Çocuklarýmýza namaz eðitimini ne zaman ve nasýl vermeli, bu konuda onlara nasýl yaklaþmalýyýz? Peygamberin çocuklara yaklaþýmý nasýldý? Her seferinde camiden kovalanan Münir Özkul, namazdan nasýl nefret etti?

Her Müslüman anne-baba, çocuklarýnýn imaný kuvvetli, ameli salih olsun, kendilerine itaat etsin ister. Peki, bunun için çocuðumuza ne zaman hangi bilgileri öðreteceðimizi ve nasýl eðiteceðimizi düþündük mü? Bunun için ne kadar zaman ayýrdýk? Mesela çocuklarýmýza namaz eðitimini ne zaman vermeli çocuklarýmýza bu konuda nasýl yaklaþmalýyýz?
“Amaç çocuklarýmýza namazý kýldýrmaktan ziyade sevdirmek olmalý” diyen yazar Ahmet Bulut, ebeveynler ve çocuklar için hazýrladýðý çift kapaklý kitabý “Çocuklarýmýza Namazý Nasýl Sevdirelim” – “Çocuðumla Sevgi Secdesi” isimli eserinde bu konudaki en yaygýn yaklaþým hatalarýna dikkat çekiyor, ebeveynlerin ve Müslüman cemaatin nasýl davranmalarý gerektiði konusunda önemli ipuçlarý veriyor.
Bulut kitabýnda madalyonun iki yüzünü okurlarýn dikkatine sunarken, bir tarafa Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)’in koyduðu ölçüyü; diðer tarafa günümüz Müslümanlarýnýn namaza yaklaþmaya çalýþan insanlara karþý yanlýþ izlediði yöntemleri koyuyor.
Ýþte Bulut'un kitabýndan bazý pasajlar:
PEYGAMBERÝN MESCÝDÝ YAÞANAN BÝR HADÝSE
Sevgili Peygamberimiz(sav)’in zamanýnda mescide ailece gidilirdi. Sabah ve yatsý namazlarýna bile çocuklar anneleriyle gider, onlar da orada yerlerini alýrlardý. Kimi oynar, kimi namaza eþlik ederdi. Bazýlarý ise namazdayken aðlardý. Efendimiz onlara kýzmaz, baðýrmazdý. Onlarýn mescide gelmesine asla engel olmazdý. Çocuklar O’nu sever, O da çocuklarý severdi. O, yarýnýn büyüklerini bu feyizli, bereketli ortamda yetiþtirmek istiyordu.
Bir gün sabah namazýnýn birinci rekâtýnda oldukça uzun okudu. O okudukça ashabý keyifle okunan ayetleri dinledi, tefekkür etti. Ayetlerle gönülleri inþirah buldu. Kim istemezdi ki o havayý teneffüs etmek, O’nun kýraatinden feyizlenmek? Derken birinci rekâtýn rükûsu ve secdesi yapýldý ve ikinci rekâta baþlandý. Ýkinci rekâtta ise birkaç ayet okudu ve namazý tamamladý. Sahabe-i kiram þaþýrdýlar. Onlar bekliyorlardý ki ikinci rekâtta da birinci rekâtta olduðu gibi uzunca bir Kur’an ziyafeti ile nimetlenecekler. Bu duruma anlam veremediler. Ve sonunda bu durumu anlamak için Efendimiz(sav)’e sordular:
“Ya Resulallah! Biz bekliyorduk ki ikinci rekâtta da uzunca okuyacaksýn, biz de huþu ile dinleyeceðiz. Fakat olmadý. Kýsa bir kýraatle namazý tamamladýnýz. Mahzuru yoksa sebebini anlatýr mýsýnýz?”
Bunun üzerine Efendimiz(sav):
“Duymadýnýz mý aðlayan çocuðun sesini? Annesine ve çocuða sýkýntý vermemek için namaza yetecek kadar okudum ve namazý tamamladým.” der.
