Ýmam-ý A'zam Ebu Hanife
Tâbiînden. Ýslâm âleminde Eshâb-ý kirâmdan sonra yetiþen evliyânýn ve âlimlerin en büyüklerinden. Ehl-i sünnetin reisi ve Hanefî mezhebinin kurucusudur. Ýsmi* Nûmân bin Sâbit bin Zûtâ'dýr. Ebû Hanîfe künyesiyle ve Ýmâm-ý A'zam lakabýyla meþhûr olmuþtur. Kûfe'de doðduðu için Kûfî nisbesiyle bilinir. 699 (H.80) senesinde Kûfe'de doðdu* 767 (H.150) senesinde Baðdât'ta vefât etti. KabriBaðdât'ta olup* ziyâret yeridir.
Aslen Ýran'ýn ileri gelenlerinden bir zâtýn neslinden olan Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe'nin dedesi Zûtâ müslüman olup* hazret-i Ali'ye ikrâmlarda bulundu. Onun sohbetinde bulundu. Babasý Sâbit de hazret-iAli ile görüþüp sohbetinde bulundu.Hazret-i Ali Sâbit'e ve onun neslinden gelecek kimselere hayýr duâda bulundu.
Asîl* ilim sâhibi* sâlih ve kýymetli bir zâtýn oðlu olan Ýmâm-ý A'zam'ýn çocukluðu doðum yeri olan Kûfe'de geçti. Âilesinden üstün bir terbiye alarak küçük yaþta Kur'ân-ý kerîmi ezberledi. Arab lisanýnýn sarf* nahiv* þiir ve edebiyâtýný öðrenmeye baþladý. Eshâb-ý kirâmdan Enes bin Mâlik* Abdullah bin Ebî Evfâ* Vâsýle bin Eskâ* Sehl bin Sâide ve Ebü't-Tufeyl Âmir bin Vâsile'yi (radýyallahü anhüm) görerek onlarýn sohbetlerinde bulundu. Bu zâtlardan hadîs-i þerîf dinledi.
Enes bin Mâlik hazretlerinin sohbetinde bulunmasýný þöyle anlattý: "Küçük yaþlarda babamla berâber bir âlimin meclisinde bulundum. Meclisin orta yerinde oturan âlim zât þöyle diyordu: "Resûlullah'tan sallallahü aleyhi ve sellem iþittim* buyurdu ki: "Kardeþinin baþýna gelen bir musîbetten dolayý sevinme! Allahü teâlânýn ona âfiyet verip* seni o musîbete mübtelâ kýlmasý mümkündür." Ben; "Bu zât kimdir?" diye sordum. "Resûlullah'ýn hizmetiyle þereflenen Enes bin Mâlik'tir." diye cevap verdiler."
Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe'nin doðup büyüdüðü Kûfe þehri o devrin önemli ilim merkezlerindendi. Kûfe'de pekçok Eshâb-ý kirâm yaþadý. Ayrýca çeþitli dinlere ve sapýk inanýþlara mensûb insanlar da Kûfe'yi kendilerine merkez seçmiþlerdi.
Îtikâdý bozuk olan Þiî* Mûtezilî ve Hâricîler de Kûfe'de yaþýyorlardý. Eshâb-ý kirâmla görüþüp* onlardan Ehl-i sünnet îtikâdýný ve din bilgilerini öðrenip nakleden Tâbiîn'in büyükleri de Kûfe'de bulunuyorlardý. Çocukluðu ve ilk gençlik yýllarý böyle bir muhitte geçen Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe hazretleri* önce babasý gibi ticâretle meþgûl olmaya baþladý. Bir taraftan da sýk sýk âlimlerin meclislerine giderek onlarý dinledi* ilimlerinden istifâde etmeye çalýþtý. Ehl-i sünnet îtikâdýnýn yayýlmasý için gayret eden âlimlerin sapýk ve bozuk fýrka mensuplarýyla olan mücâdele ve münâzaralarýný dinledi. Daha henüz ilim tahsîline baþlamadýðý halde sapýk fýrka mensuplarýyla münâzaralarda bulundu. Katýldýðý münâzaralardaki iknâ kâbiliyeti ve üstün baþarýlarý zamânýnýn büyük âlimlerinin dikkatini çekti. Bir cevher olduðunu anlayan âlimler* onu ilim öðrenmeye teþvik ettiler.
Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe bir gün zamanýn âlimlerinden Þa' bî'nin yanýndan geçiyordu.Þa'bî hazretleri onu yanýna çaðýrýp; "Nereye devâm ediyorsun?" diye sordu. O da; "Çarþýya* pazara devâm ediyorum." dedi. Þa'bî hazretleri; "Hayýr* maksadým o deðil* âlimlerden kimin dersine devâm ediyorsun?" buyurdu. Ýmâm-ý A'zam; "Hiçbirinin dersinde devamlý bulunmuyorum." dedi. Þa'bî hazretleri sözlerine devâm ederek; "Ýlim ile uðraþmayý ve âlimlerle görüþmeyi sakýn ihmâl etme. Ben senin zekî* akýllý ve kâbiliyetli bir genç olduðunu görüyorum." buyurdu. Þa'bî hazretlerinin sözlerinin tesirinde kalan Ýmâm-ý A'zam* çarþýyý pazarý býrakýp ilim yoluna yöneldi. Kûfe'deki âlimlerin ders halkalarýna devâm etmeye baþladý. Þa'bî'nin ilim meclisine devâm edip kelâm ilmi (îmân ve îtikâd ilmi) ile münâzara ilmini tahsil etti. Kýsa zamanda bu ilimlerde ilerleyip parmakla gösterilecek bir dereceye ulaþtý.
