Yazarýmýz Vedat GÜNYOL ortaya çýkardýðý bu eserinde ,çeþitli konulardaki duygu ve düþüncelerini kaleme almýþ bununla birlikte etkilendiði þairlerden, yazarlardan,filozoflardan,düþünce adamlarýndan hatta politikacýlardan örnekler sunarak konulara geniþ perspektif saðlamýþtýr.Yaþamý boyunca edindiði bir takým tecrübeleri ve gözlemleri okuyucuya saf ve duru bir Türkçeyle aktarmaya çalýþmýþtýr.Kitabýnda oldukça deðiþik konulara farklý baþlýklar altýnda deðinmiþ daha çok ana temayý vermiþ ve konuyu derinleþtirmemiþtir.Düþüncelerini bir tezden ziyade bir sohbet havasýnda anlatmýþ ve doðruluðunu ýspatlamaya çalýþmamýþtýr.Bir deneme yazýsýnýn tüm özelliklerini bu eserde görmek mümkün olmaktadýr.Yazarýn deðiþik konu baþlýklarýndan bir kýsmýnýn özeti ve ana temasý aþaðýda çýkartýlmýþtýr.



GÜNLERÝN ÝÇÝNDEN



ÇAÐDAÞLIK



Her çaðýn kendine özgü bir düzeyi, bir takým özellikleri,bir uygarlýk biçimi ve bir düþünce þekli vardýr.Bu ayrýmlar o çaðýn özelliklerini taþýr.Çaðdaþ ortam nedir ?Ýnsan haklarýna dayalý toplum düzeyi,yasa eþitliði,baðnazlýk karþýtý bir düþünceþekli,hoþgörüye dayalý tutum,ýrk,renk ayrýmý yapmamak ,kadýn erkek eþitliði ve düþünce özgürlüðü…Ve en önemlisi var olan bu düþünceleri hayata geçirmek idame ettirmek…



BAÐNAZLIK KOL GEZÝYOR



“Hiçbir þey,harekete geçen cahillik kadar korkunç deðildir “diyen Goethe sanki bugün içimizde yaþayan canavarý görmüþ ve bizi tarihin derinliklerinden ikaz ederek karanlýða karþý yüreðimizi,aklýmýzý,eylem gücümüzü harekete geçirip var gücümüzle savaþmamýz gerektiðini söylemiþtir.Baðnazlýkla savaþ özellikle batý toplumlarýnda boy göstermiþ,öncü bayraðýný Fransa’da Voltaire’ler,Diderot’lar taþýmýþtýr.Sonra tüm dünya ülkelerini etki altýna almaya baþlamýþtýr.Bununla birlikte cahillik ülkemizde kol gezmektedir.Bunu aþmak ancak eðitimin düzenli ve sürekli olmasýyla saðlanabilir.Kendini bilen yurttaþlarla sorunlar aþýlabilir ve çaðdaþ seviye yakalanabilir.



CESARET DEDÝÐÝMÝZ



Düþünmek,düþünebilmek,bir cesaret,bir gözüpeklilik iþidir.Geleneklere göreneklere körü körüne köle olmadan,önyargýlara sýrt çevirmek kolay deðil, olmadýðýný da görüyoruz. Toplumumuzda,neredeyse insanlarýn yüzde ellisinin kör inançlarla yetiþmiþ, yetiþtirilmiþ ve yetiþtirilmekte olduðunu görüyoruz.



Abdullah CEVDET’e göre uyutulmuþ toplumlarda,insanlar düþünmeye baþlarsa, birçok çýkar odaklarý sarsýlýr.Onun için düþünmeyi yasaklamak gerekir parababalarýnýn rahatý kaçmasýn diye…



DÝL BÝLÝNCÝ



Bir yazar þöyle diyor:”Bir yabancý dil bilmeyen kimse kendi dilini bilmez,güzelliðinin farkýna varmaz.”Ýnsan kendi dilini iyi bilmeden,baþka dili özümsemeyeceðine inandým.Fransýzcanýn incelikleri Türkçenin inceliklerini öðrenmeme yardýmcý oldu.Türkçenin deðerini Fransýz yazarlarýn yapýtlarýndan öðrendim.Yunus Emre sanýyorum bu saf,duru Türkçesini Arapça ve Farsçayý iyi bilmesinden Türkçeyi bu diller karþýsýnda baþtacý etmesine borçludur.



