Kur'ân-ý kerîm'de ismi bildirilen peygamberlerden, ülülazm adý verilen altý peygamberden biri olup, Keldânî kavmine gönderilmiþtir. Peygambber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra peygamberlerin ve insanlarýn en üstünüdür. Allahü teâlâ ona Halîlim (dostum) buyurduðu için Halîlullah veya Halîlürrâhmân olarak bilinir. Babasý mümin olan Târûh olup, annesi Emine'dir. Ýbrâhim aleyhisselâm, peygamber efendimizin dedelerindendir. Çünkü, ilk oðlu Ýsmâil aleyhisselâm Araplarýn, ikinci oðlu Ýshâk aleyhisselâm da Ýsrâiloðullarýnýn ceddi yâni dedesidir. Keldâni memleketi olan Bâbil'in doðu tarafýnda ve Dicle ile Fýrat nehirleri arasýndaki bölgede doðdu. Yüz yetmiþ beþ yaþýndayken Kudüs'te vefât etti.
Ýbrâhim aleyhisselâma annesi Emîle veya Ûþâ hâmileyken, babasý Târûh vefât etti. Annesi, amcasý olan Âzer ile evlendi.
Âzer üvey babasý ve amcasý olup putperestti. Geçimini put yapýp satarak temin ederdi
Tefsir âlimleri, En'âm sûresinin Âzer'in ismi geçen 14. âyetini tefsir ederken, Âzer'in hazret-i Ýbrâhim'in amcasý ve üvey babasý olduðunu açýkça belirtmiþlerdir. Zîrâ, Peygamberimizin baba ve dedeleri Âdem aleyhisselâmdan beri hep mümindi. Kur'ân-ý kerîm'de meâlen;" Sen, yani senin nûrun, hep secde edenlerden dolaþtýrýlýp, sana ulaþmýþtýr. " (Þu'arâ sûresi: 219) buyrulmaktadýr. Ehl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerîmeyi tefsir ederken, Peygamberimizin bütün ana ve babalarýnýn, mümin olduðunu anlamýþlardýr. Abdullah ibni Abbâs'ýn bildirdiði hadîs-i þerîfte de: "Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadý. Allahü teâlâ, beni temiz babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimin iki oðlu olsaydý, ben bunlarýn en hayýrlýsýnda, en iyisinde bulunurdum. "buyuruldu.
Âyet-i kerîme ve hadîs-i þerîflerden anlaþýldýðý ve binlerce Ýslâm kitâbýnda yazýldýðý üzere Peygamber efendimizin analarý ve babalarý arasýnda bulunmakla þereflenen bahtiyarlarýn hepsi, zamanlarýnýn ve memleketlerinin en asîl, en þerefli, en güzel ve en temiz kimseleriydi. Hepsi de aziz ve muhteremdiler. Ýbrâhim aleyhisselâmýn babasý Târûh da böylece mümin, yani inanmýþtý. Kötü ahlâktan, âdî ve çirkin sýfatlardan uzaktý.
Nûh aleyhisselâmdan çok sonra Bâbil'de hüküm süren, yýldýzlara ve putlara tapan Keldâni kavminin o devirdeki kralý olan Nemrûd, insanlarý kendine ve putlara taptýrýyordu. Bir gece gördüðü rüyâyý, mineccimler;"Doðacak bir erkek çocuðun yeni bir din getireceði ve onun saltanatýný yýkacaðý. " þeklinde tâbir edince, Nemrûd yeni doðan erkek çocuklarýn öldürülmelerini ve hâmile kadýnlarýn hapsedilmelerini emretti. O sýrada hazret-i Ýbrâhim'e hâmile olan annesi, amcasý Âzer'le evliydi. Görünüþte hâmileliði belli olmadýðý için fark edemediler, kocasýna da;"Çocuk doðunca oðlan olursa, kendi elinle Nemrûd'a teslim eder mükâfât alýrsýn"dedi. Annesi zamaný gelince de þehir dýþýnda bir maðarada doðum yaptý ve Âzer'e çocuðun doðup öldüðünü söyledi. Oðlunu maðarada gizledi ve orada büyüttü. Yanýna gittiðinde onu parmaðýný emerken bulur ve doymuþ görürdü. Parmaklarýndan süt ve bal gelirdi. Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâmý göndererek bu gýdâlarý Cennet'ten parmaklarýna akýtýrdý.
