Konuya Etiketlenenler

Teþekkur Teþekkur:  0
Beðeni Beðeni:  0
2 sonuçtan 1 ile 2 arasý

Konu: Yazýnýn Ýcadý

  1. #1

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Search Yazýnýn Ýcadý

    Yazýnýn Ýcadý, Yazý Nasýl Icat Edilmiþtir, Yazýyý Kimler Icat Etmiþtir, Kaðýdýn Icadý, Kaðýt Nasýl Icat Edilmiþtir, Kaðýdý Kimler Ýcat Etmiþtir: Harfler bir ülkeden öteki ül***e, bir ulustan öteki ulusa geçerken bir baþka gezi daha yapýyor. Taþlarýn üzerinde papirüse, papirüsten mumlu levhalara, mumlu levhalardan parþömene ve parþömenden de kaðýda geçiyorlardý. Kumlu topraða ekilen
    bir aðaç,killi ve bataklýk bir alana ekilen aðaçtan nasýl deðiþik þekilde büyürse; harfler de taþtan kaðýda geçen süreçte öylece görünüþlerini ve biçimlerini deðiþtirdiler. Taþ üstünde dik ve dümdüz yükseliyor, kaðýdýn üzerinde yuvarlaklaþýyordu. Balmumu üzerinde de yýldýz biçiminde kývrýldýlar. Balçýk üstünde çivileþtiler, yýldýz iðne biçimi aldýlar. Hele kaðýt ve parþömen üzerinde sürekli kýllýk ve biçim deðiþtirdiler.

    Yazý yazmak için çok çeþitli araçlar kullanýlmýþtýr. Hiç elimizden düþürmediðimiz kaðýt kalem dünün icadýdýr. Biraz daha öncelere, ilk insanlarýn resimlerden yazýnýn henüz doðmakta olduðu çaðlara dönersek o zaman yazý yazmanýn inanýlmayacak kadar zor olduðu görülür. Çünkü o günlerde bu iþ için gereken araçlar yoktu. Herkes, ne ile neyin üzerinde nasýl yazacaðýný kendisi düþünüp bulmak zorundaydý.

    O dönemin araçlarý arasýnda taþ, koyunun kürek kemiði,balçýk yapraðý,çanak çömlek parçalarý, yýrtýcý hayvan derileri ve aðaç kabuklarý gibi þeyler hep bu dönemde kullanýlýyordu. Bütün bunlarýn üzerine sivriltilmiþ bir kemikle ya da çakmak taþýyla kaba bir resim çiziktirmek mümkündü. Ýslam Peygamberi Hz.Muhammed, kutsal kitap Kuran-ý Kerim'i koyunlarý kürek kemiði üzerine yazdýrmýþtý. Eski Yunanlýlar, halk toplantýlarýnda oylarýný þimdi yapýldýðý gibi kaðýt üzerine deðil de, çanak çömlek (ostrakon)lar üzerine yazarak verirlerdi.

    Papirüs bulunduktan sonra bile birçok yazarlar,yoksulluk yüzünden yazýlarýný çanak çömlek parçalarý üzerine yazmak zorunda kalmýþlardý. Eski yunan bilginlerinden birinin kitap yazmak için evindeki bütün çanak çömleði kýrdýðýný anlatýrlar. görevle Mýsýr'da bulunan eski Romalý asker ve memurlar; bir aralar, papirüs yetersizliðinden hesap pusulalarýný çanak çömlek parçalarý üzerine yazmýþlardýr.

    Ama palmiye yapraklarý ile aðaç kabuklarý yazý yazmaya çok daha uygundu. Papirüs bulunmadan çok önce bunlarýn üzerine iðne ile yazý yazýlmaktaydý. Hindistan'da bir çok kitap palmiye yapraklarý üzerine yazýlmýþtý. Yapraklarýn kenarlarý bir ölçüde kesildikten sonra iplikle dikiliyordu. Bu kitabýn kenarlarý altýnla yaldýzlanýr ya da renk renk boyanýrdý. Böylece çok güzel bir kitap meydana gelmiþ olurdu. Ormanca zengin olan ülkelerde kayýn ve ýhlamur aðacý kabuklarýndan yapýlmýþ yapraklar üzerine yazý yazýlýrdý.

