

    FAHÝR: (Ar.) Er. 1. Övünülecek, iftihar edilecek. 2. Þerefli, kýymetli. 3. Parlak, güzel, mükemmel.

    FAHÝRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahir).

    FAHREDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin övdüðü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149-Horat 1209). Müfessir, kelamcý. Dilbilimci. Fizikçi. Týpçý.

    FAHRÝ: (Ar.) Er. - Bir karþýlýk beklemeden yalnýzca þeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iþ. (Ýþ, sýfat, unvan). Fahri aza, fahri üye; maaþsýz, ücretsiz veya müessese için gurur kaynaðý olan kiþi.

    FAHRÝYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahri). Ýslami edebiyatla, þairlerin kendi vasýflarýndan, faziletlerinden ve þairlik kuvvetlerinden bahsettikleri þiirler. Daha çok kasidelerin bir bölümü bu þekildedir.

    FAHRUNNÝSA: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahir). - Çok övünen, þanlý, þerefli, onurlu kadýn.

    FAÝK: (Ar.) Er. 1. Üstün, seçkin, yüksek, ileri. 2. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.

    FAÝKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Faik).

    FAÝZ: (Ar.) Er. - Fevz bulan, muradýna ulaþan, baþarý kazanan. Kur'an'da müslümanlarý vasfetme sadedinde birçok yerde geçmektedir.

    FAÝZA: (Ar.) Ka. - (bkz. Faiz).

    FAKI: (Tür.) Er. - Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan.

    FAKÝH: (Ar.) Er. l. Bir þey bilen yahut anlayan kimse. 2. Fýkýh ilminde üstad. Ýslam hukuk bilgini.

    FALÝH: (Ar.) Er. 1. Felaha eren, baþarý kazanan, muradýna eren. 2. Topraðý süren, eken.

    FARABÝ: (t.h.i.) Er. - 870-950 yýllan arasýnda yaþamýþ ve Aristo felsefesinin Ýslam aleminde yayýlmasýna yol açmýþ Türk filozofudur. Kendisine muallim-i sani (Aristo'dan sonra 2. üstad) unvaný verilmiþtir. Eserlerinin Ýbn-i Sina üzerinde büyük tesiri vardýr. Kanun dediðimiz çalgýnýn mucididir. Asýl adý "Ebu Nasýr Muhammed'tir.

    FARÝS: (Ar.) Er. 1. Atlý (süvari). 2. Binici, ata binmekte maharetli. 3. Ferasetli, anlayýþlý. 4. Ýran'ýn güneyindeki Þiraz vilayeti.

    FARÝSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Faris).

    FARUK: (Ar.) Er. 1. Haklýyý-haksýzý ayýrmakta güçlü olan. 2. Doðruyu yanlýþtan ayýran. 3. Keskin. - Hz. Ömer'in lakabý; haklýyý haksýzdan ayýrederek adaleti tam yerine getirmekte ün kazandýðý için "Faruk" kelimesiyle adlandýrýlmýþtýr.

    FARÛKÝ: (Ar.) Er. - Hz. Ömer'in nesline yahut adaletine mensup.

    FARYAB: (Fars.) Er. 1. Dere ve ýrmak suyu ile sulanan yer. 2. Eski Horasan'da Delh'e yakýn bir þehir.

    FATÝH: (Ar.) Er. 1. Fetheden, açan. 2. Bir ülkeyi, þehri veya kaleyi zapteden kimse. 3. Hüküm veren anlamýnda, Cenab-ý Hakk'ýn sýfatlarýndan biridir. A'raf suresi 89. ayet. - Ýstanbul'u fetheden yedinci Osmanlý padiþahý Sultan Mehmet Han'a bu fethinden ötürü verilen unvan.

    FATÝN: (Ar.) Er. 1. Zeki, anlayýþlý. 2. Zihni açýk, kavrayýþlý. Uyanýk.

    FATÎNE: (Ar.) Ka. - ((bkz. Fatin).

    FATIMA: (Ar) Ka. 1. Sütten kesilmiþ. 2. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kýlýnmýþ.- Hz. Peygamber'in Hz. Hatice'den dünyaya gelen en küçük kýzýnýn adýdýr. Hicretten 18 yýl önce 605'te Mekke'de dünyaya gelmiþtir. 632 yýlýnda Medine'de vefat etmiþtir. 18 yaþýnda iken Hz. Ali ile evlenmiþ, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ümmü gülsüm ve Hz. Zeyneb adýnda dört çocuðu vardýr. Rasûlullah (s.a.s)'tan sonra 6 ay yaþamýþtýr. Lakabý Zehra'dýr.

    FATMAGÜL: (Ar.) Ka. - (bkz. Fatma).

    FATMANUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Fatma).

    FAYÝH: (Ar.) Er. - Kendiliðinden daðýlan güzel koku.

    FAYÝHA: (Ar.) Ka. 1. Çiçek veya meyve kokusu. 2. Güzel kokulu nesne.

    FAYSAL: (Ar.) Er. 1. Keskin hüküm, karar. 2. Halletme, neticelendirme. 3. Keskin kýlýç. 4. Hakim.

    FAZIL: (Ar.) Er. 1. Faziletli, fazilet sahibi. 2. Erdemli, faik, üstün. - (bkz. Faik, Fadýl).

    FAZILA: (Ar.) Ka. - (bkz. Fazýl).

    FAZÝLET: (Ar.) Ka. 1. Ýnsanda iyilik etmeye ve fenalýktan çekinmeye olan devamlý ve deðiþmez istidat, güzel vasýf. 2. Kiþiyi, ahlaklý ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. 3. Ýnsanýn yaratýlýþýndaki iyilik, iyi huy, erdem. 4. Ýyi anlak, iffet. - (bkz. Erdem).

    FAZLI: (Ar.) Er. 1. Deðer, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. 2. Fazla, ziyade, artýk, baki. 3. Ýki sayýnýn birbirinden olan farklarý. 4. Ýlim ve irfan sahibi. 5. Âli, cenablýk, ihsan, cömert. 6. Olgunluk.

    FAZLULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn fazlý, erdemi, lütfü.

    FECRÝ: (Ar.) Er. - Sabaha karþý güneþ doðmadan önce ufkun gündoðusu tarafýndan görülen aydýnlýðý, tanyerinin aðarmasý.

    FECRÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fecri).

    FEDAÝ: (Ar.) Er. l. Canýný esirgemeyen, mühim bir maksat uðrunda canýný vermeye hazýr bulunan. 2. Allah yoluna baþkoymuþ.

    FEDAKÂR: (Fars) Er. - Birleþik isim. Kendini veya þahsi menfaatlerini esirgemeyen.

    FEDAYÝCAN: (a.f.i.) Er. - Canýný vermeye hazýr, canýný verme.

    FEHAMET: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahamet).

    FEHÝM: (Ar.) Er. - Zeki, anlayýþlý, pek çok anlayan.

    FEHMÝ: (Ar.) Er. - Fehme mensup, fehim ile ilgili (bkz. Fehim).

    FEHMÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fehmi).

    FELAH: (Ar.) Er. - Kurtuluþ, selamet, mutluluk, bahtiyarlýk.

    FELAK: (Ar.). 1. Gün aðarmasý. 2. Kur'an-ý Kerim'in 113. suresinin adý. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FELÝN: (Ar.) - Mantar. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FENER: (Yun.) Er. - Ýçinde ýþýk kaynaðý bulunan þeffaf mahfaza.

    FERAÐ: (Fars.) Er. - Serin rüzgar.

    FERAH: (Ar.) Ka. 1. Gönül açýklýðý. 2. Sevinç, scvinme.

    FERAHENGÝZ: (f.b.i.) Ka. - Ünlü bir çeþit lale.

    FERAHET: (Fars.) - Þan ve þeref. -Erkek ve kadýn adý.

    FERAHFEZA: (a.f.i.) Ka. 1. Ferah artýran. 2. Türk müziðinin mürekkeb makamlarýndan. 3. Meþhur bir lale türü.

    FERAHNA: (Fars.) Ka. 1. Bolluk, geniþlik. 2. Geniþ yer.

    FERAHNAK: (a.f.b.s.) Ka. - Sevinçli. - Türk müziðinin mürekkeb makamlarýndan.

    FERAHNAZ: (Fars.) Ka. - Nazlý kýz.

    FERAHÞAN: (a.f.b.s.) Ka. 1. Sevinç veren. 2. Ferah saçan.

    FERAMUÞ: (Fars.) Er. - Unutma, hatýrdan çýkma, nisyan.

    FERASET: (Ar.) Ka. - Anlayýþlýlýk, çabuk seziþ.

    FERAY: (Fars.) Ka. - Aydýnlýk, parlak ay, canlýlýk, süs, zinet.

    FERDA: (Fars.) Ka. 1. Yarýn. 2. Gelecek zaman, ati. 3. Ahiret, öbür dünya.

    FERDANE: (Ar.) Ka. - Tekli, yalnýz.

    FERDÝ: (Ar.) Er. - Fertle ilgili, ferde has, tek baþýna yapýlan.

    FERDÝYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ferdi).

    FEREC: (Ar.) Er. 1. Gam, tasa ve sýkýntýdan kurtulma. 2. Zafer.

    FERHAD: (f.h.i.) Er. - Anadolu Anonimi'nde Ferhad ve Þirin adýyla meþhur olan eski bir hikayenin erkek kahramaný olup Þirin'in aþýkýdýr. - (bkz. Ferhat).

    FERHAL: (Fars.) Ka. Kývýrcýk ve dolaþýk olmayan uzun saç.

    FERHAN: (Ar.) Er. 1. Sevinçli, mesut. 2. Þen, memnun.

    FERHAT: (Ar.) Er. - Sevinç, neþe. (bkz. Ferhad).

    FERHUNDE: (Fars.) Ka. - Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uðurlu.

    FERÝD: (Ar.) Er. - Tek, eþsiz, eþi olmayan, kýyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. - Türk dil kurallarýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    FERÝDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ferid). -Kendi reyiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse.

    FERÝDUN: (Fars.) Er. 1. Sekizinci gök. 2. Piþdadilerin 6. padiþahý olup Cemþid sülalesinden demirci Gave'nin yardýmýyla Dahhak-ý Mari'yi öldürmüþtür. Lakabý Ferruh'tur.

    FERÝDÜDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin feridi, tek, eþsiz, kýyas kabul etmez kimse.

    FERÝT: (Fars.) Er. 1. Avcý kuþ. 2. Donmuþ, katýlaþmýþ þey.

