Mehmet Þevket Eygi
--------------------------------------------------------------------------------
01 Mayýs 2008
--------------------------------------------------------------------------------
Aðýzlarýnýn Ýki Ucundan Ölü Kardeþlerinin Kanlarý Sýzýyor...
BÝRÝNCÝ VAK’A: Hazret-i Ýsa aleyhisselam, öfkeli bir güruhun bir kadýný sürükleyerek götürdüklerini görmüþ. Ne var, ne oluyor diye sormuþ. Güruhun, zina etmiþ bir kadýný recm etmeye (taþlayarak idam etmeye) götürdüklerini öðrenmiþ, öfkelilere þöyle seslenmiþ:
“Bu kadýna ilk taþý, içinizde günahý olmayan biri atsýn...’’
ÝKÝNCÝ MADDE: Ýslâm fýkhýnýn/þeriatinin þu genel kuralý evrensel hukukun ve bilgeliðin temel ilkelerindendir: “Beraat-i zimmet asýldýr...” Yani, suçlu olduðu âdil mahkeme tarafýndan isbat edilip kesin karara baðlanmamýþ bir kimse suçsuz sayýlýr.
ÜÇÜNCÜ VAK’A: Bir kimse Peygamberimize (Salat ve selam olsun O’na) gelmiþ, zina ettiðini söylemiþ. Peygamber duymazlýktan gelmiþ, yüzünü çevirmiþ, adam tekrar itiraf etmiþ, Peygamber yine “iþitmemiþ”, üçüncü itiraftan sonra “Bu kiþiyi alýp recmediniz” demiþ. Bunun üzerine oradakilerden biri “Bunu köpek gibi taþlamak gerek” deyince, Efendimiz bu sözden memnun kalmamýþ, “Hayýr, böyle konuþmaya hakkýn yok. Cezasý verildikten sonra cesedini yýkar, kefenler, kabrini kazar, namazýný kýlar ve defnedersiniz, baðýþlanmasý için dua edersiniz...” buyurmuþ.
DÖRDÜNCÜ VAK’A: Müslümanlar birbirlerinin gizli, saklý günah ve ayýplarýný araþtýramazlar. Biz, ancak açýkta iþlenen, cehren yapýlan fýsk ve fücurla mücadele ederiz. Ýnsanlarýn gizli kapaklý günahlarýna ve ayýplarýna karþý karanlýk gece gibi olmakla mükellefiz.
BEÞÝNCÝ KURAL: Peygamber aleyhisselatü vesselem þöyle buyuruyorlar: “Bir din kardeþini, onda olan bir ayýp ile ayýplayan kimsenin canýný, Yüce Allah, o ayýbý kendisine vermeden almaz,”
ALTINCI VAK’A: Ashabýn büyüklerinden Ýbn Mes’ud hazretleri bir ara Medine’ye ases (Gece kolluk görevlisi) olmuþtu. Biri gelip ona, “Filanca kiþi (evinde) þarap içiyor, þimdi gidip baksan, sakalýndan þarap damladýðýný göreceksin...” þeklinde ihbarda bulunmuþtu. O büyük sahabi, “Biz gizli kapaklý günahlarý araþtýrmayýz, tecessüs etmeyiz (casusluk yapmayýz), zahire bakarýz, açýkta yapýlan bir günah görürsek o zaman yakalarýz” cevabýný vermiþ, herhangi bir muamele yapmamýþtý. (Ebû Dâvud, Edeb 37)
Hüccetülislam Zeynüddin Ýmam-ý Gazali hazretleri Ýhya kitabýnda, halkýn gizli günah ve ayýplarýnýn araþtýrýlmasýnýn doðru olmadýðýný bildirmekte, içeride içki içiliyor, günah olan alemler yapýlýyor mu diye kapýlarý dinlemenin, bacalarý koklamanýn doðru olmadýðýný bildirmektedir.
Ýslâm fâsýk-ý mütecahirin gýybetine izin verir. Dört duvar arasýnda utanarak iþlenen gizli günahlarýn araþtýrýlmasýna izin vermez.
Elbette ki, fuhuþ, zina, kumar, fisk u fücur çeteleri bu anlattýklarýma dahil deðildir. Onlarýn ahlâk zabýtasý, kolluk güçleri tarafýndan basýlýp yakalanmasý gerekir.
Diyelim ki, bir Müslüman, nefsine maðlup oldu ve gizlice bir günah iþledi. Siz de þu veya bu þekilde buna muttali oldunuz (öðrendiniz, duydunuz). Eðer bu kardeþinizi teþhir ve terzil ederseniz, onun aleyhinde davul çalarsanýz, onu ayýplarsanýz, günün birinde siz de böyle bir duruma düþersiniz. Yukarýdaki 5’inci maddeyi tekrar okuyunuz.
Olgun Müslümanlar kendi kusur, ayýp, günah ve isyanlarýna bakýp üzülmekten, aðlamaktan baþkalarýnýnkileri göremezler.
Ýslâm tasavvufunun kurallarýndan biri, “Ýnsanlarýn gizli günahlarýna karþý karanlýk gece gibi olmaktýr.”
