Ýnançsýzlýða Karþý Semavî Dayanýþma Yazar Selim Sönmez Kendisini ve çevresini sorgulama yeteneðine sahip olan insan, varlýðý ve varlýðýn geçirdiði deðiþiklikleri izleyerek olup bitenlere çeþitli yorumlar getirir. Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? gibi sorulara cevap bulmaya çalýþýr.

Ýnsandaki bu temel olgu, farklý varlýk tasavvurlarýnýn ortaya çýkmasýna, çeþitli inanç ve düþünme biçimlerinin doðmasýna vesile olmuþtur. Yaratýcý, insandaki bu varlýðý sorgulama özelliðine; kutsal kitaplar, peygamberler ve fizik alem vasýtasýyla yön vererek, varlýðýn gerçek özelliklerini algýlamalarý için imkanlar sunmuþtur. Bazý insanlar Yaratýcý'nýn sunduðu bu imkanlarý anlamak istemeyerek, olup bitenlere kendince yorumlar getirmeye çalýþmýþlardýr. Ýþte ortaya çýkan bu kadar deðiþik inanç ve düþünme biçimleri, bazen insanlarýn birbirinden uzaklaþmasýna vesile olurken; bazen de birlik noktalarý sayesinde yakýnlaþmalara vesile olmuþtur. Ýþte Bediüzzaman Said Nursi'nin dinler arasýndaki farklýlýklara getirdiði temel yorum, insanlarýn birbirine yakýnlaþmasýna imkan saðlayan yaklaþýmlardan oluþur.

Bu genel çerçeve içerisinde Bediüzzaman'ýn görüþlerini iki bakýþ açýsý çerçevesinde ele almak mümkündür. Bunlardan birisi, dünya üzerinde var olan bütün inanç sistemleri arasýndaki farklýlýklarýn buluþma noktasýna dair görüþleri; diðeri ise, "ehl-i kitap" arasýndaki farklýlýklarýn nasýl yorumlanmasý gerektiðine dair görüþleridir.

Bu bakýþ açýlarýndan ilki, Bediüzzaman'ýn medeniyet görüþü içinde saklý olan bir durumdur. Yani yeryüzünde var olan bütün güzellikler vahiy kaynaklýdýr. Bu açýdan bütün insanlarý temel hak ve hürriyetlerin korunmasýnda, adalette, çalýþkanlýkta, temizlikte ortak bir zeminde buluþturmak mümkündür. Bu bakýþ açýsý asýl konumuzu teþkil etmediðinden ayrýntýlara girmiyoruz.1

Bu yazýnýn asýl konusu, "ehl-i kitap" arasýndaki farklýlýklara Bediüzzaman Said Nursi'nin getirdiði yorumlardýr. Þimdi bu yaklaþýma gelirsek, konuyu birkaç açýdan ele alabiliriz.

Dinsizlik, Zulüm ve Sefahate Karþý Ýttifak Etmek

Bediüzzaman, semavi dinlerle ittifak edilmesi ve beraber hareket edilmesi noktasýna dikkat çekerken bu konumlanýþýn iki tehli***e karþý olmasý gerektiðini belirtir.2

Bunlardan birisi inançsýzlýða/"küfr-ü mutlak"a karþý oluþturulmasý gereken bir ittifaktýr. Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinde dünyada bazý devletlerin inançsýzlýðý "resmi ilaný"yla ortaya koyduðu belirtilerek, bu tavra karþý Müslümanlar kendi aralarýndaki ihtilaflarý býrakarak birlikte hareket etmeleri gerektiði gibi, "Hýristiyanlarýn dindar ruhanileri" ile de ittifak edilmesi gerektiði vurgulanýr. Ayrýca Hýristiyanlar ile "medar-ý ihtilaf" meseleleri nazara alarak düþmanlýklarýn gündemde tutulmamasý gerektiði ifade edilir.3 Zamanýn özelliklerinden dolayý imaný bulunan, hatta "firak-ý dalle"den insanlarla bile uðraþýlmamasý gerektiði belirtilerek, "Allah'ý tanýyan ve ahireti tasdik eden Hýristiyan bile olsa" onlarla "medar-ý niza" noktalarý terk etmeyi mesleðimizin gerektirdiðini belirtir.4 Böylece 19. yüzyýldan itibaren yaygýnlaþmaya baþlayan ve 20. yüzyýlda bazý devletlerin resmen kabul ettiði dinsizliðe karþý mücadele edilebileceðini söyler. Ýnançsýzlýða karþý kurulacak semavi dayanýþmanýn, mücadeleyi kolaylaþtýracaðýný belirtir.5

