ðer birisi, “Bizler bir kâfiri mezarýna koyduktan sonra uzun bir müddet bekleþtik, ancak anlatýlan haberlerde zikredilenlerin hiçbirisini göremedik; þu halde tasdik ve teslimiyetimiz gördüklerimizle çakýþmýyor mu?” diye bir soru sorsa, deriz ki:
Bu gibi bir durumda senin tasdik ve teslimiyetin için üç durum söz konusudur:
Birincisi: Ýman ve teslimiyettir. Senin için en açýk, en saðlam ve en güvenilir olaný budur. Bu da senin o yýlan ve akreplerin varlýðýna ve ölüyü sokup ýsýrdýklarýna inanmandýr. Çünkü sahih hadis ve haberler bunu gerektirmektedir. Ne var ki onlar bu baþ gözü ile görülemezler, çünkü baþ gözü Melekût (Berzah) âlemine ait olaylarý görmeye müsait deðildirler. Âhiret âlemine ait olan her þey de melekût âlemindendir.
Baksana sahabeler görmedikleri halde, Cebrâil’in vahiy getirmek için Resûlullah’ýn (s.a.v) yanýna geldiðine ve yine göremedikleri halde Resûlullah’ýn (s.a.v) onunla konuþtuðuna nasýl inanýyorlardý!
Eðer bu kadarýna da inanmýyorsan, öncelikle imanýný tazelemen, ardýndan da meleklere ve vahyin nüzulüne olan inancýný düzeltmen senin için diðer bütün þeylerden daha önemlidir. Eðer bunlara iman ettiysen ve bu ümmetin göremediði þeyleri Hz. Peygamber’in (s.a.v) görebileceðine inandýysan, o zaman ölülerin baþýna gelecek bu hâdiselere neden inanmýyorsun!
Nasýl ki melekler insana ya da hayvana benzemiyorsa, kabir azabýnda bahsedilen yýlanlar ve akrepler de bizim âlemimizin yýlan ve akreplerine benzemezler. Aksine onlar bizdeki duyu organlarý ile algýlanmayan ve bizim bildiðimiz yýlan ve akreplerden daha baþka varlýklardýr.
Ýkincisi: Tasdik ve teslimiyeti elde etmenin bu kýsmý uykuda olan birinin durumunu düþünmendir. Örneðin uykuda olan birinin rüyasýnda yýlanlarýn kendisini sokmasýný ele alalým. Elbette bu kiþi, gördükleri ve yaþadýklarý rüya âleminden olsa bile, bunlardan elem duyar, çýðlýklar atar, alnýndan terler boþalýr ve hatta yerinden fýrlar. Bütün bunlarýn hepsini nefsinde yani ruhunda hisseder. Evet, uyanýk bir adam böyle bir durumla karþýlaþtýðýnda ne yaþýyorsa o da aynýný yaþamaktadýr. Sense ona baktýðýnda sanki hiçbir þey yokmuþ gibi sakin sakin uyuduðunu görürsün. O uyurken etrafýnda yýlan diye bir þey de yoktur. Ancak sen görsen de görmesen de onun için hem yýlan hem de onun verdiði acý ve ýstýraplar mevcuttur.
Mademki elem ve ýstýrap yýlan sokmasýndan ise, bunun hayalî ya da vücudî olmasý arasýnda hiçbir fark yoktur. Neticede ikisi de acý vermektedir.
Üçüncüsü: Sen de biliyorsun ki acý ve ýstýrap veren yýlanýn kendisi deðil onun vücuda attýðý zehirdir. Sonra zehir de elemin kendisi deðildir. Belki o, zehrin senin bedeninde yerleþmesinden sonra hâsýl olan tesirin verdiði acýdýr. Zehrin meydana getirdiði gibi bir tesir zehir olmaksýzýn yapýlmaya kalkýþýlsa elbette bunun vereceði azap çok çetin ve yaman olur. Öyle ki, böyle bir acýnýn, hangi tür bir azap olduðu tarif edilemez. Bu ancak insanlarýn bildikleri bir ýstýraba benzetilerek anlatýlabilir (Kabir azabýnýn diþ aðrýsýndan daha þiddetli olduðunu anlatmak gibi…).
Örneðin, bir insanda, cinsi münasebette bulunmamasýna raðmen cima yapmanýn lezzeti yaratýlmýþ olsa, bunu tarif edebilmek için cimadan söz etmesi gerekecekti. Zira tarif edilmek istenen bir þeyin bir baþkasýna izafesi, sebebin varlýðýný anlatmak içindir. Burada her ne kadar sebebin kendisi yok ise de neticesi mevcuttur. Zaten sebep zatý için deðil neticesi için aranýr.
Ýþte insanda mevcut olan o kötü ve helâk edici sýfatlar, ölümüyle beraber ona eziyet ve elem veren yaratýklara dönüþürler. Týpký, yýlan olmadan (rüyada kabus görürken) yýlanýn zehrinden elem duymak gibi..
