Husûsî Bir Açýdan Ýman





Tarifler çerçevesinde veya bilim ve mârifet nazariyesi açýsýndan iman; "emn ü eman" kökünden türetilmiþ, inanmak, güven vadetmek, baþkalarýnýn emniyetini temin etmek.. ya da emin, güvenilir ve saðlam olmak mânâlarýna gelen bir kelime. Allah'a inanmak, O'nu tasdik etmek ve doðrulamak, vicdanî itiraf ve kalbî iz'anda bulunmak da, dil geleneði açýsýndan bu mübarek kelimeye yüklenen mânâlardan sadece birkaçý.

Ýman edene mü'min denir. Mü'min; tarifler çerçevesinde yukarýda gördüðümüz hususlarýn tam bir tasdikçisi ve temsilcisidir. -Burada amel-iman münasebeti, amelin imanýn tarifine girip girmemesi konularý üzerinde de durulabilir ama, biz þimdilik onlarý geçiyoruz- Evet mü'min; saðduyusu, basiret ve firaseti, vahiy ile aydýnlanmýþ dupduru ve tertemiz aklý, engin ve objektif anlayýþý, saðlam ve kuþatýcý görüþü, sorumluluklarý adýna titizlik ve duyarlýlýðý, kötülüklere karþý azim ve kararlýlýðý, bütün bir ömür boyu yücelikler peþinde olmasý ve yüksekleri kollamasý, her zaman dipdiri tutabildiði hissi, þuuru ve iradesi, her þeyin özüne nüfuz edebilme hususundaki tecessüsü ve hâdiseleri yorumlamadaki derin idraki, Allah'a itimat edip güvenmesi ve insanlar arasýnda bir güven insaný olarak tanýnýp bilinmesi, Hakk'ý gönülden tasdik edip her zaman O'na karþý vefalý kalabilmesi, emanette emin olarak tanýnmasý ve herkesin her zaman baþvuracaðý bir emniyet insaný þeklinde hatýrlanmasý, hatýrlanýp maþerî vicdanca kabul görmesi, duyulup görüldüðü her yerde Hakk'ýn yâd edilmesine vesile olmasý ve semtine uðrayanlarý hâliyle, diliyle O'na yönlendirmesi açýsýndan "mutlak zikir kemâline masruftur" esasýna binaen tam bir tasdik, iz'an ve temsil kahramanýdýr.



Her inanan insan, ayný seviyede bir iman ve Ýslâm kahramaný olmasa da, her fert için inanma hissinin ne kadar önemli olduðu açýktýr. Bir kere bu his, yaratýlýþý itibarýyla insanýn tabiatýnda var olan en yüksek deðerdir. Ýnanmayanlar, cismanî ve bedenî zevk u safayla doymaya, tatmin olmaya, daha doðrusu avunmaya çalýþsalar da, kendilerini sürekli bir boþlukta hissederler. Boþtur onlarýn nazarýnda bütün zamanlar ve mekânlar, bugünler ve yarýnlar.. ruhunda derinden derine böyle bir boþluðu hisseden biri, hezeyana dönüþen hafakanlarýný; "Bütün boþluk; zemin boþ, âsuman boþ, kalb ve vicdan boþ;



Tutunmak isterim, bir nokta yok pîþ-i nigâhýmda." (T.F.) þeklinde dile getirir. Küfrün ürperticiliðini ve imanýn vadettiði huzuru, itminaný haykýran bir mü'mine gelince: "Ýmansýz olan paslý yürek sînede yüktür." (M.A.) der ve kestirir atar. Bu paslý yüreklerin pasýný çözmeye karar vermiþ bir gönül eri ise: "Hakikî zevk, elemsiz lezzet, kedersiz sevinç yalnýz imanda ve iman hakikatleri dairesindedir;" öyle ise, "hayatýn zevk ve lezzetini isteyenler, onu imanla hayatlandýrmalý, farzlarý yerine getirmekle bezemeli ve günahlardan uzak durmakla korumalýdýrlar;" zira, "bir kimse bâkî hayata tam yönelebildiði takdirde, dünyasý ne kadar fena ve sýkýntýlý da olsa; o, bu dünyayý Cennet'in bir bekleme salonu mahiyetinde gördüðünden her þeyi hoþ karþýlar, her þeye katlanýr ve þükreder." (Az bir tasarrufla Bediüzzaman'dan) der; reçete mahiyetindeki sözleriyle ufkumuzu aydýnlatýr ve imanýn büyüsünü gönüllerimize duyurur.



