Ayaklarýmýzý Kaydýrma Allahým!...
Kayma noktalarýna ve inhiraflara karþý çok önemli bir tedbir de usûl-i fýkýhtaki sedd-i zerâyi’ düsturuna göre hareket etmektir. Sedd, menetme ve engelleme demektir; zerayi’ ise, vesîle ve yol manâsýna gelen zerîa’nýn çoðuludur. Sedd-i zerayi’, vesîleleri kaldýrmak, yolu týkamak demektir. Istýlah itibarýyla, tehlike mahallerinden ve fenalýk dürtülerine sebebiyet verebilecek yerlerden uzak durmak; haramlardan olduðu gibi harama ve mesâvi-i ahlâka sürükleyebilecek faktörlerden de kaçýnmak demektir. Nitekim, Kur’an-ý Kerim, "Sakýn zinaya yaklaþmayýn; çünkü o, çirkinliði meydanda olan bir hayasýzlýk ve çok kötü bir yoldur.." (Ýsrâ, 7/32) buyurarak hem zinanýn apaçýk bir çirkinlik ve yoldan çýkma olduðunu belirtmiþ hem de kiþiyi o çirkin günaha götürecek olan yol ve ortamlarý da yasaklamýþtýr. Ýþte, kelam-ý Ýlahî’nin "Zina etmeyin" demek yerine "Zinaya yaklaþmayýn" þeklinde ferman buyurmasý ve bir hadisi þerifte Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselam) dil, aðýz, el, ayak ve göz gibi organlarýn zinasýndan da söz ederek o günaha götüren sebeplerden de uzak durmamýzý isteyiþi sedd-i zerayi’ zaviyesinden deðerlendirilmelidir. Bu ilâhî ve nebevî fermanlar "Aman, günahýn semtine bile sokulmayýn, ondan fersah fersah uzak durun! Kulaklarýnýz ya da gözleriniz yoluyla içinize girecek ve olumsuz þeyler hakkýnda hayallerinizi tetikleyebilecek, sonra da tahayyüllerinizi, tasavvurlarýnýzý, taakkullerinizi ve hatta tasdik, iz’an, iltizam ve itikadýnýzý yaralayabilecek þeytanî oklara karþý teyakkuzda olun." manasýna gelmektedir. "Ýttekû mevâdia’t-tühem – Sizi zan altýnda býrakacak yerlerden, töhmet noktalarýnda bulunmaktan sakýnýn" mealindeki hadis-i þerifi de bu açýdan yorumlamak mümkündür. Yani, töhmet ve sû-i zanna sebep olacak pestpaye davranýþlardan uzak durmak gerektiði gibi, töhmet fiillerinin cereyan edebileceði yerlerden, onlara götüren duygularý tetikleyebilecek mekanlardan ve bir lokma, bir kelime, bir dinleme ve bir tecessüsle sizi sizden uzaklaþtýrabilecek kaygan zeminlerden de elden geldiðince uzak bulunmaya çalýþmak lazýmdýr. Allah’la münasebetiniz, sizin kimliðiniz adýna çok önemli bir madde teþkil eder. Öyleyse, kimliðinizi zedeleyebilecek ve Allah’a kulluðunuza gölge düþürebilecek þeylerden tevakki etmelisiniz. Bunlar, iman, Ýslam ve ihsanýn yaný baþýnda yer alan, düþmeme, kapaklanmama ve batmama için çok önemli seralardýr. Ýnsan, kalbî ve ruhî hayatýný korumak için bu seralara sýðýnmalý ve bu hususta iradesinin hakkýný vermeye gayret etmelidir.
