Adâlet mülkün temelidir

Afrika’da bir ülke.. Gelir kaynaðý çiçekçilik.. Bir büyük sömürgeci ülke bir anlaþma yapmýþ 99 yýllýk. Süre bitmiþ sonunda ama bakýn sonra ne olmuþ? Kur’an-ý Kerim’in ana maksatlarý dörttür; tevhid, nübüvvet, haþir ve adâlet... Kur’an âyetlerinde hak ve adâletin önemi hep vurgulanýr. Hz. Ömer (ra) “Adâlet mülkün temelidir.” demiþtir. Ecdadýmýz Osmanlý’yý asýrlarca ayakta tutan en mühim unsurlardan birisi de hâlâ o dillere destan adâletidir. Ýsterseniz, kendi hükümetlerinin yanlýþ tutumlar karþýsýnda, Osmanlý tapularýyla yürüyüþ yapan ve “Osmanlý adaleti isteyen” Rum papazlara kulak verelim... Ýsterseniz, Hikmet Çetin’e dýþiþleri bakaný iken, bir Ýsrail baþbakanýnýn anlattýðýna göre kendi yakasýna yapýþýp, “Ben Osmanlý adaleti istiyorum” diyen Yahudi bir belediye baþkanýnýn sözlerine kulak verelim... Ýsterseniz arþivleri karýþtýralým, hep o þanlý adâletin karþýmýza çýktýðýný göreceðiz... Cenab-ý Hak haksýzlýðý ve zulmü sevmez. Ýmtihan dünyasýnda bulunduðumuz için inançsýzlýk devam edebilir; ama zulüm ise sonuna kadar sürmez. Gerçi zâlim de Allah’ýn kýlýncýdýr. Onunla günahkâr insanlardan intikam alýr; ama döner o zâlim kýlýnçtan da intikam alýr. Bazen Câlut’lara Davud’unu, bazen Firavun’lara Musa’sýný gönderir... Mazlumken zâlimleþenlere de müstahak olduklarý cezalarý verdirir... Bazýlarýna açýk belâlar, bazýlarýna da gizli musibetler vererek içten içe çökertir. Evet bütün bunlar Hz. Adem’den bu yana insanlýk tarihinde sürüp giden gerçeklerdir. Mühim olan ibret almaktýr... Aslýnda bu meselenin dünya çapýnda bir sistem þeklinde ele alýnmasý gerekir. Bugün “güçlüyüm” diyerek baþkalarýný ezenler, eninde sonunda birgün ezilenlerin yerine geçeceðine göre, dünyanýn güçlü devletleri baþlarýna bela gelmeden önce, insanýn þeref ve onuruna yaraþýr adaletli ve hakkaniyetli bir sistemi hayata geçirmek zorundadýrlar. Þimdi pek isim vermeden þöyle bir Afrika’ya bakalým: Bir ülke... Gelir kaynaðý çiçekçilik. Ama çiçek yetiþtirmenin kimin gelir kaynaðý olduðuna karar vermek zor. Çünkü çiçek bahçeleri bir Avrupa ülkesine ait. Yüz sene önce 99 seneliðine el konulmuþ. Afrikalýlar süre bitti diye sevinirken, Avrupalýlar tek taraflý bir belge ortaya koyuyorlar. “Aslýnda 999 senelik, siz gösterin bakalým 99 senelik olduðuna dair belgenizi...” Baþtan 99 sene için belgenin bir nüshasýný, hatta bir kopyasýný bile o zavallýlara vermemiþler. Yerlilerin sevinci kursaklarýnda kalýyor. Ne yapsýnlar daha kendi bahçelerine sahip olmalarý için 900 sene beklemeleri gerekiyor... Nasýl olsa vakit bol, insan ve emeði çok ucuz! Kendi topraklarýndan çýkan ürün dünya birinciliðine denk; ama onlarýn günlük kazançlarý yüz Þilin yani bir Euro... Yüzleri yerde ve uysal görünümlüler; ama içleri öfke dolu... Belli etmemeye çalýþýyorlar... Bu durum onlarda ezile ezile ikinci bir tabiat haline gelmiþ; ama sonu nereye varýr?.. Zamanýnda kitabýna uydurmak için cezalar koymuþlar... Kitabý açýp bakmýþlar. Çünkü son sayfasý öyle yazýyor: “Yüz kýrbaç vurulmasý gerekiyor!.” Suçu olsun olmasýn, kitapta yazýyor ya... Asýrlarca bedenleriyle beraber þeref ve onurlarý un ufak edilmiþ. Buna raðmen iþe bakýn ki, kimileri hâlâ sömürge dönemini arzuluyor. “Ne iyi idi, imar vardý o zamanlar. Ülkede bir þeyler yapýlýyordu. Tüh niye gittiler!.” diyorlar. Neden böyle demek zorundalar? Çünkü sömürgeciler giderken eli iþ yapan, kerpeten tutan ne kadar iþe yarar adam varsa yerli-yabancý hepsini de yanlarýnda götürmüþler. Geriye koca bir hiç kalmýþ... 40-50 sene geçmiþ; ama ülke bu yüzden hep yerinde saymýþ... Hep yönetile yönetile, yönetilmeye alýþanlar bir türlü yönetici olamamýþlar. Zaten kendilerine pek güvenleri de olmamýþ... Evet baþtaki hak, adalet meselesini tekrar hatýrlamak mecburiyetindeyiz...