Ýbrâhim aleyhisselâm büyüyüp, maðaradan çýkýnca, güneþe, aya, yýldýzlara ve kâinâta bakarak bunlarý yaratanýn eþi ve benzeri olmayan bir yaratýcýnýn olduðunu anladý. Keldâni kavmine gelerek, taptýklarý putlarýn ve yýldýzlarýn ilâh olmadýðýný, anlayabilecekleri açýk delillerle anlattý. Bâbil halký çocuk yaþta olan ve putlarýna karþý çýkan hazret-i Ýbrâhim'i üvey babasý Âzer'e þikâyet ettiler. Âzer, Ýbrâhim aleyhisselâmý azarlayarak bu iþten vazgeçmesini istediyse de Ýbrâhim aleyhisselâm onun sözlerine hiç aldýrmayýp;"Benden delil isteyin göstereyim. Bana hidâyet veren, doðru yolu gösteren Allahü teâlâ beni sizden ayýrdý. Sizin içinde bulunduðunuz sapýklýða düþürmedi. Sizi ve putlarýnýzý sevmiyorum. " dedi. Putlara tapmanýn mânâsýz olduðunu Âzer'e de söyledi. Âzer hiddetlenip Ýbrâhim aleyhisselâmýn yanýndan uzaklaþmasýný istedi.
Genç yaþtayken Keldânî kavmine peygamber olarak gönderilen ve kendisine on sayfa (forma) kitap verilen Ýbrâhim aleyhisselâm, Allahü teâlânýn emriyle büyük-küçük herkesi Allahü teâlâya îmân etmeye çaðýrdý. Ýnsanlara topluca ve açýk bir tebliðde bulunmayý, putlarýn mânâsýz ve âcizliðini, onlara tapmanýn sapýklýk olduðunu gâyet açýk bir þekilde göstermek istedi. O zaman Keldânî kavmi, bir gün bayram yapmak üzere bir yere toplandý. Onlar gittiði zaman Ýbrâhim aleyhisselâmýn üvey babasý ve puthânenin bekçisi olan Âzer onu da bayram yerine gitmeye zorladý. Ýbrâhim aleyhisselâm hasta olduðunu söyleyerek gitmedi. Ýnsanlar bayram yerinde toplandýklarý zaman, yetmiþ kadar putun bulunduðu puthâneye girdi. Getirdiði bir balta ile bütün putlarý kýrýp. parça parça etti. Sadece en iri putu kýrmadý ve baltayý bunun boynuna asarak, oradan uzaklaþtý. Keldânî kavmi bayramdan dönünce, puthâneye girip, putlarýn kýrýlýp parça parça edildiðini görüp, þaþýrdýlar. Bunu kim yaptý, diye baðýrmaya baþladýlar. Bu iþi, Ýbrâhim yapmýþtýr, diyerek onu yakalayýp halkýn önünde sorguladýlar. " Ey Ýbrâhim! Putlarýmýzý sen mi kýrdýn?" deyince, Ýbrâhim aleyhisselâm, bu iþi olsa olsa;" Ben varken bu küçük putlara niçin tapýyorlar!" diyen þu iri put yapmýþtýr, demiþtir. "Siz ona sorunuz. " deyince, putperestler;" Putlar konuþmaz ki, sen bize ona sor diyorsun!" dediler. Bunun üzerine Ýbrâhim aleyhisselâm;"O hâlde daha kendilerini kýrýlmaktan kurtaramayan, size hiçbir faydasý olmayan bu putlara ilâh diyerek niçin tapýyorsunuz?Hâlâ akýllanmayacak mýsýnýz?Size ve bu taptýðýnýz putlara yazýklar olsun!" dedi. Putlarýný Ýbrâhim aleyhisselâmýn kýrdýðýný anlayan Keldânî kavmi, onu hapsettiler. Durumu da ýlâhlýk iddiâsýnda bulunan krallarý Nemrûd'a bildirdiler.
