Günümüzün Karasevdalýlarý
Yüksek düþünceleri, yüce gâyeleri, büyük ve evrensel projeleri ancak, her zaman yüksek uçabilen, uzun soluklu; yürüdüðü yolda hýz kesmeden yürüyen, durduðu yerde kararlý duran, uhrevî zevklerle gerilmiþ karasevdalýlar gerçekleþtirebilir. Þimdilerde bizim þuna-buna deðil, bu seviyede düþünen, inanan, düþüncelerini hayata geçirerek önce kendi milletini, sonra da bütün insanlýðý aydýnlýða çýkarýp, onlarýn Hak'la buluþmalarýný saðlayabilen, kendini hakikate adamýþ ruhlara ihtiyacýmýz var. Düþünülmesi gerekli olan þeyleri düþünüp, bilinmesi icap eden þeyleri bilen, bildiklerini hemen pratiðe dönüþtüren ve bütün ölü ruhlarý yeni bir "ba'sü ba'del mevt"e hazýrlama azmiyle sûru dudaðýnda Ýsrâfil gibi gezen; gezip her yerde herkese hayat üfleyen; ifade kabiliyeti var ise beyan gücüyle, eli kalem tutuyorsa kalemin diliyle, bediiyyâta açýksa herhangi bir sanatýn desen ve çizgileriyle, þairse þiirin sihriyle, mûsýkîþinassa deðiþik beste ve naðmelerin büyüsüyle her zaman ruhunun ilhamlarýný haykýran, her fýrsatta iç ihsaslarýný seslendiren, dili gönlünün derinliklerine baðlý, gönlü de samimiyetle çarpan en yüce hakikate adanmýþ ruhlara...
Bu kahramanlarý, sahnedeki örnekleriyle deðerlendirecek olursak; bunlar hacca gidiyor gibi dünyanýn dört bir yanýna seyahatler tertip eder, seyahatlerini hicret ruhuyla taçlandýrýr; uðradýklarý herkese hâl ve gönül diliyle bir þeyler fýsýldar, çevrelerine hep sevgi mýrýldanýr, karþýlaþtýklarý ruhlarý sevgiye uyarýr ve yürür, sînelere sevgiden tahtlar kurarlar. Dirilir onlar sayesinde muhabbete susamýþ ruhlar ve dinler onlarý bütün dirilen gönüller. Hem bu duygu ile göç edenler hem de onlarý kabullenenler, her türlü dünyevilikten uzak ve tamamen ihlas edalýdýrlar: Söyleyenle dinleyen, özündeki ruh ve mânâyý sergileyenle onu temâþâ eden, elinde hayat kâsesi taþýyanla toparlanýp kendine gelen ve destekleyeniyle desteklenen arasýnda herhangi bir çýkar iliþkisi bahis mevzuu olmadýðý gibi, Allah rýzasýnýn dýþýnda herhangi bir mülâhaza da kat'iyen söz konusu deðildir. Bu derin ve gönülden münasebetler, tamamen evrensel insanî deðerlere dayanmakta ve bu deðerlere karþý duyulan müþterek saygýdan kaynaklanmaktadýr.
Bizler, yakýn geçmiþimiz itibarýyla, saðlam bir ruh köküne baðlý bulunduðumuzu, tarih boyu pek çok yüksek medeniyetler kurduðumuzu bütün bütün unutarak mazisi olmayan bir millet görünümü sergilemeye baþladýk. Dahasý, bir kýsým komplekslere girerek kendimizi de, geçmiþimizi de inkâr ettik. Hatta bazýlarýmýz itibarýyla millî kimliðimizden utanýr hale geldik. Böylece her gün biraz daha kendimizden uzaklaþarak âdeta yabancý deðerler baðýmlýsý olduk. Þanlý geçmiþimiz itibarýyla her zaman, düþünen, konuþan, kendini ifade eden, uðradýðý her yere inanç ve estetik telâkkilerini aksettiren abideleriyle tarihin "yâd-ý cemil"i olmuþ bir milletin; evet bu ölçüdeki bir bilinirliðin, þehametin, ihtiþamýn zirvelerinden; bilinmezliðin, tanýnmazlýðýn, saygý duyulmazlýðýn çukurlarýna yuvarlanmasý ne hazindir!
