Hayat ne kadar zor deðil mi? Kavgalar, tartýþmalar, küskünlükler, anlaþmazlýklar, ölümler, hastalýklar, krizler ve daha neler neler. Tam iþleri yoluna koyduk diyoruz, ani bir sürpriz ve yeniden zorluklar karþýmýzda. Bir büyük düþünür bu gerçeði þöyle ifade ediyor: “Dünya bir üzüm verir, sonrasýnda ise kýrk tokat vurur.” Dünyalý olmanýn, insan olmanýn gereði elem ve neþe sarkacýnda gidip gelmek sanki.



Acýsýz ve elemsiz bir hayat düþüncesi hastalýklý bir düþünce bence. Hayatýmda elem olmasýn diye çýrpýnanlar daha çok eleme giriftar oluyorlar ÇÜNKÜ. Þu gerçeði sanýrým hep akýlda tutmak gerekiyor: “Hayat, acý ve tatlýsýyla güzel.”



Hakan, bir banka memuruydu. Rutin bir iþi vardý. Yaptýðý iþ ona lezzet vermiyordu. Yaþadýðý hayat ona göre çok sýkýcýydý. Evliliði de sýradanlaþmýþtý. Yeni doðan bebeði bile onu bunaltýyordu. Zaten yorgun argýn geldiði evde aðlayan bir çocuk sesini kaldýramýyordu. Haberler hep olumsuzluklardan bahsediyordu. Bu sýkýcý durumdan bir an olsun kurtulmak için izin almýþ ve ailecek tatile çýkmýþtý. Dört yýldýzlý bir otelde kalmýþlardý. Ancak o tatilden de mutlu dönmemiþti. Tatildeki bir garsonun saygýsýzlýðý, odasýnda çýkan birkaç teknik problem tatili ona zehir etmeye yetmiþti.



Mutsuzdu. Çünkü ona göre hayat hep aksilikleri önüne çýkarýyordu. Bana göre mi? Bana göre hayat bir çok kiþiye sunmadýðý güzellikleri ona sunmuþtu. Herkese yaptýðý sürprizleri ona da yapýyordu. Mutsuzluðunun tek nedeni kendisiydi. Çünkü onu mutlu edecek sürprizleri ýskalýyor ya da önemsemiyordu. Gözünü olumsuzluklara dikmiþti. Elinde olan deðil olmayana odaklanmýþtý. Yeni doðan bebeðinin gülücükleri, yaptýðý deniz sefasý, eþi ile gittiði sinemalar, iþyerindeki arkadaþlarýyla olan tatlý sohbetleri, düzenli olarak aldýðý maaþý sanki hiç yokmuþ gibiydi. Aslýnda vardý da Hakan için sýradanlaþmýþtý bunlar.



Evet, sanýrým anahtar kelime bu: Sýradanlaþmak. Bizi mutlu edecek noktalar bir süre sonra gözümüzde sýradanlaþýyor. Elimizde olduðu için bizi mutlu etmiyor. Mutluluðu yakalamak için bu sýradanlýk perdesini yýrtmak ve hayata yeni bir gözle bakmak gerekiyor. Sorun bakýþ açýmýzda.



Terapide ilk iþimiz Hakan’ýn bu sorunlu bakýþýnýn farkýna varmasýný saðlamaktý. Kýsa sürede bunu baþardýk. Sonrasýnda ise küçük mutluluklarý fark edip onlarýn mutluluðunu yaþamak vardý. Bu süreçte Hakan’a meþhur hikâyeyi anlattým:



Bir gün, bir bilge iki çocuðunu yanýna alarak ormanda gezintiye çýkar. Aradan biraz zaman geçtikten sonra küçük olan çocuk yorulmaya baþlar ve babasýna dönerek:

“Babacýðým çok yoruldum, beni kucaðýna alýr mýsýn?” der.

Babasýndan “Artýk sen kucakta taþýnamayacak kadar büyüdün” cevabýný alan çocuk, hýçkýra hýçkýra aðlamaya baþlar. Bilge tek kelime bile etmeden etrafýna bakýnýr ve yakýndaki kuru bir aðaçtan bir çubuk kesip yontar ve çocuðuna uzatýr:

- Al bakalým, sana güzel bir at. Bu seni taþýr hem daha hýzlý götürür.

Çocuk, dal parçasýndan yapýlmýþ ata sevinçle biner ve gülerek koþmaya baþlar. Küçük oðlunun kuru bir dal parçasý sayesinde yorgunluðunu unutarak canlanmasýný gören baba, olan biteni hayretler içinde izleyen kýzýna döner ve:

- Ýþte, hayat budur kýzým. Bazen kendini çok yorgun hissedebilirsin. Böyle olduðunda, kendine deðnekten bir at bul ve yoluna devam et. Bu at, yerine göre bir arkadaþ, bir þarký, bir umut, bir dua, bir çiçek, bir özlem, bir hayal ya da küçük bir çocuðun tebessümü olabilir.



Evet, kabul ediyorum hayat yorucu. Ayakta kalmak, koþmak ve didinmek zorundayýz. Zorluklara raðmen yürümeye ve ilerlemeye mecburuz. Nasýl mý? Tutunacaðýmýz küçük mutluluklar bulup yolumuza devam ederek. Sýradanlýk perdesini yýrtýp hayata yeniden bakarak.



Bu perdeyi þimdi ama þimdi yýrtýn lütfen. Þöyle çevrenize bir göz gezdirin. Ama sanki ilk defa göz gezdirir gibi. Bulunduðunuz odaya ilk defa girmiþ gibi. Uzun zamandýr fark etmediðiniz, ama sizi mutluluða davet eden bir davetçi kesinlikle göreceksiniz.