Nemrûd, Ýbrâhim aleyhisselâmý yanýna getirmelerini emretti. Ýbrâhim aleyhisselâm Nemrûd'u Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet etti. Nemrûd, bunu reddettiði gibi, Ýbrâhim aleyhisselâmýn kendisine secde etmesini istedi. Secde etmeyince, hapsettirdi ve ateþte yakýlmasýný emretti. Günlerce yýðýlan odunlar ateþlendi. Þiddetinden yanýna yaklaþamadýklarý ateþe hazret-i Ýbrâhim'i mancýnýkla attýlar. Ateþe atýlýrken;"Hasbiyallah ve ni-mel vekil", yani "Bana Allah'ým yetiþir. O ne iyi vekildir, yardýmcýdýr. " dedi. ateþe düþerken Cebrâil aleyhisselâm gelip;"Bir dileðin var mý?diye sorunca;"Var, fakat sana deðil, Rabbim beni görüyor, biliyor. " dedi. Onun bu hâli Kur'ân-ý kerîm'de övülüyor ve;"Sözünün eri olan Ýbrâhim. " buyruluyor. Allahü teâlâ, Kur'ân-ý kerîm'de meâlen ateþe; "Ey ateþ! Ýbrâhim'e karþý serin ve selâmette ol!" (Enbiyâ sûresi: 69) diye emretti. Ateþin içi yemyeþil bir bahçe kesildi. Cebrâil aleyhisselâm da kendisine arkadaþ oldu. Cennet'ten gömlek ve yaygý getirdi ve onu Cennet nîmetleri ile doyurdu. Ateþte yedi gün kaldýðý rivâyet edilir. Ateþ sönünce mûcizeyi gözleriyle görenlerden kardeþi Haran, amcasýnýn kýzý ve sonra hanýmý olan hazret-i Sâre ve bâzý kimseler îmân ettiler. Ýbrâhim aleyhisselâm ateþten kurtulduktan sonra Keldâni kavmini bir müddet daha îmâna dâvet etti. Fakat zâlim Nemrûd ve putperest ahâli küfürlerinden vazgeçmediler. Allahü teâlâ, Nemrûd ve kavmine sivrisinekleri musallat etti. Sinekler onlarýn kanlarýný emdiler ve kuru kemik hâline getirdiler. Sineklerden birisi de Nemrûd'un burnundan girip beynine yerleþti. Uzun zaman azap ve ýztýrap verdi. Hattâ baþýný tokmakla döðdüre döðdüre öldü. Allahü teâlâ, tanrýlýk iddiâ eden Nemrûd'u en âciz mahlûklarýndan birisi olan sivrisinekle cezalandýrdý.
Ýbrâhim aleyhisselâm Allahü teâlânýn emriyle Bâbil'den Harrân'a (Urfa'nýn güneyinde bir yer) hicret etti. Bu yolculukta kardeþinin oðlu Lût aleyhisselâm, hanýmý Sâre Hâtun ve diðer inananlar da bulundular. Harrân'da bir müddet kaldýktan sonra, Þam'a, oradan da Mýsýr'a gitmek üzere yola çýktý. Bu yolculuk esnâsýnda kardeþinin oðlu Lût aleyhisselâmýn Sedûm bölgesi ahâlisinde peygamber olarak vazîfelendirildiði bildirildi. Lût aleyhisselâmýn Sedûm'a hareketinden sonra, Mýsýr'a giden Ýbrâhim aleyhisselâm rivâyete göre bu sýrada otuzsekiz yaþýndaydý.
Mýsýr'a gittiði sýrada Sinan bin Ulvan adlý zâlim bir Firavun vardý. Ýbrâhim aleyhisselâm ve hanýmý hazret-i Sâre'nin Mýsýr'a geldiðini haber alan Firavun, zorbalýk yaparak Sâre'yi almak istedi. Bu zâlim hükümdâr hazret-i Sâre'yi sarayýna çaðýrttý. Ona musallat olmak isteyince nefesi kesilip elleri ve ayaklarý tutmaz hâle geldi. Bu hâline piþman olup, musallat olmaktan vaz geçti. Hazret-i Sâre'den, onun düþtüðü fecî hâlden kurtulmasý için duâ etmesini istedi. Hazret-i Sâre, hükümdârý bu kadýn öldürdü, diye suçlanmasýndan korktuðu için, duâ etti. Tekrar eski hâline dönen Firavun, Hacer adýnda bir câriyeyi hazret-i Sâre'ye hediye etti. Bu hâdiseden sonra Ýbrâhim aleyhisselâm hanýmý Sâre ve hediye edilen Hacer Hâtunla birlikte Mýsýr'dan ayrýlýp, Filistin'e gitti. Filistin topraklarýnda ýssýz ve kupkuru bir yer olan Sebû'ya yerleþti. Bir müddet burada kaldý. Zamanla çok mala kavuþtu. Yarým milyonu sýðýr olmak üzere, davarlarý vâdileri ve ovalarý doldurdu. Çok zengin oldu. Sebû denilen yere sonradan gelip yerleþen insanlarýn Ýbrâhim aleyhisselâmý incitmeleri üzerine oradan ayrýlýp, Þam tarafýnda Kýst adlý yere göçtü. Çok cömert olan Ýbrâhim aleyhisselâm insanlara çok ikrâmlarda bulunurdu.