O’nun dünyasýnda çocuklarýn özel bir yeri vardýr. Peygamber Efendimiz(sav) çocuklarý anne ve babalarýndan daha çok düþünürdü. Çocuklarý üzmemek için en çok sevdiði namazýný kýsa keserek tamamlar. Baþka bir gün çok daha farklý bir durum meydana gelir.
O gün de namazda secde alýþýlmýþýn dýþýnda uzatýlýr. Birlikte namaz kýldýklarý ashabý secdenin bu kadar uzatýlmasýna anlam veremezler. Zannederler ki O’na vahiy geldi. Namazdan sonra içlerinden biri sorar:
“Ya Resulallah! Namazda secdeyi oldukça uzattýnýz. Diðer zamanlarda bu kadar bekletmiyordunuz. Bundan sonra namazda böyle mi yapacaðýz?”
Bunun üzerine Efendimiz(sav):
“Torunum boynuma binmiþti. Oyunu bozulmasýn diye secdeyi biraz uzatýverdim.” buyurdu.
Gelin birlikte bir nefis muhasebesi yapalým. Birlikte namaz kýldýðýmýz camimizin imamý namaz kýldýrýrken bir çocuk boynuna binse, imam efendi de bu olayý hatýrlayarak secdeyi biraz uzatýverse bizim tepkimiz ne olur? Ýmamý tebrik eder miyiz? “Allah senden razý olsun, bize Resulullah(sav)’ýn bir sünnetini hatýrlattýn.” der miyiz? Hadi bunlarý geçtik. Evimizde namaz kýlarken çocuklarýmýz, yanlýþlýkla önümüzden geçseler veya sýrtýmýza binseler tavrýmýz ne olur? Oradaki duruþumuz çocuklarýn dünyasýnda namazý ya sevdirecek ya da nefret ettirecek. Çok dikkat etmemiz gerekiyor.
MÜNÝR ÖZKUL'UN 'CAMÝDEN NEFRET ETTÝRÝLDÝÐÝ' ÝKÝ OLAY
Münir Özkul dindar bir babanýn çocuðudur. Ýstanbul’un Bakýrköy ilçesinde çocukluðunu ve gençliðini yaþamýþtýr.
Ýlkokulu Kartaltepe’de okumuþtur. Kartaltepe ilkokulunun avlusu, ayný adý taþýyan caminin bahçesine bitiþiktir.
Vakit bahardýr ve caminin bahçesinde çiçekler rengârenktir.
Teneffüse çýkmýþ olan küçük Münir, etrafýna bakar ve birden caminin avlusuna geçer. O çok sevdiði güzelim çiçeklere doðru koþar. Maksadý, onlardan bir kaçýný koparýp götürmek ve öðretmenine vermektir.
Ancak bunu baþaramaz. Çünkü tam da eðilip elini çiçeklere uzattýðý sýrada, caminin kapýsý açýlýverir ve orada korkunç bir heyula belirir. Adam avazýnýn çýktýðý kadar baðýrmakta ve Münir’in gözüne insan dýþý bir yaratýk görünmektedir. Bu korkunç ses, kýsa boylu, göbekli ve özellikle de sakallý birine aittir. Münir bir anda fark ettiði bu korkunç görüntü yüzünden, çiçeði unutur, adeta can korkusuna düþer ve kendisini ilkokulun avlusuna zor atar.
Nefes nefesedir. Kan ter içinde kalmýþtýr. Artýk aklýna ne ders girer, ne de baþka bir þey… Varsa yoksa o müthiþ heyula ve onun avazý çýktýðýnca ortalýða saldýðý baðýrtýsý:
— Ne yapýyorsun ulan orada! Þimdi gelirsem, koparýrým kulaklarýný!
‘Baþka ne dedi? Ona doðru kaç adým attý?’ Bunlarý düþünmeye çalýþmasý da nafiledir. Çünkü korku ve heyecaný, ayrýntýlarý perdelemektedir.
O günden sonra, bir daha cami tarafýna dönüp bakmaz bile… Hele de, cami bahçesinde gördüðü sakallý tiplere rastladýðýnda, bütün benliðini derin bir korku ve öfke kaplar.
