Ýmam-ý Gazali Hazretleri
Ýslâm âlimlerinin en büyüklerindendir. Ýsmi Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed’dir. Künyesi Ebû Hâmid* lakabý Huccet-ül-Ýslâm ve Zeyneddîn’dir. Gazâlî nisbesiyle meþhurdur. Müctehîddi. Ýctihâdý* Þâfiî mezhebine uygun oldu.
Ýran’ýn Tûs þehrinin Gazal kasabasýnda 1058 (H.450)de doðdu. Babasý fakir ve sâlih bir zâttý. Âlimlerin sohbetlerinden hiç ayrýlmazdý. Elinden geldiði kadar* onlara yardým ve iyilik eder ve hizmetlerinde bulunurdu. Âlimlerin nasihatýný dinleyince aðlar ve Allahü teâlâdan kendisine âlim olacak bir evlâd vermesini yalvararak isterdi. Babasý yün eðirip* Tus þehrinde bir dükkanda satardý. Vefâtýnýn yaklaþtýðýný anlayýnca* oðlu Muhammed Gazâlî’yi ve diðer oðlu Ahmed’i hayýr sâhibi ve zamânýn sâlihlerinden bir arkadaþýna* bir miktar mal vererek vasiyet etti ve ona dedi ki:
“Ben kendim* âlim bir kimse olamadým. Bu yolla kemâle gelemedim. Maksadým* benim kaçýrdýðým kemâl mertebelerinin* bu oðullarýmda hâsýl olmasý için yardým etmenizdir. Býraktýðým bütün para ve erzaký* onlarýn tahsîline sarf edersin!”
Arkadaþý vasiyeti aynen yerine getirdi. Babasýnýn býraktýðý para ve mal bitinceye kadar* onlarýn yetiþme ve olgunlaþmalarý için çalýþtý. Sonra onlara; “Babanýzýn* sizin için býraktýðý parayý tahsil ve terbiyenize harcadým. Ben fakirim param yoktur. Size yardým edemeyeceðim. Sizin için en iyi çâreyi* diðer ilim talebeleri gibi medreseye devâm etmenizde görüyorum.” dedi. Bunun üzerine iki kardeþ medreseye gittiler ve yüksek âlimlerden olmak saâdetine kavuþtular.
Ýmâm-ý Gazâlî* çocukluðunda fýkýhtan bir miktarýný kendi memleketinde okudu. Sonra Cürcan’a gitti. Ýmâm Ebû Nasr Ýsmâilî’den bir müddet ders aldý. Sonra Tûs’a döndü. Cürcan’dan Tûs’a dönerken baþýndan geçen bir hâdiseyi þöyle anlatýr: “Bir grup yol kesici karþýmýza çýktý. Yanýmda olan her þeyimi alýp gittiler. Arkalarýndan gidip kendilerine yalvardým. Ne olur iþinize yaramayan ders notlarýmý bana verin. Reisleri; “Onlar nedir? Nasýl þeylerdir?” diye sorunca; “Onlarý öðrenmek için memleketimi terk ettim* gurbetlere gittim. Filan yerdeki birkaç tomar kaðýtlardýr.” dedim. Eþkýyâlarýn reisi güldü; “Sen o þeyi bildiðini nasýl iddiâ ediyorsun* biz onlarý senden alýnca ilimsiz kalýyorsun.” dedi ve onlarý bana geri verdi. Sonra düþündüm* Allahü teâlâ yol kesiciyi beni îkâz için o þekilde söyletti* dedim. Tûs’a gelince üç yýl bütün gayretimle çalýþarak* Cürcan’da tuttuðum notlarýn hepsini ezberledim. O hâle gelmiþtim ki* yol kesici önüme çýksa* hepsini alsa* bana zararý dokunmazdý.”
Memleketinde geçirdiði bu üç seneden sonra* tahsiline devâm etmek için o zamânýn büyük bir ilim ve kültür merkezi olan Niþâbur’a gitti. Zamânýn büyük âlimlerinden olan Ýmâm-ül-Harameyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî’nin talebesi oldu. Üstün zekâsýný ve çalýþkanlýðýný gören hocasý ona yakýn alâka gösterdi. Burada usûl-i hadîs* usûl-i fýkýh* kelâm* mantýk* Ýslâm hukuku ve münâzara ilimlerini öðrendi. Ebû Hâmid er-Rezekânî* Ebü’l- Hüseyin el-Mervezî* Ebû Nasr el-Ýsmâilî* Ebû Sehl el-Mervezî* Ebû Yûsuf en-Nessâc gibi devrin büyük âlimleri belli baþlý hocalarýdýr.