    Bununla birlikte çok eski çaðlardan itibaren bir yazý yazma yöntemi vardýr;onu bügünde kullanmaktayýz. Bu taþ üzerine yazý yazmadýr. Taþtan kitap, kitaplarýn en uzun yaþamlýsýdýr. Bunda 4000 yýl önce, eski Mýsýr mezar tapýnaklarýnýn duvarlarýna yazýlmýþ olan upuzun hikayeler günümüze kadar gelmiþtir.

    ÇAMURDAN KAÐIDA DOÐRU

    Ýnsanlar çok eskiden beri taþtan daha hafif, ama onun kadar dayanýklý bir "nesne" aradýlar. Tunç üzerine yazmayý denediler. Bir zamanlar saraylarý ve tapýnaklarýný süslemiþ olan üzerleri yazýlý tunç levhalarý bugün de görmek mümkündür. Bazen bu levhalardan birinin bütün bir duvarý kapladýðý da olurdu. Levhanýn iki yüzüne yazý yazýlmýþsa, levha bir zincirle asýlýrdý.

    Anlatýrlar; Fransa'da Blois kentinde, tunçtan bir kilise kapýsý vardýr. Bu kilise kapýsý bir kitabý andýrýr. Kapýnýn üstünde Kont Etienne ile Blois kenti arasýnda yapýlmýþ bir antlaþma yazýlýdýr. Bu antlaþma gereðince halk, Kont'un þatosu etrafýna bir duvar çekmeyi kabul ediyor; buna karþýlýk Kont da þaraptan aldýðý vergiyi halka baðýþlýyordu. Þarabý içenler çoktan dünyadan göçtüler, etrafýndaki duvar yýkýldý. Buna karþýlýk tunç kapýnýn kanadý üzerinde kazýlmýþ olan antlaþma hala durmaktadýr.

    Bir ilginç yazý yazma yönetimi daha vardý

    Bir zamanlar Dicle ile Fýrat boylarýnda yaþayan Asurlularla Babilliler çok eskiden kullanmýþlardý. Koyuncuk'ta, eski baþkent Ninova yýkýntýlarý arasýnda Austen Henry Layard adlý bir Ýngiliz, Asur hükümdarý Asur Banibal'ýn kitaplýðýný buldu. Bu, içinde bir yaprak kaðýt bile bulunmayan çok ilginç bir kitaplýktýr. Bu kitaplýðýn bütün kitaplarý lüleci çamurundandý.

    Lüleci çamurundan oldukça büyük ve kalýn levhalar hazýrlanýrdý. Yazýcý yazýsýný üç köþeli sivri çomaðýyla bu levhalarýn üzerine yazardý. Çomak, çamurun içine batýrýlýp hýzla çekilince kalýn baþlayýp incecik kuyruk halinde biten bir iz meydana gelirdi. Babilliler ve Asurlular böylece çok çabuk yazý yazarak çivi yazýsýnýn düzgün ve incecik satýrlarýyla levhalarý (tabletleri) doldururlardý. Bu iþ bittikten sonra daha dayanýklý olmasý için çömlekçiye verilirdi. Eski Asurlular da çömlekçiler kitap piþirirlerdi. Böylece taþ gibi dayanýklý kitaplar oluþurdu.

    Asurlular balçýk üzerine yalnýz yazý yazmazlar, basma da yaparlardý. Deðerli taþlardan, kabartma resimlerle süslü merdane biçiminde mühürler kazýrlardý. Bir antlaþma yaptýklarýnda bu merdaneyi balçýk tablet üzerinden geçirirlerdi. Böylece tablet üzerinde çok iyi seçilebilen bir mühür çýkardý. Basmalar üzerindeki desenler bugün bu yolla yapýlmaktadýr. Rotatif basma makinesi de bu türde çalýþmakta ve yazýlar merdanenin üzerinde bulunmaktadýr.

    PAPÝRÜS BULUNUYOR

    Mýsýrlýlarýn icat ettikleri kitap ise çok garipti. Uzun, çok uzun ve yüz metrelik bir þerit düþünün: Bu þerit kaðýttan yapýlmýþa benzerse de bu genelde "acayip" bir kaðýttý. Elinize alýp ýþýða tutarsanýz,incecik bir çok çapraz çizgilerden yapýlmýþ karelerden meydana geleceði görülecektir. Bir parçasýný koparýrsýnýz, gerçekten de týpký hasýra benzeyen bir takým-eritlerden örülü olduðu kolayca anlaþýlýr. Görünüþte bu kaðýt; sarý, parlak ve perdahlýdýr. Balmumu levhalar gibi kolay kýrýlabilir de...