Semavi din mensuplarýyla yapýlacak ittifakýn konumlanýþýndaki ikinci tehlike, kaynaðýný vahiyden almayan baský, zulüm, sefahat ve ahlakî deðerlerden uzaklaþýlmasýdýr. Bediüzzaman bu tehli***e, II. Dünya Savaþý'ndan sonraki geliþmeleri yorumlarken, "medeniyetin istinadý ve menbaý olan Avrupa"dan dünya savaþýndan daha büyük bir zarar verebilecek "deccalane bir vahþet" þeklinde dikkat çekmiþtir. Bu vahþetin "Hýristiyanlýðýn hakiki dinini" rehber edinenler ile Ýslâm aleminin ittifak etmesi, "Ýncil'in Kur'an'a ittihad edip tabi olmasý" sayesinde yenilebileceðinden bahseder. Yani, temel insanî deðerlerde kurulmasý gereken bir ittifaktan söz edilmektedir.

Avrupa'da, II. Dünya Savaþý sýrasýnda ortaya çýkan zulüm, baský ve sefahate karþý Hýristiyanlýk hakiki dinini rehber edinenler ile ittifaktan söz edilmesi, Bediüzzaman'ýn iki Avrupa tanýmlamasýyla da örtüþmektedir. Birinci gruptakiler, hakiki Ýsevi dininden aldýðý feyizle sosyal hayata yararlý sanat, adalet ve doðruluða hizmet eden bilimleri takip eder. Bu anlayýþtakiler esasen kaynaðý olan vahiyle irtibatlarýný bir þekilde devam ettirdiklerinden bunlarla ittifak edilmesi gerekmektedir. Maddeci felsefeyi kaynak alarak, vahiyden baðýmsýz bir medeniyet oluþturan menfaat, sefahat, çatýþma ve ýrkçýlýðý esas alan ikinci Avrupa ile mücadele etmek için birinci Avrupa ile ittifak edilmesi gerektiði belirtilir.

Bediüzzaman, Hýristiyan ruhanilerle ittifak meselesini Hz. Ýsa baðlamýndaki hadisleri yorumlarken de ifade etmiþtir. Hadislerde, Hz. Ýsa'nýn yeryüzüne nüzul ederek Müslümanlar ile beraber dinsizlik cereyanlarýna karþý mücadele edeceði ve Deccalý öldüreceði ifade edilmiþ, Bediüzzaman da bunu Hýristiyanlar ile Müslümanlarýn ittifak ederek dinsizlik cereyanlarýna karþý mücadele edecekleri þeklinde yorumlamýþtýr. Hz. Ýsa'nýn Kur'an'a tabi olarak Deccalý öldürmesi meselesi ise, Müslümanlarla Hýristiyanlarýn dindar ruhanilerinin yapýlacak bir ittifakla dinsizlik cereyanlarýna karþý baþarý kazanacaklarý biçiminde yorumlanmýþtýr.6 Nitekim, Bediüzzaman'ýn bu konudaki öngörüleri inançsýzlýðý resmi olarak kabul eden devletlerin yýkýlýþýyla gerçeðe dönüþmüþtür.