Kelâm ilmini öðrenip yüksek dereceye ulaþtýktan sonra Hammâd bin Ebî Süleymân'ýn ders halkasýna katýlarak fýkýh ilmini tahsîle baþladý.
Fýkýh ilmine nasýl baþladýðýný talebesi Ebû Yûsuf ve diðer talebelerinin bir sorusu üzerine þöyle anlatmýþtýr: "Bu* Allahü teâlânýn tevfik ve inâyeti iledir. O'na dâimâ hamdolsun. Ben ilim öðrenmeye baþladýðým zaman bütün ilimleri göz önüne aldým. Her birini kýsým kýsým okudum. Neticesini ve faydalarýný düþündüm. Sonra fýkýh ilmine baktým. Onda âlimler ve fakihler ile bir arada bulunmak* onlar gibi ahlâklý olmak var. Ayný zamanda farzlarý iþlemek* dînin emirlerini yerine getirmek* ibâdet etmek de fýkýhý bilmekle oluyor. Dünyâ ve âhiret onunla kâim... Ýbâdet etmek isteyen onsuz yapamaz. Fýkýh* ilimle ameldir." Ýmâm-ý A'zam* fýkýh ilmini Hammâd bin Ebî Süleymân'dan öðrendi. Onun derslerini tâkib ederken huzûrunda gâyet edepli oturur* söylediði her þeyi ezberlerdi. Hocasý talebelerini müzâkere yoluyla yoklama yapýnca* onun dersleri ezberlediðini görürdü ve benim yanýmda ders halkasýnýn baþýna Nu'mân'dan baþka kimse oturmayacak buyururdu.
Ýmâm-ý A'zam* kelâm* münâzara ve diðer ilimleri öðrenip fýkýh ilmini tahsile baþladýktan sonra* îtikâdî meselelerde insanlarý doðru yoldan ayýran sapýk fýrkalarla mücâdele etti. Hattâ* bu maksatla Hint* Ýran ve Arap yarýmadasýnýn ticâret yollarýnýn birleþtiði Basra'ya da defâlarca gidip* dehrî denilen inkârcýlarla* Þîa* Kaderiye ve diðer bozuk fýrkalara mensup kimselerle uzun münâzaralar yaparak Ehl-i sünnet îtikâdýný yaydý.
Ýmâm-ý A'zam'ýn Hammâd bin Ebî Süleymân'dan ilim tahsîl ettiði sýralardaydý. O zamanki Bizans'ýn hâkim olduðu Anadolu tarafýndan bir dehrî yâni dünyânýn kadîm olduðunu ve bu dünyânýn bir yaratýcýsý olmadýðýný iddiâ eden bir kimse* Ýslâm diyârýna geldi. Anlattýðý birçok aklî delillerle dünyânýn bir yaratýcýsý olmadýðýný söyleyip Allahü teâlânýn varlýðýný inkâr etti. Ýslâmiyeti tam olarak bilmeyen bâzý müslümanlar onun hîlelerine aldanýp Ýslâmiyetten ayrýlmaya baþladý. Dehrî* Ýslâm âlimleriyle münâzara etmek istediðini bildirerek meydan okudu. Ýmâm-ý A'zam hazretlerinin hocasý* dehrî ile münâzara edip onun bozuk fikirlerini çürütmek için karar verdi. Ancak eðer yenilirsem Ýslâm dînine büyük zarar hâsýl olup fesâdý bütün dünyâya yayýlacak diye de endiþe ediyordu. Hammâd bin Ebî Süleymân bu düþüncelerle yataðýna uzanýp uyuduðu zaman rüyâsýnda bir hýnzýrýn (domuzun) gelip* bir aðacýn bütün dallarýný yediðini ve o aðacýn yalnýz gövdesinin kaldýðýný* o anda aðacýn içinden bir arslan yavrusunun çýkýp o hýnzýrý parça parça ettiðini gördü.
Sabah olunca genç talebesi Nûmân bin Sâbit* hocasý Hammâd'ýn rahmetullahi aleyh huzûruna girdi. Hammâd bin Ebî Süleymân müslümanlarý îmândan uzaklaþtýrmaya çalýþan dehrîden ve gördüðü rüyâdan bahsetti. Nûmân bin Sâbit hocasýnýn gerek dehrî sebebiyle* gerekse gördüðü rüyâ sebebiyle üzüntülü ve endiþeli olduðunu gördü. Hocasýna üzüntüsünün sebebini sordu. Hocasý her þeyi anlattý. Genç yaþta olan Ebû Hanîfe hocasýna; "Elhamdülillâhi teâlâ. Rüyâda gördüðünüz domuz* o pis ruhlu dehrîdir. Aðaç da ilim aðacýdýr. Dallarý o dehrînin hile ve tuzaklarýna kapýlan müslümanlardýr. Aðacýn gövdesi sizsiniz. O arslan yavrusu da benim. Allahü teâlânýn yardýmý ile ben onu yenerim." dedi.