Aradan yýllar geçti. Ama Münir Bey’in camiye ve dindar insanlara kýrgýnlýðý, kýzgýnlýðý, küskünlüðü geçmedi. Kendi dünyasýndan, dini ve inancý büsbütün uzaklaþtýrdý. Oysaki dindar bir insan olan babasý, vefatýndan kýsa bir süre önce, onu yanýna çaðýrmýþ ve demiþti ki:
“Oðlum, sana inanç, ibadet konusunda faydalý olamadým. Ancak, bunlarý unutmayasýn ve bir gün mutlaka içten hatýrlayasýn diye, sana bir soyadý býrakýyorum. Baban olarak, senden tek isteðimi, bu soyadý ile açýklýyorum. Ben senin kul, hem de öz kul olmaný istiyorum. Kul olmayý hayatýnýn gayesi bilmeni arzuluyorum. Bu sebeple, soyadý kanunu çýkýnca, ÖZKUL’u seçtim. Özden kul olalým diye. Evladým, senden baþka bir isteðim yoktur. Kul olduðunu unutma yeter. O zaman sana babalýk hakkýmý helal ederim.”
Ancak dindar babanýn bu vasiyeti uzun yýllar ciddiye alýnmadý, hatta çaðdýþý bulundu ve sonra da unutuldu. Hatta yaþanan olumsuzluklar sonucu, tam tersine geliþmeler de yaþandý.
Önce tiyatro, sonra da sinema oyuncusu olarak, yýllar yýlý inanç ve ibadet hayatýna ilgisiz kaldý.
Ben onu tanýdýðým zaman, altmýþ yaþýný geçmiþti. Ve:
Galiba babam haklýymýþ” diyordu.
Niçin bu kadar geç? Acaba belli bir sebebi var mýydý?
Merakýmý yenemedim.
Çocuksu ve temiz bir ruh yapýsýnda gördüðüm Münir Bey’e dedim ki:
Bu temiz yapýnýzla, daha önceleri inanca, ibadete hiç yönelme-diniz mi?
“Yönelmez olur muyum?” dedi.
Gençlik yýllarýmda, içimdeki inanma arzusu bir defa öylesine tepti ki, engelleyemedim. O zamanki arkadaþlarýmdan dindar bildiðim Uður Bey’e baþvurdum ve ne yapmam gerektiðini sordum. Çünkü inanma ihtiyacý beni müthiþ zorluyordu. O vakit, içinde bulunduðum çevrenin seçimi ve beðenisi istikametinde, her ne kadar inançsýz takýlýyorsam da, kendimi tutamadým.
Uður, çok takdir ettiðim namazlý bir arkadaþýmdý. Bana yardýmcý olmasýný istedim. Ancak o, istediðim yardým için beni bir baþkasýna götürmeyi teklif etti. Dedi ki:
“Sümbül Efendi Camii’nin çok muhterem bir hocasý vardýr. Umarým sen de onu çok seversin. Dinimizi çok iyi bilen bir insandýr. Seni ona götüreyim.”
Bu teklifi büyük bir sevinç ve heyecanla kabul ettim. Böyle saygýn bir din alimi beni kabul ettikten sonra, ben neden görüþmek istemeyeyim?
Uður’la anlaþtýðýmýz gün ve saatte buluþup Nurullah Efendi’ye gittik. Beni büyük bir sempati ve sevecenlikle karþýladý. Daha ilk anda korkularým, endiþelerim yok oldu. Yanýnda büyük bir huzur duydum. O güzel insanýn þahsýnda çoktan vefat etmiþ babamý bulmuþ gibi oldum.
Gerçekten bir baba gibi davranýyor ve müthiþ bir güven ortamý oluþturuyor, yangýn yerine dönmüþ içimi rahatlatýyordu. Nurullah Efendi’yi o güne kadar tanýmadýðýma çok üzülmüþtüm.
Kendisine çok ýsýndýðýmý ve bundan sonra sýkça ziyaret edip istifade etmek istediðimi söyledim. Çok sevindi ve “Zaten öyle olacak. Artýk hiç ayrýlmayacaðýz. Ýnþallah iki cihanda da beraber olacaðýz, beklerim.” dedi.