Muhteva ve özü itibarýyla iman; can âleminden koparýlýp ruhlarýmýza sunulmuþ bir yemiþ, duygularýmýza içirilmiþ bir kevser, gönül dudaklarýmýzla emilen bir mânâ, his, þuur, idrak pergeli ve cetveliyle sînelerimizde þekillendirilmiþ nurdan bir âbidedir. Gönlünü ve duygularýný imanla, mârifetle onarýp ihya eden bir iman kahramaný, düþünce dünyasýný cennetlere çevirmenin sýrrýný keþfetmiþ, ebedî mutluluk yoluna girmiþ ve baþka arayýþlardan da kurtulmuþ demektir. Zira, "her zaman imanda mânevî bir cennetin, küfür ve dalâlette de mânevî bir cehennemin mevcudiyeti söz konusudur.. evet, iman mânevî bir Tûbâ-i Cennet çekirdeðini taþýdýðý gibi, küfür de içinde mânevî bir Cehennem tohumu saklamaktadýr." (Siyakýn üslûba tesiri çerçevesinde küçük bir deðiþiklikle Bediüzzaman'dan).



Aslýnda bir ruh imanla kanatlanmýþsa, artýk o ne baþka eþiðe baþ koyar, ne de baþkalarýna dilencilik yapma zilletine düþer.. kimseden korkmaz, kimseye baþ eðmez ve imanýn gücü ölçüsünde her þeye karþý yiðitçe davranýr. Evet, "iman hem nurdur, hem kuvvettir; hakikî imaný elde eden adam kâinata meydan okuyabilir ve hâdiselerin tazyikatýndan kurtularak her zaman mutlu olabilir." Çünkü, "iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de saâdet-i dâreyni (dünya-âhiret mutluluðu) netice verir." (Bir-iki kelime deðiþikliðiyle Üstad Bediüzzaman'dan) Böyle bir iman âbidesi, her zaman gönlünü, gökler ötesi âlemlere ulaþmak için bir helezon gibi kullanýr ve onunla meleklerin, rûhânîlerin iç içe bulunduðu melekûtî derinliklerde kanat çýrpar durur. Zaman olur, melekler ve rûhânîler onun kulaklarýna bir þeyler fýsýldar ve zaman gelir o, rûhânîlerin boyunlarýna mârifet gerdanlýklarý takar ve bulunduðu âlemin müþârun bil-benâný (parmakla gösterilen) olur. Hele bir de o, imanýný irfanla derinleþtirip irfanýný da rûhânî zevklerle bezeyebilmiþse.. evet iþte o zaman, melekleri bile imrendiren ufuklarda pervaz etmeye baþlar.. hep Hakk'ýn hoþnut olacaðý zirveleri kollar.. sürekli cennetliklerle oturur kalkar ve "a'lâ-yý illiyyîn" rüyalarý görür. Nûr-u iman ile a'lâ-yý illiyyîne yükselip, Cennet'e lâyýk bir kýymet almak hakikî mü'minin kaderi; küfrün zifirî dünyasýnda aþaðýlarýn aþaðýsýna (esfel-i sâfilîn) düþüp Cehennem'e ehil hâle gelmek de kâfirin ma'kus talihidir. (Ýkinci þýk baþlý baþýna bir konu ama, zannediyorum tahliline bu sahifeler yetmez…)



Hakikî mü'mini kendi derinlikleriyle görebilenler, onda Hakk'ý hatýrlar.. onun nefeslerini duyan Ýsa Mesih'e uðramýþ gibi canlanýr ve onun gönlünden yükselen sesleri dinleyenler, Beyan Sultaný'nýn meclisine ermiþ gibi söz þarabýyla mest ü mahmur hâle gelir. Evet, iman ve imanýn vadettikleriyle donanýmýný tamamlamýþ bir rûhun, artýk baþka herhangi bir þeye ihtiyacý kalmamýþtýr. Allah'a intisabý sayesinde o, aczi içinde Hakk'ýn kudretiyle güçlü, fakirliðiyle beraber O'nun servetiyle zengin ve küçüklüðüne raðmen de ululardan bir uludur. Çünkü o, ihtiyar ve iradesinin yetersiz kaldýðý noktada, Efendisinin sonsuz iradesine dayanýr. Üstesinden gelemeyeceði konularda O'nun kudretine itimat eder.. dünyevî hayatý itibarýyla sarsýldýðýnda, ebedî hayatýnýn bað ve bahçelerine sýðýnýr.. ufkunu ölüm endiþeleri sardýðýnda, kendini ebedî hayatýn ferah-feza iklimlerine atar.. akýl ve idrakiyle çözemediði problemler karþýsýnda da, Kur'ân'ýn "hall ü fasl" eden aydýnlýk iklimine müracaat eder.. ve hiçbir zaman yeis yaþamaz, boþluk hissetmez; karanlýðýn mütemadî olanýyla karþýlaþmaz; hayatýný bir zevk zemzemesi þeklinde duyar, yaþar ve ömrünü Yaradan'a þükürlerle yedi-yetmiþ-yedi yüz veren baþaklara çevirir.



