Mehmet Þevket Eygi
07.01.2008
(19 Aralýk 2007’de yazýldý)
Rahmetli annemin ve babamýn kabirlerini arefe günü ziyaret edeyim dedim. Merkez Efendi, daha sonra Kozlu Mezarlýklarýna gitmek üzere Çemberlitaþ Tramvay Duraðý’na girdim. Vagonlar týklým týklým doluydu, binemedim. Taksiyle gitmek üzere Beyazýt’a yürüdüm. Taksi bulamadým. Etraf kalabalýk mý kalabalýk. Caddede trafik týkanmýþ. Aksaray’a kadar yürüyeyim belki vasýta bulurum diye düþündüm. Laleli Camii’nin alt tarafýnda vakýf zeytinyaðlarý satan bir dükkân var. Zeytin yapraðý çayý ilâný vardý. Ýçeriye girdim, üç kutu zeytin çayý aldým. Þeker hastalýðý baþta olmak üzere, bir sürü derde deva imiþ. Tansiyona, kolesterole, bronþite, soðuk algýnlýðýna, hepatite, romatizmaya ve daha nice hastalýklara... Tecrübe etmedim ama inanýyorum. Zeytin, Kur’ân-ý Kerîm’de geçen mübarek bir gýda ve þifa maddesidir.
Ýstanbul’da bir sürü kokucu dükkâný açýldý. Bunlardan birine girdim. En aðýr koku hangisiyse onu vermelerini istedim. Böyle aðýr kokuyu ne yapacaksýn? Kendim sürünecek deðilim. Kediler dolayýsýyla lazým. Tezgâhtar, dükkânda, dört yüz ayrý çeþit koku bulunduðunu söyledi.
Aksaray’a geldim. Yollar týkanmýþ, taksi falan yok. Nafile, bugün kabristana gidemeyeceðim. Biraz dolaþtým. Daha önce bir yazýmda bahsetmiþtim. Ýstanbul’un en ucuz lokantasý, Aksaray Valide Camii civarýndaki bir sokaktadýr. Balkan Lokantasý... Çorba 75 krþ, kuru fasulye 90 krþ, pilav 85 krþ. Ýki buçuk liraya üç kap yer ve karnýnýzý doyurabilirsiniz. Gururlu ve kibirli insanlar böyle ucuz yerlere gitmezler. Ýncileri ve pýrlantalarý dökülür...
Aksaray’da üst yolun altýna seyyarcýlar bir sergi kurmuþlar, üzerine çuval çuval kazak boþaltýyorlar. Ýki adedi 5 lira.
Valide Camii’nin bahçe duvarýna, parmaklýðýnýn altýna bir kazak serilmiþ. Üzerinde zavallý bir kedi, miskin miskin oturuyor. Bir hayýrsever, bir avuç kedi mamasý koymuþ, baþka biri, bir midye dolmasý býrakmýþ. Kediye çok acýdým. Geçerken baþýný ve sýrtýný okþadým, hemen miskinliði gitti, sevinçle doðruldu, gerindi. Bir gözü kör... Kedilerin ekmek kadar, su kadar sevgiye ihtiyaçlarý var.
Yeraltý çarþýsýndan karþý tarafa geçtim. Aksaray Çukur Pazar’dan evdeki bir gözü kör kýnalý kediye ciðer aldým ve tramvaya binerek Sultanahmet’e gittim. Yarým günüm boþa geçti sayýlýr. Ýkindi çayýmý da vaktinde içemedim. Eve gelir gelmez güzel bir çay demledim. Yolda aldýðým simiti ýsýttým. Çay, simit yanýnda hellim peyniri... Oh kekâh! Benim mutlu olmam için, Mihrace lokantasýnda 150 dolarlýk lüks bir yemek yemem gerekmez.
Yarýn bayram. Kurbanýmý bizzat kestiremiyorum. Millî Gazete’den Selman Bey’e vekalet verdim. Eksik olmasýn, bu vazifeyi vekaleten o yapacak, inþallah derisi dini bir hayýr kurumuna verilir. Kurban derilerinin, içkili balolar tertipleyen kurumlara verilmesi, bir Müslüman olarak beni memnun etmez.
