Fânîliklerle Kuþatýlan Ruhlar

Sýzýntý





Dünyayý sadece fânî yüzü ve kendi darlýðý içinde duyanlar, vicdanýn onca geniþliðine raðmen hayatlarýný zindanda geçiriyor gibi onu karartmýþ sayýlýrlar. Bunlardan pek çoðu, böyle bir darlýðý her hissediþinde, ya daha parlak ve muhteþem kabul ettiði maziye vurgun yaþar, ya da hayâllerinde þekillendirdiði tül pembe bir gelecek rüyasýyla teselli olmaya çalýþýr. Ýçinde bulunduðu en eþref gün ve saatlere sözünü dinletip onlara gönlünün boyasýný çalarak kalb ve ruhun ferah-fezâ iklimlerine yükseleceðine, ya "teselli" deyip hâli ve istikbali görmezlikten gelerek geçmiþe sýðýnýr; ya da köksüz, temelsiz bir yalancý âtî tasavvuruyla avunur durur. Bütün bunlarýn teselli adýna bir þey ifade etmediði/etmeyeceði açýktýr; ama gel gör ki, o bir türlü bunu anlamamaktadýr.



Evet, gelecek asla unutulmamalý, o her zaman millî ruh desenimize göre deðiþik ihyâ ve inþâ projelerine esas kabul edilmeli ve ona saygý duyulmalý; þanlý geçmiþimiz de hep hayýrla yâd edilmeli, ruh ve mânâ köklerimiz hatýrýna da her zaman müracaat edilecek bir kaynak sayýlmalýdýr. Bütün bunlarýn yanýnda, daha çok da içinde bulunduðumuz zaman üzerinde durulmalý ve evrile-çevrile deðerlendirilmelidir ki, bence bazýlarýný sýkan ve bunaltan darlýktan kurtulmanýn yolu da bu olsa gerek.. yoksa, ne "her yer karanlýk" deyip geçmiþ adýna bir kýsým ustûrelere sýðýnmakla ne de eþyânýn tabiatýný görmezlikten gelerek âtî hesabýna tutarsýz hülyâlara dalmakla kat'iyen bir yere varýlamaz. Þimdiye kadar bu tür hülyâlar hasret, hicran ve inkisarlarýmýzý artýrmaktan baþka bir þeye yaramamýþtýr.



Ama ne acýdýr ki, bazý kimseler, bulunduklarý durumun darlýk ve sýkýcýlýðýný iman ve Hak'la münasebetlerini güçlendirerek aþacaklarýna, sürekli gel-gitler yaþayarak boþ kuruntularla ömür tüketmektedirler.



Böyleleri için hayat çok kýsa ve sýnýrlýdýr; onun ne insanýn emellerine cevap verecek bir vüs'at ve derinliði ne de hislerinin enginliði açýsýndan ümit vaadeden bir yaný vardýr. O fevkalâde vefasýzdýr; ne yemeye doyar, ne de yedirmeye "eyvallah" eder. Senin olup olmadýðý belli deðildir; bir ömür boyu sýrtýnda taþýrsýn da bilinmedik bir dönemeçte "Allah'a ýsmarladýk" demeden çeker gider. Evet, kimsenin elinde mîâdýný gösteren bir senet yoktur. Yaþ ortalamasý denen sýnýr kime vefa yüzü gösterir, o da belli deðildir. Mukadder gibi görülen ömrü son damlasýna kadar yaþayanlarýn sayýsý belli þart ve belli ortamlara göre farklý farklýdýr: Ýnsan herhangi bir sabah veya akþam, ya da günün belirsiz bir saatinde, kendi hâlinde, her þeyden gafil, karþýsýna çýkacak sürprizlerden habersiz, bir yolda yürürken, þu veya bu þekilde bir iþ görürken derlenip toparlanma fýrsatýný dahi bulamadan tutuþtururlar eline tezkeresini ve Yunusça ifadesiyle "Bindirirler cansýz ata/Ýndirirler zulmete/Ne ana var ne ata/Örtüp pinhân ederler." Biter onun için her þey; kopmuþtur arkada býraktýklarýndan; maldan-menâlden, evlâd u ýyalden. Bir hiçle karþýlaþýrlar ömür çerçevesinde aðlayýp sýzlayanlar veya cenazesine koþanlar.