Hammâd bin Ebî Süleymân ve Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe münâzara için insanlarýn toplandýklarý meydana gittiler. Dehrî her zamanki gibi kürsüye çýkýp karþýsýna birisinin çýkmasýný istedi. Daha çocuk denecek kadar genç olan Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe onun karþýsýna çýktý. Dehrî Ýmâm-ý A'zam'ý görünce hakâret etmeye baþladý. Ýmâm-ý A'zam; "Hakâreti býrak söyleyeceðini söyle de görüþelim." dedi. Dehrî* Ýmâm'ýn cesâret ve aceleciliðini görünce hayret ederek* ona þöyle dedi: "Var olan þeyin baþlangýcý ve sonu olmamak mümkün müdür?" Ýmâm-ý A'zam þöyle cevap verdi:
"Sayýlarý bilir misin?" Dehrî; "Evet." deyince* Ýmâm-ý A'zam; "Birden önce hangi sayý vardýr?" dedi. Dehrî; "Birden önce bir þey yoktur." dedi. Bunun üzerine Ýmâm-ý A'zam buyurdu ki: "Mecâzî olan bir yâni bir sayýsý sözünden önce bir þey olmayýnca* hakîkî bir olandan önce nasýl bir þey olabilir?" Bu söz üzerine dehrî baþka sorular sormaya baþladý. Aralarýnda þu konuþmalar geçti: Dehrî dedi ki: "Hakîkî bir olanýn yüzü hangi taraftadýr? Çünkü her þey yönlerden yâni sað* sol* ön* arka* üst* alt yönlerinden bir yerde bulunur?" Ebû Hanîfe; "Mumu yakýnca* ýþýðý hangi taraftadýr?" diye sordu. Dehrî; "Mumun ýþýðý her tarafta aynýdýr." dedi. Bunun üzerine Ýmâm-ý A'zam; "Mecâzî olan bir nûrun* ýþýðýn hâli böyle olursa* dâimî ve ebedî olup* eni boyu olmayan* göklerin ve yerlerin nûru olanýn hâli nasýl olur?" buyurdu. Dehrî cevap veremedi.
Dehrî yine dedi ki: "Her var olanýn muhakkak bir yeri vardýr. O'nun yeri neresidir?" Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe biraz süt getirtip; "Bu sütte yað var mýdýr?" buyurdu. Dehrî; "Evet vardýr." dedi. Ebû Hanîfe; "Yað bu sütün neresindedir?" diye sorunca* dehrî; "Hiçbir yerine mahsûs deðildir?" dedi. Ýmâm-ý A'zamEbû Hanîfe hazretleri; "Yok olanýn bir hâli böyle olursa* göklerin ve yerlerin yaratýcýsý dâimî ve ebedî olanýn hâli niçin böyle olmasýn?" buyurdu. Dehrî yine cevap veremedi.
Dehrî son olarak; "Þimdi O ne iþ yapmakla meþgûldür?" diye sordu. Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe hazretleri buyurdu ki: "Sen bana bütün suâlleri kürsüden sordun. Ben hepsine cevap verdim. Þimdi sen oradan bir kerecik inip benim yerime gel* ben kürsüye çýkayým ve oradan cevap vereyim." dedi. Dehrî kürsüden inip Ebû Hanîfe kürsüye çýktý ve; "Allahü teâlâ senin gibi bir müþebbihi yâni Allahü teâlâyý diðer varlýklara benzeten kimseyi kürsüden indirir* benim gibi bir muvahhid yâni Allahü teâlâyý her bakýmdan tek ve bir bilen bir kimseyi kürsüye yükseltir. Þimdi O'nun iþi budur." buyurdu ve Rahmân sûresinin yirmi sekizinci âyet-i kerîmesinin sonunu okudu. Kendi sorduðu sorulara verilen cevaplar karþýsýnda susan ve âciz kalan dehrî* Ýmâm-ý A'zam'a kendine soracaðý sorularýn sorulmasýna tahammül edemeyerek* söyleyecek söz bulamadý.
Ýmâm-ý A'zamEbû Hanîfe hazretleri*Hammâd bin Ebî Süleymân'ýn derslerine yirmi sekiz yýl devâm edip emsalsiz bir dereceye ulaþtý* daha ders aldýðý sýralarda fýkýhta tanýnýp meþhûr oldu. Bu hususta þöyle demiþtir: "Ben ilim ve fýkýh ocaðýnda yetiþtim. Ýlim erbâbýyla berâber bulundum. Fýkýhta en deðerli bir hocaya devâm ettim." Hocasý Hammâd'ýn dersine devâm ettiði sýrada sýk sýk Hicaz'a gidip Mekke ve Medîne'de çoðuTâbiînden olan âlimler ile görüþür* onlardan hadîs rivâyeti dinler ve fýkýh müzâkereleri yapardý. Ýmâm-ý A'zam'ýn hocalarýndan en meþhûru* fýkýh ilminde hocasý olan Hammâd bin Ebî Süleymân'dýr.
Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe hazretlerinin Kûfe'de tahsîl ettiði hocalarýndan bâzýlarý þunlardýr:
Âmir bin Þerâhil eþ-Þa'bî* Süleymân bin Mihrân el-A'meþ* Ebû Ýshak es-Sebîî* Hâkim bin Uteybe* Mansûr bin Mu'temir et-Teymî
Kûfe dýþýnda diðer ilim merkezlerine de giden Ýmâm-ý A'zamEbû Hanîfe hazretleri bâzan bir sene süren seyâhatlerinde Mekke ve Medîne'ye gitti. Bu beldelerin meþhûr âlimleriyle görüþüp onlardan ilim öðrendi. Elli beþ defâ hac yaptý.
Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe hazretlerinin Kûfe dýþýndaki diðer þehirlerde ilim öðrendiði hocalarýndan bâzýlarý da þu zâtlardýr:
Tâbiîn büyüklerindenAmr bin Dînâr el-Cümahî* Ebû Zübeyr Muhammed* Ýbn-i Þihâb ez-Zührî* hazret-i Ebû Bekr'in torunu Kâsým bin Muhammed* Medîne'nin meþhûr âlimlerinden Hiþâm bin Urve ve Yahyâ bin Saîd el-Ensârî* Basra'daki en meþhûr âlimlerden Eyyûb bin ***sân es-Sahtiyânî* Katâde bin Diâme* Bekr bin Abdullah Müzenî.
AyrýcaPeygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem torunlarýndan Zeyd bin Ali'den ve Muhammed Bâkýr'dan da ilim ve mârifet öðrenen Ýmâm-ý A'zam'a* Muhammed Bâkýr hazretleri buyurdu ki: "Ceddimin þerîatini bozanlar çoðaldýðý zaman sen onu canlandýracaksýn* sen korkanlarýn kurtarýcýsý* þaþýranlarýn sýðýnaðý olacaksýn. Þaþýranlarý doðru yola çevireceksin.Allahü teâlâ yardýmcýn olacak."
Eshâb-ý kirâmdan Ýbn-i Abbâs'ýn ilmini Mekke fakîhi Atâ bin Ebî Rebâh ve Ýkrime'den* hazret-i Ömer ve onun oðlu Abdullah'tan nakledilen ilimleri Abdullah bin Ömer'in âzâdlýsý Nâfî'den öðrendi. Böylece* Eshâb-ý kirâmdan Ýbn-i Mes'ûd ve hazret-i Ali'den nakledilen ilimleri de buluþup görüþtüðü Tâbiînden öðrendi. Ýlimde hiç kimseye nasîb olmayan yüksek bir dereceye ulaþtý.
Tasavvuf ilmini de Silsile-i aliyye denilen evliyânýn büyüklerinden olan Câfer-i Sâdýk'tan öðrendi. Onunla sohbet edip feyiz alarak tasavvufta yüksek makâma ulaþtý.
Zâhirî ve mânevî ilimlerde zamânýnýn en büyük âlimi olanÝmâm-ý A'zam bir gün Halîfe Mansûr'un yanýna girdi. Orada bulunan Îsâ bin Mûsâ* Mansûr'a; "Bugün dünyânýn en büyük âlimi bu zâttýr." dedi. Halîfe Mansûr; "Ey Nûmân* bu ilmi kimden aldýn?" diye sorunca; "Hazret-i Ömer'den ilim alanlar vâsýtasýyla hazret-i Ömer'den* hazret-i Ali'den ilim alanlar vâsýtasýyla hazret-i Ali'den* Abdullah bin Mes'ûd'dan ilim alanlar vâsýtasýyla da Abdullah bin Mes'ûd'dan aldým." cevâbýný verdi. Bunun üzerine Halîfe Mansûr; "Sen iþini gâyet saðlam tutmuþsun* ilmi asýl menbaýndan almýþsýn." dedi. Ýmâm-ý A'zam baþta Eshâb-ý kirâmýn büyüklerinin ilim silsilesinden olmak üzere* dört bin kiþiden ilim öðrenip* bütün ilimlerde ve üstünlüklerde en yüksek dereceye ulaþmýþtýr. Þöhreti her yere yayýlýp* zamânýnda bulunan ve sonra gelen bütün müctehidler* âlimler* üstün kimseler hattâ hýristiyanlar bile onu hep medhetmiþ* övmüþtür.
Ýmâm-ý A'zam'ýn hocasýHammâd bin Ebî Süleymân vefât edince* hocasýnýn talebeleri* arkadaþlarý ve halkýn ileri gelenleri* onun yerini dolduracak âlimin* ancak Ýmâm-ý A'zam'ýn olduðunu görerek* ýsrârla hocasýnýn yerine geçmesini istediler. "Ýlmin ölmesini istemem." buyurup* ilim kürsüsüne oturdu. Hocasý Hammâd bin Ebî Süleymân'ýn yerine müftî oldu ve talebe yetiþtirmeðe baþladý.