Ýbrâhim aleyhisselâm, çocuðu olmadýðý için hanýmý hazret-i Sâre'nin isteði ve izniyle hazret-i Hacer'le evlendi. Bu evlilikten Ýsmâil aleyhisselâm doðdu. Muhammed aleyhisselâmýn nûru hazret-i Hacer vâsýtasýyle Ýsmâil aleyhisselâma intikâl ettiði için, hazret-i Sâre'nin kalbinde hazret-i Hacer'e karþý gayret hâsýl oldu. Ýbrâhim aleyhisselâm, hazret-i Sâre'yi üzmemek için Allahü teâlânýn emriyle hazret-i Hacer ve oðlu Ýsmâil'i (aleyhisselâm) yanýna alarak, o zamanlar ýssýz ve susuz bir yer olan Mekke'ye götürdü. Onlarý oraya býrakýp, Þam diyârýna geri döndü. Hacer annemiz ve oðlu Ýsmâil aleyhisselâm oradayken, mübârek Zemzem suyu yerden fýþkýrarak çýktý.
Ýbrâhim aleyhisselâm, daha önce bir oðlum olursa, Allah yoluna kurban edeceðim, diye adakta bulunmuþtu. Ýbrâhim aleyhisselâm, hazret-i Hacer ve oðlu Ýsmâil aleyhisselâmý ziyâret için Mekke'ye geldiði sýrada, üç gün üst üste gördüðü bir rüyâ üzerine Ýsmâil aleyhisselâmý kurban etmek istedi. Tam kurban etmek üzereyken, Allahü teâlâ Ýbrâhim aleyhisselâma rüyâsýnda sadâkat (baðlýlýk) gösterdiðini bildirerek kurbanlýk bir koç ihsân etti. Böylece Ýsmâil aleyhisselâm, kurban edilmekten kurtuldu. Allahü teâlâ, Ýbrâhim aleyhisselâma ihtiyar yaþýnda hazret-i Sâre'den Ýshâk isimli oðlunu ihsân etti. Ýbrâhim aleyhisselâm bir kaç defa hazret-i Hacer'i ve oðlu Ýsmâil aleyhisselâmý ziyâret etti. Bir defâsýnda oðlu Ýsmâil ile birlikte Beytullah'ý (Kâbe-i muazzamayý) inþâ etti. Cennet yâkutlarýndan Hacer-ül-Esved adlý siyah taþý Cebrâil aleyhisselâmýn bildirmesiyle alarak, Kâbe-i muazzamanýn duvarýna yerleþtirdi. Kâbe duvarýný örerken, þimdi Makâm-ý Ýbrâhim denilen taþýn üzerine bastý. Kâbe'yi yapýp bitirince, Allahü teâlânýn Cebrâil aleyhisselâm aracýlýðýyla bildirdiði gibi, Ýsmâil aleyhisselâm ve Mekke'de yerleþmiþ olan Cürhümlülerle birlikte hac ibâdetini yaptý.
Ýsmâil aleyhisselâmla haccýn rükünlerini yerine getirdikten sonra, oðluna Kâbe'ye bakmasýna ve onu korumasý için tenbihte bulundu. Þam'a gitmek istedi. Gitmeden önce Arafat'a çýkýp, Ýsmâil aleyhisselâmýn evlâdýna duâ etti ve Þam'a döndü. Ertesi sene hac mevsiminde hanýmý hazret-i Sâre ve oðlu Ýshâk aleyhisselâmý da alarak Mekke'ye geldi. Hac ibâdetini yaptýktan sonra, birlikte Þam'a döndüler.