Niþabur’da tahsilini tamamlayýnca* büyük bir ilim ve edebiyât hâmisi olan Selçuklu vezîri üstün devlet adamý Nizâmülmülk’ün dâveti üzerine Baðdat’a gitti. Nizâmülmülk’ün topladýðý ilim meclisinde bulunan zamânýn âlimleri* Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin ilminin derinliðine ve meseleleri îzâh etmekteki üstün kâbiliyetine hayran kaldýklarýný îtirâf ettiler. O zaman ortaya çýkan sapýk fýrkalarýn mensuplarý* onun yüksek ilmi ve en zor* en ince mevzularý en açýk bir þekilde anlatmasý* hitâbet ve îzâh etme kâbiliyetinin yüksekliði* zekâsýnýn parlaklýðý karþýsýnda periþân oluyorlar ve tutunamýyorlardý. Bu sýrada otuz dört yaþýnda bulunan Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin Ýslâmiyete yaptýðý büyük hizmetleri gören Selçuklu veziri Nizâmülmülk* þimdiki tâbirle* onu Nizâmiye Üniversitesi rektörlüðüne tâyin etti. Bu üniversitenin baþýna geçen Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* üç yüz seçkin talebeye lüzumlu olan bütün ilimleri öðretti. Yetiþtirdiði talebelerin had ve hesabý yoktu. Ebû Mansûr Muhammed* Muhammed bin Es’ad et-Tûsî* Ebü’l-Hasan el-Belensî* Ebû Abdullah Cümert el-Hüseynî talebelerinin meþhurlarýndandýr. Bir taraftan da kýymetli kitaplar yazan Ýmâm-ý Gazâlî ilim ehli* devlet adamlarý ve halk tarafýndan büyük bir muhabbet ve hürmet gördü. Þöhreti gün geçtikçe arttý. Nizâmiye Üniversitesinde bulunduðu yýllarda* Kitâbü’l-Basît fil-Fürû* Kitâb-ül-Vesît* El-Veciz* Meâhiz-ül-Hilâf adlý kitaplarýný yazdý.
Ayrýca Ýsmâiliyye adýndaki sapýk fýrkanýn görüþlerini çürütmek için Kitâbu Fedâihil-Bâtýnýyye ve Fedâil-il-Müstehzariyye adlý eserini yazdý. Yine bu sýrada Rumcayý öðrenerek felsefecilerin sapýklýðýný ortaya koymak için eski Yunan ve Lâtin filozoflarýnýn kitaplarýnýn aslý üstünde üç sene titizlikle incelemeler yaptý. Bu incelemeleri esnâsýnda ve netîcesinde felsefecilerin maksatlarýný açýklayan Mekâsid-ül Felâsife kitâbý ile felsefecilerin görüþlerini reddeden Tehâfüt-ül-Felâsife kitâbýný yazdý. Avrupalý filozoflar* o asýrda dünyânýn tepsi gibi düz olduðunu iddiâ ederek* ilimlerini ve felsefelerini böyle yanlýþ bilgiler üstüne kurarken* Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri dünyânýn yuvarlak olduðunu* karaciðerde kanýn zehir ve mikroplardan temizlenip tâzelendiðini* safra ve lenfle zararlý madde eriyiklerinin burada kandan ayrýldýðýný bu iþte dalaðýn* böbreklerin ve safra kesesinin rollerini* kanýn madde miktarlarýndaki oranýn deðiþmesi ile sýhhatin bozulacaðýný* bugünkü fizyoloji kitaplarýnda yazdýðý gibi* delillerle ispat etti. Ayrýca diðer fen ilimlerinde de Avrupalýlarýn bilmedikleri doðru bilgilere kitaplarýnda yazýp yer verdi.
Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* felsefecilerle ilgili bu çalýþmalarýný El-Munkýzu Aniddalâl kitabýnda þöyle anlatmaktadýr:
“Ýþte þimdi filozoflarýn ilimlerinin hikâyesini dinle: Onlarý birkaç sýnýf* ilimlerini de birkaç kýsým hâlinde gördüm. Onlara* çokluklarýna ve eskileri ile yenileri arasýnda doðruya yakýnlýk ve uzaklýk farkýna raðmen* küfür ve ilhâd damgasýný vurmak lâzýmdýr. Filozoflar fýrkalarýnýn çokluðuna ve çeþitliliðine raðmen* Dehriyyûn* Tabîiyyûn ve Ýlâhiyyûn olmak üzere üç kýsma ayrýlýrlar. Dehriyyûn sýnýfý eski filozoflardan bir zümredir. Yaratýcýnýn varlýðýný inkâr ederler* bunlar zýndýktýr. Tabîiyyûn; bunlar da âhiretin mevcûdiyetini kabul etmediler. Cenneti Cehennemi* kýyâmeti ve hesâbý inkâr ettiler. Bunlar da zýndýktýr. Üçüncü sýnýf olan Ýlâhiyyûn* daha sonra gelen filozoflardýr. Bunlar ilk iki sýnýfý red etmiþlerse de kendilerini bid’at ve küfürden kurtaramamýþlardýr.” Üçüncü kýsýmdan olan bu filozoflar* kendilerinden önce gelenlerin yanlýþlarýný açýk seçik göstermek ve bir yaratýcýnýn olduðunu söylemekle berâber peygamberlere inanmadýklarý için küfürde kalmýþlardýr. Çünkü küfürden kurtulmak için peygamberlere ve onlarýn bildirdiklerine inanmak da þarttýr.
Ýmam-ý Gazâlî hazretlerinin felsefecilerin görüþlerini çürütmek ve îtikâdlarýna* felsefe karýþtýran sapýk fýrkalara cevap vermek için yaptýðý bu çalýþmasýný iþiten bir takým kimseler* onu felsefeci zannetmiþlerdir. Bunun sebebi* felsefe ile tefekkür arasýndaki mühim farký bilmemek olabilir. Felsefeciler aklý rehber edinmiþlerdir. Mütefekkirler ise aklý kullanmakla berâber* akla da rehber olarak peygamberleri ve onlarýn bildirdiði îmâný almýþlardýr. Göz için ýþýk ne ise* akýl için îmân odur. Iþýk olmayýnca göz göremediði gibi îmân olmayýnca akýl da doðru yolda yürüyemez. Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* filozof deðil müctehiddir. Zâten Ýslâmiyette felsefe ve filozof olmaz. Ýslâm âlimi olur. Ýslâm dîninde felsefenin üstünde Ýslâm ilimleri* filozofun üstünde de Ýslâm âlimleri vardýr.
Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* bu çalýþmalarýndan sonra* yerine kardeþi Ahmed Gazâlî’yi vekil býrakarak Nizâmiye Üniversitesindeki görevine ara verdi ve Baðdat’tan ayrýldý. Çeþitli ilmî çalýþmalar ve seyâhatler yaptý. Þam’da kaldýðý iki yýl içinde en kýymetli eseri Ýhyâu-Ulûmiddîn’i yazdý. Daha sonra Kudüs’e gitti. Burada Bâtýnî denilen sapýk fýrkaya karþý Mufassýl’ul-Hilâf* Cevâb-ul-Mesâil ve Allahü teâlânýn Esmâ-i Hüsnâ denilen isimlerini anlatan El- Maksad ül-Esmâ adlý eserini yazdý. Kudüs’te bir müddet kaldýktan sonra hacca gitti. Haccýný müteakiben Baðdat’a döndü. Nizâmiye Üniversitesinde* Þam’da yazdýðý Ýhyâ’sýný kalabalýk bir talebe kitlesine ders olarak okuttu. Bu seferki tedris hayâtý uzun sürmedi. Doðduðu yer olan Tûs’a gitti. Burada yine Bâtýnîlere karþý Ed-Dercülmerkûm kitabý ile El-Kýstâs-ul-Müstakîm* Faysal-ut-Tefrika* Kimyâ-ý Seâdet* Nasîhât ül-Mülûk ve Et- Tibr-ul-Mesbûk adlý kýymetli eserlerini yazdý. On sene kadar süren bu hizmetlerinden sonra Selçuklu veziri Fahr-ül-Mülk’ün ricâsý üzerine bir müddet daha Nizâmiye Üniversitesinde ders verdi. Tasavvufu anlatan Miþkât-ül-Envâr adlý eserini de bu sýrada yazdý.
Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin tasavvufta mürþidi* Silsile-i zehebin büyüklerinden olan Ebû Ali Fârmedî hazretleridir. Onun huzûrunda kemâle geldi. Zâhir ilimlerinde eþsiz âlim olduðu gibi* tasavvuf ilimlerinde (evliyâlýk ilimlerinde) de mürþid (yol gösterici) oldu. Her iki ilimde* Peygamberimizin vârisi oldu. Kýsa bir müddet daha Nizâmiye Üniversitesinde ders verdikten sonra doðduðu yer olan Tûs’a döndü. Elli beþ sene gibi kýsa bir ömür süren Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* ömrünün son yýllarýný Tûs’ta geçirdi. Burada evinin yakýnýna bir medrese ve bir de tekke yaptýrdý. Günleri insanlarý irþâd etmekle geçti. Elli yaþýný aþtýðý bu sýralarda El-Munkýzu Aniddalâl* fýkhýn kaynaklarýna (Usûl-i fýkha) dâir El-Mustesfâ ve selef-i sâlihîne (Ehl-i Sünnet îtikâdýna) tâbi olmayý anlatan Ýlcâmü’l-Avâm an Ýlm-il-Kelâm adlý eserlerini yazdý.
Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin yaþadýðý devirde Ýslâm âleminde siyâsî ve fikrî bakýmdan büyük bir kargaþalýk hüküm sürüyordu. Baðdat’ta Abbâsî halîfelerinin hâkimiyeti zayýflamaya yüz tutmuþtu. Bunun yanýnda Büyük Selçuklu Devletinin sýnýrlarý geniþliyor ve nüfûzu artýyordu. Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* bu devletin büyük hükümdârlarý Tuðrul Beyin* Alparslan’ýn ve Melik Þahýn devirlerini yaþadý. Melik Þahýn kýymetli veziri Nizâmülmülk* hem savaþ meydanlarýnda zaferler kazanýyor* hem de o zamânýn parlak ilim ocaklarý olan Ýslâm üniversitelerini açýyordu. Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri 23 yaþýndayken doðuda Hasan Sabbah ve adamlarý* sapýk yollardan olan Ýsmâiliyye fýrkasýný yaymaya çalýþýyorlardý. Mýsýr’da Þiî Fâtýmî Hânedâný çökmeye baþlamýþ* Avrupa’da ise Endülüs Ýslâm Devleti gerilemeye yüz tutmuþtu. Mukaddes topraklarý Müslümanlardan almak için ilk Haçlý seferleri de Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri zamânýnda baþlamýþtý. Bunlardan birincisi olan Haçlý seferine katýlan Haçlýlar* Anadolu Selçuklu Hükümdârý Birinci Kýlýç Arslan’ýn üstün gayret ve kahramanlýklarýna raðmen 600 binden 40-50 bine düþmek pahasýna da olsa* Anadolu’yu geçmiþ* Toroslarý aþmýþ* Antakya’yý ve bir yýl sonra da Kudüs’ü ele geçirmiþlerdi (1096).
Ýslâm âlemindeki bu siyâsî karýþýklýklarýn yanýnda bir de fikir ve düþünce ayrýlýklarý vardý. Bütün bunlar; Müslümanlarýn birliðini doðrudan doðruya askerî kuvvetle ve ilim yoluyla yýkamayan iç ve dýþ düþmanlarýn* halk arasýnda bozuk ve sapýk fikirleri yayabilmeleri için çok uygun bir zemin teþkil ediyordu. Müslümanlar arasýnda îtikât birliði sarsýlmýþ* düþünce ve fikirlerde ayrýlýklar meydana gelmiþti. Bir taraftan eski Yunan felsefesini anlatan kitaplarý okuyarak yazýlanlarý Ýslâm inançlarýna karýþtýranlar* diðer taraftan Kur’ân-ý kerîmin âyetlerinin mânâsýný deðiþtirerek ve kendi bozuk düþüncelerini katarak açýklamaya kalkýþan Bâtýnîler ve Mûtezile ile diðer fýrkalar Ýslâm îtikâdýný bozmaya çalýþýyorlardý. Bunlara karþý Ehl-i sünnetin müdâfaasýný üslenmiþ olan Ýslâm âlimlerinin baþýnda aklî ve naklî ilimlerde zamânýn en büyük âlimi* müctehid ve asrýn müceddîdi olan Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri geliyordu.