    FERMA: (Fars.). 1. Emreden, buyuran. 2. Amir. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FERMAN: (Fars.) Er. 1. Emir, buyruk. 2. Padiþah tarafýndan verilen yazýlý emir, berat, buyrultu.

    FERMEND: (Fars.) Er. - Mevki ve þeref sahibi.

    FERRUH: (Fars.) Er. 1. Uðurlu, kutlu. 2. Mübarek. 3. Aydýnlýk insan. - (bkz. Mübarek).

    FERRUHÝ: (Fars.) Er. 1. Ferruha ait. 2. Uðurluluk, meymenet. 3. Ýranlý ünlü þair.

    FERZAN: (Fars.) Ka. - Ýlim ve hikmet.

    FERZANE: (Fars.) 1. Alim, bilgin, seçkin. 2. Benzerlerinden, akranlarýndan ileride. 3. Hakim, feylesof. 4. Tasavvufta, ncfsani baðlantýlardan sýyrýlmýþ olan derviþ. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FESAHAT: (Ar.) - Açýklýk, duruluk. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FETANET: (Ar.) Ka. - Zihin açýklýðý, zihnin yaratýlýþtan bir þeyi çabuk ve iyi kavramasý. Peygamberlere mahsus beþ sýfattan biridir.

    FETHÝ: (Ar.) Er. - Fethe mensup. Fetih hakkýnda yazýlan kaside.

    FETHÝYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fethi).

    FETHULLAH: (Ar.) Er. - Dinin açýlmasý. Yaþamaya baþlamak. Allah'ýn nusreti.

    FETÝH: (Ar.) Er. 1. Açma, açýþ, açýlma. 2. Bir ülkeyi, þehri veya kaleyi ele geçirme. 3. Zafer. 4. Kur'an-ý Kerim'in 48. suresi. 5. Kapalýlýðý giderme, ihtilafý halletme.

    FETTAH: (Ar.) Er. 1. Açan, açýcý, zafer kazanmýþ, üstün gelmiþ. 2. Kullarýnýn kapalý iþlerini açan, Cenab-ý Hakk'ýn isimlerinden.

    FEVZÝ: (Ar.) Er. 1. Kurtuluþla ilgili. 2. Zafere ait. 3. Galip gelen, üstün olan.

    FEVZÝYE: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Fevzi). 2. Tarihte, yeniçeri ocaðýnýn kaldýrýlmasý üzerine 2. Sultan Mahmud tarafýndan eski adalar mevkiine verilen ad.

    FEYHA: (Ar.) - Büyük, geniþ, engin.- Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FEYYAZ: (Ar.) Er. 1. Çok faydalý, çok verimli. 2. Feyiz, bereket ve bolluk veren.

    FEYZA: (Ar.) Ka. 1. Suyun taþýp akmasý. 2. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalýk, gürlük, ilerleme, çoðalma. 3. Ýlim, irfan. 4. Feyz ile dolu olan.

    FEYZÝ: (Ar.) 1. Ýlim, irfan. 2. Akma, suyun akýp taþmasý. 3. Bolluk çokluk, verimlilik. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FEYZULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn feyzi, bolluðu, bereketi.

    FEZA: (Ar.) 1. Ucu bucaðý bulunmayan boþluk. 2. Dünyanýn sonsuz olan geniþliði, sema. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FEZZAN: (Ar.) - Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.- Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FIRAT: (Ar.) Er. 1. Tatlý su. 2. Türkiye'nin en uzun nehri.

    FÝDAN: (Yun.) Ka. 1. Yeni yetiþen körpe aðaç. 2. Fidan boylu: Ýnce uzun mütenasip.

    FÝDE: (Yun.) Ka. - Bahçývanlýkta, yastýklarda tohumdan yetiþtirilip baþka yerlere dikilmek için hazýrlanan sebze veya körpe çiçek.

    FÝGEN: (Fars.) Ka. - Atýcý, yýkýcý, düþürücü.

    FÝKRET: (Ar.) Er. 1. Fikir, düþünce. 2. Ýdrak. 3. Zihin, akýl. 4. Murat, maksat, niyet. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FÝKRÝ: (Ar.) Er. - Fikre ait, fikirle ilgili, düþünerek meydana getirilen þey.

    FÝKRÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fikri).

    FÝLÝZ: (Ar.) Ka. 1. Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çýkan yeni uçlar. 2. Ocaktan çýkarýlmýþ, eritilmemiþ ham maden, cevher, gümüþ, filiz. 3. Betonarmede demirleri eklemek için býrakýlan uzantýlar. 4. Ýnce taze ve güzel vücutlu.

    FÝRAS: (Ar.) Er. 1. Yiðit, mert. 2. Binici, at yetiþtirici.

    FÝRAZENDE: (Fars.) - Yükselten. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FÝRDEVS: (Ar.) Ka. 1. Cennet, 2. Bostan, bahçe. - Firdevsi: Ýran'ýn milli destaný olan "Þeyhname"nin yazarýdýr. Adý, Mansur b. Hasan'dýr. 934-1020 yýllan arasýnda yaþadýðý tahmin edilmektedir.

    FÝRUZ: (Ar.) Er. - Mesut, mutlu, sevinçli, ferah, uðurlu, iyi bahtlý.

    FÝRUZE: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Firuz). 2. Niþabur'da çýkan açýk mavi renkli ve deðerli bir yüzük taþý. 3. Açýk yeþil, dað yeþili ile gök mavisi arasýnda ve bal mumu parlaklýðýnda maruf kýymetli taþ.

    FÝTNAT: (Ar.) Ka. - Zihin açýklýðý, zeyreklik. Zihnin herþeyi çabuk anlayýþý. Türk þairlerinden meþhur bir Ýslam hanýmýnýn adýdýr. Asýl adý Zübeyde'dir.

    FUAD: (Ar.) Er. - Kalb, yürük, gönül.

    FULYA: (Ýtal.) Ka. - Nergisgillerden, san renkte çiçeði keskin ve güzel kokulu bir bitki, sarý soðançiçcði.

    FUNDA: (Tür.) Ka. - Kýrcýk yerlerde yetiþen ve birçok çeþidi olan çalý.

    FURAT: (Ar.) Er. - (bkz. Fýrat).

    FURKAN: (Ar.) Er. - Hakký, batýldan, doðruyu yanlýþtan ayýrma, tefrik.

    FUZULÝ: (Ar.) Er. 1. Boþuna, yersiz, lüzumsuz, haksýz. 2. Boþboðaz lüzumsuz iþlerle uðraþan. 3. Yetkisi olmadýðý halde baþkasý namýna tasarrufta bulunan. - Fuzuli Mehmed: XVI. yy. 'da yaþamýþ büyük Türk þairlerinden. Çaðatay edebiyatý da dahil olmak üzere, Türk edebiyatýnýn birçok sahalarýnda kuvvetli tesir ve nüfus sahibidir. Türkçe, Arapça, Farsça, manzum, mensur birçok eserleri vardýr. Bunlar arasýnda "Leyla ve Mecnun" mesnevisi çok meþhurdur.

    FÜRUZAN: (Fars.). - Parlayýcý, parlayan, parlak. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    FÜSUN: (Ar.) Ka. - Büyü sihir. Þaþýrtýcý güzelliðe sahip, hayret verici derecede güzel

  8. #8
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    G
    GABRA: (Ar.) Ka. - Yer, yeryüzü, arz.

    GAFFAR: (Ar.) Er. 1. Kullarýnýn günahlarýný affeden, Allah. 2. Çok merhamet eden. Allah'ýn isimlerinden. -(bkz. Abdülgaffar).

    GAFUR: (Ar.) Er. - Maðfiret eden, yarlýðayan, affeden, baðýþlayan, merhamet eden Allah. Allah'ýn isimlerinden. - (bkz. Gaffar).

    GAGAUZ: (Tür.) 1. Gökoðuzlar. 2. Hristiyanlarýn Ortodoks mezhebine baðlý Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yaþamaktadýrlar. Deliorman, Dobruca, Beþerabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.

    GALÝB: (Ar.) Er. 1. Galebe çalan, muzaffer, yenen. 2. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. 3. Üstün baskýn. Þeyh Galip: Meþhur divan þairlerinden. 1757-1798 yýllan arasýnda yaþamýþtýr. - Türk dil kurallarýna göre "b/p" olarak kullanýlýr.

    GALÝBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Galib).

    GAMZE: (Ar.) Ka. 1. Süzgün bakýþ. 2. Çene veya yanak çukurluðu.

    GANÝ: (Ar.) Er. 1. Zengin varlýklý, bol doygun. 2. Sahip olduðunda fazlasýný istemeyen. Allah'ýn isimlerinden. - (bkz. Abdülgani).

    GANÝYE: (Ar.) Ka. 1. Zengin kadýn. Zengin kýz. 2. Çok hoþ. 3. Þarkýcý.

    GANÝM: (Ar.) Er. - Ganimet alan.

    GANÝME: (Ar.) Ka. - (bkz. Ganim).

    GANÝMET: (Ar.) Ka. - Kafirlerle yapýlan savaþ sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. Ýslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere daðýtýlýr.

    GARÝB: (Ar.) Er. 1. Yabancý, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kurallarý açýsýndan "b/p" olarak kullanýlýr.

    GARÝBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Garib).

    GAVS: (Ar.) Er. 1. Suya dalma, dalgýçlýk. 2. Yardým muavenet. 3. Yardým istemek için baðýrmak. 4. Yardýmcý, imdada yetiþen. 5. Allah'ýn velileri, hakkýnda kullanýlýr. Daha çok ünvan olarak verilir. - Gavs-ý Azam: Tarikat kurucusu, özellikle Abdülkadir Geylani için kullanýlýr.

    GAYE: (Ar.) Ka. 1. Maksat, meram. 2. Netice, son, hedef.

    GAYRET: (Ar.). 1. Çalýþma, çabalama. 2. Kýskanma, çekememe. 3. Aziz ve kutsal bir þeye tecavüz edildiðini görmekten doðan asil temiz duygu. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GAZA: (Ar.) Er. - Din uðruna savaþ.

    GAZAL: (Ar.) Er. 1. Ceylan. 2. Geyik, âhû. 3. Geyik yavrusu. 4. Güzel göz, irigöz.

    GAZALE: (Ar.) Ka. - Diþi geyik.

    GAZANFER: (Ar.) Er. 1. Ýri arslan, þir. 2. Cesur, yürekli, yiðit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabý.

    GAZEL: (Ar.) Er. 1. Latif. 2. Kuruyarak dökülmüþ aðaç yapraðý. 3. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarýnda en yaygýn nazým þekli.