Hemen cuma günü Sümbül Efendi Camii’nde buluþmaya karar verdik. Cuma vaazýndan önce, caminin kapýsý önünde buluþmak üzere sözleþip vedalaþtýk.
Büyük bir heyecan içindeydim. Cumayý iple çektim.
Nihayet beklenen gün geldi. Ýçim içime sýðmýyordu. Epey araþtýrarak ve yanlýþ yapmamaya çalýþarak abdest aldým.
Nerdeyse çeyrek asýr aradan sonra, ilk defa camiye girecektim. Hata yapmamak, göze batmamak, pot kýrmamak için çok dikkatli olmalýydým. Ama bir tesellim de vardý. Çünkü Uður ile buluþacak ve camiye birlikte girecektik. O bana, “Hiç merak etme. Zor bir þey yok. Üstelik ben senin yanýnda olacaðým, yapman gereken her þeyi söyleyeceðim.” demiþti. Rehberim tecrübeli idi. Çünkü o, her cuma camiye giden bir arkadaþtý.
Böyle karmaþýk duygu ve düþünceler içinde, tabii yine de önemli kuþku ve korkuyu da içimde taþýyarak camiye geldim.
Anlaþtýðýmýz saatten biraz da erken gelmiþtim. O tarihî dekor içindeki avluda biraz bekledim. Neredeyse her dakika saatime göz atýyordum. Ýnsanlar camiyi doldurmaya baþlamýþlardý. Ýçeriden vaaz sesi de gelmeye baþlamýþtý. Ancak ben dýþarýda beklemeyi sürdürüyordum. Çünkü bana kýlavuzluk yapacak arkadaþým henüz gelmemiþti.
Bir ara, girip içeride beklesem, hem de konuþmayý kaçýrmasam diye düþündüm ama buna cesaret edemedim. Çünkü cemaatten bazýlarý, bana tuhaf bakýyorlardý.
Cami kapýsýnýn kenarýnda tedirgin durmam, kýlýk kýyafetim, tipim, belki de o cemaatten hiç kimsede görünmeyen saç biçimim ve uzun favorilerim dikkati çekmiþti. Birilerinin dikkatimi çeken tarafýmý tam da bilmiyordum ama onlardan hiçbirine benzemediðim kesindi.
Ýster istemez, bana þöyle bir göz atýp camiye giriyorlardý. Bazýlarý, hafif bir tebessümle beni selamlýyor, bazýlarý da baþlarýný eðerek sessiz bir sempati gösteriyorlardý.
Zaman epeyce geçmiþ ve ben de kapýda iyiden iyiye sýkýlmýþtým. Üstelik dinlemeyi çok istediðim konuþmadan da mahrum kalýyordum. Kapýdan þöyle bir göz attým. Cami epeyce dolmuþtu. Belki bana namaz kýlacak yer de kalmayacaktý.
Camiye girip, arkadaþýmý içeride bekleyeyim dedim. Bu benim için zor bir karardý. Kapýdaki meþin örtüyü kaldýrýp camiye ilk adýmý attýðýmda, heyecaným bayaðý artmýþtý.
Kendime oturacak bir yer arayarak, saflarý aþmaya baþladým. Ancak fazla önlerde de olmayý istemiyordum. Hem Uður’un beni görmesi hem de sanki ön saflarýn daha bir dikkat istediðini hissetmiþ olmam, beni biraz arkalarda tuttu. Caminin ortasýna yakýn bir yerde oturdum.
Ancak etrafýmdaki insanlarýn oturmasýna benzemedi benimkisi. O an diz çöküp oturmanýn ne kadar zor iþ olduðunu anlamýþtým. Ancak nasýl oturacaðýmý da bilemiyordum. Benim sürekli durum deðiþtirmem yanýmdakileri rahatsýz etmiþti. Tipimi, giyimimi de hiç beðenmediklerini zaten bakýþlarýndan anlamýþtým. Sanki bana, “Senin burada ne iþin var?” der gibi bakmýþlardý.