O* bir taraftan kýymetli talebeler yetiþtirdi* bir taraftan da sapýk fýrkalarýn bozuk inançlarýný çürütmek ve Müslümanlarýn bunlara aldanmamalarý için okuyacaklarý kýymetli kitaplar yazdý. Üç yüz binden fazla hadîs-i þerîfi râvileriyle ezbere bilen ve Hüccetül-Ýslâm adýyla meþhur olan Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* Ýslâmýn yirmi temel ilmi ile bunlarýn yardýmcýlarý olan müsbet ilimlerde de söz sâhibiydi. Hadis ve Usûl-i Hadîs ilimlerinde ilim deryâsý olan bu büyük âlimin kitaplarýnda mevdu hadîs var diyerek* Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinde eksiklik aramak* ilmin hakîkatýný* Ýslâm âliminin derecesini bilmemektir. Zamânýnda yaþayan ve sonra gelen âlimler onun kitaplarýný senet kabul etmiþler ve netîcede Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin kitaplarýný ancak mezhepleri kabul etmeyenlerin dinde reform yapmak için uðraþanlarýn beðenmediklerini bildirmiþlerdir.
Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri H.505 (M.1111) yýlýnýn Cemâzilevvel ayýnýn 14. Pazartesi günü büyük kýsmýný zikir ve tâat ve Kur’ân-ý kerîm okumakla geçirdiði gecenin sabah namazý vaktinde abdest tazeleyip namazýný kýldý* sonra yanýndakilerden kefen istedi. Kefeni öpüp yüzüne sürdü* baþýna koydu: “Ey benim Rabbim* Mâlikim! Emrin baþým gözüm üzere olsun.” dedi. Odasýna girdi. Ýçeride* her zamankinden çok kaldý. Dýþarý çýkmadý. Bunun üzerine oradakilerden üç kiþi içeri girince* Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin kefenini giyip* yüzünü kýbleye dönüp* rûhunu teslim ettiðini gördüler. Baþý ucunda þu beytler yazýlýydý:
Beni ölü gören ve aðlayan dostlarýma*
Þöyle söyle* üzülen o din kardeþlerime:
“Sanmayýnýz ki* sakýn ben ölmüþüm gerçekten*
Vallâhi siz de kaçýn buna ölüm demekten.”
.......
Ben bir serçeyim ve bu beden benim kafesim.
Ben uçtum o kafesten* rehin kaldý bedenim.
.......
Bana rahmet okuyun* rahmet olunasýnýz.
Biz gittik. Biliniz ki* sýrada siz varsýnýz.
Son sözüm olsun* “Aleyküm selâm” dostlar.
Allah selâmet versin* diyecek baþka ne var?
Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* kendisini mezârýn içine Þeyh Ebû Bekr en-Nessâc koysun* diye vasiyet etmiþti. Þeyh bu vasiyeti yerine getirip mezardan çýktýðýnda hâli deðiþmiþ* yüzü kül gibi olmuþ görüldü. Oradakiler “Size ne oldu?.. Niçin böyle sarardýnýz* soldunuz efendim?..” dediler. Cevap vermedi. Israr ettiler* gene cevap vermedi. Yemin vererek tekrar ýsrarla sorulunca* mecbur kalarak þunlarý anlattý:
“Ýmâmýn nâþýný mezâra koyduðum zaman* Kýble tarafýndan nurlu bir sað elin çýktýðýný gördüm. Hafiften bir ses bana þöyle seslendi. «Muhammed Gazâlî’nin elini* Seyyidü’l Mürselin Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemin eline koy.» Ben denileni yaptým. Ýþte mezardan çýktýðýmda benzimin sararmýþ* solmuþ olmasýnýn sebebi budur. Allah ona rahmet eylesin.”
Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri asrýnýn müceddidi olup* din bilgilerinden unutulmuþ olanlarýný meydana çýkarmýþ* açýklamýþ ve herkese öðretmiþti.
Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* zamânýndaki devlet adamlarýnýn ikrâm ve iltifâtlarýna kavuþmuþtu. Onlara zaman zaman nasihat ederek ve mektup yazarak hakký tavsiye etmiþ* Müslümanlarýn huzûr ve refâhý için duâ etmiþtir.
Bunlardan Selçuklu Sultâný Sencer’e nasihat için aþaðýdaki mektubu yazmýþtýr:
“Allahü teâlâ Ýslâm beldesinde muvaffak eylesin* nasîbdâr kýlsýn. Âhirette ona* yanýnda yeryüzü pâdiþâhlýðýnýn hiç kalacaðý mülk-i azîm ve âhiret sultanlýðý ihsân etsin.