    GAZÝ: (Ar.) Er. 1. Allah yolunda savaþan kiþi. 2. Gaza sýrasýnda yaralanan kimse. 3. Gaza sýrasýnda yararlýklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 4. 2. Mahmud zamanýnda çýkarýlan altýn sikke.

    GAZÝR: (Ar.) Er. 1. Yumuþak, mülayim. Tatlý, nazik, uysal.

    GAZÝRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Gazir).

    GAZÝYÜDDÝN: (Ar.) Er. - Din uðrunda yara alan, yaralanan. Savaþan.

    GAZZAL: (Ar.) Er. - Ýplikçi.

    GAZZALÝ: (Ar.) Er. - Ýslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. - Babasý "Gazzal-iplikçi" sanatçýsý olduðu için kendisine Gazali adý verilmiþtir.

    GELÝNCÝK: (Tür.) Ka. 1. Yazýn kýrlarda yetiþen kýrmýzý ve büyük çiçekli bitki. 2. Sansargillerden ince yapýlý, sivri çeneli, küçük bir hayvan. 3. Mezgitgillerden, yýlan balýðýna benzer eti sevilen bir balýk.

    GENÇ: (Fars.) Er. 1.Hazine define. 2. (a.) Naz, eda, cilve.

    GENCAL: (Tür.) Er. - Genç kal. -(bkz. Genç).

    GENCAY: (Tür.) Er. - Ayýn bir haftalýk oluncaya kadar ki þekli, hilal.

    GENCE: (Fars.) Er. - Kuzey Azerbaycan'ýn Baku'dan sonra en büyük þehri.

    GENCER: (Tür.) Er. - Yeni taze, körpe kimse, yiðit.

    GENÇYAZ: (Tür.). - Ýlkbahar. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GERMA: (Fars.) Ka. - Sýcak yaz.

    GEVAN: (Fars.) Er. - Kahramanlar, yiðitler.

    GEVHER: (Fars.) Ka. 1. Deðerli taþ. 2. Elmas. 3. Bir þeyin aslý, esasý.

    GEVHER ÞAD: (Fars.) Ka. -Pýrlanta gibi kýymetli ve neþeli. Gevherþad'. Baysungur'un annesi.

    GEYSU: (Fars.) Ka. - Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.

    GEZEGEN: (Tür.) Er. - Güneþ etrafýnda dolanan, ondan aldýklarý ýþýðý yansýtan gök cisimlerinin ortak adý.

    GIYAS: (Ar.) Er. - Yardým, gavs, nusret.

    GIYASEDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin yayýlmasý için yardýmý dokunan zat. Gýyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultaný. - Türk dil kuralýna göre "d/t" olur.

    GÝLMAN: (Ar.) Er. 1. Tüyü, býyýðý çýkmamýþ delikanlýlar gençler. 2. Köleler, esirler. 3. Cennette hizmet gören erkekler.

    GÝLÞAH: (Fars.). 1. Balçýk þah. 2. Balçýkta yapýldýðý için Hz. Adem'in lakabý. 3. Farslarýn masal kahramaný Keyyummers'in lakabý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÝRAMÝ: (Fars.) Er. - Aziz, muhterem, saygýn ulu.

    GÝRAY: (Tür.). - Kuvvetli, kudretli. Kýrým hanlarý tarafýndan unvan olarak kullanýlmýþtýr. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÝRGÝN: (Ar.). - Herkesle çabucak yakýnlýk kurarak iþini yürütebilen. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÝRYAR: (Fars.). Aðlayýcý, aðlayan, (bkz. Nalan). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÝZEM: (Tür.) Ka. - Sýr karþýlýðý olarak kullanýlan uydurma bir kelime.

    GONCA: (Fars.) Ka. 1. Henüz açýlmamýþ gül, tomurcuk. 2. Sevgilinin aðzý.

    GÖÐEM: (Tür.). - Halk dilinde yeþile çalan mor. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖKALP: (Tür.) Er. - Göklerin yiðidi bahadýr.

    GÖKBEN: (Tür.). - Gökle ilgili, uzay sema. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖKÇAY: (Tür.), (bkz. Gökçe). -Kuzey Kafkasya da az tatlý su gölü. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖKÇE: (Tür.) Ka. 1. Gökle ilgili göðe ait semavi. 2. Mavi, mavimsi. 3. Güzel hoþ güzelce, latif. 4. Gösteriþli.

    GÖKÇEK: (Tür.) Er. 1. Güzel çok güzel. 2. Hoþ, sevimli, cana yakýn alýmlý. 3. Ýnce narin zarif. 4. Güler

    GÖKÇEN: (Tür.) Ka. -(bkz. Gökçe).

    GÖKDOÐAN: (Tür.) Kuzey yarýmkürede yaþayan bir doðan türü.

    GÖKEKÝN: (Tür.) - Yeni baþak meydana getirmiþ ekin. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖKKIR: (Tür.) - At donlarýndan maviye çalan kýr. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖKKUÞAÐI: (Tür.) - Düþmekte olan yaðmur damlacýklarýnda güneþ ýþýnlarýnýn kýrýlýp yansýmasýyla gökyüzünde oluþan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alký. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖKMEN: (Tür.) Ka. - Mavi gözlü ve sarýþýn kimse.

    GÖKSEL: (Tür.) Er. - Semavi, gökçül karþýlýðý olarak kullanýlan uydurma kelam.

    GÖKSEVÝM: (Tür.) Ka. - Sevimli gök.

    GÖKSU: (Tür.) 1. Türklerin oturduðu birçok akarsuya verilen isim. 2. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarýndan. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖKSÜN: (Tür.) - Binboða daðlarýndan Elbistan'ýn güney batýsýnda Seyhan nehrine karýþan çay. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖKÞEN: (Tür.) Ka. - Gökle ilgili, aydýnlýk ýþýklý gök, uydurma bir kelime.

    GÖKTEPE: (Tür.) Er. - Mavi tepe.

    GÖKTÜRK: (Ar.) Er. - Orta Asya'da yaþamýþ eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse.

    GÖKYÜZÜ: (Ar.) - Göðün görünen yüzeyi (sema). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖNENÇ: (Tür.) Ka. - Refah hali, mutluluk.

    GÖNÜL: (Tür.) Ka. 1. Ýnsanýn manevi varlýðýnýn ifadesi, inancý ve hislerinin kaynaðý. 2. Ýstek, arzu, heves, niyet. 3. Duygu, his, aþk. 4. Kibir, gurur. 5. Tabiat, huy.

    GÖRGÜ: (Tür.) Ka. 1. Bir topluluða ait uyulmasý gereken nezaket kaideleri muaþeret adabý. 2. Deneme, tecrübe. 3. Görmüþ olma durumu, görgü þahidi.

    GÖRKEM: (Tür.) 1. Ýhtiþam, gösteriþ karþýlýðý olarak kullanýlan bir kelimedir. 2. Gösteriþli, heybetli. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖRSEL: (Tür.) - Görmekle ilgili manasýna kullanýlan uydurma bir kelime. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÖZDE: (Tür.) Ka. 1. Göze girmiþ olan sevilen beðenilen, benimsenen. 2. Beðenilen kadýn. 3. Osmanlý sarayýnda padiþahýn ilk dört cariyesine verilen ünvan.

    GÖZEN: (Tür.) Ka. - Bir nevi alageyik.

    GÖZLEM: (Tür.) - Müþahade, gözlemek karþýlýðý olarak kullanýlan kelime. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GUFRAN: (Ar.) - Günahlarýn affý.

    GULAM: (Ar.) Er. 1. Oðlan, uþak. 2. Ýran ve Hindistan'da (abd) kelimesi yerine kullanýlmýþtýr. - Gulam Ali, Gulam Ýshak Han gibi.

    GURBET: (Ar.) - Doðup yaþanýlmýþ olan yerden uzakta yer. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÜÇLÜ: (Tür.) Er. 1. Gücü olan kuvvetli zorlu. 2. Bir musiki dizisinde duraktan sonraki en önemli perde.

    GÜFTAR: (Fars.). - Söz, kelam. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÜFTE: (Fars.) Ka. 1. Söyleniþ, söylenmiþ. 2. Bir söz eserinin bestelenmiþ bulunan manzum sözleri.

    GÜHER: (Fars.) - Gevher, cevher, (bkz. Gevher). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÜHERPARE: (Fars.) Ka. - Cevher parçasý.

    GÜL: (Fars.) Ka. 1. Çiçek. 2. Bilinen çiçek, gül çiçeði, gülaðacý. 3. Tasavvufta Allah'ýn birliðinin remzi. 4. Baþýna ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanýlan bir isimdir. - (Ayþegül, Gülay, vb).

    GÜLABÝ: (Fars..) Er. - Gülsuyu.

    GÜLAFET: (Fars.) Ka. - Nefes kesen güzellikle. - Gül ve âfet kelimesinden oluþmuþ birleþik bir isimdir.

    GÜLBAHAR: (Fars.) Ka. - 1. Bahar gülü. 2. Ebru sanatýnda kullanýlan koyu kýrmýzý renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.'nin hanýmý. Bayezid II ve Gevher Sultan'ýn annesi.

    GÜLBANU: (Fars.) Ka. - Gülhaným. Gül gibi güzel kadýn. Gül hatun.

    GÜLBEDEN: (Fars.) Ka. - Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Þah'ýn kýzý.

    GÜLBERK: (Fars.) - Gül yapraðý. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÜLBEÞEKER: (Fars.) Ka. - Bir çeþit gül tatlýsý.

    GÜLBEYAZ: (f.t.i.) Ka. - Beyaz gül.

    GÜLBÝN: (Fars.) Ka. - Gül kökü, gül biten yer.

    GÜLBÝZ: (Fars.) Ka. - Gül serpen, gül serpilmiþ.

    GÜLCÝHAN: (Tür.) Ka. - Cihana, aleme bedel gül.

    GÜLÇE: (Fars.) Ka. - Gülcük, küçük gül.

    GÜLÇÝN: (Fars.) Ka. - Gül toplayan, gül devþiren.

    GÜLDEHAN Fars.) Ka. - Gül aðýzlý, aðzý gül gibi olan.

    GÜLDESTE: (Fars.) Ka. - Güldemeti, çiçek destesi. - Türk müziðinde mürekkeb makamlardan.

    GÜLENAY: (Tür.) Ka. - Devamlý gülen, ayyüzlü kiþi.

    GÜLENBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Gülenay).

    GÜLENDAM: (Fars.) Ka.- Gül endamlý, gül boylu, nazik, güzel endam.