Ýmâm-ý A'zam* hocasý Hammâd'ýn yerine geçince* ilmi* vakarý* üstün tevâzuu* takvâsý* tatlý sözleri ve güler yüzüyle herkes tarafýndan sevilen ve dînî meselelerde insanlarýn karþýlaþtýklarý zorluklara çare bulan tek mürâcaat kaynaðý oldu. Irak* Horasan* Harezm* Türkistan* Tuharistan* Ýran* Hind* Yemen ve Arabistan'ýn her tarafýndan gruplar hâlinde gelen talebeler* fetvâ isteyenler ve dinleyicilerle etrafý dolup taþýyordu.
Ýmâm-ý A'zamýn meclisinde halk tarafýndan sorulan suâllerin cevaplandýrýlmasý ve talebeler için verilen muntazam dersler olmak üzere iki türlü müzâkere yapýlýrdý. Her gün sabah namazýný* câmide kýlýp öðleye kadar sorulan suâlleri cevaplandýrýr* fetvâ verirdi. Öðleden önce kaylûle yapýp* bir miktâr uyuyup* öðle namazýndan sonra* yatsýya kadar* talebelere ders verirdi. Yatsýdan sonra evine gidip biraz dinlenir* sonra tekrar câmiye gelip sabaha kadar ibâdet ederdi. Sorulan suâllere cevap vermeden önce* mesele açýk olarak müzâkere edilir* talebeleri suâli cevaplandýrmaya çalýþýrdý. Meselenin müzâkeresi bittikten sonra* kendisi yeniden ele alýp gerekli düzeltmeleri yapar ve konuyu iyice izah ve tasvir ettikten sonra cevaplandýrýrdý. Cevaplarý verildikten sonra da fetvâyý bizzat söylemek sûretiyle ve anlaþýlýr ifâdelerle talebelerine yazdýrýrdý. Bu yazýlar daha sonra fýkýh kâideleri hâline gelmiþtir.
Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe'nin baþta gelen talebeleri; Ýmâm-ý Ebû Yûsuf ismiyle meþhûr olanYâkûb binÝbrâhim* Muhammed Þeybânî* Züfer bin Huzeyl* Hasan bin Ziyâd* oðlu Hammâd* Abdullah bin Mübârek* Veki' bin Cerrâh* Ebû Amr Hafs bin Gýyâs* Yahyâ bin Zekeriyyâ* Dâvûd-i Tâî* Esad bin Amr* Âfiyet bin Yezid el-Advî* Kâsým bin Ma'an* Ali bin Müshir* Hibban bin Ali gibi yüzlerce âlimlerdir.
Ýmâm-ý A'zam ticâretle de uðraþýrdý. Talebelerinin ihtiyaçlarýný kendi kazancýndan karþýlardý. Talebelerine son derece þefkatli davranýr* onlarýn ilimde iyi yetiþmeleri için büyük titizlik gösterirdi. Talebelerini o kadar mükemmel yetiþtirmiþti ki* baþkalarýnýn uzun zamanda bulduklarý hükümleri onlar kýsa zamanda bulurdu.Bir defâsýnda onun ders usûlünü ve talebelerini görmek için bir ilim heyeti Kûfe'ye gelmiþti. Aralarýnda Tâbiînin büyüklerinin de bulunduðu bu heyet* onlarýn bu üstünlüðünü* baþarýsýný görerek büyük bir memnuniyetle ayrýlmýþtýr. Ýmâm-ý A'zam talebelerine; "Sizler benim kalbimin sevinci* hüznümün tesellisisiniz." buyururdu.
Gerek ilim meclisine gerek sohbetlerine uzaktan yakýndan gelen pekçok kimse ondan ilim ve mârifet tahsîl ettiler. Sohbetleri sýrasýnda insanlarýn müþküllerini cevaplandýrdýðý gibi gönüllerini ferahlatan nasîhatlerde bulundu. Bir sohbeti sýrasýnda* müminleri sevmekle ilgili olarak buyurdu ki:
Allah bize* insanlarýn mümin olanlarýný sevmemizi* onlara karþý saygý beslememizi ve aslâ kýrýcý olmamamýzý* kalplerinde ne sakladýklarýný bilemeyeceðimizi* hareketlerimizi buna göre ayarlamamýzý emretmiþtir.
Talebesi Yûsuf bin Hâlid es-Semtî bir vazifeye tâyin edilip* Basra'ya giderken* Ebû Hanîfe ona þu tavsiyelerde bulunmuþtur: "Basra'ya vardýðýnda halk seni karþýlayacak* ziyâret ve tebrik edecek. Herkesin deðer ve yerini taný* ileri gelenlere ikrâmda bulun* ilim sâhiplerine hürmet et* yaþlýlara saygý* gençlere sevgi göster* halka yaklaþ* fâsýklardan uzaklaþ* iyilerle düþüp kalk* Sultaný küçümseme* hiç bir kimseyi hafife alma. Ýnsanlýðýnda kusur etme* sýrrýný hiç kimseye açma* iyice yakýnlýk peydâ etmedikçe kimsenin arkadaþlýðýna güvenme* cimri ve alçak insanlarla ahbablýk kurma* kötü olduðunu bildiðin hiç bir þeye ülfet etme!..