Dünyâ pâdiþâhlýðý* nihâyet bütün dünyâya hâkim olmaktan ibârettir. Ýnsanýn ömrü ise* en çok yüz sene kadardýr.
Cenâb-ý Hakk’ýn* âhirette bir insana ihsân edeceði þeylerin yanýnda* bütün yeryüzü* bir kerpiç gibi kalýr. Yeryüzünün bütün beldeleri* vilâyetleri* o kerpicin tozu topraðý gibidir. Kerpicin ve tozunun topraðýnýn ne kýymeti olur? Ebedî sultanlýk ve saâdet yanýnda* yüz senelik ömrün ne kýymeti vardýr ki* insan onunla sevinip maðrûr olsun? Yükseklikleri ara* Allahü teâlânýn vereceði pâdiþâhlýktan baþkasýna aldanma.
Bu ebedî pâdiþâhlýða (saâdete) kavuþmak* herkes için güç bir þey ise de* senin için kolaydýr. Çünkü Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir gün adâlet ile hükmetmek* altmýþ senelik ibâdetten efdâldir.” Mâdem ki Allahü teâlâ sana* baþkalarýnýn altmýþ senede kazanacaðý þeyi bir günde kazanma sebebini ihsân etmiþtir* bundan daha iyi fýrsat olamaz! Zamânýmýzda ise iþ o hâle gelmiþtir ki* deðil bir gün* bir saat adâletle iþ yapmak* altmýþ yýl ibâdetten efdâl olacak dereceye varmýþtýr.
Dünyânýn kýymetsizliði* açýk ve ortadadýr. Büyükler buyurdular ki: «Dünyâ kýrýlmaz altýn bir testi* âhiret de kýrýlan toprak bir testi olsa* akýllý kimse* geçici olan ve yok olacak olan altýn testiyi býrakýr* ebedî olan toprak testiyi alýr. Kaldý ki dünyâ* geçici ve kýrýlacak toprak bir testi gibidir.» Âhiret ise hiç kýrýlmayan ebediyyen bâki kalacak olan altýn testi gibidir. Öyleyse* buna raðmen dünyâya sarýlan kimseye nasýl akýllý denilebilir? Bu misâli iyi düþününüz ve dâimâ göz önünde tutunuz...”
Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin buyurduðu güzel sözlerden bâzýlarý:
Allahü teâlânýn verdiði nîmeti* O’nun sevdiði yerde harcamak þükür; sevmediði yerde kullanmak ise küfrân-ý nîmettir (nîmeti inkâr etmektir).
Belâya þükretmek lâzýmdýr. Çünkü küfür ve günahlardan baþka belâ yoktur ki* içinde senin bilmediðin bir iyilik olmasýn! Allah* senin iyiliðini senden iyi bilir.
Bir sözü söyleyeceðin zaman düþün! Eðer o sözü söylemediðin zaman mesul olacaksan söyle. Yoksa sus!
Bil ki* kalple gýybet etmek* dille etmek gibi haramdýr. Bir kimsenin noksanýný* kusurunu baþkasýna söylemek doðru olmadýðý gibi* kendi kendine söylemek de câiz deðildir.
Sabýr insana mahsustur. Hayvanlarda sabýr yoktur. Meleklerin ise sabra ihtiyâcý yoktur.
Allahü teâlânýn* her yaptýðýmýzý her düþündüðümüzü bildiðini unutmamalýyýz. Ýnsanlar birbirinin dýþýný görür. Allahü teâlâ ise* hem dýþýný* hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin iþleri ve düþünceleri edepli olur.
Aklý olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem* yalnýz ömrümdür. Baþka bir þeyim yoktur. Bu sermâye* o kadar kýymetlidir ki* her çýkan nefes hiçbir þeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayýlýdýr* azalmaktadýr. O hâlde bu günü elden kaçýrmamak bunu saâdete kavuþmak için kullanmamaktan daha büyük ziyân olur mu? Yarýn ölecekmiþ gibi bütün âzâlarýný haramdan koru.
Ey nefsim* sonra tövbe ederim ve iyi þeyler yaparým* diyorsan* ölüm daha önce gelebilir* piþman olup kalýrsýn. Yarýn tövbe etmeyi bugün tövbe etmekten kolay sanýyorsan* aldanýyorsun.