Ýbrâhim aleyhisselâm, vefât etmeden önce oðlu hazret-i Ýsmâil'e þu vasiyette bulundu: "Ey oðlum!Alnýnda parlayan bu nûr, son peygamber Muhammed aleyhisselâmýn nûrudur. Bütün baba ve dedelerimizin vasiyeti, bu nûru iyi muhâfaza edip, ehline teslim etmektir. Bu mübârek nûru iyi muhâfaza et. Nikâhlý, afîf ve temiz kadýnlara teslim eyle. Evlâdýna da böyle vasiyette bulun. "dedi. Yüz yetmiþ beþ yaþýnda hazret-i Hacer ve hazret-i Sâre'den sonra Kudüs'te vefât etti. Kudüs civârýnda Habrun kasabasýnda bir maðaraya defnedildi. Bu kasaba, Ýbrâhim aleyhisselâmýn Halîl (Allahü teâlânýn dostu) ismine izâfeten Halîlurrahmân ismiyle meþhurdur. Hazret-i Lût, hazret-i Ýshâk ve hazret-i Yâkûb ile pekçok peygamberin bu beldede bulunduðu rivâyet edilir. Müslüman hükümdârlar oradaki mescitleri ve türbeleri kendi devirlerinde tâmir ettirmiþlerdir. Halîlurrahmân'daki mescit ve türbeleri ise son olarak Osmanlý Sultâný Ýkinci Abdülhâmid Han tâmir ettirmiþtir.
Ýbrâhim aleyhisselâm ülülazm peygamberlerin ikincisi olup, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra bütün peygamberlerden ve resûllerden üstündür. Ýbrâhim aleyhisselâmdan sonra gelen bütün peygamberler onun neslindendir.
Allahü teâlâ hazret-i Ýbrâhim'i ilâhî sýrlara vâkýf kýldý ve onu, ateþe atýldýðýnda nefsiyle, oðlu hazret-i Ýsmâil'i Allah için kurban etmesini bildirip evlâdý ile malý ile imtihân etti. Malý ile imtihân edilmesi þöyle olmuþtur: O kadar zengindi ki, sadece sýðýrlarý yarým milyon olup, davarlarý, ovalarý ve vâdileri dolduruyordu. Cebrâil aleyhisselâm insan sûretinde gelip;"Ya Ýbrâhim, bu sürüler kimindir?" deyince;"Allah'ýndýr fakat benim elimde emânettir. Allahü teâlâyý tesbih et, ismini an, onu zikret, bu sürülerin hepsi senin olsun. " diyerek bütün malýný baðýþladý. Cebrâil aleyhisselâm kendini tanýtýnca, hazret-i Ýbrâhim;"Ben Allah için baðýþladýðýmý geri alamam. " diyerek bütün malýný satýp, Allah yolunda sarf etti.
Hazret-i Ýbrâhim kendisine nâzil olan (indirilen) emir ve yasaklarý tamâmen halka bildirdi. Allah'tan baþka þeylere tapmanýn bâtýl (geçersiz) olduðunu çok açýk bir þekilde anlattý. Þirke (Allah'a ortak koþma) yol açacak kapýlarýn hepsini kapattý.
Çocukluðundan ölümüne kadar hak din üzere olduðundan ve insanlara dîni bildirdiðinden dolayý, onun milletine iþâret için Kur'ân-ý kerîmde "Hanîfen" (hak din üzere bulunanlar) diye zikredilmiþtir. Hazret-i Ýbrâhim'in husûsiyetleri Kur'ân-ý kerîmde Nahl sûresi 120, 121, 122. âyetlerde bildirilmektedir. Misâfirperverliði ve cömertliði dillerde dolaþýrdý. Misâfir olmayýnca yemek yemez, bir misâfir bulmak için uzaklara giderdi. Bu vasfýndan dolayý ona Ebû'd-Düyûf (misâfirler babasý) adý verilmiþti. Kýblesi Kâbe idi. Namaza durduðu zaman kalbinin coþmasý, hýþýrtýsý çok uzaklardan duyulurdu.
Ýbrâhim Aleyhisselâmýn Mûcizeleri
1. Ýbrâhim aleyhisselâmýn mübârek vücûduna ateþ tesir etmedi. Nemrûd onu ateþe attýðýnda Allahü teâlâ;"Ey ateþ! Ýbrâhim üzerine serin ve selâmet ol!" buyurunca ateþ onu yakmadý.