Seninle baþkalarý arasýnda bir toplantý akdedilir veya insanlar mescidde etrafýný sarýp aranýzda bâzý meseleler görüþülürse* yahut onlar bu meselelerde senin bildiðinin aksini iddiâ ederlerse onlara hemen muhâlefet etme. Sana bir þey sorulursa ona herkesin bildiði þekilde cevap ver! Sonra bu meselede þu veya bu þekilde görüþ ve delillerin de bulunduðunu söyle. Senin bu türlü açýklamalarýný dinleyen halk* hem senin* hem de baþka türlü düþünenlerin deðerini tanýmýþ olur. Sana* bu görüþ kimindir? diye sorarlarsa* fakihlerin bir kýsmýnýndýr* de. Onlar* verdiðin cevâbý benimserler ve onu sürekli olarak yaparlarsa* senin kadrini daha iyi bilir ve mevkiine daha çok hürmet ederler...
Seni ziyârete gelenlere ilimden bir þey öðret. Bundan faydalansýnlar ve herkes öðrettiðin þeyi belleyip tatbik etsin. Onlara umûmi þeyleri öðret* ince meseleleri açma. Onlara güven ver* bâzan onlarla þakalaþ ve ahbablýk kur. Zîrâ dostluk* ilme devamý saðlar. Bâzan da onlara yemek ikrâm et. Ýhtiyaçlarýný temine çalýþ* deðer ve itibarlarýný iyi taný* kusurlarýný görme. Halka yumuþak muâmele et* müsâmaha göster* hiç bir kimseye karþý býkkýnlýk gösterme; onlardan biri gibi davran."
Haram ve þüphelilerden þiddetle sakýnan Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe hazretleri helal lokma husûsunda buyurdu ki:
"Dînin alýþ-veriþ kýsmýný bilmeyen* haram lokmadan kurtulamaz ve ibâdetlerin sevâbýný bulamaz. Zahmetleri boþa gider* azâba yakalanýr ve çok piþman olur."
Ýmâm-ý A'zam'ýn yaþadýðý devir* Emevîler ve Abbâsîler zamânýna isâbet etmektedir. Ömrünün elli iki yýlýný Emevîler* on sekiz yýlýný da Abbâsîler devrinde geçirdi.Emevî Devletinin son bulup* Abbâsî Devletinin kuruluþuna ve bu arada vukû bulan çeþitli hâdiselere þâhid oldu. Bütün hâdiseler içerisinde Ýmâm-ý A'zam* bir taraftan dîni öðrendi ve öðretti* diðer taraftan da* Ehl-i sünnet îtikâdýnda olan insanlarý* îmândan ayýrmaya çalýþan sapýk ve bozuk fýrkalarda olanlarla mücâdele etti. Bu fýrkalarýn herbiri ile yaptýðý münâzaralarda onlarý kesin delillerle susturuyordu.
Emevîlerin son zamanlarýnda Emevî vâlisi* Ýmâm-ý A'zam'a devlet idâresinde bir vazife vermek istedi ve bu hususta zorladý. Fakat Ýmâm-ý A'zam bâzý sebeplerden dolayý kabûl edemeyeceðini bildirdi. Bunun üzerine hapsedilerek iþkence yapýldý. Daha sonra serbest býrakýlýnca* 747 (H.130) yýlýnda Mekke'ye gidip orada altý yýl kadar kaldý. Mekke'de de talebelere ders ve fetvâ vererek ilmî mütâlaalar yaptý. Abbâsîlerin bir devlet hâline gelip kuvvetlenmesinden sonra Kûfe'ye döndü. Buradaki derslerine ömrünün son yýllarýna kadar devam etti. Otuz yýllýk müddet içinde verdiði derslerinde yetiþen talebelerinin herbiri* o zaman çok geniþlemiþ olan Ýslâm dünyâsýnýn her tarafýna yayýldýlar. Müftîlik* müderrislik* kâdýlýk gibi çeþitli vazifelerle büyük hizmetler yaptýlar. Böylece Peygamber efendimizin bildirdiði yol olan Ehl-i sünnet îtikâdýný ve fýkýh ilmini her tarafa yaydýlar ve bu hususta kýymetli kitaplar yazdýlar. Ýnsanlara doðru yolu gösterip saâdete kavuþturdular. Bu hizmeti kendilerinden sonraki asýrlara da aksettirdiler.