    Üzerindeki satýrlar þeridin uzunluðunca deðil de, dikine; onlarca, hatta yüzlerce sütunlar halinde yazýlmýþtýr. Eðer satýrlar þeridin uzunluðunca yazýlmýþ olmasaydý, her satýrý okumak için þeridin bir baþýndan öteki baþýna kadar gidip gelmek gerekirdi. Bu garip kaðýt kendisinden daha garip bir bitkiden elde ediliyordu. Nil kýyýlarýnýn bataklýk yerlerinde çýplak, uzun gövdeli ve tepesinde püsküllü olan yine garip görünüþlü bir bitki yetiþmekteydi. Bu bitkinin adý papirüstü. Dil bilim olarak da kelime bir çok dilimize geçmiþtir. Papier (Almanca ve Fransýzca), paper (Ýngilizce) olarak dünya dillerinde örnekleri vardýr.

    YAZI YAZMADA ÝLK ARAÇLAR

    Mumu bilmeyenimiz yoktur. Balmumundan bir kitabý görenlerimiz ise çok azdýr. Yað gibi eritilebilen bir kitap, tuðla kitaplardan da, þerit kitaplardan da çok daha yadýrgatýcýdýr. Romalýlarýn icat ettiði balmumundan kitaplarýn neredeyse geçen yüzyýlýn baþarýnda, Fransýz devrimine kadar kullanýldýðýný bilenler pek azdýr. Balmumundan kitap bizim cep defterimiz büyüklüðünde birkaç levhadan yapýlmýþtýr. Her levhanýn ortasýnda buraya sarý ya da siyaha boyanmýþ balmumu doldurulurdu. Bu levhalarýn iki köþesinde delikler vardýr. Bu deliklerden geçirilen kurdelalarla, levhalar birbirine baðlanarak bir kitap halini alýrdý. Birinci ve sonuncu levhanýn dýþ yüzeylerinde balmumu bulunmazdý. Böylece kitap kapandýðýnda balmumu iç yüzündeki yazýlarýn silinmesinden korkulmazdý.

    Bu levhalarýn üzerine neyle yazýlýyordu. Kuþkusuz mürekkeple deðil. Bu iþ için bir ucu sivriltilmiþ, öteki ucu yuvarlaklaþtýrýlmýþ çelik kalemler kullanýlýyordu. Kalemin sivri ucu ile yazar, yuvarlak ucu ile de düzeltir ya da silerlerdi. Ýþte bizim silmek için kullandýðýmýz lastiklerin ilklerinden biri de buydu. Balmumu yazý tahtalarý çok ucuzdu. Dolayýsýyla karalamalar, notlar günlük hesaplamalar bunlarýn üzerine yazýlýyordu. Roma'ya uzak Mýsýr'a getirilen papirüs pahalýydý. Bu yüzden de yalnýz kitap yapmakta kullanýlýyordu.

    Ancak þimdi kurþun kalemin ve ucuz kaðýdýn ortaya çýkýþýndan sonra balmumu levhalardan vazgeçilebildi. Oysa, bir kaç yüzyýl öncesine kadar hiçbir öðrenci kemerinde bir balmumu levha olmadan edemezdi. Daha papirüsün en parlak döneminde ona zorlu bir rakip türemiþti. Parþomen!!!

    Çok eski zamanlardan beri çobanlýkla geçinilen uluslar yazýlarýný evcil ve yaban hayvaný derileri üzerinde yazarlardý. Ama derinin yazý yazmaya uygun bir madde;yani parþomen haline gelebilmesi için iyice terbiye edilmiþ olmasý gerekti. Bakýn bu nasýl olmuþtu:

    ANADOLU YÝNE ÖNDE

    Eski Mýsýr'ýn Ýskenderiye kentindeki kitaplýkta bir milyona yakýn papirüs tomarý bulunuyordu. Bu kitaplýðýn zenginleþip büyümesinde, Ptolome Sülalesi'nden gelen Firavunlar çok çalýþmýþlardý. Böylece Ýskenderiye kitaplýðý uzun yýllar boyunca dünyanýn en önde gelen kitaplýðý oldu. Fakat bir süre sonra bir baþka kitaplýk,Anadolu'daki Bergama kenti kitaplýðý onunla yarýþmaya baþladý.