    GÜLENNUR: (Tür.) Ka. - Gülmesiyle etrafý aydýnlatan, ýþýk saçan kimse.

    GÜLER: (Tür.) Ka. - Gülen, sevinçli, handan.

    GÜLFAM: (Fars.) Ka. 1. Gül renkli. 2. Gül gibi kýzýl olan.

    GÜLGONCA: (Fars.) Ka. - Açýlmamýþ gül.

    GÜLGÜN: (Fars.) Ka. - Gül renkli, gül renginde, pembe.

    GÜLHAN: (Fars.) Er. - Gül evi, ateþhane.

    GÜLHANIM: (Tür.) Ka. 1. Ýyi huylu, nazik haným. 2. Gül yüzlü haným.

    GÜLHAYAT: (Tür.) Ka. 1. Mutlu, huzurlu bir hayat. 2. Gül gibi güzel hayat.

    GÜLÝBAR: (Tür.) - Gül fýrtýnasý. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÜLÝSTAN: (Fars.) Ka. 1. Gül bahçesi, güllük. 2. Azerbaycan'da Karabað bölgesinde bir mevki.

    GÜLÝZAR: (Fars.) Ka. 1. Gül yanaklý. 2. Al yanaklý. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.

    GÜLKIZ: (Tür.) Ka. - Güle benzeyen kýz.

    GÜLLÜ: (Tür.) Ka. 1. Gülü olan. 2. Gül desenli (kumaþ). - Daha çok örfte kullanýlýr.

    GÜLNAR: (Fars.) Er. - Hisar, kule.

    GÜLNAME: (Fars.) Er. - Sevgiliye yazýlan mektup, kaside.

    GÜLNAR: (Fars.) Ka. - Nar çiçeði.

    GÜLNAZ: (Fars.) Ka. 1. Gül yüzlü kadýn. 2. Gül gibi, nazlý narin. - Birleþik isim.

    GÜLNÝHAL: (Fars.) Ka. 1. Gül fidaný. 2. Gül aðacý. - Birleþik isim.

    GÜLNUR: (Tür.) Ka. - Etrafýna ýþýk saçan, aydýnlatan gül.

    GÜLNÜÞ: (Fars.) Ka. 1. Güliçen. 2. Gülle özdeþleþmiþ, gül gibi.

    GÜLPERÝ: (Fars.) Ka. - Gizli gül.

    GÜLRANA: (Fars.) Ka. - Güzel gül, dýþý sarý içi kýrmýzý renkte olan bir çeþit gül.

    GÜLRÝZ: (Fars.) Ka. 1. Gül saçan, gül serpen. 2. Meþhur bir çeþit lale.

    GÜLRUHSAR: (Fars.) Ka. - Gül yanaklý.

    GÜLSEREN: (Tür.) Ka. - Gül toplayan, gül daðýtan.

    GÜLSEVÝM: (Tür.) Ka. - Sevimli, güzel, hoþ görünüþlü gül.

    GÜLSU: (Tür.) Ka. - Gül renkli su, taze su.

    GÜLSUNA: (Tür.) Ka. - Gül gibi çekici kadýn. Güzel sevgili.

    GÜLSÜM: (Tür.) Ka. - Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kýzlarýndan birinin adý.

    GÜLÞAH: (Fars.) Ka. 1. Güllerin þahý. 2. Varaka'nýn sevgilisi, masal kadýn.

    GÜLÞEN: (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gülistan, gülizar,

    GÜLTANE: (Tür.) Ka. - Yeni açmýþ gül, gonca.

    GÜLTEKÝN: (Tür.) Er. - Genç delikanlý, nazik.

    GÜLTEN: (Fars.) Ka. - Gül tenli, gül vücutlu.

    GÜLZAR: (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gül tarlasý.

    GÜNAY: (Tür.) Ka. - Gündüz, gün aydýnlýðýnda ay.

    GÜNEÞ: (Tür.) Ka. - Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafýnda döndüðü, ýþýk ve ýsý yayan büyük gök cismi, þems.

    GÜNEY: (Tür.) - Dört ana yönden biri. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÜNSEL: (Tür.) Er. - Hýzlý akan sel.

    GÜRAY: (Tür.) Er. - Yeni doðan ay.

    GÜRBÜZ: (Tür.) Er. 1. Ýyi, yetiþmiþ, saðlam ve kuvvetli. 2. Cesur, kuvvetli. 3. Saðlýklý, sýhhatli.

    GÜRCÜ: (Tür.) Er. - Gürcistan ahalisinden veya bu ahalinin soyundan olan. Gürcistan ahalisine ait.

    GÜRÇINAR: (Tür.) Er. - Çok büyümüþ, geliþmiþ, serpilmiþ.

    GÜRDAL: (Tür.) Er. - Güçlü, geliþmiþ dal.

    GÜREL: (Tür.) Er. - Maiyeti geniþ, çevresi güçlü kuvvetli.

    GÜRGAN: (Fars.) Er. 1. Ýran'ýn kuzeydoðusunnda bir yer. 2. Aksak Timur'un lakabý.

    GÜRHAN: (Tür.) Er. 1. Hanlar haný. 2. Kara-Hitay prenslerine verilen unvan.

    GÜRKAN: (Tür.) Er. 1. Bol kan. Genç, taze, geliþmiþ, serpilmiþ.

    GÜROL: (Tür.) Er. - Büyü, serpil, geliþ.

    GÜRSU: (Tür.) - Temiz, pak, hýzlý su. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÜVEN: (Tür.) 1. Korku ve kuþku duygusundan uzak. 2. Ýnanma ve baðlanma duygusu. 3. Yüreklilik, cesaret. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    GÜVENÇ: (Tür.) Er. 1. Güvenme, dayanma, itimat. 2.Övünme, gurur.

    GÜZÝDE: (Fars.) Ka. - Seçkin, seçilmiþ, beðenilmiþ.

    GÜZÝN: (Fars.) Ka. - Seçen, seçilmiþ, seçkin, beðenilmiþ. - Hz. Muhammed (s.a.s)'in dostu (halifesi) Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.anhum).

    GÜZÝR: (Fars.) - Çare, derman. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

  9. #9
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    H
    HABBAN: (Ar.) Er. - Güney Arabistan'da bir kasaba.

    HABÝB: (Ar.) Er. - Sevgili. Seven, dost.

    HABEÞÝ: (Ar.) Er. - Habeþler gibi derisinin rengi çok koyu esmer olan kimse. Habeþ ýrkýna mensup.

    HABÝBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Habib)

    HABÝBULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn sevgilisi. Hz. Peygamber.

    HABÝL: (Ar.) Er. - Habil. Hz. Adem'in oðullarýndan, Kabil'in kardeþi, Kabil tarafýndan öldürülmüþtür. Yeryüzünde ilk öldürülen kiþidir.

    HABÝNAR: (Ar.) Ka. - Nar tanesi.

    HABÝR: (Ar.) Er. 1. Taze, haberli, bilgili, agah, vakýf. 2. Cenab-ý Hak.

    HACCAC: (Ar.) Er. 1. Delil ikame eden. Delille galip olan. 2. Irak valisi olup, Hz. Muhammed soyuna ve taraflarýna eziyet eden Yusuf b. Sakail'nin unvaný. Yezid'in komutanlarýndan.

    HACCE: (Ar.) Ka. 1. Hacca giden,

    Kabe'yi ziyaret eden hacý kadýn. 2. Bir çeþit akdiken. - Daha çok lakab olarak kullanýlýr.

    HACE: (Fars.) Er. 1. Hoca. 2. Bilgin, öðretmen. 3. Çelebi, sahip, muallim, profesör. - Daha çok lakab olarak kullanýlýr.

    HACER: (Ar.) Ka. 1. Taþ, kaya. -Hacer-i Esved: Kabe'nin duvarýnda bulunan meþhur kara taþ. 2. Hz. Ýsmail'in annesi ve Hz. Ýbrahim'in cariyesinin adý.

    HACERUNNUR: (Ar.) Ka. - Kükürt ile demirin birleþmesinden meydana gelen altýn sarýsý renginde.

    HACI: (Ar.) Er. 1. Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden, hacý. 2. Dini bir mahalli ziyaret eden kimse.

    HACÝB: (Ar.) Er. - Birinin bir yere gitmesine engel olan. 2. Kapýcý. -Türk dil kuralýna göre "b/p" olarak kullanýlýr.

    HACÝR: (Ar.) Er. 1. Hicret eden, bir baþka yere geçen. 2. Sayýklayan.

    HADDAS: (Ar.). Çabuk kavrayan, anlayýþlý, kavrayýþlý. Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HADÝ: (Ar.) Er. 1. Yenilene yardým eden, yardýmcý. 2. Hidayet eden, doðru yolu gösteren. Kýlavuz, rehber. 3. Önde giden kimse. 4. Mýzrak ucu.

    HADÝC: (Ar.) Er. - Erken doðan oðlan çocuðu.

    HADÝCE: (Ar.) Ka. - Vakitsiz, erken doðan kýz çocuðu. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr. Hadice: Hz. Muhammed (s.a.s)'in ilk eþi.

    HADÝD: (Ar.) Er. 1. Keskin. 2. Demir. 3. Öfkeli, hiddetli, þiddetli, titiz. 4. Kur'an-ý Kerim'in 50. suresinin adý.

    HADÝM: (Ar.) Er. - Hizmetkar, yardým eden. Hadim-i Harameyn: Harem-i Þerifin hizmetkarý. Hicaz'ýn alýnmasýndan sonra Osmanlý sultanlarýna verilen lakap.

    HADÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hadi).

    HAFAZA: (Ar.) Ka. 1. Ýnsanýn yaptýðý iþleri yazmakla görevli melekler. 2. Bekçiler.

    HAFÝ: (Ar.) Er. 1. Çok ikram eden, insaný güler yüzle karþýlayan. 2. Yalýnayak yürüyen, koþan adam.

    HAFÝD: (Ar.) Er. - Erkek torun.

    HAFÝDE: (Ar.) Ka. - Kýz torun. (bkz. Nebire).

    HAFÝZ: (Ar.) Er. 1. Allah'ýn adlarýndandýr. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. 2. Kur'an'ý ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.

    HAFÝZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hafýz).

    HAFÝZÜDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin koruyucusu. - Daha çok unvan olarak verilir.

    HAFSA: (Ar.) Ka. - Hz. Ömer'in kýzý. Hz. Peygamberin zevcelerinden, Ümmü'1-Mü'minin.