Ölümün ardýndan kiþideki kötü sýfatlarýn eziyet veren birer varlýða dönüþmesi, sevgilisinin ölümüyle ona olan aþkýnýn eziyete dönüþmesine benzer. Çünkü evvelden kendisine zevk veren aþký ve sevdasý birden bire sevgilisinin ölmesiyle elem ve ýstýrap verici bir hastalýða dönüþmüþtür. Hatta kalbine öyle elem ve ýstýraplar saplanýr ki, keþke hiç âþýk olmasaydým, keþke onunla vuslata ermeseydim diye temennilerde bulunur. Ýþte aþkýn eleme dönüþmesi, ölünün kabirde çektiði azaplardan biridir. Çünkü dünya aþký büsbütün onu kuþatmýþ, malýnýn, gayrimenkullerinin, makamýnýn, çocuklarýnýn sevdalýsý olmuþtur.
Bir düþünsene, eðer bu adamýn bütün mallarýný, kendisi hayatta iken bir daha asla geri alamayacaðý birisi gasp etse, onun hali nice olur? Piþmanlýðý daha büyük ve azabý daha çetin olmaz mý? O, “Keþke malým, mülküm, makamým olmasaydý da ayrýlýk acýsý çekmeseydim!” demez mi?
Ýþte ölüm, bütün dünyevî sevgi ve sevgililerin bir anda ayrýlmasý demektir.
Nitekim bir þair bu hususta þu beyitleri söylemiþtir:
“Bir tek þeyi olan bunu da kaybettiðinde hali nice olur!”
Yalnýz dünya ile ferah bulup onunla sevinen bir kimsenin, elinden bunlar alýnýp düþmanlarýna teslim edildiðinde ve bu azabýn üstüne âhiret nimetlerini elden kaçýrmanýn ve Allah’a kavuþamamanýn hasreti de eklendiðinde onun hali nasýl olur? Allah’tan baþkasýný (onu c.c. unutarak) sevmek ona ulaþmaya en büyük engeldir.
Bütün bunlarýn üstüne, dünyada sevdiklerinden ayrýlmanýn verdiði elem, âhiret nimetlerinden ebedîyen mahrum kalmanýn verdiði hasret ve Allah’ýn huzuruna kabul edilmeme zilleti eklenir. Aslýnda bu karþýlaþacaðý en büyük azaptýr ve ayrýlýk ateþinin ardýndan cehennem ateþi gelir. Nitekim Allah (c.c) þöyle buyurur:
“Hayýr! Onlar þüphesiz o gün rablerinden (O’nu görmekten) mahrum kalmýþlardýr. Sonra onlar cehenneme girerler.” Bu Linki Görmeniz Ýçin SupersatForuma Uye Olmanýz Gerekmektedir.
Ama huzurunu dünya ile bulamamýþ, sadece Allah’ý sevip O’na kavuþma aþkýyla yanýp tutuþmuþ kimselere gelince; ölüm, onlar için dünya zindanýndan ve boþ lezzetlerinden kurtuluþ, sevgiliye vuslat ve tüm engellerin ortadan kalkarak emniyet ve güven içerisinde hiç tükenmeyen âhiret nimetlerine nail olmak demektir.
Ýþte amel edenler bunlarý düþünerek amel etsinler.
Maksadýmýzý bir örnekle izah edersek: Adamýn birinin çok sevdiði bir atý vardýr. Öyle ki kendisine, “Ya atýndan ayrýlacaksýn ya da akrebin zehrine tahammül edeceksin; bunlar arasýnda bir tercih yap” denilse muhakkak akrebin sokmasýný tercih edip atýndan ayrýlmayý istemeyecektir. Çünkü onun için atýndan ayrýlmanýn vereceði acý ve ýstýrap akrebinkinden daha þiddetlidir. Aslýnda onu zehirleyen atýna olan sevgisidir.
O halde kul bu zehirlenmelere hazýr olsun! Muhakkak ki ölüm onun atýný, evini, ehlini, dostlarýný, makamýný elinden alacak, dahasý kulaðýný, gözünü, bütün âzâlarýný yok edecektir. Bütün bunlarýn geri dönüþünden elbette ümidini kesecektir.
Sevdasý sadece bunlara olduðundan ve onlar da elinden alýndýðýndan hissedeceði acý akrep ve yýlanlarýn sokmasýndan daha þiddetli olur. Hayatta iken bütün varý yoðu elinden alýndýðýnda nasýl ki elem ve ýstýrabý þiddetli oluyorsa, ölünce de ayný durum söz konusudur.
Daha önce de açýkladýðýmýz gibi, ruh bedenin ölmesiyle ölmez, o kalýcýdýr. Bütün elem ve azabý tadacak olan odur ve ölümle beraber bu azap daha da artar.
Þu sebeple ki: Ruh, içinde bulunduðu beden hayatta iken, bazý dünya meþgaleleri ile oyalanarak teselli bulabilir. Dostlarla beraber oturur, konuþur vs. Bazý þeylerini kaybeder bazen de kazanýr… Fakat ölümden sonra teselli olma diye bir þey yoktur, bütün teselli kapýlarý kapanmýþ ümitler sönmüþtür. Hayatta iken çok sevdiði bir gömleðinin veya mendilinin alýnmasý kendisine çok aðýr gelen kimsenin bu durumu kabrinde de devam eder.