    O sýrda hükümdarlýk eden Mýsýr Firavunu, Bergama kitaplýðýný acýmasýzca cezandýrmaya karar verdi ve ülkesinden papirüs gönderilmesini yasakladý. Bergama hükümdarý da buna karþýlýk þöyle bir önlem düþündü: Yurdunun en usta adamlarýný yanýna çaðýrýp koyun yada keçi derisinden papirüs yerini tutacak ve yazý yazmaya yarayacak bir madde hazýrlamalarýný buyurdu. Ýþte o günden sonra Bergama, dünyaya parþomen satan bir yer haline geldi. Yunanca "pergament adýný alan Parþomen,doðduðu kentin (Pergamon) adýný alarak böyle icat olmuþtu. Kýsa bir süre sonra Parþomeni katlanabileceði ve defter haline getirilebileceði anlaþýldý. Ayrý ayrý yapraklardan dikilmiþ kitap da böyle ortaya çýktý.

    Zamanla Mýsýr'da Papirüs daha az üretilmeye baþlandý. Hele Araplar Mýsýr'ý aldýktan sonra Mýsýr'dan Avrupa ülkelerine olan papirüs gönderiliþi büsbütün durdu. Ýþte ancak o gün parþomen kesin bir zafere ulaþtý. Bu, pek de olumlu bir zafer deðildi. Roma imparatorluðu,bu olaydan bir kaç yüzyýl önce kuzeyden ve doðudan gelen yarý ilkel kavimlerce yýkýma uðratýlmýþtý.

    Bitmez tükenmez savaþlar bir zamanlar zengin olan kentleri ýssýz bir duruma getirmiþti. Her geçen yýl yalnýz bilginlerden deðil, okuma-yazma bilenlerinin sayýsýný da azaltmýþtý. Parþomen, kitap kopya etmeye yarayan biricik araç olarak kaldýðýnda, onun üstüne yazý yazacak kiþi de hemen hemen kalmamýþ gibiydi. Romalý kitapçýlarýn büyük kopya iþlikleri çoktan kapanmýþtý. Yalnýz kral saraylarýnda, aðdalý bir dile mektuplar yazan yazýcýlar kalmýþtý. Bundan baþka, kuytu ormanlar da ya da ýssýz vadilerde kaybolmuþ manastýrlarda sevap iþlemek için kitap kopya eden keþiþlere de rastlamak mümkündü.

    KÝTAP...KÝTAP!!!

    O çaðlarda kullanýlan mürekkep de Romalýlarýn ya da Mýsýrlýlarýn kullandýklarý mürekkepten ayrýydý. Parþomen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan, özel dayanýklý bir mürekkep icat olunmuþtu. Bu mürekkep, bugün de bir çok mürekkeplerin yapýldýðý gibi mazý soyundan (mürekkep kozasý), demirsülfattan ve reçineden (ya da Arap zamkýndan) yapýlýrdý.

    Ýþte artýk kaðýdýn icat edilmiþ olduðu günlerden kalma eski bir elyazmasýnda bulunan ve o zaman ki mürekkeplerin nasýl yapýldýðýný anlatan bir reçete: "Mazýlarý bir Ren þarabý içine atarak güneþe ya da sýcak bir yere býrakýnýz. Elde edilecek sarý suyu bir bezden süzdükten sonra ve mazýlarý da ezdikten sonra bu suyu baþka bir þiþeye doldurunuz. Bunu, unla karýþtýrmýþ, demir sülfat katýnýz. sýk sýk,bir kaþýkla karýþtýrýnýz. Güzel bir mürekkep elde etmiþ olursunuz. Mazýlarýn yeter derecede, Ren þarabýnýn da mazýlarýn içinde kaybolacak miktarda olmasý gerekir. Ýstediðimiz ölçüyü tutturabilmeniz için demir sülfatý azar azar koyunuz. Mürekkebi kaleminizle kaðýdýn üzerinde bir deneyiniz. Ýstediðiniz kadar siyah olmadýðýný görürseniz, koyultmak için bir reçine tozu katýnýz, sonra da dilediðinizi yazýnýz!"