Ne gariptir ki, bir ömür boyu böyle bir sonun hesabý hiç mi hiç yapýlmamýþtýr. Bu itibarla, o güne kadar devam edegelen ve bir yekûna varmasý hayâl edilen o bin bir hesaba baðlý kombinezonun bir daha meydana gelmesi de asla mümkün deðildir. Ona ait hesaplar defteri kapanmýþ ve bütün o dar hesaplarý alt-üst edecek yeni bir muhasebe faslý baþlamýþtýr. Buna her þeye "elvedâ" faslý da diyebiliriz; hayata elvedâ, güzelliklere elvedâ, tadýp doyamadýklarýmýza elvedâ, gidip gurûba kapanan bütün ümit ve beklentilere elvedâ faslý... Bütün arzularýn sönüp kül olduðu, bütün hülyâlarýn serâba döndüðü, bütün emellerin dibe vurduðu, bütün hüzünlerin daha bir koyulaþtýðý ve bütün ideallerin yýkýk bir rüyaya dönüþtüðü böyle bir durumda, kim olursa olsun, o kendini iyiden iyiye sallantýda hisseder; belki de yýkýlýr dize gelir; ama, artýk yapacak fazla bir þey de kalmamýþtýr.



Devrilip topraðýn baðrýna gömüleceðini tahayyül ettikçe kara kara düþünmeye durur; her þey gibi fânîliðin onun hakkýndan da geleceði mülâhazasýyla ecel terleri döker, çaresizlikle inler; inler sýrça saraylarýnýn yýkýlýp gitmesi, hülyalarýnýn alt-üst olmasý, gülüp eðlenmenin, sevip sevilmenin ve hayattan kâm almanýn sona ermesi karþýsýnda. Artýk ruh dünyasýnda hazan uðultularýyla esmektedir esen her rüzgâr ve hayat boþalma sesleri vermektedir ona göre her yanda. Böyle bir boþluk hissiyle onun nazarýnda, milyonlarca-milyarlarca insanýn müþterek duygu, düþünce ve tecrübesinden örülmüþ nizam ve intizam da diyebileceðimiz kültürler, medeniyetler, felsefeler de gidip ayný müphem ve belirsiz boþluklara akmaktadýr. Gelenler týpký gölgeler gibi gelmekte, gidenlerse hayâllere karýþýp yok olmakta.. ve böylece bir zamanlar toz pembe görünen her þeyin ve bütün hayatî aktivitelerin yerlerini bomboþ çerçeveler, silik çizgiler ve sopsoðuk yokluklar almaktadýr.



Artýk, ne o her zaman renklerle tüllenen güzelliklerden bir parýltý, ne o pýrýl pýrýl simalardan bir eser, ne de o baþ döndüren cazibelerden bir iz kalmýþtýr... Görünmüþtür gayrý o yalancý rüyanýn dibi ve en sevimli çehreler yokluðun ezip geçtiði yollarda hazan yemiþ yapraklar gibidir.



Evet, kimilerince, ölümle insan ruhunda açýlan oyuklar öyle derindir ki, böyle bir boþluða açýlan her ruh orada kendi yokluðuyla ürperdiði gibi, diðer insanlarýn, milletlerin, hatta bütün varlýk ve kâinatlarýn gidip hiçliðe dökülmesiyle de irkilir ve dehþetler yaþar. Böylelerinin mýzraplarýndan sürekli hasret ve hicran naðmeleri yükselir.. hep âh u vahlar duyulur çevrelerinde ve "Þu vahþetzâra geldim ama bin peþîmâným." þikâyetleriyle inler o karanlýk iklim.



Genç olsun ihtiyar olsun, hayatýný beden ve cismâniyetin darlýðýnda yaþayanlar için böyle bir hicran ve inkisar kaçýnýlmazdýr. Ýçki, kumar, eðlence ve çakýr***f yaþama iptal-i his nevinden belki bazýlarýný avutabilir, ama mutluluk adýna onlarýn da kat'iyen bir þey ifade ettiði söylenemez; aksine onlara müptelâ olanlarýn her zamanki hâlleri stres, çýlgýnlýk, hafakan ve cinnettir. Kývranýrlar iç içe ýzdýraplarla her an; kapkaranlýk duygularla soluklanýrlar muttarid ve hezeyan yaþarlar sürekli...



Ýmandýr, ümittir, vicdan geniþliðidir insaný kendi darlýðýndan kurtarýp kalb ve ruhun ferah-fezâ iklimlerinde dolaþtýran.. ilhad, inkâr, þek ve tereddüdün sisini-dumanýný silip herkese rahat bir nefes aldýran.. zindanlarý saraylara çevirip insana Firdevs esintileri yaþatan.. ve bu küçücük insanoðlunu kâinatlara denk, hatta onlarý da aþkýn vüs'ate ulaþtýran... Bilmem ki, cismâniyetteki darlýða takýlýp ruhundaki geniþliði göremeyen günümüzün görme özürlülerine bunlarý anlatmak mümkün olacak mý..?