Dünyadaki varlýðý az olan (veya çok olup da hayýr yolunda harcayan kimse) elbette kurtuluþa erer. Dünyalýðý çok ise azabý çetin ve elim olur.
Nasýl ki, bir dinarý çalýnan birinin üzüntüsü on dinarý çalýnandan az olursa, bir dirhem sahibinin hesabý da iki dirhem sahibininden az olur. Bu anlattýklarýmýz Resûlullah’ýn (s.a.v) þu hadisinde ifade edilmiþtir:
“Bir dirhemi olanýn hesabý, iki dirhemi olandan daha hafiftir” Bu Linki Görmeniz Ýçin SupersatForuma Uye Olmanýz Gerekmektedir.
Ölüm anýnda geriye býraktýðýn dünyalýk her þey ölümünden sonra senin için ancak hasret ve hüsran sebebidir. Artýk sen onlarý istersen çoðalt, istersen azalt! Çoðaltýrsan ancak hasretini artýrmýþ olursun; azaltýrsan da sýrtýndaki yükü hafifletmiþ olursun.
Kabrinde yýlanlarý ve akrepleri çok olanlar, dünyaya baðlanýp onu âhirete tercih eden, onunla sevinip onunla sükûn bulan zenginlerdir.
Bu anlattýklarýmýz, kabirdeki azabýn çeþitleriyle, orada azap sebebi yapýlacak yýlan ve akreplere iman hakkýndaki açýklamalardýr.
Anlatýldýðýna göre Ebû Saîd Harrâz (rah), ölmüþ olan oðlunu rüyasýnda gördü. Ona:
—Oðulcuðum, bana biraz nasihatte bulun, dedi, oðlu:
—Allah Teâlâ’nýn yerine getirilmesini emir buyurduðu hususlarda ona muhalefet etme, dedi. Ebû Said:
—Biraz daha nasihat et, dedi. Oðlu:
—Babacýðým, bunun aðýrlýðýna tahammül edemezsin, deyince, babasý:
—Söyle, söyle, deyince oðlu:
—Baba, bir gömlek ile olsa dahi (kalbini ona baðlayarak) Allah ile arana perde sokma, dedi. Bundan sonra Ebû Saîd (rah) tam otuz sene gömlek giymedi.
Soru Cevap:
Bu zikrettiðin üç makamdan hangisi doðrudur diye sorarsan; þunu bil ki, insanlardan bazýlarý sadece birincisine inanýp diðerlerini inkâr etmiþledir. Kimileri de yalnýzca ikincisine inanýp birincisini reddetmiþlerdir. Kimileri ise üçüncüsüne inanmýþtýr. Basiret yoluyla bizlere gösterilen ise bu üç yolun da imkân dâhilinde olmasýdýr.
Bunlardan birisine inanýp diðerine inanmayan kiþi, gerçekten idraki dar, Allah’ýn kudret ve tecellilerinin sonsuz derecede büyük ve hayret verici olduðunu anlamayacak kadar cahildir. Bu tür azaplarýn olmasýný aklen anlayamadýðý için inkâra kalkýþmak ise tam bir cehalet ve idrak noksanlýðýdýr.
Bu düþüncelerin aksine bahsettiðimiz bütün azap çeþitleri mümkündür, onlara inanmaksa vâciptir. Nice insanlar vardýr ki bu azaplardan sadece birini çeker, niceleri de vardýr ki, hepsiyle cezalandýrýlýr. Azýndan da çoðundan da Allah’a sýðýnýrýz.
Ýþte gerçekler bunlardýr. Hiç olmazsa taklit yoluyla olsun bunlara iman et. Zira yeryüzünde bunlarý hakikatleriyle (kefiþ ve basiret yoluyla) bilenler pek azdýr. Sana tavsiyem, vaktini boþa harcayarak bu konunun ayrýntýsýna fazla girmemen ve hemen kabir azabýný senden kaldýracak çareleri araþtýrmaya bakmandýr.
Ameli ve ibadeti terk edip kabir azabýnýn nasýl olacaðýný araþtýrman, sultanýn birisini yakalayýp onu ellerini ve burnunu kesmek üzere hapse atmasý ve bu kimsenin, “Acaba ellerim ve burnum, kýlýçla mý yoksa býçakla mý yoksa usturayla mý ya da baþka bir âletle mi kesilecek?” diye sabaha kadar düþünen ve ondan kurtulma çarelerini hiç aramayan kimsenin durumuna benzer. Bu ise cehaletin ta kendisidir.
Ýnsanýn öldükten sonra ya büyük bir azapla cezalandýrýlacaðý ya da ebedî nimetlere mazhar olacaðý kesin olarak bilinmektedir. O halde bir an evvel ölüme hazýrlanmak gerekir. Orada azabýn veya sevabýn nasýl ve ne kadar olacaðýný bilmek için uðraþmak boþ yere zaman harcamaktan baþka bir þey deðildir.


Teþekkur:
Beðeni:

Alýntý

Yer imleri