Bu millet böyle hazin bir duruma müstahak deðildi ve bu meþ'um durum "ilelebed" böyle sürüp gidemezdi de. O, þimdiye kadar elli defa ölüm çukurlarýný -Allah'ýn izniyle- diriliþ þehrahlarýna çevirmiþ, elli defa inkýraz gibi görünen durumlarý yenilenme vesilesi gibi deðerlendirmiþ ve her zaman olaðanüstü bir performans göstererek -bir kýsým beden insaný menfaatçiler, gününü gün etmek isteyen çýkarcýlar veya millî ve dinî deðerlerimizi inkâr eden küfür yobazlarý istemeseler de- aydýnlýk geleceðe yürüme adýna yepyeni yöntemler geliþtirmiþ ve hemen her sarsýntýdan sonra, bir kere daha "vira bismillah" deyip ayaklarý üzerine doðrulmuþ; kendine ait duygularý ve düþünceleriyle yeniden dört bir yana açýlabilmiþtir. Þöhret u þandan uzak, her türlü âlâyiþ ve gösteriþe kapalý, tevazu ve mahviyetle kanatlý, sadakat ve emniyet edalý, nefsanî arzular karþýsýnda da fevkalâde mukavemetli bu hamiyet erleri, atalarýndan tevarüs ettikleri tarih þuuruyla dinî ve millî deðerlerimizi dünyaya tanýtmanýn havarileri olmuþ ve týpký ilkler gibi: "Girdik reh-i sevdaya..." diyerek zahmeti rahata tercih edip çaðýn en önemli hâdiselerinden birini gerçekleþtirmiþlerdir.
Bugün, dünyanýn dört bir yanýnda kýzaran güller renklerini bu ay yüzlülerden ve bu ay yüzlülerin ruhlarýnda taþýdýklarý mânâlardan almakta; içtimaî coðrafya onlarýn düþünce kanaviçelerine göre çað edalý bir dantelâ gibi örgülenmekte ve bütün insanlýk âdeta onlarýn kadim fakat eskimeyen bestelerini mýrýldanmakta. Bu tertemiz duygu ve düþünceler mebde'lerine ait görüntüleriyle küçük birer damla gibi görünseler de, iþin ruh ve mânâsýný kavrayabilenlerce, her zaman deðiþik vâridâtla köpüren engin denizler mahiyetindedirler.
Ýþin tabiatýnýn gereði, belli süre sadece kendi çevrelerini aydýnlatmakla meþgul görünen bu ýþýk süvarileri, þimdilerde, hakikî derinlik ve ruh güçlerini öne çýkararak, týpký yaðmur yüklü bulutlar gibi, sevinç olup, neþ'e olup, ümit olup, sevgi olup þakýr þakýr her yana boþalarak muhabbete, hoþgörüye susamýþ kupkuru gönülleri cennet bahçelerine çevirme hummasý yaþýyorlar. Denebilir ki, bugün yeryüzü, bir baþtan bir baþa, onlarýn saçtýklarý tohumlarla yeni bir bahara hâmile ve bir kutlu vilâdet heyecaný içinde; tekmil insanlýk da böyle bir oluþumun "hissi kable'l-vuku" esintileriyle gelen biþaretlerle coþkun mu coþkun. Sesler, naðmeler farklý farklý olsa da, vicdanlarda duyulup sezilen hep ayný mânâ.. ve seherlerde esen yeller Eyyub'a hayat ýrmaðýndan bir ses, Yakub'a Yusuf'un gömleðinden Ýbrahimî bir koku duyurmakta.
Bu bizim, son bir kere daha geriye dönüþümüz, hakikî konumumuza yürüyüþümüz sayýlabileceði gibi, bütün insanlýða alternatif bir diriliþ mesajý da sayýlabilir. Aslýnda bugün, deðiþik buhranlarla kývrým kývrým hafakanlar yaþayan milletler de, ümit adýna böyle bir meltem beklemekteydi. Ne mutlu, böyle bir meltemi harekete geçirecek olan merkezdeki kutlulara!. Ne mutlu, bu diriliþ esintilerine karþý sînelerini açýp bekleyenlere!.