Bir Müslüman, agresif dinsizlerin pençesine düþünce ona vurmak, ona saldýrmak, onu karalamak olgun ve vicdanlý Müslümanlara yakýþmaz.
“Ýlk taþý içinizde günahsýz atsýn...” sözünü unutmayalým.
Bir kimse hakkýnda gýybet yapmak, onda olmayan bir kötülüðü söylemek deðildir. Böylesi yalan ve iftira olur. Gýybet, onda olan bir kusuru, kötülüðü, günahý söylemektir. Dinimiz buna da izin vermemektedir.
Yüce Ýslâm dini, yukarýda beyan ettiðim gibi sadece mütecahir ve mütecasir (açýkça, küstahça, cesaretli ve pervasýz þekilde, utanýp arlanmadan günah iþleyen) fasýklarý ve facirleri gýybet etmeye izin vermektedir. Bu konuda Ýslâm ahlâkýný anlatan kitaplardaki bilgiler dikkatle okunmalý ve hayata geçirilmelidir.
Bazý Müslümanlarýn aðýzlarýnýn iki yanýndan ölü kardeþlerinin etlerinden sýzan kanlarýn þýp þýp þýp damladýðýný görür gibiyim...
Yargý Mutlaka Tarafsýz Olmalýdýr
HAKÝMLER mutlaka tarafsýz olmalýdýr. Sadece baðýmsýz olmak fazla bir þey ifade etmez. Baðýmsýz ve tarafsýz hakimler þu deðerlere ve kurumlara baðlý ve saygýlý olmak zorundadýr:
Birincisi: Evrensel insan haklarý ve hürriyetleri ilkelerine.
Ýkincisi: Âdil hukuka. Hukuk âdil deðilse yine kýymeti olmaz. Tarafsýzlýk ne demektir?
Kendisi Sünnî kökenli veya inançlý ise karþýsýna gelen Alevî’ye adaletsizlik ve haksýzlýk yapmayacak. Alevî ise Sünnîye haksýzlýk yapmayacak.
Diyelim hakim Masondur. Karþýsýna sanýk olarak, Masonluðu sevmeyen, masonluk aleyhinde yayýn yapan bir vatandaþ geldi. Hüküm verirken, muhakeme ederken Masonluðunu aradan çýkartacak ve tarafsýz ve âdil þekilde hüküm verecektir.
Hakim de bir insan olarak herhangi bir ideolojiye taraftar olabilir. Hüküm verirken, kendi ideolojisine karþý olan bir vatandaþý ezmeyecektir.
Cumhuriyet ilk kurulduðunda Anayasanýn ikinci maddesinde “Türkiye devletinin dini, Ýslâm dinidir” yazýlýydý. Sonra bu madde kaldýrýldý. 1937’de CHP’nin altý okuyla birlikte anayasaya laiklik maddesi kondu. 1960’da bu anayasa yürürlükten kaldýrýldý, yeni bir anayasa halka empoze edildi. Bilahare o da çöpe atýldý, baþka bir anayasa yapýldý. Bu son anayasa da ihtiyaca cevap vermiyor, yenisi hazýrlanýyor...
Askerî anayasalar olabilir... Ýdeolojik anayasalar olabilir... Oligarþik anayasalar olabilir...
Baðýmsýz ve tarafsýz hakimler bu geçici, sýk sýk deðiþtirilen metinlere baðlý kalmaktansa, evrensel hukuk ve bilgelik kurallarýna baðlý olmalýdýr.
Evrensel deðeri olmayan maddeler ve metinler yargý mensuplarýný baðlamamalýdýr.
Ben devletime baðlý bir vatandaþým. Devlete baðlýyým ama bozuk düzene baðlý deðilim; onun deðiþmesini, yerine iyi, doðru, âdil bir düzen gelmesini isterim. Yargý, devleti korumalýdýr ama bozuk ve miadý dolmuþ düzeni korumamalýdýr.
Yargýnýn sadece baðýmsýz olmasý, halkýn tamamýnýn ona güven duymasý için yeterli deðildir. Ayný zamanda tarafsýz ve âdil olmalýdýr.
Hakim saðcý olsa, solcuya haksýzlýk yapmamalýdýr. Hakim solcu olsa saðcýya haksýzlýk yapmamalýdýr.
Vatandaþlar dinî inanç ve kanaatlerinden dolayý suçlanmamalý ve yargýlanmamalýdýr.
Ateist, Allah’a inanmadýðý için depremi fizik ve madde yönünden açýklar. Dindar vatandaþ ise depremin ilahî tarafýný görür. Dindar vatandaþ, “Deprem, Allah’ýn bize verdiði bir cezadýr” dediði için muhakeme ve mahkum edilmemelidir.
Laik bir düzende, hakimler vatandaþlarýn dinî inanç ve kanaatlerini yargýlayamaz.
Sovyetler Birliðinde de hakimler vardý, yargý vardý ama ne baðýmsýz idiler, ne de tarafsýz.
Sadece baðýmsýzlýk yetmez. Onun yanýnda ille de tarafsýzlýk gerekir.


Teþekkur:
Beðeni: 

Alýntý

Yer imleri