Ýkide bir saða sola çarparak oturuþumu deðiþtirmeye baþlayýnca, bakýþlar daha da kýzgýnlaþtý. Benim de tedirginliðim oldukça arttý. Bu arada kapýnýn meþin örtüsü her girenle birlikte bir ses çýkardýðý için, ben de her defasýnda bir ümitle arkama dönüp bakýyordum. Hocaefendinin konuþmasýný bile dinleyemiyor ve hep gözüm arkada kalýyordu. Her defasýnda, ‘Ýnþallah Uður gelmiþtir.’ diye dönüp ümitle kapýya bakýyordum. Uður bir türlü gelmiyor, benim de ona kýrgýnlýðým çoðalýyordu. Nurullah Efendi, artýk ezan vakti geldi, sözlerimi bitiriyorum dediðinde Uður kapýda göründü. Ben de içimde birikmiþ bütün kýrgýnlýk, kýzgýnlýk, tedirginlikle birden baðýrmýþtým:
“Uður, gel, buradayým!”
Benim bu feryadýmla, yanýmdaki yaþlý adamýn sabrý iyice taþmýþ olmalý ki, Yaradan’a sýðýnýp, okkalý bir tokat aþketti suratýma. Ben neye uðradýðýmý bilemedim. Birkaç saniyelik tereddütten sonra, yerimden fýrladým. Cemaatin üzerinden atlayarak ve oturanlara çarparak kendimi kapýdan dýþarý attým.
Uður da arkamdan geldi. Çok yalvarýp yakardý, özür diledi ama hiç týnmadým. Artýk kesin kararýmý vermiþtim. Dindar insan sözünde durmuyordu.
Namaz kýlanlarýn çoðu kaba ve katý insanlardý. Cami bana göre deðildi. Çünkü orada sevgi, anlayýþ ve hoþgörü yoktu. Yabancý gördüklerine yardým edecek yerde tokat atýyorlardý.
Hayýr, asla onlarýn arasýnda benim yerim olamazdý.
Uður’u kýrma pahasýna sert þeyler söyledim ve camiyi arkada býraktým. Hayatýmda ikinci kere cami gerimde kalýyordu. Artýk kesin kararýmý vermiþtim: ‘Camii ve cemaat bana göre deðil!’
Tekrar inançsýz, ibadetsiz, mabetsiz ortamýma dönerken, içimdeki tek hüzün, Nurullah Efendi’yi kaybetmekten kaynaklanýyordu. O güzel adam bana, “Biz senin gibileri çok severiz. Çünkü senin gibilerin yolu düzeltmesi, þaraptan bozma sirkeye benzer, tadýna doyum olmaz.” demiþti.
Bu sözü de beni çok sevindirmiþti ama ‘Demek ki benim nasibim þarapta ve þarap olarak kalmakta imiþ.’ dedim ve ondan da uzaklaþtým.
Ýþte þimdi geldim altmýþ yaþýma… Ancak bu yaþta babamýn sözüne gelebildim. Babam doðru söylemiþ. Ancak, öz kul olmakla mutluluk bulunurmuþ… Kulluða giden yolda da insanlara bakmamak gerekiyormuþ.
Zaten bana doktorum da on dokuz defa içki ve uyuþturucu tedavisinden sonra baþka yol kalmadýðýný söyledi. Ancak ben artýk yolun burasýnda mecburen Rabbime teslim olmuþ bulunuyorum.
ÇOCUKLARA NAMAZ EÐÝTÝMÝ ÝLE ÝLGÝLÝ KÝTAPTAM KISA BÝR BÖLÜM
Çocuklarýmýzý namaza alýþtýrmak ve onlara namazý sevdirmek için daha küçük yaþtan itibaren bazý namazlarý evde cemaatle kýlmalýyýz. Çocuklar anne ve babalarýný namaz kýlarken görmeli. Büyüklerinin namazda fotoðrafýný çekmeli. Sevgili Peygamberimiz de nafile namazlarý evde kýlar, bizlere de tavsiye eder. Þöyle buyurur:
“Namazlarýnýzdan bir kýsmýný evinizde kýlýnýz ve evinizi (içinde namaz kýlýnmayan) kabir haline koymayýnýz.”