Biz, sevgiye açýk ve kendilerini, insanî deðerler abidesini ikame etmeye adamýþ bu kahramanlarla bir gün mutlaka dünyanýn renk ve deseninin deðiþeceðine ve insanlýðýn rahat bir nefes alacaðýna inanýyoruz. Ýhtimal, geleceðin dünyasýnda, insanî düþünce son bir kere daha ýþýðýný onlarla parlatacak.. insanî emeller onlarla realize edilecek ve ütopyalara inat pek çok hülyalarýmýz da onlarla gerçekleþecektir.. evet bir gün bütün bunlar mutlaka olacak ve mevsimi gelince, o gönlü boþ, talihi karanlýk kimseler, bu aydýnlýk ruhlar karþýsýnda diz çöküp af dileyecek ve ettiklerine nadim olup aðlayacaklardýr. Ne var ki, kaçýrdýklarý fýrsatlarý da hiçbir zaman telâfi edemeyeceklerdir. Keþke duygularý süflî, düþünceleri azgýn, tavýrlarý da haþin bu kaba ruhlar; bir yakýn gelecekte, çaresiz vicdan azabýyla kývranacaklarý gün gelmeden, hakperestlik ve kadirþinaslýk duygularýna sýðýnarak biraz daha insaflý olabilselerdi; insaflý olup yarýnlarýný karartmasalardý..!
Günümüzde fedakârlýðýn sahâbîcesiyle, dört bir bucaða, yedi cihana yetiþmeye çalýþan ve her zaman yaþama tutkularýný baský altýna alýp yaþatma hisleriyle hareket eden ve hareket ederken de gösteriþe-âlayiþe girmeyen; her halleriyle tevazu ve mahviyet diyen bu esâtirî kahramanlar, bütün olumsuzluklara raðmen, o hiçbir zaman dinmeyen aþk u þevkleri, sürekli köpürüp duran himmet ü heyecanlarý ve insanlýða hizmet iþtiyaklarýyla tarihte emsali az görülmüþ bir civanmertlik sergilemekte; uðradýklarý herkese gönüllerinin dilinden bir þeyler fýsýldamakta; her yere taze fideler dikip her yaný cennetlere çevirmekte; her zaman canlý, her zaman hýzlý, her zaman müthiþ bir performans göstererek kendilerini ifade etmeye çalýþmakta ve tabiî herkesi sonsuza çaðýrmaktadýrlar; imanlý, azimli, kararlý ve gelecek adýna da ümitle dopdolu olarak... Yürüdükleri yol yürünmez gibi görünebilir; ne var ki onlar, zaten bunun böyle olacaðýnýn farkýndadýrlar. Evet onlar bir gün yollarýn bütün bütün sarpa saracaðýný; bütün köprülerin yýkýlacaðýný daha baþtan hesaba katmýþlardý; biliyorlardý zaman zaman bir kýsým gulyabanîler tarafýndan yollarýnýn kesileceðini.. çevrelerinde kin, nefret ve düþmanlýk fýrtýnalarýnýn estirileceðini; evet yürüdükleri yolun doðru olduðuna inançlarý tamdý ama, akla-hayale gelmedik bazý þeylerle engellenebileceklerini de hiçbir zaman gözardý etmemiþlerdi. Bu itibarla da onlar, bütün olup biten bu þeyleri ve olacaklarý Hak yolunun hususî meþakkatleri sayýyor ve heyecanlarýndan hiçbir þey kaybetmeden sürekli koþuyor; endiþelerine takýlan menfilikler karþýsýnda da Allah'a teslim oluyor, imanýn o sarsýlmaz kalesine sýðýnýyor, yaþadýklarý çaðý ve hâdiseleri iyi okumaya çalýþýyor ve Cenâb-ý Hakk'ýn muvaffakiyet vaadine güvenerek yürüyorlardý/yürüyeceklerdi rýza ufkuna doðru.
Aslýnda, kalb-kafa bütünlüðü mülâhazasýna baðlý yaþayan, özü-sözü doðru bu insanlarý, þimdiye kadar inandýklarý deðerlerden vazgeçirmeye kimsenin gücü yetmediði gibi, onlarý Allah rýzasý yörüngesinde hareket etmekten ve bu duygularýný da, Yaratan'ý, bütün cihanlara anlatma gayretine baðlamaktan alýkoyamazdý. Onlar böyle bir sorumluluk duygusu ve vazife þuuruyla ömür boyu sýradaðlar gibi dimdik yerlerinde durabilmiþ, her zaman tipiye-borana meydan okumuþ, sürekli karla-buzla savaþmýþ ve her mevsim meyve veriyor olmanýn sýrrýný keþfederek hep gül yetiþtirmiþ ve gül türküleri söyleyegelmiþlerdir.