    HAKAN: (Tür.) Er. 1. Eski Türk ve Moðol hükümdarlarýnýn kullandýðý unvanlardan biri, hanlar haný. 2. Kaðan.

    HAKEM: (Ar.) Er. 1. Bir uzlaþmazlýðýn halli için taraflarýn üzerinde anlaþtýklarý kimse. 2. Çeþitli yarýþmalarý, müsabakalarý idare eden kimse. 3. Jüri, bir yarýþmada deðerlendirme yapan kimse. 4. Allah'ýn isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüðü hüküm sahibi.

    HAKGÜZAR: (a.f.i.). - Hakký tanýyan, haktan ayrýlmayan. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HAKÝ: (Fars.) Er. ý. Yeþile çalan koyu sarý renk, toprak rengi. 2. Topraktan, topraða mensup. Mütevazi kiþi.

    HAKÝKAT: (Ar.) Ka. l. Bir þeyin aslý ve esasý, mahiyeti. 2. Gerçek, doðru, gerçekten, doðrusu. 3. Sadakat, doðruluk, baðlýlýk, kadirbilirlik.

    HAKÝM: (Ar.) Er. 1. Her þeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. 2. Hükmeden, dava yargýlama iþine memur olan, yargýç. 3. Üstte bulunan. 4. Hekim, akýllý, becerikli. 5. Kadý, vali, amir, hükümdar, emir.

    HAKÝME: (Ar.) Ka. - (bkz. Hakim).

    HAKÝMÝYET: (Ar.) Ka. - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.

    HAKKI: (Ar.) Er. 1. Doðruluk ve insaf sahibi. 2. Bir insana ait olan þey. 3. Dava, iddiada hakikate uygunluk. 4. Emek. 5. Pay, hisse. 6. Layýk, münasip.

    HAKTAN: (Tür.) Er. - Allah'tan gelen, Allah'ýn verdiði.

    HAKTANIR: (a.t.i.) Er. - Herkesin hakkýný gözeten kimse.

    HALAS: (Ar.) Er. - Kurtuluþ, kurtulma.

    HALASKAR: (Ar.) Er. - Kurtarýcý.

    HALDUN: (Ar.) Er. - Devamlýlar, sürekli olanlar.

    HALE: (Ar.) Ka. - Ayýn ve güneþin etrafýnda bazý zamanlarda görülen ýþýklý halka, ayla, aðýl.

    HALEF: (Ar.) Er. 1. Babadan sonra kalan oðul. 2. Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.

    HALENUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Hale).

    HALÝD: (Ar.) Er. 1. Sonsuz, daim, ebedi. 2. Bir yýldan çok yaþayan. 3. Türk dil kurallarýna göre "d/t" olarak kullanýlýr. Halid b. Velid: Ünlü sahabi. Allah'ýn kýlýcý olarak anýldý.

    HALÝDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin sonsuzluðu ölümsüzlüðü.

    HALÝDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Halid).

    HALÝFE: (Ar.) Er. 1. Halef, naib. 2. Hz. Peygamber'in vekili ve dünyadaki müslümanlarýn baþý olan kimse.

    HALÝL: (Ar.) Er. - Samimi dost, Allah'ýn dostu.

    HALÝLULLAH (Ar.) Er. - Allah'ýn dostu. Hz. Ýbrahim (a.s.).

    HALÝM: (Ar.) Er. 1. Sakin, sessiz. 2. Tabiatý yavaþ olan, yumuþak huylu. Allah'ýn isimlerindendir. "Abd" takýsý alarak kullanýlmasý tercih edilir.

    HALÝME: (Ar.) Ka. - (bkz. Halim). Peygamberimizin (s.a.s) süt annelerinden.

    HALÝS: (Ar.) Er. 1. Hilesiz, katkýsýz. 2. Karýþmamýþ, katýþýksýz, saf, hilesiz. Temiz. 3. Yalnýz, sadece. - (bkz. Muhlis).

    HALÝSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Halis).

    HALLAC: (Ar.) Er. - Pamuk, yatak, yorgan atan kimse. - Hallac-ý Mansur: 922 yýlýnda "Ene'1-Hak" dediði için asýlan ve divan edebiyatýnda adýna sýk sýk rastlanýlan ünlü sufý.

    HALUK: (Ar.) Er. - Ýyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan.

    HAMAN: (Ar.) Er. - Hz. Musa'ya karþý acýmasýzca mücadele eden Mýsýr Firavunu'nun veziri.

    HAMASE: (Ar.) Er. - Yiðitlik, kahramanlýk þiirleri, marþlar.

    HAMASET: (Ar.) Ka. 1. Cesaret, kahramanlýk, yiðitlik. 2. Kahramanca þiir.

    HAMDÝ: (Ar.) Er. 1. Allah'ý övmek. 2. Allah'a þükretmek. 3. Þükreden, þükredici.

    HAMDÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hamdi).

    HAMDULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn övgüsü.

    HAMÝ: (Ar.) Er. - Himaye eden, koruyan, koruyucu, sahip çýkan, gözeten.

    HAMÝD: (Ar.) Er. 1. Koru sönmediði halde alevi sönen ateþ. 2. Hamdeden, þükreden kul. 3. Hz. Pey. (s.a.s)'in lakaplarýndan.

    HAMÝD: (Ar.) Er. - Övülmeye deðer. - Allah'ýn isimlerinden (bkz. Abdülhamid). - Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    HAMÝDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Hamid).

    HAMÝL: (Ar.). 1. Yüklü. Gebe. 2. Sahip, malik. 3. Taþýyan, gözeten. 4. Uhdesinde bir poliçe bulunan. 5. Hamil-i vahy: Cebrail (a.s.). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HAMÝYE: (Ar.) Ka. 1. Himaye eden, koruyan korucu. 2. Kayýran, kayýrýcý.

    HAMÝYETAr.) Ka. 1. Milli onur ve haysiyet. 2. Ýnsanlýk, fazilet. 3. Ýzzeti nefs.

    HAMMAD: (Ar.) Er. -1. Çok hamdeden, çok þükür ve dua eden. Hammad b. Ebu Süleyman: Hadisçi. Tabiindendir.

    HAMMADE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hammad).

    HAMRA: (Ar.) Ka. - Daha, pek çok kýzýl, kýrmýzý. - el-Hamra: Ýspanya'nýn Gýrnata þehrinde Araplardan kalma meþhur saray.

    HAMZA: (Ar.) Er. 1. Arslan. 2. Heybetli, azametli demektir. - Hz. Peygamber'in amcasý, Mekke döneminde müslüman olmuþ, Uhud Savaþý'nda Vahþi tarafýndan þehid edilmiþtir.

    HANBELÝ: (Ar.) Er. Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (Öl. 855): Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebinin imamý.

    HANDAN: (Fars.) Ka. 1. Gülen, gülücü. 2. Güler yüzlü, sevimli.

    HANDE: (Fars.) Ka. 1. Açýlýþ, açýlma. 2. Gülme, gülüþ.

    HANDEGÜL: (Fars.) Ka. - Gülün açmasý.

    HANEDAN: (Fars.) Er. - Kökten, asil ve büyük aile.

    HANEF: (Ar.) Er. - Doðruluk, istikamet.

    HANEFÝ: (Ar.) Er. - Ýmamdý Azam Ebu Hanife'nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kiþi.

    HANÝF: (Ar.) Er. l. Tek Allah'a, Al*lah'ýn birliðine inanan. 2. Ýslam inan*cýna sýký ve samimi olarak baðlanan. 3. Hz. Muhammed (s.a.s)'in tebliðin*den önce Mekke'de tek Allah'a ina*nanlar.

    HANÝFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hanif).

    HANIM: (Tür.) Ka. 1. Kadýnlar için kullanýlan saygý sözü. 2. Eþ, karý, zevce. 3. Ev sahibesi.

    HANNAN: (Ar.) Çok acýyan, çok merhametli. Allah'ýn isimlerinden "abd" takýsý alarak isim yapýlýr. Abdülhannan.

    HANNAS: (Ar.) - Þeytan. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    HANSA: (Ar.) Ka. - Araplarýn en büyük ünlü haným þairi. Müslüman olmuþtur.

    HANSOY: (Tür.) Er. - (Han sülalesine mensup.

    HANZADE: (Fars.) Ka. - Hükümdar çocuðu.

    HANZALE: (Ar.) Ka. - Doðu Arabistan'da bir Arap kabilesi.

    HARE: (Fars.) Ka. 1. Sert taþ, kaya. 2. Meneviþ, meneviþli kumaþ.

    HAREM: (Ar.) Ka. 1. Yasak kýlýnmýþ mukaddes olan þey. 2. Evlerde yabancý erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadýnlara ait bölüm. 3. Ýç avlu. 4. Hicaz'da ihrama girilen yerden Ka'be'ye dek uzanan bölüm. 5. Mekke-Medine'nin ismi.

    HARÝKA: (Ar.) Ka. Ýmkanlarýn üstünde olup insanda hayret uyandýran þey.

    HARÝM: (Ar.) Er. 1. Biri için kutsal olan þeyler. 2. Harem dairesi, harem. 3. Evin içi gibi, baþkalarýna kapalý olan yer. 4. Bir evin civarý. 5. Avlu. 6. Ortak, þerik. 7. Hacýlarýn, hac zamaný giydikleri giysi.

    HAKÝME: (Ar.) Ka. - Kiþinin dilediði gibi kullanabilecek hakka malik olduðu malý (bkz. Harim).

    HARÝS: (Ar.) Er. 1. Muhafýz, bekçi, gözcü. 2. Koruyan, koruyucu. 3. Son derece hýrslý olan. 4. Yemen'de bir Arap kabilesinin adý.

    HARÝSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Haris).

    HARÝZM: (Fars.) Er. - Amuderya'nýn aþaðý kýsmýnýn her iki yanýnda bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy'a kadar dilini muhafaza ederek yaþamýþ olan Ýran kavminin adý.

    HARMAN: (Ar.) Er. 1. Tahýl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin baþaklarýndan ayrýlmasý. Bu iþin yapýldýðý mevsim, sonbahar. 2. Birçok çeþitten birer parça alýp yeni bir bileþim oluþturmak.

    HARRAS: (Ar.) Er. - Ekinci, çiftçi, topraðý iþleyip ekin eken.

    HARUN: (Ar.) Er. - Kur'an-ý Kerim'de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeþi. Fir'avun erkek çocuklarýn öldürülmesi emrini kaldýrdýktan sonra doðmuþtur. Hz. Musa'dan 3 sene sonra doðduðu söylenir.