Baþka bir hadis-i þeriflerinde ise:
“Sizden biriniz namazýný camide kýldýðýnda, namazýnýn bir kýsmýný da evinde kýlsýn. Çünkü Allah Teâlâ o namaz sayesinde o kimsenin evine hayýr ve bereket ihsan eder.”
Ailenin, namazýn bir davetiyesi olarak ezana ciddi bir hürmeti istikrarlý bir þekilde sergilemesi gerekir. Ezana saygý, onu duyunca susma, evde onu terennüm ve daha önemlisi, kimi randevularý ezana ayarlý yapmaktýr: “Ezandan sonra gideriz, ezan okunsun konuþuruz…” gibi.
Cuma, bayram namazlarý, kalabalýk cenaze namazlarý (yaþý açýsýndan uygun ise), çocuða namazýn tanýtýlýp sevdirilmesi açýsýndan muhakkak deðerlendirilmesi gereken fýrsatlardýr. Önceden hazýrlýðý
yapýlarak Cuma namazýna götürülmesi ve camide onun için sýkýcý olmayan bir yerde namazý kýlmasýnýn saðlanmasý gerekmektedir.
Evde namazý hayatýn ayrýlmaz parçasý olarak sevdirme çalýþmasý yapýlmalý. Bunun için mesela, evde kýlýnan namazlarý, yalnýz bir odada deðil, çocuklarýn da bulunduðu bir odada kýlmayý tercih etmelidir. Bunu yaparken de mümkün olduðu kadar, onlarýn namazdan dolayý azarlanabile-ceklerini hissettirmeden “biraz sessiz olun” gibi ikazlarda bulunmalý.
Çocuklara muðlâk ifadeler kullanýlmamalýdýr. Namazý emreden cümleler, çocuðun yaþý, tepkisi ve itaati ile orantýlý tutulmaya çalýþýlmalýdýr.
Mesela þu altý cümle söylenecekleri yer bakýmýndan farklýdýrlar:
• Namaz kýldýn mý caným?
• Lütfen namazýný geciktirmeden kýlar mýsýn?
• Çýkma vaktimiz gelmeden namazý kýlýver caným.
• Bak, namazý unutacaksýn, hemen kýlýver!
• Haydi tatlým. Namaz çok gecikti. Namaz böyle gecikmeleri kabul etmez.
• Namazý ihmal etmenin ne kadar tehlikeli olduðunu, ne büyük ecirler kaybettiðini biliyor musun? Haydi, caným davran!
Çocuklarýn da iþtirak edeceði mini cemaatlerle namaz kýlýnmalý. Baba bir nedenle camiye gidememiþse bu fýrsat olarak deðerlendirilebilir. Çocuklar böyle bir cemaatle namaza iþtirak etmemiþ olsalar bile onlar için etkili bir iþ yapýlmýþ olur.
Namaza alýþtýrmada sevgi ve þefkat esastýr. Katý tutumlar ikiyüzlülüðe itebilir. Ancak sevginin ölçüsü kaçýrýlýp, otorite kaybedilmemelidir.
Piknik ve benzeri ev dýþýnda yapýlan ve çocuklar açýsýndan özlenen gezilerde, muhakkak bir cemaatle namaz bölümü oluþturmak gerekir. Ayný þekilde eve gelen misafirlerle ve misafirliðe gidilen yerlerde bir cemaat namazý eda edilmelidir. Gerekiyorsa bunun için o vakitte cami cemaati de terk edilebilir.
Namaz eðitimi esnasýnda çocuða onu kendi emsalleri ile kýyasladýðýnýzý söylememelisiniz. “Filanca çocuðu görüyor musun?” dememelisiniz. Gerçekte de hiçbir çocuk diðerinin ayný deðildir. Ne yaþ benzerliði ne de kardeþlik gibi deðerler, kapasitelerinin ayný olduðu anlamýna gelmez. Her çocuk ayrý kimlik kartý taþýdýðý gibi, farklý kavrama yeteneði ve kapasite taþýmaktadýr.