Onlar, hareketleri itibarýyla her zaman bir saat gibi ahenkli, beyanlarý itibarýyla da heyecan, tazelik ve istikamet örneðidirler. Ne hareketlerinde bir aritmi ne de sözlerinde bir halâvetsizlik vardýr. Kalbleri bir melek kalbi gibi saf ve duru, dilleri de iç derinliklerinin sadýk birer tercümanýdýr. Bu itibarla da, onlar hemen her zaman tavýr ve davranýþlarýyla imrendirici, söz ve beyanlarýyla da heyecan uyandýrýcý olmuþlardýr. Onlarýn gönül dünyalarýnda sürekli Hak mülâhazasý köpürür durur; beyanlarýnda ise, derin bir Allah aþký, varlýk sevgisi ve insanlara karþý da bir muhabbet, bir þefkat, bir müsamaha, bir af nümâyândýr. Hak rýzasý, onlarýn kilitlendikleri biricik hedef; eþya ve hâdiseleri doðru okuyup, doðru yorumlamak, vazgeçemeyecekleri bir tutku; insanlarý sevip herkese sîne açmalarý da tabiatlarýnýn gerçek rengidir.
Onlar, o derinlerden derin aþklarýyla Hakk'a bakan duruþlarýný seslendirdikleri ayný anda, sevginin sýrlý ve sihirli anahtarlarýyla da paslanmýþ ve küflenmiþ gibi görülen en katý kalbleri, en sert tabiatlarý balmumu gibi yumuþatarak içine girer ve Yüce Yaratýcý'nýn teveccühüne mazhariyetin hakkýný eda etmeye çalýþýrlar. Sevilirler, severler; en amansýz ve imansýz saldýrýlar karþýsýnda dahi peygamberâne bir azimle sarsýlmadan, hep daðlar gibi yerlerinde dururlar; çevrelerine bakarken de göklerin gözleriyle bakarlar; ne hýþýmla gelip çarpan fýrtýnayla devrilir ne de en müthiþ zelzeleyle sarsýlýrlar. Gelen dalga ve saðanaklara baðýrlarýný açarlar; gidenlere de bir avuç toprakla dahi olsa cömertlik saçarlar.
Bu koçyiðitler, Hak rýzasý gibi en büyük bir iþe gönül vermiþ olmanýn þuurundadýrlar ve ona ulaþma uðrunda da her þeyi göðüslemeye kararlýdýrlar. Þahýslarý itibarýyla hep mum gibi baþlarý önlerinde küçük görünümlü, yanýp aydýnlatmaya teþne ve iddiasýz göründükleri ayný anda her zaman gerilimde ve kanatlarýný germiþ bekleyen üveyikler gibi ruhânîlerle yarýþmaya da hazýrdýrlar. Onlar, duruyor gibi göründükleri zamanlarda bile, iç aktiviteleriyle hep canlý, hep kararlý ve hep hummalýdýrlar. Yer yer, denizler gibi çevrelerini dalgalarýyla sularlar, zaman zaman da uzaklarý buharlarýndan oluþan bulutlarla serinletirler. Yakýn-uzak her tarafa âb-ý hayat sunar ve nice yýldan beri sürüm sürüm hale gelmiþ cansýz cesetlere diriliþ üfler gezerler. Oturur-kalkar hiç durmadan çevrelerine ruhlarýnýn diliyle gönül hikâyeleri söyler ve her türlü dedikoduya ve toplum içinde kin-nefret uyaracak tartýþmalara karþý sürekli kapalý dururlar. Ve yine onlar, her zaman insanlara yararlý olma hülyalarýyla yaþarlar; insanlýðýn deðiþik bunalým ve mânevî ýzdýraplarýný ruhlarýnýn derinliklerinde duyar; semtlerine uðrayanlara sürekli açýk durur; dert dinler, dertlerle inler, dertli sîneler arar; kendileri gibi muzdarip gönüllerle el ele vererek âh u efgân dindirmeye koþarlar. Yerinde fitne-fesat ateþleri üzerine yürür; dikenler arasýnda da olsa mutlaka gül diker ve hep gül türküleri söylerler.