Mükemmel bir mü'min, sadece kendi donaným ve þahsî kývamýna da baðlý kalmaz; o, peygamberâne bir azimle herkese açýlýr, herkesi kucaklar ve kendini ihmal edecek ölçüde hayatýný baþkalarýnýn dünyevî-uhrevî mutluluðuna baðlar ve hep bir sahabi gibi yaþar; yaþar da, týpký mumlar gibi özündeki aydýnlatma usâresiyle sürekli çevresini nura gark eder ve kendine raðmen bir yol izler.. evet o hep, gece gibi karanlýk iklimleri kollar.. zulmetlerle yaka-paça olur.. her zaman par par yanar.. yandýkça içi "cýz" eder boynu bükülür ama, ne sürekli yanmasý, ne de yanýp tükenmesi, onu baþkalarýný aydýnlatmadan alýkoyamaz.



Ýman yolunun baþýna sancaðýný saðlamca saplayabilmiþ iman eri, bir hamlede arzý aþar.. gider semalara ulaþýr.. yýldýzlarla hasbýhal eder.. güneþle münasebete geçer.. ayla arkadaþlýk kurar.. ve yürür fezanýn derinliklerinde "Refîk-i A'lâ"ya doðru. Yürürken de, her zaman tevazu içinde yüzü yerde ve mahviyet soluklamaktadýr.. evet o, gönlüne meleklerin kanadýndan tüyler takmýþ gibi, her zaman akýl almaz irtifalarda kanat çýrpar durur; kanat çýrpar durur ama, ne irtifalarýn baþ döndürücülüðü, ne de rûhânîlerle at baþý hâle gelme, onun o durulardan duru düþüncelerini bulandýramaz. Baþý her zaman bir Âdem Nebi duygusuyla sînesi üzerinde buruk, dudaklarýnda hiç dinmeyen bir efgan ve ümitleriyle de kýpkýrmýzý güller gibidir. Güneþe bakar gibi Hakk'a yönelince renklerle köpürür; O'nun mehâbetini duyunca da, Sûr sesi almýþçasýna sabahýn þebnemli yapraklarý gibi terler.



Onu temâþâ edenler, onun her hâlinden Hakk'ý müþahedeye menfezler bulur, sonsuza yönelir ve dünyalarýný bir sevda yuvasýna çevirirler. O, ýþýða hasret en karanlýk gecelerde ve hazanla sarsýlmýþ baðlarda-bahçelerde çeþit çeþit ýþýk oyunlarý gösterir ve çevresine gönlünün mânâlarýndan demet demet güller, çiçekler sunar.



Bazen duygularýný heybet ve mehafetle yoðurur, kavrulmuþ sînesini gözyaþlarýyla serinletir; bazen de ümit ve beklentilerinin yollarýna su serpiyor gibi yaþ döker, hülyalarýnýn çarçabuk gerçekleþeceði tefe'ülü ile sevinç murakabesi yaþar. Ne var ki, imanýnýn enginliði ölçüsünde, her zaman ötelere açýk bulunur. Kalbinin ritmine ayak uydurur, mantýðýný kalbinin kanatlarýndan tüylerle kanatlandýrýr; düz akýl ve dünyevî idrakin takýlýp yolda kaldýðý aþýlmaz gibi görülen engebeleri bir hamlede aþar ve mânâ dünyasýnýn þâhikalarýna ulaþýr.



Ýman erleri gam ve keder sâikleriyle kuþatýldýklarý zamanlarda bile hep huzur içindedirler. Onlar, ne devamlý gam çeker ne de kederin süreklisini bilirler. Allah'a intisap ve O'na dostluklarý sayesinde, rahatlýkla gamýn boynunu kýrar; kederi, kendi küdûreti içinde boðar; varsa tasalarýný "hüzn-ü mukaddes" renkleriyle bezer ve sýkýntýlarýn arka yüzündeki uhrevî güzelliklerin tül pembe renklerini temâþâ ile, elemleri lezzetlere, ýzdýraplarý da doðum sancýlarýnýn vadettiði inþirahlara baðlayarak, dudaklarýndan dökülen "of"larý ânýnda "oh"lara çevirir ve en muzdarip hâllerinde bile çevrelerine kalblerinin diliyle sevinç neþideleri dinletirler. Bir kere de bu çizgiyi yakalayýp ilk nefeslerini böyle uhrevîleþtirince, ikinci kez soluklanmada, kalblerini dimaðlarýna baðlar, akýllarýný gönül diliyle konuþturur ve seslerini tâ yýldýzlar ve yýldýzlar ötesi âlemlere duyurarak, vicdanlarýnýn zirvelerinden bütün rûhânîlere, bugüne kadar duymadýklarý ne ezanlar ne ezanlar dinletirler. Bu ezanlarý mü'minin kendisi de duyup zevk edebilir; elverir ki, ufkunu dalâlet kirlerinden temiz tutabilsin...