    Bu eski mürekkebin þaþýrtan bir özelliði vardý. O mürekkeple yazýldýðýndan önceleri yazýnýn rengi çok soluk olurdu. Aradan bir süre geçtikten sonra yazý kararýrdý. Bizim þimdiki mürekkeplerimiz ise ,içlerine boya katabildiðimiz için daha iyidir. Bu nedenle de bunlarý yalnýz okuyan deðil, yazan da iyi görebilir. Bir dönemler nasýl papirüs parþomene yenildiyse,eninde sonunda parþomen de yerini hepimizin bildiði kaðýt'a býrakmak zorunda kaldý.

    ÇÝNLÝLER KAÐIDI YAPIYOR

    Kaðýdý ilk yapanlar, Çinlilerdir. 2000 yýl kadar önce ,daha Avrupa'da Yunanlýlar ve Romalýlar ünlü Mýsýr papirüsleri üzerine yazý yazarken, Çinliler kaðýt yapmayý çoktan biliyorlardý. Kaðýt yapmak için bambu lifleri, bazý otlar ve eski paçavralar kullanýlýyordu. Bunlarý, bir dibek içinde suyla karýþtýrýp hamur haline getiriyorlardý. Bu hamurdan da kaðýt yapýlýyordu. Burada kalýp olarak incecik bambu kamýþýyla ipekten kafes þeklinde örülmüþ çevreler kullanýlýyordu.

    Kalýbýn üzerine kaðýt kurumadan biraz dökülüp liflerin birbirine yapýþmasý ve keçe haline gelmesi için kalýp her tarafa eðilirdi. Su, kafesin deliklerinden akar, kafesin üstünde de ýslak kaðýt tabakasý kalýrdý. Bu tabakayý dikkatle kaldýrýr, bir tahtanýn üzerine serer ve güneþe kurutulardý. Sonunda bu kurutulmuþ kaðýt yapraklarýndan bir tomarýný tahtadan yapýlmýþ bir baský aracýnýn altýna koyarlardý.

    Kaðýt Asya'dan Avrupa'ya gelinceye kadar birçok yýllar geçti. Bu iþ bazý aþamalardan geçti: 704 yýlýnda Araplar, Orta Asya'da Semerkant kentini aldýlar. Orada ellerine geçirdikleri bir çok ganimet arasýnda kaðýt yapmanýn sýrrýný da alýp ülkelerine götürdüler. Bu yolla Araplarýn eline geçen kaðýt nedeniyle Sicilya, Ýspanya ve Suriye gibi ülkelerde kaðýt fabrikalarý kuruldu. Suriye'nin Avrupalýlarýn Bambiç diye adlandýrýldýklarý Manbiç kentinde de bir fabrika kurlmuþtu.

    Arap tacirleri karanfil, biber ve güzel kokular gibi doðu mallarýyla birlikte Avrupa'ya Manbiç kaðýdý da götürüryorlardý. Kaðýtlarýn en iyisi bütün tabakalar halinde satýlan Baðdat Kaðýdý sayýlýyordu. Mýsýr'da çeþitli kaðýt türleri yapýlmaktaydý. Bunlarýn arasýnda çok büyük tabakalar halinde yapýlan "Ýskenderiye kaðýdý"ndan tutun da, güvercin postalarýnda kullanýlan küçücük tabakalara kadar her türlü kaðýt vardý.

    Bu tür kaðýt eski paçavralardan yapýlmaktaydý. Siyah benekli bir rengi vardý. Iþýða tutulduðunda, yer yer paçavra parçalarý bile görülüyordu. Avrupa'nýn kendi kaðýt fabrikalarý ya da o günlerin deyimiyle "kaðýt deðirmenleri" görülünceye kadar aradan yüzyýllar geçti. Artýk XIII. yüzyýlda bu tür kaðýt deðirmenlerini görmek mümkündü.