Eski bayramlar diyeceðim... Bazýlarý kýzacak. Bundan kýrk beþ sene önce bayramlarda kaç büyüðü ziyaret ederdim. Rahmetli Hamdune Teyzeme giderdim. Sonra Ýskenderpaþa’da Þeyh Mehmed Zahid Efendi’ye... Çarþamba’da Þeyh Mahmud Efendi’ye... Cerrahi Þeyhi Muzaffer Efendi’ye... Fatih’te, Mustakîmzâde Sokaðý’nda oturan Hüseyin Hilmi Iþýk Efendi’ye... Üstad Necip Fazýl’a... Üstad Mahir Ýz Hoca’ya... Üstad Profesör Ali Fuad Baþgil’e... Üstad Nurettin Topçu’ya... Cevat Rýfat Atilhan’a... Erenköyü’nde Þeyh Sâmi Efendi’ye... Bu zevat, þu anda hatýrýma gelenler. Þimdi bir bayramda bu kadar büyüðü ziyaret etmenin imkâný kalmadý. Baksanýza Sultanahmet’ten, Topkapý’ya gidemedim, geri dönmek zorunda kaldým.
Aksaray’dan tramvayla dönerken vagonda anons yapýldý: “Sayýn yolcularýmýz, hýrsýzlara karþý dikkatli olunuz!” Sadece þu anons bile, Ýstanbul’un ve Türkiye’nin batmýþ olduðunu ispata yeter. Osmanlýcada bir tabir vardýr, “Vukuu, þuyuundan beter...” bu anons da öyle. Ne günlere kaldýk!
Tramvayýn içi dolu, adeta balýk istifi. Yolcunun biri, bir kenarda oturuyor. Vasýta durduktan sonra yerinden kalkýyor, ayaktaki yolcularý ite kaka kapýya doðru gidiyor. Be adam, biraz önceden kalkýp kapýya yaklaþsan olmaz mý?
Ýstanbul’un kurtulmasý için, þehre en kýsa zamanda, meselâ bir sene içinde bir milyon otomobil daha girmesi lâzým. Yollar büsbütün týkanacak. Her sabah ve her akþam en az iki milyon otomobil, içlerinde sadece birer kiþi olmak þartýyla, yollara düzülecek. Adam veya bayan, akþam altýda iþten çýkacak, evine onda varacak. Bu sýkýþýklýðýn sonucu olarak, yaygýn ve genel bir stres mi dersiniz, cinnet mi dersiniz, iþte o olacak. Halk git gide çýldýracak. Þehrin idaresinden sorumlu kiþiler korkunç protestolara maruz kalacak. Sadece trafik deðil hayat kilitlenecek. Kavgalar, gürültüler, sinir krizleri gýrla gidecek. Ýþte Ýstanbul, belki ondan sonra kurtulur.
Küçük Ayasofya Caddesi’nde, otomobil tamircisi Erdoðan Usta’yla görüþtüm. Fiyatý 10,000 lirayý geçmemek þartýyla bana, eski fakat saðlam ve güzel bir araba aramasýný söyledim. Böyle bir vasýtaya sahip olunca, ayda birkaç gün Ýstanbul’a bir, iki veya üç saat uzaklýkta, þirin fakat kör bir þehir ve belde arayacaðým. Bulabilirsem bir eski zaman evi kiralayacaðým. Taþlýktan üst kata çýkan ahþap merdivenin meselâ dokuzuncu basamaðý gýcýrdamalý... Küçük bir bahçesi olacak, yýpranmýþ pencerelerinden, kýþýn içeriye soðuk hava girecek... Fazla konfor filan istemiyorum. Eski bir Türk evi olsun yeter. Evlerin de ruhlarý vardýr. Eski bir evin ruhunun sýcaklýðý, insaný ýsýtýr. Ah eski evler! Odalarýnda yatak ve yorganlarý saklamak için yüklükler, yýkanmak için gusûlhaneler olurdu. Odalarda ocaklar vardý. Eski evlerin duvarlarýný saran mor salkýmlar, haným elleri, küçük güller veren asmalar vardý. Bahçelerinde dut, erik, ayva aðaçlarý olurdu. Müfide Yenge’nin evinde, bir çilek üzümü asmasý vardý, meyveleri mis gibi kokardý. Bahçede tahta kapaklý bir kuyu. Yazýn soðutmak için bir sepetin içine karpuz konur, iple kuyuya sallandýrýlýrdý.
Evler eskiden yuvaydý. Ruhlarý vardý... Mal olunca, ruhlar uçup gittiler...


Teþekkur:
Beðeni: 

Alýntý

Yer imleri