Ebeveyn olarak ayný noktadan hareket etmeye çalýþýnýz. Sizin aranýzdaki fikir farklýlýklarý eðitiminizin en azýndan gecikmesine neden olur. Çok zorlanýrsanýz asgari müþtereklerde hareket etmeye gayret ediniz.
Bu uzun süreli eðitim çalýþmasýnda kimi zamanlar, kýsa zaman dilimleri için çocuðu serbest býrakarak, verdiðiniz eðitimin ne denli iz býraktýðýný deneyiniz.
Namaz eðitiminde anne babanýn en büyük malzemesi sabýrdýr. Sabrý bile sabýrla tutmaya çalýþmalýdýr. Çocuðun balon gibi þiþmesini beklemeyin. Çýnar gibi büyütün ki, ebedi iz býrakabilesiniz. Bedeninin büyümesini sabýrla beklediðiniz gibi, namaza hazýrlanmasýný da sabýrla bekleyiniz. Namaz uðruna harcanan her þey sayýlamayacak kadar deðerlidir. Sabredin ve çocuðu þeytana terk etmeyin. Siz onu namaz için eðitirken en büyük rakibinizi unutmayýn: Þeytan o çocuk doðduðu günden beri beklemektedir. Sakýn çocuðu çevrenizden uzaklaþtýrmak gibi bir yöntemi denemeyin. Eðer bir zaman sizden ayrý kalacaksa o da sizin yaptýðýnýzý yapacak birisinin kontrolünde olmalýdýr. Kaybettiðiniz birkaç vakit sizi yýldýrmasýn. Ebedi cennetler sizin olacaktýr. Cennet ucuz deðil. Bizden öncekilerden kazananlarýn nasýl kazandýklarýný düþünün.
Namaz eðitimi hayat boyu sürecek bir ibadet eðitimi olduðu için bir defa hatta birkaç defa ayný þeylerin tekrarýndan asla kaçýnmayýn. Her defasý ilk defa imiþ gibi anlatýlmalýdýr. Þeytan yýllardýr býkmadý, usanmadý, biz neden usanalým ki?
Çocuðun namaz için eðitilmesinde, çevresinden fazlaca etkilendiðini unutmamak gerekir. Bunun için de, çocuðun çevresinde beraber olmak istediði arkadaþlarýnýn kimliklerine dikkat edilmelidir. Onu rahatsýz etmeden, ayýrma ve yeni çevre oluþturma gerekebilir.
Namaz eðitimi esnasýnda istikrar en çok muhtaç olacaðýnýz araçtýr. Ýstikrarlý tavrýnýz þeytanýn sizden uzak durmasýna yardýmcý olabilir.
Sonunda hangi noktaya gelmek istediðinizi baþtan biliniz:
“Namazý öðretmeyi deðil, sevdirip kýldýrmayý hedefliyoruz.”
...........................................................
Namaz eðitimi esnasýnda þunlarý asla yapmamaya çalýþýnýz:
Çocuðun vazgeçmesi zor zevkleri ile namazý karþý karþýya getirmeyiniz.
Çocuðu münafýklýða itecek zorluklar çýkarmayýnýz.
Çocuðun yaþý ve birikimine uygun olmayan bilgiyi ve uygu*lamayý ondan istemeyiniz.
Konuþmalarýnýza dikkat ediniz. Yaþýna ve kapasitesine uygun konuþunuz. Azarlama hakkýnýz sadece, on yaþýndan sonradýr.
Namaz konusunda eksiklerini bir dedektif gibi izlediðiniz hissi vermeyiniz.
Namaz telkinleri esnasýnda, namaz kýlýnmamasý durumun*da nelerin olacaðýna dair ayet-hadis ve diðer bilgilerden baþlamayýn. Kýlanýn neler elde edeceðini konuþunuz.
Namaz bilgisi ve eðitimine ait konuþmalarýnýz tartýþma þek*linde olmasýn. Bir güne de sýkýþtýrýlmasýn. Aralara serpiþtiril*miþ konuþmalar daha etkilidir.