Emevîler devrinde bâzý baský ve iþkenceler gören Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe hazretleri* Abbâsîler devrinin ilk zamanlarýnda ilim öðretmeye ve talebe yetiþtirmeye devâm etti. Abbâsî Devleti içinde de karýþýklýklar ve ayaklanmalar baþ gösterdi. Ýmâm-ý A'zam hazretleri bu karýþýklýklara raðmen ders verme iþini devâm ettirdi. 762 (H.145) senesinde meydana gelen hâdiselerden sonra Abbâsî halîfesi Ebû Câfer Mansûr onuKûfe'den Baðdât'a getirtti. "Mansûr haklý olarak halîfedir* diye herkese bildir." dedi. Buna karþýlýk temyiz mahkemesi reisliðini verdi. Çok zorladý. Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe hazretleri çok takvâ sâhibi olup* dünyâ makamlarýna kýymet vermediðinden kabûl buyurmadý. Mansûr onu habsettirdi. Her gün otuz deðnek vurdurdu. Ýmâm-ý A'zam'ýn mübârek ayaklarýndan kan aktý. Halîfe Mansûr bir ara piþman olup otuz bin akçe gönderdi ise de kabûl buyurmadý. Tekrar hapsedip her gün on deðnek fazla vurdurdu. On birinci günü halkýn hücûmundan korkulup zorla sýrt üstü yatýrýldý. Aðzýna zehirli þerbet döküldü. 767 (H.150) senesinde þehîd edildi. Vefât ettiði anda secdeye kapandý. Vefât haberi duyulduðu her yerde büyük üzüntü ve göz yaþýyla karþýlandý. Cenâzesini Baðdât kâdýsý Hasan bin Ammâre yýkadý. Yýkamayý bitirince þöyle dedi: "Allahü teâlâ sana rahmet eylesin!Otuz senedir gündüzleri oruç tuttun. Kýrk sene gece sýrtýný yataða koyup uyumadýn. En fakihimiz sendin! Ýçimizde en çok ibâdet edenimiz sendin! En iyi sýfatlarý kendinde toplayan sendin!" Cenâzesinin kaldýrýlacaðý sýrada Baðdât halký oraya toplanýp o kadar büyük kalabalýk olmuþtu ki* cenâze namazýný kýlanlar elli bin kiþiden fazla idi. Gelenler çok kalabalýk olduðundan cenâze namazý ikindiye kadar kýlýndý. Altý defâ cenâze namazý kýlýndý. Sonuncusunu oðlu Hammâd kýldýrdý. Baðdât'ta* Hayzeran kabristânýnýn doðusunda defnedildi. Ýnsanlar günlerce kabrinin baþýnda toplanýp ona duâ ettiler. Vefâtýna çok üzüldüler. Ýmâm-ý Þâfiî'nin hocasýnýn hocasý Ýbn-i Cerîhe vefât ettiðini duyunca istirca âyetini (Ýnnâ lillah...) okuyup* "Yâni ilim gitti deseniz ya!" buyurdu. Büyük âlimlerden Þu'be'ye vefât haberi ulaþýnca* o da; "Ýlim ýþýðý söndü* ebediyyen onun gibisini bulamazlar." dedi. Vefâtýndan sonra çok kimseler onu rüyâsýnda görerek ve kabrini ziyâret ederek* þânýnýn yüceliðini dile getiren þeyler anlatmýþlardýr. Ýmâm-ý Þâfiî buyurdu ki: "Ebû Hanîfe ile teberrük ediyorum. Onun kabrini ziyâret edip faydalara kavuþuyorum. Bir ihtiyâcým olunca iki rekât namaz kýlýp* Ebû Hanîfe'nin kabrine gelerek onun yanýndaAllahü teâlâya duâ ediyorum ve duâm hemen kabûl olup isteklerime kavuþuyorum."
"Yüz elli senesinde dünyânýn zîneti gider." hadîs-i þerîfinin de* Ýmâm-ý A'zam için olduðunu Ýslâm âlimleri bildirmiþtir. Çünkü o târihte Ýmâm-ý A'zam gibi bir büyük vefât etmemiþti. Mezhebi* Ýslâm âleminin büyük bir kýsmýna yayýldý. Selçuklu Sultaný Melikþah'ýn vezirlerinden Ebû Sa'd-i Harezmî* Ýmâm-ý A'zam'ýn kabri üzerine mükemmel bir türbe ve çevresinde bir medrese yaptýrdý. Sonra Osmanlý pâdiþâhlarý bu türbeyi defâlarca tâmir ettirdi.
Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe hazretleri ulûm-ý âliyye denilen yüksek din ilimlerinde en üstün derecede âlim idi. Kelâm ilminde ve îtikâd bilgilerinde Ehl-i sünnetin reisidir. Tefsîr ilminde müfessirlerin baþý* üstâdý derecesindeydi. Hadîs ilminde ise büyük bir muhaddis ve derin ilim sâhibiydi.
Ýmâm-ý Þâfiî hazretleri; "Fýkýh ilminde mütehassýs olmak isteyen* Ebû Hanîfe'nin kitaplarýný okusun." buyururdu. Abdullah bin Mübârek de; "Fýkýh ilminde Ebû Hanîfe gibi mütehassýs birini görmedim." buyurdu.
Büyük âlim Mis'ar* Ebû Hanîfe'nin karþýsýnda diz çökerek* bilmediklerini sorar öðrenirdi. "Bin âlimden ders aldým. Fakat* Ebû Hanîfe'yi görmeseydim* Yunan felsefesinin bataklýðýna kayacaktým." demiþtir. Ebû Yûsuf buyuruyor ki: "Hadîs ilminde Ebû Hanîfe gibi derin bilgi sâhibi birini görmedim. Hadîs-i þerîfleri açýklamakta onun gibi bir âlim yoktur." Büyük âlim ve müctehid Süfyân-ý Sevrî buyuruyor ki: "Bizler* Ebû Hanîfe'nin yanýnda* doðan kuþu yanýndaki serçeler gibiydik* Ebû Hanîfe* âlimlerin önderidir."