2. Cansýz olan, parça parça edilmiþ ve parçalarý ayrý ayrý yerlere konmuþ olan kuþlar (dört kuþ), Ýbrâhim aleyhisselâmýn çaðýrmasý üzere yeniden dirilmiþlerdir.
3. Ýbrâhim aleyhisselâmýn mûcizesi ile taþlar kömür gibi yanmýþtýr. Rivâyete göre Ýbrâhim aleyhisselâm Þam tarafýna hicret ettiðinde çayýrlýk, çimenlik bir yerde konaklamýþtý. Orada yakacak hiçbir þey bulamayan, bulduklarý az bir þeyle ihtiyaçlarýný karþýlayamayan ahâli, durumlarýný Ýbrâhim aleyhisselâma anlattý. Ýbrâhim aleyhisselâm taþlarý toplattý ve kömür gibi yaktý. Bu mûcizeyi gören pekçok kimse îmân etti.
4. Bâzan yýrtýcý ve yabânî hayvanlar Ýbrâhim aleyhisselâmla beraber giderler ve dile gelerek gâyet açýk bir þekilde onunla konuþurlardý. Bir defâsýnda, hanýmý hazret-i Hacer ve oðlu Ýsmâil'le görüþmek ve onlarý ziyâret etmek için Mekke'ye gitmiþti. Þam'a geri dönüþünde birçok yabânî hayvan, Ýbrâhim aleyhisselâm ile berâber yürüyüp, onunla açýkça konuþtular.
5. Ýbrâhim aleyhisselâm duvarlarýn ve daðlarýn arkasýný da görürdü. Bu mûcizesi Mýsýr'a gittiðinde zevcesi hazret-i Sâre'ye musallat olmak isteyen zamânýn kralý Firavun, hazret-i Sâre'yi sarayýna alýnca, Ýbrâhim aleyhisselâm dýþardan içeriyi seyretmiþtir. Sarayýn duvarlarý ona cam gibi olmuþ ve gözünden perde kaldýrýlmýþtýr. Böylece hazret-i Sâre'ye el uzatmaya kalkýþan Firavun'un ellerinin kuruyup, ayaklarýnýn tutmayarak yere yýkýldýðýna þait olmuþtur.
6. Ýbrâhim aleyhisselâmýn bastýðý taþýn üzerinden aðaç bitip yeþermiþtir. Bu istek dîne dâvet ettiði bir beldenin ahâlisinden gelmiþ, duâsý üzerine mûcizeyi göstermiþtir.
7. Ýbrâhim aleyhisselâmýn oturduðu yerden güzel kokular yayýlýrdý. Ayrýlsa bile, senelerce güzel kokusu oradan çýkmazdý. Hazret-i Ýsmâil de babasýnýn evine gelip gittiðini, onun kokusundan anlamýþtý.
Ýbrâhim aleyhisselâmýn dîni: Ýbrâhim aleyhisselâmýn dîni, Hanîf dînidir. Yanlýþ ve sapýk olan þeye hiç dalmadan doðruya yönelen mânâsýnadýr. Ýbrâhim aleyhisselâm, Kaldânî kavminin taptýðý putlara aslâ tapmayýp, onlarý aþaðýlayýp, Allahü teâlâya ibâdet ettiði için, Hanîf denilmiþtir. Ayrýca, kendiside eðrilik bulunmayan dosdoðru olan din mânâsýnda da Hanîf dîni denilmiþtir. Peygamber efendimize peygamberlik bildirilmeden önceki Arablardan birçok kimse Hanîf dînine mensuptu.
Ýbrâhim aleyhisselâma bildirilen Hanîf dîninin esaslarýndan bâzýlarý þunlardýr: Kimse kimsenin günâhýný yüklenmez. Kimse baþkasýnýn günâhýndan sorumlu olmaz. Ýnsanlar âhirette ancak ihlâsla iþlediði sâlih amellerinin ve niyetlerinin faydasýný görürler. Her insanýn hayýr ve þerden ibâret olan ameli kýyâmet gününde mizânýnda görülecektir. Ýnsana çalýþmasýnýn karþýlýðý tam olarak verilecektir.


Teþekkur:
Beðeni: 

Alýntý

Yer imleri