Bazen o gül renkleri filizinden dýþarýya fýrlamýþ tomurcuklar gibi bin bir ýzdýrabýn teessürüyle kan rengine bürünür; bazen hafakandan çatlayacak hale gelir, naðmeleri âdeta bir çýðlýða dönüþür; ama her þeye raðmen, ellerini göðüslerine kor, bir "eyvallah" mýrýldanýr ve yürürler hedeflerine doðru çevrelerine tebessümler yaðdýrarak; yürürler ve uðradýklarý her yer, cennet bahçeleri gibi yeþerir.. el verdikleri kimseler âb-ý hayat içmiþ gibi dirilir.. himmet elleri "yed-i beyzâ" gibi göz kamaþtýrýr.. gayretleri bütün sihirbazlarýn büyülerini bozar ve gezip uðradýklarý yerlerde en firavunca düþünceler dahi dize gelir.
Onlar, iman kaynaklý öyle bir vâridât ve zenginliðe sahiptirler ki, Karun'un hazineleri onlarýn servetlerine nispeten çer çöp gibi kalýr; hatta eðer isteseler, bu ilâhî servet ve gýnâ ile cihanlarý bile peyleyebilirler. Onlarýn ömürlerinin kazanç ve mevhibe kefesi her zaman dopdolu; ziyan kefesi ise, þeytanlarý çileden çýkaracak mahiyettedir.
Onlar, ömür sermayelerini nerelerde deðerlendireceklerini çok iyi bilirler.. ve fâni þeyleri bâki hakikatlerle deðiþtirmede fevkalâde mahirdirler. Vakitlerini asla boþ geçirmez; iþ ve hizmette geri kalmayý ise kat'iyen hazmedemezler. Himmetleri âlî, iradeleri güçlü, azimleri de mütemâdîdir; iman ve aksiyon onlarýn en önemli birer kalb ve davranýþ disiplinidir. Allah'tan baþka kimseden korkmaz, kimseden endiþe duymaz ve her zaman dimdik dururlar; dimdik durur yürürler fevkalâde bir tevazu ve mahviyet içinde cihanlarý aydýnlatmaya doðru. Her zaman yüzleri yerde ve alçak gönüllüdürler. Bazen o semavî düþünceleriyle rüzgârlar gibi eser ve her tarafa tohumlar saçarlar; bazen de her yana yaðmurlar gibi boþalýr, yeryüzünde hayat olur akarlar. Ne iþlerinin iyi gitmemesi, ne ticaretlerinin kesada takýlmasý, ne üst üste krizlerin, buhranlarýn ümitleri alýp götürmesi kat'iyen onlarý sarsamaz. Sýk sýk ahd ü peymanlarýný yeniler ve Allah'ýn kendilerine lütfettiði maddî-mânevî her çeþit nimeti; þeâiri ihyâ mânâsýna ruhlarýnýn abidelerini ikame etme yolunda harcarlar. Din-diyanet nerede ve Yaratan'ýn teveccühü hangi yönde ise hep orada durmaya çalýþýr ve sürekli O'nun isteklerini yerine getirme istikametinde koþarlar. Bunu yaparken de dünya iþlerinde baþarýlý olmaya fevkalâde özen gösterirler. Öyle ki, o koçyiðitleri sadece bu yönleriyle görüp tanýyanlar, onlarý Ahiret-bilmez dünyalýlar sanýrlar. Hak rýzasýyla irtibatlarýný gördüklerinde de, onlarýn aþk u heyecanýyla ürperir ve kendilerini ilk saftakilerin arasýnda zannederler.
Onlar boþ durmayý ve avare ömür tüketmeyi hiç mi hiç sevmezler. Sürekli hareket halinde ve her zaman din ü dünyayý imar peþindedirler: okuyup yazma biliyorlarsa, bir þeyler karalayarak, bilmiyorlarsa bilene bir kalem armaðan ederek, ne yapýp yapýp hizmet kervanýna iþtiraklerini devam ettirmeye çalýþýrlar. Her zaman ilmi sever; âlime karþý saygýlý davranýr; aklý baþýnda ve kalbi hüþyar kimselerle oturur-kalkar ve sürekli, sohbet-i Cânan'la nefes alýr verirler.