DÜÞÜNCEYE SAYGI MI KAYGI MI



Düþünce deyince neyi anlýyoruz?Düþünce öyle gökten inen bir þey deðildir.Kafa yormayý gerektiren,sorgulaya sorgulaya varýlan bir sonuç,bir mutluluk duraðýdýr. Düþünceye saygý gerekir ama hangi düþünceye? Düþünce adý verilen basmakalýp ezberlikçi düþüncelere mi ,yoksa düþüne düþüne varýlan gerçeklere mi? Kiþisel çabalarla varýlan gerçekçi, yenilikçi düþünce sanýrým en saðlýklý yol olsa gerek.



SARKAÇ



Ýnsan özünde,doðasýnda,iyi ile kötü arasýnda bir sarkaç durumundadýr.Ýyiyede yönelir kötüye de.Ýnsaný insan yapan en önemli deðerlerin baþýnda erdem gelir.Erdem ki, iyi ile kötü, güzel ile çirkin çatýþmasýndan ,iyiden güzelden elde edilen kazançtýr.



Erdemli insan,önce kendini türlü tutkulardan,kýskançlýklardan arýndýran, insanlar arasýnda dostça, kardeþçe yaþama, saygýya sevgiye dayalý bir yaþama ortamýnda yetiþen,kendini yetiþtiren insandýr.Erdem, bir istem, bir istenç iþidir. Emerson’un dediði gibi “Erdemin tek armaðaný yine erdemdir.Erdemin en büyüðü ise, sözünü tutmak,sözünün eri olmaktýr.”



GENÇLÝK



Gençlik,gelgeç bir dünya’da,gelgeç bir çaðýn,fizyolojik bir filizlenip yeþermenin adýdýr.Gençlik,kaþla göz arasýnda uçup gider farkýna varýlmadan.Gençlik ki bir Fransýz atasözünün dediði gibi “Þarapsýz sarhoþluktur”.Bununla birlikte eðitimsiz gençlik kýrýcý ve yýkýcýdýr .”Barbar uluslar güçlerini gençlerden almaktadýr.”diyen V.HUGO bunu açýkca ortaya koymuþtur. Buna dayanarak bir gençlik toplumu olan milletimiz gençlerine gerekli ilgiyi göstermeli ,onlara güvenli bir gelecek ,çalýþma ortamý saðlamak için her türlü fedakarlýðý göstermelidir.Mutlu bir Türkiye ancak saðlam gençlik temelleri üzerine atýlan bir yapýyla saðlanabilir.Gençlerimizi fikirsel,bedensel anlamda kullanmalý bu avantajýmýzý lehimize çevirmeliyiz.Kendi silahýmýzla kendimizi vuracak olursak hem ülkemiz hem de milletimiz çok zaman kaybeder ve üzülürüz.



GELÝÞÝ GÜZEL



Ýnsanlar konuþa konuþa anlaþýrlar.Ýyi güzel de insanlar konuþarak da anlaþýlmaz olurlar.Konuþmak güzel bir araçtýr insanlar için.Tabiki kullanmasýný bilene…Bu yüzden çoðu zaman anlaþmazlýk aracý oluyor.Aðýzdan çýkan söz alçak seste, yüksek seste olabiliyor.konuþmak bir sanattýr insan için ,bir nimettir.Konuþma bir insanýn kültür düzeyini anýnda açýða vuran belli eden bir olgudur.Konuþmak ne kadar gerekliyse bazý zamanlarda susmak o denli önemli oluyor.Her iki durumu da çok iyi kavramak gerekir.



KILIK KIYAFET



Her insan,kýlýk kýyafetiyle bir dýþ kiþilik görüntüsü sunar çevresine içi boþ ta olsa.Bir Fransýz atasözü”Elbise kimseyi insan yapmaz”der.Her gün ayrý bir kýlýkla görünmek ,görgüsüz çevrelerde insana etkin bir kiþilik tafrasý saðlar belkide,ama görgülü çevrelerde güldüren,dudak kývýrtan bir hal alýr.Bunu derken bir insanýn tabiki bir elbiseyi iki üç hafta giymesini kimse savunamaz ama bunun yanýnda ayný elbiseyi üç gün giydi diye kimsede insanlýðýndan bir þey kaybetmez.Toplum bunu böyle kabullenebilse en azýndan belli bir kesim ,elbisenin insaný insan yapýyor gösteren esaretindende kurtulunmuþ olur kanýsýndayým.