Bu mevzuda son bir husus da muktezâ-yý beþeriyeti göz önünde bulundurmak ve onun gereðine göre hareket etmektir. Yani, insan olarak yaratýlmamýz yönüyle bizim cismanî ve bedenî yanlarýmýz da vardýr. Ýnsanî ruh ve nefha-yý ilahî taþýmamýzýn yanýbaþýnda, biyolojik ruh da diyebileceðimiz bir nefis sistemi de konulmuþtur mahiyetimize. Hazreti Üstad, Mesnevi-yi Nuriye’sinde bu mevzuya da bir yönüyle iþaret ederek bize bir tenbihte bulunmakta ve "Hayvaniyetten çýk, cismaniyeti býrak, kalb ve ruhun derece-i hayatýna gir!" buyurmaktadýr. Demek ki, bizim bir hayvaniyet ve cismaniyet yanýmýz var; ama ayrýca kalb ve ruhun derece-i hayatýna yükselme gibi bir hedefimiz de var. Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde temaþa etmeye çalýþtýðýmýz, þimdiye kadar seleflerimizden binlercesinin altýn ve yakut tepelerde resmettiði kalb hayatýna ulaþma hedefi var önümüzde. Ýþte, o hedefe yürüyen bir insanýn yer yer tökezlemesi, ayaðýnýn kaymasý ve düþmesi de muhtemeldir. Fakat, eðer, bir insan düþerse, onun yapmasý gerekli olan þey, asla þeytan gibi demogojiye girmemek; Hazreti Adem gibi sadakat, samimiyet ve vefa ruhuyla Cenâb-ý Hakk’a teveccüh edip, günahlarýný O’nun huzurunda sayýp dökmek ve tevbe, inabe ya da evbe ile arýnarak yeniden Cenâbý Hakk’a yönelmektir. Tabir-i diðerle, kapaklandýðý zaman düþtüðü yerde kalmamak, hemen doðrulmak ve yeniden Allah’a yürümeye devam etmektir. Þeytan kibir, diyalektik ve demogoji ile hareket ederek kaybetmiþ; Hazreti Adem ise, tevazu, hacâlet ve evbe ile kazanmýþtýr. Þeytan gibi demogojiye girmek bir felaket sebebidir; fakat, o kendisiyle iftihar ettiðimiz yüce atamýz, "Safiyyullah" ilahî hitabýna mazhar Adem Efendimiz gibi davranmak da tekrar doðrulup yola devam etmek için çok önemli bir vesiledir.
Hasýlý, haram bir lokma, yalan bir kelime ve gayr-i meþrû bir bakýþtan tenperverlik ve enaniyete kadar pek çok mezelle-i akdâm vardýr. Fakat bir insan, arz etmeye çalýþtýðým bu disiplinler zaviyesinden meseleye yaklaþacak olursa, inþaallah muvakkaten düþse bile yolda kalmayacaktýr. Ayrýca, kaymama hususunda da, Allah’a sýðýnma çok önemli bir teminattýr. Abdest sýrasýnda sað ayaðýmýzý yýkarken, " Allâhümme sebbit kademeyye ales’sýrâtý yevme tezillü fîhi’l-akdâm - Allah’ým, Sýrat köprüsünde ayaklarýn kaydýðý o günde ayaklarýmý kaydýrma, sabit eyle..." diyerek, ötede Sýrat denen o cisr-i müthiþte ayaklarýmýzý kaydýrmamasýný Cenâbý Allah’tan dilendiðimiz gibi burada da sýrat-ý mustakimde sabit kadem olmamýz için yalvarmamýz bir emniyet vesilesi olacaktýr. Evet, burada kayanlarýn çoðu orada da kayarlar; burada en kaygan zeminleri Allah’ýn izniyle aþanlar ise, orada da kaymazlar. Fakat, burada kayan herkesin orada da kayacaðý söylenemez. Çünkü bir insan, bir yerde kaymýþ olsa bile, o kaymanýn endiþesini ruhunda yaþadý ve hemen bir tevbe kurnasýna koþtu, arýndý, Allah’a döndü ise, Allah Teâlâ onu hiç günah iþlememiþ gibi tertemiz bir hâle getirebilir.


Teþekkur:
Beðeni: 


Alýntý

Yer imleri