Eserleri:
Ýmâm-ý Gazâlî hazretleri* ömrü boyunca gece gündüz devamlý yazmýþ büyük bir Ýslâm âlimidir. O kadar çok kitap yazdý ki* ömrüne bölününce* bir güne on sekiz sayfa düþmektedir. Eserlerinin sayýsýnýn 1000’e ulaþtýðý* Mevdûât-ul-Ulûm kitabýnda bildirilmektedir. Bunlardan 400’ünün isimleri Þeyh Ebû Ýshak Þîrâzî’nin Hazâin kitabýnda yazýlýdýr.
Eserleri üstünde Avrupalýlar geniþ ve uzun süren incelemeler yapmýþlardýr. Bunlardan P. Bouyges adlý müsteþrik Essaie de Chronologie des Oeuvres de al-Ghazâli adlý eserinde Ýmâm-ý Gazâlî’nin 404 kitabýnýn ismini vermiþtir. Meþhur müsteþrik Brockelmann da Geschichte Der Arabischen Litteratur adlý eserinde* eserlerinden 75 tânesinin listesini vermiþtir. 1959’da dört Alman ordinaryüs profesörü* Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin kitaplarýný okuyarak* Ýslâm dînine âþýk olmuþlar ve hazreti Ýmâm’ýn kitaplarýný Almancaya çevirerek sonunda Müslüman olmuþlardýr.
Ýmam-ý Gazâlî hazretlerinin vefâtýndan sonra Ýslâm dünyâsýnýn mâruz kaldýðý Moðol felâketi esnâsýnda yakýp yýkýlan binlerce kütüphâne içinde Gazâlî hazretlerinin sayýsýz eseri de yok edilmiþtir. Bu sebepten bugüne kadar eserlerinin tam bir listesi ve tasnîfi yapýlamamýþ* ilim dünyâsý bu husustaki eksikliðini tamamlayamamýþtýr.
Eserlerinden bâzýlarý þunlardýr:
Ýhyâu-Ulûmiddîn* Kimyâ-ý Seâdet* Cevâhir-ül-Kur’ân* Kavâid-ül-Akâid* Kitâb-ül-Ýktisâd fil Îtikâd* Ýlcâm-ül-Avâm an Ýlm il-Kelâm* Mizân-ül-Amel* Dürret-ül-Fâhire* Eyyüh-el-Veled* Kýstâs ül-Müstekîm* Tehâfet-ül-Felâsife* Mekâsýd-ül-Felâsife* El-Munkýzu Aniddalâl* El-Fetâvâ* Hülâsât-üt-Tasnîf fit-Tesavvuf. (Ýlcâm-ül-Avâm* Eyyüh-el-Veled* El-Munkýzu Aniddalâl* Durret-ül-Fâhire ve Kimyâ-ý Seâdet kitaplarý Ýhlâs A.Þ. tarafýndan bastýrýlmýþtýr.)
Büyük hadis âlimi Hâfýz Zeynüddîn Ebü’l-Fadl Abdurrahmân el-Irakî* 1353 yýlýnda Ýhyâ’daki hadisleri teker teker ele almýþ* herbirinin kaynak ve senetlerini araþtýrmýþ* bulmuþ ve bunlarý 4 ciltlik bir eserinde toplamýþtýr. Bu gayretli çalýþmasý tam 40 yýl sürmüþtür. Bu eserin ismi Tahrîcü Ehâdîs-il-Ýhyâ’dýr.
Ýmâm-ý Gazâlî hazretlerinin en kýymetli eseri Ýhyâ’sýdýr. Osmanlý âlimlerinden Saffet Efendi Tasavvufun Zaferi isimli eserinde* Ýmâm-ý Gazâlî’nin Ýhyâu Ulûmiddîn kitabý öyle kýymetli bir eserdir ki* Kur’ân-ý kerîmin ve Peygamber efendimizin hadislerinin mânâlarýný Müslümanlara anlatmak ve Allahü teâlânýn kullarýna* doðru yolu göstermek* huzûr ve saâdete kavuþturan Ýslâm ahlâkýný öðretmek için* din âlimleri olarak elimizde bundan baþka hiçbir kitap bulunmasaydý* yalnýz bu kitap kifâyet ederdi.


Teþekkur:
Beðeni: 


Alýntý

Yer imleri