YAZAR OLMAK



Yazar olmanýn en büyük baþarýsý düþünme yeteneði olan kiþileri düþündürmesidir. Yazar,kendisiyle birlikte okurlarýný da çeþitli konular üzerinde düþündürür.Her yazý bir düþünce birikimidir.Günün konularý üzerinde durmak,onlarý incelemek,derine inmek, yorumlamak ve anlamýný duyurmak.ne yazýk ki,yaþamda düþünecek yetenekte olup ta düþünme nedir bilmeyenler çoðunlukta.



YURT SEVGÝSÝ



Bir yazar diyor ki:”Yurt severliðin tek belgesi,andilini sevmek,onu yanlýþsýz, titizce kullanmaktýr” diye. Bu düþünceye yürekten katýlýyorum. Ýnsanlar arasýnda ilk ve son iletiþim aracý olan dile gösterilen özen, elbette ki, o dilin doðup yeþerdiði topraða, yani yurda duyulan baðlýlýðýn kanýtýdýr.



Evet,insan ,yurdunu tabanlarýnýn altýnda götüremez baþka yerlere .Ama ben , bir kaçma zorunluluðu olsa ,yurdumla birlikte ,yani Türkçemle kaçardýmYurdum Türkçe olduðuna göre,dünyanýn neresinde olursam olayým,yurdumu yanu türkçemi beraber taþýrdým.Yurtseverlik deyince,akla gelen ilk þeyin anadiline saygý ve sevgi olduðuna göre,gelin dilin ,söz ustalýðýna.



ATATÜRK VE ÝLETÝÞÝM



Atatürk’ü,özel bir niteliði,tüm varlýðýna,kiþiliðine damgasýný vurmuþ bir niteliði ile ele alýrsak;bu nitelik “Mustafa Kemal”döneminde,belkide gençlik günlerinde belirip, zamanla olgunlaþa olgunlaþa,onun benliðinin vazgeçilmez bir parçasý olmuþtur.Bu nitelik ,iletiþim kurma,her alanda ,gerek insanlar arasýnda,gerek siyasal kurumlar arasýnda iletiþim kurma becerisidir.



Atatürk daha Kurtuluþ Savaþý’nýn eþiðinde,yurdun çeþitli ýrk,inanç,gelenek görenek odaklarýný gezip,Kurtuluþ Savaþý’na ortak bir payanda saðlama yolunda büyük çaplý bir iletiþim kurmaya çalýþmýþtýr.Anadolu’da hacýyla hacý,hocayla hoca tutumuyla padiþahlýða ve emperyalizme karþý savaþýmda,kimlerin bu konuda destek olabileceklerini düþünmüþ ve bu yolda kendine avantaj saðlamýþtýr.Bütün bu çabalar dile dayanan bir iletiþim giriþimiyle beslenmiþ ve bu yoldan baþarýya ulaþmýþtýr.Bu bakýmdan Atatürk dile büyük önem vermiþtir.



Türkiye’ye Arap Acem karmasý,halka yabancý uydurma bir dil yerine,Anadolu’da Yunus Emre’lerin,Pir Sultan Abdal’larýn yaþattýðý,halkla özdeþleþmiþ arý duru Türkçeye sarýlmada Atatürk öncülük etmiþ ve bu yoldan iktidarla halk arasýnda saðlam bir iletiþim kurmuþtur.



Dil, bir ulusun kalbi, ruhu olur diyen Atatürk, onun sadeleþmesi yanýnda, kolayca yazýlýp okunmasýna da önem vermiþve bu yolda latin harflerinin ben Kolayca yazýlýp okunan Latin harflerinin kabulü, Türk insanýnýn gerek birbiriyle, gerek yöneticileriyle yakýn iletiþim kurmasýný saðlamýþ, kulluktan kurtulup yurttaþlýða kavuþmasýný saðlamýþtýr.