    BASKININ ÖNDERÝ

    Bu sýralarda Almanya'nýn Mayence kentinde Johanm Gensfleich Gutenberg adlý bir adam kendi bastýðý kitabý; yani, baský makinesiyle basýlan ilk kitabý gözden geçirmekteydi. Harflerin biçimiyle kitabýn düzenli elyazmasý kitaplarý çok andýrýyordu. Fakat aralarýndaki fark yine de uzaktan bile görülüyordu. Siyah ve okunaklý harfler törene çýkmýþ askerler gibi düzgün ve dimdik duruyorlardý. Yazýcýnýn (hattat) yazý kalemiyle savaþa tutuþan baský makinesi çok kýsa zamanda onu alt etti. Çünkü elle ancak uzun yýllar süresice yapýlan kocaman eserler,baský makinesinde bir kaç günde bastýrabiliyordu.

    Git gide el yazmasý bir kitapla baský makinesinde basýlan bir kitap arasýndaki benzerlik gittikçe azaldý. Yavaþ yavaþ harfler yazmak çok zordu. Oysa, baský makinesi bunu kolayca yapabiliyordu. Böylece kocaman, kalýn kitaplarýn yerini baský makinesinde basýlmýþ, harfleri okunaklý küçük kitaplar aldý.

    Elyazmasý kitaplardaki her resmi, ressamlar yapmak zorundaydý. Baský makinesinden basýlan kitaplarda ise elle yapýlan resimlerin yerini gravürler aldý. Yazý yazan makine,yani baský makinesi, ayný zamandan resim yapan makineye dönüþtü. Böylece birkaç saat içinde yüzlerce gravür" yapmak" mümkün oluyordu. Bütün bunlar kitaplarý ucuzlattý. Günümüzün kitaplarýnda gördüðümüz baþlýklar, iç kapaklar, dýþ kapakklar, gömme baþlýklar, bizi hiç þaþýrtmaz. Sayfa baþýndaki sayýlar bize çok doðal görünür. Kelimeleri virgülleri gördüðümüzde de "Bu da ne oluyor" diye þaþýrmazsýnýz herhalde.

    Oysa kitaplarda iç kapaðýn baþlýðýn ,gömme baþlýklarýn ve virgüllerin olmadýðý dönemler vardý. Bütün bunlarýn ne zaman ve niçin ortaya çýktýðýný kesin olarak söylemek bile mümkündür. Sözgeliþi, dýþ kapak 1500 yýlýnda þu nedenle ortaya çýkmýþtýr. Eskiden kitaplar basýlmaz yazýlýrdý. Bunlar büyük bir çoðunlukla satýþ için deðil,ýsmarlama olarak yazýlýrdý. Bu yüzden kitap yazanýn kitabý reklam etmesine hiç gerek yoktu.

    Basýmevleri için durum daha da farklýydý. Bir basýmevi yüzlerce, binlerce sayýda kitap basýlýyordu. Hem bu bastýðý kitaplar ýsmarlama olarak deðil,doðrudan doðruya satýþ içindi. Bu kitaplara alýcý bulmak gerekliydi. Bunun için kitabýn adýný, birinci sayfaya büyük harflerle basmak gerekiyordu. Ýþte böylece kitap kapaðý ortaya çýkmýþ oldu. O dönemde kitabýn ilk sayfasý kitapçý dükkanýnýn kapýsýna asýlýrdý. Bu, kitabýn çýkýþýný bildiren bir ilan demekti.

    Kitabýn çýkýþýyla, þu ana kadar elde ettiðimiz bilgilerin çoðunu bu yolla elde etmiþ olduk. Kitaplar belki elektronik bir ortama geçebilir. Þu an hali hazýrda e-books dediðimiz teknolojik aletler kullanýlmakta. Ancak bir geçek var ki, yazýnýn ölümsüzlüðü... Belki sözcüklerin, belki de düþüncelerin eninde sonunda vücut bulacaðý ve kullanacaðý yazýlardýr.. Geçmiþin zorluklarýyla geleceðimize pencere açarsak, yazýnýn icadýný aklýmýzdan çýkarmayalým.

  2. #2

    Kullanýcý Bilgi Menüsü

    Standart

    paylaþýmýn için saðol ayran.
    selametle...

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Þu an Bu Konuyu Gorunteleyen 1 Kullanýcý var. (0 Uye ve 1 Misafir)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajýnýzý Deðiþtirme Yetkiniz Yok
  •