    HARUT: (Ar.). 1. Arkadaþý Marut ile tanýnan melek, büyü ve sihir ile uðraþtýklarý için kýyamete kadar kalmak üzere Babil'de bir kuyuya hapsedil-

    miþlerdir. 2. Babil halkýna korunmalarý için büyü öðreten iki melekten biri, sihir yapar. - Ýsim olarak kullanýlmaz.

    HARZEM: (Fars.) Er. - (bkz. Harizm).

    HASAFET: (Ar.) Er. 1. Hükümde saðlamlýk, kuvvet ve olgunluk. 2. Görüþ saðlamlýðý.

    HASAN: (Ar.) Er. - Güzellik, iyilik, hüsn sahibi olmak. Hasan b. Ali b. Ebi Talib: Ali (r.a.)'nin büyük oðlu. Peygamber Efendimizin torunu. Kur'an'da geçen kelimelerdendir.

    HASBEK: (Tür.) Er. - Dürüst, iyi, saf insan.

    HASBÝ: (Tür.) Er. - Ýsteyerek ve karþýlýk beklemeksizin yapýlan.

    HASBÝNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Hasibe).

    HASEKÝ: (Ar.) Er. - Hükümdarlarýn hizmetine tahsis edilmiþ þahýs ve zümrelere verilen ad.

    HASEN: (Ar.) Er. 1. Güzel, süslü. 2. Güzel iþler, hayýrlar. Hasan þeklinde kullanýlýr.

    KASENE: (Ar.) Ka. 1. Ýyilik, iyi hal, iyi iþ, hayýrlý iþ. 2. Dünya ve ahiret saadeti. 3. Eski altýn paralardan birinin adý.

    HASENÝ: (Ar.) Ka. - Hasene ait.

    HASGÜL: (Ar.) Ka. - Deðerli, eþsiz gül.

    HASHANIM: (Ar.) Ka. 1. Çýtýpýtý, ince, narin kadýn. 2. Bilge, deðerli kadýn. - Birleþik isim.

    HASÝB: (Ar.) Er. 1. Hayýr sahibi, eliaçýk, cömert. 2. Deðerli, itibarlý, soyu temiz, muhterem, saygýn, þahsi meziyet sahibi. 3. Muhasebeci, sayman.

    HASÝBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hasib).

    HASÝF: (Ar.) Er. - Hasafetli, aklý baþýnda olgun adam.

    HASÝFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hasif).

    HASNA: (Ar.) Ka. - Ýffetli, þerefli, namuslu. - (bkz. Hesna).

    HASKIZ: (Tür.) Ka. - Ýyi nitelikleri kendinde toplamýþ genç kýz.

    HASLET: (Ar.) - Ýnsanýn yaratýlýþýndaki huyu, tabiatý, mizacý. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HASPOLAT: (Tür.) Er. - Katýþýksýz, saf, çelik gibi.

    HASRET: (Ar.) Ka. 1. Ele geçirilemeyen veya elden kaçýrýlan bir nimete veya kýymetli þeye üzülüp yanmak. 2. Ýç çekme, inleme, üzüntü, iç sýkýntýsý, keder, zahmet, eseflenme, özleyiþ.

    HAÞÝM: (Ar.) Er. 1. Haþmetli, gösteriþli, muhteþem. 2. Kuru ekmek kýrýntýsý doðrayan. - Ezen, kýran, yaran, parçalayan. - Ben-i Haþim Hz. Peygamber'in (s.a.s) soyu.

    HAÞÝMÎ: (Ar.) Er. - Haþime mensup, Haþimilerden olan.

    HAÞMET: (Ar.) Er. - Ýhtiþam, gösteriþlilik, heybet, büyüklük. - Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    HAÞMEDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin büyüklüðü, ihtiþamý.

    HATEM: (Ar.) Er. 1. Mühür, üstü mühürlü yüzük. 2. En son. 3. Hatemü'l-Enbiya: Peygamberlerin sonuncusu, Hz. Muhammed. 4. Halemi Tai: Arap kabileleri arasýnda tanýnmýþ "Tayy" kabilesine mensup ve cömertliðiyle meþhur olan "Ýbn Abdullah b. Sa'd"ýn lakabý. 5. Çok cömert olan.

    HATIR: (Ar.) Er. 1. Þan ve þeref sahibi. 2. Yüce, ulu. 3. Tehlikeli.

    HATIRA: (Ar.) Ka. - Hatýra gelen, hatýrda kalan þey, andaç.

    HATIRNEVAZ: (a.f.i.) Ka. - Gönlü okþayan, hatýrnaz.

    HATIRSAZ: (a.f.i.) Er. - Gönül yapan, hoþnut eden.

    HATÝB: (Ar.) Er. 1. Hitab eden, söz söyleyen. 2. Camide hutbe okuyan. 3. Güzel, düzgün konuþan kimse. Sahabe isimlerindendir.

    HATÝCE: (Ar.) Ka. - Erken doðan kýz çocuðu. Hz. Haticetü'l-Kübra; Hz. Peygamber'in ilk eþi ve 6 çocuðunun annesi. Ümmü'l-Mü'minin.

    HATÝF: (Ar.) Er. - 1. Kuvvetli, sert ve tiz bir sesle teblið veya davet eden kimse. 2. Göz kamaþtýran. 3. Göze görünmeyen.

    HATÝFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hatif).

    HATÝM: (Ar.) Er. 1. Sona erdiren, bitiren. 2. Mühürleyen, mühürleyici.

    HATÝME: (Ar.) Ka. - (bkz. Hatim).

    HATUN: (Ar.) Ka. 1. Kadýn. 2. Eþ, zevce. 3. Eskiden yüksek kiþilikli kadýnlara ya da hakan eþlerine verilen unvan.- Örfte isim olarak kullanýlýr.

    HAVER: (Fars.). 1. Þark, doðu. 2. Güneþin doðduðu gün. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HAVLE: (Ar.) Ka. 1. Etraf, çevre, güç, kuvvet. 2. Sahabe hanýmlarýndan birisi. Hakkýnda ayet inmiþtir.

    HAVVA: (Ar.) Ka. - Esmer kadýn. Havva: Hz. Adem (a.s.)'in karýsý, ilk kadýn. Adem (a.s) cennette uyurken sol kaburga kemiðinden yaratýlmýþtýr. Ýnsan soyunun baþlangýcý yani türeyiþ, onlarýn bir arada yaþamaya baþlamasýyla vaki olmuþtur.

    HAY: (Ar.) Er. 1. Canlý, diri. 2. Allah'ýn sýfatlarýndan. - "abd" takýsý alarak kullanýlýr. "Abdülhay".

    HAYA: (Ar.) Ka. l. Utanma, sýkýlma. 2. Ar, namus, edep. 3. Allah korkusu ile günahtan kaçýnma.

    HAYAL: (Ar.) Ka. 1. Ýnsanýn kafasýnda canlandýrdýðý þey. 2. Bir olay veya eþyanýn zihinde kalan izi. 3. Gerçekte olmadýðý halde görüldüðü sanýlan þey, görüntü.

    HAYALÝ: (Ar.) Er. - 1. Hayal niteliðinde ya da hayal ürünü olan. 2. Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük þairlerinden biri.

    HAYAT: (Ar.) Ka. 1. Yaþayan, diri. 2. Canlýlarda doðumdan ölüme kadar geçen süre. 3. Yaþama, yaþayýþ.

    HAYATEFZA: (a.f.i.) Ka. - Hayat artýran.

    HAYATENGÝZ: (a.f.i.) Ka. - Yaþatan, yaþamaya zorlayan.

    HAYATÝ: (Ar.) Er. 1. Dirilik, canlýlýk. 2. Büyük önem taþýyan. 3. Hayata, yaþayýþa ait, hayatla ilgili.

    HAYDAR: (Ar.) Er. 1. Arslan, esed, gazanfer, þir. 2. Cesur, yiðit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabý.

    HAYÝM: (Ar.) Er. 1. Þaþkýn, hayrette. 2. Sevgiden dolayý þaþkýna dönmüþ.

    HAYME: (Ar.) Ka. - Çadýr.

    HAYR: (Ar.) Er. Ýyi, faydalý, hayýrlý, yarar. Hayru'l-Vera: Halkýn, alemin hayýrlýsý, Hz. Muhammed. Hayru'l-Beþer: Ýnsanlarýn hayýrlýsý, Hz. Muhammed.

    HAYRAN: (Ar.) Er. 1. Þaþmýþ, þaþa kalmýþ, þaþýrmýþ. 2. Çok tutkun. 3. Aþýrý derecede sevgi duyan.

    HAYRAT: (Ar.) Er. 1. Sevap kazanmak için yapýlan hayýrlý iþler, iyilikler. 2. Sevap için kurulan müessese.

    HAYREDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin hayýrlý eylediði mübarek kýldýðý insan. -Türk dil kurallarý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    HAYRET: (Ar.) Ka. - Þaþma, þaþýrma, þaþakalmýþ, ne yapacaðýný bilmeme.

    HAYRÝ: (Ar.) Er. - Hayýrla, iyilikle ilgili, uður ve kutluluða ait.

    HAYRÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hayri).

    HAYRULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn hayýrlý ettiði erkek.

    HAYRUNNÝSA: (Ar.) Ka. - Kadýnlarýn hayýrlýsý.

    HAYSÝYET: (Ar.) Er. - Þeref, onur, itibar, deðer.

    HAYYAM: (Ar.) Er. 1. Çadýrcý. 2. Ýran'ýn meþhur þairlerinden Ömer Hayyam,

    HAZAL: (Ar.) Ka. - Kuruyup dökülen aðaç yapraklarý.

    HAZAN: (Fars.) Ka. - Sonbahar, güz.

    HAZAR: (Ar.) 1. Sabit meskeni olanlarýn oturduklarý memleket. 2. Barýþ ve güven. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlabilir.

    HAZEN: (Ar.) Ka. - Üzüntü. Gam, keder.

    HAZER: (Ar.) - Deniz, bahr, büyük su. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HAZIM: (Ar.) Er. - Hazmeden, hazimli, ihtiyatlý, akýllý, iþinde gözü açýk, saðlam olan.

    HÂZÝM: (Ar.) Er. - Zafer kazanan, galip, hazimete uðratan.

    HÂZÝME: (Ar.) Ka. - Sindirici kuvvet, (bkz. Hazim).

    HAZÝN: (Ar.) Er. 1. Hüzünlü, üzüntülü, acýklý. 2. Üzüntü veren, gamlandýran, kederlendiren.

    HAZÝNE: (Ar.) Ka. 1. Devlet malýnýn parasýnýn saklandýðý yer. 2. Gömülü ya da saklýyken bulunan deðerli þeyler.