Yeryüzünde hakikî insan kalmasa, dört bir yandan ufuklarý toz duman kaplasa, sokaklar bütün bütün çamur seylaplarýna yenik düþse; her tarafý dikenler sarsa ve zakkumlar gülleri gölgede býraksa; meydanlar saksaðanlarla dolsa ve saksaðan sesleri bülbül naðmelerini bastýrsa, bal kâselerinin etrafýnda eþek arýlarý uçuþup dursa; ormanlarýn ürperten vahþeti sokaklarýmýzda kol gezse, ilme hürmet kalmasa, mârifet kapý kapý kovulsa, insanlýk bütün bütün vefasýzlýða kurban gitse; dostluklar yýkýlýp dostlar düþman tavrýný alsa onlar sarsýlmadan hep yerlerinde durur ve "Her þey devrilebilir ben ayaktayým ya.! Her taraf kupkuru çöle dönmüþ; gözyaþlarý gibi bir kaynaðým olduktan sonra ne ehemmiyeti var.! Yürümek için Allah iki ayak lütfetmiþ, iþ yapmak için de iki pençe; iman gibi bir sermayem var, gönlüm gibi de bir serhaddim.. dünyalarý imara yetecek fýrsatlar deðerlendirme bekliyor; Rabbime dayanýp bunlarla cihaný cennetlere çevirebilirim.. topraða atýlan her tohum birkaç baþak verdikten sonra, gelecek adýna gam u keder de niye.! Ve hele bir de, Allah ötede birleri binlere ulaþtýracaðýný vaad ediyorsa!." der yürürler hedeflerine doðru, harap olmuþ yollara ve yýkýlmýþ köprülere raðmen. Yürür ve ýrmaklar gibi geçtikleri her yere hayat götürür, herkesin ve her þeyin ateþini söndürür.. ateþ gibi kendilerini yeyip bitirme pahasýna baþkalarýný soðuktan korur.. mumlar gibi erir gider; erir gider ama, binlerce göze ýþýk olur akarlar. Kâh leylîler gibi pusuya yatar ve baðýrlarýný rahmet esintilerine açarlar, kâh eþref-i saatlerde âhlarla inler ve ýzdýrap rýhtýmlarýndan ekstra inayetlere yürürler. Onlarýn yürüdükleri bu yol, hak dostlarýnýn gelip geçtiði bir güzergahtýr ve bu yolda yürüyenlerin de yolda kaldýklarý hiç görülmemiþtir.
Onlar her zaman imanlý, ümitli, pür-heyecan ve her þeylerini Hak yolunda bezledecek kadar da cömerttirler; burada bir verip, ötede onlarcasýný elde edecekleri ümidiyle ömürlerini hep verme þölenleriyle geçirirler. Onlarýn nazarýnda, dini koruma, kollama ve onu dünyanýn dört bir yanýnda imrendirecek seviyede temsil etmeden daha büyük bir pâye yoktur. Bu yüce pâyeye ermeyi hayatlarýnýn biricik gayesi bilir ve dünyada bulunmalarýný da sadece ve sadece ona baðlý götürmeye çalýþýrlar. Hep bu duygularla nefes alýr verir; her zaman bu düþüncelerini projelendirme etrafýnda bir araya gelir ve bir araya geliþlerini de Hak'la irtibatlandýrarak derinleþtirirler.. "Mele-i A'lâ"nýn sakinleri de, onlarý tebrik neþideleriyle alkýþlar ve te'yid dilekleriyle yollarýna sular serper.
Onlar, hiçbir zaman kendi rahatlarýný düþünmez; sürekli "Allah" der, "fazilet" der ve insanî deðerler arkasýnda koþarlar, peygamberâne bir tavýrla herkese sînelerini açar ve her zaman baþkalarý için yaþarlar. Onlarýn bu ölçüdeki hasbîliklerine karþýlýk Allah da, ellerin-ayaklarýn iþe yaramadýðý çetin bir günde, bu gönül insanlarýna melek kanadýndan tüyler ihsan ederek dünyada onlarý beklenmedik muvaffakiyet sürprizleriyle þereflendirir; ötede de vuslat gölgesiyle serinletir.. kudsîler arasýna alýr.. özel konuklarýna gösterdiði iltifatý gösterir.. sonra da bütün bu lütuflarýný hoþnutluðuyla taçlandýrýr.


Teþekkur:
Beðeni: 



Alýntý

Yer imleri