Bediüzzaman, semavi din mensuplarýyla yapýlacak bir ittifaktan rahatsýz olanlarýn da bulunabileceðini haber verir: "Misyonerler ve Hýristiyan ruhanileri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü, herhalde þimal cereyaný, Ýslam ve Ýsevi dininin hücumuna karþý kendini müdafaa etmek fikriyle, Ýslam ve misyonerlerin ittifaklarýný bozmaya çalýþacak. Tabaka-i avama müsaadekar ve vücub-u zekat ve hurmet-i riba ile, burjuvalarý avamýn yardýmýna davet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde Müslümanlarý aldatýp, onlara bir imtiyaz verip, bir kýsmýný kendi tarafýna çekebilir."7 Bediüzzaman, Müslümanlarýn bu tür aldatmalara karþý uyanýk olmalarý gerektiðini ifade eder.

Masumlarýn Þehadeti

Bediüzzaman, Müslümanlar ile "ehl-i kitap" arasýnda geçmiþte yaþanan çatýþmacý yaklaþýmlarý bir kenara býrakarak, yakýnlaþtýrýcý bazý tespitlerde bulunmuþtur. Bu tespitlerden birisi, insanlýðýn geçirdiði bu fetret döneminde Müslüman olmayanlarýn maruz kaldýklarý kötü muameleler sonunda sýkýntý çekmelerinin karþýlýksýz kalmayacaðý meselesidir. II. Dünya Savaþý'ndan sonra felaket, sefalet, açlýk ve helaketlere maruz kalan insanlarýn "kafir de olsa hakkýnda bir nevi merhamet ve mükafat" olduðunu belirtir. Yaþadýklarý musibetlerin görecekleri mükafata karþý çok ucuz olacaðýný belirten Bediüzzaman, masumlar hakkýnda "bir nevi þehadet"in olacaðýný ifade eder.8

Baþka bir yerde de, "o maktul masumlar þehîd olup, veli olurlar; fâni hayatlarý, bâki bir hayata tebdil ediliyor. Ve zâyi olan mallarý sadaka hükmünde olup, bâki bir malla mübadele olur. Hatta o mazlumlar kâfir de olsa, ahirette kendilerine göre o dünyevî âfâttan çektikleri belalara mukabil rahmet-i Ýlahiyenin hazinesinden öyle mükâfâtlarý var ki, eðer perde-i gayb açýlsa, o mazlumlar haklarýnda büyük bir tezahür-ü rahmet görüp, 'Ya Rabbi, þükür elhamdülillâh' diyeceklerini bildim ve kat'î bir surette kanaat getirdim. Ve ifrat-ý þefkatten gelen þiddetli teessür ve elemden kurtuldum."9 der.

Bu savaþta musibet çekenler eðer 15 yaþýndan daha küçük iseler, Müslüman gibi büyük mükafat-ý maneviyeleri bulunduðunu belirtir. On beþ yaþýndan yukarý olanlar ise, "eðer masum ve mazlum ise, mükâfâtý büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarýr. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlýk perdesi gelmiþ. Ve madem ahirzamanda Hazret-i Ýsâ'nýn (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, Ýslamiyet'le omuz omuza gelecek. Elbette þimdi, fetret gibi karanlýkta kalan ve Hazret-i Ýsa'ya (a.s.) mensup Hýristiyanlarýn mazlumlarý, çektikleri felâketler onlar hakkýnda bir nevi þehadet denilebilir."10

Bediüzzaman, bu yaklaþýmý ile Müslüman olmayanlarýn da görebilecekleri mükafatlarý nazarlara vererek ehl-i kitap arasýnda bir yakýnlaþma zemini oluþturmuþtur.

Semavi Güç Birliði: Bir Kelimede Buluþmak

Bediüzzaman, semavi din mensuplarýnýn peygamberlik silsilesini ve kutsal kitaplarý kabul etmesini önemli bir buluþma noktasý olarak görmüþtür. Çünkü, ehl-i kitap peygamberlik müessesesini kabul edip, ilahî mesajý içeren eserler olarak kutsal kitaplarý kabul ettiklerinden, bir kelimede buluþmak kolay olacaktýr.

Zaten Kur'an, kendisinden önceki kitaplara dikkat çekerek, vahiy çizgisindeki bu birliðe vurgu yapmýþtýr. Kur'an, Müslümanlara hitap ederek, "Ey insanlar! Kur'an'a iman ettiðiniz gibi, kütüb-ü sabýkaya da iman ediniz; çünkü Kur'an onlarýn sýdkýna delil ve þahittir." der. Diðer semavi din mensuplarýna ise, "Ey Ehl-i Kitap! Geçmiþ olan enbiya ve kitaplara iman ettiðiniz gibi, Hazret-i Muhammed (a.s.m) ile Kur'an'a da iman ediniz!" der.11 Ali Ýmran Suresi 64. ayetinde, "Deki! Ey kitap ehli olan Hýristiyanlar ve Yahudiler! Sizinle bizim aramýzda müþterek olan bir söze gelin" denilerek Yahudiler, Hýristiyanlar ve Müslümanlarýn buluþma noktalarýna dair iþaretler verilir.12

Burada bir kelimede buluþmaktan kasýt, vahiyle gelmiþ bir inancýn yeniden vahiydeki yerine, yani Nübüvvet silsilesinin öngördüðü haline dönme çaðrýsýdýr. Çünkü, Hýristiyanlýk ve Yahudilik dinlerinin insanlýða gelmesinin üzerinden geçen uzun asýrlar boyunca bu dinler kültürel/tarihi özellikler kazanarak asli þeklinden uzaklaþmýþlardýr. Bediüzzaman, eserlerinin müteaddit yerlerinde "hakiki dindar Ýseviler" dediði kültürel Hýristiyanlýktan kendini kurtarabilmiþ insanlarý muhatap alýr.

"Kur'an'da Yahudi ve Hýristiyanlara muhabbetten nehiy var nasýl dost oluruz?" þeklindeki bir soru üzerine Bediüzzaman, hangi konularda ittifak edilmesi gerektiðini ortaya koyar. Burada "Yahudiyet" ve "Nasraniyet" itibariyle dost olunamayacaðýný ifade ediyor. Yani vahiyden kaynaklanmayan kültürel Hýristiyanlýk ve kültürel Yahudilik konularýnda ittifak edilmeyeceði belirtilir.13

Sonuç

Bediüzzaman, Kur'an hakikatlerini günümüz þartlarý içerisinde deðerlendirirken, bugünün insanýnýn þiddetle ihtiyaç duyduðu yaklaþýmlar ortaya koymuþtur. Ýnsaný, toplumu, devletleri ve bütün dünya insanlýðýný ilgilendiren evrensel bir barýþ ikliminin oluþturulmasý için çaba sarf etmiþtir. Ýnsanlýk yararýna olan hak, hürriyet, adalet ve eþitlik gibi konularýn vahiyden kaynaklanan ilkeler olmasýna raðmen, evrensel deðer olarak kabul görmelerini vahiy hakikatleri üzerinde evrensel bir konsensüs saðlanmasý þeklinde deðerlendirmiþtir.

Çatýþma, menfaatçilik, ahlaksýzlýk ve safahatýn yaygýnlaþtýðý, dine lakayt insanlarýn arttýðý bir ortamda Müslümanlarýn kendi aralarýndaki ihtilaflarý bir kenara býraktýklarý gibi, Hýristiyan dindar ruhanileri ile aralarýndaki ihtilaf noktalarýný dahi terk ederek birlikte hareket etmeleri gerektiði belirtilir.

Bediüzzaman, dünyada adaleti, barýþý, huzuru ve geliþmeyi temin etmek amacýyla kendini feda eden masum ve mazlumlarýn, Müslüman olmasalar da o hizmetlerinin karþýlýklarýný göreceklerini, ahirette mükafatlarýný alacaklarýný söyleyerek, Müslümanlar ile Hýristiyanlarýn arasýnda bir buluþma zemini oluþturmuþtur.

Aslýnda Bediüzzaman, vahiy kökenli ilkelerin insanlýk için bir konsensüs olabileceðini görerek, vahiyden beslenen inançlara esas köklerinde ittifak etmelerini önermiþtir.