    HAZÝZ: (Ar.) Er. 1. Mesud, mutlu. 2. Hisse ve nasibi olan.

    HAZÝZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Haziz).

    HAZLAN: (Ar.) Er. 1. Terketmek. 2. Allah ilminde, Allah'ýn insaný lütuf ve nusretinden mahrum etmesi. Ýsim olarak kullanýlmamasý daha uygundur.

    HAZRÂ: (Ar.) Ka. 1. Yeþil, sebze, hadra. 2. Gökyüzü. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.

    HAZREC: (Ar.) Er. 1. Bir Arap kabilesinin ismi. 2. Hz. Peygamberi Mekkeli muhacirlerle, Medine'de kabul eden ve ilk Ýslam devletinin temelini teþkil eden ensarýn en önemli kolu.

    HEBÝBAr.)Er.-Rüzgar.

    HECÝL: (Ar.) Ka. - Ýki daðýn arasýndaki kýsým, vadi, dere.

    HEDEF: (Ar.) Er. 1. Niþan, niþan alýnacak yer alaný. 2. Meram, maksat, gaye, amaç.

    HEDÝYE: (Ar.) Ka. 1. Hediye, armaðan. 2. Karþýlýksýz verilen þey. - Hediyetullah: Allah'ýn hediyesi.

    HEKÝM: (Ar.) Er. - 1. Ýnsan hastalýklarýnýn teþhis ve tedavisi ile uðraþan kimse, doktor. 2. Hikmet sahibi kiþi, filozof.

    HENNÂ: (Ar.) Ka. - Kýna aðacý, (bkz. Kýna).

    HEPER: (Tür.) Er. - Cesur, yiðit kimse.

    HEPGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi güzel kadýn. 2. Neþeli ol.

    HEPÞEN: (Tür.) Ka. - (bkz. Hepgül).

    HEPYENER: (Tür.) Er. - (bkz. Heper).

    HESNA: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadýn. 2. Haným, kadýn.

    HEYBÂN: (Ar.) Er. 1. Korkunç, korku veren. 2. Çok utangaç.

    HEYBET: (Ar.) Er. 1. Ýnsanlarda korku ile birlikte saygý uyandýran görünüþ. 2. Karizma, doðal etkileyiþ.

    HEZÂR: (Fars.). 1. Bülbül. 2. Çok, pek çok. 3. Bin. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HEZÂRE: (Ar.) Ka. - Afganistan'ýn daðlýk kesiminde oturan bir kabile.

    HEZARFEN: (Fars.) Er. - Çok bilen, elinden her iþ gelen. Bin türlü iþ beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini baþaran adam.

    HIDIR: (Ar.) Er. - (bkz. Hýzýr).

    HIFZI: (Ar.) Er. 1. Saklama, koruma ile ilgili. 2. Ezberleme, akýlda tutma.

    HIFZURRAHMAN: (Ar.) Er. - Merhamet eden, acýyan. Allah'ýn koruyuculuðu. Allah'ýn uhdesinde.

    HIFZÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hýfzý).

    HIFZULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn korumasý, saklamasý.

    HINCAL: (Tür.) Er. - Öc al.

    HIYRE: (Fars.) Ka. - Kamaþýk, donuk, fersiz göz.

    HIZIR: (Ar.) Er. 1. Yeþil. Yeþillik. 2. Kehf suresinde 59-81. ayetlerde bahsi geçen ve Hz. Musa'nýn onunla buluþarak imtihan olunduðu þahsýn müfessirlerin ekseriyetinin üzerinde ittifakla durduklarý ismi. Hýzýr hakkýnda çok çeþitli rivayetler vardýr.

    HIZIRHAN: (Ar.) Er. - Seyyid. Seyyidi sülalesinin kurucusu, Malik Süleyman'ýn oðlu.

    HIZIR BEY: (Ar.) Er. - Ýstanbul'un fethinden sonra oranýn ilk kadýsý olan Türk alimi ve þairi.

    HIZLAN: (Tür.) Er. - Hýz kazan, hýzýný artýr.

    HÝBE: (Ar.) Ka. - Baðýþlama, baðýþ.

    HÝBETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ýn baðýþlamasý, baðýþý.

    HÝCAB: (Ar.) Er. 1. Utanma, sýkýlma. 2. Perde, ikiþeyi birbirinden ayýrmaya yarayan perde.

    HÝCABÝ: (Ar.) Er. - (bkz. Hicab).

    HÝCRAN: (Ar.) Ka. 1. Ayrýlýk. 2. Unutulmaz acý, keder.

    HÝCRET: (Ar.) Ka. 1. Bir memleketten, baþka bir memlekete göç ediþ. 2. Rasulullah'ýn Mekke'den Medine'ye göç etmesi, takvim baþlangýcý olan Miladi 622 yýlýnda vuku bulmuþtur.

    HÝÇSÖNMEZ: (Tür.) Er. - (bkz. Sönmez).

    HÝÇYILMAZ: (Tür.) Er. - (bkz. Yýlmaz).

    HÝDAYET: (Ar.). - Hak yoluna doðru yola girme. 2. Müslüman olmak. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HÝDAYEDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin gösterdiði doðru yol.

    HÝDÝV: (Ar.) Er. - Ýmtiyazlý, Mýsýr valisi veya bu valinin ünvaný.

    HÝKEM: (Ar.) Er. - Hikmetler.

    HÝKMEDDÝN: (Ar.) Er. - Dinin hikmeti. - Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    HÝKMET: (Ar.). 1. Hakimlik, feylesofluk. 2. Sebeb, gizli, Allah'ýn hikmeti. 3. Felsefe. 4. Ahlaki söz, öðüt verici, kýsa öz, öðretici söz. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HÝKMETULLAH: (Ar.) Er. 1. Ancak Allah'ýn bileceði iþ. 2. Allah'ýn hikmeti.

    HÝLÂ: (Ar.) Er. - Hükümdarýn taltif etmek istediði kimseye verdiði kýymetli elbise. Hil'at.

    HÝLÂL: (Ar.) Ka. 1. Hilal, yeni ay þeklinde olan ay, ayça, gençay. 2. Bir yazý sitili. 3. Hilaliyye: Kadiri tarikatý þubelerinden birinin adý.

    HÝLMÝ: (Ar.) Er. - Yumuþak huylu, sakin tabiatlý.

    HÝLMÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hilmi).

    HÝLYE: (Ar.) Ka. 1. Süs, zinet, cevher. 2. Güzel sýfatlar. 3. Güzel yüz. 4. Bir yazý sitili. 5. Hz. Muhammed'in mübarek vasýflarýný ve güzelliklerini anlatan manzum ve mensur eser.

    HÝMAYET: (Ar.) Er. - Koruma, korunma.

    HÝMMET: (Ar.) Er. 1. Gayret, emek, çalýþma, çabalama. Yüksek irade. 2. Ermiþ kimsenin tesiri. 3. Türk dil kurallarý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    HÝMYER: (Ar.) Er. - Yemen'de bir kavmin adý.

    HÝND: (Ar.) Ka. 1. Hindistan. 2. Sahabeden Ebu Süfyan'ýn karýsý.

    HÝRAM: (Fars.) Er. - Salýnma, salýnarak edalý yürüme.

    HÝSAR: (Ar.). 1. Kuþatma, etrafýný sarma. 2. Kale etrafý islihkamlý bent. -Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HÝÞAM: (Ar.) Er. - Nisam el-Melik: Emevi halifesi.

    HÝZBER: (Ar.) Er. 1. Arslan, esed, gazanfer, þir, bahadýr. 2. Cesur, yürekli adam.

    HÝZBULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a inananlar topluluðu.

    HÝZRAN: (Fars.) Ka. 1. Hezaren aðacý. 2. Harun er-Reþid'in annesi.

    HOÞEDA: (Fars.) Ka. - Hareket ve davranýþý hoþ, güzel. Cazibeli.

    HOÞENDAM: (Fars.) Ka. - Boyu bosu güzel, düzgün olan.

    HOÞFÝDAN: (Fars.) Ka. - Güzel endamlý, boylu boslu kadýn.

    HOÞKADEM: (Fars.) Ka. - Ayaðý uðurlu.

    HOÞNEVÂ: (Fars.) Ka. - Güzel sesli.

    HOÞNÝGAR: (Fars.) Ka. - Güzel, hoþ sevgili.

    HOÞTEN: (Fars.) Ka. - Güzel vücutlu.

    HUBEYB: (Ar.) Er. 1. Küçük taze buðday taneceði. Tanecik. Hubeyb b. Adiyy el-Ensarî (Öl. 625): Ýslam'ýn ilk þehitlerindendir. Uhud'un ardýndan tutsak edildi ve Mekke'ye köle olarak götürüldü. Uhud'ta öldürülen Haris'e mukabil, iþkence edilerek vahþi bir biçimde kazýða vuruldu ve þehid oldu.

    HUBTER: (Fars.) Ka. - Pek güzel, en güzel.

    HÜCCET: (Ar.) Er. - Delil.

    HUCESTE: (Fars.) Ka. - Uðurlu, hayýrlý, kutlu.

    HUCURAT: (Ar.) 1. Hücreler odalar. 2. Kur'an-ý Kerim'in 49. suresinin adý.

    HUD: (Ar.) Er. - Hz. Hud (a.s). Ad kavmine gönderilen peygamber. -Kur'an'da ismi geçen 24 peygamberden biridir. Dalalet ve sapýklýk içinde olan kavmini ýslah için çok uðraþtý fakat onlar, Hud'a inanmadýlar ve ani bir fýrtýna ile yok olarak tarihten silindiler.

    HUDA: (Ar.). 1. Doðru yol gösteren, hidayet eden. 2. Allah'ýn isimlerinden. 3. Kur'an-ý Kerim. Ek almadan isim olarak kullanýlmaz. Hudanur gibi.

    HUDAVENDÝGAR: (Fars.) Er. 1. Sahip, hükümdar, bay. 2. Fars edebiyatýnda Allah manasýnda kullanýlýr.

    HUDAVENDÝ: (Fars.) Er. 1. Hükümdarlýk. 2. Efendi, sahip, maliklik. 3. Hakim, hükümdar.

    HUDAYÝ: (Fars.) Er. - Allah'a mensup, Allah'ýn yarattýðý.

    HUDEYBÝYE: (Ar.) Er. 1. Mekke'den aðýr yürüyüþle 17 km mesafede bir vadi. 2. Ýslam tarihinde Hudeybiye Musalahasý olarak bilinen anlaþmanýn yapýldýðý yer.