ÇOCUKLARA KILDIÐI NAMAZIN ÇETELESÝNÝ TUTTURAN KÝTAP
Aylýk Namaz Aðacý

Bu Linki Görmeniz Ýçin SupersatForuma Uye Olmanýz Gerekmektedir.
Aðacýn Tanýtýmý:
Bu aðacýn, dört haftayý temsil eden 4 büyük dalý vardýr.Günleri de temsil eden 7 tane küçük dalý vardýr.
Her küçük dalda 5 vakit namazý temsil eden yapraklarý vardýr.Ayrýca her küçük dalda günlük sadakayý temsil eden bir meyve bulunur. (Bu sadaka maddi veya manevi olabilir.)
Her Büyük Dal: Bir Hafta
Her Küçük Dal: Bir Gün
Her Yaprak: Bir Namaz Vakti
Her Meyve: Bir Sadaka
Kullaným kýlavuzu
• Her ayýn baþýnda, ayý temsil eden büyük dal ve haftayý temsil eden küçük dal ile baþlanýr.
• Vaktinde kýlýnan her namazýn ardýndan bir yaprak yeþil renkle boyanýr.
• Þayet namaz kaza olarak kýlýndýysa yaprak sarý renkle boyanýr.
• Sadakayý temsil eden meyveye gelince, o da kýrmýzý renkle boyanýr.
KÝTAPTA BAÞKA NELER VAR?
Çocuklar, anne-babalarýn kapanmayan amel defterleridir. Ayný zamanda Allah’ýn onlara en güzel emanetidir. Çocuðun midesini doyurmak kadar ruhunu da doyurmanýn endiþesini duyan, onu imaný kuvvetli, ameli salih bir inanan olarak yetiþtirmek isteyen anne-babalarýn yüzleþtiði en zor mesele, çocuða namazý öðretmektir.
Kendisine yapýlan ýsrar ve baskýlar yüzünden namazdan uzak duran, dayak ve hakaretler sonucu namaza tepki duyan insanlarýn sayýsý hiç de az deðildir. Kolay olan çocuða namazýn nasýl kýlýnacaðýný anlatýp onu zorlamaktýr. Ancak bu, uzun vadede iþe yaramamanýn dýþýnda Kur’an’ýn ve Hz. Peygamber’in bize tavsiye ettiði yol da deðildir.
Hayatýný insanlara namazý sevdirmeye adamýþ olan Ahmet Bulut, Türkiye genelinde düzenlediði seminerler ve yaptýðý televizyon programlarý neticesinde elde ettiði birikim ve gözlemlere dayanarak çocuklarýmýza namazý sevdirmenin pratik yollarýný sunuyor. Yaþanmýþ örneklerden yola çýkarak doðrularý ve yanlýþlarý gözler önüne seriyor. Yapýlmasý ve yapýlmamasý gerekenleri tek tek açýklýyor.
Kitapta anne-babalarýn hemen hayata geçirebilecekleri uygulamalardan bazýlarý þöyle; namaza baþlama kutlamalarý, çocuða özel seccade ve namaz kýyafeti, þehrin en güzel camilerini ziyaret, imamlarla iþbirliði, çocuða verilecek ödülleri namazlarla iliþkilendirme… Asla yapýlmamasý gerekenlerden bazýlarý ise; namaz kýlanýn önünden geçen çocuðu azarlama, çocuk sevdiði bir iþi yaparken onu namaza çaðýrma, çocuðu kasvetli, pis camilere götürme, namazdan dolayý onu ihmal etme…
Profesyonel çizimlerle sayfa sayfa süslenen; kýssalar, yaþanmýþ öyküler, büyüklerin namaza baþlama hikayeleri ve sonda yer alan haftalýk namaz tablosu ve aylýk namaz aðacýyla okunmasý çok daha zevkli hale getirilen kitap, tüm anne-babalara, öðretmenlere, kýsacasý çocuklarýn dini eðitimi için endiþe duyan herkese hitap ediyor.