Âli bin Âsým diyor ki: "Ebû Hanîfe'nin ilmi* zamânýndaki âlimlerin ilimlerinin toplamý ile ölçülse* Ebû Hanîfe'nin ilmi fazla gelir."
Büyük hadîs âlimi A'meþ* Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe'den birçok mesele sordu. Ýmâm-ý A'zam* suâllerinin herbiri için hadîs-i þerîfler okuyarak cevap verdi. A'meþ* Ýmâm-ý A'zam'ýn hadîs ilmindeki derin bilgisini görünce* "Ey fýkýh âlimleri! Sizler mütehassýs tabîb* biz hadîs âlimleri ise* eczâcý gibiyiz! Hadîsleri ve bunlarý rivâyet edenleri biz söyleriz. Bizim söylediklerimizin mânâlarýný siz anlarsýnýz!" dedi. "Ubeydullah bin Amr* büyük hadîs âlimi A'meþ'in yanýndaydý. Birisi gelip* birþey sordu. A'meþ bunun cevâbýný düþünmeðe baþladý. O esnâda* Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe geldi. A'meþ* bu suâli Ýmâm'a sorup cevâbýný istedi. Ýmâm-ýA'zam hemen geniþ cevap verdi. A'meþ* bu cevâba hayran olup* yâ Ýmâm! Bunu hangi hadîsden çýkardýn dedi. Ýmâm-ý A'zam* bir hadîs-i þerîf okuyup* bundan çýkardým. Bunu senden iþitmiþtim dedi. Ýmâm-ý Buhârî* üç yüz bin hadîs ezberlemiþti. Bunlardan yalnýz on iki bin kadarýný kitaplarýna yazdý. Çünkü; "Benim söylemediðimi hadîs olarak bildiren* Cehennem'de çok acý azap görecektir." hadîs-i þerîfinin dehþetinden çok korkardý.
Ýmâm-ý A'zam Ebû Hanîfe'nin verâ ve takvâsý daha çok olduðundan* hadîs nakledebilmesi için çok aðýr þartlar koymuþtu. Ancak bu þartlarýn bulunduðu hadîs-i þerîfi naklederdi."
Ýmâm-ý A'zam* Ýslâmiyeti; îmân* amel ve ahlâk esaslarý olarak bir bütün hâlinde insanlara yeniden duyurmuþ* þüphesi ve bozuk bir düþüncesi olanlara cevaplar vermiþ* müslümanlarý çeþitli fitne ve propagandalarla zaafa düþürmek* parçalamak ve böylece Ýslâm dînini yýkabilmek ümidine kapýlanlarý hüsrâna uðratmýþ* önce îtikâdda birlik ve berâberliði saðlamýþ; ibâdetlerde* günlük iþlerdeAllahü teâlânýn rýzâsýna uygun bir hareket tarzýnýn esaslarýný ve þeklini tesbit etmiþtir. Böylece* ikinci hicrî asrýn müceddidi (dînin yeniden yayýcýsý) ünvanýný almýþtýr.
Hadîs-i þerîfte; "Îmân Süreyya yýldýzýna çýksa* Fârisoðullarýndan biri elbette alýp getirir." buyruldu. Ýslâm âlimleri* bu hadîs-i þerîfin Ýmâm-ý A'zam hakkýnda olduðunu bildirmiþtir. Yine Buhârî ve Müslim'de bildirilen bir hadîs-i þerîfte; "Ýnsanlarýn en hayýrlýsý* benim asrýmda bulunan müslümanlardýr (Yâni Eshâb-ý kirâmdýr). Onlardan sonra en iyileri* onlardan sonra gelenlerdir (yâni Tâbiîndir). Onlardan sonra da onlardan sonra gelenlerdir... (yâni Tebe-i tâbiîndir)" buyruldu. Ýmâm-ý A'zam da* bu hadîs-i þerîfle müjdelenen tâbiînden ve onlarýn da en üstünlerinden biridir. Hayrât-ül-Hisan* Mevdû'ât-ül Ulûm ve Dürrül-Muhtâr'da yazýlý hadîs-i þerîflerde buyruldu ki: "Âdem (aleyhisselâm) benimle öðündüðü gibi ben de ümmetimden bir kimse ile öðünürüm. Ýsmi Nu'mân* künyesi Ebû Hanîfe'dir. O* ümmetimin ýþýðýdýr."
"Peygamberler benimle öðündükleri gibi ben de Ebû Hanîfe ile öðünürüm. Onu seven beni sevmiþ olur. Onu sevmeyen beni sevmemiþ olur."
"Ümmetimden biri* þerîatimi canlandýrýr. Bid'atleri öldürür. Adý Nu'mân bin Sâbit'tir."


Teþekkur:
Beðeni: 


Alýntý

Yer imleri