    HULAGU: (Fars.) Er. - Moðol hükümdarý olup, Ýran'da Moðol hanedanýnýn kurucusudur.

    HULKÝ: (Ar.) Er. 1. Hulk, yaratýlýþla ilgili, doðal tabi. 2. Ýyi ahlaklý, iyi huylu.

    HULUSÝ: (Ar.) Er. 1. Halis olan, saf, iç temizliði. 2. Samimi, candan. -(bkz. Halis).

    HUMEYRA: (Ar.) Ka. 1. Beyaz tenli kadýn. 2. Hz. Aiþe'nin lakabý.

    HUNALP: (Tür.) Er. - Cesur, kahraman.

    HUNDE: (Ar.) Ka. - Sükun, sulh ve mütareke, (bkz. Hudeybiye). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HURDAZ: (Fars.) Er. - Farslarýn kullandýðý þemsi senenin 3. ayýna verilen isim.

    HURÝ: (Ar.) Ka. 1. Cennet kýzý. 2. Sevgili. - Daha çok lakab olarak kullanýlýr.

    HURÝSER: (a.f.i.) Ka. - Cennet kýzlarýnýn baþý, hurilerin baþý.

    HURÝYE: (Ar.) Ka. - Coþkunluk hallerinde hurilerle buluþtuklarýna inanan bir tarikat.

    HURREM: (Fars.) Ka. 1. Þen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoþ. 2. Bir yazý sitili. 3. Hurrem Sultan: Kanuni Sultan Süleyman'ýn gözde zevcelerinden. Osmanlý siyasetinde etkin rol oynayan hanýmlardan.

    HURÞÝD: (Fars.) Er. - Güneþ, aftab, mihr, þems. - Türk dil kuralý açýsýndan "d/t" olarak kullanýlýr.

    HUSREV: (Ar.) Er. - Hükümdar, padiþah.

    HUZUR: (Ar.) Er. - Baþ dinçliði, gönül rahatlýðý, dirlik, erinç.

    HÜCCET: (Ar.) Er. 1. Senet, vesika, delil. 2. Seçkin alimlere verilen unvan. - Hüccetü'l-Ýslam: Gazali.

    HÜDAÝ: (Ar.) Er. - (bkz. Hüdayi).

    HÜDAVENDÝGAR: (Fars.) Er. 1. Amir, hükümdar. 2. Osmanlý padiþahlarýndan I. Murad'ýn ünvaný.

    HÜLYA: (Ar.) Ka. - Kuruntu.

    HÜMA: (Ar.) Er. 1. Devlet kuþu. 2. Saadet, mutluluk.

    HÜMEZE: (Ar.) - Birini arkasýndan çekiþtirmek. Kur'an-ý Kerim'in 104. suresinin adý. Ýsim olarak kullanýlmaz.

    HÜNER: (Fars.) Ka. - Bir iþte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalýk marifet.

    HÜNKAR: (Fars.) Er. 1. Uðurlu. 2. 15-29 yaþ arasýnda Osmanlý Sultanlarýna verilen isim.

    HÜR: (Ar.) Er. - Özgür, baðýmsýz.

    HÜRAY: (a.t.i.). - Ay gibi özgür, ay kadar baðýmsýz. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    HÜRCAN: (a.t.i.). (bkz. Hüray).

    HÜRDOÐAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Hüray).

    HÜREYRE: (Ar.) Er. Kedicik, kedi yavrusu. - Ebu Hüreyre: Ashab-ý Kiram'dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularýný çok sevdiði için bu ismi aldýðý söylenir.

    HÜRGÜL: (Tür.) Ka. - Gül gibi özgür güzel.

    HÜRKAL: (Tür.) Er. - Esir olma.

    HÜRKAN: (Tür.) Er. - Özgür soydan gelen.

    HÜRMET: (Ar.) Ka. - Saygý.

    HÜRMÜZ: (Fars.) Er. 1. Zerdüþtlerin hayýr tanrýsý. 2. Eski Ýran takviminde güneþ yýlýnýn ilk günü. 3. Jüpiter, müþteri, erendiz. 4. Sasani sülalesinden 5. padiþahýn adý.

    HÜROL: (Tür.) Er. - (bkz. Hürkal).

    HÜRREM: (Fars.) Ka. 1. Yeþil taze. 2. Gönülaçýcý. 3. Þen þakrak, sevinçli.

    HÜRRÝYET: (Ar.) Ka. 1. Hürlük, serbestlik. 2. Ýstediðini herhangi bir engelle karþýlaþmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.

    HÜRSEL: (Tür.) Er. - (bkz. Hürol).

    HÜRSEV: (Tür.) Er. - Hürriyeti seven kiþi.

    HÜRYAÞ AR: (Tür.) Er. (bkz. Hürsev).

    HÜSAM: (Ar.) Er. - Keskin kýlýç.

    HÜSAMEDDÝN: (Ar.) Er. 1. Dinin keskin kýlýcý. 2. Mevlana'nýn halifesi olan Hüsameddin Çelebi, Mevlana'nýn Mesnevi'yi dikte ettirdiði kiþidir. - Türk dil kuralýna göre "d/t" olarak kullanýlýr.

    HÜSEYÝN: (Ar.) Er. 1. Küçük sevgili. 2. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in torunu, Hz. Ali'nin küçükoðlu.

    HÜSMEN: (Tür.) Er. - Hüseyin'den bozma olarak yapýlan isim.

    HÜSNÝ: (Ar.) Er. - Güzelliðe ait, güzellikle ilgili.

    HÜSNÝYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hüsni).

    HÜSNÜ: (Ar.) Ka. - Çok güzel.

    HÜSNÜGÜL: (a.f.i.) Ka. - Gülün güzelliði.

    HÜSNÜGÜZEL: (Tür.) Ka. - Sarý çiçekli, güzel yapraklý süsbitkisi.

    HÜSNÜHAL: (Ar.) Ka. - Davranýþ güzelliði.

    HÜSREV: (Fars.) Er. 1. Padiþah, hükümdar, sultan. 2. Hüsrev þirin masalýnýn erkek kahramaný. - Hüsrev: Eserlerini daha çok Farsça yazmýþ bir Türk þairi ve edibi olup 1253-1325 yýllan arasýnda Hindistan'da yaþamýþtýr.

    HÜTEYN: (Ar.) Er. - Hicaz ve Mýsýr'da daðýnýk halde yaþayan büyük bir göçebe kabile.

    HÜVARE: (Ar.) Ka. - Berberi kabilesinin en önemlilerinden birinin adý.

    HÜVEYDÂ: (Fars) Ka. - Açýk, apaçýk, belli, besbelli, zahir.

    HÜZEY: (Ar.) Er. - Kuzey Arabistan'da büyük bir Arap kabilesi.

    HÜZZAM: (Fars.) Ka. - Türk müziðinin en eski birleþik makamlarýndan

  10. #10
    Users Awaiting Email

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    I
    IDIK: (Tür.) Er. - Kutsal, mübarek.

    IDIKUT: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde bir þan. 2. Devlet yönetme gücü.

    IKNAT: (Ar.) Ka. 1. Allah'a dua etme, yalvarma. 2. Ýnkisar etme. 3. Namazda kýyamý uzatma ve hacca devam etme.

    ILDIR: (Tür.) Er. 1. Parýltý, parlayýþ. 2. Alacakaranlýk.

    ILDIZ: (Tür.). 1. Yýldýz. 2. Gündönümünden 10 gün önceki zaman. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ILGAR: (Tür.) Er. 1. Çok çabuk, hýzlý. 2. Hücum, akýn. 3. Verilen söz. 4. Havanýn parlak, açýk olmasý. 5. Öfke.

    ILGAZ: (Tür.). 1. Atýn dört nalla koþmasý. 2. Hücum, akýn. 3. Çankýrý ilinin ilçe merkezi. 4. Batý Karadeniz bölgesinin en yüksek dað kitlesi. - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    ILGAZER: (Tür.) Er. - (bkz. Ilgar).

    ILGI: (Tür.) Er. 1. Soy sop. 2. Sürü. 3. Çoban. 4. Hýsým, akraba.

    ILGIM: (Tür.) Ka. 1. Serap. (bkz. Serap). 2. Gök erimi, serap. 3. Belli belirsiz.

    ILGIN: (Tür.) Ka. - Kumlu topraklarda yetiþen ve çit bitkisi olarak kullanýlan aðaççýk.

    ILICAN: (Tür.) Er. - Ilýkça, biraz ýlýk.

    IRAK: (Tür.) Ka. - (bkz. Uzak).

    IRAZ: (Tür.) Ka. - (bkz. Irak).

    IRIZ: (Tür.) Er. - Cesur, yiðit.

    IRMAK: (Tür.) Ka. - Çoðunlukla denize dökülen, geniþliði ve taþýdýðý su niceliði bakýmýndan en büyük akarsu, nehir.

    IÞIK: (Tür.) Ka. 1. Bazý cisimler tarafýndan tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ýsýtýldýðýnda yayýlan, cisimleri görmemizi saðlayan ýþýma, aydýnlýk, ziya, nur (bkz. Ziya, nur). 2. Aydýnlatma cihazý, mum, lamba, ampul, fener. 3. Iþýk tutma, bir konuda aydýnlatýcý bilgi vermek.

    IÞIKALP: (Tür.) Er. - (bkz. Iþýk).

    IÞIKAY: (Tür.). - (bkz. Iþýk). - Erkek ve kadýn adý olarak kullanýlýr.

    IÞIKER: (Tür.) Er. - (bkz. Iþýk).

    IÞIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Iþýk).

    IÞIL: (Tür.) Ka. - Çok aydýnlýk, parlak ýþýk.

    IÞILAR: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ýþýldayan. 2. Neþeli, canlý, þen.

    IÞIMAN: (Tür.) Er. - Parlak, aydýnlýk yüzlü kimse.

    IÞIN: (Tür.) Ka. - Bir ýþýk kaynaðýndan çýkarak her yöne yayýlýp giden ýþýk demeti.

    IÞINBAY: (Tür.) Er. (bkz. Iþýn).

    IÞINBÝKE: (Tür.) Ka. - (bkz. Iþýn).

    IÞINER: (bkz. Iþýn).

    IÞINSU: (Tür.) Er. - (bkz. Iþýn).

    IÞKIN: (Tür.) Ka. - Bitki sürgünü, asma filizi.

    ITIR: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoþ koku. 2. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagasý.

    ITRÝ: (Ar.) Er. - Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve þair.

Sayfa 1/4 1234 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •