Hicretin 4. senesinde Þaban ayýnýn üçünde* baþka bir rivayette beþinde Medîne'de doðmuþtur. Künyesi Ebû Abdullah'týr. Lakaplarý ise Râþid* Tayyib* Vefî* Zekî* Mübârek* Sýbt (torun)* Seyyid ve Seyyidü'þ-Þühedâ'dýr.

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz* sevgili torununun kulaðýna ezan okudu ve adýný Hüseyin koydu. Yedinci günü Akîka kurbaný kestirdi. Ayný gün saçlarýný traþ ettirip kýzý Fâtýmâ'ya verdi ve:

"Ey Fâtýmâ! Hüseyin'in saçlarý aðýrlýðýnca sadaka ver." buyurdu. O da oðlunun saçlarý aðýrlýðýnca gümüþü fakirlere daðýttý.

Hz. Peygamber (s.a.s.)* Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhümâ)'ya son derece düþkün olup onlarý çok severdi. Onlar hakkýnda;

"Allah'ým* ben* bunlarý ********** sen de sev bunlarý!"(1)*

"Hasan ve Hüseyin* benim dünyada kokladýðým iki reyhanýmdýr."(2)*

"Hasan ve Hüseyin'i seven beni sevmiþ* onlara kin tutan da bana kin tutmuþtur." (3) buyurmuþlardýr.

Ýki Cihan Güneþi Efendimiz* sokakta oynayan çocuklara da selâm verir* onlarla ilgilenirdi. Bir gün ashâbýyla bir yere giderken Hüseyin'in sokakta çocuklarla oynadýðýný gördü. Biraz hýzlýca yürüyerek torununu yakalamak istedi. O da oraya buraya koþuyordu. Efendimiz de hem gülüyor hem de peþinden koþuyordu. Onu tutmaða çalýþýyordu. Sonunda Hüseyin'i tuttu. Onun yüzünü mübarek iki eliyle sevdi ve yanaklarýndan öptü. Ashâbýna döndü ve;

"Hüseyin bendendir* ben de Hüseyin'denim. Allah'ý seven Hüseyin'i sever. Hüseyin torunlardan bir torundur." buyurdu.

Hz. Hüseyin (r.a.)'in çocukluðu Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin derin sevgi ve þefkati içinde geçti. Rasûlullah'ýn eðitiminde yetiþip* îmaný yudumlaya yudumlaya büyüyen Hz. Hüseyin'in sonu da þehadet ikliminde gerçekleþmiþtir. Ýnsanýn hayatýnda Allah ve Rasûl'ünün hükmünden baþka hiç bir hükmün geçerli olamayacaðýný derinden kavramýþ olan Hz. Hüseyin* bu gerçeðe gölge düþürenlere zerre kadar meyletmemiþ; bilakis destansý bir tavýrla onlarýn önlerine dikilmiþtir.

Hz. Hüseyin ile ilgili olarak Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:

"Ben bir aðaca benzerim. Fâtýmâ bunun kökü* Ali gövdesi* Hasan ve Hüseyin meyvesidir." Zeyd b. Sâbit (r.a.)'den rivayet edilen ve birçok hadis kitabýnda yer alan bir hadîs-i þerîfe göre Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Müslümanlarýn iki þeye özellikle önem vermesini istemiþ ve bu iki emanetin mutlak kurtuluþa vesile olacaðýný belirtmiþtir:

"Þüphesiz* ben sizin için yerime iki þey býrakýyorum. Allah'ýn kitabý ki* gök ve yer arasýnda uzatýlmýþ iptir. Ve âilem olan Ehl-i Beyt'im. Bu ikisi Kevser Havuzu'nun baþýna varýncaya kadar birbirlerinden ayrýlmazlar."(4)

Ehl-i Beyt terimi* "ev halký" manasýna gelmektedir. Cahiliye Devri Araplarýnda herhangi bir kabile içerisinde en fazla itibar edilen âileyi ifade etmek için kullanýlan bu terim* daha sonralarý Hz. Peygamberin âilesi ve soyunu ifade etmek için kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Bilindiði üzere Peygamber Efendimizin nesli* kýzý Hz. Fâtýmâ (r.anhâ)'nýn oðullarý olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vasýtasýyla sonraki devirlere intikal etmiþtir. Bu mübarek neslin devam etmesine vesile olan Hz. Hasan soyundan gelenlere "Þerif"* Hz. Hüseyin soyundan gelenlere ise "Seyyid" denilmiþtir.

Makbul hadis kitaplarýnda yer alan bir rivayete göre* Hz. Peygamber (s.a.v.) Ümmü Seleme'nin evinde iken* Ahzâb sûresinin 33. âyeti nâzil olmuþtur:

"Ey Ehl-i Beyt! Allah kusurlarýnýzý giderip sizi tertemiz yapmak ister." Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Hz. Ali'yi* Fâtýmâ'yý* Hasan ve Hüseyin'i (r.anhümâ) abasýnýn altýna alarak;

"Allah'ým! Benim Ehl-i Beyt'im bunlardýr. Bunlarýn kusurlarýný gider* kendilerini tertemiz yap!"(5) diye dua etmiþtir. Abanýn altýnda Peygamber Efendimiz ile birlikte beþ kiþi olduðu için bu olay "Pençe-i âl-i aba"* "Hamse-i âl-i aba" terimleriyle ifade edilmiþtir.

Hz. Hüseyin (r.a.)* babasý þehid olunca Medîne`ye geldi. Hz. Muâviye'nin vefatýndan sonra da Yezid'e biat etmedi. Kûfelilerin mektuplar yazarak kendisini davet etmeleri üzerine Irak'a gitmek üzere yola çýktý. Yezid* Þam`dan bunu haber alýnca* Irak Valisi Ubeydullah b. Ziyâd'a haber gönderip O`nu Kûfe'ye sokmamasýný istedi. Ýbn-i Ömer (r.a.)* Hz. Hüseyin (r.a.)'den geri dönmesini istedi; ama Ýmam* bunu kabul etmedi. 10 Muharrem 61 (10 Ekim 680)'de yapýlan savaþta Hz. Hüseyin ve yetmiþ iki kiþilik kafilenin hepsi þehid edildi. Hz. Hüseyin'in kesik baþý ve esirler Dýmeþk'e gönderilmiþ; olay tarihe* "kanlý Kerbelâ vak'asý" olarak geçmiþtir. Þehid düþtüðünde elli yedi yaþýnda idi.

Mübarek oðlu Zeyne'l-Âbidîn küçük ve hasta olduðu için ona dokunulmadý. Hz. Hüseyin Efendimizin soyu* Ali Zeyne'l-Âbidîn vasýtasýyla devam etmistir. Hüseyin Efendimizin neslinden gelenler "Seyyid" ünvanýyla anýlmýþtýr.

Hz. Hüseyin'in soyundan gelip de Ehl-i Beyt davasý uðruna þehid olanlar ise þunlardýr: Zeyd b. Musa el-Kâzým* Muhammed b. Câfer es-Sâdýk* el-Hüseyin el-Aftas* Muhammed b. Kasým* el-Hasan el-Karkî* Muhsin b. Câfer (404).(6)

Hz. Peygamberin Ehl-i Beyti'nden gelenler günümüzde Ýslâm âleminin deðiþik yerlerinde yaþamaktadýrlar. Hz. Peygamber'in Ehl-i Beyti'nin iþleriyle meþgul olan görevlilere tarihte Nakîbü'l-Eþrâf denilmiþtir. Nakîbü'l-Eþrâf* Peygamber hânedâný efrâdýnýn umûmî bir vasîsi hükmünde olup* gördüðü vazifenin þerefinden ötürü en yüksek mansýblardan sayýlmýþ* Ýslâm devletlerinde her zaman bunlara hürmet ve ta'zimde bulunulmuþtur.(7)

Hz. Hüseyin (r.a.)* yaya olarak yirmi beþ defa hacca gitmiþtir. Beraberindekiler bineklere binse de* kendisi binmezdi. Çok cömert idi ve þöyle buyururdu:

"Cömert* efendi olur; cimri* hor olur. Bu âlemde bir mümin kardeþinin iyiliðini* kendinden önce düþünen* öbür âlemde daha iyisini bulur."

Ve O'nun dualarýndan birisi de þöyle idi:

'Ey Allah'ým! Beni âhirete raðbet etmekle rýzýklandýr. Ta ki âhiretin doðruluðunu kalbimle bileyim. Dünyada da zühde raðbet etmekle rýzýklandýr. Ey Allah'ým! Âhiret iþinde beni basîret sahibi kýl. Ta ki iyilikleri isteyerek yapayým. Ey Rabbim! Kötülüklerden kaçmayý bana nasip eyle."

Hz. Hüseyin Efendimiz ilim* irfan* edep* ahlâk ve takva bakýmýndan bizler için örnek þahsiyetlerdendir. Þehitlerin Efendisi Ýmam Hüseyin (r.a.)'in tüm hayatý Allah'a ibadet ve itaatle geçmiþtir. Hz. Hüseyin (r.a.) kerem* fazilet ve Muhammedî ahlâkýn temsilcisi olup* bu güzel hasletler dedesi Rasûlullah (s.a.s.)'in kendisine býrakmýþ olduðu bir mirastýr. O'nun* insanlarý irþad konusunda pek çok kýymetli sözleri mevcuttur. Onlardan birkaçýný sizlerle paylaþmak istiyorum:

Yanýnda gýybet eden bir adama þöyle demiþtir: "Gýybeti býrak* çünkü gýybet cehennem *****lerinin azýðýdýr."

"Doðruluk izzet* yalan acizlik* sýr emanet* komþuluk yakýnlýk* yardým sadaka* iþ yapmak tecrübe* güzel ahlâk ibadet* susmak ziynet* cimrilik fakirlik* cömertlik zenginlik* rýfk ise akýllýlýktýr."

"Mümin olan kimse* Allah'a kavuþmaya raðbet eder. Bence* þehitlikten baþka ölüm* deðersizdir. Ben ancak þehitliði saadet olarak görüyorum."

Enes b. Mâlik (r.a.) diyor ki: "Hüseyin (r.a.) ile beraber çýktým. Hz. Hatice (r.anhâ)'nýn kabrine uðradý ve aðladý. Daha sonra þöyle dedi:

"'Ey Enes! Benden ayrýl." Ben de ondan gizlenmek istedim. Namazda duruþu uzayýnca þöyle söylediðini iþittim: "Ey Rabbim! Sen dostum din Rabbisin. Sana sýðýnmaya gelen kuluna merhamet et! Ey yüceler yücesi! Ýtimadým sanadýr! Senin dostun olan kimse ne hoþtur!"

Rabbim þefaatine nâil etsin. Âmîn... Selam ve dua ile...